Kategori: Kültür/Sanat

  • 8 Madde İle Semiha Berksoy’un Fırçasından Resimler

    8 Madde İle Semiha Berksoy’un Fırçasından Resimler

    Tarihten, rengârenk hayatı ve çok yönlü sanatçılığı ile bir Semiha Berksoy geçti. 1910 doğumlu Berksoy, ilk Türk kadın opera sanatçımızdı ve Avrupa’da da sahne alan ilk Türk kadın olarak opera kariyerinde önemli başarılara imza attı. Ama o aynı zamanda bir ressamdı da… Türkiye ve Avrupa’da çok sayıda sergiler açtı. İşte bu listemizde Semiha Berksoy’un hayal dünyasından yansıyan resimleri görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk ressam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Osmanlı Döneminde Geçen 7 Roman

    Osmanlı Döneminde Geçen 7 Roman

    Kurgusunun odağına belli bir dönemi alan romanlardan edinilen bilgileri her ne kadar teyit etmek gerekliyse de, o dönemi bir edebiyatçının dilinden okumaktan daha keyiflisi olamaz. Kültür ve Yaşam sayfasına, kimi Osmanlı kimi Cumhuriyet döneminde yazılmış ama hikâyeleri Osmanlı’da geçen romanları taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Halide Edib Adıvar’ın 1912 yılında yayımlanan romanı Handan, II. Abdülhamit döneminde geçer. Kitap mektuplardan oluşur ve olay örgüsünü karakterlerin birbirlerine yazdıkları bu mektuplardan öğreniriz. Handan; evlilik, aşk ve kadın psikolojisi üzerine okuma yapmak isteyenler için önemli yapıtlar arasında gösterilmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı roman

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1956’da yayımlanan son romanı Hep O Şarkı’nın geçtiği dönemler Abdülaziz, V. Murat ve Abdülhamit’in tahtta olduğu dönemlerdir. Yaşamında 50 yılı geride bırakmış Münire Hanım roman boyunca bize yarım kalan ama bir türlü küllenmeyen aşk hikâyesini anlatır. Olayların yaşandığı yer ise Osmanlı dönemi İstanbul’u ve konaklarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Günümüze yakın bir tarihte, 2007 yılında yayımlanan Suskunlar İhsan Oktay Anar’a ait bir romandır. Osmanlı İmparatorluğu’nda geçen hikâyede ana konuyu “musiki” oluşturur. Dönemin musiki anlayışı hakkında bilgiler de veren kitapta bolca Osmanlıca kelime bulunuyor. Buna karşılık sürükleyici kurgusu sayesinde bir çırpıda okuyabileceğiniz kitaplar arasında sayabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    “Dorya gününün belli başlı deniz kurtlarındandı. Fakat Uluç Ali onun gibi otuz tanesini cebinden çıkarabilecek bir adamdı.” Bu alıntı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Halikarnas Balıkçısı mahlasıyla yazdığı Uluç Reis romanından… 1962 yılında yayımlanan kitapta, 1500 ile 1587 yılları arasında yaşamış Türk denizcisi Kılıç Ali Paşa’nın yani Uluç Reis’in hayatı anlatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Yaşar Kemal’in “Kimsecik” üçlemesini oluşturan kitapları Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı ve Kanın Sesi’dir. Serinin ilki olan ve 1980 yılında yayımlanan Yağmurcuk Kuşu I. Dünya Savaşı döneminde geçer. Kitapta Van’dan göçerek Adana’ya yerleşen ailenin göç yolculuğu anlatılmaktadır. Serinin ikinci kitabı 1985, üçüncü kitabı ise 1991 yılında yayımlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Zehra; Nabizâde Nâzım’ın ilk defa 1894’te Servet-i Fünun isimli dergide yayınlanan romanıdır ve Türk Edebiyatı’nın ilk psikolojik roman denemesi olarak kabul edilir. Kitapta İstanbullu bir ailenin ve kızları Zehra’nın hikâyesi konu edilir. 1893 yılında hayata veda eden Nabizâde Nâzım yazdığı romanın dergide tefrika edildiğini ve daha sonra kitap olarak basıldığını görememiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    1875 doğumlu Mehmet Rauf’un Eylül isimli romanında Osmanlı döneminde yaşanan bir aşk üçgeni konu edilir. Rauf’un kurguladığı hikâyede olayların akışından ziyade ana karakterler Süreyya, Suat ve Necip Bey’in psikolojik çözümlemeleri dikkat çeker. İlk kez Servet-i Fünun’da yayınlanan roman 1901 yılında kitap olarak basılmıştır.

