Blog

  • YAZ SICAKLARINDA SERİNLEMENİZİ SAĞLAYACAK KUTUP MANZARALARI

    Şu sıcak yaz günlerinde serinlemek için soğuk bir şeyler içmek, dondurma yemek, duş almak veya balıklama suya atlamak gibi seçenekleriniz olsa da aşağıdaki seçeneğe de sırt çevirmeyin deriz. Buzla, karla kaplı kutupların, bakanı üşüten manzaralarıyla içinizi serinletmeye ne dersiniz?  Bu arada kutuplar hakkında derlediğimiz özet bilgileri de okumayı ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Kutbu’na Arktika adı verilmiştir ve Eski Yunancada “ayı” anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güney Kutbu’nun adı ise anti-Arktika anlamına gelen Antarktika’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Kutbu karayla çevrili deniz iken Güney Kutbu denizle çevrili kara parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Başka bir ifadeyle Kuzey Kutbu donmuş bir okyanusken, Güney Kutbu başlı başına bir kıtadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güney Kutbu, dünya üstünde hiçbir devlete ait olmayan tek yerdir ve üstünde yerleşim bulunmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Kutbu’nda ise düşük de olsa bir yerleşim mevcuttur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güney Kutbu’nun sadece %1’i buzsuzdur ve Kuzey Kutbu’ndan çok daha soğuktur.

  • BELKİ DE İLK KEZ DUYACAĞINIZ ANADOLU MASALLARI

    BELKİ DE İLK KEZ DUYACAĞINIZ ANADOLU MASALLARI

    Bir varmış, bir yokmuş, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; diye başlayan masallarla büyümüşseniz eğer, kimden dinlemiş olursanız olun gerçekten şanslı kişilerdensiniz demektir. Çocuklukta tanışılan hayal ürünü o öyküler genellikle de hiç unutulmaz… Biz de Anadolu masallarından kısa özetler vereceğiz ki sizin de çocuklarınıza anlatacağınız çeşit çeşit masallarınız olsun. İster orijinallerini bulup aslına sadık kalarak anlatın, isterseniz arada olup biten her şeyi kendiniz kurgulayın, orası size kalmış… Ve gökten üç elma düşmüş, biri bu masalları özetleyen Kültür ve Yaşam’a, diğerleri tüm iyi insanlara…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Seni tuz kadar seviyorum baba!”” title_font_size=”13″]

    Bu masalda her şey bir imparatorun üç oğlunu da yanına çağırıp “Beni ne kadar seviyorsunuz?” diye sormasıyla başlıyor. Aldığı cevaplardan “pırlantalar, mücevherler” ile “bal, pasta, kadayıf kadar” cevaplarını çok beğenen imparator küçük oğlunun “tuz kadar” demesine çok sinirleniyor ve şehzadenin hayatı o andan itibaren bambaşka bir hal alıyor. Ama neyse ki sonunda imparator tuzun çok değerli olduğunu anlıyor da masal mutlu sonla bitiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Dalımda büyüyecek elma murat elmasıdır!”” title_font_size=”13″]

    Çocuğu olmadığı için dertlenen padişah, “öyle bir bahçe yaptırmış ki salkım salkım söğüt, elvan elvan çiçek, buram buram koku, aygın baygın ses… Doğrusu görenlerin parmağı ağzında kalmış; padişah da sevinip seyran eylemiş, beğenip bayram eylemiş ama gelgelelim bulduğu, umduğuna değmemiş…” Masal bu ya, sonunda padişahın karısına bu bahçedeki bir elma ağacı seslenmiş: “Dalımda büyüyecek elma murat elmasıdır, ikiniz ondan yiyin ki muradınıza eresiniz.” Padişahın karısı sabredip de ağacın meyve vermesini bekleyince mutlu son gelmekte gecikmemiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Dediklerimi yaparsan hayatın boyunca aç kalmazsın!”” title_font_size=”13″]

    Küçük bahçesindeki armut ağacının meyvelerini yiyerek yaşayan Armudi Bey’in, kurnaz bir tilkinin aklına uyarak çevirdiği işler başına neler getirir neler! İlk zamanlar her şey güzeldir… Tilkinin yalanları sayesinde mühim bir paşayı zengin olduklarına inandırmış, kızıyla da Armudi Bey’i evlendirmişlerdir. Ne var ki tilki ölünce yalanlar daha fazla saklı kalamaz ve bu İstanbul masalı mutlu sonla bitenlerden olmaz. Armudi Bey’in dönüp dolaşıp geldiği yer yine küçük bahçesindeki armut ağacının dibi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Ben dönene kadar bu Yörük oğluyla kızımı evlendirin.”” title_font_size=”13″]

    Çöpçatan birinin kızını bir Yörük oğluna çattığını öğrenen padişah bu kaderin önüne geçmek için her şeyi yapar. Nihayet, birkaç yıl sürecek sefere çıkmadan önce okuma yazma bilmeyen Yörük oğlunun cebine öldürülmesini emreden bir not koyup saraya gönderir. Ne var ki notu ilk bulan kişi Yörük oğlunu görür görmez vurulan padişahın kızı olur ve o notu, “Ben dönene kadar bu oğlanı kızımla evlendirin!” yazısıyla değiştirmekten çekinmez. Padişah seferden döndüğünde ise karşısında el ele duran kızıyla Yörük oğlunu bulur, tabii bir de kızının kucağındaki torununu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Ey Keloğlan, sen memleket için lazım bir adamsın.”” title_font_size=”13″]

