Kategori: Kültür/Sanat

  • Boğaz’ın Modası Hiç Geçmeyen Semti Çengelköy

    Boğaz’ın Modası Hiç Geçmeyen Semti Çengelköy

    Her ne kadar 1700’lü yıllarda İstanbul’un en büyük kasabalarından biri olan Çengelköy’ü günümüzde küçük bir semt olarak tanımlasak da bölgeye gösterilen yoğun ilginin o günlerden bugüne hiç değişmediğini söyleyebiliriz. Nedenini merak ediyorsanız, semtin öne çıkan özelliklerini sıraladığımız listemize alalım lütfen sizi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kendisine gelen herkesi evinde hissettiren sıcacık bir mahalle burası… Eğer ulaşımı deniz yoluyla sağlıyorsanız bu evin ilk karşılayanı da Boğaz’ın kıyısına inci bir küpe gibi konmuş iskelesi olacaktır. İstanbul’daki en nostaljik buluşma noktalarından biri de Çengelköy İskelesi’nin çevresidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çengelköy, Osmanlı döneminde ileri gelen devlet adamlarının, nüfuzlu kişilerin ikamet ettiği bir yer olmuş… Sadullahpaşa Yalısı, Servey Bey Yalısı, Baha Bey Yalısı… Bu semtte 1800’lerde inşa edilen yalılardan günümüze kalanları görebileceğiniz gibi, mütevazı ahşap evlerle gösterişli köşklerin kol kola girip nasıl bir uyum sergilediğine de tanıklık edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yukarıdaki fotoğrafta semtin yamacına kurulduğu tepeyi görebilirsiniz. Peki, aynı fotoğrafta diğer en dikkat çekici unsur nedir sizce diye sorsak? “Yeşilliği” dediğinizi sanıyoruz ki haklısınız… Tıpkı yalıları gibi yıllanmış ağaçlarıyla da nam salmış Çengelköy. Altında çayınızı yudumlayabileceğiniz o ünlü dev çınar ağacı da semtin hemen kıyı şeridinde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Boğaz’dan bakıldığında en dikkat çekici yapılardan olan Kuleli Askeri Lisesi binası da Çengelköy’de başrol alan pek çok figürden biridir. Hatta mimarisi ve görkemiyle sadece Çengelköy’ün değil İstanbul’un gözdelerindendir. Bizans döneminde aynı yerde koruluk bir alanın içinde kule ve manastır bulunduğu için Kuleli Bahçe denilirmiş; bugünkü yapı ise kuleleriyle birlikte 1800’lerde kışla olarak inşa edilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tedirginlikten uzak insana güvenen bakışlar, sokakta gördüğü her yabancıya eşlik etme hali… Çengelköy’ün bu listede yer vermemizi gerektirecek kadar belirgin bir özelliği de kedileridir. Niye ki; her semtte kedi var, demeyin. Buradaki kediler insanlarla öyle hemhal olmuş ki artık onları çınar ağaçlarından, iskelesinden, sokaklarından ayrı tutmak mümkün değildir ve olmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çengelköy’ün ana caddesinde yürürken gözleriniz sağlı sollu dizilmiş esnaf tezgâhlarında bölgeye özgü salatalıklar arayabilir. Çünkü burası uzun yıllar küçük, ince kabuklu, çıtır çıtır salatalıkları veya diğer adıyla bademleriyle anıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Beylerbeyi ile Vaniköy arasında kalan Çengelköy’ü denizden izlemenin keyfi bir başkadır evet… Fakat kıyısındaki çay bahçesinde oturup Boğaz’ı seyre dalmak da en az o kadar keyifli olacaktır. Zamanında semtin sakinlerinden olan Kemalettin Tuğcu’nun da hikâyelerinin bir kısmını bu manzaraya bakarak yazdığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ünlü simaların, önemli kalemlerin ikamet yerlerinden olagelmiş muhiti birçoğumuz 1993-1997 yılları arasında yayınlanan Süper Baba dizisi sayesinde görüp bildik. Mahalle havasını bozmayan sokaklarında kurulan dizi seti Şevket Altuğ, Şevval Sam, Bennu Yıldırımlar, Sevinç Erbulak gibi değerli oyuncuları buluşturmuştu.