  • 8 Madde İle Sahnelerin Mavi Boncuğu Emel Sayın

    8 Madde İle Sahnelerin Mavi Boncuğu Emel Sayın

    Güzel sesiyle olduğu gibi oyunculuğuyla da gönüllerde yer eden Emel Sayın sanat hayatı boyunca elden bırakmadığı kibarlığı, sakin edası ve asaletiyle bilindi. Hem sahnelere, hem beyaz perdeye hem de ekranlara çok yakışan bu hanımefendi, kibarca havaya kaldırdığı serçe parmağı ile akıllara kazındı. Mavi Boncuğumuz Emel Sayın’ı konuk ettiğimiz listemiz ile huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Emel Sayın’ın müzik dolu bir yaşam süreceği daha 13 yaşında, müzik dersleri almaya başladığında kaderine yazılmış olmalı. Sanatçı henüz 17 yaşındayken Ankara’da sahneye çıkmış, Hürriyet gazetesinin açtığı yarışmada “Ses Kraliçesi” seçilmişti ve o noktadan sonra sahnelerin güzel sesli hanımefendisi olarak kalplerde yer edeceği müzik serüveni tüm hızıyla başlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Emel Sayın’ın Türk Sanat Müziği’ndeki başarısının temelleri Arif Sami Toker ve Münir Nurettin Selçuk’tan aldığı derslerle atılmıştı. Sanatçı yıllar sonra, “Emel Sayın Münir Nurettin Selçuk Söylüyor” ismindeki efsane konser ile ustasına selam etmiştir. Albüm olarak da basılan bu konserde bir başka usta, Timur Selçuk senfonik orkestra ve sazları yönetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Sevilen sanatçı konservatuarda üç yıl boyunca şan ve solfej dersleri aldıktan sonra Ankara Radyosu’nun sınavlarını kazanır. Sonrasında İstanbul Radyosuna geçmesiyle beraber; Lalezar Gazinosu’nda sahne almaya başlayan Sayın’ın böylece İstanbul günleri başlar ve bu noktadan sonra kariyerinde adım adım ilerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    İlk albümü “Sus Kalbim Sus” 1971 yılında çıktı. Hemen ardında aynı yıl içinde “Gel Gel Gel” ve “Doyamadım Sana” da raflardaki yerini aldı. Böylece Emel Sayın “Anılardan Bir Demet” adını verdiği üçlemesini tamamlamış oldu ve müzikseverlerin kulağını şenlendirerek kalplerini fethetti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    İstanbul’a taşındıktan sonra müzik çalışmalarına sinemayı da ekledi ve 1970 ile 1980 yılları arasında birçok filmde oynadı. Filmlerinde genellikle ses sanatçılarını canlandırdı. 80’li yıllardan itibaren sinemaya ara vererek müzik çalışmalarına ağırlık veren sanatçı ancak 2000’li yıllarda televizyon dizilerinde oynayarak sevenleriyle tekrar buluştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Birçok filmde oynamış olsa da Tarık Akan’la başrollerini paylaştığı 1974 tarihli Mavi Boncuk filmiyle, Türk Sineması’nın Mavi Boncuğu unvanını kazandı. Bu film o kadar sevildi ki aynı isimle bir single yayınladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Emel Sayın sanat hayatı boyunca, 30’a yakın albüme ve 20’ye yakın filme imza attı. Makber’den, İntizar’a; Bak Yeşil Yeşil’den, Sevgisiz Yaşayamam’a söylediği şarkılar filmlere ilham verdi, sevenlerin gözlerini doldurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    türk sanat müziği, emel sayın şarkıları

    Emel Sayın, sinema ve müzikten hiç kopmadı hatta son yıllarda tekrar televizyon dizileri ve sinema filmlerinde yer alarak hayranlarını sevindirdi. Sanat hayatını, 1998 yılında kazandığı Devlet Sanatçısı unvanı ve 53. Uluslararası Antalya Film Festivalinde aldığı “ Yaşam Boyu Başarı Ödülü” ile perçinledi.

