Kategori: Kültür/Sanat

  • Türk Mimarisi’nin En Narin Yapıları: Kuş Sarayları

    Türk Mimarisi’nin En Narin Yapıları: Kuş Sarayları

    Kuşlar için yapılmış küçük evler, Türk mimarisinin en nadide özelliklerinden biridir. İstanbul başta olmak üzere tüm ülkede bu sevimli ve narin yapılara rastlamak mümkündür. Kuş saraylarının, artan taş blokları ziyan etmek istemeyen Osmanlı ustaları tarafından yapılmaya başlandığı ile ilgili rivayetler bulunur. Aynı bir ev gibi içinde odaları, koridoru, balkonları bulunan bu yapılara ayrıntılı planları nedeniyle kuş sarayı denir. Birbirinden güzel 7 kuş sarayını aradık bulduk, sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kuş evleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kuş sarayları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kuş sarayı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kuş evi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    kuş evi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kuş sarayı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kuş sarayı
  • BARIŞ MANÇO’NUN ANILARINI YAŞATAN EV

    Sizi bu kez, şarkıları ve televizyon programlarıyla gönüllere taht kurmuş büyük sanatçımız Barış Manço’nun bir zamanlar yaşam alanı olan ve artık bir nevi müze halini almış evine götürüyoruz. Gelin, sanatçının arabası ve şarkı sözlerinden esinlenerek yapılmış domates, biber, patlıcan heykellerinin yer aldığı bahçeden köşke doğru ilerleyelim…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Barış Manço’nun sesinden ezberlediğimiz adres” title_font_size=”13″]

    “Sizler bana yazmaya ama her konuda yazmaya devam ediyorsunuz. Adresimi biliyorsunuz. Barış Manço Moda 81300 İstanbul.” Sanatçının, her hafta 7’den 77’ye programında mütemadiyen yaptığı bu anons, o dönemi yaşayanlar için bir adresten çok daha fazlasıydı. Öyle ki yıllar boyu eğlendiren, öğreten, arkadaşlık eden bir dostun yürekleri ısıtan seslenişiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”O tarihi köşk şimdi bir müze ev” title_font_size=”13″]

    1895-1900 yılları arasında viktoryen tarzda inşa edilen köşk, 1999 yılında vefat edene kadar Barış Manço’nun ikamet ettiği ev oldu. Halkbank’ın desteği ile 2010 yılında müze ev hâlini alan mekân, kısa bir süre için bakım onarım çalışması içindeydi. Kadıköy Belediyesinin Halkbank iş birliğiyle, danışmanlığını Sunay Akın’ın yaptığı ve Manço ailesinin desteğiyle Kadıköy’e armağan ettiği Barış Manço Müzesi yeniden ziyarete açıldı. Halkbank tarafından eylül ayında başlayan ve orijinal hâline sadık kalınarak 3 ayda tamamlanan ev, Barış Manço denilince akla gelebilecek birçok şeyi içinde barındırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarzıyla özdeşleşen nostaljik objeler” title_font_size=”13″]

    Evin giriş katında, ziyaretçileri Barış Manço’nun balmumu heykeli karşılıyor.  Bestelerini yaptığı ve özenle kullandığı piyanosu da aynı katta… Sanatçının ilgi ve hayranlık uyandıran tarzını yansıtmak üzere tercih ettiği yüzükleri ve kıyafetleri de burada görülebilir… Japon kültürüyle Türk kültürü arasında adeta bir köprü görevi üstlenen Manço’nun kimonoları da kendisiyle özdeşleşen ve sergilenmekte olan eşyalar arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sanatçının müzikal dünyasından ince bir detay” title_font_size=”13″]

    Evin üst katına çıkan merdivenler, yukarıdan bakıldığında bir piyanonun tuşlarını andırıyor. Ziyaretçilere, adımlarıyla tek tek tuşlara basarak ve adeta piyano çalarak üst katlara çıktığı hissiyatı veren bu merdivenler mekâna bambaşka bir ruh katıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adam olan ve olacak çocuklar için bir hatıra” title_font_size=”13″]