  • 8 Fotoğrafla Türk Rock Müziğinin Özgün İsmi Erkin Koray

    8 Fotoğrafla Türk Rock Müziğinin Özgün İsmi Erkin Koray

    Yıllar geçer, her şey değişir, onun sesi ve şarkıları hiç eskimez. Ne kadar dinlersek dinleyelim tüketemeyiz… Zamansızlıktan seslenir bize sanki. “Bir sevgili uğruna, sen de benim gibi yanma arkadaş…” Kim bilir bu şarkıyı kaç yüz kere dinledik, dinleriz…  Ya da… “Sevmek, bil ki doğmaktır yeni baştan, eriyorum galiba yavaştan…” Bunlar gibi daha nicesini kulaklarımıza, dilimize, zihnimize yazan, “Rock müziğin Erkin Babası” için keyifle hazırladık bu 8 maddeyi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1950’li yılların ortasında “Erkin Koray ve Ritimcileri” ismiyle kurduğu ilk grup lise yıllarına denk gelir. İlk 45’liğini çıkardığı yıllar ise 1960’lardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Askerliğini Hava Kuvvetleri Caz Orkestrası’nda solist ve gitarist olarak Ankara’da yapar. Asker dönüşü, çıkardığı 45’likte yer alan “Kızları da alın askere,” zamansız bir şarkı olarak hafızalara kazınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk albümünü Altın Mikrofon yarışmasına katılıp 4.’lüğü kazandığı 1968 yılında çıkarır. 1969’da Yeraltı Dörtlüsü’nü kurar. 1970’ler ise Erkin Koray rüzgârının kasıp kavuran bir fırtınaya dönüştüğü yıllardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Erkin Koray demek biraz da uzun saçları, kendine has stili, elektrogitarı, kulağa ilk kez değen melodileriyle ilklerin insanı olmak demektir. Ama kendi ifadesiyle her şeyi erken yapıyor olması aslında bir “özür”.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Daha 60’lı yılların sonlarında verdiği konserlerde izleyicilerine Rolling Stones, Ray Charles, The Doors, Tom Jones şarkılarını da seslendirerek evrensel müziği Türk dinleyicisine taşımıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Müzik türü Anadolu rock olarak anılsa da, şarkıları progresif rock ve psychedelic rock’ı da barındırır. Çöpçüler, Arap Saçı bunun en bilinen örnekleridir. Şarkıları dünden bugüne farklı sanatçılar tarafından defalarca yorumlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Piyano öğretmeni annesi vasıtasıyla öğrendiği ilk enstrüman piyanodur.  Ama sonra elektrogitarı Türkiye’de ilk kullanan kişi olur. Sahip olduğu çok sayıda gitarı güzel bulduğu için aldığını ama aldıktan sonra daha da güzelleştirdiğini söylemiştir. Modellerinin adını sevdiği için gitarlarına isim takmadığından söz eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sanat hayatında yarım asrı çoktan deviren Erkin Koray, 50. Sanat Yılı Konserini 2007 yılında Harbiye’de vermiştir.

