Kategori: Kültür/Sanat

  • Dünyanın En Büyük ve İlginç 8 Heykeli

    Dünyanın En Büyük ve İlginç 8 Heykeli

    Dünyanın farklı ülkelerinde, bir meydana ya da bir parka yerleştirilmiş büyük boyutlarda ve ilginç formlardaki heykeller bulundukları yerin simgesi haline gelir ve şehirlerin tarihine, coğrafyasına, estetiğine büyük değer katarlar. Biz de bu listemizde böyle devasa heykelleri getiriyoruz karşınıza…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İskoçya’nın Falkrik adlı bölgesinde yer alan ve bütün dünyada “Kelpies” olarak bilinen 30 metre boyundaki at başı heykelleri metalden yapılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    el heykeli

    “Hands Sculpture” yani Eller Heykeli Venedik’teki Büyük Kanal’ın içinden uzanarak bir otelin duvarını destekliyor. İtalyan sanatçı Lorenzo Quinn bu eserle küresel ısınma konusunda farkındalık yaratmak istemiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    taş heykeli

    Belçika’nın Oostende şehrinde denizin hemen kenarında beliren dev turuncu yapıtlar görenlerde büyük merak uyandırıyor. Arne Quinze tarafından enstalasyonu yapılan metal eserlerin adı “Rock Strangers” ve yabancılaşma/yabancılaştırma üzerine derin anlamlar barındırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “La Mano del Desierto” yani Çölün Eli… Şili’deki Atacama Çölü’nün ortasındaki dev eli görenler onun eski uygarlıklardan kalma bir eser olduğunu düşünse de yapımı 1992 yılında tamamlanmış. Bölgeye yakın yerde yaşayan Antofagasta yerlileri çölde bir hareket yaratmak için sipariş vermişler ve heykeltraş Mario Mario Irarrázabal da demir iskelet üzerine dökülen çimento ile bu eseri yapmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hawaii’deki Puʻuhonua o Hōnaunau Ulusal Tarih Parkı… Telaffuzu biraz zor olan bu yerde dev heykeller bulunuyor ve görselde gördüğünüz iki Ki’i bu parkta… “Ki’i” bir Hawaii kelimesi ve insan şekline sahip ahşap heykel anlamına geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    truva atı

    Çanakkale’de bulunan Troia Antik Kenti UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Bölgedeki dev Truva Atı ise Homeros’un İlyada Destanı’nda anlattığı Trio Savaşı’nın simgesi durumunda… Bu ahşap eser 1975 yılında Kültür Bakanlığı tarafından mimar Kadir İzzet Senemoğlu’na yaptırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İngiltere Dorchester’de 26 dönümlük bir arazide yer alan “Sculpture by the Lakes” ünlü mimar Simon Gudgeon ve eşi tarafından yaratılmış. Göllerin yayıldığı bu geniş alanda devasa ya da küçük boyutlarda onlarca heykeller bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yazarı Kurban Said olan ve 1937’de Viyana’da yayımlanan Ali ve Nino romanının kahramanları, Tiflisli heykeltıraş Tamara Kvesitadze tarafından anıtsal bir kimliğe büründürülmüş. Gürcistan Batum’da deniz kıyısında bulunan “Aşk Heykeli” motorlu bir düzenekle hareket ediyor. Romanda savaş, farklılıklar ve zorluklara rağmen yaşatılmaya çalışılan tutkulu bir aşk ve hazin sonu konu edilmişti.

  • 80 YILLIK YAŞAMINDAN KESİTLERLE HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

    Hüseyin Rahmi Gürpınar doğalı 150 yılı geçmiş… Deli Filozof, Efsuncu Baba, Dirilen İskelet, Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür, Cadı, Can Pazarı gibi kitapları ise sürekli gençleşen bir ilgi görmeyi sürdürüyor. Biz de Türk Edebiyatı’nın usta kalemini yaşamından kesitlerle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gürpınar, annesiyle olan bağını şöyle anlatır:” title_font_size=”13″]

