Kategori: Kültür/Sanat

  • Türk Kültüründen 10 İlginç Detay II

    Türk Kültüründen 10 İlginç Detay II

    Sadece bizim değil bir arada yaşayan bütün toplumların ortak bir paydada buluştuğu âdetleri, gelenek ve görenekleri bulunur. O âdetlerden kimileri yaşasın diye uğraşılır kimileri de zamanın ruhuyla uyuşmadığından tarihin nostaljik sayfalarına uğurlanır. Hatırlayacaksınız çocukluğumuzda yaşadığımız ya da hâlâ karşılaşmakta olduğumuz âdetlerimiz için daha önce bir seri hazırlamıştık, şimdi sıra ikincisinde…

    türk kültürü, gelenek, görenek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lokma dağıtırken dua toplamak…” title_font_size=”13″]

    Nazardan korunmak ya da gelen bir musibeti def etmek için… Başı sokacak bir ev veya ayağı yerden kesecek bir araba alındığında… Kâh bir kandil kâh bir arife günü… Ve bunlar gibi daha birçok sebeple, mayalı hamuru kızgın yağa kaşık kaşık dökerek lokma yapmak, ardından “hayırlara vesile olsun” diyerek kapı kapı dağıtmak ne güzel bir âdettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En hüzünlü gelenek bu olsa gerek…” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun en eski âdetlerinden biridir; vefatın 7, 40 ve 52’inci günlerinde helva dağıtmak… Hatta “hayır işleme” geleneğinin en hüzünlü olanı budur belki de çünkü insanlar kısa süre önce bir yakınını kaybetmiştir. Kaybedilen kişi adına yapılan o helva kavrulurken ve dağıtılırken katkıda bulunmaksa işlenen hayra ve çekilen acıya ortak olmak demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bohça bahane muhabbet şahane…” title_font_size=”13″]

    Kız ve oğlan birbirini sevdi, kız ailesinden istendi, baba “olur”u verdi ve nihayet sıra nişana geldi. Neyse ki eskiden olduğu gibi gelin bohçası adına damadın belini bükecek uzun uzun listeler, yapılması zor istekler devri çoktandır bitti. Geceliğinden terliğine, parfümünden makyaj setine ince ince bohça düzme âdeti, günümüzde, akrabalar arasında muhabbeti artırmak için yapılır hâle geldi.

    türk kültürü, gelenek, görenek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelen misafir evinde hissetsin diye her şeyi yapmak…” title_font_size=”13″]

    Daha kapı çaldığı an annemizin seslenişiyle başlar heyecan dalgası: “Geldileeer!” Ve ikram üstüne ikram, ısrar üstüne ısrarla devam eder bu ilgi:

    • Aman efendim kimler gelmiş!
    • Yemezsen darılırım.
    • İçmezsen hatırım kalır.
    • Ateş almaya mı geldin biraz daha otur.
    • Nereye yahu, yatıya kalın.
    • Olmaz vallahi göndermem.

    Anlayacağınız, “misafirperver Türkler” ifadesiyle dünyaya boşuna nam salmadık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnce bardakta içilmeyen çay çay mıdır?” title_font_size=”13″]

    Sapsız, ayaksız, kulpsuz olarak tarif edebileceğimiz bardak türü ilk kez 1900’lu yıllarda Beykoz’da kurulan cam fabrikasında üretilmiş. Zamanla ince belli formunu alan bu bardak halkımızın gönlünde öyle bir yer edinmiş ki onunla içilmeyen çaya çay bile denmemiş. Yeni nesil, her türlü içecekte kupayı tercih ededursun, bir tiryaki için avcunun içinde olup da yüreğine kadar ısıtan hâliyle ince belli bardağın yerini hiçbir şey tutamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuru kuru altın günü mü olurmuş!” title_font_size=”13″]

    Annelerimizin konu komşu toplaşıp her hafta ya da her ay birinin evinde buluştuğu, belirlenen para ya da çeyrek altının evine gidilen kişi için toplandığı gündür altın günü. Aslına bakarsanız bugünün olmazsa olmazları para ya da altın değil, ertesi gün de evin dolabında kalıp çoluk çocuğu sevindirecek kekler, börekler, kurabiyelerdir ki bunların da başında kısır gelir.

    türk kültürü, gelenek, görenek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kazasız belasız gidip gelesiniz diye…” title_font_size=”13″]

    Bir süreliğine evinden, mahallesinden, köyünden, memleketinden uzağa gidenin arkasından, gözden kaybolmadan önce su dökmek “kazasız belasız gidip gel” demenin eyleme dökülmüş halidir. O su bazen unutulduğu için koşa koşa alınıp gelinir, bazen vaktinden önce döküldüğü için kişinin ya da arabanın ıslanma nedenidir ama bir tas suyu yola boca ederken zihinlerden geçen, “su gibi akarcasına, bir an önce git bir an önce gel” cümlesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kem göze şiş değil nazar boncuğu…” title_font_size=”13″]

