Kategori: Kültür/Sanat

  • ÂŞIK MAHZUNİ ŞERİF’İN HAYATINDAN KISA KESİTLER

    “Dom Dom Kurşunu”, “Mamudo”, “Yuh Yuh”, “Merdo” gibi pek çok dillere pelesenk türkünün sahibi, gönlünü halk ozanı olmaya adamış Âşık Mahzuni Şerif’i ölüm yıldönümünde Kültür ve Yaşam’da ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşık Mahzuni Şerif kimdir?” title_font_size=”13″]

    Soyunun Horasan’dan Tunceli’ye göç eden Ağuiçen aşiretine dayandığı bilinen ve Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde dünyaya gelmiş bir halk ozanı olan Âşık Mahzuni Şerif’in gerçek ismi Şerif Cırık’tır. O yıllarda ilçelerinde ilkokul olmadığı için Lütfü Efendi Medresesi’nde önce Kur’an eğitimi aldı, daha sonra köye açılan ilkokula geçiş yaptı. Ardından Mersin Astsubay Okulu’na giden Mahzuni, 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu’ndan da mezun olup, eğitim hayatını noktaladı ve 1961 yılında sevdalısı olduğu müzik dünyasına geçiş yaptı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın en büyük 3 ozanı arasına girdi” title_font_size=”13″]

    Gönlünü halk ozanlığına kaptırdığında henüz 12 yaşında olan Âşık Mahzuni Şerif, ortaokul yıllarından beri sosyalist düşünce ile ilgiliydi; toplumsal konulara eğilen ve geleneksel halk şiirini bu duygularla harmanlayan Mahzuni, protest şiirlerle toplumun sorunlarını dile getiren bir ozan olma yolunda hızla ilerledi. Tüm yaşamı boyunca 400’ün üzerinde plak ve 50’nin üzerinde kaset çıkardı; 1989-1991 yıllarında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi. Yalnızca plak ve kasetleri değil, kitapları da büyük ilgi gördü; Dolunaya Tül Düştü kitabı bu eserlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşık Mahzuni Şerif’in sanat hayatına girişi” title_font_size=”13″]

    Âşık Mahzuni Şerif büyük bir hızla ünlenip ve dahası yaşayan üç büyük ozandan biri unvanını alınca artık sanat dünyasının kapıları arkasına kadar açılmış oldu. 1961 yılında ilk plağını çıkaran Mahzuni, kendini “dünya kültürleri içinde bir parça, mazlum milletler içinde bir birey” olarak tanımlardı. Benimsediği bu bakış açısı ile eserlerine can verdi ve toplum-şiir-gerçeklik üçgeninde adını altın harflerle yazdırmaya devam etti. 1970’li yıllarda türkücüler ve pop sanatçıları eserlerini okumaya başladı, Âşık Mahzuni Şerif’in eserlerini icra edenler arasında Ersen ve Dadaşlar, Edip Akbayram, Cem Karaca gibi ünlü isimler vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eserleri ve Dom Dom Kurşunu hikâyesi” title_font_size=”13″]

    Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Fadimem, Gül Yüzlüm, Ciğerparem, Merdo, Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Yalan Dünya, Abur Cubur Adam, Ekmek Kölesi gibi eserleri müzik piyasasına kazandıran Mahzuni için Dom Dom Kurşunu eserinin büyük bir anlamı vardı.  Kulağa neşeli bir türkü gibi gelse de oldukça hazin bir olay neticesinde kaleme aldığı bu eserde domuz fişeği ile vurularak hayatını kaybeden yakın bir arkadaşının ardından acısını haykırmıştı. Aşkları, mutlulukları, kederi, mücadeleleri gibi bu yaşadığı büyük travma da sazına döküldü ve eseri günümüze kazandırdı. Değerli ozan ardında yüzlerce eser bırakarak, 17 Mayıs 2002 yılında 62 yaşında Almanya’nın Köln şehrinde hayata gözlerini yumdu.

  • Atatürk’ün Çocuklarla İlgili Sözleri

    Atatürk’ün Çocuklarla İlgili Sözleri

    Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal tarafından dünya çocuklarına armağan edilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 21. yüzyılda da yeryüzündeki tek çocuk bayramı olarak kutlanmaya devam ediyor. Atatürk’ün ifadesiyle “her çocuğun doyasıya yaşaması gereken 23 Nisan”da büyük önderin çocuklarla ilgili düşüncelerini, tavsiyelerini ve dileklerini Kültür ve Yaşam sayfamızda listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 11 Maddeyle 11 Ayın Sultanı Ramazan

    11 Maddeyle 11 Ayın Sultanı Ramazan

    İstisnasız her yıl hayatın akışını değiştiren aydır ramazan… “11 ayın sultanı” deyiminin hakkını veren birçok güzellikle girer hayatlara ve “Hoş geldin!” sevinciyle karşılanır. Biz de kalplerimizde yer eden sevimli detaylarla karşılıyoruz bu güzel ayı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pide Kuyruğu” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan boyunca fırına sürülen çörek otlu pideler dükkânların önünde uzun kuyruklara neden olur. Pidelerin sadece kokusu bile 7’den 70’e herkes için beklemeye değerdir ve akşam ezanı yaklaşırken yolu en çok gözlenenler o pideleri getirecek kişilerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bugün İftar Kaçta?” title_font_size=”13″]
    ramazan

