Mantar dendiği vakit yeryüzünde çoğu tanımlanamamış 1,5 milyon türü olan, devasa biyolojik bir âlem akıllara gelir… Tabii bizim konumuz çok farklı… Bu sayfada gönül rahatlığıyla yenilebilen, birbirinden farklı türleriyle yemeklerde kullanılabilen mantarlar yer alıyor. En çok kullanılanların başında da şapkalı mantar olarak bilinen kültür mantarı gelmekte… Asıl konumuza geçmeden önce kültür mantarıyla ilgili birkaç ipucu paylaşalım. Aklınızda olsun, bu mantarlar nemli ortamda çabucak bozulmaya yüz tuttukları için buzdolabında ambalaj içinde uzun süre bekletilmemeli, yıkanarak saklanmamalı. Kâğıda sararak buzdolabına koyarsanız kuru kalacak kısa sürede bozulmayacaktır. Ama bunun da uygulama süresi kısa olmalı, çünkü sağlık açısından en ideali mantarları pişirerek saklamaktır. Aşağıda mantarla yapabileceğiniz yemek çeşitlerini görebilirsiniz.
Kategori: Yemek/Beslenme
-
MANTARLA ZENGİNLEŞEN YEMEKLER
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″] -
ÜLKELER VE GELENEKSEL EKMEKLERİ
En eski ve en temel gıda maddelerinden biri olan ekmek, dünya genelinde farklı tariflerle hazırlanmasına rağmen her kültürde misafirperverliğin ve paylaşmanın simgesi olmuştur. Coğrafi bölgeler ve iklim koşulları, ekmek türlerini şekillendirirken, kullanılan malzemeler o yörelerin geleneksel ürünlerini yansıtır. Örneğin, Avrupa’da buğday unundan yapılan çeşitli ekmekler, Orta Doğu’da yerini mısır veya arpa unuyla yapılan ekmeklere bırakır. Asya’nın bazı bölgelerinde ise pirinç unundan yapılan ekmekler popülerdir. İtalya’nın meşhur focaccia ekmeğinden Çin’in yumuşacık mantou ekmeğine, yazımızda ülkelerin geleneksel ekmeklerini listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısır Ekmeği, Türkiye” title_font_size=”13″]Ülkemizde, özellikle Karadeniz, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde pişirilen mısır ekmeği, geleneksel olarak fırında veya sac üzerinde hazırlanır ve sıklıkla çorbalara eşlik eden doyurucu bir lezzet olarak sofralarda yerini alır. Mısır ekmeğinin her bölgeye özgü tarifleri bulunur. Bazı tariflerde içine yoğurt veya süt eklenerek daha yumuşak bir ekmek elde edilir. Bazı tariflerde ise mısır unu, su ve tuz veya mısır ununun diğer unlarla karıştırılmasıyla hazırlanır. Kökenleri Osmanlı dönemine kadar giden mısır ekmeği, gluten içermez; yoğun ve doyurucu bir ekmektir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Brötchen Ekmeği, Almanya ” title_font_size=”13″]Almanya’nın ünlü küçük ekmek çeşitlerinden biri olan ve kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olarak bilinen brötchen, buğday unu, maya, tuz ve su ile hazırlanır. Kullanılan unun kalitesi, brötchenin kendine has gevrek dış kabuğuna ve yumuşak iç dokusuna doğrudan etki eder. Hamur, düşük sıcaklıkta uzun süre mayalandırılarak, ekmeğin lezzetinin ve dokusunun daha zengin hale gelmesi sağlanır. Geleneksel olarak taş fırında pişirilen brötchen, altın renginde, çıtır bir kabuğa sahiptir. Sade olarak hazırlanabildiği gibi, susam, ay çekirdeği veya yulafla zenginleştirilen çeşitleri de vardır. Brötchen yalnızca kahvaltılarda değil, aynı zamanda peynir, jambon, salam ya da tereyağı ile hazırlanan sandviç çeşitleriyle öğle yemeklerinde de sıkça tüketilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Pão de Queijo, Brezilya ” title_font_size=”13″]Brezilya’nın ünlü geleneksel lezzetlerinden olan küçük, yuvarlak peynirli ekmeği pão de queijo, buğday unu yerine tapyoka nişastasıyla hazırlanır. Bu özel nişasta, ekmeğin iç kısmının yumuşak ve esnek, dışının ise hafif çıtır olmasını sağlar. Tapyoka nişastası, Brezilya’ya özgü manyok bitkisinin kökünden elde edilir ve gluten içermez, bu da ekmeği özellikle glutensiz diyetler için uygun kılar. Ülkemizdeki pidelere benzer bir formda olan pão de queijo, sade olarak tüketilebildiği gibi, kekik, fesleğen, biberiye veya maydanoz gibi taze otlarla da zenginleştirilebilir. Bu otların peynire kattığı aroma, ekmeğin lezzetini bir üst seviyeye taşır. Genellikle kahvaltıda sıcak olarak servis edilirken, günün diğer