    Müze evin ikinci katında yatak odası, misafir odası ve banyo yer alıyor. Üst katta ise bir neslin mutlu bir çocukluk geçirmesine destek veren o unutulmaz programı, yani “Adam Olacak Çocuk” programını tekrar yaşatmak için tasarlanmış özel bir oda bulunuyor. Tüm ziyaretçiler buradan gülümseten bir hatıra ile ayrılıyor…

  • 2022 YILINDA “KÜLTÜR VE YAŞAM”IN DİKKAT ÇEKEN İÇERİKLERİ

    Bir senenin daha sonuna geldik. Birlikte öğrendiğimiz, neşelendiğimiz, geliştiğimiz, bazen de yeni bilgiler ışığında şaşkınlığımızı gizleyemediğimiz bir seneyi daha geride bıraktık. Birbirinden farklı içerikleri siz okuyucularımız için üretirken umuyoruz ki siz de bizim kadar yazdıklarımızdan keyif aldınız. Yeni senede, yeni içerikleri hazırlayacak olmanın heyecanı bizi şimdiden sardı. Gelin, geçmiş senenin en dikkat çeken içeriklerini birlikte hatırlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Kadın eli”, “kadın emeği” diye kalıplar vardır; yapılan işin güzelliğini, titizliğini dile getirir. Kimi kadınlar vardır ki yaptıkları ve ürettikleriyle medeniyetimizin ilerlemesinde mihenk taşı olmuştur. Bugün kullandığımız bilgisayardan hayatımızı kolaylaştıran bulaşık makinesine, güneş enerjisinin icadından savaşların kazanılmasını sağlayan keşiflere kadar kadın eli değmiş tüm icatları buradan okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kültür ve Yaşam’ı takip eden okuyucularımız için hazırladığımız geziden spora, sanattan bilime birçok içeriğimiz arasında yer alan sağlık ve sağlıklı beslenme bilgileri önem verdiğimiz konuların başında geliyor. Sağlıklı olmanın içeriden başladığı gerçeğiyle yola çıktığımız serüvenimizde kışın en besleyici ve sağlıklı meyvelerinden olan greyfurtu ve greyfurtla hazırlayabileceğiniz tarifleri tekrar okumak için tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyamız 4.5 milyar yaşında. Yaşamın başladığı günden itibaren gezegenimizi milyonlarca tür ile paylaştık. Kimi canlılar var ki bugün soyları çeşitli nedenlerle tükenmiş olsa bile geriye kalan fosil kalıntıları ile geçmişten bizlere selam vermeyi âdeta görev edinmişler. İşte o canlılar