    Göz şeklini andıracak biçimde tasarlanan mavi mavi nazar boncuklarının, canlı cansız her şey ve herkes için koruyucu olduğuna inanıp bir yerlerine iliştirmek annelerimizin en sevdiği adetlerden biridir. Nazar boncuğu bulundurmak kem gözden, diğer adıyla nazardan, yani baktığı şeyin başına kötü olaylar getirdiğine inanılan bakıştan korunmanın geleneğimizdeki en sanatsal yollarından biridir.

    türk kültürü, gelenek, görenek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dantel ya da nakış yeter ki örtüsü olsun…” title_font_size=”13″]

    Tükenmekte olan geleneklerimizden biri; evdeki her eşya için boyutuna göre bir örtü üretmek. Buradaki amaç eşyayı örtünün altına saklamak değil, örtüyle birlikte daha da değerli hâle getirmek olmalı. Siz bakmayın başlıkta dantel ya da nakış fark etmez dediğimize… Anneannelerimize göre en kıymetlisi her zaman için ince ince ilmek ilmek örülmüş dantellerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokakları köpük içinde bırakan âdet…” title_font_size=”13″]

    Neyse ki halı yıkama makinaları çıktı da annelerimiz, teyzelerimiz halı yıkamanın daha az tantanalı ve tabii ki daha az yorucu yöntemiyle tanışmış oldu. Yoksa, kapı önüne atılan metre metre halılar, halıların üstünde dizlerine kadar su içinde kalan teyzeler, böylesi ciddi bir işi oyun alanına dönüştüren çoluk çocuk ve sokak boyunca su içinde uzayıp giden köpüklerle yaz boyunca karşılaşmamız kaçınılmazdı.

  • Türkan Şoray’ın Canlandırdığı Film Karakterleri

    Türkan Şoray’ın Canlandırdığı Film Karakterleri

    Oyunculuğu, zarafeti ve rol aldığı filmler ile yüzyıllık sinemamızın en önemli ve oldukça şanslı isimlerindendir Türkan Şoray. Şanslı diyoruz çünkü ünlü aktris bugüne dek sayısız ödüle mazhar olmuş ve sayısız iltifatla buluşmuş bir sanatçıdır. Kültür ve Yaşam’da da duayen oyuncunun hülyalı bakışlarıyla sık sık karşılaşmanız mümkün. Bu sayfada ise hayat verdiği film karakterlerini karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Selvi Boylum Al Yazmalım” title_font_size=”13″]
    sultan

    Filmde Asya ile İlyas’ın aşkı Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın, Cemşit’in sevgisi Ahmet Mekin’in oyunculuklarında hayat bulur. Bir tercih yapması gerektiğinde sorduğu “Sevgi neydi?” sorusuna Asya’nın yine kendi verdiği cevap ise hafızalara kazınır: Sevgi, emekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözleri Ömre Bedel” title_font_size=”13″]
    sultan

    1964 yapımlı siyah-beyaz filmde Türkan Şoray, Leyla rolü ile yine buruk bir aşk hikâyesinin içine düşer. Bu seferki rol arkadaşları Cüneyt Arkın, Ekrem Bora ve Nedret Güvenç’tir. Aşk şarkılarına bolca yer verilen filmde başroldeki asıl oyuncu Türkan Şoray’ın şarkılara bile ilham veren kahverengi gözleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güllü Geliyor Güllü” title_font_size=”13″]

    Laz kızı Güllü, “Ayağına kıymık batasıca, peşine bit bedenine kurt düşe inşallah, yağlı kurşunlara gelesun” diye devam eden beddualar eşliğinde kan davalısı Taka Nuri’yi (Ediz Hun) şehirde aramaya koyulur ve komik olaylar birbirini kovalar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kara Gözlüm” title_font_size=”13″]

    “Balıklarım tazedir alıp yiyip doysana…” şarkısıyla ihtiyar babasının yanında satış yapmaya çalışan Azize’nin keşfedilip gazinolarda sahne almasına kadar uzanır film. Ona isimsiz besteler yollayarak ünlenmesini sağlayan “Meçhul Bestekâr”ı canlandıran ise Kadir İnanır’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arım, Balım, Peteğim” title_font_size=”13″]

    Bir ayrılıp bir barışan, film sonuna kadar kavuşmakta zorlanan iki sevgilinin hikâyesi Yeşilçam’ın belki de en çok işlenen konularındandır. Arım, Balım, Peteğim filminin hikâyesi de benzerdir ve Zeynep rolündeki Türkan Şoray’ın rol arkadaşı Cüneyt Arkın’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sultan” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’nın Sultanı, dram-komedi türündeki bu yapımda Sultan isminde çocuklu genç bir kadını canlandırır. Muhtarın oğlu Kemal (Bulut Aras) kadar mahallenin bakkalı Bahtiyar da (Şener Şen) Sultan’la ilgilenmektedir. Acı, tatlı, komik olayların iç içe geçtiği filmde Türkan Şoray oyunculuğu ile göz doldurur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Devlerin Aşkı” title_font_size=”13″]