  • SARNIÇLAR: TARİHTEN KALAN SU DEPOLARI

    İçinde su biriktirmek ve su ihtiyacını karşılamak için genellikle evlerin bodrum katına veya tüm bir mahallenin kullanabileceği şekilde yer altına inşa edilen sarnıçlardan günümüze ulaşmayı başaranlar bulunuyor. Aralarında bir saray kadar görkemli olanlar da var, oldukça mütevazı olanlar da… Bununla birlikte, akışkan olmayan, durağan suyun temiz bulunmaması nedeniyle Osmanlı zamanında sarnıçlara itibar edilmediği biliniyor. Bu nedenle varlığı bilinen ve kazılarla ortaya çıkarılmakta olan sarnıçların tamamı Bizans dönemi ve öncesine ait. İşte onlardan bazıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İçindeki 336 adet görkemli sütun ve heykel sanatının şaheserlerinden olan Medusa Başı nedeniyle Yerebatan Sarayı olarak da anılan Yerebatan Sarnıcı, 6. Yüzyıl Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılmış devasa bir yapıdır. 140 metre uzunluğunda ve 70 metre genişliğinde olan sarnıç, 9800 m2’lik bir alanı kaplamaktadır. Bu haliyle 100.000 ton su depolama kapasitesine sahip olan Yerebatan Sarnıcı, günümüzde hem müze hem de çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir kültürel mekân işlevine sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da, Tarihi Yarımada’da yer alan ve Yerebatan Sarnıcı’ndan daha eski olduğu düşünülen Şerefiye Sarnıcı, tahminlere göre 5. Yüzyılda ve 2. Theodosius döneminde yapıldı. 40 metre uzunluğunda ve 24 metre genişliğinde olan tarihi su deposunun duvar kalınlığı ise 2,5 metredir. 11 metre tavan yüksekliği olan mekânın içinde 45 adet yelken tonoz ve 32 adet sütun da bulunmaktadır. Şerefiye Sarnıcı, günümüzde müze olarak ziyarete açık durumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun bazı yerlerinde kastel kelimesi, havuz, şadırvan gibi su kaynağı olan yerler için kullanılmaktadır. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Pişirici Kasteli de Gaziantep’te bulunan bir kastel, daha doğrusu bir nevi su deposudur. 13. Yüzyılda, evlerin su ihtiyacını karşılamak için yapıldığı tahmin edilmektedir. Gaziantep’te günümüze ulaşan birçok kastel bulunmaktadır; Kozluca Kasteli, İmam-ı Gazali Kasteli, Ahmet Çelebi Kasteli bunlar arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin farklı yerlerinde birbirinden farklı formlarda su depolarıyla karşılaşmak mümkündür. Yukarıdaki fotoğraf Mardin ilimizin 30 kilometre güneydoğusundaki Oğuz Köyü’nde yer alan, Antik dönemden kalma bir su sarnıcına ait. Üstelik bu sarnıç tek de değil! Bilindiği gibi medeniyetin beşiği sayılan Mezopotamya’da yapılan her kazı, bizi yeni bir tarih sayfasıyla buluşturmaya devam etmekte. Hatırlayacaksınız; 2020’nin Eylül ayında Dara Antik Kenti’nde yapılan kazılarda da Yerebatan Sarnıcı’ndan 6 metre daha derin olan bir su sarnıcı gün yüzüne çıkarılmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fotoğrafta gördüğünüz, Likya Yolu yürüyüş parkuru üstünde bulunan yeraltı su sarnıcı da bölgedeki tek tarihi sarnıç değil. Kimi mimari açıdan değer gören, kimi çobanların hayvanlarına su içirmek için kullanacağı kadar hayatın içine karışmış olan sarnıçlar, Likya Yolu’nda yürüyenler için ayrı bir hoşluk oluşturuyor. Yapılan uyarılardan biri ise bu sarnıçlara rastlandığında, temizliğine güvenilmiyorsa içinden su içilmemesi yönünde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eğer, İzmir’in Selçuk ilçesine 9 km mesafede, Efes Antik Kenti yakınlarında 1420 m yüksekliğindeki Bülbül Dağı üzerinde bulunan Meryem Ana Evi’ne daha önce gittiyseniz, buraya çıkan yol üstündeki sarnıca da denk gelmişsinizdir. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz o sarnıç, Müslümanlar ve Hristiyanlar için kutsal öneme sahip yapılardan biri olarak öne çıkıyor ve MS 1. Yüzyıl ile tarihleniyor.