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dilimizde var olduğunu sandığımız, genellikle arkadaş ortamlarında şaka olsun diye kullandığımız bazı kelimelerin aslında hiç var olmadığını öğrendiğimiz bir içerikle karşınızdayız. Türk dilini kurumsallaştırma ve yaygınlaştırma amacıyla kurulan Türk Dil Kurumunun hayatımıza giren yabancı kelimeleri Türkçeleştirdiği sanılan ancak aslında birileri tarafından belki de şaka olsun diye üretilen kelimelerin listesi burada.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Binlerce yıllık geçmişi, özgün enstrümanları, günümüze kadar ulaşan ve sayısı on binleri aşan repertuvarı ile Türk musikisi duygu dünyamızı zenginleştiren temel değerlerimizden… Musikimizde üretilmiş makamlar ise ruhlarımıza kâh sevinç kâh hüzün veren yüzlerce biçime sahip. Gönlünüzü okşayıp duygularınızı coşturmasını dileyerek hazırladığımız Türk musikisinin sekiz makamı burada.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İçinde hızla yol aldığımız bu büyük boşluk; kimini çözdüğümüz kimini hâlâ çözmeye çalıştığımız, kiminin farkında bile olmadığımız sırlarla dolu. Uzayın derinliklerinden gelen bu milyonlarca karizmatik bilgiden sizler için seçtiğimiz 8 tanesini buradan hatırlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hayatımıza giren son teknolojileri okuyucularımızla paylaşırken; hem kendi ufkumuzun sınırlarını genişletmenin keyfi hem de siz değerli okuyucularımızın zihninde belirecek yeni bir bilginin önemini dolu dolu hissettiğimiz içeriklerden biri de metaverse oldu. Hayatımıza girdiği andan itibaren kafamızı oldukça karıştıran metaverse, her geçen gün daha sık karşımıza çıkar hâle gelirken metaverse hakkında temel bilgileri tekrar hatırlamak için tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İnsanlık tarihi birçok mucide ve icada tanıklık etti. Kimi icatlar hayatımızı değiştirirken kimi icatlar ülkeleri, toplumları ve birlikte ürettiğimiz medeniyeti köklü bir şekilde değiştirdi. Kimi icatların mucitleri tüm hayatını bu keşfe adarken kimi icatlar ise kolektif bir bilincin ürünü olarak yıllar içerisinde şekillendi ve ortak bir çaba neticesinde icat edildi. Birçok mucidin hayalini kurduğu dikiş makinesinin icadını okumak için tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı beslenme popüler kültürün bir parçası…Yediğimiz ve içtiğimiz her besinin içerisindeki mineral ve vitaminleri, gelişen bilimsel veriler ışığında daha da net bir şekilde biliyor hâle geldik. İçtiğimiz sulardan duymaya alışık olduğumuz pH ise, tüm besinlerde olan ve bedenimizin işleyişine önemli etkilere sahip değerlerden bir tanesi. Sıkça tükettiğimiz besinlerin pH değerlerini paylaştığımız yazımızı tekrar okumak isteyenler için link burada.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Kavuşmalar hep güzeldir… Bazen çıkılan yolların amacı belki sadece geri dönebilmek, belki de başlanılan noktaya kavuşulduğunda katedilen tüm o yol boyunca geçen zamanın değişim izlerini net bir şekilde görebilmektir. İnsanoğlu hangi motivasyonla yola çıkar bilinmez ancak nehirlerin yolu yaşamdır, yaşamın yolu ise bu sulardaki hayattır. Birçok ülkeyi gezdikten sonra denizlerine kavuşan işte o nehirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]

    Spor artık hayatımızın her alanında. Sağlıklı bir bedenin ve zihnin altın anahtarlarından biri olan spor kimi insanlar için gündelik hayatın bir rutini hâline gelirken kimi insanlar rutin hayatlarının dışına çıkabilmek ve eş dost ile paylaşılacak güzel anılar biriktirmek için spor yapıyor. Hangi amaçla olursa olsun keyif ve adrenalin veren kış sporlarını hazır mevsimi gelmişken tekrar hatırlatmak istedik. İşte kış sporları listesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]

    Bu sene Birleşik Krallık’ın lideri Kraliçe II. Elizabeth’in ölüm haberi, gündemi en çok meşgul eden konulardan biri oldu. Birleşik Krallık’ın en uzun süre tahtta kalan hükümdarı, popüler kültürün en ikonik karakterlerinden biri hâline dönüşürken, birçok kez sinema filmi çekildi, dizileri yapıldı ve defalarca belgeselleri kayıt altına alındı. Kraliyet ailesinin liderine veda ettiğimiz 2022’de kraliçeyi canlandıran oyuncuları ve performanslarını okumak isteyenler için link burada.

  • MEHMET AKİF ERSOY’UN TÜRK MİLLETİNE ARMAĞAN ETTİĞİ DİZELER

    İstiklal Marşımızın yazarı; Türk şair, öğretmen, veteriner hekim ve siyasetçi Mehmet Akif Ersoy, güçlü kalemiyle Türk milletinin yüceliğini en güzel anlatan şairimiz. 63 senelik ömrüne birçok meslek ve eser sığdıran Millî Şairimiz Ersoy, “Çanakkale Destanı” eseriyle Türk ordusunun kudretini dizelerine yansıtırken, miras bıraktığı tüm eserleri ile Kurtuluş Savaşı’nda vatanımızı canı pahasına savunan halkın ve ordunun şanlı mücadelesini sonraki kuşaklara aktarmada büyük görevler üstlenmiş bir vatansever… Türk milletinin yüceliğini her eserinde vurgulayan Ersoy’u ölüm yıl dönümünde kendi dizeleri ile sevgi ve saygıyla anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • FARKLI BİR DÜNYAYA AÇILAN PENCERE: ÜTOPYA VE DİSTOPYALAR