    Osman Seden’in yönettiği Devlerin Aşkı filminde Türkan Sultan’ın canlandırdığı karakterin ismi de Türkan’dır. Aynı isimli şarkısıyla da hafızalara kazınan bu filmde oyuncunun rol arkadaşları Kadir İnanır ve Savaş Başar’dır. Bir aşk üçgeninin işlendiği film romantik drama türündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mine” title_font_size=”13″]

    Necati Cumalı’nın öyküsünden sinemaya uyarlanan Mine filminde Türkan Şoray Mine isminde evli genç bir kadını canlandırır. Sanatçı, Atıf Yılmaz’ın yönettiği Mine’de Cihan Ünal ile ilk kez aynı filmde oynamış ve filmin yapım yılı olan 1983’te de gerçekten evlenmişlerdir.

  • Eminönü’nün Tadını Çıkarmak İçin 8 Öneri

    Eminönü’nün Tadını Çıkarmak İçin 8 Öneri

    İstanbul’da yaşıyor olsak bile eğer günlük rotamızın üstünde değilse çoğumuz için Eminönü’ne gitmek bir işimizin düşmesini gerektirir. Buna rağmen ancak Eminönü gibi semtlere gittiğimizde anlarız nasıl kozmopolit bir şehirde yaşadığımızı… Oysa bu tarihî yer, şehre gelmiş yerli yabancı turistlerin ilk sıralarındadır. Sanıyoruz ki Eminönü İstanbul’da bir semttir demek kadar, Eminönü, sınırları içinde küçük bir İstanbul yaşatır demek de doğru bir cümledir. Gelin bir günümüzü olduğu gibi Eminönü’ne ayıralım ve sadece semtin değil İstanbul’un da havasını soluyabileceğimiz 8 önerimizden söz edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    eminönü balık ekmek

    Eminönü’ne yapılan bir gezi balık-ekmek ile başlamamış ise balık-ekmekle bitmelidir. Çünkü 1950’li yıllardan beri sahilde yer alan balık-ekmek tekneleri semtin hinterlandı gibidir ve âdeta geleneksel bir kültüre dönüşmüş vaziyettedir. Kıyıdaki küçük masalara oturarak balık-ekmek yemeden yola devam etmek hayatınızın bir yerinde pişmanlık sebebi olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eminönü kalabalığı hatta açık konuşalım keşmekeşi ile meşhurdur. Ama tam meydanında sizi alabildiğine sakinleştirecek, huzur yükleyecek bir mabetle karşılar. Yeni Camii mimari yapısı, iç mekânda turkuaz, mavi, beyaz renklerin hâkim olduğu İznik çinileri ve geniş avlusu ile mutlaka görmeniz gereken bir yerdir. Avlusunu insanlarla paylaşan güvercinleri beslemek ise başlı başına hayat veren bir eylemdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]

    Eminönü’nde baharat kokularının izini sürerek İstanbul’un tarihî çarşılarından Mısır Çarşısı’na ulaşabilir, rengârenk vitrinlerini süzerek alışveriş yapabilirsiniz. Hemen Mısır Çarşısı’nın yanındaki Çiçek Pazarı’nda da rengârenk çiçeklerin dünyasına girebilir, mis kokular eşliğinde pazarı dolaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Eminönü’nde yapabileceklerinizden biri de dükkânında ya da tezgâhında bijuteriden hasıra, hırdavattan oyuncağa alabildiğine çeşit barındıran satıcıların, hareketin, canlılığın olduğu Tahtakale’ye gitmektir. İhtiyacınız olan ya da gözünüze takılan bir şey almasanız bile kendisine has havası sizi gün sonunda mutlu etmeye yetecektir. Fakat satıcıların ve kalabalığın sokaklarda çınlayan sesine hazırlıklı olmanız gerektiğini de söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fatih, istanbul

    Eminönü, İstanbul’a kimliğini veren tarihî yapılara yakınlığı ile şehrin kalbi gibidir. Örneğin Sirkeci’deki tarihî Büyük Postane’yi görmek Eminönü’ne gittiğinizde yer verebileceğiniz farklı bir rota olabilir. Hatta oradan Cağaloğlu’na ve oradan da Sultanahmet tarafına yürüyerek çıkabilir her adımın keyfini çıkarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sokaklarını, çarşılarını, yapılarını dolaşırken farklı türde lezzetler sunan pek çok tarihî restoran çıkacaktır karşınıza… Bu restoranlardan birinde yemek yedikten sonra, tadabileceğiniz en iyi Türk kahvesinden çektirip, hakiki Türk lokumu ve şekerlemelerinden alarak eve götürmek zihninizde Eminönü’ne dair hoş hatıralar bırakacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Galata Köprüsü’nün yeni İstanbul ile eski İstanbul’u birbirine bağladığı söylenir. Siz de Eminönü’ne gittiğinizde Galata Köprüsü’nde yürüyerek Karaköy tarafına geçebilir, İstanbul’da yaşayan tarihî soluyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Eminönü turunuzu tamamladıktan sonra bir banka yaslanıp denizi ve martıları seyredebilirsiniz. Bu sırada böyle küçük bir semtin bunca rengi nasıl bir arada barındırdığını düşünmeniz işten bile değildir.