    Keloğlan’sız masal serisi olur mu? Bu hikâyede sarayın kayıkçısı olan Keloğlan, padişahın oğluyla istemeye istemeye yer değiştirir. Çünkü padişah, dersler alıp yetişmesi için oğluna hocalar tutar ama derslerden kaçan şehzade kendi elbiselerini Keloğan’a giydirerek hocaların karşısına oturtur. Padişah durumdan haberdar olduğunda ise Keloğlan artık neredeyse bir bilgin olmuştur ve padişahın kızına da ne zamandır tutkundur. Önce çok kızar padişah kızmasına ama sonra “Ey Keloğlan, görüyorum ki sen memleket için lazım bir adamsın. Seni affediyorum. Benden ne dilersin?” deyiverir. Keloğlan’ın ne istediği zaten belli, onlar erer muradına biz çıkalım kerevetine.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“İsimlerimiz de benziyor, gel seninle arkadaş olalım.”” title_font_size=”13″]

    Bu masalda ormanda karşılaşıp arkadaş olan kurnaz Tilki ile az şey bilen Kirpi’nin avlanmak için yola koyuluşu var. Tilki çok şey bildiğini iddia ederek kendine güvenmesini istediği Kirpi’yi ilk avlarında hayal kırıklığına uğratır. Kapana yakalanan Kirpi’nin yalvarışlarına aldırmadan bütün tavukları yer bitirir. Bunun üzerine Kirpi, “Tilki kardeş gel böyle ayrılmayalım, öleceksem de dost olarak öleyim.” diyerek arkadaşını yanına çağırır. Öpmesi için ayağını uzatan Tilki’yi bir hamlede ısıran Kirpi sabaha kadar da bırakmaz. Çiftçi gelip tavuklarını yiyen Tilki’yi ve onu “canı pahasına” yakalayan Kirpi’yi görünce siz söyleyin, kime ceza verir kimi ödüllendirir?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Limon Kız’a âşık olasın da, onu göremeyesin!”” title_font_size=”13″]

    İyi yürekli bir padişahın haylaz oğlu çeşmeden testisine yağ dolduran yaşlı kadınla eğlenmek ister. Nişan alıp ok atarak kadıncağızın testisini kırıverir. Yaşlı kadın hem şaşkın hem öfkeli şehzadeye canıgönülden bir beddua eder: “Limon Kız’a âşık olasın da, onu göremeyesin!” Gel zaman git zaman Limon Kız’ın kim olduğunu merak eden şehzade onu bulmak için yollara düşer… Güzel mi güzel o kız kestiği bir limonun içinden çıkar ama onunla evlenene kadar da başına gelmeyen kalmaz. Neyse ki bu masal da uzun uğraşlar sonunda gelen mutlulukla sona erer.

  • AHTAPOTLARIN AŞIRI İLGİNÇ DÜNYASI

    Ahtapotlar, eğer bilgi sahibi değilsek hakkında ne düşüneceğimizi bilmediğimiz gizemli canlılar gibi görünür. Bunda mitolojik hikâyelerin de payı büyüktür çünkü farklı mitolojilerde ahtapot için genellikle deniz canavarı rolü biçilmiştir. Hâlbuki o kendi halinde yaşayan ama aşırı ilginç özelliklere sahip olan sevimli mi sevimli bir canlı türüdür. Gelin yakından tanıyalım!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kafadan bacaklılar sınıfında gruplandırılan ahtapotların iki gözü bulunur ve ağzı kollarının ortasında yer alır. Sekiz kollu bu ilginç canlılardan boyu 2 cm olan da vardır, Pasifik Okyanusu’nda bulunmak üzere 9 m olan da… Pasifik Okyanusu’nda 270 kg civarında dev ahtapotların varlığı tespit edilmiştir.

     

    Ahtapotların üç tane kalbi vardır. Biri sistemik kalptir ve kan dolaşımını sağlar. Bu canlılar, kanın damarlar içinde kaldığı kapalı dolaşım sistemine sahiptirler. Diğer iki kalp de iki solungaçtan kanın geçmesini sağlayan solungaç kalpleridir. Ahtapotun kanı yeşil-mavi renktedir, sebebi içerisinde demir pigmenti değil bakır pigmenti bulunmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çok hızlı hareket edebilir fakat çabuk yorulurlar. Bu yüzden çoğunlukla da sürünerek hareket ederler. En hızlıdan yavaşa doğru şu hareket biçimleri vardır: Sifonlarından su püskürterek ileri doğru atılma, kafaları önde olacak biçimde yüzme, normal yüzme ve sürünme. Yumuşak bir bedene sahip oldukları için küçük deliklerden sıkışarak geçebilirler.

     

    Kollarını hareket ederken kesinlikle birbirine değdirmezler. Eğer kollarının herhangi bir kısmını kaybedecek olurlarsa vücut yenisini yapılandırır. Kollarında 240, tüm bedeninde ise 2000 civarında vantuz bulunur. Bu vantuzlar sayesinde herhangi bir yüzeye rahatlıkla tutunurlar. Ahtapotların görme yetisi de çok gelişkindir fakat aynı zamanda renk körüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Okyanusun farklı katmanlarında yaşayan ahtapotların omurgasızlar içindeki en zeki canlılardan oldukları düşünülmektedir. 296 milyon yıldır yaşadıkları var sayılan bu canlıların geçmişi dinozorlardan bile önceye uzanır. Ahtapotların 300’den farklı türü bulunur, çok bilinen bir yanlış olarak, kafadan bacaklı olduğu için kalamar da ahtapot türü zannedilir fakat değildir.