saatlerinde de kahvenin yanında hafif bir atıştırmalık olarak tercih edilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Focaccia, İtalya ” title_font_size=”13″]İtalya’nın ünlü ekmeği focaccia, zeytinyağı ve taze otlar kullanılarak hazırlanır. Şekil ve pişirme yöntemi açısından pizzaya benzerlik gösterse de bazı kaynaklar focaccia’nın “pizzanın atası” olduğunu belirtir, fakat focaccia genellikle pizzadan daha kalındır ve İtalya’nın farklı bölgelerinde çeşitli versiyonları bulunur. Örneğin, “Focaccia di Recco” adı verilen çeşidi, ince hamurun arasına peynir eklenerek yapılır. Domates, zeytin veya soğan gibi malzemelerle zenginleştirilmiş versiyonlar da oldukça popülerdir. Üzerine şeker veya bal serpilerek hazırlanan tatlı focaccia’lar da vardır ve çay ya da kahvenin yanında tatlı olarak tüketilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Naan, Hindistan ” title_font_size=”13″]Hindistan’ın yumuşak ve hafif kabarık ekmeği naan, tandırda pişirilir. Tandırın yüksek sıcaklığı, ekmeğin dışının hafif çıtır, içinin ise yumuşak ve kabarık olmasını sağlar. Diğer yassı Hint ekmeklerinden farklı olarak naan hamuruna maya veya kabartma tozu eklenir. Yoğurt veya sütle hazırlanan naan, sade olarak tüketilebildiği gibi sarımsak, tereyağı, taze otlar veya çeşitli baharatlarla da zenginleştirilerek hazırlanabilir. Özellikle sarımsaklı naan, Hint restoranlarında oldukça popüler bir tercihtir. Moğol İmparatorluğu döneminde Hindistan’a gelen bu ekmek, zamanla Hint mutfağının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Ayrıca naan, tatlı olarak da hazırlanabilir. Kuru meyveler ve Hindistan cevizi ile doldurulan “peshawari naan” veya “kashmiri naan” gibi çeşitleri, tatlı naan severlerin favorilerindendir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Borodinsky, Rusya ” title_font_size=”13″]Borodinsky ekmeği, adını 1812 yılında Napolyon’un Rusya’yı işgali sırasında gerçekleşen Borodino Savaşı’ndan alır. Rusya’nın geleneksel siyah çavdar ekmeği olarak bilinen Borodinsky, o dönemde halk arasında popüler hâle gelmiştir. Bu ekmek, çavdar unu, su, ekşi maya, tuz, şeker pancarından elde edilen melas ve kişniş tohumu gibi malzemelerle yapılır. Pişirme sırasında dış kısmı karamelize olarak çıtır ve koyu renkli bir kabuk oluştururken, iç kısmı yoğun ve nemli kalır. Bu zengin dokusu ve lezzetiyle Borodinsky ekmeği, Rus mutfağında önemli bir yer edinmiştir. Ekmeğin kökenine dair anlatılan bir hikâyeye göre, Borodino Savaşı’nda hayatını kaybeden General Aleksandr Tuchkov’un eşi, yas sürecinde bir manastır kurmuş ve burada rahiplerle birlikte bu ekmeği pişirmiştir. 1933 yılından itibaren Borodinsky ekmeğinin seri üretimine geçilmiş, böylece bu geleneksel lezzet daha geniş kitlelere ulaşmıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Pan de Cristal, İspanya” title_font_size=”13″]İspanyolca’da “cam ekmek” anlamına gelen ve Katalonya bölgesine özgü bir ekmek türü olan pan de cristal, çıtır dış kabuğu ve delikli, yumuşak iç kısmıyla dikkat çeker. Bol su ile hazırlanan hamuru, bu özelliği sayesinde olağanüstü şekilde kabarır ve hafif bir doku kazanır. Genellikle zeytinyağı, domates ve sarımsakla hazırlanan soslarla birlikte tüketilen pan de cristal ekmeğinin en belirgin özelliği, yüksek ısıda pişirilmesidir. Bu pişirme yöntemi ekmeğin çıtır yapısını ve hafif iç dokusunu mükemmel bir dengeyle ortaya çıkarır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Mantou, Çin” title_font_size=”13″]Çin’e özgü buharda pişirilen bir ekmek türü olan mantou, yumuşak ve kabarık dokuya sahiptir. Buğday unu, su ve maya ile yapılır; bazı tariflerde biraz şeker eklenerek tatlandırılır. Hamur, iyice yoğrulur, bu da mantou’ya kolay çiğnenebilir ve hafif yoğun bir yapı kazandırır. Mantou’nun iki ana bölgesel çeşidi vardır: Kuzey ve Güney tarzları. Kuzeyde yapılan mantou genellikle daha büyük ve yoğun olur, yemeklerin yanında sade olarak servis edilir. Güneyde yapılan mantou ise daha yumuşak olup, kırmızı fasulye ezmesi gibi tatlı dolgularla sunulabilir.