  • DÜNYADAN KIŞ GÜN DÖNÜMÜ GELENEKLERİ VE FESTİVALLERİ

    Kış gün dönümü, yılın en uzun gecesinin yaşandığı ve bu gecenin ardından gündüzlerin yeniden uzamaya başladığı önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde düzenlenen kutlamalar kışın gelişini onurlandırır. Eski halk, mevsimsel döngülere göre yaşamlarını sürdürdüklerinden kışın ilk gününü özenli törenlerle kutlamışlardır. Bu kutlamalar; manevi anlamda yenilenmeyi, olumsuz alışkanlıklardan ve duygulardan arınmayı, karanlık zamanlarda bile umudu kucaklamayı simgeler. Yazımızda, dünyanın dört bir yanındaki kış gün dönümü geleneklerini bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nardugan Bayramı – Türklerde Kış Gün Dönümü” title_font_size=”13″]

    Eski Türklerde kış gün dönümü, Nardugan Bayramı olarak kutlanırdı. Adı “doğan güneş” anlamına gelen bu özel gün, 21 Aralık’taki en uzun gecenin ardından görülen ilk dolunayla başlardı. Mitolojide gecenin yenilip gündüzün doğması, yeni bir başlangıcın ve taze bir umudun simgesiydi. Bu yüzden insanlar akçaçam ağaçlarının altında bir araya gelir, mutluluklarını ve minnettarlıklarını paylaşırdı. Yüzyıllar boyunca Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan bu neşeli geleneğin, modern yılbaşı anlayışına da zemin hazırladığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dōngzhì Festivali – Çin’de Kış Gün Dönümü” title_font_size=”13″]

    Çince Dōngzhì, “kışın gelişi” anlamına gelir ve günlerin uzamaya başladığı dönüm noktasını işaret eder. Han Hanedanlığı’ndan beri kutlanan bu festival, bugün de aileyle bir araya gelinen, tāngyuán (yapışkan pirinç topları) ve mantı gibi geleneksel yemeklerin yendiği bir gündür. Çin kültüründe yin karanlık ve soğukla, yang ise ışık ve sıcaklıkla ilişkilendirilir. Dōngzhì, yin’in gerilemeye, yang’ın ise güçlenmeye başladığı anı simgeler. Doğu bölgelerinde insanlar bu dönemde atalarının mezarlarını ziyaret edip yiyecek ve tütsü sunar. Kuzey Çin’de yaşayan insanlar, kışın en soğuk döneminde “Kış Dokuzları” adlı halk şarkısını söyleyerek günleri sayar. Kış gün dönümünden itibaren başlayan dokuzar günlük dokuz dönemin sonunda baharın geleceğine inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Stonehenge Kış Gün Dönümü Buluşması – Birleşik Krallık” title_font_size=”13″]

    Stonehenge, kış gün dönümünde binlerce kişinin toplandığı en eski kutlama alanlarından biridir. Yaklaşık 5000 yıl önce inşa edildiği düşünülen bu yapı, MÖ 3000 civarında başlayan ve 1300 yıl süren uzun bir süreçte bugünkü hâline gelmiştir. Stonehenge’i özel kılan, güneşle olan hizalanmasıdır. Yaz gün dönümünde güneş Topuk Taşı’nın üzerinden doğar; kış gün dönümünde ise aynı noktadan batar. Bu nedenle insanlar en uzun gecede buraya gelip doğanın döngüsünü kutlar ve güneşin dönüşünü birlikte karşılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şeb-i Yeldâ – Pers Kültüründe Kış Gün Dönümü” title_font_size=”13″]

    Şeb-i Yeldâ, Farsça “yılın en uzun gecesi” anlamına gelir ve Pers kültüründe kış gün dönümünü kutlayan kadim bir gelenektir. İran’da yüzyıllardır bir bayram havasında karşılanan bu gece, kışın başlangıcını simgeler. Aileler ve dostlar bir araya gelir; şafak vaktine kadar sohbet eder. Sofralar karpuz, nar, kuru yemiş ve tatlılarla donatılır. Karpuz ve nar bereketin sembolüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tōji – Japonya’da Kış Gün Dönümü” title_font_size=”13″]

