Kategori: Yemek/Beslenme

  • KARALAHANANIN TAÇLANDIRDIĞI LEZZETLER

    Ülkemizin hemen hemen her köşesinde karalahana ile hazırlanan yemeklere denk gelsek de bu yeşil yapraklı sebze en çok Karadeniz Bölgesi’nde tüketiliyor. Usta ellerde sarılmış bir karalahana sarmasına hayır diyecek çok az kişi vardır. Yazımızda karalahananın bilinen faydalarını ve en sık pişirilen tariflerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sağlığa Faydaları” title_font_size=”13″]

    En sağlıklı gıdalar listesinde ilk sıralarda yer alan karalahana, beyaz ve kırmızılahanaya göre bünyesinde daha fazla vitamin A, K, C, B6, B1, B2 ve B3 barındıran bu sebzenin sağlığa faydaları ise saymakla bitmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bulgurlu Karalahana Diblesi” title_font_size=”13″]

    Yarım kilo taze karalahana, 1 büyük kuru soğan, 1 yemek kaşığı salça, 3-4 yemek kaşığı kalın bulgur, tercihe göre acı biber, 2 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 yemek kaşığı tereyağı ve tuz. Bir tencereye su ekleyip kaynamaya bırakalım. Karalahanayı güzelce yıkayalım ve ince ince keselim. Su kaynadıktan sonra karalahanayı 10 dakika haşlayalım. Pilavlık bulguru da ekleyip beş dakika sonra altını kapatalım, bulgurların biraz daha şişmesini bekleyip sonra süzelim. Bir tavada yağda ince kıyılmış soğanı kavurduktan sonra salçayı ve acısını ekleyip biraz da daha kavuralım. Karalahana ve bulgur karışımını ekleyelim, tuzunu ayarlayalım. Eğer lahanalar ve bulgur pişmemiş ise biraz su eklenebilir. Tavanın kapağını kapatıp kısık ateşte pişmeye bırakalım. Bazı yörelerde salça eklenir bazı yörelerde eklenmez. Tercih size kalmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Çorbası” title_font_size=”13″]

    1 bağ karalahana, 1 tatlı kaşığı tuz, 5 su bardağı su (haşlamak için), 3 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 adet soğan, 1 adet havuç, 1 adet patates, yarım yemek kaşığı salça, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı pul biber, 1 çay kaşığı karabiber, 1 yemek kaşığı pilavlık bulgur, yarım çay bardağı mısır, yarım su bardağı barbunya, 6 su bardağı sıcak su, 2 yemek kaşığı mısır unu, yarım su bardağı su. Lahanayı yıkadıktan sonra ince ince doğrayarak tuzlu suda 15 dakika kadar haşlayıp süzelim ve bir kenarda bekletelim. Bir tencereye sıvı yağı alalım, ince yemeklik doğranmış soğanları ekleyerek kavuralım. Küp küp doğranmış havuç ve patatesleri sırasıyla ekleyip 2-3 dakika kavuralım. Salçayı ve baharatları ekleyelim ve karıştıralım. Daha sonra haşlanmış ve suyu süzülmüş lahanaları tencereye koyup karıştıralım ve birkaç dakika daha kavuralım. Ocağımızın yüksek ateşte olmamasına dikkat edelim. Ardından bulgur, haşlanmış mısır ve barbunyayı da koyarak karıştıralım. 6 su bardağı sıcak suyunu da ilave ederek karıştıralım ve yaklaşık 25 dakika kısık ateşte pişirelim. Pişmesine yakın mısır ununu bir kâsede yarım bardak su ile pürüzsüz bir kıvam alana kadar karıştıralım ve çorbanın içerisine ekleyerek 5 dakika daha pişirelim. Bir miktar kaynadıktan sonra ateşten alalım. Pişen çorba servise hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Kavurması ” title_font_size=”13″]

    Hem sağlıklı hem de pratik bir tarifi olan karalahana kavurması için gerekli olan malzemeler; bir küçük bağ karalahana, bir orta boy havuç, yarım çay bardağı pilavlık bulgur, iki adet kuru soğan, bir diş sarımsak, bir tutam maydanoz, bir tatlı kaşığı biber salçası, tuz, karabiber, pul biber, sıvı yağ. Lahanalar yıkanıp ince ince doğranır. Kaynayan suda haşlanır. Tam haşlanmadan önce yaklaşık 5-6 dakika sonra içine yarım çay bardağı bulgur ve küp küp doğranmış havuçlar eklenir. Bulgur şişip havuçlar pişince altı kapatılır ve suyu süzülür. Diğer taraftan başka bir tencerede ince doğranmış soğanlar sıvı yağ ile birlikte kavrulur. Biber salçası ve maydanozlar da eklenerek kavurmaya devam edilir. Daha sonra haşlanan karalahanalar içine eklenip güzelce karıştırılır. Yaklaşık 5 dakika kısık ateşte ara ara karıştırılarak pişirilir. İstenilirse içine bir avuç kadar haşlanmış barbunya da eklenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Sarması ” title_font_size=”13″]