     

    Ahtapotların yaşam süresi üremesi ile orantılıdır. Erkek ahtapot çiftleşme sonrasında hızlı bir hücre yaşlanması geçirir ve haftalar içinde ölür. Dişi ahtapot ise yumurtalarının çatlamasını bekler ve sonrasında o da ölür. Bu yüzden bazı ahtapotların yaşam süresi 6 ay da olabilir. Pasifik’te yaşayan çizgili ahtapot ise bir istisnadır ve iki yıllık ömründe birçok kez üreyebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahtapotlar etoburdur. Yengeç, ıstakoz, midye gibi kabuklular veya yumuşakçalarla beslenirler. Isırığı insan için de hayvanlar için de zehirlidir, insanları ölümcül düzeyde etkileyen zehir ise mavi halkalı ahtapotlardadır. Ahtapotlar kendilerini tehlikeye karşı korumak istediklerinde ise kamuflaj özellikleri sayesinde renk değiştirebilir, mürekkep püskürtebilir veya saklanabilirler.

  • ÖRNEKLERİYLE BİRLİKTE GELENEKSEL MİMARİ YAPI TÜRLERİ

    ÖRNEKLERİYLE BİRLİKTE GELENEKSEL MİMARİ YAPI TÜRLERİ

    Kiminin tarihi kökeni Anadolu Selçukluları’na, kiminin Osmanlı’ya kimininki de insanlığın daha eski çağlarına kadar uzanıyor. Bir kısmının modern dünyadaki izdüşümü değişmiş durumda, bir kısmının günümüzde herhangi bir karşılığı bulunmuyor, ama bazıları da misyonunu ve varlığını korumaya hala devam ediyor. Tarihi ve kültürel değeri paha biçilmez olan geleneksel mimari yapı türlerinden 8 tanesini birer örnek eşliğinde karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Aşılması güç kalın duvarlarla çevrili kaleler, özellikle stratejik yerlere askeri amaçlarla inşa edilebildiği gibi, içinde güvenli bir yaşam alanı oluşturmak için yapıldığı da olmuş. Bazen bölgenin coğrafi özellikleriyle bütünleşerek bir kayanın ya da dağın tepesine inşa edilmiş, bazen deniz seviyesinde bir yerleşim yerine, bazen de sularla çevrili bir ada üzerine. Ülkemizin her köşesinde farklı uygarlıklardan kalan heybetli kalelerle karşılaşmak mümkün. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz ise Rize’nin Çamlıhemşin ilçesindeki Fırtına Vadisi’nde konumlanmış, Osmanlı döneminde askeri amaçlarla kullanılmış ve bir Orta Çağ ürünü olan Zil Kale.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Karadaki uzak diyarlara deve, at, katır ve eşeklerle ticari nakliyat yapan kervanların kervan yolu üstünde konaklaması için ilk kez Selçuklu döneminde yapılan mekânlara kervansaray deniyor. Aslında ilk yapılma amaçları askeri savunma imiş fakat sonra kervanların güvenli bir şekilde konaklamasına hizmet etmişler. İpek Yolu gibi ticaret yolları üzerine yapılırken aralarında aşağı yukarı 40 km. mesafe gözetilmiş. Yazlık olanlar avlulu, kışlık olanlar kapalı biçimde inşa edilmiş. Nevşehir sınırları içinde kalan Sarıhan ya da Saruhan Kervansarayı ise 1249’da Selçuklular tarafından yaptırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bedesten genel olarak dikdörtgen biçimde tasarlanmış, kubbelerle örtülü yapılara deniyor. İlk defa 1200’lü yılların başlarında Anadolu’da inşa edildikleri düşünülüyor. Yapılma amaçları değerli malların, kumaşların, mücevherlerin satılabileceği bir alan oluşturmak. Ama yine Anadolu’da karşılaşılan arastalarla karıştırmamak da gerekli. Arasta aynı tür esnafın sıra sıra dizildiği çarşılara denirken, bedestende farklı esnaf ve meslek grupları ticaret yapabilirmiş. Bedestenler şehrin ticaret merkezine yapılan ve etrafında hareketli bir yaşamın olduğu yapılarmış. Günümüzdeki örneklerinden biri ise çoğumuzun yakından bildiği İstanbul Kapalıçarşı’daki İç Bedesten.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çeşme kelimesinin kökeni Farsçada “göz” anlamına gelen “çeşm” sözcüğüne dayanıyor. Su çıkan kaynaklara “göz” dendiği için dış mekânlara yapılan ve insanların su ihtiyacını karşılayan bu mimari yapılara da “çeşme” ismi verilmiş. Geleneklerimizde insanlara su sağlamak en büyük hayır işlerinden biri olarak görülmüş ve İstanbul başta olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanına bazen devlet büyükleri bazen hayırsever insanlar tarafından birçok çeşme yaptırılmış. Bu kültürel ve tarihi hazinelere verilebilecek çok sayıda örnekten biri III. Ahmet tarafından yaptırılan ve aynı adı taşıyan, Topkapı Sarayı’nın giriş kapısı ile Ayasofya arasında bulunan rokoko tarzındaki meydan çeşmesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şadırvan, genellikle bütün camilerin avlusunda bulunan ve insanların abdest alması için yapılmış mimari unsurlardır. Köşegen bir yapı, saçaklarında yer alan musluklar ve bunların karşısına ahşap veya taştan yapılmış oturaklar en belirgin özellikleridir. Bütün bu kısmı içine alacak şekilde yapılmış bir kubbe ve kubbeyi tutan sütunlar da klasik bir şadırvanın özellikleri arasındadır. Aynı zamanda hat sanatının ve mermer işçiliğinin güzel örneklerinin sergilendiği yerlerdir. Şadırvan mimarisinin ender görülen örneklerinden biri fotoğrafta gördüğünüz Bursa’daki Koza Han içinde yer alan Şadırvanlı Camii’dir. Ender olma nedeni ise şadırvanın, sekiz cepheli bir mescidin alt kısmında konumlanmış olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Su depolamak üzere yapılmış üstü kapalı veya açık havuz” anlamına gelen sarnıçlar çok eski çağlarda inşa edilmeye başlanmış. Selçuklu ve Osmanlı döneminde özellikle Konya çevresine çok sayıda sarnıç yapıldığı biliniyor fakat ne yazık ki bunların büyük kısmı bugüne kadar ulaşamamış. Bizans’tan Osmanlı’ya intikal eden İstanbul’daki sarnıçlar ise günümüzde turistik anlamda da en çok rağbet gören tarihi yapılar arasında bulunmakta. Binbirdirek Sarnıcı ya da Yerebatan Sarnıcı en çok bilinen iki tanesi. Nispeten daha küçük olmakla birlikte fotoğrafta gördüğünüz Şerefiye Sarnıcı da örneklerden biridir ve Fatih’te yer alan yapı 2010-2018 yılları arasında restore edilerek ziyarete açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Taş köprüler için yapıldıkları dönemin iletişim araçlarıydı desek yeridir. Arasında çoğunlukla nehir, dere gibi engeller bulunan iki yakayı birbirine bağlamış bu mimari yapılar, böylece o bölgedeki insanların bir araya gelmesini ve birbirleriyle iletişime geçmesini sağlamışlardır. Mimari açıdan oldukça estetik ve görkemli halleriyle Anadolu topraklarına dağılmış onlarca köprü şimdi de geçmişi bugüne bağlamaya devam ediyor. Yukarıda gördüğünüz, 193 metre uzunluğundaki sekiz tonoz kemerli taş köprü, Elazığ’ın tarihi ilçesi Palu’da Murat Nehri’nin üstüne bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kümbetler, Anadolu Selçukluları döneminde genellikle devlet büyükleri ve din adamları için yapılmış anıtmezarlardır. Gövdesi silindir, çatısı koni şeklinde inşa edilmiş bu mimari yapıların dış cephelerinde taş işçiliğinin özel örneklerini görmek de mümkündür. Bitlis’in Ahlat ilçesindeki Ulu Kümbet 13. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen oldukça eski ve önemli kümbetlerden biridir. Rivayete göre aslında buraya bir usta ve çırağı tarafından iki kümbet yapılmış fakat ustanın yaptığı yıkılmış çırağın yaptığı sağlam kalmış. Bu nedenle yapının bilinen diğer adı Usta-Şakirt Kümbeti’dir.