    Japonya’da Tōji, kış gün dönümünde doğayla uyumu ve mevsimlerin ritmini hatırlatan özel bir gelenektir. En bilinen ritüeli, sıcak suya aromatik yuzu meyvelerinin eklenmesiyle yapılan yuzu banyolarıdır. Ferah kokusu bedeni ve zihni canlandırır; kötü enerjiyi uzaklaştırdığı ve soğuk algınlığından koruduğuna inanılır. Tōji aynı zamanda vücudu besleyici yiyeceklerle güçlendirme zamanıdır; özellikle tatlı kabocha kabakları, kışın soğuk günlerinde enerji kaynağı olarak sofralarda yer alır. Bu gelenekler, Japonya’da öz bakıma, dengeye ve mevsimle uyum içinde yaşamaya verilen önemi yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Soyaluna – Kızılderili Kabilesinin Kış Gün Dönümü, ABD” title_font_size=”13″]

    Soyaluna (veya Soyal), Hopi, Zuni ve Pueblo Kızılderililerinin kış gün dönümünü kutladığı bir gelenektir. Arınma zamanının geldiğini ve yeni tarım döngüsünün başlangıcını simgeleyen bu kutlamada, güneşi uyandırmak için ilahiler ile danslar eşliğinde ritüeller yapılır. Törenler, Hopi halkı için manevi merkezler olan kivalarda gerçekleşir ve Kachina adlı koruyucu ruhların gelişini kolaylaştırdığına inanılır. Öncesinde parlak boyalı Kachina bebekleri ve kutsal nesnelerden oluşan özel sunaklar hazırlanır, böylece hem doğa hem de topluluk için iyi dilekler sunulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Inti Raymi – Peru’da Kış Gün Dönümü ” title_font_size=”13″]

    Inti Raymi, Antik İnka uygarlığında güney yarım kürede kış gün dönümünde kutlanan bir güneş festivalidir ve Güneş Tanrısı Inti onuruna düzenlenir. Peru’da özellikle Cusco kentinde yapılan bu etkinlik, ritüeller, danslar ve törenlerle güneşin yeniden doğuşunu ve yeni yılın başlangıcını kutlar. Festival, topluluk için bereket, sağlık ve yeni başlangıçların simgesi olarak büyük önem taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çatarmas – Pakistan’da Kış Gün Dönümü ” title_font_size=”13″]

    Pakistan’ın Afganistan sınırındaki Hindikuş Dağları’nda yaşayan pagan azınlık Kalaşlar, kış gün dönümünü “Çatarmas” adıyla kutlar. Bu kutlamada ateşler yakılır, danslar edilir ve kuru meyveler yenir; ritüel, toplulukta birlik ve mevsimsel döngüleri onurlandırmayı simgeler.

  • Bir Kuşağın Duygularına Tercüman Olmuş 6 Orhan Gencebay Şarkısı

    Bir Kuşağın Duygularına Tercüman Olmuş 6 Orhan Gencebay Şarkısı

    Zeki Müren, Orhan Gencebay’ın müziğini şöyle anlatıyor: “Orhan Bey’in müziğini bambaşka ölçülerde nitelendiriyorum. Arabesk sözünü kabul etmiyorum. Müziğini kendisine has bir ekol olarak görüyorum. Dense dense ‘Orhan Gencebay ekolü’ denir müziğine.” Cem Karaca da sanatçının müziğinde “doğulu bir senfoninin notaları”nı bulabileceğimizi söylemiştir. Onun müziğini bir ekol hâline getiren özelliklerin başında Arap ezgilerini, Batı enstrümanlarını, bağlamayı ve Türk Halk Müziğinden Klasik Türk Müziğine farklılıkları sentezleme hâli gelir. Evet Orhan Gencebay ses sanatçısı, besteci, bağlama üstadıdır ama bunların yanı sıra bir şairdir de… Şarkılarındaki sözlerin çoğunu kendisi yazmıştır ve bu sözler 1960’lar ve 70’lerden başlayarak bir kuşağın duygularına tercüman olmuştur. Siz de okuduğunuz an notaları zihninizde canlanacak en popüler 6 Orhan Gencebay şarkısını bu listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • Sinema Tarihimizde Oscar Aday Adayı Olmuş 7 Film II

    Sinema Tarihimizde Oscar Aday Adayı Olmuş 7 Film II

    Geçtiğimiz hafta 90. kez düzenlenen Oscar Ödül Töreni’nde ödüller sahiplerini buldu ve artık 91. Oscar’a doğru geri sayım başladı. Biz ise geçen hafta karşınıza getirdiğimiz Oscar’a aday adayı olmuş Türk filmleri listemizi bu hafta da sürdürüyor ve Oscar değilse de ülkemizde ve uluslararasında pek çok ödülün sahibi olmuş filmleri hatırlatmaya devam ediyoruz. Buyurun 7 Oscar aday adayı Türk filmi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    oscar adayı türk filmleri

    Şener Şen ve Uğur Yücel’in oyunculukları, Erkan Oğur ve Aşkın Arsunan’ın müzik düzenlemeleri ile efsaneleşen Eşkıya filmini Yavuz Turgul yönetmişti. 1996 yılında gösterime giren film 2001 yılına kadar Türk sinemasında en yüksek gişe hasılatı elde eden, 2004 yılına kadar da en çok izlenen film oldu. 70. Oscar Ödülleri’nde Türkiye’yi yabancı dilde en iyi film dalında aday adayı olarak temsil etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    oscar adayı türk filmleri