  • LAMBALI KADIN: FLORENCE NIGHTINGALE

    Modern hemşireliğin kurucusu olarak kabul edilen ancak aynı zamanda bir “sosyal reformcu” olarak da anılan Florence Nightingale, tıp dünyasında kahraman ve ikondur. Gece gündüz demeden hastalara yardım eden, karşısına çıkan her engeli başarıyla atlatan ve bugün hemşirelik mesleğinin idol isimlerinden biri olan Florence Nightingale’i ölüm yıldönümünde Kültür ve Yaşam sayfalarında ağırlıyor ve hayatına dair kısa bilgileri listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Florence Nightingale, 12 Mayıs 1820 tarihinde İtalya’da dünyaya geldi. Dönemin zenginlerinden olan ailesi tarafından kültürlü, aydın ve eğitimli bir kadın olarak yetiştirildi. Yunanca, Latince, Almanca, İtalyanca, Fransızca bilen Nightingale Londra King’s Koleji’nden mezun olduktan sonra hemşirelik eğitimi için Almanya’ya gitti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hemşireliğe gönül veren ve bunu meslek olarak yapmak isteyen Nightingale’in bu tutkusu ailesi tarafından olumlu karşılanmadı çünkü o dönemler hastaneler bakımsız, kalabalık ve hijyenik olmayan ortamlardı. Ailesinin itirazına rağmen pes etmedi ve hastaneleri tek tek dolaşıp şartların iyileştirilmesi için neler yapabileceğini araştırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aldığı eğitimin ve yaptığı araştırmaların ardından 1853 yılında Londra’da bulunan ve yalnızca kadın hastaların tedavi edildiği bir hastanede yönetici olarak çalışmaya başladı. Bir süre sonra 1853-1856 yılları arasında yaşanan Kırım Savaşı sebebiyle, İngiliz ordusundaki yaralı askerlere bakmak için İstanbul Selimiye kışlasındaki askeri hastaneye gönderildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Askeri hastanedeki görevi sırasında hastanenin oldukça bakımsız olduğunu ve insanların bulaşıcı hastalıklarla karşı karşıya kaldığını gözlemledi. Burada yoğun bir çalışma gerçekleştirdi ve hastanenin eksiklerinin giderilmesine yardımcı olarak daha hijyenik şartlar sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Savaş tüm zorluğuyla devam ederken bir yandan İngiliz ordusunun askerlerine yardım etti öte yandan zor koşulları mümkün olan en iyi noktaya getirdi. O dönemlerde Florence Nightingale’e “Lady with the Lamp” lakabı konuldu; geceleri elinde gaz lambasıyla yaralıların bakımını yaptığı için artık askerler tarafından “Lambalı Kadın” olarak anılmaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Savaş bittikten sonra Londra’ya dönen Florence Nightingale burada ilk hemşirelik okulunu açtı. Okul aynı zamanda ilk modern sivil hemşire okulu olarak bilinir ve Londra King’s Koleji’nin bir parçasıdır. Florence Nightingale’in dünya çapındaki başarısı ülkemize de sirayet etmiştir; 1961 yılında Şişli’de açılan ilk Yüksek Hemşirelik Okulu’na Florence Nightingale’in adı verilmiştir.  Nightingale, Liyakat Nişanı alan ilk kadın olarak, tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hayatı boyunca insanlara yardım etmesine karşın, kendi de birtakım fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar yaşamıştır. Hatta yaşadıklarından ötürü bir dönem depresyona girdiği rivayet edilir. Yaptıklarıyla tüm dünyaya adını duyuran, açılan okullara ismi verilen ve dahası bir kahraman olarak görülen Florence Nightingale, 13 Ağustos 1910 tarihinde Londra’da, 90 yaşında hayata gözlerini yumdu.