    Sarma için gerekli olan malzemeler: 2 demet karalahana, 2 orta boy patates, 2 orta boy soğan, 1 yemek kaşığı salça, 2 su bardağı pirinç, 1 su bardağı bulgur, tuz, kırmızıbiber, pul biber, 2 yemek kaşığı tereyağı. Kaynamış tuzlu suda lahanaları yumuşayana kadar haşlayın ve süzgece alın. Yaklaşık 6-7 dakika sürüyor. Tencereye tereyağı koyarak pembeleşinceye kadar soğanı kavurun. Eğer kıymalı yapmak istiyorsanız kıymaları bu adımda ekleyebilirsiniz. Kaynamaya başladığında pirinç ve bulguru ilave ederek suyunu çekinceye kadar kısık ateşte bırakın. Kapağını kapatarak sarma işlemine başlayana kadar bu şekilde bekletin. Hazırladığımız iç biraz soğuduğunda dolmalar sarılarak tencereye sıralanır. Dolmaların üzerine çıkacak kadar sıcak su eklenir ve kısık ateşte pişirilir. Yaklaşık 30 dakika sonra kontrol edilerek suyu kalmamışsa 1-2 bardak daha su ilave edilir. Dolmaların yanmaması için suyu arada bir kontrol edilmelidir. Üzerine sıvı yağ gezdirilir ve tekrar kapağı kapatılarak kısık ateşte pişmeye devam edilir. Yaklaşık 15-20 dakika sonra sarmamız pişecektir. Lahananın pişip pişmediği kontrol edilerek ocaktan alınır ve servis edilir.

  • Kış Bitmeden Ağız Tadı ve Gönül Rahatlığı İle Tüketebileceğiniz Besinler

    Kış Bitmeden Ağız Tadı ve Gönül Rahatlığı İle Tüketebileceğiniz Besinler

    Günümüzde neredeyse tüm sebze ve meyveleri her mevsim görmek ve tatmak mümkün. Mümkün ama bu ne kadar doğru? Hem kendi sağlığımız hem doğanın sürdürülebilirliği için elbette tüm besinleri doğa koşullarının desteklediği dönemde tüketmek en doğru olanı. Çünkü mevsimi olmayan dönemde üretilen besinlerin yetişmesi için kimyasal ürünler kullanılıyor ve bu süreçte de yüksek oranda karbon ayak izi oluşuyor. Ne var ki mevsim sebze ve meyveleri tüketerek bu sorunu rahatlıkla aşabilirsiniz. Fakat sıraladığımız besinlerin güz ve kışa ait olduğunu, kış bitimine de günler kaldığını unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kat kat yapraklarını ister doğrayarak yemek yapın ister haşlayarak dolma sarın ama sonbahar ve kış sebzesi olan lahanayı zamanı geçmeden mutlaka tekrar tadın demek isteriz. Çeşitlerinden Brüksel lahanası, kırmızı ve beyaz lahana da apayrı tatlarda olup kış aylarında bolca yenmesi gereken sebzeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Karnabahara ön yargıyla yaklaşan insanlardansanız şu iki tarifi denemeden kesin kararınızı vermemenizi öneririz: Birincisi, fırında beşamel soslu karnabahar; ikincisi ise üstüne dökülen sarımsaklı yoğurt ile servis edilen karnabahar kavurması. Ama bu tarifleri uygulayabilmek için kış bitmeden harekete geçmelisiniz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kök ve yaprakları yenebilen kerevizi haşlayarak, dolma yaparak, zeytinyağlı olarak, salatada veya çorbada tüketebilirsiniz. Tarih boyunca ilaç olarak faydalanılmış besinin o kadar çok faydası bulunuyor ki şimdiye kadar tanışmadıysanız bile geç kalmış sayılmazsınız… Ne zaman kış biter, işte o zaman gecikmiş olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz bölgesinin vitamin deposu kırmızı pancarın yumru yumru köklerini turşu olarak tüketebileceğiniz gibi suyunu çıkararak içebilirsiniz de. Sporcular tarafından özellikle tercih edilen besin düşük kalorili olduğu için diyet programlarının da vazgeçilmez bir ögesi; ta ki kış ayları bitene kadar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İtalya’dan Amerika’ya ihraç edildikten sonra popülerleşen brokolinin Avrupa’daki tarihi aslında oldukça eski. Minyatür ağaçlara benzeyen bu sebzenin antioksidan niteliği ise sağlık için sık sık tüketmeyi zaruri kılıyor. Aklınızda bulunsun, özelliğini kaybetmemesi için brokolinin haşlanmayıp buharda pişirilmesi tavsiye ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yemeklerin ve salataların en renkli garnitürlerinden olan havucun suyu da oldukça faydalı ve lezzetlidir, hatta havuç-portakal suyu karışımını denemenizi özellikle öneririz. İçerdiği A vitamini ile de göz sağlığının önemli koruyucularından olan besini kış bitmeden bol bol tüketmemek ise yapılacak en büyük hatalardan biri olsa gerek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dilim dilim doğranmış turpları çatır çutur yemek kadar, rendeleyip soslayarak salata şeklinde tüketmek de oldukça lezzetlidir. Turp, kalorisi az ama vücudumuza kattığı değerler bir çırpıda sayılamayacak kadar çok olan bir besin. Hem unutmayın, dilimize pelesenk olan “Turp gibiyim!” deyimi de boşuna türememiş!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Mandalina, portakal, greyfurt… Onlarsız bir dünyanın ne kadar eksik olacağını düşünsenize… Mesela; tatlarından, kokularından mahrum kaldığımızı! Kış aylarının olmazsa olmazı bu enfes meyveler, her birimize vitamin desteği vermek için bekleyen birer dost gibiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sadece sağladığı vitaminler için değil, bütün aileyi etrafında toplayan işleviyle de kestanenin yeri apayrı. Kim bilir kaç kere ateş üstünde kebap yaptığınız ya da suda haşladığınız kestanelerin tadına doyamadan yenip bitirildiğine şahit olmuşsunuzdur. Kışın şu son günlerinde de bol bol tüketin, nasıl olsa tadı yine damağınızda kalacak.

