Kategori: Kültür/Sanat

  • Ege’de Yaşamış 7 Filozof

    Ege’de Yaşamış 7 Filozof

    Medeniyetlerin birleşme noktası Anadolu’dan o medeniyetlerle birlikte adını tarihe yazdırmış nice insanlar gelip geçmiş… Özellikle Ege felsefenin filizlendiği yer olarak kabul ediliyor. Listemizde düşünceleri, teori ve kuramlarıyla insanlığa yön vermiş Egeli filozoflara yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Thales’ten günümüze herhangi bir yazılı belge ulaşmamıştır, onu Antik dönem yazarlarının aktarımlarından tanıyoruz. Metafizik, matematik, etik ve astronomi alanında fikirler ortaya koyan Thales’in MÖ 620’lerde Aydın civarında, o dönemdeki adıyla Milet’te doğduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde İzmir-Değirmendere’yi içine alan bölgede, Antik dönemdeki adıyla Kolophon’da doğan Ksenophanes’in İranlılar Anadolu’yu işgal edince İtalya’ya gittiği ve Elea’da öldüğü düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Thales’in öğrencisi Anaxagoras ise Klazomenai, yani İzmir Urlalıdır. Servetini bilimsel araştırmalar için harcadığı rivayet edilen Anaxagoras, ilerleyen yaşlarında Atina’ya yerleşmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Maddenin ilk öğesi su diyen Thales gibi, maddenin ilk öğesi hava diye Anaksimenes de Miletlidir. Milesian okulunun en genç bireyi olan düşünür, Miletoslu üç düşünürün sonuncusudur: Thales, Thales’in öğrencisi Anaksimandros, Anaksimandros’un öğrencisi Anaksimens.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    MÖ 610 yılında Milet’te, yani Aydın’da doğup MÖ 546 yılında Aydın’da ölen Anaksimandros’un öğretilerini kaleme alan ilk filozof olduğu kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bergama’da doğan filozof Galen aynı zamanda Antik Roma’nın ünlü doktorlarından biridir. Bergama’daki Galenos Caddesi’ne adını veren kişidir ve Cumhuriyet Meydanı’nda bir de heykeli bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hierapolis Frigya’da köle olarak doğduğu, sonra azat edildiği ve ileriki yaşlarında Nicopolis’te bir felsefe okulu açtığı düşünülen filozof da Epiktetos’tur. Isparta’da bulunan Yazılı Kanyon’un duvarlarında yazan “Hür İnsan Üzerine Bir Şiir”in de kendisi tarafından yazıldığı düşünülmektedir.

  • İstanbul’un Altında Dev Bir Yapı: 8 Madde ile Yerebatan Sarnıcı

    İstanbul’un Altında Dev Bir Yapı: 8 Madde ile Yerebatan Sarnıcı

    Sarnıç sözlükte, “Yağmur suyu biriktirmeye yarayan yer altı su deposu” olarak geçiyor. Sultanahmet’te, Ayasofya’nın hemen yanında bulunan Yerebatan Sarnıcı ise “dünyanın en eski su deposu” deyip geçilemeyecek kadar görkemli ve estetik bir yapı… 1500 yıla yaklaşan yaşı ve hala koruduğu gizemiyle İstanbul’un kimliğini oluşturan eşsiz eserlerden bir tanesi… Buyurun, listemizdeki 8 madde ile birlikte Yerebatan Sarnıcı’nda bir gezintiye çıkalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sultanahmet, bizans parası, bizans altını

    Dikdörtgen formda, 9.800 metrekarelik bir alanda, yüz bin ton su saklama kapasitesindeki bu devasa yapı, saraylıların ve çevredeki halkın su ihtiyacını karşılaması için 6. yüzyılda Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlılar İstanbul’u fethettikten sonra sarnıcı kısa bir süre Topkapı Sarayı’nın bahçelerini sulamak için kullanırlar. Fakat kullanacakları suyun sağlıklı olabilmesi için durgun değil akar vaziyette olması gerektiğini düşündüklerinden kendi su tesislerini kurarlar, sarnıç da zamanla işlevini kaybeder ve unutulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ayasofyada gün batımı

