Kategori: Kültür/Sanat

  • RÖNESANS DÖNEMİNİN ÜNLÜ RESSAMLARI VE RESİMLERİ

    Orta Çağ sonrasında Avrupa’nın siyasi, kültürel ve sanatsal alanda yenilenmeye gittiği dönem olan ve “yeniden doğuş” anlamına gelen rönesans, 14 ile 17. yüzyıllar arasına denk gelmektedir. Kilisenin etkisinin azalmasına, reform hareketlerinin şekillenmesine, bilimsel yapılanmaya neden olan bir süreci kapsayan rönesans devrinde öne çıkan ve dönemin temsilciliğini yapan sanatçılar bulunmaktadır. Rönesans döneminin izlerini günümüze ulaştıran ressamları ve eserlerini aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Leonardo Da Vinci’nin en ünlü eserlerinden olan Son Akşam Yemeği, belki de tüm sanat tarihinin en bilinen resimlerinden biridir. Da Vinci, bu resmi bir tuvale değil Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie’nin duvarına yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaşamının ilk evresine dair çok az bilgi olsa da Hollanda doğumlu (1395-1441) olduğu bilinen Rönesans dönemi sanatçılarından Jan van Eyck, yağlı boya tekniğini geliştiren ressam olarak da bilinmektedir. Ünlü eserlerinden olan ve 1435 yılında ahşap üzeri yağlı boya tekniği ile yaptığı Üç Mary Mezar Başında isimli tablosu, günümüzde Rotterdam’daki Boijmans Van Beuningen Müzesi’nde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rönesans resim sanatının gelişmesini sağlayan ressamlardan Sandro Botticelli, Petit Palais Müzesi’nde sergilenen Madonna and Child, Uffizi’de sergilenen Venüs’ün Doğuşu eserleriyle ünlüdür. Cestello Duyurusu da önemli resimleri arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Geç Rönesans döneminin ünlü Venedikli ressamlarından Paolo Veronese’nin 1563 yılında tamamladığı Cana’da Düğün isimli tablosu günümüzde Louvre Müzesi’nde sergilenen en büyük tablo olma özelliğine sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bahçedeki Acı gibi pek çok Rönesans dönemi resminin sahibi olan Giovanni Bellini, Venedik’te Rönesans ekolünün oluşmasına öncülük eden ressam Jacopo Bellini’nin oğlu, ünlü Fatih Sultan Mehmet tablosunun ressamı Gentile Bellini’nin kardeşidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rönesans döneminin İtalyan ressamlarından Raffaello Sanzio, Michelangelo ve Leonardo da Vinci ile bu dönemin büyük üstatları arasında yer almaktadır. Sanatçının 1509-1511 yılları arasında yaptığı Atina Okulu, Vatikan’da Stanza della Segnatura’da bulunan bir fresktir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Pieter Bruegel’in Karda Avcılar isimli eseri de Rönesans hareketinin önemli eserlerinden biri olarak tarihte yerini almıştır. Bu tablo, yılın farklı zamanlarının resmedildiği altılı serinin günümüze ulaşan beş parçasından bir tanesidir ve resim sanatının ilk kış tasvirlerinden biri olarak kabul edilir.