-
TASTE ATLAS’IN GÖZÜNDEN EN İYİ VEGAN LEZZETLER
Taste Atlas, dünya mutfaklarını keşfetmek isteyenler için oluşturulmuş bir gastronomi rehberidir. 2018 yılında kurulan bu platform, dünya genelindeki geleneksel yemekler, içecekler, malzemeler ve yerel restoranlar hakkında zengin içerikler sunar. Kullanıcı yorumları ve uzman değerlendirmeleriyle şekillenen Taste Atlas, dünyanın dört bir yanından eşsiz tatları tanıtırken, bu geniş mutfak yelpazesinde vegan yemeklere de özel bir yer ayırır. Taste Atlas’ın farklı farklı ülkelerden seçtiği en lezzetli vegan yemekleri yazımızda listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Guacamole Sos, Meksika” title_font_size=”13″]Meksika mutfağına ait guacamole sosun geleneksel tarifinde olgun avokado, lime suyu, tuz ve isteğe bağlı olarak doğranmış soğan, biber, domates ile kişniş gibi malzemeler kullanılır. Serrano, cayenne (Arnavut) veya jalapeño biberleriyle lezzetlendirilen guacamole; tortilla cipslerinin yanı sıra havuç, salatalık ve kereviz gibi sebzelerle dip sos olarak servis edilir. Ayrıca salatalarda, pizza veya makarna üzerinde; burrito, burger, taco ve omletlerde çeşni olarak da kullanılır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytoon Parvardeh, İran ” title_font_size=”13″]İran’ın Gilan eyaletine özgü zeytoon parvardeh; yeşil zeytin, nar pekmezi, ceviz, sarımsak, nar suyu, nar taneleri, yerel olarak chochagh adıyla bilinen deniz çobanpüskülü otu, melek otu tohumları ve tuz karışımıyla hazırlanır. Zeytinyağı ile lezzetlendirilen bu mezenin bazı tariflerinde nane, kişniş ve maydanoz da bulunur. Genellikle garnitür olarak servis edilen zeytoon parvardeh, zeytin ve narda bulunan antioksidanlar ile cevizdeki sağlıklı yağlar sayesinde hem lezzetli hem de besleyici bir atıştırmalık olarak sofralarda yer alır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Humus, Lübnan ” title_font_size=”13″]Lübnan’a özgü geleneksel humus, Orta Doğu mutfağının en bilinen ve en sevilen yemeklerinden biridir. Bu lezzetli dip sos; haşlanmış nohut, tahin, zeytinyağı, limon suyu, sarımsak, tuz ve kimyon gibi temel malzemelerle hazırlanır. Lübnan humusu geleneksel olarak üzerine zeytinyağı gezdirilerek, bir tutam kimyon serpilerek ve doğranmış maydanozla süslenerek servis edilir. Falafel ve sabich gibi diğer Orta Doğu yemeklerinin yanında sıkça tüketilen humus hem Orta Doğu hem de Akdeniz mutfağının vazgeçilmez tatları arasında yer alır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=” Kısır, Türkiye ” title_font_size=”13″]Türk mutfağının sevilen salata çeşitlerinden biri olan kısır, Taste Atlas’a göre dünyanın en lezzetli ve sağlıklı vegan yemeklerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle yaz aylarında hafif ve pratik olması sayesinde sıkça tercih edilen bu geleneksel lezzetimiz hem salata hem de ana yemek olarak tüketilebiliyor. İnce bulgur, taze yeşillikler, zeytinyağı, nar ekşisi, taze limon suyu ve çeşitli baharatlarla hazırlanan kısır; geleneksel Türk mutfağının bir parçası olmasının yanı sıra, dünya genelinde vegan ve sağlıklı beslenme arayışında olanların da ilgisini çekiyor. Bulgurun düşük glisemik indeksi ve sindirimi destekleyici yapısıyla, zeytinyağının kalp dostu özellikleri birleşince kısır, sadece lezzetli değil, aynı zamanda oldukça besleyici bir alternatif hâline geliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Panzanella, Toskana, İtalya ” title_font_size=”13″]Panzanella, Toskana mutfağının özgün yaz salatalarından biridir. Bayat ekmekleri değerlendirmekle kalmaz, mevsiminde olgunlaşmış domates gibi taze malzemeleri kullanmak için de mükemmel bir seçenektir. Geleneksel olarak Toskana’nın tuzsuz ekmeği “pan sciocco” ile hazırlanır. Bu ekmek önce suda bekletilir, ardından sıkılıp küçük parçalara ayrılır. Ekmek parçaları; domates, taze fesleğen, ince dilimlenmiş soğan, sızma zeytinyağı, sirke, tuz ve