Kategori: Yemek/Beslenme

  • MANTARLI LAZANYA TARİFİ

    İtalyan mutfağının popüler lezzetlerinden olan lazanyanın pek çok çeşidi bulunuyor. Pişirme yöntemi aynı olsa da sebzeli, etli, deniz ürünlü olarak farklılaşan lazanyayı mineral zengini mantarla denemediyseniz bu tarif tam size göre. Malzemeleri ve püf noktaları ile lezzetli mantarlı lazanya tarifinin detayları yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • DÜNYANIN LEZZETİNİ ARTIRAN SOSLAR

    Ait oldukları ülkelerden çıkıp dünyaya yayılan ya da anonim olup dünyaca sevilip kullanılan soslar, yemeklerin ve damakların tadına tat katmayı sürdürüyor. O soslardan bazılarını aşağıda görebilirsiniz. Kimileri damak tadınızla uyumsuz gibi gelse de denemeden karar vermemekte fayda var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en popüler ortak lezzetlerinden olan ketçabın günümüzdeki hammaddesi domates. Hâlbuki ilk zamanlarda hamsi ketçabı, ceviz ketçabı, istiridye ketçabı gibi çeşitleri varmış, sonraları mantar ketçabı çıkmış. Hâlâ farklı ülkelerde farklı hammaddelerle kullanılabilen ketçap, domates içeriğiyle ülkemizde en çok hamburger, patates kızarması, ızgara et, köfte, makarna yanında kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Meze ve salataların içinde kullanılabilen, patates kızartması, köfte, tavuk gibi yiyeceklere eşlik eden mayonez, Fransa’da kullanılan ve içinde sarımsak da olan “aioli bo” isimli eski bir sostan türetilmiş. Adını da İspanya Minorka’daki Mahon limanından aldığı söylenmekte. Mayonez, çiğ yumurta sarısının bitkisel sıvı yağ ile çırpılıp tuz, limon, sirke eklenmesiyle elde ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hamburger ve sandviçlerde, sebze yemeklerinde, patatesli tariflerde kullanılabilen hardal sos özellikle kırmızı ve beyaz et yemeklerine olan uyumuyla biliniyor. Ana maddesi hardal bitkisinin tohumları olmakla birlikte içinde limon, sirke, tuz ve bazen zerdeçal barındırabiliyor. Şayet hardal tozu su ile karıştırılarak yapılmışsa İngiliz hardalı, sirke ile karıştırılmışsa continental hardal ismiyle adlandırılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Salatadan bifteğe, makarnadan sandviçe çok fazla kullanım alanı olan ranch sosun anavatanı Amerika’dır. Cipslerin yanında dip sos olarak da rağbet gören ranch, içinde çok sayıda malzeme bulunduran zengin bir sostur. İçeriği genel olarak yayık altı denilen süt ürünü, maydanoz dereotu gibi otlar, hardal tozu karabiber gibi baharatlar, soğan, sarımsak, mayonez, tuzdan oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Japon mutfağının ünlü yemeği suşi yanında kullanılan ve bu sayede dünyada da ünlenen wasabi aslında bir çeşit Japon turbu. Özgün acı bir tadı olan, makarna, pilav gibi yemeklerde de kullanılabilen lezzetin orijinal hali havuca benzeyen bir kök şeklindedir ve rendelenerek kullanılır. Ne var ki bu bitki büyük miktarlarda yetişmediği için marketlerde satılan wasabi sosların içinde gerçek wasabi bitkisi olup olmadığı tartışma konusudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Doğu ve Güneydoğu Asya’nın en çok kullandığı soslardan olan soya sosu, haşlanmış soya fasulyesi, kavrulmuş tahıllar, su ve tuz ihtiva eden fermente bir sostur. Salataların içinde, sebze yemeklerinin pişirme aşamasında, makarna için hazırlanan sos tariflerinde kullanılan soya sosu en çok tavuk yemeklerine yakışır ve özellikle tavuk marine etmede kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzak Doğu’dan çıkıp dünyaya yayılan soslardan biri de tatlı ekşi sostur. Tavuk yemeklerinin, patates kızartmasının uyumlu eşlikçilerinden olan sosun muhteviyatı, adının neden tatlı ekşi olduğunu anlamaya yetiyor… Çünkü buğday nişastası, ananas suyu, pirinç sirkesi, şeker, ketçap, soya sosu gibi malzemeler bir arada tatlı ekşi sos yapımında kullanılıyor.

  • HAZIRLAMASI KOLAY SOĞUK KAHVE TARİFLERİ

    Sıcaklar iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlamışken, siz de sıcak kahve yerine serinletici bir içecek arayanlardan mısınız? Mesela, klasik bir buzlu filtre kahve mi tercih edersiniz, yoksa vanilyalı ve hafif tatlı bir lezzet mi daha çok size hitap eder? Peki, hiç evde kendi soğuk kahvenizi hazırlamayı denediniz mi? Belki de bu yaz, yeni tatlar keşfetmenin tam zamanıdır! Şimdi sizi, evde kolayca hazırlayabileceğiniz ve içinizi ferahlatacak enfes kahve tarifleriyle baş başa bırakıyoruz. Hazırsanız buzdolabından buzları çıkarın; çünkü yazın en keyifli kahve tariflerine geçiyoruz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Iced Latte (Soğuk Latte) Tarifi” title_font_size=”13″]

    Soğuk kahveler arasında sade ama lezzetiyle etkileyici bir yeri olan iced latte, “Dışarıdan almak yerine evde kendim yapayım!” diyenler için çok uygun bir tarif. Kahvenin yoğunluğu ile sütün yumuşaklığı bir araya geliyor ve ortaya serinleten bir keyif çıkıyor.

    Malzemeler:

    • 2 tatlı kaşığı granül kahve
    • Yarım çay bardağı sıcak su
    • 2 çay kaşığı şeker (damak zevkinize göre azaltabilir ya da artırabilirsiniz)
    • 10 küp buz
    • 2 su bardağı soğuk süt

    Nasıl yapılır?