  • 8 Madde ile İstanbul’un Dillere Destan Tarihi Çarşıları

    8 Madde ile İstanbul’un Dillere Destan Tarihi Çarşıları

    Boğaz’ı, kıyıları, adaları, yalıları, sarayları, sokakları, deha ürünü camileri… İstanbul’un harikalarını saymakla bitiremeyiz. Bu harikalar arasında yerini alan tarihi çarşılar ise dünyada dillere destan olmuş, özellikle Batılı gezginler yazılarında hayranlıklarını dile getirmekten kendilerini alamamışlardır. Sizleri bu köklü çarşıların tarihlerinde kısa bir gezintiye çıkarıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Kapalıçarşı dünyanın en büyük ve en eski çarşılarından biri… Yaşı 500 yılı çoktan aştı ama günün her saatindeki kalabalığı, heyecanı, İstanbul’u yaşayan ve yaşatan hali hala aynı…  Bu tarihi mekân 22 kapısı, 61 sokağı, 4000 civarında dükkânıyla 47.000 metrekarelik bir alanda İstanbul’un nabzını tutmaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Fatih Sultan Mehmet tarafından inşası başlatılan Kapalıçarşı’da dükkânların tümü aynı genişlikte olacak şekilde inşa edilmişti. Loncalara ayrılmış sokaklarda satıcıların rekabet etmesi de yasaktı! Öyle ki içlerinden biri dükkânının önüne tezgâh taşıyıp öne çıkamazdı, çünkü kardeşlik anlayışıyla kurulan Ahilik geleneği hâkimdi. Bu büyük kültürel mirası var eden yorgancılar, fesçiler, terlikçiler gibi loncaların adı artık çarşı içindeki sokak isimlerinde yaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Yerli ve yabancı turistlerin İstanbul’a geldiğinde görmeden gitmedikleri bir harika da Mısır Çarşısı’dır. Rivayet o ki Mısır’dan gelen ürünler görece daha fazla olduğu için 18. yüzyılla birlikte Mısır Çarşısı ismiyle anılır olmuş. Osmanlı klasik üslubundaki yapımına başlanan yıl ise 1660.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    İnşası tamamlandığında aktar ve pamukçulara tahsis edilen dükkânların yerinde bugün hediyelik eşya, tekstil, gıda, kuyumcu dükkânları bulunuyor. Mısır Çarşısı’na ana rengi ve kokuyu ise eskiden olduğu gibi yine rengârenk haliyle baharat dükkânları veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    500 yıllık koca bir geçmişe sahip çarşılardan biri de Sahaflar Çarşısı… Sahaf, “artık basımı yapılmayan veya ikinci el kitapları alıp satan küçük işletmeler ile bu mesleği yapanlar” anlamına geliyor. Eskiden çarşı esnafı Sahaflar Loncası’na bağlıymış ve sahaf olabilmek için önce çırak sonra kalfa olmak gerekirmiş. Ve ancak ustalığa yükselenler bu işin sahibi olabilirmiş. İçinden bunlar gibi milyonlarca hikâyenin ve kitabın gelip geçtiği Sahaflar Çarşısı, 1950 yılında yaşadığı büyük yangının ardından tekrar dirilmeyi başardı ve bugün de atmosferiyle büyülemeye devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Sultanahmet Camii’nin arka tarafında kalan Sipahi Çarşısı aslında Osmanlı zamanında sipahiler için yapılmış. Tarihi çarşı 1912’de çıkan yangın nedeniyle uzun süre kullanılamazken 1980 yılındaki restorasyon ile tekrar faaliyete başlamış. 1930’larda Bizans mozaiklerinin bulunduğu kazılar sonrasında daha da kıymetlendiği şüphesiz…  Çarşı, el dokuması ürünlerin, İznik çinilerinin, yüzlerce çeşit hediyelik eşyanın bulunabildiği dar bir sokak boyunca devam eden bir zaman tünelini andırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Fatih Sultan Mehmet döneminde sadrazamlık yapan Mahmud Paşa, cami, türbe, hamam, sebil, çeşme ve 265 dükkânlı çarşıdan oluşan, İstanbul’un fetih sonrası ilk dini yapılarından sayılan bir külliye yaptırır. Sonra zamanla bütün semtin adı Mahmutpaşa olur. Bugünkü çarşı ise yine Mahmutpaşa olarak bilinen yokuş üzerinde sağlı sollu kurulan dükkânlardan oluşur. Adeta “yok yok” dedirten çarşı, her daim rengârenk ve telaşlı haliyle İstanbul’un en uğrak pazarlarının başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Bir zamanlar dinmeyen çekiç sesleriyle ziyaretçi ağırlayan Bakırcılar Çarşısı’nda eskisi kadar olmasa da bakır işleyen ustaların çıkardığı sesleri duymak hâlâ mümkün. Kurulduğu günden bu yana sayıları 200’den 20’ye düşmüşse de Beyazıt’taki tarihi çarşı İstanbul’un en orijinal mekânlarından biridir. Usta ellerden çıkan bakır testilerin, kazanların, sebiller, sahanlar, bakraçlar, ibrikler ve tepsilerin bakır rengiyle kuşattığı sokaklarda insanlar tarihi soluduğunu bilerek yürüyor.

  • DÜNYA KEDİLER GÜNÜNE KEDİLERLE İLGİLİ SÖZLER YAKIŞIR

    Siz daha önce kedilere özel bir gün olduğunu duymuş muydunuz? 17 Şubat Dünya Kediler Günü ama minik dostlarımız da bunun farkında değil. En iyisi bu günü, hayatımıza güzellikler katan sevimli canlıları mutlu etmek için kullanmak… Nasıl mı? Mesela evde kediniz varsa oyuncak veya ıslak mamayla ödüllendirebilir, sokak kedileri için uygun yerlere mama bırakabilir, karşınıza çıkan kedilere selam vererek başını okşayabilirsiniz. Kültür ve Yaşam olarak biz de can dostlarımızın gününü, ünlü kişilerin kediler hakkındaki sözleriyle kutluyoruz. İyi ki varlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • DÜNYANIN EN BÜYÜK HEYKELLERİ