  • DUT YAPRAĞI AÇTI SOYUN, DÖKTÜ GİYİN

    Anadolu’ya 12. yüzyılda gelen ve yüzyıllardır topraklarımızda yetişen dut, dört başı mamur meyvelerden biridir. Lezzet desen lezzet, şifa desen şifa, ağacı desen sıcak yaz aylarında tam bir gölgelik. Ne var ki olgunlaşan dutları toplamak biraz zahmetli. Daha doğrusu tek tek toplamaya kalkarsanız altından kalkamayacağınız bir iş. Nedeni de çabucacık ezilip zarar gören bir meyve olması. Atalarımız çareyi ağacın altına temiz büyük bir bez germek suretiyle dalları silkelemekte bulmuş. Oldukça akıllıca olan bu yöntemde daha çok meyve toplanırken daha az meyve ziyan oluyor. Ve yine atalarımız şöyle demiş: Dut yaprağı açtı, soyun; döktü giyin. Bir taraftan da mevsim habercisi olan bu meyveyi yaz girerken bol bol yemeyi ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BİLMECE BULMACA! ŞARKI İSİMLERİ EMOJİLERLE ANLATILIRSA!

    17 Temmuz tarihi dünyada her yıl Emoji Günü olarak kutlanıyor. Elbette hayatımıza renk ve eğlence kattıklarını, yazarak söyleyemediklerimizi farklı biçimlerde ifade etmemize olanak sağladıklarını inkâr edemeyiz. Hatta o kadar işlevseller ki yeri gelince aşağıdaki gibi bir bulmacanın da aracı olabiliyorlar. Bakalım seçtiğimiz emojilerin hangi şarkıları anlattığını bulabilecek misiniz? Çok sıkışırsanız görselin altındaki ipuçlarından faydalanabilirsiniz. Cevaplar ise sayfanın en altında. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zihinlere Melike Demirağ’ın sesiyle kazınmıştır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sezen Aksu’nun 1990’ların başında çıkan hit şarkısı…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Barış Manço’nun en hareketli rock şarkılarından biri…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1991 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil eden şarkı…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Özhan, Emel Sayın gibi şarkıcılar tarafından seslendirilmiştir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=” “En güzel o çağım hani / Deli dolu sevdik ikimiz” diye sözleri olan şarkı…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ülkemizin megastarı denince akla ilk gelen şarkılardandır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cevaplar:” title_font_size=”13″]
    1. Arkadaş
    2. Gülümse
    3. Kara Sevda
    4. İki Dakika
    5. Bak Yeşil Yeşil
    6. Dünya Tatlısı
    7. Kuzu Kuzu
  • Barış Manço ile Az Gittik Uz Gittik Dere Tepe Düz Gittik