karabiberle harmanlanarak enfes bir salata hâline getirilir. Marche bölgesinde ise panzanella biraz farklı hazırlanır. Bu versiyonda bayat ekmek dilimleri bruschetta (ızgarada ya da ateşte kızartılmış ekmek dilimi) olarak kullanılır. Üzerlerine domates dilimleri yerleştirilir; ardından fesleğen yaprakları, tuz ve karabiber eklenir ve son olarak sızma zeytinyağı ile sirke gezdirilir. Her iki versiyonu da sade, taze ve lezzetli bir yaz yemeği olarak öne çıkar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Miso Çorbası, Japonya” title_font_size=”13″]Miso çorbası, kahvaltıda tüketilebildiği gibi ana yemeklerin yanında meze olarak da servis edilen, Japon mutfağının zarafetini en saf hâliyle yansıtan lezzetlerden biridir. Ana malzemeleri, fermente soya fasulyesinden yapılan miso ezmesi ile dashi adı verilen bir tür Japon çorba bazıdır. Dashi genellikle kombu (deniz yosunu) ve katsuobushi (kurutulmuş ve rendelenmiş balık gevreği) ile hazırlanır. Ancak vegan tariflerde balık bazlı dashi yerine kurutulmuş shiitake mantarı tercih edilir. Miso ezmesi; pirinç, arpa veya diğer tahıllarla birlikte fermente edilmiş soya fasulyesi ve tuzdan yapılır. Kıvamı, yoğun bir macunu andırır. Miso’nun kökeni, Çin menşeli fermente soya ezmesi chiang’a dayanır. Ancak bu tarif, Japon kültürüne uyarlanarak miso adını almış ve 7. yüzyıldan itibaren Japonya’nın geleneksel lezzetlerinden biri hâline gelmiştir.
-
BİNLERCE YIL ÖNCEDEN KEŞFEDİLEN LEZZET: KİMCHİ
Kore mutfağı denildiğinde ilk akla gelen yemeklerden biri de kimchi. Kore turşusu olarak da bilinen ve yemeklerin yanında bol bol servis edilen bu yemeğin Uzak Doğu ülkelerinde festivalleri bile yapılıyor. Hem besleyici hem lezzetli olan kimchi’nin yapımında birbirinden farklı sebzeler kullanılıyor. Peki, kimchi hangi malzemelerle nasıl yapılıyor? Listemizdeki birinci maddede yer alan malzemeleri hazırladıysanız kimchi yapımına başlayabiliriz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Öncelikle lezzetli bir kimchi yapmak için gerekli olan malzemeleri listeleyelim. Artık market ve pazarlarda sıkça karşımıza çıkan Çin lahanasından bir adet, bir demet taze soğan, iki adet havuç, bir adet pırasa, bir yemek kaşığı rendelenmiş zencefil, bir adet kuru soğan, iki yemek kaşığı toz şeker, iki yemek kaşığı pirinç unu, bir adet Japon turpu veya normal turp, iki yemek kaşığı pul biber, iki tatlı kaşığı tuz ve son olarak isteğe göre yarım bardak balık sosu, lezzetli bir kimchi hazırlamak için yeterli olacaktır. Gelelim detaylara…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Öncelikle Çin lahanasını iyice yıkayın ve dört parçaya bölün. Böldüğünüz Çin lahanasının yapraklarını büyük parçalara ayırın ve yaprakları yaklaşık yarım saat tuzda bekletin. Havuç ve turplar güzelce yıkandıktan sonra kabuklarını soyun ve ardından her iki sebzeyi de ince ve uzun olacak şekilde dilimleyin. Tuzda bekletilen Çin lahanasını bol su ile duruladıktan sonra dilimlenen havuç ve turp ile birlikte bir kaba alın.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Kimchi’nin olmazsa olmazı pirinç lapası için iki yemek kaşığı pirinç ununa iki bardak su ve iki yemek kaşığı şekeri ekleyin. Karışımı kıvam alana kadar kaynatın, beraberinde iki yemek kaşığı pul biber de ekleyin ve ardından soğuması için bekletin.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Sarımsak, zencefil ve kuru soğanı robottan geçirin ve bu karışımı soğuması için beklettiğiniz pirinç lapasına ekleyin. Peşi sıra iki tatlı kaşığı tuzu katıp güzelce karıştırın ve soğuması için tekrar bekletin. Dilerseniz bu aşamada balık sosunu da ekleyebilirsiniz. Bu tamamen size kalmış…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Son aşamada doğranmış sebzeler ile pirinç lapasını karıştırıp temiz bir kavanoza doldurun ve kapağını sıkıca kapatın. Serin bir ortamda bir hafta beklettikten sonra afiyetle yiyebilirsiniz.