    Granül kahveyi bir bardağa alın, üzerine şekeri ve sıcak suyu ekleyin. İyice karıştırarak kahvenin tamamen çözünmesini sağlayın. Karışımı soğutup servis bardağına aktarın. Üzerine soğuk sütü ekleyin ve karıştırın. Son olarak buz küplerini ilave edin. Dilerseniz bir pipetle ya da cam bir kavanozda sunum yaparak kahvenizin görünümüne şıklık katabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buzlu Sütlü Filtre Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Filtre kahve seviyorsanız ama sıcak havalarda daha hafif ve serinletici bir alternatif arıyorsanız, işte tam size göre bir öneri!

    Malzemeler:

    • 1 su bardağı soğuk süt
    • 6-7 adet kahveli buz küpü (önceden hazırlanmış)

    Nasıl yapılır?

    Filtre kahvenizi demledikten sonra oda sıcaklığına gelmesini bekleyin. Kahveyi buz kalıplarına dökün ve dondurucuda tamamen donana kadar bekletin. Kahve içmek istediğinizde bir bardağa dilediğiniz miktarda kahveli buz küpü ekleyin. Üzerine soğuk sütü ilave edin ve karıştırın. İşte bu kadar! Ferah ve zahmetsiz bir buzlu kahve keyfi sizi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vanilyalı Buzlu Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Kahvenin o güzel kokusuna bir de vanilya aroması eklendiğinde, ortaya hem serinletici hem de tatlı bir yaz içeceği çıkıyor. Sade kahve içemeyenler ya da kahvesinde biraz yumuşaklık arayanlar: Bu tarif tam size göre!

    Malzemeler:

    • 200 ml soğuk kahve
    • 400 ml soğuk süt
    • Yarım tatlı kaşığı vanilya özütü
    • Dilediğiniz kadar şeker (isteğe bağlı)
    • Bol buz
    • 1 top vanilyalı ya da karamelli dondurma (isteğe bağlı)

    Nasıl yapılır?

    Soğuk kahve, süt ve vanilya özütünü geniş bir sürahiye alıp güzelce karıştırın. Arzu ederseniz bu aşamada şeker ekleyebilirsiniz. Karışımı bardağa alın, üzerine buz ekleyin. Daha tatlı ve kremamsı bir lezzet için bir top vanilyalı ya da karamelli dondurmayla son dokunuşu yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kakaolu & Çikolatalı Soğuk Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Granül kahve kullanmayı seviyor ama biraz daha özel bir tat mı arıyorsunuz? İşte hem ferah hem de çikolata dokunuşuyla tatlı gibi içilebilecek bir soğuk kahve tarifi!

    Malzemeler:

    • 2 tatlı kaşığı granül kahve
    • 1 su bardağı sıcak su
    • 1 tatlı kaşığı kakao
    • 1 su bardağı soğuk süt
    • 1 yemek kaşığı çikolata kreması (sürülebilir türden)

    Nasıl yapılır?

    Granül kahveyi sıcak suda çözdürün. Hazırladığınız kahveyi buz kalıplarına döküp dondurucuda en az 2 saat bekletin. Kahveli buz küplerinin yarısını sütle birlikte blendera alın ve karıştırın. Servis bardağının içine dilerseniz biraz çikolata kreması sürün ya da bir tatlı kaşığı kadar koyun. Blenderdaki karışımın yarısını bardağa dökün. Kalan karışıma kakao ekleyip tekrar blenderda çekin ve bu karışımı da bardağa ekleyin. Son olarak kalan kahveli buz küplerini üzerine ekleyin. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tiramisulu Soğuk Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    “Tatlı mı yesem yoksa kahve mi içsem?” diye düşündüğünüz anlarda, her ikisine birden cevap olacak bir tarif bu. Tiramisu lezzetini buz gibi bir kahveyle buluşturuyoruz. Dondurma, labne ve Türk kahvesiyle hazırlanan bu tarif hem pratik hem de çok lezzetli.

    Malzemeler:

    • 200 ml soğuk süt
    • 1 tatlı kaşığı Türk kahvesi (pişirilmeden, toz hâlinde kullanılacak)
    • 1 top vanilyalı dondurma
    • 1 yemek kaşığı labne peyniri

    Nasıl yapılır?

    Tüm malzemeleri blendera alın ve pürüzsüz bir kıvam elde edene kadar karıştırın. Karışımı bardağa aktarın. Üzerini dilediğiniz gibi süsleyebilirsiniz: Kakao serpebilir ya da minik bisküvilerle sunumu zenginleştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buzlu Americano Tarifi” title_font_size=”13″]

    Kahveyi sert sevenler burada mı? Bazen bir yudumla gözleri açan o yoğun lezzeti soğuk hâliyle içmek ister misiniz? İşte size sade ama etkili bir tarif: Buzlu Americano. Tatlandırıcı eklemeden, kahvenin saf aromasını hissetmek isteyenler için harika bir seçenek. Üstelik hazırlaması da son derece pratik!

    Malzemeler:

    • Tek ölçek espresso (yaklaşık 7-8 gram ince öğütülmüş kahve veya iki tatlı kaşığı granül kahve ile hazırlanmış yoğun kahve)
    • Yarım su bardağı soğuk su
    • Buz küpleri

    Nasıl yapılır?

    Kahvenizi hazırlayın. Espresso makineniz varsa espresso ile yoksa granül kahveyle yoğun bir kahve demleyin. Kahveyi oda sıcaklığında biraz bekletip ılıklaştırın. Ardından üzerine soğuk suyu ekleyin ve karıştırın. Son olarak bol buz ilave edin. İşte bu kadar!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Naneli Buzlu Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Kahvenize biraz serinlik, biraz da sıra dışı bir dokunuş katmak ister misiniz? Nane aromasıyla ferahlatan bu buzlu kahve, klasik tatlardan uzaklaşıp farklı bir şeyler denemek isteyenler için çok uygun.

    Malzemeler:

    • 300 ml soğuk kahve
    • 2 yemek kaşığı nane şurubu (veya 4-5 dal taze nane)
    • Bol buz
    • 1 tatlı kaşığı esmer şeker (isteğe bağlı)

    Nasıl yapılır?