    Yerebatan Sarnıcı’nın karanlık dünyası 16. yüzyıl ortalarında Hollandalı gezgin Petrus Gyllius sayesinde adeta aydınlatılır. Antik metinleri araştırmak üzere İstanbul’a gelen gezgin, Ayasofya civarındaki evlerin zemin katlarında bir delik olduğunu, insanların buradan kova sarkıtarak su çekip balık tuttuklarını öğrenir. İçine inebilecek yolu bulunca da bir meşale ve sandal ile sarnıcı dolaşır ve bu büyüleyici mekânı Batı’ya tanıtan kişi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    52 basamaklı bir taş merdiveni indikten sonra göreceğiniz 336 adet sütun sarnıcın mimarisini eşsiz kılar. Bir su deposunun içinde yükselen bu sütunlar ve başlıkları onun halk tarafından “Yerebatan Sarayı” ismiyle anılmasını sağlayacak kadar gösterişlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bizans

    Sarnıcın içindeki bir sütun, hakkındaki rivayetler ile diğerlerinden ayrılır. Bu sütun, tavus gözü, sarkık dal ve gözyaşı kabartma ve oymalarıyla şekillendirilmiştir ve “ağlayan sütun” olarak bilinir. Rivayete göre sarnıcın 38 yıl süren inşasında 7.000 köle çalışmış yüzlercesi hayatını kaybetmiş ve işte bu sütun onların anısına dikilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sütunların altında kaide olarak duran “Medusa” başları Yerebatan Sarnıcı’nı gizemli bir yapıya dönüştürür. İki sütunun altında yer alan ve nereden getirildiği bilinmeyen bu eserler hakkında çoktan efsaneler üretilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu efsanelerden birinde, güzel bir kız olan Medusa’nın saçlarını âşık olduğu Perseus’tan kıskanan Athena yılana çevirir. Ve Medusa baktığı herkesi taşa dönüştürmeye başlar. Bunun üzerine Persesus Medusa’nın başını keserek onun gücünü kendisine katar. Bu efsane “Medusa Başı”nın Bizans’ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine bakanların taşa dönmemesi için ters olarak yerleştirilmesine neden olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Karanlıkta geçirdiği yüzlerce yılın ardından bugüne gelindiğinde ise içinde şarkılar söylenen ve 21. yüzyıl insanına büyüleyici anlar yaşatan tarihi bir mekâna dönüşür.

  • 8 Madde İle Yeşilçam’ın Zarif Güzeli Filiz Akın

    8 Madde İle Yeşilçam’ın Zarif Güzeli Filiz Akın

    Çevirdikleri film sayısı yüzleri aşan, Türk Sineması’nın temel harcını karan sanatçılarımız vardır. Filiz Akın adı geçtiğinde önce güzelliğinden, zarafetinden söz edilmeye başlanır ama o her şeyden önce sinemamızın temelini atan sanatçılarımızdandır. Listemizde 8 madde ile Yeşilçam’ın zarif güzeli Filiz Akın’ı konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Türk Sineması’nda başroldeki kadın oyuncuların tamamının esmer olduğu dönemlerde Filiz Akın sarışın haliyle dikkatleri üzerine çekmişti. Ama o “fettan” değil kırılgandı, yani alışılmışın dışında bir sarışın olarak hikâyenin daima iyi tarafındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    “Artist” olma talebi de yoktu aslında… Arkadaşının annesi çok ısrar edince Artist dergisinin yarışmasına bir fotoğrafını göndermiş ve birinci olmuştu. Kimselere güvenemediği için Ankara’ya tekliflerle gelen dergi yöneticilerini, yapımcıları geri çevirmiş ama kendisi için Ankara’ya gelenlerden biri Memduh Ün olunca iş değişmişti. Sonraki aşamada annesiyle birlikte İstanbul’a taşınmak vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    “Akasyalar Açarken” filminde başrolü iki sarışın, “Altın Çocuk” lakaplı Göksel Arsoy ve sahne adıyla Filiz Akın paylaşıyordu. Asıl adı ise Suna’ydı. 1962 tarihli bu ilk filminden sonra artık sinemada Filiz Akın furyası başlamıştı, 1975 yılına kadar 100’den fazla filmde rol aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Filiz Akın burslu olarak kolejde okumuş ve İstanbul’a gelmek için üniversiteyi bırakmadan önce arkeoloji eğitimi almıştı. Filmlerde de genellikle şehirli zarif hanımefendi rollerine uygun görüldü. Tabii ağzından düşürmediği sakızıyla hırsız Hacer’i oynadığı Yankesici Kız gibi rolleri de yok değildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Ediz Hun’la başrolü paylaştığı Ankara Ekspresi’ndeki oyunculuğu ile Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Esat Mahmut Karakurt’un romanından uyarlanan film o yıl Altın Portakal’da beş ödül kazanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    1975 yılında sinemayı bıraktı. 80’lere doğru pek çok sanatçı gibi o da eline mikrofonu alıp kısa bir süre sahneye çıktı. 1982-1997 yılları arasında evliliği nedeniyle Paris’te yaşadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Sinemamızın dört duayen kadın oyuncusu için “dört yapraklı yonca” ifadesi kullanılır, yani, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın için… “Günahkâr Kadın” filmi ise Filiz Akın ve Türkan Şoray’ın karşılıklı oynadığı tek filmdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Filiz Akın okul yıllarından itibaren yazı yazmayı hep sevmişti. Hatta oyuncu olduktan sonra bir süre gazetede “Filiz’in Köşesi’ adı altında yazılar yazdı. Güzelliklere Merhaba, Hayata Merhaba, Lezzete Merhaba ve Genç Kalmak Üzerine isimlerini verdiği dört de kitap kaleme aldı.