    “Validem okuryazar bir kadındı. Beni dört buçuk yaşında teyzemin terbiye aguşuna bırakarak pek genç iken yirmi ikisinde hayata veda etti. Söz valideme intikal edince kalemimi tutamam, ağlamadan duramam. Çünkü kendisine pek düşkündüm. Kucağından hiç inmezdim. Çocukluğumda bütün ateşleriyle zihnime intiba etmiş birkaç levha vardır ki tahatturu beynimi daima yakar. O zaman ne olduğunu bilmediğim, itiraf lâzım gelirse hâlâ öğrenemediğim hayatın acılığı masum yanaklarımı pek insafsızca şamarlamıştı. Sızısı hâlâ gitmiyor…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anneannesi ve teyzeleri tarafından büyütülür” title_font_size=”13″]

    1864 yılında İstanbul’da doğan Hüseyin Rahmi, hünkâr yaveri olan Mehmet Sait Paşa’nın oğluydu. Babasının ikinci evliliğinin ardından altı yaşında iken Aksaray’da oturan anneannesinin yanına gönderildi ve onun tarafından yetiştirildi. Anneannesi ve teyzelerinden nakış işlemeyi, örgü ve dantel örmeyi, yemek yapmayı öğrendi. Okul hayatı düzenli devam ederken yakalandığı bir hastalık nedeniyle mülkiyeyi yarıda bırakmak zorunda kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatında roman satırlarından önce gazete sayfaları vardır” title_font_size=”13″]

    Birkaç işte memur olarak görev yaptıktan sonra, henüz 23 yaşında iken Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başladı. İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yazarlık yaptı. Boşboğaz ile Güllâbi adlı bir gazete de kendi çıkardı. Mürebbiye, Tesadüf, Nimetşinas gibi eserleri kitap halinde basılmadan önce gazetelerde yayımlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokağı edebiyata taşıyan yazardır” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da doğup büyüyen ve kuvvetli bir gözlem gücü bulunan Hüseyin Rahmi, şehrin sokaklarını, çarşılarını, ahşap evlerini, konaklarını anlattığı eserlerinde her kesimden insana yer verdi. Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç, Şık, Şıpsevdi gibi romanlarında kullandığı mizahi üslubu, sade ve anlaşılır dili sayesinde okuyucu tarafından tanındı, benimsendi. İstanbul’un insanlarını ve geleneklerini anlattığı kitapları onun, “sokağı edebiyata taşıyan yazar” olarak anılmasını sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatının son 32 yılını Heybeliada’da geçirir” title_font_size=”13″]

    Heybeliada’da denize hâkim bir tepeye yaptırdığı eve 1912 yılında taşınarak hayatının geri kalanını burada geçirdi. Toplumdan uzak, içe dönük bir yaşam süren Gürpınar’ın temizlik konusunda son derece hassas olduğu, hatta eldivensiz dışarı çıkmamaya çalıştığı bilinmektedir. Hiç evlenmeyen yazara bunun nedeni sorulduğunda ise “Eğer evlenmiş olsaydım 45 romanımdan üçünü bile yazamazdım” diye cevap vermiştir. 1944 yılında Heybeliada’da hayatını kaybeden ve adaya defnedilen yazarın evi günümüzde müze ev olarak ziyarete açık durumdadır. Yatak örtüsünden dantel örtülere kendi yaptığı el işleri, eşyaları ve kitapları burada sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ekranlarda izlediğimiz Süt Kardeşler filmi de onun eseridir” title_font_size=”13″]

    Adile Naşit, Ayşen Gruda, Şener Şen, Kemal Sunal gibi birbirinden ünlü isimlerin rol aldığı ve Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı Süt Kardeşler filmini herkes bilir. Olay İstanbul’da bir konakta geçmekte ve görüldüğü sanılan gulyabani etrafında şekillenmektedir. Artık ezbere bildiğimiz bu masalsı film de Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1913 yılında basılan Gulyabani isimli eserinden uyarlanmıştır. Kitapta Gulyabani dışında, Melek Sanmıştım Şeytanı ve Gönül Ticareti isimlerini taşıyan iki öykü daha yer almaktadır.