  • 8 Edebiyatçımızın Tercih Ettiği Mahlaslar

    8 Edebiyatçımızın Tercih Ettiği Mahlaslar

    “Mahlas” ya da “müstear” daha Türkçesi ile “takma isim” kullanmak özellikle Divan ve Halk edebiyatında oldukça yaygın bir gelenekti. Yakın dönemde de edebiyat dünyamızın dev isimleri farklı sebeplerle kimi eserlerini mahlas kullanarak yayımlamayı tercih etmişlerdir. Hatta bazı müstear isimler kişinin gerçek isminin önüne geçmiştir, örneğin Orhan Kemal aslında Mehmet Raşit Öğütçü’nün kullandığı bir mahlastır. Aşağıdaki listemizde ünlü edebiyatçılarımızın seçtiği mahlasları görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • BİR SANAT AKIMI OLARAK: GERÇEKÇİLİK

    Rönesans, klasisizm, romantizm derken ortaya çıkan realizm… Dönemin ve zamanın ruhuna göre şekillenen sanat akımlarından biri de gerçekçilik akımıdır. Orijinal ismi realizm olan akım hakkında genel bilgileri ve öne çıkan temsilcilerini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Realizm akımı, doğaya ve duygulara önem veren romantizm akımına tepki olarak, 19. yüzyılda ortaya çıkan sanat akımıdır. Endüstriyel gelişmeler sonucunda toplumsal sınıfların belirginleşmesi realizm akımını ortaya çıkartan nedenlerin başında gelir. İnsanların karşı karşıya kaldığı gerçekliklere sanatçılar da kayıtsız kalamaz ve realist çalışmalar üretirler. Bu akımın resim sanatındaki öncüsü Gustave Courbet’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1819-1877 yılları arasında yaşamış Fransız ressam Gustave Courbet’nin pek çok eseri realist akımın örneği olarak gösterilebilir. Örneğin yukarıda gördüğünüz, 1854 tarihli, orijinal ismiyle Bonjour Monsieur Courbet tablosu onlardan biridir. Sanatçı bu tabloda, kendisini bir gezgin olarak konumlandırmış ve bir patron olan Alfred Bruyas ile hizmetçisini aynı seviyede resmetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Orijinal adı The Stone Breakers olan Taş Kırıcıları isimli tablo da Gustave Courbet’ye aittir. Realist akımın eserlerinde, toplumun sıradan kişileri görülebilir. Teatral drama yer verilmez ve toplumsal gerçeklik ön planda tutulur. Realizmde amaç sanat takipçisini eğitmek değildir. Sanatçı, yansız bir tutarlılıkla gerçekleri gün yüzüne çıkarmak amacı güder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fransız ressam Édouard Manet, Hollandalı ressam Van Gogh gibi isimler izlenimci akıma geçmeden önce gerçekçi resim örnekleri vermişlerdir. Van Gogh, sanat hayatının başında realist ressam Anton Mauve’nin atölyesinde çalışmış ve üslubundan etkilenmiştir. Dilimize Ekici veya Tohum Eken olarak çevrilen resim Van Gogh’a aittir ve günümüzde Van Gogh Müzesi’nde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Realizm akımı, farklı ülkelerden sanatçıları etkisi altına almıştır. Örneğin Almanya’da Adolph von Menzel veya Wilhelm Leibl gibi sanatçılardan söz edilebilir. Yine ressam ve heykeltıraş olan Käthe Kollwitz’in eserleri gerçekçi akımın en yaratıcı izlerini taşır. Kadın sanatçının bu doğrultuda yaptığı Berlin’de Dokumacıların Yürüyüşü isimli tablosu, tarihsel ve sanatsal bir öneme sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İzlenimcilik (empresyonizm) akımının kendini ilk önce resim sanatında göstermesine karşılık, gerçekçilik (realizm) akımı önce edebiyat yapıtlarında belirmiştir. Hatta bu akımın, Auguste Comte’un ortaya attığı pozitivizm felsefesinin edebiyata uyarlaması olduğu ifade edilir. Ünlü realist edebiyatçılar ve eserlerine örnek olarak Honore de Balzac’ın Goriot Baba isimli romanı, Stendhal’in Kızıl ile Kara, Tolstoy’un Savaş ve Barış eserleri gösterilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Türk edebiyatçılarından gerçekçi eserler veren isimler arasında Mehmet Akif Ersoy, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Ömer Seyfettin’in isimleri sayılabilir. Yine Recaizade Mahmut Ekrem’in 1898 yılında basılan Araba Sevdası isimli eseri, edebiyatımızdaki ilk realist roman olarak bilinmektedir.