    Barış Manço ile Az Gittik Uz Gittik Dere Tepe Düz Gittik

    Gerçekte gitmediğimiz yerlerden gidip görmüşçesine haberdar olduysak biraz da onun sayesinde. Onun öğrendiklerini paylaşmayı, gördüklerini anlatmayı seven, hevesli, heyecanlı tutumu sayesinde. 1980’lerin ortalarında başlayan televizyon programı Dönence Dünya Turu’nda kendisine bazen Barış Çelebi demesi boşuna değildi. Bizi NASA’dan tutun da Afrika ormanlarına kadar nerelere götürmedi ki… Hem o günleri yâd edelim, hem onun kendine özgü hal hareketlerini gözümüzde canlandıralım diye programlarından minik alıntılar yaptık. Haydi, buyurun tekrar Barış Abi’yle dünya turuna…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atsız kovboy olur mu?” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Masanın üstünde kovboy çizmeleri, kemeri, hemen yanındaki ayaklı vestiyerde asılı bir şerif kıyafeti. Barış Abi “Arife tarif ne gerek! Teksas’a gidelim ama sessiz sakin taraflarından, Dallas’tan başlayalım dedik” diye yapıyor anonsu ve hemen ekliyor: “Dallas’ın ne kadar sakin olduğunu da J.R.’a sormalı o da ayrı konu!”

    Bize Dallas’ı henüz 1988’de karış karış gezdirirken, Las Colinas’taki Koşan Atlar heykelinin önünde durup anlattıkları o güne kadar kanıksadığımız bir bilgiyi 30 saniye içinde ters yüz ediveriyor:

    “Amerika deyince, Teksas deyince, hele hele kovboy deyince aklımıza hemen onların ayrılmaz parçası at geliyor ve sanıyoruz ki at Teksas’ın bir simgesi. Büyük yanılgı çünkü Amerika’da at yok! At ilk defa İspanyol denizcileri tarafından Avrupa’dan Amerika’ya getirilmiş.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Japonya’daki kardeş kent…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Hep birlikte Barış Manço ile Japonya’nın Sagae kentine gittiğimizde yerli halk onu bir ağızdan söylediği Kara Sevda şarkısıyla karşılıyor. O dönem ekran başındaki bizler için bu görüntü gayet doğal çünkü biliyoruz ki Barış Abi Japonya’da çok seviliyor. Sagae’nın Giresun’la kardeş kentler olduğunu ve nedenini öğrenebileceğimiz yegâne insan olarak da başlıyor anlatmaya:

    “Sagae kirazlarıyla ünlü. Kiraz batı dillerinde cherry diye bilinir ve Latince cerasus (kerasus diye okunuyor) kökünden gelir. Kerasusun yetiştiği yere de kerasun denmiş. İşte o kerasun neye benziyor neye benziyor, tabii ki Giresun’a. Kiraz, kerasun, Giresun ve Sagae.”

    Bu bilgiyi Sagae Cherry Land’deki Türk Evi’nde verirken devam ediyor: “Sagae yetkilileri kirazın kendilerine ilk kez Giresun’dan geldiğini tarihi gerçeklere dayanarak tespit etmişler ve Türkiye’den ilgililere bildirmişler ‘Biz kirazı sizinle, özellikle Giresunlularla tanıdık’ diye. Ve o günden sonra aramızda güçlü bir dostluk başlamış.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karış karış Hollywood sokakları…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    “Dünyada on tane Hollywood yok, Hollywood’da da on tane Hollywood Bulvarı yok. İşte o dünyaca ünlü anlı şanlı Hollywood Bulvarı burası. Bu bulvarın özelliği ne? Bakın sağlı sollu her iki kaldırımda kilometreler boyu birer metre aralıklarla yere yıldız çakılmış. O yıldızın üzerinde ünlü bir sinema oyuncusunun bir yapımcının ya da bir müzik sanatçısının ismi kazılı.”

    Hollywood’u karış karış gezen Barış Abi ekran başındaki bizleri de bu gezintiden mahrum bırakmak istemez, görüp duyduklarını illa ki ekran başındaki bizlerle de paylaşmak isterdi. Ama bazen yorgunluktan sitem ettiği de olurdu:

    “Hollywood Bulvarı’nda şu an benim önünde durduğum binanın kapı numarası 6925. Yeter! Yeter şiştim. Yani tamam sizi çok seviyorum ama duydum ki bir bu kadar daha varmış, burada duralım dedim. 6925 kapı numaralı binanın özelliği de şu: Orası dünyaca ünlü Çin Tiyatrosu, Chinese Theatre. Burada daha da önemli bir detay var, ünlü yıldızların ayak izleri, el izleri ve imzaları yere kazınmış durumda. Şimdi önce Çin Tiyatrosu’nu göreceğiz sonra teker teker el izlerine, imzalarına bakacağız.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkmen telpağıyla İpek Yolu’nda…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Gittiği yerlerin yerel dilini konuşmaya yerel kıyafetlerini giymeye önem veren Barış Abi bir keresinde de Türkmenistan’ın Merv kentinde başına geçirdiği telpakla çıkmıştı karşımıza: “Evet şimdi de sizlere tarihi İpek Yolu’nun öyküsünü anlatacağım. Biraz da o yılların havasına girmek için gördüğünüz gibi bu telpağı giydim. Sakın ha Kafkas kalpağına benziyor demeyin kan çıkar. Kafkas kalpağı başka Türkmen telpağı başka.”