  • Hayatı Roman Değil Baştan Başa Şiir Olan Ümit Yaşar Oğuzcan

    Hayatı Roman Değil Baştan Başa Şiir Olan Ümit Yaşar Oğuzcan

    Usta şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın yıllarca bir bankada çalıştığını ve 30 yıllık hizmetin ardından emekli olduğunu biliyor muydunuz? 1926 doğumlu Oğuzcan, şiir hayatına 1940’ta başlamış, 1984 yılındaki vefatında geriye ayrılık, özlem ve aşk dolu onlarca şiir bırakmıştı. Şairin, oğlu Vedat Oğuzcan’ı kaybetmesinin ardından yazdığı şiirler ise daha çok acı, anlamsızlık ve ölüm üzerine oldu. “…benim hayatım roman değildir. Baştan başa şiirdir benim hayatım, şiirdir ve aşktır.” diyen Ümit Yaşar’ın dizeleri sayfamızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • İstanbul’u İstanbul Yapan İlçe Fatih

    İstanbul’u İstanbul Yapan İlçe Fatih

    Sitemizde ülke gibi şehirlere yer verdiğimiz çok oldu… Zengin tarihi mirasa, kozmopolit bir yapı ve kültürel çeşitliliğe sahip birçok şehri ekranlarınıza getirdik ama ilk kez şehir gibi bir ilçeyi taşıyoruz sayfamıza… O olmasa İstanbul olmazdı diyebileceğimiz yapılanmasıyla Fatih ilçesi Kültür ve Yaşam’da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    fatih, osmanlı, fetih

    Fatih ilçesi adını dolaylı olarak İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’ten almıştır. Padişah, 1453 yılındaki fetihten 10 yıl sonra Fatih Camii’ni ve külliyesini yaptırmaya başlamış, civardaki halk da bölgeyi zamanla külliyenin ismiyle anmaya başlamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Günümüzde ise tam 57 mahalleden oluşan büyük bir ilçe Fatih. Yedikule’den Eminönü’ne, Aksaray’dan Cerrahpaşa’ya, Cibali’den Balat’a, Beyazıt’tan Alemdar’a, Tahtakale’den Topkapı’ya… Anlayacağınız İstanbul’u İstanbul yapan ilçe deyişimiz boşuna değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sulukule’den Kumkapı’ya, Karagümrük’ten Çarşamba’ya farklı kültürel yapıları barındıran, en az İstanbul kadar kozmopolit bir yerleşim aynı zamanda Fatih. Birbirinden farklı kimliklerin birbirine çok yakın mesafelerde yaşamasına izin veren bilge bir ilçe.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul denince akla gelen ilk beş yapıyı sorsak, verilen cevaplardan en az üç tanesinin Fatih’te olduğunu görebiliriz. Ve sadece İstanbul’un da değil Türkiye’nin en değerli yapıları bunlar… Sultanahmet Camii, Beyazıt Kulesi, Çemberlitaş Sütunu, Sirkeci Garı, İstanbul surları ve sair…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu önemli yapılar içinde öyle mabetler bulunuyor ki İstanbul’un herkesi kucaklayan bilge hali biraz da oralardan kaynaklanıyor. Süleymaniye Camii, Yeni Camii, Sultanahmet Camii, Zeyrek Camii, Şehzade Cami, Pertevniyal Valide Sultan Camii… Hepsi Fatih ilçesi sınırları içinde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    tarihi yarımada

    Bizans’ı, Osmanlı’yı, Cumhuriyet’i daha hızlı ve yakından tanıyabileceğiniz birbirinden ihtişamlı müzeler de burada… İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ne, Büyük Saray Mozaikleri Müzesi’nden Karikatür ve Mizah Müzesi’ne… Düşünün ki Osmanlı İmparatorluğu’nun 400 yıl boyunca yönetildiği Topkapı Sarayı da, 6’ıncı yüzyılda yapılmış Bizans eseri Ayasofya da Fatih’te…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    istanbul üniversitesi

    Tıpkı mahalleler, mabetler, müzeler, kuleler gibi Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından olan İstanbul Üniversitesi de Fatih’te… Sınırları içindeki onlarca lisenin içinde Pertevniyal Anadolu Lisesi, Fener Rum Erkek Lisesi, Vefa Lisesi, Cağaloğlu Anadolu Lisesi, İstanbul Lisesi gibi köklü okullar bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    tarihi yarımada

    Bütün bunların dışında İstanbul’a gelen yerli yabancı turistlerin İstanbul’a gelir gelmez görmek için gittiği popüler yerler vardır… Örneğin Mısır Çarşısı… Gülhane Parkı ya da Eminönü balık ekmekçileri gibi… Burada saatler geçirmek İstanbul’u tanımanın, İstanbul’u yaşamın en iyi yollarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sizin anlayacağınız buraya kadar saydığımız ve sayfamıza sığdıramadığımız onlarca tarihi mekânın bulunduğu Fatih, kuzeyden Haliç, güneyden Marmara Denizi, doğudan İstanbul Boğazı, güneybatıdan Zeytinburnu ve kuzeybatıdan Eyüp Sultan ile çevrili olan, 1562 metrekare yüzölçümüne, 400 binden fazla nüfusa sahip en özel yerleşimlerden biridir.