  • Yılanların Anası Şahmeran Efsanesinin 8 İlginç Yönü

    Yılanların Anası Şahmeran Efsanesinin 8 İlginç Yönü

    Fars kökenli bir efsane olan Şahmeran, hem Türk kültüründe hem de dünyanın dört bir yanında birçok hikayeye kaynak olmuştur. Şarkılarda, filmlerde, kitaplarda hatta aksesuarlarda karşımıza çıkan, belinden aşağısı yılan üstü insan formunda olan bu gizemli efsane karakterinin 8 ilginç yönünü listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılan Ata, Yılan Ana” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Yeryüzündeki tüm yılanların Şahmeran’dan türediğine inanılır. Yerin yedi kat altında yaşayan Yılan Ata Şahmeran, tüm yılanlara hükmeder. Efsanenin çoğu örneğinde dişi olduğu kabul edilen Şahmeran bu sebeple Yılan Ana olarak da bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanların Padişahı Şahmeran” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Bir diğer yandan Şahmeran’ın erkek olarak kabul edildiği örnekler de bulunur. Hatta bazı hikayelerde Şahmeran’ın ölümüyle sonuçlanan olaylar zinciri Şahmeran’ın Tarsus Padişahı’nın kızına aşık olması ile başlar ve onun peşinden öldürüleceği hamama gitmesiyle kaçınılmaz sona doğru ilerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lokman Hekim ve Camsab” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Tüm Şahmeran efsanelerinde Şahmeran’ın krallığına kabul edilen genç bir erkek bulunur. Bu karakter çoğu hikayede Lokman Hekim ya da Camsab’tır. Camsab arkadaşları tarafından ormandaki bir kuyuda bırakılan bir çocukken, Lokman Hekim kaderi dünyanın en başarılı doktorlarından biri olmak olan bir gençtir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tıbbın Sembolü: Şahmeran” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Efsaneye göre Şahmeran her derde deva olabilecek, her hastalığı iyileştirebilecek bir yaratıktır. Ama Lokman Hekim onu ormanda bulduğunda yaralı haldedir ve yardıma ihtiyacı vardır. Lokman Hekim onu sarayına taşır, tedavisine yardımcı olur. Bunun karşılığında Şahmeran tıp bilgisini onunla paylaşır. Şahmeran’ın tıp bilgisine hakimiyeti o kadar fazladır ki günümüzde de kullanılan tıp sembolündeki yılanın Şahmeran olduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şahmeran Hamamı” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Şahmeran efsanesinden kaynaklanan tüm hikayeler, Şahmeran’ın ölümüyle sona erer ve bu ölüm hamamda gerçekleşir. Ömrü boyunca bir kez olsun Şahmeran’ı gören bir insan hamama girdiğinde sırtı aynı bir yılan gibi pul pul olur. Şahmeran’ın yerini bilen bir kişi varsa onu bulmanın tek yolu, hamama girdiğinde sırtını kontrol etmektir. Bulunduğu zaman, hamama getirilen Şahmeran burada öldürülür. Günümüzde Tarsus’un Kızılmurat ilçesinde bulunan Şahmeran Hamamı’nın, Şahmeran’ın öldüğü yer olduğuna inanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şahmeran’ın Ölümü” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Şahmeran öldüğü zaman vücudu üç parçaya bölünür ve kaynatılarak suyu çıkarılır. Bu üç farklı sudan biri tedavi edici özelliktedir, biri içen kişiyi öldürecek bir zehirdir, üçüncüsü ise içene tıp konusunda eşsiz bir bilgelik verecektir. Efsaneye göre Lokman Hekim ya da Camsab olarak değişen karakter bilgelik veren suyu içer ve dünyaca tanınan ünlü bir tıp insanına dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanların Dünyayı İstilası” title_font_size=”13″]
    yılan ata, lokman hekim