  • AYRILIKLARI VE BULUŞMALARI ANLATAN VAPUR ŞİİRLERİ

    Vapurla yapılan seyahat en keyifli yolculuk biçimidir, hele bir de püfür püfür rüzgârıyla Boğaz’a karşıysa yerini başka ne alabilir? Oysa şiirlerdeki vapur yolculukları her zaman bu kadar keyifli olmayabilir… Yaşanan bir ayrılığın ve duyulan yalnızlığın anlatıldığı o şiirlerden geçen vapurlar, şairi kadar okuyucusuna da hüzün verir. Bu sayfada ise hem keyif hem hüzün veren, yaşanmışlıkları ve yaşanmamışlıkları anlatan vapur şiirlerini göreceksiniz. Vapur sözcüğünün dizelerinde değil adında geçtiği ilk şiirimizle başlayalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8.10 Vapuru, Cemal Süreya” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul, Ziya Osman Saba” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mektup, Sait Faik Abasıyanık” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Gün Sabah Sabah, Turgut Uyar” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mavi Gök Orda mı, Cahit Zarifoğlu” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Perçemli Sokak’tan, Oktay Rifat Horozcu” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boğaz Gezintisi, Özdemir Asaf” title_font_size=”13″]
  • 7 Madde İle Mimar Sinan’ın Eserlerinde Ölümsüzleşen Mihrimah Sultan

    7 Madde İle Mimar Sinan’ın Eserlerinde Ölümsüzleşen Mihrimah Sultan

    Avrupalılar tarafından ‘‘Muhteşem’’ lakabıyla anılan Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’la aşkını bilmeyen yoktur, fakat bu aşktan doğan tek kızları Mihrimah Sultan’ı birçoğumuz tanımayız. Kültür ve Yaşam’ın bu sayfasında Mihrimah Sultan’ı ve onun adına yapılmış eşsiz iki eseri bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mihrimah Sultan 1522 yılında Topkapı Sarayı’nda doğmuş, çocukluğundan itibaren iyi eğitim almıştır. Sultan Süleyman’ın kızını çok sevdiği ve yetiştirilmesinde büyük emek sarf ettiği söylenir. Hatta Mihrimah Sultan’ın savaş meydanlarında babasına yardımcı olduğu da bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    baş mimar sinan