    Soğuk kahveyi nane şurubu ile blendera aktarın. Ardından üzerine 1 bardak dolusu buz ekleyip, karışımı pürüzsüz hâle gelene kadar çekin ve servis bardağına alın. Taze nane kullanıyorsanız blendera birkaç yaprak koymanız yeterli; kalanları süsleme için ayırabilirsiniz. Şekerli sevenlerdenseniz içine 1 tatlı kaşığı esmer şeker ilave edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bisküvili ve Muzlu Soğuk Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Hem tatlı krizinizi bastıracak hem de kahve keyfinizi ikiye katlayacak doyurucu bir tarif mi arıyorsunuz? İşte karşınızda muzun doğal tatlılığını, bebe bisküvisinin yumuşacık dokusunu ve kahvenin serinletici gücünü bir araya getiren bu buzlu içecek! Âdeta bir yaz tatlısı gibi, kahvenin en lezzetli hâli.

    Malzemeler:

    • 4 adet bebe bisküvisi
    • 1 adet orta boy muz
    • 1 çay bardağı filtre kahve (önceden demlenmiş ve soğutulmuş)
    • 1 çay bardağı soğuk süt
    • 8 adet buz küpü

    Nasıl yapılır?

    Muz, bisküviler, soğuk kahve, süt ve buz küplerini blendera alın. Pürüzsüz bir kıvam elde edene kadar karıştırın. Hazırladığınız karışımı bardağa dökün ve soğuk soğuk servis edin. Afiyet olsun!

  • PANKEK VE KREP ÇEŞİTLERİ

    Akıtma, döndürme, cızlama ya da tava keki olarak da bilinen pankek ve krep özellikle sabah kahvaltılarının vazgeçilmez lezzetlerinden. Amerikan lezzetlerinden biri olan “pancake” pofuduk kıvamıyla hafta sonu kahvaltılarını bir anda şölene dönüştürebilecek güçte; krep ise hem tatlı hem tuzlu olarak sofralarda yerini alan enfes bir tat. Bugün sizler için krep ve pankek çeşitlerini listeledik ancak öncesine bu iki birbirine yakın lezzet arasındaki temel farklara kısaca değinelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kabartma tozu tercihe bağlıdır” title_font_size=”13″]

    Pankek karışımına kabartma tozu konulurken, krep harcında kabartma tozu olmaz ancak bu net bir kural değildir. Örneğin İngilizlerin pankek tarifinde kabartma tozu bulunmaz. Bu durum tamamen damak zevkine bağlı olarak şekillenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pankek hamuruna toz şeker ilave edilebilir” title_font_size=”13″]

    Pankek hamuruna az miktar toz şeker eklenebilir; genellikle tatlı şekilde servis edildiği için az miktar toz şeker yeterli olacaktır. Krep hamurunda ise toz şeker kullanılmaz az miktar tuz ile hamur tutulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ricotta peynirli çilekli krep” title_font_size=”13″]

    Bu sabah kendinizi farklı bir lezzetle ödüllendirmeye ne dersiniz? Süt ve suyu karıştırdıktan sonra üzerine un ekleyin ve çırpıcıyla karıştırın. İçine sıvıyağ, yumurta ve tuzu ilave edin. Pürüzsüz kıvama gelene kadar çırpın ve 5 dakika kadar bekletin. Harçtan bir kepçe alıp kızgın tavaya dökün ve krepinizi pişirin. Piştikten sonra içine Ricotta peyniri ve çilek ilave edin. İşte bu kadar kolay!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tereyağlı ballı pankek” title_font_size=”13″]

    Pankek ve tereyağı ikilisini daha önce denemiş miydiniz? Yumurta ve şekeri köpürene kadar çırpın, üzerine süt ve sıvıyağ ekleyip çırpmaya devam edin. Kızmış tavaya karışımdan bir kepçe dökün ve göz göz olup kabarmaya başlayınca tersini çevirin. İki taraf da piştikten sonra pankekleri üst üste yerleştirin ve tepesine bir miktar tereyağı koyun. Tereyağın üzerinden balı gezdirin. Şahane görünmüyor mu?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muzlu krep” title_font_size=”13″]

    Sabahları meyveli tatlardan hoşlanıyorsanız o halde bu tarif tam size göre. Klasik bir krep hamuru hazırladıktan sonra kızgın tavaya bir kepçe dökün ve pişirin. Piştikten sonra tavadan alın ve içine muz dilimlerini yerleştirin. Üzerine çikolata sosu gezdirin ve yemeden önce seyredin!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaban mersinli pankek” title_font_size=”13″]

    Pankek tariflerinin içinde en sevilenlerden biri yaban mersinli pankektir. Klasik bir pankek hamuru hazırladıktan sonra tavada pişirin ve hepsini üst üste koyun. Üzerine bal dökün ve en tepesine yaban mersini tanelerini yerleştirin. Kırık cevizleri de gelişi güzel pankekin üzerine serpin. Görsel şölene hoş geldiniz!