    Gittiği yerleri göstermekle kalmayıp bir öğretmen edasıyla tane tane anlatmayı görev bilirdi, daha doğrusu bu onun yapmayı bizim de izlemeyi en çok sevdiğimiz bölümdü:

    “Merv kenti aslında tarihi İpek Yolu’nun konak noktalarından bir tanesi. Tıpkı Buhara, Semerkant gibi. Tüccarlar burada konaklarlar, mallarını değiştirirler, satarlar, kârlarını yaparlar ve kendi ülkelerine dönerlerdi. Çünkü zannedildiği gibi bir mal örneğin ipek, örneğin vernik, örneğin boya Çin’den yola çıktıktan sonra tek bir seferde Avrupa’ya ulaşmazdı. Yolda durak yerlerinde el değiştirir, tüccarlar kârlarını yapar ve bir mal bazen Çin’den yola çıkıp Avrupa’ya ulaşıncaya kadar değerinin beş-altı katına ulaşırdı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geldim, gördüm, yendim demek için Bremen…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Bazen de gündemle bağlantılı olarak yapardı gezilerini… Yine o gezilerden birinin nedenini bakın nasıl anlatıyor açılış anonsunda: “Sırada dere tepe Türkiye ve komşu kapısı Avrupa var. Bu hafta görüntülerimiz hem yurt içinden hem yurt dışından, sebebi gayet basit. Son haftalarda Avrupa trafiği biraz hızlandı da ondan. İşte sebep burada. Çarşamba günü dananın kuyruğu kopuyor. Çarşamba günü Galatasaray Monaco ile Köln’de karşılaşırken Avrupa’nın üç kentinde üç büyük maç daha var. Onlardan bir tanesi Bremen-Milan maçı. Olur da Bremen galip gelirse ve günün birinde Galatasaray Bremen’le eşleşirse hani ola ki diyelim. Bremen’e gidecek sporseverler orada yabancılık çekmesin diye düşündük. Çünkü top yuvarlaktır, maç 90 dakikadır ve iki tane kural vardır. Bu kurallar gereği programın yarısını Bremen’e ayırdık.”

    Ve programın yarısında Türk izleyicisine Bremen’i gitse yabancılık çekmeyecek kadar anlattıktan sonra diğer yarısına, yani Adana’ya geçiyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ben de Elmas Tepesi’ne tırmandım!” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    “Honolulu’nun dünyaca ünlü bir Elmas Tepesi var orayı duymuş olabilirsiniz. Bir tepe ki oraya bir çıkan pişman bir de çıkmayan. Üstelik Elmas Tepesi’ne çıkanlara bir de tişört veriyorlar, ‘Ben Elmas Tepesi’ne tırmandım’ diye. Ben de tabii ki tırmandım ve bu tişörtü aldım. Şimdi de sizi Elmas Tepesi’ne tırmanmaya çağırıyorum, hadi bakalım tabana kuvvet.”

    İzleyicileri olarak o tişörtten birer tane alamadık belki ama evet, Hawaii adalarının başkenti Honululu’daki Elmas Tepesi’ne, orijinal adıyla Diamond Head’e Barış Manço’yla birlikte biz de tırmandık. Hatta onun yorgunluktan söylenen sesi hala kulaklarımızda:

    “Evet neymiş… Tabanvay, vay ki ne vay. Türküsü bile var… Emmim atlı/ Dayım yayan / Dayan dizlerim dayan. Ve şu anda gördüğünüz gibi keçi yollarından çıkarak tepeye ulaşıyorum.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Masai kabilesine selam olsun…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Kenya civarına gittiğimizde ise bizi bir sürpriz bekliyordu, en iyisi yine Barış Abi anlatsın: “Birazdan Klimanjaro eteklerinde bir safari yapacağız ve ünlü Masai kabilesine konuk olacağız. Biliyorsunuz Masaililerin değil filmleri bir tek kare fotoğraflarının çekilmesi bile mümkün değil. Sebebi gayet basit. Yıllar yılı film yapımcıları, reklamcılar, avcılar, turistler, safariye gelenler, ilgili ilgisiz herkes Masaililerin ananelerini, gelenek ve göreneklerine dönük yaşamlarını kendi ülkelerine gidince yanlış aksettirmişler. Ve bu gururlu insanlar da kapılarını yabancılara kapatmışlar. Ancak tatlı dilin açamayacağı kapı yok.”

    Barış Abi’nin insancıl ve doğal sunumu gittiği her yerde kendini gösterirdi ki burada da göstermiş, Masai kabilesi onu misafirperverlikle karşılamıştı. Yaptığı küçük çekim Kenya televizyonlarında yayınlanacağı için yerlilerin diliyle selam göndermeyi de ihmal etmemişti.