    Mihrimah Sultan’ın yaşı ilerlediğinde evlilik için de iki aday gündeme gelmiştir. Bunlardan biri Osmanlı devlet adamı Rüstem Paşa, bir diğeri ise baş mimar Sinan’dır. Dünyanın sayılı mimarları ve yapı sanatçılarından biri olan Mimar Sinan, rivayete göre Sultan’a karşı gizli bir aşk beslemektedir. Ancak Mihrimah Sultan 1539 yılında bugünkü Sultanahmet Meydanı’nda yapılan büyük bir şölen eşliğinde Rüstem Paşa ile evlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mihrimah Sultan, Hürrem Sultan’ın 1558 yılındaki ölümüyle Kanuni Sultan Süleyman’ın danışmanlığını üstlenir. 1566 yılında Kanuni hayatını kaybedip tahta II. Selim geçince de bu kez kardeşi olan Sultan Selim için danışmanlık yapmaya devam eder. Kardeşi Selim’in adeta ‘‘Valide Sultan’’ı olur ve devlet işlerinde de aktif olarak yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan bir gün Mihrimah Sultan’ın huzuruna çağırılır. Sultan, Koca Sinan’dan kendisi adına İstanbul’da konumu güzel bir külliye yapmasını istemektedir. İşte, Üsküdar’daki önemli eserlerden biri olan Mihrimah Sultan Camii bu istek üzerine yapılmıştır. Mimar Sinan’ın Sultan’a olan hayranlığının bir göstergesi olarak “etekleri yerleri süpüren kadın” siluetini bu esere aktardığı ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aradan geçen 14 yıldan sonra, 1562’de, Mihrimah Sultan Mimar Sinan’ı tekrar davet ederek bir külliye daha yapmasını ister. İstanbul’un yedinci tepesinin en yüksek noktasında inşa edilen bu külliyenin yeri Edirnekapı surları olur. Mimar Sinan bu camiyi tek minareli olarak tasarlamıştır ve bununla yalnızlığını simgelediği ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan bu iki külliye için sadece mimari vurgulardan yararlanmamış, matematik zekâsını da işin içine katmıştır. Sinan, iki eseri de Güneş’in doğum ve batım yerlerini tespit ederek inşa ettiği için yılın Mihrimah günlerinde yani 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde Üsküdar’daki caminin minareleri arasından bakıldığında güneşin doğuşu, Edirnekapı minaresinden bakıldığı zaman da ayın batışı gözükmektedir. Burada belirtmek gerekir, “Mihrimah” adı Farsçadan tercümeyle “Güneş” ve “Ay” anlamına gelmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    mihrimah sultan

    Mihrimah Sultan, yeğeni III. Murat’ın saltanatı esnasında 1578 yılında hayata veda etmiş, bütün servetini de hayır işlerine bağışlamıştır. Mezarı, babası Kanuni Sultan Süleyman’ın yanında Süleymaniye Camii’ndeki türbesinde bulunmaktadır.

  • Anadolu Topraklarında Geçen Dünya Sinemasından 7 Film

    Anadolu Topraklarında Geçen Dünya Sinemasından 7 Film

    Doğasıyla, kültürel dokusuyla eşsiz bir atmosfere sahip Anadolu’nun her köşesinde bir zenginlik yatar. Sinema sanatının ustaları da bu zenginliğe kayıtsız kalamamış ve Anadolu şehirlerini filmlerine mekân olarak kullanmışlardır. İşte topraklarımızda geçen dünya sinemasından 7 film…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnferno” title_font_size=”13″]
    cehennem, tom hanks, felicity jones

    2016 tarihli “İnferno”da Tom Hanks ve Felicity Jones gibi ünlü isimler İstanbul Ayasofya sokaklarında dünyayı bir veba salgınından kurtarmak için çeşitli maceralara atılırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayalet Sürücü” title_font_size=”13″]
    ghost rider, nicolas cage, eva mendes

    Eva Mendes ve Nicolas Cage’in başrollerini paylaştığı “Hayalet Sürücü” filmi ülkemizin Peribacaları ile ünlü Kapadokya bölgesinde geçer. Nicholas Cage’in canlandırdığı John Blaze karakteri Şeytan’ın oğluna karşı zorlu bir mücadele verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Skyfall” title_font_size=”13″]
    james bond, daniel craig

    Efsanevi Bond serisinin 2012 tarihli filminde Daniel Craig’in canlandırdığı James Bond; Londra, Çin ve Türkiye’de geçiyor. Tüm dünyada büyük ilgi gören filmin Türkiye sahneleri ise doğasıyla hayran bırakan Fethiye’de çekilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Topkapı” title_font_size=”13″]
    melina mercouri, peter ustinov

    İstanbul’un ihtişamlı müzesi Topkapı Sarayı’nı soymaya yeltenen hırsızların macerasını anlatan 1964 tarihli “Topkapı” filminde başrolleri Melina Mercouri ve Peter Ustinov paylaşıyor. Ustinov filmdeki başarılı oyunculuğuyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü de kazanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Son Umut” title_font_size=”13″]
    cem yılmaz, yılmaz erdoğan