    Yaşadığımız dünya her geçen gün daha da karmaşıklaşıyor. Toplumları ve ülkeleri bambaşka bir hayal dünyasının penceresinden görebilme yeteneğine sahip birçok önemli yazar, bu karmaşıklaşan dünyanın içinde yeni akımlar üreterek insanlara farklı yaşam biçimleri sunuyor: Ütopya ve distopya. Bu iki türe ait yazılan en özgün eserleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yunanca “olmayan yer” anlamına gelen ütopya kelimesi, ilk kez More’un 1516’da yazdığı kitabında karşımıza çıkıyor. Var olmayan bir adada geçen hikâye; dönemin İngiltere’sine eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve bu olmayan adada yaşayan herkesin eşit ve mutlu olduğu bir dünya kurguluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Francis Bacon’un ölümünden sonra 1626’da yayımlanan ütopik eseri Kayıp Atlantis, Peru’nun batısındaki Pasifik Okyanusu’nda kaybolan bir Avrupa gemisindeki mürettebatın keşfettiği hayali bir ada olan Banselam’da geçiyor. Romanda bu ada ülkesindeki gündelik yaşantı tasvir edilirken, Bacon Banselam’da ideal dünyayı politikanın bilime hizmet etmesiyle var ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    H.G. Wells’in 1895’te yayımlanan kitabı, aynı zamanda bilim kurgu türünün ilk örneği olarak edebiyat dünyasında önemli bir yere sahip. Eser hem ütopyayı hem de distopyayı bir hikâyede anlatabilmeyi başarmış nadir kitaplardan. Roman, zaman makinesi ile 802.700’lü yıllara giden bir yolcunun gelecekte yaşayan “Eloi”lerle karşılaşmasını, bu medeniyetin mükemmel yaşamından etkilenmesini, ait olduğu zamana dönmeye çalışırken zaman makinesini kaybetmesiyle macera dolu bir hikâyeye sürüklenmesini konu alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1907’de yayımlanan Demir Ökçe, ilk distopik eser sayılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde geçen hikâyede Jack London, baskıcı bir rejimin portresini çizerken ilk defa kurgusal ve bir o kadar da karanlık bir dünyanın kapılarını okuyucuya aralıyor. George Orwell’ın 1984 isimli distopik romana da esin kaynağı olan kitap, uygulanan yanlış ve baskıcı politikalarla ülkenin nasıl dehşete sürüklendiğini ustaca anlatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ursula K. Le Guin, Rüyanın Öte Yakası isimli distopik eserinde; gördüğü rüyalarla evrenin kaderini değiştirme gücüne sahip gönülsüz bir kahraman ve bu gücü faydalı işler için kullanmaya çalışırken iktidar hırsına yenik düşen bir bilim insanının yollarının kesişmesi ile ortaya çıkan bir hikâyeyi anlatıyor. Hayalin sınırlarını zorlayan bu roman, çizdiği karamsar tablo ile önemli distopik eserler arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gemilerinin batmasıyla ıssız bir adaya düşen öğrencilerin hikâyesini konu alan Sineklerin Tanrısı, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi William Golding tarafından yazıldı. 1954’te yayımlanan eser, insan doğasını anlamamızı sağlayan bir bakış açısı sunması sebebiyle de önemli. Bu distopik hikâye; cennetvari bir mercan adasında, sahip oldukları hırs sebebiyle ada hayatını cehenneme çeviren gençleri ve bu gençler arasındaki mücadeleyi anlatıyor.