    Bu biyografi, tarih ve dram türündeki film iki genç şairin hayatına odaklanır. Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’yu filmde Mert Fırat ve Kıvanç Tatlıtuğ canlandırır. Yılmaz Erdoğan’ın yazıp yönettiği filmde iki şairin edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil’i de yine Yılmaz Erdoğan oynamaktadır. Film 86. Oscar Ödülleri için aday adayı olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye ve Güney Kore yapımı filmin ilk gösterimi 2017 yılında Toronto Uluslararası Film Festivali kapsamında gerçekleştirildi. Can Ulkay’ın yönettiği film Kore Savaşı sırasında yaşanan gerçek bir hikâyeye dayanıyor. Başrollerinde İsmail Hacıoğlu, Çetin Tekindor, Ali Atay, Murat Yıldırım ve Lee Kyung-Jin yer aldı ve filmin müziklerini Fahir Atakoğlu besteledi. 2018 yılında 90’ıncı kez düzenlenen Oscar Ödülleri’nin aday adayı olan film Ayla oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kalandar kelimesi sözlükte, Trabzon ve çevresinde Ocak ayını ifade eden bir kelime olarak geçiyor. Mustafa Kara’nın yönettiği Kalandar Soğuğu filmi de Karadeniz’in bir dağ köyünde geçiyordu. Başrollerinde Haydar Şişman ve Nuray Yeşilaraz’ın yer aldığı film 89. Oscar Ödülleri’nde ülkemizi temsil etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    taner birsel, bennu yıldırımlar

    Reha Erdem’in yönettiği film 2001 yılında 73. Oscar Ödülleri için aday adayı olmuştu. Başrollerinde Taner Birsel, Bennu Yıldırımlar, Zuhal Gencer, Bülent Emin Yarar’ın yer aldığı dram türündeki film çok sayıda festivale katıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    oscar adayı türk filmleri

    1992 yapımı filmi Tunç Başaran yönetmiş, başrollerinde Rutkay Aziz, Meriç Başaran, Yaman Okay, Serap Aksoy, Emin Sivas isimleri yer almıştı. Film 65. Oscar Ödülleri için aday adayı oldu. Bu arada, piano piano, İtalyanca ’da yavaş yavaş anlamına gelen bir tamlama…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Üç Maymun filmi 2008 yılında 61. Cannes Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’a En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandırdı. Başrollerinde Yavuz Bingöl ve Hatice Aslan’ın da yer aldığı film 2009 yılında ise ülkemiz adına 81. Oscar Ödülleri için aday adayı olmuştu.

  • 8 Madde İle İstanbul’daki Renk Şöleni Lale Festivali

    8 Madde İle İstanbul’daki Renk Şöleni Lale Festivali

    Nisan ayı ile başlayıp mayıs sonunda biten lale zamanı İstanbul için her yıl bir festivale dönüşüyor. Yüzlerce farklı türde milyonlarca lale ile şehrin parkları, koruları, bahçeleri en taze, en canlı günlerini yaşıyor. Bu şölen Büyükşehir Belediyesi tarafından 2005 yılından bu yana düzenlenen Lale Festivali sayesinde gerçekleşiyor. 2018 yılında 13’üncüsü düzenlenecek festival ve lale çiçeğinin tarihsel yolculuğunu aşağıdaki 8 maddelik listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    lale

    Zambakgiller ailesinden olan laleyi Anadolu topraklarıyla buluşturanların Orta Asya’dan gelen Türkler olduğu tahmin ediliyor ve bu kadim çiçeğin en ışıltılı dönemini de Osmanlılar zamanında 16 ile 18. yüzyıl arasında yaşadığı biliniyor. 1718 – 1730 yılları arasında yaşanan ihtişamlı döneme de sonraları Yahya Kemal tarafından “Lale Devri” denmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlılar laleyi hayatın her alanında görmek isteyecek kadar sevmiş ve benimsemişler. Bahçelerde aslı yetiştirilirken, lale motifi mimari eserlerin, çini, kumaş ya da cam süslemelerinin, ebru gibi sanatsal faaliyetlerin en çok tercih edilen unsuru hâline getirilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