  • Er Meydanı Kırkpınar’ın 10 Efsanevi Başpehlivanı

    Er Meydanı Kırkpınar’ın 10 Efsanevi Başpehlivanı

    1361 yılında Murat Bey’in Edirne’yi fethetmesinden bu yana düzenlenen Kırkpınar Güreşleri, UNESCO Dünya Kültür Mirası’na dâhil edilmiş bir değerimizdir. Her yıl, er meydanının en güçlü, en yenilmez güreşçisi “Başpehlivan” unvanını kazanır. Başpehlivanlık, Osmanlı zamanında saray tarafından da itibarlı bir statü olarak kabul edilmiş, padişahlar güreşe büyük önem vermiştir. Bir güreşçi üst üste 3 yıl yenilmez ve başpehlivanlığı kimseye kaptırmazsa, er meydanına çıkan her güreşçinin en büyük hayali olan “Altın Kemer”i kazanır. Kırkpınar Güreşleri’nin gelmiş geçmiş en büyük başpehlivanlarını ve kendileri gibi heybetli hikâyelerini 10 maddelik listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gaddar Kel Aliço” title_font_size=”13″]
    kırkpınar güreşleri, edirne

    Kırkpınar’ın en büyük şöhreti olarak kabul edilen Gaddar Kel Aliço, 1844’te Plevne’de doğmuş ve 1894’e dek başpehlivanlık unvanını kimselere kaptırmamıştır. Aliço, Sarayiçi’ndeki efsanevi güreşleriyle tanınır. “Gaddar” lakabını ise sert güreşmesinden almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Koca Yusuf” title_font_size=”13″]
    kırkpınar güreşleri, edirne

    “Türk gibi kuvvetli” sözü Fransızlar tarafından Koca Yusuf için söylenmiştir. Başpehlivan olduktan sonra hiç yenilmeyen Koca Yusuf, New York’tan gemiyle ülkemize dönerken hayatını kaybetmiştir. Güreşirken asla geri adım atmayan Koca Yusuf bu sporun gelmiş geçmiş en büyük isimlerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adalı Halil ” title_font_size=”13″]
    kırkpınar yağlı güreşleri

    Adalı Halil (solda), Kırkpınar Güreşleri tarihinde o kadar önemli bir isimdir ki müsabakalar her sene mezarının ziyaret edilmesiyle açılır. Ünlü Gaddar Aliço’nun öğrencisi olan Adalı Halil, Amerika ve Avrupa’da da güreşmiş, buralarda “Sultanın Aslanı” olarak anılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Filiz Nurullah” title_font_size=”13″]
    kırkpınar güreşleri, edirne

    Filiz Nurullah iri cüssesiyle tüm Avrupa’ya nam salmış bir pehlivandı. 2 metre uzunluğunda ve 175 kilogram ağırlığındaki Filiz Nurullah, Paris’te düzenlenen Altın Kemer Turnuvası’nı kazanmıştı. Paris’te bir Japon judocuyla karşılaştığı efsanevi müsabaka hâlâ anlatılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kurtdereli Mehmet” title_font_size=”13″]
    kırkpınar güreşleri, edirne