  • DÜNYAYI SESLERİYLE BÜYÜLEMİŞ KADINLAR

    DÜNYAYI SESLERİYLE BÜYÜLEMİŞ KADINLAR

    Müzik dünyanın ortak dili… Farklı dillerde anlatılan olaylar hangi türde olursa olsun müziğe taşındığında tüm insanlığın ortak sesine dönüşüverir. Ve evrensel diyebileceğimiz sesler sayesinde bu ortak dil daha da büyür, güzelleşir. Aşağıda göreceğiniz fotoğraflar da yakın geçmişte dünyamızı sesiyle güzelleştirmiş kadınlara ait…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yunan soprano Maria Callas, kariyerine nokta koyduğunu açıkladığında henüz 40’lı yaşlarında olmasına rağmen bir opera sanatçısı olarak tüm dünyada tanınıyordu. Döneminde sansasyonel hayatıyla çok konuşulmuş olsa da o, en ünlü operalarla özdeş hale gelmiş ve La Divina unvanı almış büyük bir sesti. Callas, 1977’de Fransa’da hayata gözlerini yumduğunda 53 yaşındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sokaklarda başlayıp konser salonlarına taşıdığı müzik kariyeri ve kazandığı uluslararası ün ile Fransızların medarıiftiharı olan Edith Piaf’a ülkesinin taktığı lakap “Minik Serçe”ydi. 1915-1963 yılları arasında yaşayan büyük sanatçının dramatik yaşamı 2007 yılında sinemalarda yayınlandığında başrol oyuncusuna Oscar bile kazandırmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1996 yılında 79 yaşında hayata veda eden Afrika kökenli Amerikalı şarkıcı Ella Fitzgerald, dünyanın en iyi caz vokallerinden biri olarak kabul edilmektedir. Uzun kariyeri boyunca caz müziğin olağanüstü isimleriyle çalışan duayen sanatçı, ardında, efsane şarkıların da içinde bulunduğu iki binden fazla kayıt bırakmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkesinin geleneksel müziğini olağanüstü sesiyle dünyaya taşıyan Meksikalı şarkıcı Lola Beltran’ın lakabı “Büyük Lola”ydı. Ünlü İspanyolca şarkı Cucurrucucu Paloma’yı yeryüzünde en iyi onun seslendirdiği söylenir… 1996 yılında 64 yaşında hayata veda eden Lola aynı zamanda Meksika sinemasının ünlü aktrislerinden biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fairuz, dilimizdeki adıyla Feyruz, 1935 yılında Lübnan’da dünyaya gelmişti. Özellikle 1960’lı yıllarda “Lübnan şarkıcılığının First Lady’si” unvanıyla sadece Arap dünyasını değil Batı’yı da etkisi altına almış bir isimdi. New York’ta Londra’da Paris’te konserler veren sanatçının pek çok şarkısının Türkçe düzenlemesi Ajda Pekkan gibi isimler tarafından ülkemizde de seslendirildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ağıtlardan türeyen Portekiz halk müziği fadonun sadece ülkesinde değil dünyada tanınan en ünlü ismi Amalia Rodrigues’tir, zaten bu yüzden unvanı da “Fadonun Kraliçesi” dir. 50’ler ile 60’larda büyük bir popülerlik kazanan ve oldukça dramatik sözleri sesiyle büyülü hale getiren 1920 doğumlu Rodrigues, 79 yaşında hayata veda etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1928 İstanbul doğumlu Türk opera sanatçısı Leyla Gencer’in uluslararası müzik arenasındaki unvanları La Diva Turca ve La Regina idi, yani Türk Diva ve Kraliçe. Ankara Operası’nda özellikle devlet başkanlarına resitaller vererek başlayan kariyerini operanın anavatanı İtalya’da ünlü opera sahnelerinde zirveye taşımıştı. 20. yüzyılın en iyi sopranolarından biri kabul edilen Gencer aramızdan ayrıldığında 79 yaşındaydı.