    Lale, temsil ettiği farklı duygularla şiirlere, şarkılara da girmiş. Karacaoğlan, Gevheri, Yahya Kemal dizelerinde lale lafzına rastlanırken sözcüğe şiirinde ilk yer veren Mevlânâ olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sevgilinin yüzü, bahar sabahı, yakut ışığı, beyaz nur… Bunlar Osmanlı’da lale çeşitlerine verilen isimlerden birkaçı… Ülkenin batısından doğusuna her yerde rastlanan lale bahçelerine “lalezar” denilmiş, bahçe sahibine “lalezari”, içine lale koyulan vazolara ise “laledan”…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen lale buradan dünyaya açılmıştır. 16. yüzyılda İstanbul’dan Viyana’ya ilk lale soğanı Alman bir diplomat tarafından götürülmüş, daha sonra Hollanda, Kanada ve hatta Japonya’ya götürülen lale bütün bu ülkeler tarafından sahiplenilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eylül ile kasım ayları arasında soğanları dikilebilen ve şubat ile mayıs ayları arasında çiçeklenen lale onlarca farklı renk ve farklı formda karşımıza çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2018 yılındaki Lale Festivali için sadece Emirgan Korusu’na 190 türde 2 milyon 800 bin lale dikildi. Hıdiv Kasrı, Yıldız Korusu, Gülhane Parkı, Göztepe 60. Yıl Parkı, Sultanahmet Meydanı, Çamlıca Koruları festival kapsamında lale dikimi yapılan alanlardan bazıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bu yılki festivalde 563.000 lalenin dikimi ile yapılan dünyanın en büyük halısını Sultanahmet Meydanı’nda görmek de mümkün olacak. Tenis turnuvalarından plaj futboluna, resim sergilerinden fotoğraf yarışmalarına onlarca etkinliğe yer verilecek festival döneminde İstanbul rengârenk günlerini yaşayacak.

  • Şiirlerinden Alıntılarla Ziya Gökalp

    Şiirlerinden Alıntılarla Ziya Gökalp

    Ziya Gökalp şair ve yazar, aynı zamanda toplumbilimci ve siyasetçiydi. Düşünce yazılarından oluşan “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” kitabının adı, Gökalp’in ideolojik yaklaşımının özeti gibiydi. 1876’da başlayan yaşamı 1924 yılında son buldu. Naaşı, II. Abdülmecit’in Çemberlitaş’ta babası için yaptırdığı II. Mahmud Türbesi’nin avlusuna defnedildi. Bu listemizde Türk düşünürü Ziya Gökalp’in şiirlerinden alıntılarla karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ala Geyik şiirinden…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lisan şiirinden…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kendine Doğru şiirinden…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sanat şiirinden…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anne Sevgisi şiiri…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çobanla Bülbül şiirinden…” title_font_size=”13″]
  • Çocuğunuzla Beraber Gezebileceğiniz 8 İstanbul Müzesi

    Çocuğunuzla Beraber Gezebileceğiniz 8 İstanbul Müzesi

    Bir şehri tanımanın en iyi yolu orada bulunan kent müzelerini gezmektir. İstanbul’daki müzeleri gezmek ise kişiye sadece şehri değil ülkeyi, hatta dünyayı öğretir. Listemizde de çocuğunuzla birlikte hızlı bir dünya turuna çıkabileceğiniz İstanbul müzelerini derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Beşiktaş’taki Denizcilik Müzesi 1500 metrekarelik bir alan üzerine kurulu… Gemi modelleri, seyir aletleri, kadırgalar, saltanat kayıkları, bahriyeli kıyafetleri ile hem çocuklarınızın hem sizin dikkatinizi çekebilecek 20.000’in üzerinde eser barındırıyor. Eser sayısıyla dünyanın sayılı deniz müzelerinden olan mekâna gittiğinizde çocuklarınız için eğitici oyun alanlarına ve hediyelik eşya dükkânına uğramayı ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2005 yılında Sirkeci Garı’nda açılan müze sanmayın ki sadece yetişkinlere hitap ediyor. Özellikle tren merakı olan çocuklar için eğlenceli ve eğitici tarafları olan müzeyi pazar, pazartesi ve bayram günleri haricinde gezebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    2005 yılında Göztepe’de kurulan müze çocuklar için tıpkı bir masal diyarı gibi… Düşünsenize bir köşkün içinde 1700’lü yıllardan 1900’lerden 2000’lerden gelen yüzlerce farklı oyuncak arasında çocuğunuzla dolaşıyorsunuz. Hayır hayır; düşünmeyi bırakmalı ve ilk fırsatta hayret dolu dakikalar geçireceğiniz Oyuncak Müzesine doğru yol almalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Büyük Ülkenin Küçük Bir Modeli” sloganıyla yola çıkılan bir park Miniatürk… Burada çocuklarla yetişkinlerin aynı oranda ilgisini çeken minyatürler bulunuyor. İstanbul’daki, Anadolu’daki ve yurt dışındaki önemli yapılar 1/25 oranına küçültülmüş modelleri ile 60.000 metrekarelik bir alan içine konumlandırılmış. Çocuklarınızla birlikte gidip görme fırsatı bulamadığınız birçok yapıyı Sütlüce’de bulunan parkta bir arada görmeniz mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde 7’den 77’ye hepimizin bildiği adresti “Barış Manço Moda 81300”… “Barış Abi”nin her program sonu tekrar ettiği bu adres günümüzde Barış Manço Müzesi olarak ziyaretçilerini bekliyor. “Adam olacak çocuk”lar için eğitici, eğlendirici projeler üreten sanatçıyı özleyenler ve çocuklarına tanıtmak isteyenler Moda’daki müzeyi mutlaka gidip görülmeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Haliç kıyısındaki Rahmi M. Koç Müzesinde sergilenen klasik otomobiller, bisikletler, motosikletler, at arabaları ya da bilgisayar tarihine ait nesneler en az sizler kadar çocuklarınızın da ilgisini çekecektir. 1994 yılında açılan sanayi müzesinde konser, sergi gibi organizasyonlar yapıldığını da belirtelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk çağdaş sanat müzesi 2004 yılında açılan “İstanbul Modern”dir. Çocuklarınızla gezmekten keyif alacağınız müze sergileri, eğitim programları, kütüphanesi, sineması ve kafesiyle Karaköy’de 8000 metrekarelik bir alan üzerinde kurulu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Gerek mimari yapısı gerek sahip olduğu eserlerle bildiklerinizi çocuklarınızla birlikte tekrar edebileceğiniz bir yer de Osman Hamdi Bey’in kurduğu Arkeoloji Müzesi… Sultanahmet’teki müzeye gittiğinizde insanlık tarihiyle ilgili en özel eserleri görebilir, müze çıkışı vaktiniz kalırsa Gülhane Parkı’nda ailece bir yürüyüş yapabilirsiniz.