    Dünyanın dört bir yanında yer alan ve büyük bir kısmına dini ve manevi anlam yüklenen devasa heykelleri sayfamıza taşıyoruz. Bu heykeller o kadar büyük ki sadece fotoğraflarına bakmak bile görkemlerini anlamaya yetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ın Gucerat eyaletinde bulunan Patel Heykeli, 182 metreye ulaşan boyuyla dünyanın en büyük heykelidir. Adını, Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinde önemli rol oynayan devlet adamı Sardar Vallabhbhai Patel’den alır. Ülke eyaletlerinin birleşmesine atfen Birlik Heykeli de denmektedir. Bronzdan oluşan eseri Hintli heykeltıraş Ram V. Sutar yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Myanmar’ın Monywa şehrinde bulunan Laykyun Setkyar Heykeli, 116 metre ile dünyanın en büyük ikinci heykelidir. 13 metre yüksekliğindeki bir kaidenin üzerine konumlandırılan ve yapımı 1996-2008 yılları arasında gerçekleşen heykel, halktan toplanan bağışlarla yapılmış ve Buda’ya ithaf edilmiştir. Laykyun Setkyar, 27 kattan oluşan ve içinde bir asansör ihtiva eden, heykel görünümünde ilginç bir yapıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cristo Redentor veya bilinen adıyla Kurtarıcı İsa Heykeli, Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde yer almaktadır. 710 metre yükseklikteki Corcovado Dağı üzerinde, şehir manzarasına hâkim bir konumda olan heykel, Fransız heykeltıraş Paul Landowski tarafından yapılmıştır. 1931 yılında açılışı yapılan 30 metre boyundaki heykel, 8 metrelik bir kaidenin üstünde yükselmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1886 yılından bu yana ABD’nin New York şehrinde yer alan Özgürlük Heykeli, dünyanın en ünlü heykellerinden biridir. Sağ elinde meşale, sol elinde ABD’nin Bağımsızlık Bildirgesi’nin yazılı olduğu bir hitabe bulunmaktadır. 46 metre boyundaki heykelin başındaki 7 sivri uçlu taç ise 7 kıtayı ve 7 denizi simgelemektedir. Özgürlük Heykeli, kaidesiyle birlikte 93 metreyi bulmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Rusya’nın Volgograd şehrinde yer alan Anavatan Volgograd Heykeli, Anavatan Çağırıyor ismiyle de bilinmektedir. Stalingrad Muharebesi’ni ölümsüzleştirmek için yapılan heykel, Kızıl Ordu askerlerinin gömülü olduğu Mamayev Kurgan tepesine konumlandırılmıştır. Sağ elinde bir kılıç tutan, sol eliyle çağırma hareketi yapan heykelin yüksekliği, kılıçla birlikte 85 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın Ushiku şehrinde yer alan Ushiku Daibutsu Heykeli, kaidesi ve lotus platformuyla birlikte 120 metre yüksekliğindedir. 1995 yılında tamamlanan heykel, Sonsuz Işık Buda’sı olarak bilinen Amitabha figürünü temsil etmektedir. Bronzdan yapılan ve 4000 ton ağırlığında olan heykel, 2002 yılına kadar dünyanın en büyük heykeliydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çin’in Sanya şehrindeki Guan Yin Heykeli, 108 metre yüksekliğine sahiptir. Uzakdoğu’da, Budistler tarafından kutsal kabul edilen Merhamet Tanrıçası Guan Yin’e ait birçok heykel bulunmaktadır. Halk için dini ve manevi önem taşıyan heykelin 2005 yılında gerçekleşen resmi açılışına 108 büyük keşiş katılmıştı.

  • NANE LİMON KABUĞU BİR TUTAM ZENCEFİL AMAN

    Seslendirdiği birbirinden ilginç şarkı sözleriyle çocuk, genç, yaşlı demeden kalplerde taht kuran Barış Manço’nun bu şarkısı da unutulmaz nostalji öğelerimiz arasında yer alır. Şüphesiz ki alametifarikası Manço’nun sesinden dinlemektir ama sözlerini hatırlamanın bile yüzünüzü güldürmeye yeteceğini düşünüyor, nane-limon ile hem hastalıktan korunmanız hem de şifa bulmanız dileğiyle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • hayata bakışımızı değiştiren 9 ahmet hamdi tanpınar karakteri

    hayata bakışımızı değiştiren 9 ahmet hamdi tanpınar karakteri

    Büyük Türk yazarlarından Ahmet Hamdi Tanpınar, eserleriyle hem toplumun hem de bireylerin iç dünyasına ışık tutan büyük bir edebiyat ustasıydı. Romanları, hikayeleri ve denemeleriyle Türk Edebiyatı’na birbirinden renkli karakterler ve onların etrafında şekillenen hikayeler sunan ünlü yazarın 9 karakterini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Hassas Karakteri Hayri İrdal” title_font_size=”13″]
    saatleri ayarlama enstitüsü, hayri irdal