  • YAŞAM YOLCULUĞUMUZA EŞLİK ETMİŞ UNUTULMAZ ŞARKILAR

    Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Zeki Müren, Barış Manço, Emel Sayın, Gönül Yazar ve daha nicesinin sesinden dinlediğimiz öyle şarkılar var ki hayatımızın çok özel anlarına eşlik etmiş, o anki hüznümüzü veya coşkumuzu daha da derinleştirmiştir. Aşağıdaki şarkı sözlerini okurken o günlere gitmeniz an meselesi, hatta sözleri okumaya başlar başlamaz müziğinin de zihninizde canlanacağına eminiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Dünyanın En Prestijli Ödülü Nobel Hakkında

    Dünyanın En Prestijli Ödülü Nobel Hakkında

    “Nobel” sözcüğü artık günlük konuşmalarımızın bile içinde. “Şu işi yap sana Nobel vereceğim?”, “Sen bu gidişle Nobel alırsın.” gibi… İşin şakası bir tarafa, verildiği kişiyi ve ülkeyi dünya tarihine geçiren ödüllerin başında Nobel geliyor. Biz de bu listemizde Nobel Ödülleri ne zamandan beri, neden veriliyor gibi soruların cevabına yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    nobel ödülleri

    Nobel Ödülleri, 1896 yılında hayatını kaybeden kimyager ve mühendis Alfred Nobel’in anısına ve onun vasiyeti üzerine verilmeye başlandı. Adına “Barış” ödülleri verilen İsveçli mucidin neyi icat ettiğini merak edenler için de şaşırtıcı bilgiyi hemen söyleyelim: dinamiti! Alfred Nobel vasiyetnamesinde bir vakıf kurulmasını ve insanlığa hizmet edenlerin ödüllendirilmesini istemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Nobel Ödülleri 1968 yılına kadar beş ayrı alanda önemli başarı gösteren kişilere verildi. Bunlar; Fizik, Kimya, Fizyoloji veya Tıp, Edebiyat ve Barış. 1968’de listeye eklenen ve ilk kez 1969 yılında verilen ödül ise “Ekonomi” alanı oldu. Nobel’de her ödülün gideceği kişi veya kişiler farklı komiteler tarafından belirlenmekte. Ödüllerin hangi kriterlere göre verildiği ise zaman zaman tartışma konusu olabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    nobel ödülleri

    Nobel kazanan kişiye bir madalya, bir diploma ve zamana göre değişen para ödülü veriliyor. Madalyaların ön ve arka yüzleri verildiği alana göre farklı tasarımlar içerirken davetiyelerin her biri sanat eseri niteliğinde. Farklı sanatçılar tarafından tasarlanan davetiyelerde, ödülün kime, hangi alanda ve neden verildiğini ifade eden kalıp bir cümle yazıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nobel Ödül Töreni 1901 yılından bu yana her yıl Aralık ayının 10’unda veriliyor. Bu tarih aynı zamanda Alfred Nobel’in ölüm tarihi. İsveç’in başkenti Stockholm’de Konsert Huset yani Konser Evi’nde yapılan görkemli törene büyük bir nizam içinde yapılan ödül takdimleri, konuşmalar ve İsveç Kraliyet Ailesi başta olmak üzere önemli simaların katılımları damga vuruyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şimdiye kadar en çok Nobel verilen ülkelere baktığımızda ilk sıranın ABD’de olduğunu görüyoruz ve bu sıra İngiltere, Almanya, Fransa, İsveç şeklinde devam ediyor. Türkiye ise iki isimle Nobel tarihine adını yazdırdı. 2006 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Orhan Pamuk ve 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü alan Aziz Sancar’dı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    nobel ödülleri

    İsimlerin açıklanmasından ödül törenine, yapılan konuşmalardan verilen ziyafete Nobel Ödülleri bütün dünyada ilgi uyandırmayı başarmıştır. Hatta ödüllerini alanlar kadar almayanlarla da ses getirmiştir. Baskılar nedeniyle ödüllerini almayanlar bir yana Jean-Paul Sartre 1964 Edebiyat Ödülü’nü, Lê Ðức Thọ 1973 Barış Ödülü’nü kendi inisiyatifleriyle almayı reddetmişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Nobel Ödülü alan ilk kadın kimdi? Peki iki kere Nobel kazanan isim hangisiydi? Bu soruların cevabı tek isimde birleşiyor: Polonyalı bilim insanı Marie Curie. Kendisi, 1903 yılında Fizik Ödülü’nü alarak Nobel alan ilk kadın; 1911 yılında aldığı Kimya Ödülü’yle de iki kez Nobel alan kişi olarak kayıtlara geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Nobel Ödülleriyle ilgili ilginç bilgiler bitmez… Örneğin İngiliz politikacı Winston Churchill’in Nobel Ödülü aldığını kaçımız biliyordu? Ve hangi dalda diye sorsak cevabınız ne olurdu? Şaşırtıcı ama Churchill 1953 yılındaki Edebiyat Ödülü’nü kazanmış. Ödül kendisine, kaleme aldığı anılarında tarihi ve biyografik açıklamalarındaki ustalığı için verilmiş.