  • 8 Madde İle Bilimler Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin

    8 Madde İle Bilimler Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin

    Kral Faysal Ödülü’nden Hessen Kültür Ödülü’ne, İran İslami Bilimler Kitap Ödülü’nden Almanya Üstün Hizmet Madalyası’na birçok ödül ve nişan verildi kendisine… Doğu ve Batı’daki otoriteler, Fuat Sezgin’in İslam bilim ve teknoloji tarihi üzerine yaptığı çalışmalara duyduğu saygı ve hayranlığı bu ödüllerle somutlaştırmıştı. Kahire, Şam, Bağdat Arap Dili Akademisi üyeliği, Fas Kraliyet Akademisi ve Türkiye Bilimler Akademisi üyeliği bulunuyordu. 2018 senesi içinde ülkemizde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile de 2019 yılı “Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı” ilan edildi. 27 toplumun dilini anadili gibi konuşup anlayabilen bir akademisyendi o… 1924-2018 yılları arasında Bitlis’te başlayıp İstanbul’da sonlanan 93 yıllık yaşamına bakın daha neler sığdırdı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrenim gören Fuat Sezgin, Alman Doğubilimci Hellmut Ritter’in yanında yetişti ve yol alacağı güzergâhı onun söylediği bir sözle belirledi. Bu söz, Endülüs ve Abbasiler zamanında yetişmiş bilim insanlarının modern bilimin oluşmasına büyük katkılar yaptığı idi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doktora tezini Arap Dili ve Edebiyatı üzerine yaptı. 1954 yılında doçent, 1965 yılında profesör oldu. Bu arada da, Johann Wolfgang Goethe Üniversitesinde misafir doçent olarak dersler vermişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    17 ciltten oluşan “Arap-İslam Bilimleri Tarihi” eseri Fuat Sezgin’in başeseridir. Çalışmalarına İstanbul’da başlayıp Almanya’da sürdürmüş, ilk cildini 1967 yılında yayınlamıştı. İçerdiği konular arasında din, tarih, coğrafya, tıp, matematik, haritacılık, edebiyat bulunmaktadır. Sadece bilim tarihçilerinin değil konuya ilgi duyan bütün insanların ana kaynak olarak başvurduğu eser büyük bir emeğin ürünüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1982’de Johann Wolfgang Goethe Üniversitesine bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsünü ve ardından bu enstitüye bağlı müzeyi kurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Almanya’da kurulan müzede Müslüman bilim insanlarının yaptığı bilimsel araç ve gereçlerin numuneleri sergilendi. Bu numuneler büyük ve titiz bir araştırmanın ürünü olarak ve yazılı kaynaklara dayanılarak geliştirilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Profesör Sezgin, İslam bilginlerinin bilim tarihine sunduğu katkıları göstermek amacıyla enstitü müzesindeki nesneleri 2003 yılında bir katalog hâline getirdi. “Wissenschaft und Technik im Islam” ismini verdiği 5 ciltlik Almanca kataloğu bir yıl sonra Fransızca olarak yayımladı, daha sonra Türkçe, Arapça ve İngilizceye çevrildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Almanya’da Enstitü’ye bağlı olarak kurduğu müzedeki objelerin benzerlerini, İstanbul’da kurulacak müze için yaptırdı. 2008 yılının 25 Mayıs’ında Gülhane Parkı içindeki Has Ahırlar Binasında İstanbul İslam, Bilim ve Teknoloji Müzesi böylece açıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Fuat Sezgin’in bilim ve kültür tarihine yaptığı katkılar birçok ödülü beraberinde getirdi. 2013 yılındaki Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü de kendisine verilen ödüller arasındaydı.