  • HOLLYWOOD’UN İLK ASYA KÖKENLİ OYUNCUSU

    Hollywood tarihinin ilk Çin asıllı oyuncusu olan Anna May Wong, 20. yüzyılın başlarında rol aldığı film projeleri ile birçok ilke imza atmış önemli bir aktris. Etnik kökeni farklı olan roller için beyaz oyunculara makyaj yapıldığı bir dönemde, ilk kez bir Asyalı olarak beyaz perdede rol alırken; başrol oyunculuğuna kadar uzanan kariyeri alkışlanmaya değer… Ünlü bir aktris olmasına rağmen sıkça ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalan Wong, tüm bu kötü eleştirilere kulağını tıkayarak, çok sevdiği mesleğine kendisini adar. Sessiz filmlerin ve ilklerin kadını Wong’un hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gerçek adı Wong Liu Tsong olan Anna May Wong, 3 Ocak 1905’te Los Angeles Kaliforniya’da dünyaya gelir. Ebeveyni ikinci nesil Amerikalı olan Wong’un büyükanne ve büyükbabası 19. yüzyılın sonunda Çin’den Amerika’ya göç eden göçmenlerdir. Yedi çocuğunun ikincisi olan Wong’un ailesi bir çamaşırhane işletir ve ünlü yıldızın çocukluğu bu çamaşırhanede çalışarak geçer. Ablası ile beraber gittiği göçmenler için özel eğitim veren entegre okulda sürekli ırkçılığa maruz kalan kız kardeşler, eğitim hayatlarına Çin Misyon Okulunda devam etmek zorunda kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çin Mahallesi’nde ailesi ile beraber yaşayan Wong, çocukluğunda birçok Hollywood filminin çekimine şahit olur ve beyazperdenin büyülü dünyasına çocuk yaşta kapılır. Ailesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen setlerin yolunu arşınlayan Wong’un ilk sinema filmi deneyimi de henüz 14 yaşındayken figüran olarak rol aldığı, 1919’da çekilen The Red Lantern ile olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Wong sonunda ailesini ikna etmeyi başarır ve 1921’de lise eğitimini yarıda bırakarak oyunculuk eğitimi almaya başlar. Bir sene sonra henüz 17 yaşındayken Madam Butterfly’dan esinlenen “The Toll of the Sea” filminde başrol oynayarak Hollywood tarihinde bir ilke imza atar. Beyazperdenin ilk renkli filmlerinden olan bu filmde gösterdiği performansı çok beğenilince ikinci başrol filmini 1924’de çekilen “Bağdat Hırsızı” filmi ile alır. Moğol bir köle kızı canlandırdığı karakteri ile büyük bir başarıya imza atan Wong’un kariyeri artık hızla yükselişe geçer. ABD’de melezleşme karşıtı yasaların yürürlükte olduğu dönemde filmlerde ırklar arası ilişkiye izin verilmezken Wong tırnaklarıyla kazıdığı kariyerini korumak ister. Bu dönemde çekilen filmlerde Asyalı rollerini Amerikan yerlileri ya da Meksikalılar canlandırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1924’de The Anna May Wong Productions’ı kuran oyuncunun bu hamlesi pek de başarılı olmaz ve şirketini kapatarak tekrar oyunculuk kariyerine yoğunlaşır. Amerika’da gördüğü ırkçılık sebebiyle rotasını Avrupa’ya çeviren Wong, kariyerine 1928’de taşındığı Almanya ve İngiltere’de devam eder. Rol aldığı son sessiz filmi 1929’da gösterime giren Piccadilly ile olur ve Wong oyunculuğuyla tekrar büyük beğeni ile karşılanır. Avrupa’da sadece sinema filmlerinde değil Viyana gibi sahnelerde müzikallerde de sahne alan Wong, dönemin moda ikonu olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1930’da “On the Spot” oyunu için ABD’ye geri dönen Wong, Paramount Studios ile anlaşarak film afişinde yer aldığı ve büyük ses getiren “Ejderhanın Kızı” filmi ile yıldızını iyice parlatır. 1932’de Marlene Dietrich ile başrolünü paylaştığı Şangay Ekspresi, Wong’un kariyerinin zirvesi olurken; iki sene sonrasında çekilecek filminde Asyalı olduğu için role kabul edilmez. Yaşadığı hayal kırıklığının ardından mesleğine olan tutkusunu kaybeden Wong, 1936’da gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde büyük eleştirilerin hedefi hâline gelir. Amerika’da Çinli, Çin’de Amerikalı olduğu için sürekli kendini anlatmak zorunda kalan Wong’un Çin gezileri ABD’nin önemli dergi ve gazetelerinde yayımlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1937’de sinema filminde yer alan Wong, Hollywood için alışagelmiş durumun dışına çıkarak Kore asıllı bir Amerikalı ile başrol paylaşır. 1942’de emekliliğini ilan eden Wong, 1951’de bu defa bir TV filminde rol alır ve yine bir ilke imza atarak TV’ye çıkan ilk Asyalı oyuncu olur. Daha sonra birkaç filmde daha yan rollerde gördüğümüz Wong, kendi hazırladığı bir müzikal filmi Amerika’da sahnelemeyi planlarken 56 yaşında kalp krizi nedeniyle hayata veda eder.