  • ALMAN LAHANA TURŞUSU: SAUERKRAUT

    Türk mutfağının olmazsa olmazı turşunun çok farklı tarifleri ve doğal ürünlerle yapılmışsa saymakla bitmeyen faydaları bulunuyor. Yazımızda bildiğimiz lahana turşusunun Alman versiyonu olan sauerkraut tarifini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sauerkraut, kolay hazırlanan ve fermantasyon sürecinde ortaya çıkan iyi bakteriler sayesinde probiyotik zengini bir besin. Probiyotikler sindirim sistemini düzenlemesi, bağışıklık sistemini güçlendirmesiyle sağlığa olumlu etkileri olan mikroorganizmalar. Kış aylarının vazgeçilmez lezzeti sauerkraut’un sırrı da sirkesiz hazırlanması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sauerkraut için ihtiyacımız olan ana malzemeler: Orta boyutta taze mor veya beyaz lahana ve bir yemek kaşığı rafine olmayan tuz. Ancak çeşnili lezzetler elde etmek için dilerseniz içerisine sarımsak, zencefil, kimyon, acı biber ya da kişniş gibi ağız tadınıza uygun ürünler ekleyebilirsiniz. Tuz tercihinizi de kaya tuzu, deniz tuzu ya da Himalaya tuzundan yana kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak seçtiğiniz lahanayı iyice yıkayın. Lahananın dış kabuğunu ayırın ve kuruması için ayrı bir yerde bekletin. Ardından lahananın içini alın ve çok ince olacak şekilde doğrayın. Derin bir kapta tuz ekleyerek lahananın suyu çıkana kadar kuvvetli bir şekilde ovalayın. Eğer suyunu salmıyorsa biraz daha beklettikten sonra tekrar bu işlemi uygulayın. Lahana tüm suyunu saldığında bir kavanoza elinizle iyice baskı uygulayarak yerleştirin. Kavanozun üst kısmında en az bir parmak boyunda boşluk bırakın. Bu aşamada tuz oranını anlamak için lahananın tadına bakın. Çünkü fermantasyon aşamasında yararlı bakteriler lahanadaki şekerle birlikte tuzu tüketeceği için alışageldiğimiz tuz oranından biraz daha fazla tuzlu olması gerekmektedir. Merak etmeyin, turşunuz yemeye hazır hâle geldiğinde bu kadar tuzlu olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Son aşamada turşunun kapağı için ayırdığınız lahananın dış yaprağını birkaç parçaya bölün ve üzerini kaplayacak şekilde yerleştirin. Eğer turşunun suyu malzemeyi geçmiyorsa kavanoza aldığı kadar içme suyu ekleyebilirsiniz. Buradaki önemli nokta, lahananın tuzlu suyun altında kalmasını sağlamak. Ardından kavanozun kapağını kapatarak turşunuzu güneş almayan bir alanda bekletin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fermantasyon sürecinin başlayıp başlamadığını turşudan ufak gaz çıkışları gerçekleştiğinde anlayabilirsiniz. Gaz çıkışları olmaya başlayacak ve suyu yükselecektir. Turşu suyunun yükselmesi sonucunda taşma ihtimali olabilir, altına bir tabak yerleştirerek bu riski ortadan kaldırabilirsiniz. Beşinci günden sonra turşunun mevcut suyu artık yükselmeyecek hatta azalmaya başlayacaktır. Bu noktada tadını kontrol edebilirsiniz. Rengi veya kokusu rahatsız edici geldiyse kötü bakteriler üremiş olabilir, bu durumda tüketmeyin ancak tüm süreçleri tarifteki gibi yaptıysanız ve kokusu da davetkârsa sauerkraut tüketilmeye hazır demektir. Afiyet olsun.