    Oğullarını Çanakkale Savaşı’na gönderen ve onların izini bulmak için Türkiye’ye gelen bir babanın hüzünlü hikâyesini anlatan “Son Umut”ta başrolü ünlü aktör Russell Crowe oynuyor. Film 2014 yılında yayınlandığında büyük ilgi görmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Osmanlı Subayı” title_font_size=”13″]
    michiel huismann, hera hilman, the ottoman lieutenant

    1. Dünya Savaşı zamanında geçen filmde, bir Osmanlı subayı ile idealist Amerikalı bir hemşirenin büyük aşkı işleniyor. İstanbul sokaklarında geçen “Osmanlı Subayı”nda başrolleri Michiel Huismann ve Hera Hilman paylaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbrahim Bey ve Kuran’ın Çiçekleri” title_font_size=”13″]
    monsieur ibrahim et les fleurs du coran

    Filmde, Paris’te bir dükkân işleten İbrahim Bey ile onlu yaşlarının ortasındaki Musevi bir çocuğun dostluğu anlatılıyor. İbrahim Bey, çocuğu da yanına alıp Nevşehir’e dek uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Ömer Şerif, İbrahim Bey rolüyle birçok ödüle layık görülmüştü.

  • HABABAM SINIFI’NA BİLGİ YARIŞMASI SORULARI

    Bu kadar haylaz bu kadar tembel bir sınıf bilgi yarışmasına katılır da olay olmaz mı? Hepimizin bildiği gibi Hababam Sınıfı katıldıkları iki bilgi yarışmasında da telsizle kopya çekme sistemi kurmuş, birinde telsiz frekansı trafik polisi telsiziyle karışmış öbüründe de yangının eşiğinden dönülmüştü. Tabii biz seyircilerin de İnek Şaban’ın, Güdük Necmi’nin, Damat Ferit’in ve çatı katında onlara kopya verenlerin telaşı içinde sorulara odaklanması zor olmuştu. İşte şimdi o yarışmalarda sorulan sorular karşınızda, bakalım cevaplarını bir çırpıda bilecek misiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cevaplar:” title_font_size=”13″]
    1. Macar asıllı Osmanlı matbaacı, yazar ve çevirmendir. Osmanlı’da basımevi kurup Türkçe kitap yayımlayan ilk kişidir.
    2. 609 metredir.
    3. Karbon, hidrojen ve oksijenden oluşup özellikle üzüm suyunda bulunan şeker, üzüm şekeri yapısındaki basit şekerdir.
    4. Röntgen ışınlarıdır ve Wilhelm Conrad Röntgen tarafından bulunmuştur.
    5. 28 Eylül 1538 tarihinde Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması ile Andrea Doria komutasındaki Haçlı Donanması arasında olmuştur.
    6. Honoré de Balzac’tır.
    7. 1789 yılında olmuştur.
  • EDEBİYATIMIZIN ÜRETKEN YAZARLARINDAN YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

    1889 ile 1974 yılları arasında yaşayan, Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu yaşamı boyunca makale, anı, oyun, öykü, şiir, roman türlerinde yüzlerce eser üretti. Biz de değerli edebiyatçıyı hayatına ve eserlerine dair özet bilgilerle Kültür ve Yaşam’da ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocukluk anıları” title_font_size=”13″]

    Babası aslen Manisalı köklü bir aileden olan Yakup Kadri Kahire’de dünyaya gelir ve konaklarda geçen bir çocukluk yaşar. Manisa’ya dönmeden önceki çocukluğunu anılarında şöyle kaleme almıştır:

     

     