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün başkarakteri Hayri İrdal’ın hayatı, romanın bir diğer ana karakteri Halit Ayarcı’nın ortaya çıkmasıyla değişir. Saat ayarlama konusundaki hassasiyeti ile Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün ilham kaynağı olan Hayri İrdal, “Hepimiz kendi masallarımızın kurbanlarıyız.” der ve kendi masalıyla geleneksel ve yenilikçi hayat tarzlarının algısı konusunda da düşüncelere sevk eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Halit Ayarcı, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün İcraat Adamı ” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, saatleri ayarlama enstitüsü

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün kurucusu Halit Ayarcı, ileri görüşlü bir icraat adamıdır. Eminönü ve Karaköy’de ayarları birbirini tutmayan iki saat olduğunu fark etmesi sonucu meşhur enstitüyü kurar. Hayata farklı bakış açısı en çok “Realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı münasebetimizi tayin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar?” gibi özlü sözlerinde kendini gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Asi Kadranı Mübarek ” title_font_size=”13″]
    saatleri ayarlama enstitüsü

    Hayri İrdal’ın dedesinin vasiyeti üzerinde evlerine gelen saat Mübarek, romanın başına buyruk karakteridir. Bu saat ayar kabul etmez üstelik İrdal’ın babası saate Menhus yani uğursuz adını verir. İnsan-zaman ilişkisi üzerine derinleşen Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Mübarek karakteri ve onun asi tavrı olmadan düşünülemez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Huzur’un Dertli Hayalperesti Mümtaz” title_font_size=”13″]
    huzur, mümtaz

    Huzur’un ana karakteri Mümtaz, annesini babasını kaybetmiş ve İstanbul’a gönderilmiştir. Mümtaz gençliğinden itibaren hayalperest, kültürlü ve naif bir kişilik olarak dikkat çeker. Tanpınar’ın “Mümtaz hayatının anlattığımız kısmıyla bir macerası olan adamdı. Bir faciayı, bir roman gibi ve tesirleri daima taze kalacak bir yaşta yaşamıştı.” sözleri karakterin kırılganlığının adeta aynasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Huzur’un Hüznü Nuran” title_font_size=”13″]
    huzur, nuran

    Çocuklu ve boşanmış bir kadın olan Nuran hüzünlü bir karakterdir. Nuran’ın yaşadıkları onu değiştirmiştir ve belki de Nuran karakterinin yüreğimize hitap eden yanı budur. Mümtaz’a onun kendisine beslediği kadar coşkulu bir aşkla bağlı değildir. Romanın bir başka karakteri olan Adile, “Ah Mümtaz bilsen, ne hissiz kadındır o.” diyerek Mümtaz’ı uyarır ama tüm bu uyarılar nafiledir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Huzur’un Karanlığı Suat” title_font_size=”13″]
    huzur, suat

    İntiharıyla Huzur’un olay örgüsüne şekil veren Suat’ın kötü mü yoksa zavallı mı bir karakter olduğu tartışmaya açıktır. Eşine karşı sadakatsiz olmasına rağmen Nuran’a karşı büyük bir aşk beslemesi, tatminsiz ve sorunlu ruh halini yansıtır. Yazarın, “Garip bir adam, yamyam, katil ve müntehir” sözleriyle tanımladığı Suat, romanın karanlık yönüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mahur Beste’nin Naifliği İle Hayran Bırakan Karakteri Behçet Bey” title_font_size=”13″]
    mahur beste, behçet bey

    Mahur Beste romanının ana karakteri olan Behçet Bey, antika dükkanlarına, narin eşyalara, saatlere meraklı, iç dünyasına dönük bir kişiliktir. Bu yönü, derin bir hayranlık beslediği karısına bile istemeden de olsa yeterince ilgi gösterememesine sebep olmuştur. Tanpınar, “Fikirlerimiz, onları taşıyacak kudrette olduğumuz nisbette bizimdirler.” diye yazar ve okuyucuyu Behçet Bey’in narin karakteri üzerinden bir içsel yolculuğa davet eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sahnenin Dışındakiler’in Cesur Karakteri Sabiha” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı

    Sahnenin Dışındakiler romanının cesur kadın karakteri Sabiha’nın kadın hakları konusundaki mücadelesi hikaye için belirleyici bir unsurdur. Sabiha’ya aşık olan Cemil ona olan hayranlığını “O kadar başka türlü bir insan ki o..” diyerek tanımlamaya çalışır. Roman boyunca verdiği mücadelenin sonunda tiyatro sahnesine çıkan ilk kadın olan Sabiha okuyucuya cesaret aşılayan bir karakterdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Leyla Bütün Kadınlara Benzer Ama Yine Leyla’dır” title_font_size=”13″]
    aydaki kadın, leyla

    Aydaki Kadın romanının etkileyici, güzel, erkeklerin aklını başından alan kahramanı Leyla, akıllı ve güçlü bir kadındır. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Leyla bütün kadınlara benzer, ama yine Leyla’dır.” sözleriyle, karakterin gücünü net bir şekilde ortaya koyar.