  • Evliya Çelebi’nin İzinde 10 Şehirlik Tatil Rotası

    Evliya Çelebi’nin İzinde 10 Şehirlik Tatil Rotası

    Kültürümüzün gelmiş geçmiş en büyük âlimlerinden biri olan Evliya Çelebi’nin 1611 yılında doğduğu düşünülmektedir. İyi bir aileden gelen ve eğitimli bir genç olan Evliya Çelebi, Saray’da yüksek kademelere gelebilecekken bir gezgin olmayı tercih eder ve hayatı boyunca devam edecek olan gezilerine genç yaşta başlar. Gezileri sırasında günümüzde birçok dile çevrilmiş olan 10 ciltlik eseri Seyahatnâme’yi yazar. İstanbul’dan Van’a, Kırım’dan Kahire’ye gezdiği diyarları bu büyük eserde toplar. Seyahatnâme’nin özelliği, Evliya Çelebi’nin gezdiği yerin kültürel değerlerini, halkının yaşayışını, coğrafyasını, iklimini tüm açılarıyla ve çok sade bir dille okuyucuya aktarmasıdır. Güzeller güzeli ülkemizi bir de gelmiş geçmiş en büyük gezginin izinde keşfetmek için 10 maddelik listemize buyurun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sinop” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en kuzey noktasını oluşturan ve bir yarımada olan Sinop, plajları ve yaylaları ile yaz mevsimi için ideal bir tatil yeridir. Kültür turizmi açısından da önemli bir merkez olan Sinop’ta, Sinop Kalesi ve Sinop Müzesi gezilecek yerlerin başında gelir. Erfelek Şelaleleri ise her göreni büyüler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bolu” title_font_size=”13″]
    göynük evleri, mudurnu evleri, gerede asar kalesi, orta hamam

    Göynük evleri, Mudurnu evleri, Gerede Asar Kalesi, Orta Hamam, Süleyman Paşa Hamamı, Bolu’nun görülmesi gereken yerleri arasında bulunur. Yedigöller Milli Parkı ve Abant Gölü Tabiat Parkı doğada olmayı sevenler için Bolu’yu eşsiz kılar. Diğer yandan Bolu sınırları içinde bulunan Kartalkaya kış sporları için mükemmel bir adrestir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kütahya ” title_font_size=”13″]
    murat dağı, porsuk barajı, gölcük yaylası

    Murat Dağı, Porsuk Barajı, Gölcük Yaylası tertemiz havaları ve yemyeşil bitki örtüleriyle doğada zaman geçirmek, piknik yapmak için harika yerlerdir. Kütahya’nın sembolü olan porselen ve çiniler, kaplıcalar, şifalı sular bu şehri ziyaret etmek için birçok sebep sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Manisa” title_font_size=”13″]
    spil dağı, ağlayan kaya

    Manisa ziyaretinizde Spil Dağı Milli Parkı’nı ziyaret ederek burada yetişen yaban atlarını görebilirsiniz. Şehrin görülmesi gereken yerlerinden biri olan Ağlayan Kaya ise acıklı mitolojik öyküsüyle dikkat çeker. Sardes Antik Kentine giderek, parayı bulan Lidyalıların başkentini görebilir, ziyaretinizi denk getirebilirseniz Mesir Macunu Festivali’ne katılabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Erzurum” title_font_size=”13″]
    palandöken kayak merkezi,

    Kış aylarında Palandöken’deki kayak merkezinde sporun tadını çıkarabilir, Tortum Şelalesi’nin etkileyici manzarasının karşısında piknik yapabilir, Çifte Minareli Medrese gibi eserleri ziyaret edebilirsiniz. Erzurum geziniz sırasında, şehrin simgesi olan Oltu taşından tespihleri, aksesuarları keşfetmeyi de unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gaziantep” title_font_size=”13″]
    baklava, zeugma

    Gaziantep’e hangi mevsimde giderseniz gidin lezzetli kebapları, baklavaları, katmerleri yemeden dönmeyin. Dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Zeugma Müzesi’ni ziyaret etmek, Zincirli Bedesten’den alışveriş yapmak da bu güzel şehre özel etkinlikler arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarsus” title_font_size=”13″]
    tarsus şelalesi, şahmeran hamamı, yedi uyurlar mağarası

    Adana ile Mersin arasında yer alan Tarsus, çok eski bir yerleşim yeridir. Efsanevi İpek Yolu’nun duraklarından biri olan bu şehirde görülecek birçok tarihi yer bulunur. 12.yüzyıldan kalan St. Paul kilisesi, 15 metre yüksekliğindeki Tarsus Şelalesi, Şahmeran Hamamı ve Yedi Uyurlar Mağarası’nı gezerek güzel bir kültür gezisi gerçekleştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tokat” title_font_size=”13″]
    ballıca mağarası

    Orta Karadeniz’in merkezlerinden biri olan Tokat oldukça eski bir yerleşim yeridir. Tokat gezinizde, oluşumu tam 3.5 milyon yıla yayılan Ballıca Mağarası’nı kesinlikle görmeniz önerilir. Roma döneminden kalma bir antik şehir olan Sulusaray, Tokat’ı ziyaret etmek için başlı başına bir sebeptir. Ayrıca Kaz Gölü’nün kenarında doğanın tadını çıkarıp değişik kuş türlerini yerinde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Isparta” title_font_size=”13″]
    eğirdir

    Göller Bölgesi’nde yer alan Isparta, doğa meraklıları için harika bir tatil beldesidir. Eğirdir Gölü çevresinde yamaç paraşütü yapabilir, Kovada Gölü Milli Parkı’nda tabiatın tadını çıkarabilir, Kelebek Vadisi’nin manzarasına bakarak hayallere dalabilirsiniz. Isparta’ya kadar gitmişken ünlü gül bahçelerini gezmeyi de unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Silifke” title_font_size=”13″]
    uzuncaburç, olba, şeytan deresi kanyonu

    Mersin sınırları içinde bulunan Silifke, birçok antik kente ev sahipliği yapar. Helenistik çağdan kalan Uzuncaburç ve Olba Antik Kenti, Şeytan Deresi Kanyonu’nda bulunan, M.Ö. 1. yüzyılda yapıldığı düşünülen taş kabartmaları Adam Kayalar, Silifke’nin görülmesi gereken yerleri arasındadır. Susanoğlu gibi plajlar da deniz turizmi açısından oldukça çekicidir.