  • Telli Müzik Aleti Cümbüş ve Mucidi Zeynel Abidin

    Telli Müzik Aleti Cümbüş ve Mucidi Zeynel Abidin

    Müzik aletlerinin tarihini, türlerini, yapımlarını inceleyen bilim dalına “organoloji” dendiğini biliyor muydunuz? Peki, bu alanın sosyoloji, arkeoloji, sanat tarihi, akustik bilimi gibi pek çok disiplini içinde barındırdığını? Araştırmalar, çalgıların 5000 yıl önce de kullanıldığını gösteriyor ama çalgı bilimi çok yakın bir tarihte, 20. yüzyılla birlikte ortaya çıkmış. Biz de bu listemizde, araştırmalara konu olan, üzerine tez yazılan 20. yüzyılın ilk yarısında bu topraklarda icat edilmiş bir çalgı aletini ve onun vizyoner mucidini anlatacağız. Türk icadı telli çalgı cümbüş ve Zeynel Abidin 7 maddede konuğumuz oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin Üsküp’te doğmuş, Askeri Rüştiyeyi bitirmiş, bir süre Tophane fabrikasında usta olarak çalışmıştı ama aslen baba mesleği olan kılıç üretimini devam ettiriyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında cepheye de katıldı ama savaş bittiğinde bambaşka bir yolculuğa doğru dümen kırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    zeynel abidin, cümbüş, türk sanat müziği

    Zeynel Abidin İzmir Beyler sokağında bir müzik aletleri dükkânı açtı. Keman, kontrbas ithal ediyor mandolin, ud üretiyordu. Sonra işini İstanbul’da Beyazıt’a taşıdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Müzik aletlerine olan ilgisi onu yeni yeni icatlar denemeye yöneltiyordu. Sonunda alüminyum gövdeye eklediği ahşap sap ile bir telli müzik aleti üretti. Sapı gövdeden ayrılabilen, telleri değiştirilerek mandolin, gitar, tambur gibi başka müzik aletlerine dönüştürülebilen bir çalgıydı bu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin ürettiği müzik aleti ile 1930 yılında Atatürk’ün karşısına çıkınca, çalgının etrafa neşe saçtığını söyleyen Gazi, adını “cümbüş” koyarak onu bir kimliğe kavuşturdu. Bu sırada sazın mucidi ürettiği iki tane cümbüşten bir tanesini Atatürk’e diğerini İran Şahı Rıza Pehlevi’ye hediye edecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin bu gelişmenin ardından ud gibi perdesiz, 11 yerine 12 teli bulunan sazı için patent aldı. 1931 Şubat tarihli gazetelerde, “Bir Türk sanatkârın icat ettiği saz: Cümbüş” başlığı ile haberlere konu oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adı konmuş, ünü artmış, özbeöz bu topraklardan çıkmıştı ama Klasik Türk Müziği içinde pek de rağbet görememişti. Buna karşılık Zeynel Abidin cümbüş ile katıldığı Prag ve Kahire sergilerinde ödüller kazandı. Bu müzik aletini o kadar benimsemişti ki soyadı kanunundan sonra kendine de “Cümbüş” soyadını aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    david gilmour, richard wright

    Dünyaya ihraç edilen cümbüş; gitar, keman, ud gibi popülerleşemedi belki ama aleti inceleyip araştıranlar üzerine tez yazanlar oldu. Ama asıl gösterisini 2006 yılındaki bir konserde yaptı. Zeynel Abidin markalı bir cümbüş Pink Floyd’un dünyaca ünlü gitaristi ve solisti David Gilmour’un elinde, sahnedeydi.