  • KOLONYAYA RENGİNİ VE KOKUSUNU VEREN BİTKİLER

    KOLONYAYA RENGİNİ VE KOKUSUNU VEREN BİTKİLER

    Kültür ve Yaşam’da daha önce “9 Madde İle Kolonya ve İlginç Tarihi” isminde bir içerik hazırlamıştık. O yazıda, şişesinin kapağını ne zaman açsak bize kendimizi iyi hissettiren bu hafif kokunun ortaya çıkışını ve nasıl yaygınlaştığını anlattık sizlere… Şimdiyse içeriğinde su, etil alkol ve esans bulunan kolonyaya rengi ile kokusunu veren 8 muhteşem bitkiyi sıralıyoruz. Kokularını ekran başından alamayacaksınız ama görüntülerinin içinizi açacağına eminiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    tarçın kolonyası
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • KÜLTÜR VE YAŞAM’DAN SİLİNMEYECEK 2021 HATIRALARI

    Birlikte yeni bir yıla daha giriyoruz. 1 Ocak 2022 gecesi, hep beraber adım atacağımız 5’inci yılbaşı olacak… Sıkı takipçilerimiz hatırlayacaktır, geride kalan yılı web sitemizden seçtiğimiz “iyi ki”lerle uğurlamayı bir gelenek haline getirdik. Şimdi sıra 2021 içinden seçtiğimiz “iyi ki”lerimizde… Yıllar geçip gitmeye ve bizler üretmeye devam ettikçe, her birimiz için yeni yıldan sağlık ve huzur istemeyi sürdüreceğiz. Mutlu ve ümit dolu bir yıl olsun. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kültürel ve sanatsal değeri olan konuların başında mimari yapılar geliyor, özellikle de tarihten günümüze ulaşanlar… Kültür ve Yaşam olarak, ülkemizin hangi köşesinde olursa olsun tarihi bir yapıyı karşınıza getirirken daima en güzel fotoğrafları seçme gayretinde olduk. Mesela Karadeniz Bölgesi Kaleleri sayfamız bunun en güzel örneğiydi, gelin yeniden hatırlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sadece ülkemizden de değil, dünyanın dört bir tarafından ilginç, tarihi ve öyküsü olan mimari yapıları web sitemize taşıdık. Bir noktada tüm insanlığın ortak değeri olan bu yapıların mimarlarına da yazılarımızla içten selamlar gönderdik. Sıra dışı yapılarıyla öne çıkan Antoni Gaudi ve eserleri de onlardan biriydi, buradan inceleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Edebiyat ve kültür kuramcısı Terry Eagleton’ın “Edebiyat, bizi sınırlı varlığımızın ve duyularımızın ötesine taşıyan bir ruhsal protez gibidir; ona tutunmamızı ve bu sayede sınırlarımızın ötesine erişmemizi sağlar.” cümlesinin altına imza atarak Kültür ve Yaşam’da en çok edebiyattan yana olduk. Bazen tek bir şiir bizi sınırlarımızın ötesine taşıdı, tıpkı Yahya Kemal’in Sessiz Gemisi gibi… Okumak için tıklayınız

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Empresyonizm, gerçekçilik veya romantik akım gibi sanat tarihinden önemli konulara, temel seviyeden başlayarak, ilgilisi olmayanı dahi içine çekecek biçimde sayfalarımızda yer vermeye çalıştık. Bazen de ressamlardan veya tablolardan söz ettik…  Sanat tarihinde yapılmış ünlü portre resimler onlardan biriydi, isterseniz tekrar görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük ve en güzel metropollerinden olan İstanbul’umuzu, bir gezi rehberi eşliğinde bölge bölge tanıyalım dedik, Kadıköy’den Sarıyer’e, Bakırköy’den Üsküdar’a ve Fatih’e mutlaka gezilip görülmesi gereken yerleri listeledik. Kültür-sanat mekânlarıyla, tarihi alanlarıyla ve sahil kasabasını andıran doğa adresleriyle İstanbul’u yaşadık, yaşattık. İşte o gezi sayfalarından biri

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hayat karmaşası, iş koşturması, türlü sorumluluklar, aşk acısı ve sair. Üzerimizde stres oluşturan durumları temize çekebileceğimiz yerlerin başında doğa geliyor. Bu bilinçle karşınıza sık sık doğa manzarası taşımaya gayret ettik. Ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından dağların, ovaların, denizlerin sadece fotoğraflarla da olsa terapi yapabildiğine şahitlik ettik. Dilerseniz rüya gibi göl manzaralarına buradan ulaşmanız mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kimi için dram , kimi için komedi veya bilim-kurgu… Hangi türde olursa olsun, günümüz dünyasında sinemasız bir yaşam düşünmek oldukça zor… Türk Sineması ise Kültür ve Yaşam olarak vazgeçemeyeceğimiz olgulardan biri, özellikle de nostaljisi… Kadir İnanır’ın canlandırdığı rollere bakıp da gülümsemeyecek biri var mı içimizde? O sayfaya ulaşmak için tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Web sitemizde, dünya sinemasındaki kült yapımlarla ve ikonik isimlerle de sıkça karşılaştınız. Hatta takipçilerimiz konuyu son zamanlarda İtalyan sineması, Fransız sineması, İran sineması şeklinde özelleştirdiğimizin de farkındadır. Yine de yer verdiğimiz en güzel konu başlıklarından biri olarak biyografik filmleri gösterebiliriz, yani hayatı film olanlar ve film olan hayatları… Gelin tekrar hatırlayalım