  • 7 Maddede Pestil ve Pestil Çeşitleri

    7 Maddede Pestil ve Pestil Çeşitleri

    Eskiden Anadolu insanları özellikle soğuk kış günlerinde tatlı ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üretirmiş pestili… Günümüzdeyse insan sağlığına katkıları ve lezzeti sayesinde yaz-kış demeden adından söz ettiriyor. Adı İtalyancadaki “pastillo”dan dilimize geçmiş; “pastillo” da meyve şekerlemesi demek… Bu özgün lezzete dair diğer bilgiler için sizi listemize davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pestil, meyvelerden yapılan pekmezin ince bir bez üzerine serilmesi ve önlü-arkalı güneşte kurutulmasıyla elde ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Pestil bütün meyvelerden yapılabilir, tek şart posası çıkan bir meyve olması! Erik, kızılcık, nar gibi meyvelerden yapılırsa ekşi; kayısı, şeftali, incir gibi meyvelerden yapılırsa tatlı pestil elde edilir. En bilinen ve en çok tüketilen pestil ise dut ve üzüm pestilleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kurutulmadan önce içine ceviz, fındık, badem ezmesi hatta kaymak da ilave edilerek çeşitlendirilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İçeriği aynı olan pestillerin sunumları farklı olabilir. Yaprak pestil en geleneksel olanı iken, muska pestil genellikle içine fıstık, fındık gibi çerezler konularak sarılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sarma pestil de denilen rulo pestil, tercih edilen yemişin bal ile harmanlanması, bu karışımın pestil katmanları arasına serilip katlanmasıyla hazırlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hücre yenilenmesini kolaylaştıran, bağışıklık sistemini güçlendiren, vitamin ve mineral değeri yüksek olan bu besin tam bir enerji deposu… Bu haliyle özellikle sporculara önerilen pestil aynı zamanda doğal bir ilaç…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin pek çok yöresinde geleneksel yöntemlerle pestil üretilmektedir ama adının birlikte anıldığı ilimiz Gümüşhane’dir.

  • 40 kat yufkadan 40 diyara yayılan lezzet: baklavanın 10 farklı hali

    40 kat yufkadan 40 diyara yayılan lezzet: baklavanın 10 farklı hali

    En sevilen tatlılarımızdan biri baklavadır, en güzel davet sofralarında, önemli günlerde menüden eksik olmayan baklavayı evde hazırlamak pek de kolay değildir. Zar gibi incecik yufkalar özenle açılır, şerbetler kaynatılır ve uzun çabaların sonunda mis gibi baklava gururla sofraya getirilir. Eskiden genellikle evde yapılan baklavanın hazırlığı oldukça maharet istediğinden, günümüzde daha çok tatlıcılardan satın alınır. En klasik çeşidi fıstıklı ya da cevizli kare baklava olsa da mutfağımızda baklavanın birbirinden lezzetli birçok çeşidi bulunur. Baklavanın 10 farklı halini sizin için bulduk, listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sütlü Nuriye” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk tatlıları

    İçi süt kreması ve fındık ile dolu Sütlü Nuriye en hafif baklava çeşitlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şöbiyet” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk tatlıları

    Şöbiyetin içinde süt ve irmikten yapılan bir muhallebi bulunur, fıstıklı ve cevizli çeşitleri pek sevilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bülbül Yuvası” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk tatlıları

    Yuvarlak baklava hamurunun ortasında yer alan ceviz veya fıstık parçalarıyla baş döndüren bu lezzet sofraya geldiği gibi kapışılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fıstıklı Katmer” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk tatlıları