  • SADECE ÜLKEMİZE ÖZGÜ BİR LEZZET

    Bir zamanlar saraylarda tüketilen ve günümüzde Karadeniz Ereğli’nin en önemli simgelerinden biri haline gelen Osmanlı çileğinin hikâyesi 1900’lülere kadar uzanır. Kendine has kokusu ve lezzetli aromasıyla yediden yetmişe herkesin sevdiği Osmanlı çileğinin ülkemize geliş macerasını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Halil Paşa, Osmanlı dönemindeki “Asker Ressamlar” kuşağının önemli temsilcilerindendir ve eğitimi için bir süre Fransa’da bulunmuştur. Osmanlı çileği, Fransızlar tarafından çiçeği güzel olduğu için Halil Paşa’ya 1900’lerde armağan edilir. Osmanlı çileğinin ülkemizde ilk toprakla buluşması ise İstanbul Arnavutköy’de olur. Halil Paşa’nın arabacısı Mustafa Bey, çileği memleketi olan Ereğli’nin killi kestane toprağına eker. İstanbul’da olmasa da Ereğli’de uygun koşulları bulan çilek, bu toprakta yetişmeye başlar. Geniş çaplı üretimi de ilk kez Kestaneci köyü eteklerinde Kahyaoğlu Kadir ve ortağı tarafından yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1930’da ülkemizdeki ilk konserve fabrikalarından biri de Karadeniz Ereğli’de Osmanlı çileği ile palamut balığının konserve olarak işlenmesi amacı ile kurulur. 1960’larda ise fabrikada üretimi yoğunlaşır ve artık ülke genelinde herkesin bildiği bir meyve haline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1985’li yıllara gelindiğinde Osmanlı çileği neredeyse kaybolmaya yüz tutmuştur. 1994’ten sonra belediye tarafından desteklenen Osmanlı çileği üreticilerine ücretsiz çilek tohumu verilerek bu lezzetli meyve yavaş yavaş da olsa tekrar sevilen ve tüketilen bir besin haline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mevsim normallerinde haziran ayında ilk meyvesini vermeye başlayan Osmanlı çileği, bu aydan sonra artık meyve vermez. Hassas bir yapıya sahip olduğundan çok ilgi isteyen Osmanlı çileği, üreticileri tarafından sabahın erken saatlerinde zedelenmeden toplanır ve 1-2 saat içerisinde satışa çıkarılır. Toplanan çileğin açık havadaki ömrü sadece 15-20 saat olduğundan günlük olarak tüketilmesi tavsiye edilir.

  • 8 Ev Yapımı Pizza Çeşidi Ve Kolay Yapım Önerileri

    8 Ev Yapımı Pizza Çeşidi Ve Kolay Yapım Önerileri

    Yediden yetmişe herkesin en sevdiği yiyeceklerden biri olan pizza, evde hazırlanarak besleyici bir öğüne dönüşebilir. Üstelik evde pizza yapmak zahmetli olmak zorunda da değil. Bu listemizde, evde kolayca sağlıklı pizza hazırlama sanatına değiniyor ve tüm ailenizin, sevdiklerinizin bayılacağı pizza fikirlerimizle mutfağınızı şenlendiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamur İşini Gözünüzde Büyütmeyin” title_font_size=”13″]
    pizza

    İyi bir pizza için iyi bir pizza hamuruna ihtiyacınız var ve bu hamuru hazırlamak sandığınız kadar zor değil. Sırasıyla, 1 kilo unu, 2 yemek kaşığı tuz, 1 yemek kaşığı şeker, 14 gram kuru maya, 4 yemek kaşığı zeytinyağı ve 500 ml. Ilık su ile yoğurun. Hamur iki katına çıkana dek dinlendirin ve lezzetli pizza hamurunuz hazır! Evde açtığınız hamur ile incecik pizzalar yapabilirsiniz, bu pizzaları fırında 175 derecede, 10 – 13 dakika gibi kısa bir sürede pişirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pizza Hamurunu Hazır Olarak Da Alabilirsiniz” title_font_size=”13″]
    pizza

    Fırınlardan alacağınız ekmek hamuru ile kolayca lezzetli pizzalar hazırlayabileceğiniz gibi, marketlerde hazır olarak satılan pizza tabanlarını ya da pizza hamuru yapmak için pratik karışımları da tercih edebilirsiniz. Hazır ürünlerin üzerinde yer alan pişirme sürelerine uymaya dikkat etmeniz lezzetli bir pizzanın püf noktalarından biri. Ekmek hamuru kullanarak yaptığınız pizzalar ise daha kalın olacağı için yaklaşık 20 – 30 dakika pişmeleri gerekecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Herkesin Sevdiği Pizza Margarita” title_font_size=”13″]
    pizza

    Belki de tüm dünyada en sevilen pizza çeşitlerinden biri olan Margarita’yı yapmak aslında çok kolay. Pizza hamurunun üzerine taze domates ve sevdiğiniz baharatlarla hazırladığınız sosu yayın. Bol mozzarella ya da kaşar peyniri rendeleyin. Taze fesleğen yaprakları ve bir yemek kaşığı kadar zeytinyağı ile süsleyip pizzanızı fırına verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dört Dörtlük Pizza Dört Mevsim ” title_font_size=”13″]

    Tek başına bir öğün olabilecek bu pizza tarifinde protein ve vitaminler buluşuyor. Domates sosunun üzerine dört bölüm halinde çok az haşlanmış enginar parçacıkları, sotelenmiş mantar, jambon dilimleri ve zeytinleri yerleştirin. Pizzanızın üzerini rendelenmiş peynir ile kaplayıp, fırına verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bol Peynirli New York Usulü Pizza” title_font_size=”13″]

    Adı New York olsa da dünyanın her yerinde sevilen New York pizza için, hamurunuzun üzerine tüm tariflerde olduğu gibi domates sosunu yayarak başlayın. Bol mozzarella ya da kaşar peyniri, salam dilimleri, sotelenmiş mantar ekleyerek fırınlayın ve fırından çıktıktan sonra parmesan peyniri, taze kekik ve zeytinyağı ile son dokunuşu yapın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyaz Peynirin Yarattığı Fark Akdeniz Pizza” title_font_size=”13″]

    Damak tadımıza en uygun pizzalardan biri olan Akdeniz pizza tarifinde, domates sosunun üzerini beyaz peynir, siyah zeytin, yeşilbiber ve domates dilimleri süslüyor. Pizzanın olmazsa olmazı kaşar peyniri, taze kekik ve zeytinyağı da Akdeniz pizzaya lezzet katan son dokunuş oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tadıyla Şaşırtan Hawai Pizza” title_font_size=”13″]

    İlk duyduğunuzda ilginç gelecek olsa da ana malzemelerinden biri ananas olan Hawai pizzayı denemenizi tavsiye ederiz. Değişik bir pizza lezzeti için pizza hamurunuzun üzerini domates sosu, jambon dilimleri, ananas parçaları ve mozzarella peyniri ile kaplayın, kırmızı pul biber ile tatlandırıp üzeri kızarana dek pişirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk Usulü Çiftlik Pizza” title_font_size=”13″]
    pizza yapımı

    Birçok eşsiz lezzet barındıran Türk mutfağı pizzaya da kendine has bir yorum katıyor. Çiftlik pizza yaparken, domates sosunun üzerindeki sucuk, pastırma gibi mutfağımıza has lezzetlere domates, biber ve kaşar peyniri eşlik ediyor, çiftlik pizzanın tadına doyum olmuyor.