  • 8 Maddede Dünya Mirası Topkapı Sarayı

    8 Maddede Dünya Mirası Topkapı Sarayı

    İstanbul’un gözbebeklerinden Topkapı Sarayı, tarihten getirdiği miras ve yerleştiği toprak parçasıyla eşsiz bir değere sahip… 600 yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu yaklaşık 400 yıl boyunca bu saraydan yönetildi. Saray efradı Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Sarayı’na taşındığında ise yabancı devlet insanlarının gezdirildiği bir nevi müze haline geldi; 1924 yılında da halkın ziyaretine açıldı. Biz de sizi saraydaki birbirinden özel yerleri gezmek için listemize davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde 80 bin m2’yi kaplayan Topkapı Sarayı yaptırıldığı ilk yıllarda 700 bin m2 idi. Yaşamın en görkemli haliyle aktığı o dönemlerde içinde 4 bine yakın insanın yaşadığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüksek duvarlarla çevrili sarayın bölümleri 3 anıtsal kapı ile birbirine açılır. Bâb-ı Hümâyun, yani Saltanat Kapısı, saraya girişin yapıldığı ana kapıdır. Çoğumuzun iki tarafındaki kuleleriyle fotoğraflarından da olsa bildiği Bâbüsselam, yani Selam Kapısı, Birinci Avlu’yu İkinci Avlu’ya bağlayan kapıdır. Bâbüssaâde ya da diğer adıyla Saadet Kapısı ise Üçüncü Avlu’ya, diğer bir ifadeyle padişahın ikametgâh alanına açılmaktaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Topkapı Sarayı 4 avlu ve avlulara yerleştirilmiş yapılardan müteşekkildir. Birinci Avlu, Alay Meydanı olarak da bilinir. Bu avluda bulunan ve Bâb-ı Hümâyun’dan Bâbüsselam’a kadar uzanan ve padişahların atlarıyla geçiş yaptığı ağaçlıklı yol, saltanatın görkemli anlarına sahne olmuştur. Alay Meydanı’ndaki ilk dönem yapılarının birçoğu günümüze ulaşmamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Birinci Avlu’da bulunan en dikkat çekici tarihi yapılardan biri Aya İrini’dir. Ayasofya ile çağdaş olan yapı Bizans mimarisindedir. Osmanlı’da müzecilik çalışmaları için kullanılan ilk mekân da burası olmuştur. Aya İrini’de 70’li yıllardan bu yana halka açık sanatsal etkinlikler yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Topkapı Sarayı’na uzaktan bakıldığında hemen göze çarpan kule İkinci Avlu’da bulunan Adalet Kulesi’dir. Rivayetler arasında, padişahın adaletinin her yerden görünür olması gerektiği bu yüzden yapının her yerden görülecek şekilde inşa edildiği de vardır. İstanbul panoramasına hâkim kule Osmanlı’da şehirdeki hareketliliği gözlemlemek için de ideal bir yerdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Padişahların ikamet ettiği Has Oda’nın içindeki Kutsal Emanetler Dairesi sarayın en özel yerlerindendir. İslam dininde ve coğrafyasında kıymetli sayılan çok sayıda eseri barındırmaktadır. Osmanlı padişahları, buradaki eşyaların Ramazan ayında gülsuyu ile yapılan temizliğine bizzat katılırlarmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dördüncü Avlu’daki köşklerden Bağdat Köşkü, sarayın en iyi korunan yapılarından biridir ve mimarisiyle göz doldurur. Dördüncü Murat’ın Bağdat Seferi’ne çıktığı yıl yapımına başlanan köşk adını bu seferden almıştır. Köşkün önündeki taşlığın kenarında ise İftariye Kameriyesi diğer adıyla Mehtaplık bulunmaktadır. Padişahın burada iftar vaktini beklediği ya da mehtabı izlediği ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sultan Abdülmecid zamanında yaptırılan Mecidiye Köşkü’nün mimarı Sarkis Balyan’dır. Sarayda yapılan son köşktür ve Fransız mimarisinin izlerini taşır. Dördüncü Avlu’da Boğaz manzarasının görüldüğü en güzel yerlerden olan Mecidiye Köşkü’nün alt katı günümüzde restoran olarak hizmet vermektedir.