    Efsaneye göre Şahmeran’ın hükümdarlığı altındaki yılanlar Şahmeran’ın öldüğünü haber almamışlardır. Çünkü Şahmeran yeraltındaki saraydan çıkarken diğer yılanlara önce hamama gideceğini oradan da bir düğüne katılacağını söylemiştir. Yeraltındaki yılanlar yeryüzünde çalınan davulları duydukça düğünün devam etmekte olduğunu düşünür, Şahmeran’ın geri dönüşünü beklerler. Efsaneye göre Kıyamet Günü geldiğinde ve davullar sustuğunda yılanlar Şahmeran’ın öldüğünü anlayacak ve onun öcünü almak için yeryüzüne çıkarak, hamamlardan başlamak üzere her yeri istila edeceklerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şahmaran Sultan” title_font_size=”13″]
    lokman hekim

    Sanatçı: Kazım Şahbudak

    Şahmeran hikayesi popüler kültürde de çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Zülfü Livaneli’nin yönettiği Şahmaran filmi, efsanenin bir uyarlamasıdır. Bu filmde Şahmeran’ı sinemamızın Sultanı Türkan Şoray canlandırır.

    Yararlanılan Kaynaklar
    
    Tarsus Kültürünün Tanıtımında Şahmeran Efsanelerinin Önemi, Yrd. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK.
    
    Türk Söylence Sözlüğü, Deniz Karakurt.
  • İSTANBUL’UN MÜZE REHBERİ

    80’nin üzerinde müzesiyle İstanbul, tarihle sanatın harmanlandığı mozaik bir kenttir. Bu yazımızda İstanbul’un önemli değerlerinden olan müzeleri kaleme alıyor; tarih ve sanatseverlerin doyasıya gezebileceği onlarca müzeden birkaçını sizler için listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Türk-İslam eserlerinin topluca yer aldığı ilk müze unvanına sahiptir. Sultan sarayları dışında günümüze ulaşabilen tek özel saray olarak bilinir; Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlı döneminin eserlerini sergileyen müze aynı zamanda en iyi halı koleksiyonlarından birine sahip olması ile ünlüdür. Cam eşyalar, taş eserler, seramik objeler gibi pek çok kıymetli parçanın sergilendiği müze Sultanahmet’te yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kuruluş amacı, farklı medeniyetlerin kültürel mirasını tanımak olan ve Topkapı Parkı içinde yer alan müze, dünyanın ilk tam panoramik müzesi olma özelliğini taşır. Panoroma 1453 için tam bir “tarihe yolculuk” demek mümkün çünkü müzede Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedişi, top sesleri, mehter takımı ve Osmanlı atlarının kişnemesi gibi pek çok etkileyici efekt bulunur. Bu efektler sayesinde tarihe yolculuk çok daha “gerçekçi” bir hâl alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en görkemli müzelerinden biri olan Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul’un siluetini oluşturan en güzel manzaralardan birine sahiptir. Tarihi Yarımada’da bulunan ve zengin Osmanlı mirasını bünyesinde barındıran müze, Cumhuriyet’in ilk müzesi olma özelliğini taşır; yapısı, mimarisi, koleksiyonları ve arşiv belgeleriyle dünyanın en büyük saray-müzelerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tarihin tozlu sayfalarının bizzat yer aldığı İstanbul PTT Müzesi, Eminönü semtinde yer alır. Büyük postanenin arkasında ve alt katında bulunan müzede posta, telgraf, telefon ve pul gibi bölümler bulunur; geçmiş yıllardan günümüze posta hizmetlerinde kullanılan çeşitli araç ve gereçlerin sergilendiği müze, iletişim tarihine keyifli bir yolculuk sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Beşiktaş semtinde yer alan ve Türkiye’nin denizcilik alanında en büyük müzelerinden biri olan İstanbul Deniz Müzesi aynı zamanda içerdiği zengin koleksiyon çeşitliliği ile dünyanın sayılı müzelerinden biri olarak varlığını sürdürür. Atatürk’ün Savarona Yatı’nda kullandığı eşyalardan Saltanat Kayıkları’na kadar pek çok eserin sergilendiği müze, ziyaretçilerine zengin bir tarihi atmosfer sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2004 yılında ülkemizin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi olarak kurulan ve Beyoğlu’nda sanatseverlerle buluşan İstanbul Modern, disiplinlerarası pek çok etkinliğe ev sahipliği yapar. Modern ve çağdaş sanat yapılarından fotoğraflara, tasarım ve mimariden yeni medya alanlarındaki üretimlere kadar pek çok koleksiyona bünyesinde yer verir. Sanatçıların üretimlerine ve yurt dışında işbirlikleri kurabilmelerine de destek olan müze, sanatı kitleler için erişilebilir kılmayı amaçlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Miniatürk, ülkemizin önemli eser ve yapıtlarının minyatür maketlerinin sergilendiği bir açık hava müzesidir. Özellikle çocuklu ailelerin tercih ettiği müze için “Türkiye’nin vitrini” benzetmesi yapmak doğru olur çünkü ülkemizin mihenk taşlarını Miniatürk’de bulmak mümkündür. Büyük ülkenin küçük bir modeli sloganıyla yola çıkan Miniatürk’te Türkiye ve Osmanlı coğrafyasından seçilen eserler ve küçültülmüş minyatür modeller yer alır. Kervansaraylardan külliyelere, medreselerden köprülere, garlardan iskelelere kadar onlarca eserin minyatür halini müzede bulabilmek mümkün.