  • SAFA ÖNAL: GUINNESS REKORLAR KİTABI’NDAKİ SENARİST

    Sanıyoruz tek cümle konuyu özetlemek için kâfi gelecektir: Türk Sineması’nda tam 395 adet filmin senaryosu Safa Önal tarafından yazılmıştır! Bu olağanüstü duruma Guinness Rekorlar Kitabı bile kayıtsız kalmamış, bahsedilen rekoru onaylamıştır. Üstelik Safa Önal sadece senarist değil, sinemamızda 40 kadar ünlü yapıma imza atmış bir yönetmendir de… 1931 doğumlu sinema adamının imza attığı filmlerden bazıları ise şöyle…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1970 yılında çekilen, iki aşığın romantik başlayıp dramatik seyreden hikâyesinin anlatıldığı Buğulu Gözler filminde başroller Türkan Şoray ve Murat Soydan’dadır. Safa Önal ise filmin hem senaristi hem yönetmenidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’nda kara komedi türünün en güzel örneklerinden olan Ah Güzel İstanbul filminin yönetmenliğini Atıf Yılmaz yapmış, başrollerini Sadri Alışık ve Ayla Algan paylaşmıştır. 1966 çıkışlı filmin senaryosunu Safa Önal, senarist Ayşe Şasa ile birlikte kaleme almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Orhan Gencebay’ın Dertler Benim Olsun şarkısından adını alan filmde, başroldeki ünlü ses sanatçısına Perihan Savaş eşlik etmektedir. Safa Önal, 1974 yılında çekilen filmin senaristi ve aynı zamanda yönetmenidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkan Şoray’ın Kadir İnanır’la birlikte başrolde yer aldığı, Kapadokya’da çekilen Dila Hanım filmi 1977 yılı yapımlıdır. Safa Önal bu kez filmin sadece senaryosunu yazmıştır, yönetmen koltuğunda ise Orhan Aksoy yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Başrollerinde Türkan Şoray ile İzzet Günay’ın yer aldığı Vesikalı Yârim filmi, Sait Faik Abasıyanık’ın Menekşeli Vadi öyküsünden beyaz perdeye uyarlanmıştır. Uyarlamayı yapan senarist Safa Önal olmuştur, filmin yönetmeni ise Lütfi Ömer Akad’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yönetmenliğini Kartal Tibet’in yaptığı Doktor Civanım bir komedi filmidir ve başrolünde Kemal Sunal yer alır. 1982’de çekilen filmin yapımcısı ise Memduh Ün’dür, Safa Önal senaryoyu Memduh Ün ile birlikte yazmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Safa Önal’ın yönetmenliği bıraktığı film ise oldukça yakın tarihli, 2007 yapımlı Hicran Sokağı olmuştur. Bir aşk çemberi etrafında gelişen olayların anlatıldığı filmde Sezer Sezin, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Cüneyt Arkın gibi duayen isimler yer alır ve adeta sinema ustası Safa Önal’a bu film aracılığıyla teşekkür ederler.

  • ŞARKILARDA ESEN BAHAR RÜZGÂRLARI

    Bahar geldiğinde sadece yeryüzünde değil tüm benliğimizde çiçekler açar, kelebekler uçar, sevgiliye duyulan hisler çağladıkça çağlar… Tüm bu anlar, “Mevsim bahar olunca aşk gönüle dolunca / Sevenler kavuşunca yaşamak ne güzel” dedirtir. Bazen de gelmesiyle gitmesi bir olur baharın… İşte o zaman sitem etme vaktidir ve bu durumu da yine en iyi şarkılar dillendirir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adın Bahardı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baharda Kuşlar Gibi” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nasıl Geçti Habersiz” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İkinci Bahar” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bahar” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yalancı Bahar” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Bahar Akşamı Rastladım Size” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde İle Gönlümüzle Konuşan Sanatçı Fikret Kızılok