  • Türk Edebiyatı’ndan İlkler

    Türk Edebiyatı’ndan İlkler

    Bir roman, bir hikâye, bir şiir yazmak… Bir çeviri yapmak… Bir sözlük ya da ansiklopedi hazırlamak… Bir türe ait edebi ürün vermek… Bunların hepsi şüphesiz ki mühim çalışmalar… Ama bir de edebiyatta bazı ilkleri gerçekleştirdiğinizi düşünün! İlk hikâyeyi yazdığınızı; herhangi bir türü ilk üreten olduğunuzu; ilk romancı, ilk şair, ilk öykücü olduğunuzu! Bu şerefe nail olmuş insanlar ve eserler şimdi Kültür ve Yaşam’da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ahmet mithat efendi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BANKNOTLARIN ÜZERİNDEKİ ÜNLÜLER

    Birçok farklı ülke parasının üzerinde o ülkeye ait değer ve kültürel ögeler vardır. Duydukları minneti göstermek amacıyla basılan banknotların üzerinde kimi ülkelerde sadece devlet yöneticileri bulunurken kimi ülkeler o ülkenin kültürel değerlerine katkı sağlayan insan portrelerine yer verir. Farklı coğrafyalardaki ülkelerin banknotlarının üzerindeki ünlü kişileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyılda yaşamış İngiltere’nin en önemli kadın yazarlarından biri olan Jane Austen’ın portresi, 2017 yılında tedavüle giren ve plastik olan 10 sterlinin üzerine basılır. Ünlü yazarın resminin 10 sterline basılmasının sembolik bir anlamı da vardır: İlk romanı “Sağduyu ve Duyarlılık” kitabı için yayıncısı “Crosby and Co” yazara tam 10 sterlin ödemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1 Ekim 2015 tarihi itibariyle kullanılmaya başlanan 100 İsveç kronuna dünyaca ünlü İsveçli sinema sanatçısı Greta Garbo’nun portesi basılır. 1990 senesinde hayata veda eden Greta Garbo, Hollywood’un sessiz film döneminde yıldızlaşan sinema oyuncusu olarak dünyada nam salarken, ülkesi yıllar sonra Garbo’yu unutmadığını da göstermiş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avustralya Merkez Bankası’nın bastığı 5 Avustralya dolarının üzerinde bağlılık yemini ettikleri Kraliçe II. Elizabeth bulunur. Monarşiyle yönetilen Avustralya, her ne kadar iç yönetiminde bağımsız bir ülke olsa da yine monarşiyle yönetilen Birleşik Krallığa bağlı bir ülkedir ve hükümdarlarına olan sevgilerini bu yolla göstermeyi tercih ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nobel ödüllü efsanevi yazar Gabriel Garcia Marquez’in fotoğrafının yer aldığı paralar ölümünden iki yıl sonra 50 bin Kolombiya pezosuna basılarak piyasaya sürülür. İspanyol edebiyatının en büyük kalemlerinden biri olan Marquez: Yüzyıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk, Kırmızı Pazartesi, Albaya Mektup Yazan Kimse Yok, Labirentindeki General, Aşk ve Öbür Cinler ve Başkan Babamızın Sonbaharı gibi daha birçok unutulmaz esere imza atan üretken bir yazardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Sevelim, sevilelim” sözüyle Türk lirasının en büyük parası olan 200 liranın üzerinde Türk tasavvuf ve halk şiirinin en önemli temsilcisi Yunus Emre’nin portresi görülür. 13. yüzyılda yaşayan ve ürettiği eserlerle insana sevgi aşılamayı amaç edinen büyük ozanın birçok eseri olsa da en önemlileri arasında Risalet-ün Nushiyye ve Divan başta gelir. Büyük halk ozanı Yunus Emre’nin bulunduğu banknotlar 2009 yılında piyasaya sürülmüştür.