-
FARKLI KÜLTÜRLERDEN FARKLI ÇAY RİTÜELLERİ
Çay ritüeli denince aklımıza hemen, muhabbeti koyulaştıran, kek, poğaça ya da simitle keyfi çoğalan, ikram ettikçe tadı artan ülkemizdeki çay seremonileri geliyor. Ama bakın diğer kültürlerdeki çay ritüelleri nasıl?
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]İngiltere’nin hepimizin bildiği “5 çayı” ritüeli, 1840 yılında Bedford Düşesi Anna tarafından geliştirilmiş… Kahvaltı ile akşam yemeği arasındaki açlığını bastırmak için çay yanında kurabiye atıştıran düşesin âdetine, önce arkadaşları sonra Kraliçe Victoria ortak olmuş. Zamanla burjuva sınıfına da sirayet eden adet bir süre sonra ülkenin geleneği haline gelmiş.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Hindistan’ın güney bölgelerindeki yerli halk için, chaiwala isimli sokak satıcılarından çay alarak içmek en sevilen ritüellerden biri. Bu çaycılarda, genellikle siyah çayın süt, şeker, kakule, rezene ve karanfil gibi baharatların karıştırılmasıyla yapılan Hint çayı satılıyor. Geniş pirinç bir kapta kaynatılan çay, daha sonra kilden yapılmış çaydanlıklara dökülüyor ve cam bardaklarda servis ediliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Dünyanın en ilginç çay ritüeline sahip ülke ise Moğolistan olsa gerek. Çaya şeker yerine tuz, hatta un ve yağ ekleyen Moğol halkı, çayın yanında kurutulmuş kuzu eti tüketmeyi de âdet haline getirmiş. Moğol çayının önce büyük tencerelerde karıştırılıp kaynatıldığını, daha sonra çaydanlıklara alınıp servis edildiğini de ekleyelim.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Şekerle kaynatılmış yeşil çayı, taze nane yaprakları ekleyerek servis etmek Fas’ta en bilinen uygulamalardan biri. Herkes bilir ki bu ülkede nane çayı demek Fas çayı demektir. Faslılar da tıpkı Türklerde olduğu gibi misafir ağırlarken çay ikramına büyük önem verirler. Fakat orada çay yapımı ve servisiyle bilhassa erkekler ilgileniyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]MÖ 2737 yılında, “camellia sinensis” ağacı yapraklarının, altında kaynatılan suya dökülüp tat vermesi ve bu durumu Çin İmparatoru Shen Nung’un fark etmesiyle başlayan çay yolculuğunda Çin’in önemi büyük. Çay ritüellerinde en renkli detaylara da doğal olarak Çinliler sahip. Onlardan biri çayı geniş ağızlı fincanlarda içmeleri… Çünkü Çinliler çaydan tat almak kadar görüntüsünü izlemeyi de önemsiyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Japonlarda çay seremonisine sadou-chadou ya da chanoyu deniyor. Peki, Japonya’da, evlerin bahçesinde “hoshoan” isminde sadece çay seremonisi için kullanılan ve tek odadan ibaret ayrı bir ev olduğunu biliyor muydunuz? Bu odalarda çay ikramından o çayın nasıl içileceğine kadar her şey hem ev sahibi hem de misafir açısından detaylarıyla belirlenmiş. Hatta çocuklara bunun için okullarda eğitim dâhi veriliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]Batı Afrika ülkesi Senegal’de ataayı çayı ile yapılan ritüel, sosyalleşmenin en önemli araçlarından biri olarak görülüyor. Ataaya, yeşil ya da siyah çayın, su, nane ve bolca şekerle karıştırılması ile yapılıyor. En önemli özelliği ise bol köpüklü olması. Bol köpüklü olabilmesi için de çinko demliklerde demlenen çayın, bardaklara oldukça yüksekten dökülmesi gerekiyor.