  • EMOJİLER HAKKINDA 6 İLGİNÇ BİLGİ

    Yıllar önce akıllı telefonların varlığından bile haberdar değilken bugün 17 Temmuz Dünya Emoji Günü’nü kutluyoruz! Duygu ve düşüncelerin en yalın ve kısa şekilde karşı tarafa iletilmesini sağlayan bir duygu aracı olarak tanımlayabileceğimiz emojiler, 1990 yılından beri hayatımızda. Türkçeye Japoncadan geçen emoji kelimesinin açılımı şu şekildedir; “e” resim, “moji” karakter. Bu yazımızda Emojipedia sitesinin kurucusu Jeremy Burge tarafından ilan edilen ancak resmi olmayan bir gün olan Dünya Emoji Günü’ne özel birkaç ilginç bilgi listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • ŞEHİRLERİN SİMGESİ OLMUŞ ÜNLÜ KULELER

    ŞEHİRLERİN SİMGESİ OLMUŞ ÜNLÜ KULELER

    Kimi asırlar öncesinde kimi yakın tarihte inşa edilmiş bazı kuleler vardır ki bulunduğu şehirle özdeşleşmiştir. O kulelerin kimi mimarisiyle dikkat çeker, kimi sadece yüksekliği, kimi de geçmişten getirdiği hikâyesiyle… Çoğu Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiş bu yapıların öne çıkanlarını aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İsmini bulunduğu semtten alan Galata Kulesi Bizans İmparatorluğu tarafından 6. yüzyılda yapılmış, 14. yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanılırken yeniden inşa edilmiş, İstanbul’un fethiyle Türklerin hâkimiyetine geçtikten sonra da çok kez onarım ve bakımlardan geçirilmiştir. Günümüzde tarihi kulenin zirvesi İstanbul panoramasının en güzel seyredildiği adreslerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    300 metre yüksekliğindeki kule adını Fransız mühendis ve mimar Gustave Eiffel’in firmasından alır fakat asıl tasarımcısı Stephen Sauvestre’dir. Kulenin inşa amacı Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde 1889’da düzenlenen fuara giriş kapısı olmasıdır. Parisliler tarafından uzun süre çirkin bulunarak kabullenilmemiş olan demir yapı günümüzde dünyada en çok turist ağırlayan adreslerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adını Pisa şehrinden alan kule 11. yüzyılda yapılan şehir katedralinin çan kulesi olarak 12. yüzyılda inşa edilmiştir. Sadece beş yıl dik durabilmiş Pisa Kulesi eğimli yapısıyla da ilgi odağı olmayı başarmıştır. Bu eğrilik yapının yumuşak zeminindeki çökmeden kaynaklanmış ve birkaç kere büyük harcamalar yapılarak yıkılmaktan kurtarılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın ünlü saat kulesi şehrin simgelerinden biri olarak kabul edilir. İngiltere kraliçesinin tahta çıkışının 60. yılı olan 2012’de Elizabeth Kulesi adı verilmiştir. Halk arasında kullanılan ismi ise Big Ben’dir ve bu isim aslında kuledeki saat çanını işaret eder. Tarihi kule Westminster Sarayı’nın bir parçası olarak 1834 yılında inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    553 metre yüksekliğindeki kule ülkedeki Ulusal Demiryolu Şirketi tarafından yaptırılmıştır. 147 katlı kulede ulaşım dokuz adet asansörle sağlanmaktadır. Onlarca restoran ve kafe barındıran mekânın zirvesinde bazı alanların zemini camla kaplıdır. Dubai’deki ünlü gökdelen Burc Halife’nin 2010 yılındaki yapımına kadar dünyanın en yüksek kulesi olarak biliniyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1965-1969 yılları arasında hükümet tarafından Berlin’in merkezine inşa ettirilen kule bir televizyon kulesidir. Fakat yapımı sırasında şehrin simgesine dönüşecek bir yapı olması amaçlanmıştır ki günümüzde bile 368 metre ile sadece Berlin’in değil tüm Almanya’nın en yüksek yapısıdır. Daha çok yabancı turistlerin ilgi gösterdiği kulenin restoranından veya seyir alanlarından şehir manzarası görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ yapılarından olan çan kulesi farklı melodiler içeren bir müzik kutusuna sahip ve bu detay onun en önemli özelliklerinden biri. Brugge şehrinin simgesi olarak kabul edilir. 83 metre uzunluğundaki tarihi kulenin zirvesine çıkmak ve şehir manzarasını seyredebilmek içinse önce 366 basamaklı merdiveni çıkmak gerektiğini ekleyelim.