    Baklavalık yufkanın arasındaki fıstık ve kaymakla beraber tereyağında pişirilmesiyle hazırlanan fıstıklı katmerin üzerine pudra şekeri serpilir, ister ılıkken ister soğuyunca afiyetle tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cevizli Burma” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk tatlıları

    İnce baklava yufkası ile cevizin mükemmel uyumu bu sevilen tatlıya hayat verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çikolatalı Baklava” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk tatlıları

    Klasik baklava tarifinin bu modern yorumunda çikolata baklavaya yeni bir lezzet katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuru Baklava” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk tatlıları

    Şerbeti normal baklavadan daha farklı olan ve kaymak içermeyen kuru baklava daha uzun süre tazeliğini muhafaza eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fıstıklı Gelin Bohçası” title_font_size=”13″]

    İncecik baklavalık yufkadan yapılan bohçaların içindeki kaymak ve fıstık bu zahmetli tatlının muhteşem lezzetinin sırrıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fıstıklı Dürüm” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı, türk tatlıları

    Çok ince açılan baklava hamurunun içine fıstık ezmesi koyularak sarılır, tadına da görüntüsüne de doyulmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fıstıklı Havuç Dilim Baklava” title_font_size=”13″]

    Bir havuç dilimini andıran bu baklava çeşidi içindeki iri fıstık parçalarıyla her yiyenin aklını başından alır.

  • MİKRO BESİNLER HAKKINDA TEMEL BİLGİLER

    Gözle görülemeyen ölçekteki gıdalara mikro besin denir. Bu besinlerin şekli ve miktarı gözle görülemeyecek boyutlarda olsa da vücudun ihtiyaç duyduğu enerji ve besin kaynakları bu bileşenler yoluyla karşılandığı için hayati öneme sahiptir. Gelin vücudumuz ve sağlığımız için önemli işlevleri yerine getiren mikro besinleri ve makro besinlerden farkını beraber inceleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mikro besinler terimi genel olarak vitaminleri ve mineralleri tanımlamak için kullanılır. Vücut, vitamin ve minerali kendi üretemediği için bu vitamin ve mineraller yeme-içme yoluyla alınmalıdır. A, C, D, E ve K gibi vitaminler; magnezyum, çinko, fosfor, demir ve kalsiyum gibi mineraller başlıca mikro besinlerdir. Suda ve yağda çözünen bütün vitamin çeşitleri mikro besin olarak tanımlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Vitaminler ve mineraller dört kategoriye ayrılır: Suda çözünen vitaminler, yağda çözünen vitaminler, makro mineraller ve tüm canlı türlerinde yüzlerce hücresel enzim için gerekli yardımcı moleküller olan iz mineraller. Türüne bakılmaksızın tüm vitaminler ve mineraller yani mikro besinler vücutta benzer şekillerde emilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Vitaminler; bitki ve hayvanlar tarafından üretilen ısı, asit veya hava ile parçalanabilen organik bileşiklerdir. Mineraller ise inorganiktir; toprakta veya suda bulunur ve parçalanamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı bir şekilde mikro besinlerden faydalanmak için tükettiğimiz besinlerin katkısız ve koruyucusuz gıdalar olması gerekir. Bu konuyla ilgili sadece bir istisna bulunur; o da vücut tarafından güneş ışığı yardımıyla üretilen D vitaminidir. Kalsiyum gibi bazı mikro besinler bir süreliğine kemiklerde depolansa da çoğu mikro besin vücudumuzda depolanamadığı için ihtiyacımız olan mikro besinleri kontrollü ve sağlıklı beslenerek, düzenli ve yeterli miktarda temin etmemiz gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Vitaminler ve mineraller büyüme, bağışıklık sistemi, beyin gelişimi ve diğer birçok işlev için hayati öneme sahiptir. Her yemeğin mikro besin içeriği farklıdır, bu nedenle yeterli miktarda vitamin ve mineral alabilmek için çeşitli yiyeceklerden, renkli meyvelerden, doğal ve işlenmemiş tuzlardan, baharatlardan ve bitkilerden faydalanmak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Makro besinler; protein, yağ ve karbonhidratları içerir. Vücudumuzun mikro besinlere makro besinlere oranla daha az oranda ihtiyacı vardır. Bu nedenle de zaten “mikro” olarak tanımlanırlar. Oranı az olsa da vücudun metabolik gereksinimlerini karşılayan mikro besinler; bağışıklık sisteminin güçlenmesi, kemik yapısının sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonlarının düzenlenmesi ve doku hasarını engellemek için gereklidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı bir beden için hem mikro hem makro besinler yeterli ve dengeli miktarlarda alınmalıdır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu mikro besin değerleri yaş, boy, kilo ve cinsiyet gibi özelliklere göre farklılık gösterir. Cildinizin ışıltısından bedeninizde hissettiğiniz enerjiye kadar birçok faktörü etkileyen mikro besinler; düzenli yapılan egzersizlerle bir araya geldiğinde olası birçok hastalık riskini de azaltacaktır.