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    İster dokunup sevebileceğimiz kadar yakınımızda olsunlar ister sadece fotoğraf veya videolardan görmeye cesaret edebileceğimiz kadar uzağımızda… Evcil ya da vahşi, hayvanlar âleminin birbirinden sevimli üyelerini tanımaya ve tanıtmaya çalışmak en sevdiğimiz üretimlerden oldu. Kullandığımız kelimeleri taklit etmeye çalışan papağanların renkli dünyasına girmek ise gerçekten büyüleyiciydi. O sevimlileri görüp mutlu olmanız için, lütfen sizi ilgili sayfaya alalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Profesyonel düzeyde olmasa bile güvenli biçimde spor yapmanın insan bedeni açısından faydalarına sık sık değindik. Bununla birlikte farklı spor branşlarında öne çıkan terimlerin ne anlamlara geldiğini de yine temel seviye bilgilerle takipçilerimize aktardık. Hatta başlığında, “Bu spor dallarını daha önce duymuş muydunuz?” diye sorarken, biz de kimileriyle yeni tanışmanın heyecanını yaşadık. İşte o az bilinen spor dalları tam da burada.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]

    Bilim ve teknoloji çatısı altında yer verdiğimiz konular arasında en çok “web sitesi uzantılarının anlamları” ilgi gördü. Kulağa basit gelse de günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız, buna rağmen anlamlarını bilmediğimiz bu uzantılara özel bir sayfa açtık. Bu sayfada. net, .com, .org ne anlama geliyor, tek tek açıkladık. Görmek için linke tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]

    Hobi diyerek geçmemek gerektiğini, tüm dünyayı saran ve hepimizi evlere kapatan pandemi döneminde daha iyi öğrenmiştik. Bu nedenle hobi sayfalarımız bizler için ayrıca özel ve önemlidir. İlişkileri ve iletişimi çoğaltan, üstelik zekâmızı da zinde tutmaya yarayan oyunlar listesi de onlardan biriydi. Eğer gözden kaçırdıysanız, şimdi tekrar göz gezdirebilirsiniz.

  • 8 Madde İle Tarihi Yarımada ve Sultanahmet

    8 Madde İle Tarihi Yarımada ve Sultanahmet

    Türkiye’nin en turistik yeri tartışmasız Tarihi Yarımada ve Sultanahmet’tir. Tarih boyunca dünyanın en büyük ve en önemli şehirlerinden biri olan İstanbul’un en eski bölgesi olan Tarihi Yarımada ve bölgenin yıldızı Sultanahmet Meydanı’nı listemizde 8 madde ile ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kuş bakışı fatih, istanbul, haliç

    MÖ 685 yılından beri bir yerleşim merkezi olduğu düşünülen Tarihi Yarımada, şehrin her dönem en önemli merkezi olmuştur. Şehrin merkezini düşmanlardan korumak için çevresi surlarla örülmüştür ve Tarihi Yarımada özellikle de Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine girdikten sonra “Sur İçi” olarak da adlandırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kuş bakışı fatih, istanbul, haliç

    Burada ilk yerleşimin Delf Kâhini’nin Megaralılara bölgeyi önermesiyle oluştuğu düşünülür. Bizans Devleti’nin de başkenti olan İstanbul, dünyanın tüm krallarının, imparatorlarının hayallerini süslemiştir. İstanbul’un uzun tarihine eşlik eden Tarihi Yarımada, Fatih Sultan Mehmet’in şehrin anahtarını aldığı yerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    fatih, eminönü

    İstanbul’un bin yıllara yayılan tarihini deneyimlemenin en güzel yolu Tarihi Yarımada’yı özellikle de Hipodrom Meydanı olarak da bilinen Sultanahmet Meydanı’nı ziyaret etmektir. Günümüzde Eminönü ve Fatih’i içine alan Tarihi Yarımada’yı her gün binlerce yerli yabancı turist ziyaret eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Osmanlı Sultanlarına ev sahipliği yapmış olan Topkapı Sarayı, bölgenin kesinlikle görülmesi gereken yapılarından biridir. Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Topkapı Sarayı’nın en önemli bölümlerinden biri, Osmanlı Padişahlarının her Ramazan ayında ziyaret ettiği Kutsal Emanetler Dairesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ayasofya, tarihi yarımada