    8 Madde İle Gönlümüzle Konuşan Sanatçı Fikret Kızılok

    “Bunca yıl herkesten kaçtın / En sonunda buldum sandın / Ansızın içini açtın / Yapma dedim yaptın gönül…” Yazdığı bu sözlerle bizim gönlümüze bizden daha yakın duran bir sanatçıydı Fikret Kızılok… Kendisini listemize konuk ederken sizleri de hikâyesini okumaya davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Müzik hayatına çocukluk yıllarında başlamış eline gitardan önce akordeon almıştı. Kurduğu gruplar içinde şarkılarını söylerken besteler de yapmaya başladı ve ilk bestesini plak olarak Dişçilik Yüksekokuluna giderken yayınladı. Barış Manço’yla Mazhar Alanson’la akran olan Kızılok, dönem dönem onlarla birlikte de çalıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fikret Kızılok’un hayat yolculuğu Sivrialan’da Âşık Veysel ile tanışmasıyla büyük bir değişim geçirdi. 1969 yılıydı ve İstanbul Diş Hekimliği Yüksekokulu son sınıfındaydı. Büyük ozanın etki alanına giren genç müzisyen Uzun İnce Bir Yoldayım türküsünü o yıl kendi tarzıyla kayda aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sanatçı aynı yıl ikinci kez gitti Sivas’ın Sivrialan köyüne ve kış bastırınca üç ay Âşık Veysel’in yanında kaldı. Karlar çekilip de geri döndüğünde, sözlerini ustanın yazdığı, bestelerini kendisinin yaptığı plak da hazırdı: “Yumma Gözün Kör Gibi / Yağmur Olsam”… İlk altın plağını böylece aldı. Âşık Veysel hayata veda ettiğinde ise üzüntüyle sazını kırdı, müziğe bir süre ara verdi ve okulunu okuduğu mesleği yapmaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Müziğe tekrar döndüğünde yayınladığı 45’likle liste başı oldu, hatta Hey dergisi tarafından “yılın sanatçısı” seçildi. Aynı yıl ikinci plak geldi: Bir yüzünde kendi şarkısı “Söyle Sazım”, diğer yüzünde Karacaoğlan’dan bestelediği “Güzel Ne Güzel Olmuşsun” vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fikret Kızılok şairlerin, edebiyatçıların eserlerini hatta sevdiği yazarların yazılarını besteleyerek müzik eseri haline getirdi. Ahmet Arif’in Nazım Hikmet’in şiirleri de vardı çalışmalarının içinde, senfonik eser haline getirdiği bir Uğur Mumcu yazısı da, hatta Bülent Ecevit’e ait bir şiir de… Bir taraftan denemelerini sürdürürken tam 13 Altın Plak sahibi olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fikret Kızılok’un gelen eleştirilere sitem ettiği, müziğe ara verdiği zamanlar da oldu. Örneğin, 1977’de verdiği arayı 1983 yılında çıkardığı Zaman Zaman albümüyle sonlandırmıştı. Bu çalışmasında tabla, ney, bendir ve ud da kullanmış, şarkının TRT’de yayınlanan klibinde hem gitar hem ud çalarak seyirci karşısına çıkmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Fikret Kızılok yıllar içinde tükenmeyecek bestelere imza attı. “Gönül” şarkısının sözlerini yazarak kendinden sonra gelecek kuşakların da gönlünü fethetmeyi başardı. “Yeter ki”, “Bu Kalp Seni Unutur Mu?”, “Bir Harmanım Bu Akşam” gibi şarkıları dillere pelesenk oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Fikret Kızılok’un 1946 yılında başlayan yaşamı 2001 yılında son buldu. Vefatının ardından yakın arkadaşı Sezen Cumhur Önal sanatçıyla ilgili şu cümleleri kurmuştu: “Müzik çınarından bir yaprak daha düştü (…) Müziğin mısralarında Âşık Veysel okulunun nefesi vardı. Çok değerli bir saz şairiydi. Anadolu popunun yaratıcılarındandı.”

  • Midyat’ın Mimari Dokusunu Gözler Önüne Seren 10 Fotoğraf

    Midyat’ın Mimari Dokusunu Gözler Önüne Seren 10 Fotoğraf

    Mardin’in birçok medeniyete ev sahipliği yapmış toprakları, dil, din ve ırk çeşitliliği ile inanılmaz bir kültürel zenginlik sunar. Şehrin meşhur ilçesi Midyat’ın mimarisi tüm bu zenginliği mükemmel bir şekilde yansıtır. Manastır, kilise, cami gibi ibadet yerleri, hanlar ve geleneksel tarzda inşa edilmiş evler her göreni büyüler.