  • ANTİBİYOTİK İÇEREN BESİNLER

    İskoç bilim insanı Sir Alexander Fleming tarafından 19. yüzyılda, ekmekteki yeşil küflü bölgede bakterilerin yaşamadığını fark etmesinden sonra hayatımıza giren penisilin, bir yüzyıl sonra araştırmacılar tarafından keşfedilecek olan antibiyotik için önemli bir adım olmuştur. 1940’lı yıllarda penisilinin saflaştırılması ile elde edilen antibiyotik, bakteri kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlandı ve tıbbın çaresiz kaldığı birçok hastalığa çare oldu. Ancak neredeyse bir yüzyıldır ilaç tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin artan kullanımı mikroorganizmaların direnç kazanmasına neden oldu. Bu durumda özellikle kolay elde edilebilen, daha az yan etkiye sahip bitki kaynaklı doğal besinlerdeki antibiyotik ve antibakteriyel kullanımı önem kazandı. Kelime anlamı “yaşam karşıtı” olsa da aslında yaşam için çok önemli görevleri bulunan antibiyotikleri sadece laboratuvarlarda değil, doğada da sıkça görüyoruz. İşte o besinler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sarımsağın faydalarını bilmeyen yoktur. Antiviral ve antibakteriyel özelliği bulunan sarımsak, solunum yolları için oldukça faydalıdır ve bedenimiz için âdeta dezenfektan görevi görür. Bağırsak enfeksiyonlarına karşı da yararlı olan sarımsak, özellikle kış aylarında sıklıkla karşılaşılan soğuk algınlığından korunmada ve hastalıkların iyileştirilmesinde oldukça etkilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Antibakteriyel ve antiseptik özellikleri bulunan soğanın hem tazesi hem kurusu enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olmaktadır. Öksürük gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında da fayda sağlamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzunca bir süredir Doğu tıbbında kullanılan zencefil, özellikle salmonella gibi gıda kaynaklı patojenlere karşı tüketmeniz gereken güçlü bir antibiyotiktir. Ayrıca solunum yolu ve diş eti enfeksiyonları üzerinde antibakteriyel etki gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Özellikle öksürüğe karşı iyi gelen ve uyku kalitesini artıran bal, aynı zamanda prebiyotiktir ve vücuttaki yararlı hücreleri arttırır. Bazı kanser türlerinin riskini azaltacak flavonoidler barındıran balın önemli bir özelliği de bakterileri temizlemesi ve iltihap önleyici olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kış hastalıklarına karşı en doğal antibiyotiklerden biri olan zerdeçal, içeriğindeki curcumin maddesi sayesinde astım, bronşit, nefes darlığı gibi hastalıklara karşı direnç sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir. Curcumin, antioksidanlarla doludur ve enflamasyonu azaltır. Zerdeçal ve balın karıştırılarak tüketilmesi antibiyotik etkisini artıracaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Turp gibi olmak” deyiminin nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? İçeriğinde zengin C vitamini, folik asit, fosfor ve yüksek diyet lifi bulunan turp, sağladığı faydalar nedeniyle tam bir sağlık kaynağı. İçeriğinde çok güçlü bir antioksidan özelliği bulunan turp, soğuk algınlığı gibi hastalıkların tedavisinde birebir. Yüksek lifli yapısıyla da sindirim ve boşaltım sistemini destekliyor, öksürüğe iyi geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Elma sirkesi, içeriğinde doğal antibiyotik barındırdığı gibi bağırsaklara faydalı bakterileri besleyen probiyotikler açısından da oldukça değerli. Sindirime yardımcı olur, artrit ağrılarına iyi gelir ve enfeksiyonlarla savaşır. Salata sosuna bir kaşık ilave ederek tüketebilirsiniz.