  • YÖRESEL REÇELLER VE PRATİK TARİFLERİ

    Kahvaltının vazgeçilmez lezzetlerinden reçel, sadece meyvelerle değil, sebze ve gül reçelinde olduğu gibi çiçek yapraklarıyla da hazırlanmakta.  Kek ve pasta tariflerinde de kullanılan reçellerin ülkemizde birçok farklı çeşidi bulunuyor. Ülkemizde yetişen meyve ve bitki çeşitliliğinin fazla olması her yöreye ait farklı bir reçel tarifinin ortaya çıkmasını sağlamış durumda. Gelin hem lezzetli hem de pek alışık olmadığımız reçel tariflerini yöresel pişirme teknikleriyle birlikte deneyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Cevizin anavatanı olarak bilinen Bitlis’e özgü bir reçel olan ceviz reçeli diğer reçellere göre yapımı biraz zahmetli bir reçeldir. Bir kilo taze cevizle hazırlanan reçel için diğer gerekli olan malzemeler; sekiz su bardağı su, yedi su bardağı toz şeker, iki adet çubuk tarçın, dört adet karanfil ve yarım çay kaşığı limon tuzu. Taze cevizlerle hazırlandığından ellerinizin boya olmaması için lateks eldiven kullanabilirsiniz. Unutmayın ki cevizin boyası zor çıkar. Öncelikle olgunlaşmamış cevizin kabuklarını çok ince olacak şekilde soyun. Büyük bir kapta üzerini tamamen kaplayacak şekilde içme su ilave edin. İki gün boyunca suda beklettiğiniz cevizleri üçüncü gün itibariyle suyunu günde üç kez değiştirerek yedi gün boyunca bu işlemi tekrarlayın. Şimdi sıra pişirme işleminde. Son kez suyunu döktükten sonra 20 dakika içme suyu ile haşlayın. Ardından iki kez daha 15’er dakika olacak şekilde yeni su ile haşladığınız reçele son kez sekiz bardak içme suyu ilave ederek 30 dakika kısık ateşte kaynatın. Yedi bardak şekeri ilave ettikten edip bir saat daha kısık ateşte kaynadıktan sonra tencerenin içerisine karanfili, tarçını limon tuzunu ekleyip 10 dakika daha kaynatın. Bu zahmetli ama lezzetli reçel için çok uğraştınız ancak artık reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminden bu yana hazırlanan ve Türk mutfağının özgün tatlarından bir tanesi olan gül reçeli Isparta’ya ait reçel. Isparta’nın yanı sıra Sivas ve Van’da da yapılan bu hoş kokulu reçeli hazırlamak için 15 adet gül, 5 su bardağı toz şeker, 2 bardak su ve yarım limon suyu gerekmektedir. Gül yaprakla güzelce ayıklandıktan ve yıkandıktan sonra bir gece öncesinden şeker ile bekletilir. Ertesi gün suyunu salmış olan gül yaprakları ve şeker saldığı suyuyla birlikte kısık ateşte kaynatılır. Kaynamaya başladıktan sonra limon suyu eklenir ve 20 dakika daha karıştırılarak iyice kaynatılır. Ocaktan alınan reçel oda sıcaklığına geldiğinde kavanoza alınmaya hazırdır. Tamamen soğuduktan sonra kapağı kapatılır. Artık gül reçeli hazır. Tüm evinize yayılan gül kokusu ayrı bir keyif verecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz Bölgesi özellikle Antalya’da yapılan nar reçeli için gerekli malzemeler; üç adet büyük boy nar, bir su bardağı toz şeker, yarım limon suyu. İlk olarak bir adet narın tanelerini zarar görmeyecek şekilde ayıklayın, diğer iki narın suyunu sıkın. Derince bir tencereye nar tanelerini, üzerine şekeri, son olarak da tencereye nar suyunu ekleyin. Orta ateşte kaynamaya başladıktan sonra yarım limon suyunu ekleyin ve hafifçe karıştırın. 45 dakika daha kaynattıktan sonra eğer kıvam almışsa ve çok sulu değilse reçeliniz hazır demektir. Eğer sulu kaldıysa kıvam alana kadar kontrollü bir şekilde kaynatmaya devam edin. Kıvamlanan reçeliniz oda sıcaklığına geldiğinde kavanoza alınmaya hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şifasıyla ünlü, öksürük ve solunum yollarına iyi gelen çam kozalağından reçel yapıldığını biliyor muydunuz? Pek de alışık olmadığımız bir reçel olsa da Akdeniz Bölgesi’nden Balkanlara kadar hazırlanan reçelin yapımı kolay ancak uzun bir süreç istiyor. Malzemeleri için 30 adet küçük boy olacak şekilde çam kozalağı, bir buçuk litre içme suyu, bir buçuk kilogram toz şeker ve yarım limon suyu. Kozalakların temizlenmesi için su ile güzelce yıkayın. İyice temizlenen kozalakları derin bir tencereye alın ve suyunu da ekledikten sonra bir saat orta ateşte kaynatın. Bir saatin sonunda şekeri ilave ederek kaynatmaya devam edin. Üzeri köpüklenecektir bu sebeple tahta bir kaşık ile sürekli olarak köpükleri üzerinden toplayın. İyice özdeşleştikten ve kıvam aldıktan sonra limon suyunu da ilave ederek beş dakika daha kaynatın ve ocaktan alın. Reçel soğumadan kavanoza alın ve 12 saat ters olacak şekilde beklettikten sonra reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz. Özellikle kaymak ile çok lezzetli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bazıları için patlıcanı tatlı bir lezzet olarak düşünmek zor olsa da Akdeniz Bölgesi ve Iğdır ilinde bu reçele sıkça rastlamak mümkün. Oldukça kolay olan tarif için küçük boyda beş – altı adet patlıcan yeterli olacaktır. Patlıcanların sapını kesin ve kabuklarını soyun. Her bir patlıcanı dört parçaya böldükten sonra bir patlıcanın acılığını alma klasiği olan 15 dakika tuzlu suda bekletme işlemini uygulayın. Ardından patlıcanları iyice yıkayın, süzün ve bir tencerede limon suyu veya dilerseniz limon tuzuyla yumuşayıncaya kadar haşlayın. Haşlanan patlıcanları süzün ve bir bez yardımıyla kurulayın. Son olarak boş bir tencereye aldığınız patlıcanların üzerine iki bardak içme suyu ve yine iki bardak olacak şekilde toz şekeri ekleyerek kıvamı yoğunlaşıncaya kadar pişirin. İyice kıvam aldıktan sonra üzerine bir adet limonun suyunu ekleyin ve bir süre daha kaynatıp soğumaya bırakın. Artık patlıcan reçelinizi kavanoza alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı mutfağından miras kalan kızılcık reçeli özellikle Karadeniz Bölgesine has bir reçeldir. Yazın sonlarına doğru hazırlanan bu reçel için olgunlaşmış kızılcık gerekmektedir. Bir kilogram kızılcık, 750 gram toz şeker, yarım su bardağı su ve bir tatlı kaşığı limon suyu ile hazırlanır. Kızılcıklar yıkadıktan sonra suyu süzülür ardından şeker ilave edilerek bir gece bekletilir. Ertesi gün yarım su bardağı içme suyu eklenerek kaynatılır. Daha sonrasında 45 dakika sürecek olan kaynatma işlemi kontrollü bir şekilde karıştırılarak devam eder. Tencerede biriken köpük tahta kaşık yardımıyla alınır. Kıvamlanan reçele son olarak limon suyu eklenir ve beş dakika daha kaynatılır. Reçelin vakumlanabilmesi için sıcakken kavanoza alınmalıdır. Ters bir şekilde bekletilen kavanozlar güneş almayan bir şekilde soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz.