    “ (…) çeşit çeşit yemiş ağaçlı bahçesiyle ne büyük, ne güzel, ne süslü, ne ferah ve ne kadar kalabalık bir evimiz vardı. (…) Sabahları güler yüzlü dadılarımızın bizi türlü şaklabanlıklarla uyandırıp kaldırışları, giydirip kuşatışları ve annemizin elini öpmeye götürdükten sonra elvan elvan reçel tabaklarıyla donanmış kahvaltı tepsisinin başına oturtuşları; geceleri incecik saz örgülerden kuru yemiş sepetleri etrafında birbirinden tuhaf masallarla avutup uyutuşları ve bu kalkışlarla bu yatışlar arasında geçen günlerin her biri bir başka şenlik, bir başka bayram havasıyla dolup taşan saatleri (…) ne tadına doyulmaz saadetlerdi.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yazdığı ilk romanı” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da hukuk okuyan, yazmaya Fecr-i Ati topluluğu ile başlayan, ilk eseri Nirvana isimli bir piyes olan Yakup Kadri, çok sayıda gazete ve dergi için makale, öykü, deneme hatta şiir kaleme alır. Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı sonrasında sanat için sanat görüşünden toplum için sanat anlayışına geçer ve yazılarıyla Milli Mücadele’ye destek verir. Ankara Hükümeti’nin çağrısıyla Anadolu’ya giderek yurdun farklı şehirlerinde bulunur, eserlerinde büyük ölçüde buradaki gözlemlerinden beslenir.

     

     

    Cumhuriyet’in ilanından sonra Mardin ve Manisa milletvekilliği, Tiran, Prag, Lahey, Bern, Tahran şehirlerinde elçilik yapan yazar, toplumsal koşullara ve değişimlere ağırlık verdiği yazılarında eleştirel bir üslup kullanır. Döneminde kendisi de bu yüzden sıkça eleştirilir. Eserleri içinde en yoğun ilgi romanlarına gösterilir. Yazarın kaleme aldığı ilk roman Nur Baba’dır fakat basılan ilk romanı değildir. Nur Baba 1922 yılında yayımlanmadan önce gazetede tefrika edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Basılan ilk romanı ” title_font_size=”13″]

    Yazdığı ikinci romanı olmakla birlikte basıma giren ilk romanı Kiralık Konak’tır. Roman kurgusunda konağın sahibi, geleneklerine bağlılığı ile tanınan emekli bakan Naim Efendi’dir. Karısı Nefise Hanım artık hayatta değildir. Naim Efendi, kızı Sakine Hanım, damadı Servet Bey, torunları Seniha ve Cemil ile aynı konakta yaşamaktadır. Hikâyenin ana karakterlerinden biri de Seniha ile ilişkisi olan genç şair Hakkı Celis’tir.

     

     

    Yakup Kadri, bu karakterler etrafında üç kuşağın anlayış ve yaşam farklılıklarını ele alır. Yaşanan olaylar silsilesi aileyi çöküşe sürükleyecek ve Naim Efendi’yi konakta tek başına bırakana dek devam edecektir. Sözü geçen üç kuşak aynı zamanda Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemine karşılık gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En ünlü eseri” title_font_size=”13″]

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun en ünlü eseri 1932 yılında basılan Yaban isimli romanıdır. Romanın ana kahramanı Birinci Dünya Savaşı’na yedek subay olarak katılan ve bu sırada tek kolunu kaybeden Ahmet Celal’dir. Gazi olarak savaştan dönen ve İstanbul’da yapamayacağını anlayan Ahmet Celal, emir eri Mehmet Ali’nin daveti üzerine onun Porsuk çayı kıyısındaki köyüne gider ve asıl hikâye başlar.

     

     

    Yaban romanı, Yakup Kadri’nin Anadolu insanı ile Türk aydını arasındaki mesafeyi ele aldığı, döneminde hem en çok eleştirildiği hem en çok övgü topladığı eseri olur. Yazarın nispeten daha az bilinen diğer romanları ise Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Hep O Şarkı, Bir Sürgün, Ankara ve Panorama’dır.