  • MARMARA BÖLGESİ’NİN KOLAYCA ULAŞABİLECEĞİNİZ LEZZETLERİ

    MARMARA BÖLGESİ’NİN KOLAYCA ULAŞABİLECEĞİNİZ LEZZETLERİ

    Dünyanın en önemli metropollerinden İstanbul’u da içine alan Marmara Bölgesi mutfağı, hem şehirlerin özgün tatlarını hem de tabiri caizse 72 milletin mutfak kültürünü içinde barındıran oldukça renkli bir yapıya sahip. Bu mutfağa Çerkezlerden Arnavutlara farklı yöresel yemekler de girmiş ve bölgenin kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel tarifleriyle bütünleşmiştir. Aşağıdaki listede ise daha çok, Marmara’ya geldiğiniz vakit hemen her yerde rahatlıkla bulabileceğiniz lezzetleri göreceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Marmara Bölgesi’nin neresine giderseniz gidin damak zevkinizi yükseltecek bir köfte çeşidiyle karşılaşmanız mümkün. Yanında kırmızıbiber salçasıyla servis edilen Tekirdağ köfte, Edirne-Keşan’da öne çıkan satır köfte, artık markalaşmış Bursa-İnegöl köfte, İstanbul’la anılan erikli köfte, Hasanpaşa hatta balık köftesi bu çeşitlerden en ünlüleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ana malzemesi döner olan ama üstüne dökülen tereyağ ve domates sosu, altına serilmiş pide parçaları ve yanında servis edilen yoğurt ile bambaşka bir lezzete dönüşen tat İskender’dir. Bursa’dan tüm ülkeye yayılan yemek adını, mucidi olan Bursalı İskender Efendi’den alır. Hemen belirtmemiz gerekir ki döner kebap ile İskender arasında özellikle et cinsi açısından fark bulunur. Döner genellikle kuzu ve dana etinden, Bursa İskender ise yöredeki kekik otlarıyla beslenen koç etinden yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Marmara Bölgesi’nin alametifarikalarından biri de ciğer yemekleridir. Arnavut ciğerine İstanbul mutfaklarında sıkça rastlanırken Edirne’de tava ciğeri öne çıkar. Edirne tava ciğeri, şiş kebap ya da Arnavut ciğeri gibi küp küp değil yaprak biçimde dilimlenerek yapılır. Arnavut ciğeri genellikle toz biberli kuru soğan dilimleri ile tava ciğeri ise kurutulmuş Karaağaç biberiyle servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Marmara Bölgesi mutfağının gediklisi en çok da deniz ürünleridir, ne de olsa adı Boğaz ve denizlerle anılan bir yer burası. İster salaş bir mekânda ister lüks bir restoranda, İstanbul Boğazı’na karşı balık yemenin keyfi romanlara satır, şiirlere dize haline çoktan gelmiş bile… Sadece İstanbul değil, Çanakkale de balık sofralarının keyfini sürebileceğiniz en güzel şehirlerimizdendir. Tavası, buğulaması ya da ızgarasından hangisini yiyeceğiniz ise artık size kalmış. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Marmara aynı zamanda ne tatlısı yiyeceğiz diye düşünmenize de gerek kalmayacak bir bölge. Bursa’ya giderseniz irmikle yapılan Kemalpaşa tatlısı, Kocaeli’ye giderseniz tel tel dökülen pişmaniye karşılar sizi. İstanbul’a giderseniz profiterolden sütlaca hem göze hem damaklara hitap eden tatlılarla buluşabilirsiniz. Ama Trakya’ya geçtiğinizde mutlaka tatmanız gereken tatlı sıcak sıcak tüketilmesi gereken peynir helvasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Marmara Bölgesi’ne ait son lezzet de hafif bir tatlı olsun dedik. Ve o tatlı Bursa’nın adıyla bütünleşen kestane tatlısı, ya da daha bilinen adıyla kestane şekeri… İlk olarak Fransa Kralı 14. Louis’nin saray mutfağında görülen bu tatlıyı evlerinizde yapmanız da oldukça kolay ama ne var ki mevsiminde yetişen kestaneyi bulmak için özellikle kış aylarını beklemeniz gerekiyor.

  • 3000 Yıllık Besin Zeytinyağı İle İlgili 8 Terim

    3000 Yıllık Besin Zeytinyağı İle İlgili 8 Terim

    Zeytin yetiştiriciliğinin 8000 yıl önce Suriye civarında başladığı, zeytinyağının ise önceleri temizlik işlerinde, mabetlerdeki lambaların yakılmasında ve ilaç niyetine kullanılırken MÖ 1000 yılında mutfaklara girdiği biliniyor. Yeryüzündeki bütün toplumlarda, kültürlerde, dinlerde kutsal sayılmış bir besin varsa o da zeytinyağıdır dersek yanılmış olmayız. Homeros’un “altın suyu” olarak nitelendirdiği sıvı bugün de hayatımızın olmazsa olmazı… Bu listemizde zeytinyağının elde edilme sürecine ait 8 terimi bilgilerinize sunuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • SONBAHARIN HABERCİSİ SEBZELER