    1899 yılında Adalı Halil ve Kara Osman’ı yenerek Kırkpınar Başpehlivanı olan Kurtdereli Mehmet, Avrupa’da da güreşti. 1911 yılında ise Talimhane’de 32 gün içinde 43 müsabakaya çıkarak “Cihan Şampiyonu” unvanını kazandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hergeleci İbrahim” title_font_size=”13″]
    kırkpınar güreşleri, edirne

    1914 yılında Kırkpınar Başpehlivanı olan Hergeleci İbrahim, Adalı Halil’i yenmesiyle ününe ün katmıştır. Hergeleci İbrahim’in önemli özelliklerinden biri 1899’da Paris’te Dünya Şampiyonu olan Kara Ahmed’in de hocası olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ordulu Mustafa Bük” title_font_size=”13″]
    kırkpınar güreşleri, edirne

    İlk başpehlivanlığını 1966 yılında hak eden Ordulu Mustafa, Ağır Sıklet Dünya Şampiyonluğu kazanma amacına ise ne yazık ki ulaşamamıştır. Ordulu Mustafa için güreş o kadar önemlidir ki 1969 yılında annesinin ölümünün ertesi gününde dahi er meydanını terk etmemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aydın Demir” title_font_size=”13″]
    kırkpınar yağlı güreşleri

    1946 yılında Karamürsel’de doğan Aydın Demir çalışkanlığı ve antrenmanlara verdiği önemle tanınırdı. 1969 yılında İzmirli Kara Ali’yi yenmiş böylece Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kaldırarak ününe ün katmıştır. 1978’de ise Altın Kemer’i kazanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Taşçı” title_font_size=”13″]
    kırkpınar güreşleri, edirne

    Cumhuriyet döneminin en çok başpehlivanlık kazanan ismi, ilk kez 1992’de Altın Kemer’i kazanma gururunu tatmıştır. Karamürselli Ahmet Taşçı toplam dokuz kez Kırkpınar Başpehlivanı olmuştur. 2005 yılında, henüz er meydanında dövüşmeye devam ettiği günlerde Edirne Belediyesi onu onurlandırmak için Sarayiçi’ne heykelini dikmiştir. BBC ise güreşçinin hayatıyla ilgili bir belgesel yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Recep Kara” title_font_size=”13″]
    kırkpınar güreşleri, edirne

    2004 ile 2016 yılları arasında dört kez başpehlivan olan Recep Kara, güreş hayatına 11 yaşında Samsun’da başlamıştır. 2004 yılında Cumhuriyet tarihinin en genç başpehlivanı olmuştur.

  • AHMET KUTSİ TECER DİZELERİNDE ANADOLU

    AHMET KUTSİ TECER DİZELERİNDE ANADOLU

    Doğa, özlem, aşk ve ölüm üzerine şiirler yazmış bir şair, çocuklara edebiyat aşılamış bir öğretmendi Ahmet Kutsi Tecer. Aynı zamanda, düzenlediği Halk Şairleri Bayramı’yla Âşık Veysel’i ülkemize tanıtan bir kültür insanı, Türk halk kültürünü Batı tekniği ile birleştirerek tiyatro eserleri üreten bir oyun yazarı, Paris Kültür Ataşesi ve UNESCO delegesi olarak görev yapan bir siyasetçiydi. Kutsi adını 1901’de dünyaya geldiği Kudüs şehrinden almış, hayatını 1967 yılında İstanbul’da kaybetmişti. Yaşamı boyunca halk kültürüyle yakından ilgilenen şairimizin Anadolu’ya yer verdiği şiirlerinden sizler için alıntılar yaptık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şehri Gezerken” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konya Destanı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kerem” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ilgaz Dağlarından” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Gün Edirne’ye Gelirsen” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orda Bir Köy Var Uzakta” title_font_size=”13″]
  • TÜRK SİNEMASI’NIN YAKIŞIKLI JÖNLERİNDEN KADİR İNANIR’IN CANLANDIRDIĞI ROLLER