  • TÜRK DÖNERİNİN AVRUPA’DAKİ BAŞARISI

    Döner sadece Türkiye’nin değil, dünya mutfağının da vazgeçilmez lezzetlerinden biri. Özellikle Avrupa’da hızlı ve lezzetli yemek seçenekleri arasında kendine sağlam bir yer edindi. Dönerin Avrupa’daki yükselişi ise göç hareketleri, kültürel etkileşimler ve değişen tüketici alışkanlıkları gibi birçok faktörle şekillendi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında büyüme sürecine giren Alman ekonomisinin iş gücü ihtiyacını karşılamak için Türkiye’den göç eden işçiler sayesinde Avrupa’nın birçok kentinde sevilerek tercih edilen dönerin hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1960’larda Türkiye’den Avrupa’ya işçi göçünün başladığı yıllarda başta Almanya olmak üzere birçok Batı Avrupa ülkesine göç eden Türk işçiler, yanlarında kendi mutfak kültürlerini de götürür, döner de bu kültürel unsurlardan biri olarak Avrupa’ya taşınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dönerin Avrupa’daki yolculuğundaki önemli mihenk taşı, 1970’li yıllarda Berlin’de açılan ilk döner dükkânlarıdır. Kadir Nurman, 1972 yılında Berlin’in ünlü Kurfürstendamm Caddesi’ndeki restoranına ekmek arasına döneri koyarak “modern döner”in öncüsü olur. Berlin’de bulunan Avrupa Döner Üreticileri Birliği de ekmek arası dönerin ilk kez 2013’te 80 yaşında ölen Kadir Nurman tarafından servis edildiğini destekleyen açıklamalarda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’daki göçmen nüfusun özlediği lezzetlerden olan döner, o dönemde hızla popülerleşir ve “gyros” (Yunan), “şavurma” (Arap), “al pastor” (İspanyol) ismiyle farklı ülkelere ait yerel restoranlarında yerini alır. Ancak bu yemeğin Batı Avrupa’da gerçek anlamda yükselişe geçtiği yıllar, 1980’ler ve 1990’lar olur. Türkiye’den giden, Alman sanayisinde çalışmak istemeyen ve yeni bir iş kolunda hayatlarını kurmak isteyen birçok Türk, gıda sektöründe şanslarını dener ve döner restoranları açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Döner, Almanya’da hızla popüler olur, kısa sürede diğer Avrupa ülkelerine yayılır ve fast food kültürünün önemli bir parçası haline gelir. Ancak Avrupalıların dönerle tanışması aslında çok daha öncesine dayanır. Türkiye’yi ziyaret eden Avrupalıların aşina olduğu bu lezzeti, 1954 yılında Doğu Almanya şehri olan Potsdam’da Kloster Keller isimli bir lokantanın getirdiğini belirten kaynaklar da vardır. Restoran sahibi Türkiye seyahatlerinde gördüğü ve tadını çok beğendiği döneri kendi lokantasında yapar, bunu da Sovyet Dışişleri Bakanlığı heyetine sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Almanya’daki döner dükkânlarının başarısı, Fransa, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde de benzer işletmelerin açılmasına ilham olur. Özellikle şehir merkezlerinde ve eğlence hayatının yoğun olduğu bölgelerde döner dükkânları hızla çoğalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’da Türk göçmen kültürünün bir sembolü haline gelen dönerin zamanla sunumu da kullanılan malzemeleri de farklılaşır. Türkiye’deki ramazan pidesine benzer bir ekmeğin içinde bolca et, marul, domates, salatalığın yanı sıra alışılagelmişin dışında olan beyaz ve kırmızı lahana, beyaz peynir, pepperoni eklenir ve hatta körili, yoğurtlu-mayonezli seçenekler sunulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Döner dükkânları, göçmenlerin topluma entegrasyonu ve kültürel etkileşimleri açısından önemli mekânlar olur ve bugün politik diplomasilerden tutun da üzerinde kitaplar yazılan, akademik çalışmalar yapılan bir araştırma konusu haline dönüşür. Dönerin aynı zamanda Avrupa ekonomisine de katkısı vardır. Almanya’da döner sektörü, yıllık milyarlarca avroluk bir pazar değerine sahiptir. Ülkemizde olduğu gibi Almanya’da da en çok yenilen hazır yiyecekler arasında yer alan dönerin günlük tüketimi, Avrupa Döner Üreticileri Birliğinin verilerine göre 600 ton civarındadır. Yıllık cirosunun da 4 milyar avroya ulaştığı önemli bir yemek sektörü haline gelir.