  • Şiir Roman Öykü Yazarı ve Hababam Sınıfı’nın Yaratıcısı Rıfat Ilgaz

    Şiir Roman Öykü Yazarı ve Hababam Sınıfı’nın Yaratıcısı Rıfat Ilgaz

    1911 yılında Kastamonu’da başlayan yaşamını 1993 yılında İstanbul’da tamamlayan, ardında çocuk edebiyatı dâhil çok sayıda eser bırakan, öyküleri tiyatro sahnesine ve beyaz perdeye aktarılan, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Rıfat Ilgaz’ı Kültür ve Yaşam’ın listesine konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    çocuk edebiyatı

    Rıfat Ilgaz, üniversite eğitimi almak isterken babası hastalanınca Kastamonu Muallim Mektebine giderek öğretmen oldu. Gerede, Akçakoca, Gümüşova’da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümüne girerek üniversite hayalini de gerçekleştirdi. Mezuniyetin ardından Adapazarı’na atanmıştı ki vereme yakalandığını öğrendi, İstanbul’a gelerek sanatoryumda tedavi görmeye başladı. Burada hem öğretmenlik yaptı, hem felsefe eğitimi aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    çocuk edebiyatı

    Edebiyat hayatının nüvesinde şiir vardı. Yukarıda yaptığımız alıntı “Sevgilimin Mezarında” isimli şiirinden, bu şiiri 1926 yılında henüz 15 yaşında iken yazmıştı. Şiirleri Varlık başta olmak üzere önemli edebiyat dergilerinde yayınlandı ve daha o günlerde Nazım Hikmet’in beğenisini kazanmıştı: “Gençlerin içinde çok beğendiğim şairler var, hepsinin ismini aklımda tutamıyorum, isimleri henüz yer etmedi, ama şiirlerini pek beğeniyorum. Şöyle aklımda kalanları, sıra tefriki yapmadan sayayım: Dinamo, Suat Taşer, Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Orhan Kemal, Saffet Irgat vesaire…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Edebiyat dünyasında dergiciliğin yaygın olduğu dönemde Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte haftalık mizah dergisi Markopaşa’yı çıkardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    çocuk edebiyatı