-
YUMURTA PİŞİRME YÖNTEMLERİ
Faydaları, lezzeti ve doyuruculuğuyla tüm dünyanın vazgeçilmez besinleri arasında yer alan yumurta, protein deposu bir besin olarak her yaştan bireyin farklı şekillerde tüketmeyi sevdiği bir yiyecek… Pratik biçimde pişirilebiliyor olması da ekstra avantajlarından biri… Peki, o pratik pişirme yöntemleri neler, kısaca sıralayalım…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Yumurtayı suda haşlayarak pişirmek en klasik yöntemlerden biridir. Dikkat edilmesi gereken detay kabuğunun çatlak olmamasıdır aksi takdirde yumurta suyun içine dağılır. Su kaynamaya başladıktan sonra ne kadar daha ateşte tutacağınız, yumurtanızı hangi kıvamda tercih ettiğinize göre değişecektir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Sahanda yumurtanın tadı ve görüntüsü, kahvaltı sofralarının en özel müdavimi olmasına sebebiyet vermektedir. Bilhassa tereyağı üstüne kırılan göz göz yumurtaların tadına doyum olmaz. Kalori konusuna dikkat edenlerin tercihi sahanda yumurta yerine haşlanmış yumurta olmalıdır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Tek başına bir öğün halini alabilen omlet, yumurtanın en leziz hallerinden biridir. Kâseye kırılan ve tercihe göre baharat, ot çeşitleri, peynir ilave edilen yumurtalar iyice çırpılarak kızgın ve yağlı tavaya dökülür, karıştırmadan pişirilir. Sunumunu rulo biçiminde veya dilim dilim yapmak ise tercihinize kalmış…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Poşe yöntemi yumurtanın kabuksuz biçimde suda pişirilmesidir. Su kaynamamalı fakat kaynama derecesine yakın olmalıdır. İçine tuz ile yumurtanın kırıldığında toplanmasına yardımcı olması için sirke katılmalıdır. Suya kırılan yumurta en fazla 4-5 dakika pişirilmeli, ardından kevgirle sudan çıkarılmalıdır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Scrambled da denilen fakat yakından bildiğimiz ismiyle çırpılmış yumurta, kahvaltı masalarında domates ve salatalığın, zeytin ve peynirin en doyurucu eşlikçilerinden biridir. Bu yöntemde, sütle çırpılmış yumurtalar hafif yağlanmış kızgın bir tavaya dökülüp sürekli karıştırılmak suretiyle pişirilir, üzerine taze soğan veya frenk soğanı eklenirse daha da lezzetli bir hale gelir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Muffin kalıbında yumurta pişirmek ise pek de geleneksel olmayan yöntemlerden biridir. Süt, baharatlar ve peynirle karıştırılan yumurtalar yağlanmış muffin kalıplarına dökülerek 180 derecelik fırına yerleştirilir. Farklı bir yumurta sunumu isteyenler için en güzel tariflerden biri budur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]Fırında yumurta pişirmenin muffin kalıpları dışında pek çok yolu bulunuyor. Yumurtaları ısıya dayanıklı herhangi bir kaba kırabilir ve önceden ısıttığınız fırına verebilirsiniz. Bilmeniz gereken detay ise yumurtanın pişme süresinin ocaktakine göre daha fazla olacağıdır.
-
PEMBE ÇİKOLATA RUBY’NİN HİKÂYESİ
Hangi çikolatayı seversiniz? Bitter, sütlü veya beyaz çikolata? Peki size yepyeni bir çikolata olan Ruby’den haberler versek? Buyurun yazımıza…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Üçüncü tür olarak beyaz çikolatanın tanıtılmasından yaklaşık 80 yıl sonra dünyanın dördüncü tür çikolatası “Ruby” üretildi. Dünyaca ünlü kakao ve çikolata üreticisi bir firma tarafından 2017’de tanıtılan ve doğal pembe rengi ile dikkat çeken Ruby çikolata, çikolata sevenler için son 80 yılın en olağanüstü keşfi olarak kabul ediliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Ruby çikolata, hiçbir renklendirici veya meyve aroması içermemesine rağmen sunduğu yepyeni renk ve tat deneyimi ile şaşırtıyor. Yaban mersini, ahududu gibi orman meyvelerini anımsatan ve hafif mayhoş bir tadı olan çikolatanın pembe rengi ise üretildiği Ruby kakao çekirdeklerinden kaynaklanıyor. Ayrıca Ruby çikolata sütlü çikolatadan daha yüksek antioksidan oranına sahip.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]İlk olarak 2004’te özel bir çikolata şirketinde çalışan kakao uzmanlarından biri, bazı kakao çekirdeklerinden alışılmadık renk ve lezzette bir çikolata üretebileceğini keşfetti. Bunun üzerine küresel araştırma şirketleri ve Jacobs Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleşen araştırmalar yapıldı. 13 yıllık bir AR-GE sürecinin sonucunda; Ekvador, Brezilya ve Fildişi Sahilleri’nde yetiştirilebilen ve Ruby olarak adlandırılan kakao çekirdeklerinde doğal olarak bulunan eşsiz bileşenlerin alışılmadık şekilde pembe renk ve meyvemsi bir tat sağladığı anlaşıldı. Çikolata üreticileri tarafından özenle geliştirilen formülü ile 5 Eylül 2017’de dördüncü tür çikolata olarak tüm dünyaya tanıtıldı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Dördüncü tür çikolatanın keşfi çikolata severler için heyecan verici bir gelişme olmanın ötesinde benzersiz bir çikolata deneyimi de sundu. Öncelikle göz kamaştıran rengiyle tüketiciyi meraklandıran Ruby çikolatanın lezzeti de tüketenleri şaşırttı. Meyve aroması veren hiçbir katkı maddesi içermemesine rağmen orman meyvelerini andıran mayhoş tadı ilgi çekti. Şefler ve çikolata imalatçıları tarafından son yılların en büyük keşfi olarak görülen Ruby çikolata, dünya genelinde 2019’un gıda trendi hâline geldi. Ruby çikolata, akışkan kıvamı ile ganaj, şekerleme ve pastacılık ürünlerinde sıkça tercih ediliyor.