  • ORTA ASYA’DAN TÜM DÜNYAYA YAYILAN BÖREĞİN TARİHSEL SERÜVENİ

    İncecik açılan yufkaların arasına gizlenen peynir, kıyma, ıspanak ya da patatesle şekillenen börek, yalnızca damakları değil, yüzyıllar boyunca kültürleri de birbirine bağlamıştır. Bir sokak simidi kadar gündelik, bir saray yemeği kadar ihtişamlı olabilen bu hamur işi, sandığımızdan çok daha köklü bir geçmişe sahip. Orta Asya’nın göçebe mutfaklarından Bizans’ın “plakous”larına, Osmanlı’nın zengin sofrasından günümüzün kahvaltı tabaklarına uzanan bu hikâye; sadece bir yemeğin değil, aynı zamanda ortak bir kültürel belleğin öyküsüdür. Gelin, böreğin tarihsel izini birlikte sürelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Böreğin kökeni hakkında farklı teoriler bulunmaktadır. Yaygın bir görüşe göre börek, Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu Dönemi’nde bal ve peynir gibi malzemelerle hazırlanan “plakous” adlı yassı bir hamur işinden türemiştir. Ancak son araştırmalar böreğin kökenini, 7. yüzyıldan önceki Orta Asya göçebe Türklerine dayandırmaktadır. Göçebe yaşam tarzı, Orta Asya’da ince hamur işlerinin ve yufkanın yaygınlaşmasını sağlamıştır. Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya göç ederken bu mutfak kültürünü de beraberlerinde getirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orta Asya’daki göçebe halklar, özellikle Türkler, hamurla yapılan yemekler konusunda oldukça geniş bir deneyime sahipti. Uygurca yazılmış metinlerde, bu coğrafyada hamur işleriyle ilgili bazı ipuçlarına rastlanmaktadır. Her ne kadar bu metinlerde doğrudan börek tariflerine yer verilmese de hamur işlerinin önemli bir yere sahip olduğu ve halk mutfağının bu tür gıdalarla zenginleştiği anlaşılmaktadır. Bu tür yazılı kaynaklar, Orta Asya mutfağının hamurla yapılan yemeklere olan ilgisini ve bu yemeklerin kültür içerisindeki yerini açıkça göstermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Göçebe yaşam tarzında taşınabilir ve pratik yiyecekler büyük önem taşırdı. İnce hamurun üzerine et, peynir veya sebze konularak kapatılmasıyla hazırlanan ilk “börek” tarzı yiyeceklerin bu döneme ait olduğu düşünülmektedir. Bu pratik yöntem, aynı zamanda Orta Asya’daki “yufka” kültürünün de temelini atmıştır. Orta Asya’dan gelen bu gelenek zamanla Anadolu’ya, Selçuklu mutfak kültürüne ve ardından Osmanlı İmparatorluğu’na yayılmıştır. 7. yüzyılın başlarından itibaren Türk halkları, en sevdikleri hamur işlerini de yanlarına alarak Orta Asya’nın batısına doğru göç etmeye başlamış; birkaç yıl içinde Sibirya’nın büyük bölümünü kontrol altına alan Göktürkler Aral Denizi’ne ulaşmış, Hazarlar Kafkasya’ya yerleşmiş ve böreği bu coğrafyalara taşımışlardır. Böreğin hikâyesi sadece batıya doğru olmamış, Türk-Moğol etkileşimi sonucunda Moğollar da böreği Çin mutfağıyla tanıştırmışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    11. yüzyılın başlarında Selçuklu Türkleri, Orta Asya’dan batıya doğru gerçekleştirdikleri büyük göç hareketleriyle İran üzerinden Anadolu’ya ulaştılar. Bu göç, sadece siyasi veya askerî değil, kültürel ve gastronomik açıdan da derin bir etkileşim süreci başlattı. Selçukluların peşinden Anadolu’ya gelen Orta Asyalı Türkler, yufkadan etli hamur işlerine uzanan zengin göçebe mutfak kültürlerini de beraberlerinde taşıdılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı Dönemi’nde börek, yalnızca halk arasında değil, saray mutfağında da önemli bir yer tutmuştur. İstanbul’daki saray mutfağında börek çeşitleri oldukça gelişmiş; farklı malzemelerle hazırlanan pek çok börek türü yaygınlaşmıştır. Bu dönemde et, peynir, bal kabağı, ıspanak gibi geniş bir malzeme yelpazesi börek yapımında kullanılmış; hatta tatlı börek çeşitlerine de yer verilmiştir. Özellikle hamurun incelikle açılması ve kat kat yapılar oluşturulması sanatı, Osmanlı mutfağında ustalık seviyesine ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Börek, diğer ülkelerde, özellikle Yunanistan, Balkanlar ve Kırım’da yerel mutfaklarla birleşerek yeni biçimler ve isimler kazanmıştır. Bosna’da “burek” adı verilen versiyonu, spiral şeklinde sarılarak et, çökelek, ıspanak veya patatesle doldurulmuştur. Girit’e özgü “bureki” ise kabak ve beyaz peynirle hazırlanmıştır. Tatar mutfağındaki “çi börek”, kuzu eti, soğan ve baharatla doldurulmuş gözlemeye benzemektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika kıyılarına kadar uzanan etkisi sayesinde Tunus ve Cezayir gibi ülkelerde de böreğin farklı çeşitleri ortaya çıkmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tüm bu yöresel lezzetlerin arasında kıymalı börek, Türk mutfağında ayrı bir yere sahiptir. İnce yufkalar arasına serilen kıyma, soğan ve baharatla hazırlanan bu börek; kimi zaman tepsi böreği kimi zaman kol böreği şeklinde karşımıza çıkar. Sonuçta börek, her evde farklı bir tarifle pişirilse de sofralarda bıraktığı tat ve sıcaklık ortaktır.