  • 8 Madde İle Cumhuriyetin Divası Müzeyyen Senar

    8 Madde İle Cumhuriyetin Divası Müzeyyen Senar

    Atatürk’ün en sevdiği sanatçılardan biri olarak bilinen Müzeyyen Senar, Türk Sanat Müziği’nin en büyük divası olarak kabul edilir. Bir şarkıyı bir kez onun sesinden dinlerseniz, bir daha unutamazsınız. Bu etkileyici insanı, büyük müzisyeni 8 madde ile ekranlarınıza taşımaktan gurur duyuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1918 yılında Bursa’da doğan Müzeyyen Senar’a aslında Hikmet isminin uygun görüldüğü fakat nüfus müdürlüğüne giden eniştesinin son anda ünlü sanatçının adına “Müzeyyen” yazdırdığı düşünülüyor. Müzeyyen Senar’ın annesinin de kendisi gibi güzel bir sese sahip olduğu da biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Müzeyyen Senar’ın hayatına yön veren olaylardan biri sanatçı henüz bir çocukken yaşanıyor ve Müzeyyen Senar annesiyle beraber İstanbul’a taşınıyor. İstanbul’da yazıldığı okuldaki hocası onun yeteneğini keşfediyor ve henüz küçük bir kız çocuğu olan Müzeyyen Senar, Anadolu Musiki Cemiyeti’ne kaydoluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bu noktadan sonra Müzeyyen Senar, onu efsanevi bir Türk Sanat Müziği sanatçısı olarak tanımamıza sebep olacak bir müzik eğitimine başlıyor. Sanatçının ilk eğitmenleri arasında kemençe üstadı Kemal Niyazi Seyhun Bey ve udi Hayriye Hanım yer alıyor. Senar, ilerleyen yıllarda Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Lem’i Atlı gibi isimlerin de deneyimlerinden faydalanma şansı buluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Eğitimin başından itibaren kuvvetli sesiyle dikkat çeken Müzeyyen Senar, hocası Kemal Niyazi Bey ile beraber İstanbul Radyosu’nda şarkı söylemeye başlamış. İşte bu şekilde sanatçının muazzam sesi geniş bir kitle tarafından tanınıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    O zamanlarda müzik alanında şöhrete kavuşmanın yolu ünlü gazinolarda şarkı söylemekten geçiyor ve Müzeyyen Senar’ın sesini radyo programı sayesinde duyan İstanbul’un gazinosu Belvü’nün sahibi İbrahim Dervişzade sanatçıya bu fırsatı tanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kariyerine Belvü sahnesinde giriş yapan Senar ülkenin birçok ünlü gazinosunda sahne alıyor ve adım adım şöhrete kavuşuyor. Atatürk bile Müzeyyen Senar’ın sesine hayran kalıyor ve Müzeyyen Hanım “Atatürk’ün Sevdiği Ses Sanatçısı” olarak anılmaya başlıyor. Ünü yurt dışında da duyulan Senar, Avrupa macerasına Paris konseriyle başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Müzeyyen Senar 1938 yılında Ankara Radyosu’nun ilk yayınlarına katılıyor ve radyo programlarına bir süre devam ediyor. Diğer yandan ülkenin en seçkin gazinolarında sahne alıyor, Türkiye’nin dört bir yanında kapış kapış satılan plaklara imza atıyor. Müzeyyen Senar her şarkıyı en güzel şekilde yorumlasa da söylemekten en çok zevk aldığı şarkıların, “Haydar Haydar”, “Ormancı”, “Feraye” ve “Benzemez Kimse Sana” olduğu biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    2015 yılında kaybettiğimiz değerli sesimiz Müzeyyen Senar en son 1983 yılında Bebek Gazinosu’nda sahneye çıkmıştır. 1998 yılında Devlet Sanatçısı olan Müzeyyen Senar’ın sanat hayatının fotoğraflarla anlatıldığı “Cumhuriyetin Divası: Müzeyyen Senar” sergisi 2009 yılında açılmıştır.

  • 5 Maddede Renkli Resimli “Orda Bir Köy Var Uzakta” Şiiri

    5 Maddede Renkli Resimli “Orda Bir Köy Var Uzakta” Şiiri

    Ahmet Kutsi Tecer yaşamı boyunca Halk Edebiyatı ve köy kültürü konusunda çok önemli çalışmalara imza atmış bir şair, oyun yazarı ve öğretmendi. “Orda Bir Köy Var Uzakta” şiiri 1950’li yıllarda Münir Ceyhan tarafından yapılan bestesiyle daha çocuk yaşta zihinlerimize yerleşti. Bu şiir, şehirliler ve köy arasında kurulan en sağlam köprülerden biri oldu, hatta hayatında köy görmemiş kuşaklara köy olgusunu öğretip sevdirdi. Tecer’in, babasının Erzincan Kemaliye’deki Apçağa Köyü için yazdığı şiiri gidip görmesek de bizimdir dediğimiz bütün köyler için 5 renkli resimle hatırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]