    Türk Sineması’nda Yeşilçam dönemi dendiği vakit akla düşen jönlerin başında Kadir İnanır gelir. İlk kez 1968 yılında düzenlenen Fotoroman Artisti Yarışması’yla üne kavuşan sanatçının rol aldığı ilk film, Atıf Yılmaz’ın yönettiği ve Türkan Şoray’la oynadığı Kara Gözlüm olmuştur. Kariyeri boyunca 180’den fazla filmde oynayan sanatçının unutulmaz rollerinden bazılarını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yönetmeni Atıf Yılmaz, rol arkadaşları Türkan Şoray ve Ahmet Mekin olan Selvi Boylum Al Yazmalım filminde Kadir İnanır, Asya’nın yaşadığı köyde baraj inşaatında çalışan, İstanbullu kamyon şoförü İlyas rolündedir. “Sevgi emektir” cümlesini zihinlere kazıyan 1977 tarihli dram türündeki bu film birçok ödül almış ve kült filmler arasına girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bitirimler Sosyetede film serisinde, Ali rolündeki Kadir İnanır başrolü Veli rolündeki Kartal Tibet ile paylaşır. Karakter olarak birbirine zıt iki kardeşin komik hikâyelerini konu edinen serinin bu filminde Gülşen Bubikoğlu da rol almıştır ve onun ilk sinema deneyimidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yönetmenliğini Osman Seden’in yaptığı, yapımcısı Memduh Ün olan Ana Ocağı filmi 1977 yapımlıdır. Kadir İnanır’ı bu filmde, babasının ölümünün ardından annesinin fedakârlıklarına tanık olarak büyüyen ve bu yüzden güç elde etme arzusuna düşen Kadir Aksoy olarak izleriz. Annesi rolündeki oyuncu ise Fatma Girik’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1974 yılında çekilen ve zengin kız-fakir oğlan temasına sahip nostaljik filmlerden Almanyalı Yârim’de, Kadir İnanır başrolü Filiz Akın’la paylaşır. Alman iş adamının kızı Maria ile fabrika işçisi Murat arasında doğan aşk ve araya giren engeller filmin genel çerçevesini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı ve senaryo yazımında da bulunduğu Bir Yudum Sevgi filminin senaristleri arasında Latife Tekin de bulunur. 1984 yılında çekilen duygusal dram türündeki filmde Kadir İnanır, dört çocuğuna bakmak için çalışmak isteyen Aygül’e (Hale Soygazi) fabrikada iş bulan Cemal rolündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Evlidir Ne Yapsa Yeridir filmi 1978 yılında çekilen bir komedi filmidir. Kadir İnanır genç koca Mecnun rolündeyken karısı Leyla rolünde Hülya Koçyiğit yer alır. Filmde, evli olan Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem çiftlerinin ilişkileri konu edilir. Oyuncu kadrosu ünlüler geçidi olan filmin yönetmeni Şerif Gören, yapımcısı ise Selim Soydan’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1976 yılında çekilen Devlerin Aşkı filminde Tarık rolündeki Kadir İnanır’ın rol arkadaşı Türkan Şoray’dır. Hayatını kurtardığı ve yanında çalıştığı iş adamının âşık olduğu kadın, Tarık karakterinin eskiden sevdiği Türkan’dan başkası değildir. Çıkmaza giren ilişkiler filmin ana çerçevesini oluşturur.