    Kışın habercisi sonbahar, yeşilliklerin ve sebzelerin bolca yetiştiği bereketli bir mevsim. Uzmanlar da mevsimsel beslenmenin önemine sıkça vurgu yapıyor. Türk mutfağında yer bulan ve faydaları ile sağlığımızı korumaya katkı sunan sonbahar sebzelerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dolmalık biber ya da dolma biber adıyla da bildiğimiz ve her zaman lezzetiyle kalbimizi 12’den vurmayı başaran dolmalık yeşilbiberi ister kıymalı ister zeytinyağlı pişirebileceğiniz gibi turşusunu da kurabilirsiniz. İyi bir lif kaynağı olan dolmalık biberin içeriğinde C vitamini, K vitamini ve potasyum bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tam bir vitamin deposu olan karalahana, ülkemizde özellikle Karadeniz kıyılarında bolca yetişiyor. Etli veya zeytinyağlı dolması yapıldığı gibi, mısır unu ile yapılan çorbası da oldukça lezzetli ve faydalı. Vücut direncini artırmaya yarayan karalahana, ayrıca cilde iyi geliyor, kemikleri güçlendiriyor, kan şekerini düşürüyor, kanser hücrelerinin oluşmasının önüne geçiyor. C vitamini ve lif bakımından zengin karalahana; A ve B grubu vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi mineralleri içeriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Maydanozgiller familyasından olan kereviz, yüksek tansiyonu düşürmesi ve kolesterolü azaltması bakımından sıkça tüketmemiz gereken besinler arasında yer alıyor. C vitamini bakımından zengin olan kereviz, bağışıklık sisteminin güçlenmesine de katkı sağlıyor. Antioksidan görevi gören ve düşük kalorili bir besin olan kerevizde bol miktarda A, B, C ve K vitaminleri bulunuyor. Magnezyum, potasyum ve kalsiyum başta olmak üzere çok sayıda mineral bulunan kerevizi salatalarda ve mezelerde çiğ; pilavda ve sulu yemeklerde pişmiş olarak tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En besleyici sebzelerden olan karnabahar; brokoli, Brüksel lahanası ve lahana gibi turpgiller familyasına ait bir besin. Düşük kalorili olması sebebiyle diyet listelerinde yer alan karnabahar, beyin fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesinde önemli bir işlevi olan “kolin” içerdiği için; demans türü hastalıkları önlemede etkili oluyor. C, K ve B6 vitamini, folik asit, magnezyum, kalsiyum, potasyum, manganez ve fosfor gibi insan sağlığına önemli etkileri olan vitamin ve mineraller barındıran karnabahar, sindirimi rahatlatan lif açısından da zengin bir sebze.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Turpgiller familyasının bir diğer üyesi brokoli, diyabet ile kalp ve sindirim sistemine ilişkin hastalıkların önüne geçilmesinde önemli işlevleri yerine getiriyor. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve yaşlanmayı geciktirmede etkili olan antioksidanlar bakımından çok zengin olan bu sebze, vücudun toksinlerden arınmasına da yardımcı oluyor. İster haşlayarak salatalarda ister fırında diğer sebzelerle birlikte pişirin ancak öğününüze muhakkak brokoli eklemeyi ihmal etmeyin çünkü içeriğindeki beta-karoten; mide, yemek borusu ve bağırsak kanserinin önlenmesine destek oluyor. Demir mineralinin bolca bulunduğu brokoli, vücudun pH seviyesini dengeleyerek cildin canlı ve sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor. K ve C vitamini, kalsiyum, magnezyum, çinko ve fosfor açısından da oldukça zengin olan brokolinin bir tutamı günlük kalsiyum ihtiyacının yarısından fazlasını karşılamaya da yetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Antioksidanlar, lif ve C vitamini bakımından zengin olan Brüksel lahanası, bitki proteini bakımından sağlıklı bir besin. Düzenli tüketildiğinde hasarlı hücreleri onarmaya yarayan Brüksel lahanası, kan şekeri seviyesini de düzenliyor. Bağırsağımızdaki faydalı bakterileri de besleyen bu mucizevi sebzenin lif oranı da oldukça yüksek. Göz sağlığına iyi geliyor, demir emilimini destekliyor ve kolajen üretimine katkı sağlıyor. Bir fincan Brüksel lahanası; günlük C vitamini ihtiyacının %150’sinden fazlasını, K vitaminin de %250’den fazlasını karşılamaya yetiyor. Ayrıca vücudumuzda doğal olarak bulunan ve karaciğerlerin antioksidan mekanizmasının çalışmasında önemli rol oynayan alfa-lipoik asit içeren Brüksel lahanası bu sayede toksik maddelerin temizlenmesinde de önemli rol oynuyor.