    Bizans İmparatoru I. Jüstinyen’in 532 yılında yaptırdığı Ayasofya ilk başta bir katedral olarak inşa edilmiş, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldıktan sonra camiye dönüştürülmüştür. İki büyük dine ev sahipliği yapan, dünya mimarisi açısından büyük önem taşıyan Ayasofya, Sultanahmet’in en çok ilgi çeken tarihi miraslarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sultanahmet camii içi

    Osmanlı Padişahı I. Ahmet’in emriyle Sedefkâr Mehmet Ağa’ya yaptırılan Sultanahmet Camii, 1935 yılından beri şehrin ana camisidir. Heybetiyle her göreni büyüleyen ihtişamlı yapı 20.000’i aşkın İznik Çinisi ile süslenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    fatih

    Bölgedeki su ihtiyacını karşılamak için 500’lü yıllarda yapılan Yerebatan Sarnıcı’na 52 merdiven ile inilir. Bu dev sarnıcın içinde 9 metre yüksekliğinde 336 adet sütun bulunur. Bu sütunların iki tanesinin altında Roma dönemi şaheserlerinden iki adet Medusa Başı bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8# ” title_font_size=”13″]
    tarihi yarımada

    Osmanlı zamanında spor müsabakalarının ve eğlencelerin düzenlendiği Gülhane Parkı aynı zamanda Tanzimat Fermanı’nın okunduğu yer olarak da tarihimizde önemli bir yere sahiptir. 1912 yılından beri park olan Gülhane, İstanbul’un eşsiz manzarasının tadını çıkarabileceğiniz harika bir konuma sahiptir.

  • Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kaleminden İstanbul

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kaleminden İstanbul

    Dünyanın en güzel şehirlerinden İstanbul’un eski hallerini ancak kitap satırlarından okuyup öğrenebiliyoruz ve bunun için müteşekkir olmamız gereken kişilerden biri de usta edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar. Beyazıt Meydanı’ndan Yeni Cami’ye, Beylerbeyi’nden Sarıyer’e, Üsküdar’dan Çamlıca’ya, Kandilli ’den Emirgan’a… Yazdığı dört roman ve pek çok yazısında İstanbul semtlerinin, İstanbul yaşamının, İstanbullu karakterlerin ve hatta kimi tarihi yapıların izini sürmemize olanak sağlıyor. Biz de içinde İstanbul geçen Tanpınar satırlarından alıntılar yaptık sizin için… Ve o satırlara eski İstanbul fotoğrafları eşlik ediyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” “Huzur” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Boğaz vapuru başka türlü bir kalabalıkla doluydu. Orası Ada gibi, asıl İstanbul’un çöküş devrinde, bir mevsim denecek kadar kısa bir zamanda ve adeta birden oluvermiş, zengin, müreffeh, her hususiyetini paranın düzenleyip ayarladığı, geniş asfalt yollu, çiçek tarhı kılıklı sayfiyesi değildi. O başından beri İstanbul’la yaşamış, onun zengin olduğu zamanlarda zengin olmuş, çarşı ve pazarını kaybedip fakir düştüğü zamanlarda fakir olmuş, zevki değiştiği zaman, kendi içine çekilmiş, hayatında geçmiş modaları elinden geldiği kadar muhafaza etmiş, hulasa bir medeniyeti kendine ait bir macera gibi yaşamış bir yerdi.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Sahnenin Dışındakiler” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Evimiz Şehzadebaşı ile Horhor arasında yukarıda camiinden bahsettiğim Elâgöz Mehmetefendi mahallesindeydi. Bu mahalle camiinin etrafına toplanmış beş sokakla onların açıldığı bir tramvay caddesine muvazi ve oldukça geniş, öbürü Aksaray tarafında onun karşılığı, fakat kargacık burgacık iki sokaktan ibaretti. Dört evliyamız, camiden başka bir ahşap mescidimiz, biri Lale devrinden diğeri biraz daha evvelden kalma iki medresemiz, birinin içinde “Yeşil Tulumba” adı verilen bir de soğuk su kuyusu bulunan birkaç kişilik mezarlığımız vardı. Bu yeşil tulumbanın önünden biraz aşağı inildi mi Ağayokuşu’na ve Şirvanizade’nin Ekşi Karadut mahallesindeki konağının bulunduğu arsaya inilirdi. Mahallenin tramvay caddesine bakan tarafında Hamamizade İsmail Efendi’nin babasının kiralamış olduğu hamam vardı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Beş Şehir” denemesinden…” title_font_size=”13″]