    Dolmuş dergisi için Stepne mahlasıyla yazdığı hikâye serisi sonradan Hababam Sınıfı adıyla romanlaştırıldı. Çizimler Turhan Selçuk’a aitti fakat takma ad kullanan yazarın kim olduğu tartışma konusu oldu. Dergide tefrika edilen yazılarını toplayıp yayınladığındaysa insanları inandırmakta güçlük çekti. Bu konu sonraki yıllarda da başını ağrıtmaya devam etti. Buna karşılık ülkenin dört bir yanındaki insanlar edebiyatla ilgilense de ilgilenmese de Rıfat Ilgaz’ın “Hababam Sınıfı” eserini duydu, gördü, tanıdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1970’ler roman alanında en üretken olduğu yıllardı. Yaşamında hasta, hapis, sürgün ya da yasaklı olarak geçirdiği yıllara rağmen çok sayıda mizahi öyküler, anı kitapları, çocuk kitapları, şiirler yazdı. “Nerde Kalmıştık” ve “Cart Curt” isimleri altında köşe yazarlığı yaptı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Doğduğu ve dağlarından soyadını aldığı Kastamonu’nun, özellikle Cide’nin kendisi için daima ayrı bir yeri oldu. Toplumcu gerçekçi yazar, eserlerinde sık sık memleketine yer verdi. Yıldız Karayel, Sarı Yazma, Halime Kaptan, Karadenizin Kıyıcığında romanları bunlardan bazılarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kastamonu da Rıfat Ilgaz’a sevgi ve saygısını çeşitli şekillerde göstermenin yollarını daima buldu. Her yıl temmuz ayında gerçekleştirilen Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma ve Kültür Sanat Festivali, T.C. Kastamonu Üniversitesi Cide Rıfat Ilgaz Meslek Yüksekokulu, Cide’de Rıfat Ilgaz Caddesi… Edebiyat adamının doğduğu ev de 2007 yılında Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi olarak açıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Rıfat Ilgaz, eserleri sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da ilgi gören, şiirleri yurt dışı akademik dergilerde yayınlanan, bazı kitapları İngilizce ve Almancaya çevrilen bir yazar ve şairdi. Yukarıda yer verdiğimiz şiirini ise 19 Kasım 1991’de kaleme almıştı.

  • Banknotların Üstündeki Kadın Portreleri

    Banknotların Üstündeki Kadın Portreleri

    Genellikle ülkeler para birimlerinin üstüne kendini temsil ettiğini düşündüğü ya da önem verdiği kişilerin fotoğraflarını basar. Dünya genelinde erkek portrelerinin daha fazla kullanıldığı bilinen bir gerçek ama bu dengesizliğin yıldan yıla azaldığını da söyleyebiliriz. Listemizde banknotlar üstüne basılan kadın portrelerinden 9 tanesini görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de 2009 yılında tedavüle giren 50 Türk Lirası’nın üzerinde 1862-1936 yılları arasında yaşamış ilk Türk kadın romancı Fatma Aliye Topuz’un fotoğrafı bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiltere kraliçesi II. Elizabeth’in 30 farklı portresi başta İngiliz Sterlini olmak üzere 30’dan fazla ülkenin parasına basılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1889 doğumlu Şilili şair Gabriela Mistral, 1945 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı ve ülkesi 5000 Peso üstünde portresine yer verdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyaca ünlü Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun fotoğrafı 2010 yılında tedavüle giren 500 Peso üstünde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1775-1817 yılları arasında yaşamış İngiliz kadın yazar Jane Austen’ın fotoğrafına 2017 yılında 10 Sterlin üstünde yer verilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sterlin üstündeki başka bir kadın da hapishanedeki kadın tutukluların hakları için mücadele eden ve hayırseverliğiyle tanınan 1780 doğumlu Elizabeth Fry’dı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1918 doğumlu İsveçli opera sanatçısı Birgit Nilsson 2005 yılında hayatını kaybetmişti ve 2015’te tedavüle giren 500 Kron’da fotoğrafına yer verildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ukrayna edebiyatının tanınmış isimlerinden şair Lesya Ukrainka, portresiyle Ukrayna parası 200 Grivna üstünde yer aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Daha çok “Evita” lakabıyla tanınan ve 100 Peso üstünde portresi bulunan Eva Perón, Arjantin’de çok sevilen bir isim ve Arjantin Başkanı Juan Perón’un eşiydi.