-

AKDENİZ’İN AKŞAMLARI GİBİ YEMEKLERİ DE BİR BAŞKA
Dedelerimizin taşı toprağı altın dediği yurdumuzun mutfağında da durum farklı değil. Hangi bölgeye elinizi, hangi şehre adımınızı atsanız kadim tarifler, damak çatlatan lezzetler, hayret uyandıracak bir çeşitlilikle karşılaşıyorsunuz. Kültür ve Yaşam olarak bölgelerde öne çıkan yemekleri karşınıza getirmeye devam ediyoruz ve şimdi sıra Akdeniz Bölgemizde…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Aslında piyaz sadece Akdeniz’in değil genel olarak Türk mutfağının yan lezzetlerinden biridir fakat en çok tüketen illerimiz güneydedir. Akşamdan ıslayıp haşladığınız kuru fasulyeye domates, kuru soğan, maydanoz, haşlanmış yumurta, sirke, limon ve zeytinyağı eklediğinizde enfes piyaz salatasını elde edersiniz. Ama bilmelisiniz ki Antalya usulü yapmak istediğinizde işin içine mutlaka tahin de girmelidir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Yılın ancak belli dönemlerinde yapılabilen kabak çiçeği dolması yapım aşamasında zarif dokunuşlar ister. Önce yaprağı yırtmadan içindeki sarı çiçekleri çıkartmanız, sap kısmındaki yeşillikleri kopartmanız gerekir. Sonra da yapacağınız ölçüye göre pirinci çeşitli baharatlarla harmanlayarak iç harcı hazırlamalısınız. Püf noktası ise pişerken yırtılmaması için kabak çiçeklerini ağzına kadar doldurmamaktır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Ülkemizde özellikle Hatay-Antakya ile Mersin-Tarsus arasında tatlı bir çekişme yaşatan humus, Ortadoğu’dan çıkıp Anadolu vasıtasıyla dünyaya yayılmış ve epey de rağbet gören bir tattır. Haşlanmış nohutun püre haline gelene kadar ezilmesi ve tahin, limon suyu, sarımsak başta olmak üzere tercihe göre kimyon, dereotu, nane eklenmesiyle elde edilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
İçli köfte demek büyük zahmetlerle sofraya getirilen nefis bir tat demektir ve Güneydoğu başta olmak üzere yurdumuzun farklı yerlerinde de yapılagelir. Antakya’da yapılan oruk da bir içli köfte çeşididir ve en belirgin farkı hamuruna kıyma değil dövülmüş et katılmasıdır. Ayrıca mekik şeklinde oruklar yapılabildiği gibi aynı malzemeler tepsiye tek parça halinde yayılarak tepsi oruğu da yapılabilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Sac başında tantuni beklemenin keyfi tıpkı kebap siparişini ocak başında beklemeye benzer. Küçük küçük doğranmış dana etinin sacda ara sıra dökülen et suyu eşliğinde çevrilmesi tok insanın iştahını saniyeler içinde kabartır. Mersin şehrimizle özdeşleşen tantuni özellikle pamuk yağı ile yapılır ve maydanoz, kuru soğan, toz kırmızıbiberden oluşan garnitür eşliğinde lavaşa sarılarak tüketilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Türkiye’de kebap denince akla gelen iki isimden biri elbette Adana kebaptır. Kuzu etinin zırh diye de bilinen bıçaklarla elde kıyılması bu lezzetin alametifarikasıdır. Tabii bölge özelliklerini taşıyan geleneksel tekniklerle yapılmış bir Adana kebap yemek istediğinizde gideceğiniz adres Adana olmalıdır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Akdeniz demek, baştan sonra turunçgillerin de anavatanı demektir. Bu bölge portakalın, mandalinanın, limonun, bergamotun rengiyle karış karış, kokusuyla buram buram ortalığı kapladığı yerdir. Bu güzellikleri mevsimi dışında tüketmenin en iyi yollarından birinin reçellerini yaparak muhafaza etmek olduğunu da en iyi Akdenizliler bilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Son lezzetimiz de Akdeniz şehirlerinden Kahramanmaraş’tan gelsin. Maraş dediğimizde karşı taraftan düşünmeden gelecek yiyecek adı elbette dondurma olacaktır. Tadı ve kıvamıyla dillere destan olan Maraş dondurmanın özelliği keçi sütünden ve Ahır Dağı’nda yetişen saleplerden yapılmasıdır. Kahramanmaraş dövme dondurma da denilen vitamin dolu lezzetin yurt dışına ihracatı da yapılmaktadır.