    “…bir İstanbullunun gündelik hayatında bulunduğu yerden başka tarafı özlemesi çok tabiidir. Göztepe’de, hışırtılı bir ağaç altında bir yaz sabahını tadarken küçük bir ihsas, teninizde gezinen hiçten bir ürperme veya gözünüze takılan bir hayal, hatta birdenbire duyduğunuz bir çocuk şarkısı sizi daha dün ayrıldığınız bir Boğaz köyüne, çok uzak ve değişik bir dünya imiş gibi çağırır, rahatınızı bozar. İstanbul’da işinizin gücünüzün arasında iken birdenbire Nişantaşı’nda olmak istersiniz ve Nişantaşı’nda iken Eyüp ve Üsküdar behemehâl görmeniz lâzım gelen yerler olur. Bazen de hepsini birden hatırladığınız ve istediğiniz için sadece bulunduğunuz yerde kalırsınız.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Mahur Beste” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Ah eski İstanbul, İçten içe kaynaşan hayatıyla, durmadan çarpışan ihtiraslarıyla, kin ve sevgileriyle, birdenbire coşan nefretleriyle, kaynayan sular gibi içten dönen ve derinleşen dolaplarıyla, daima kızdırılmış bir kaplan atılmağa, parçalamağa hazır ocaklarıyla, tekkeleriyle, esnafıyla, o kadar parça parça, dağınık göründüğü halde istediği gün, sokakta, çarşıda, meydanda birdenbire birleşen, acayip ve korkunç bir mahlûk gibi halka halka büyüyen, genişleyen, okyanuslar gibi homurdanan, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan, devirip altüst eden, kadını erkeğini tamamlayan halkıyla her türlü canlılığın üstünde canlı şehir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Yaşadığım Gibi” derlemesinden…” title_font_size=”13″]

    “İbrahim Paşa sarayının birkaç türlü ehemmiyeti vardır. Evvela 16. asırdan olmasıdır. Bu itibarla Sultanahmet Camii ondan sonradır. İkinci olarak sivil mimarî eserlerimizdendir. Herkes bilir ki, yurdumuzda dini eserlerin büyük bir çoğunluğu muhafaza edilmiştir. Fakat sivil mimari eserler, saraylar, köşkler, konaklar yangın ve isyanlarla harap olmuştur. Öyle ki koca İstanbul’da, Topkapı Sarayı hesaba katılmazsa, han, köşk, yalı olarak on, on beş eser ancak bulunabilir. İbrahim Paşa sarayı tarih sırasıyla bu hususi mimarinin en evvel yapılanıdır. Bu cihetle eşsiz bir vesikadır. Sonra, şaşırtıcı derecede güzeldir, asildir. Biraz himmetle şıkır şıkır parlayan bir âbide olur.  Ona dokunulmamak icap eder, hatta icap ederdi…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Hikâyeler” kitabından…” title_font_size=”13″]

    “Henüz yelken mevsimi değildi. Fakat Boğaz’da kayık mevsim işi değildir. O, Boğaz’ın tabii vasıtası, her saat başvurulan çare, her mizaca göre spor, eğlencedir. O kadar ki, bir Newyorklunun neden bir Ford veya başka bir marka otomobille doğmadığına şaşmayanlar bile, Boğaz’da doğan çocukların beraberinde bir sandalla dünyaya gelmediklerine şaşırabilirler. Onun için hiç kimse Mümtaz’ı sandalında ve bu sandalı Kandilli iskelesinde görünce şaşırmadı. “

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Aydaki Kadın” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Onu her görüşünde –evinde yaşadığına göre bazı günler her an- kendisini Parmakkapı’yla Tarlabaşı arasındaki o girift sokaklarda zannediyordu. ‘Zavallı kız…’ diye başını salladı. Belki de tam böyle değil, belki de beraberinde sadece o sokakların hasret ve kaderini taşıyordu. ‘Ve istiyor ki benim elimle oraya girsin, mukadder hayatına başlasın!” İçinde doğduğu, yaşadığı muhitin, Marie’ye çizdiği kader buydu. Meğerki çok büyük ve mesut bir tesadüf olsun… Böyle bir tesadüfün kapısını da Beyoğlu açabilirdi…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Saatleri Ayarlama Enstitüsü” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Vefa ile Küçükpazar arasında, bir yokuşun üzerinde harap bir medresede -âdeta bir baykuş gibi- oturan Deli Seyit Lûtfuilah, Şehzade Camii’nin biraz aşağısında, Burmalı Mescit taraflarında aşı boyalı, cephesi bitmek tükenmek bilmeyen bir konakta atlı arabalı muhteşem bir hayat süren Tunusluzâde Abdüsselâm Bey, Hırkaişerif’te Halvetî Dergâhı’mn arkasında oturan Avcı Naşit Bey, Vezneciler’de bir eczane işleten ve bu çok Müslüman semtin nadir Hıristiyan ileri gelenlerinden olan Eczacı Aristidi Efendi, Nuri Efendiyi sık sık ziyaret ederlerdi.”