     

    Midyat evlerini eşsiz kılan özelliklerden biri evlerin yapımında kalker taşı kullanılmasıdır. Bu taşa kolayca biçim verilebildiği için evlerde zengin süslemelere rastlanır. Midyat evlerinin gölgeleri dar sokakları tamamen kaplar ve böylece yazın en sıcak günlerinde dahi sokakların serin kalması sağlanır. Midyat’ın mimari dokusunun saymakla bitmeyecek güzelliklerinin tadını listemizdeki 10 fotoğraf ile çıkarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    midyat evleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    midyat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    midyat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    midyat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    mdiyat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    midyat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    midyat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    midyat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    midyat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    midyat
  • 50 YILLIK MİMARLIK YAŞAMINDA YÜZLERCE ESERE İMZA ATAN MİMAR SİNAN

    1588 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yumduğunda 100 yaşına iki kalmıştı. Mimarbaşı olduğunda, çok da genç sayılmayacak bir döneminde, 48 yaşındaydı ve yarım asırlık mimarlık kariyerine yüzlerce eser sığdırdı. İmza attığı 477 adet eserin içinde camiler, köprüler, imaretler, medreseler, darüşşifalar, hamamlar, kervansaraylar diye devam eden 16 farklı yapı tipi bulunuyordu. Eserlerinden 120 tanesi günümüzde hâlâ kullanılmakta. Gelin, sadece mimar kimliğiyle değil mühendislik zekâsıyla da bir deha olan Mimar Sinan’ı, mesleğine ve eserlerine ilişkin kimi detayları hatırlayarak analım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Katıldığı Boğdan Seferi sırasında, ordunun karşı kıyıya geçmesi için Prut Nehri üstüne köprü yapılması gerekmiş, birkaç deneme başarısız olunca Sultan Süleyman’dan gelen emir üzerine o dönem yeniçeri olan Sinan devreye girmişti. İleriki zamanlarda Kanuni’nin başmimarı olacak Sinan, Prut Nehri üstüne sadece 10 günde bir köprü inşa etti. Tabii geçici bir köprü olduğu için günümüze kadar ulaşamadı. Fotoğraftaki yapı ise yine usta mimarın imza attığı Bosna-Hersek’teki Drina Köprüsü’dür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Süleymaniye Camii’nin asırlara meydan okumasının sırlarından biri, yapının temeli kazıldığında Mimar Sinan’ın inşayı hemen başlatmaması, birkaç sene kazık çakarak zeminin iyice sıkılaşmasını beklemesiydi. Hatta bu inceliğin farkında olmayanlar, usta mimarın işi ağırdan aldığı söylentilerini bile yaymıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Alibey Deresi üzerine Mağlova Su Kemeri’ni inşa ederken sel baskını ve şiddetli hava akımına karşı yaptığı küçük hafifletme kemerleri, ayrıca ağırlığı taşıması için yaptığı piramit şeklindeki ayaklar, Mimar Sinan’ın geliştirdiği ve dünyada örneği bulunmayan sigorta sistemleriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İçbükey olduğu için sesi odaklayan cami kubbelerinin akustik sorununu, bazen kubbeden yansıyan sesin duvarlarda yutulmasını, bazen de sesi direkt kubbenin yutmasını sağlayarak giderdi. Bunu farklı malzemelerden oluşan özel sıvalar kullanarak yapmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan, eserlerinde ana kubbe, yarım kubbeler, kemerler ve pandantiflerden oluşan taşıyıcı bir sistem geliştirmiş, bunun kare, altıgen ya da sekizgen olmak üzere üç çeşidini kullanmıştı. Ana kubbe ve onu çevreleyen dört yarım kubbesiyle Şehzade Camii, sonradan gelenekselleşecek bu tarzın ilk örneğiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan’ın, Selimiye Camii’ni inşa etmekteyken üstünde çalıştığı diğer bir yapı Kasımpaşa’daki Piyale Paşa Camii’ydi. 1573 yılında ve 83 yaşında yaptığı bu eser hem daha önceki deneyimlerini kullandığı hem de öncekilerden daha farklı bir tarza büründürdüğü ayrıcalıklı bir Osmanlı yapısı olacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan, çıraklık eserini 50’li yaşlarında, kalfalık eserini 60’lı yaşlarında, ustalık eserini 80’li yaşlarında ortaya koydu. Bilindiği gibi çıraklık eseri olarak Şehzade Camii’ni, kalfalık eseri olarak Süleymaniye Camii’ni, ustalık eseri olarak Selimiye Camii’ni göstermişti.