-
ARILAR PETEKLERİNİ NEDEN ALTIGEN İNŞA EDER?
Arılar, bal peteklerini altıgen şekilde inşa eder. Bunun nedeni, altıgenin kapladığı alanın verimli bir şekilde bölünebilmesidir. Binlerce yıldır üzerine düşünülen ve hesaplamalar yapılan bu geometrik bilgiyi arılar neden ve nasıl kullanıyor? İlginç detayları yazımızda listeledik…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Arılar bal peteklerini inşa ederken çok titiz ve özenli davranır, petekleri için kendi vücutlarındaki kaynakları kullanarak bal mumu üretir; karın halkaları arasından salgıladıkları yumuşak ve sarımsı madde ile balı depolamak için kullanacakları altıgen peteğin temelindeki çerçeveyi örer ve güvenli bir depolama alanı sağlar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Bal petekleri doğadaki en güzel ve en verimli yapılardan biridir. Arıların bu yapıları inşa etme şekli, onların ne kadar zeki ve yetenekli olduğunun da âdeta bir göstergesidir. Altıgen petekler hem kullanılan alanın verimli hâle gelmesini hem de bu şeklin yer çekimi gibi kuvvetlere karşı dirençli olmasını sağlar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Eğer arılar petekleri altıgen yerine silindir ya da beşgen prizma gibi farklı şekillerde inşa etselerdi aralarında kullanılmayan boşluklar ortaya çıkacak, bu sebeple de peteklerde daha az bal depolanacaktı. Ayrıca geometrik şekillerden kenarları en kısa olanı altıgendir. Dolayısıyla aynı hacme sahip olmasına rağmen altıgen hücreler için kullanılan malzeme, üçgen ve dörtgen gibi şekiller için kullanılan malzemeden daha az olur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Arıların peteklerini örerken şaşırtan bir diğer özelliği ise bu süreçte birbirleriyle kurdukları iş birliğidir. Tamamlanmış bir peteğe bakıldığında sanki tek bir blok halinde örüldüğü izlenimi oluşsa da arılar petekleri ayrı ayrı noktalardan başlayarak örer. Yüzlerce arı üç-dört farklı noktadan petekleri inşa ederek ortada birleşir. Birleşme yerlerinde uyumsuzluk veya hata bulmak imkânsızdır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Arılar petek örerken petek gözlerinin birbirlerine olan açılarını da hesaplar. Sırt sırta duran petek gözleri mutlaka yere doğru 13 derece açıyla inşa edilir. Bu eğim, balın peteklerden akıp yere dökülmesini engeller. Dünyanın neresinde olursa olsun bal arıları bu olağanüstü mimariyi her defasında kusursuzca tekrar eder. Üstelik bu işlemi kovanlarında zifiri karanlık ortamlarda gerçekleştirir. Arılar petek yapımını ya da yön tayinini görerek öğrenmez, dünyaya gözlerini açtıkları andan itibaren bu işleri yapacak donanıma sahiptir. Dakikada 11.400 kez kanat çırparak uçabilen bu canlılar; gün içerisinde çiçek bulmak, bal toplamak ve yuvaya ulaştırmak gibi yüksek enerji isteyen görevlerini aksatmadan yerine getirir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Peki arılar bu inanılmaz matematik ve geometri bilgisini nasıl biliyor? Bilim henüz bu soruyu cevaplayacak bir bilgiye ulaşamasa da 2 bin yıldan daha uzun bir süre önce, M.Ö. 36’da Romalı matematikçi Marcus Terentius Varro, altıgenin bir yüzeyi eşit hücrelere bölen benzersiz geometrik şekil olduğunu hesapladı. Bal peteği varsayımı olarak bilinen Varro’nun varsayımı, 1999’da Amerikalı matematikçi Thomas Callister Hales tarafından da kanıtlandı.