  • SİYAH, MAVİ, KIRMIZI, İSLİ: BİRBİRİNDEN FARKLI TUZ ÇEŞİTLERİ

    Tuz, vücudumuzun su dengesini sağlamakta önemli rol oynamaktadır. Gıdaların lezzetini ve dayanıklılığını artıran hatta pişirme yöntemi olarak da kullanılan tuzların sınıflaması deniz tuzları ve maden (kaya) tuzları olarak ikiye ayrılır. Ancak dünyanın farklı bölgelerinden hasat edilen özel tuzların dokusu, tadı, kaynağı, işleme derecesi ve bu işlemde kullanılan yöntemleri farklılaştığı için onlarca farklı tuz çeşidi ortaya çıkar. Yazımızda dünyanın farklı noktalarındaki tuz türlerini ve bu tuzların en çok hangi yemeklerde tercih edildiğini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İsli Tuz ” title_font_size=”13″]

    İsli tuz, isminden de anlaşılabileceği gibi çeşitli aromalar kullanılarak üretilen, granül yapıdaki doğal deniz tuzunun odun ateşinde tütsüleme işleminden geçirilmiş halidir. Yaklaşık iki hafta boyunca tütsülenen bu tuz çeşidi, yemeklere yoğun ve isli bir lezzet katar. Tütsülenmiş tuzun lezzeti, kullanılan oduna ve tütsüleme süresine göre değişiklik gösterir. En yaygın kullanılan ağaçlar; kızılağaç, elma, meskit ve meşedir. Genellikle ızgara et sunumlarının lezzet ve aromasını zenginleştirmek için kullanılan isli tuz, fırınlanmış yemeklerde, salata, makarna ve sandviçlerde son dokunuşta ızgara tadı vermesi için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Koşer Tuzu ” title_font_size=”13″]

    Koşer tuzu iri taneli, doğada kendiliğinden bulunan bir tuzdur. Genellikle et yüzeyindeki kanın temizlenmesinde kullanılır ve bu özelliğinden dolayı da koşer ismini almıştır. Yapısında iyot yerine sodyum klorür bulunduğundan, iyotsuz tuzlar kategorisinde yer alır ve et tütsülemede ya da kurutmada kullanılır. İri tanecikleri et parçalarına daha kolay yapıştığı için etin içerisindeki tüm sıvıyı ve kanı çeker, bu sayede etin yumuşak pişmesi sağlanır. Büyük pullu kristal tanelere sahip koşer tuzu, turşu ve salamura yapımında da tercih edilen tuzlardandır. Tuzlu suyun buharlaştırılması ile elde edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fleur de Sel” title_font_size=”13″]

    Fleur de sel, oldukça pahalı ve nadir bulunan bir tuz türüdür. Fransa’nın kuzeybatısındaki Brittany kıyılarının sığ deniz suyundaki tuzlu su havuzlarının yüzeyine yükselen ince kristal tabakadan hasat edilir. Tuzu elde etmek için yalnızca güneşin ve rüzgârın gücünden faydalanılır. Buharlaştırma işlemi sırasında suyun üzerinde açan çiçekler gibi göründüğü için Fransızca tuz çiçeği anlamına gelen “fleur de sel” ismini almıştır. Sofra ve yemek tuzu olarak kullanılabilir. Hafif nemli yapıdaki bu tuzu, kaya tuzundan ayırt etmek için gri veya pembeye kaçan rengine, nemli ve lapa dokusuna dikkat edilir. Mineralli bir tuzdur ve yemeklere lezzet katmak için son dakikalarda katılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kara Tuz” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı olan Himalaya bölgesinden çıkarıldığı için Himalaya siyah tuzu olarak da bilinen kara tuzu, keskin kokulu volkanik bir kaya tuzudur. Keskin kokusu içerisindeki kükürt miktarının yoğunluğundan kaynaklanır. Bütün haldeyken menekşe-siyah rengi parçalandıkça yarı saydam kahverengi-pembe kristallere dönüşür. Toz haline getirildiğinde rengi mor ile pembe arasında değişir. Sadece topraktayken, doğal haliyle siyahtır. Hint, Pakistan, Bangladeş ve Nepal mutfaklarında sıkça kullanılan kara tuz, keskin kükürt kokusu nedeniyle yumurta benzeri bir tat ve koku bıraktığı için vegan tariflerde yumurta yerine tercih edilir. Sodyum içeriği düşük olsa da keskin bir tada sahip olduğu için normal sofra tuzundan daha az ölçülerde tüketilmesi gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kırmızı Hawaii Tuzu ” title_font_size=”13″]

    Diğer ismiyle “alaea tuzu”, Hawaii’deki Kauai Adası’nda rafine edilmemiş tuzun demir oksit bakımından zengin volkanik kil ile karıştırılmasıyla elde edilir ve bu işlem tuza karakteristik kiremit rengini verir. Geleneksel Hawaii mutfağının bir parçası olan bu tuz, çoğunlukla kurutulmuş et ve deniz mahsulleri ile tercih edilir. 20. yüzyılın sonlarında füzyon mutfağının popülerleşmesi ile ismi duyulur hâle gelen iri parçalı ve kalın taneli kırmızı Hawaii tuzu, volkanik patlamalar sonucu ortaya çıkan zengin mineraller içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mavi Pers Tuzu ” title_font_size=”13″]

    Mavi Pers tuzu, dünya üzerindeki en nadir ve en eski tuz çeşitlerinden biridir. İran’ın Simnan kentinde milyonlarca yıl önce oluşan tuz havuzlarından elde edilir. Mavi rengini bileşiğindeki potasyum klorürden alır. Tuz kristallerinin oluşumu sırasında uğradığı yüksek basınç, yapısında değişime neden olur ve ışık mavi olarak yansır. Aslında mavi rengi optik bir illüzyondur. İlk tadıldığında güçlü ve baskın olan tuz tadı, sonrasında hafif ve kalıcı bir tada dönüşür. Küçük parçalara ayrıldıkça rengi beyaza döner. Kullanım alanı daha çok deniz ürünleri, et ve trüflü yemekleridir.