  • FARKLI NEDENLERLE YARIM BIRAKILMIŞ ROMANLAR

    Heyecanla seyrettiğiniz, sonunu merakla beklediğiniz bir film düşünün… Tam sona yaklaşmak üzereyken ekran birden kararsa ne hissedersiniz? Yarım kalan romanlar da insanda böyle bir duygu bırakır mı dersiniz? Ya da şöyle soralım… Siz hiç yarım bırakılmış bir roman okudunuz mu? Soruyu okumak bile iyi hissettirmemiş olsa gerek… Ne var ki tarihte, yazımı yarım kalmış roman yok değil. Hangileri olduğunu öğrenmek için okumaya devam edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Behçet Bey karakterine yer verdiği Mahur Beste romanı, zannedildiği gibi yazarın vefatıyla yarım kalmış bir roman değildir. Tanpınar, romanında Behçet Bey’in hikayesini özellikle yarım bırakmış ve okuyucuya yarım bırakılmış duygusu vermiştir. Mahur Beste, Huzur ve Sahnenin Dışındakiler kitapları ile “üçleme” oluşturur ve serinin ilk kitabıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hepimiz J. R. R. Tolkien’i Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit kitaplarıyla tanıyoruz. Silmarillion ise bu kitaplarda geçen hikâyelerin arka planını anlatan özel bir kurguya sahiptir. Yazarın ölümüyle yarım kalan roman, oğlu Christopher Tolkien ve ona yardımcı olan Guy Gavriel Kay tarafından tamamlanabilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    En trajik yarım kalma öyküsü Albert Camus’nün İlk Adam kitabına aittir. Çünkü bu kitap Camus’nün otobiyografisini içerir ve yazarın trafik kazası geçirerek hayatını kaybetmesi yüzünden yarım kalır. Kitabın taslak sayfaları kazaya yakın bir yerde bulunur. Eser, 1995 yılında ve yarım kalan haliyle, yazarın kızı tarafından yayımlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Oğuz Atay’ın, bir üniversitede geçen olaylar ile bir profesörün o olaylara yaklaşımını konu edindiği Eylembilim kitabı, yazarın 1977 yılındaki vefatının ardından, sadece 40 sayfa olarak bulunmuştu. 1987 yılında Günlük isimli kitabının sonuna eklenerek yayımlandı. Bundan 11 yıl sonra, yazarın kızı Özge Atay’a isimsiz bir posta ile kitabın 74 sayfası daha ulaşınca, 1998 yılında bu kez tamamlanmış olarak basıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı romancı F. Scott Fitzgerald’ın 1930’ların Hollywood’unu anlattığı kitabı Son Patron, yazarının ölümüyle yarım kalan kitaplardan biridir. Fitzgerald’ın 1940 yılında hayatını kaybetmesinden bir yıl sonra, yayımcısı tarafından notlarından derlenerek kitaplaştırıldı ve basıldı. Son Patron, 1976 yılında Elia Kazan tarafından sinemaya da uyarlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yarım kalan bir roman da 1835-1910 yılları arasında yaşayan Amerikalı yazar Mark Twain’e ait. Nikolaus, Seppi ve Theodor isimli üç arkadaşı ve karşılarına çıkan bir yabancıyı merkezine alarak, iyilik ve kötülük kavramlarını işleyen Twain’in Gizemli Yabancı isimli kitabı, yazarın ölümünden sonra yayımlanabilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sanditon, 1817 yılında hastalık nedeniyle hayatını kaybeden İngiliz roman yazarı Jane Austen’un yarım bıraktığı romanıdır. Yazar, yaşadığı dönemdeki hastalık ve hasta olma olgularını kitabında alaycı bir üslupla ele almıştır. Bu kitap Jane Austen’ın ölümün ardından, yazarın stilini taklit eden farklı yazarlarca tamamlandı ve birkaç versiyon halinde satışa sunuldu.

  • USTA ŞAİR YAHYA KEMAL’DEN AYRILIĞIN ŞİİRİ: SESSİZ GEMİ

    Cumhuriyet döneminin büyük şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı’nın Sessiz Gemi isimli şiiri, dillere pelesenk olmuş önemli edebi yapıtlardan biridir. Elbette bunda, şiirin yazınsal kalitesinin yanında, bestelenip şarkı olarak gönüllere girmesinin payı da büyüktür. Birçok sanatçı tarafından seslendirilen şiir, sanıldığı gibi ölüm olgusunu değil, iki sevgili arasında yaşanan ayrılık durumunu işlemektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]