    İftar ve sahur vakitlerini gün gün, dakika dakika belirten “imsakiye”ler de ramazan ayına özgüdür. Evde, iş yerinde, okulda, sosyal medyada “İftar bugün kaçta?” sorusunu bir imsakiyeye bakarak cevaplandırmak tarif edilemeyecek tatta bir faaliyettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytin ve Hurma İle Oruç Açmak” title_font_size=”13″]
    ramazan

    İftar vaktine yaklaşan saatlerde sokaklarda bir koşuşturma, yoğun bir trafik yaşanır ki bazen bu yüzden iftar sofrasına zamanında yetişmek mümkün olmaz. Böyle durumlarda bir zeytin ya da bir hurmayla oruç açmanın ve evde bekleyen sofranın düşüncesiyle teselli bulmanın keyfini ancak yaşayanlar bilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar Topu” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Gümbür gümbür patladı mı yerden zıplatan iftar topu ramazan boyunca hevesle beklenen bir sesti. Top patlayınca sessizliğe bürünen hava çatal-kaşık sesiyle şenlenirdi. Bu uygulama kimi yerlerde devam ediyorsa da tutulan oruçlar artık daha çok minarelerden yayılan ezan sesiyle açılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Özen gösterilmiş iftar sofraları dünden bugüne değişmeyen bir gelenek, ramazan ayının alametifarikalarıdır. Ve bu leziz sofralar aileyle, dostlarla hatta yabancılarla paylaşıldığında daha çok anlam kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mahya” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının geleneklerinden biri de eskiden yağ dolu kandillerle günümüzdeyse elektrikli ampullerle yazılan mahyalardır. Büyük camilerin minarelerinin arasında güzel sözler ay boyunca salınarak geceyi aydınlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güllaç” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının resmi tatlısı güllaç narlı, fıstıklı, cevizli, meyveli nasıl yapılırsa yapılsın sevilir. Hepimiz en iyi güllacı kendi annemizin yaptığından emin olsak da ramazan boyunca restoran ve pastanelerde bu hafif tatlıyla karşılaşmak ayrıca mutlu olma sebebidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karagöz ile Hacivat” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Geleneksel seyirlik oyunlarımızdan Karagöz ile Hacivat’ın ramazan akşamlarını nasıl da şenlendirdiğini hatırlıyor musunuz? Televizyon ekranında ya da çarşılarda izlediğimiz perdelerde Hacivat Karagözü’ü sahneye şöyle çağırırdı: “Yar bana bir eğlenceee, aman bana bir eğlence!” Karagöz’den de şöyle cevap gelirdi: “Geliyor kafana düdüklü tencere!” Bu eğlenceli gösteri günümüz ramazanlarında da (nadiren de olsa) yaşatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Davul” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Eskiden insanları uyandırmak için sadece davulun tokmağını değil manileri de kullanırmış davulcular… Şimdilerde sayıları azalmış olsa da sahur yaklaşırken güne hazırlıksız başlamayalım diye sokak sokak, ayın sonlarına doğru bahşiş için ev ev dolaşırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şerbet” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının olmazsa olmazlarından biri de iftar yemeklerinin hazmını kolaylaştırırken ağzımızı tatlandıran şerbetlerdir. Menekşelisinden vişnelisine, safranlısından güllüsüne, meyve ve baharat aromalı bir serinlik sunan şerbetler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sahur” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Sahurda hafif yiyeceğinize dair kendi kendinize söz verseniz de iftardan arta kalan lezzetli yemekleri geri çevirmenin oldukça zor olduğu bilinen bir gerçektir ama kişiye tüm gün enerji verecek yakıt olduğu için de elbette çok önemlidir.

  • GAZETE HANGİ İHTİYAÇLAR SONUCU ORTAYA ÇIKTI?

    Gazete; siyasal, ekonomik ve kültürel ögeler başta olmak üzere insanları, toplumu ve dünyayı ilgilendiren konularla ilgili haber, bilgi, yorum içeren ve günlük olarak ya da kısa zaman aralıklarıyla yayımlanan, belirli boyutu, sayfa sayısı ve düzeni olan yayınlardır. Bir kitle iletişim aracı olarak insanların haber alma kaynağı olan gazeteler, günümüzde eskisi kadar okunmasa da bir zamanlar insanların en önemli bilgi edinme kaynağı oldu. Teknoloji ve dünya değiştikçe gazeteler de değişti. Bu süreci yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk gazete M.Ö. 59’da Roma Senatosu tarafından insanları bilgilendirmek amacıyla basıldı. 2 bin kopyaya sahip bu gazete, bildiğimiz formattaki gazetelere hiç benzemese de Roma İmparatorluğu’nun hükmettiği şehirlere dağıtılan “Acta Diurna” isimli bilgilendirme tabletleri, okuma bilen insanlar tarafından kent merkezine yüksek sesli okunarak, okuma bilmeyen insanların da fethedilen topraklar, toplumsal ve siyasi gelişmeler ve gladyatör dövüşlerinin sonuçları hakkında bilgi sahibi olmasını sağladı. Bir kitle iletişim aracı olması sebebiyle “Acta Diurna” gazeteyi öncüllemiş olsa da bildiğimiz formattaki ilk gazete; 8. yüzyılda, Çin’de Tang Hanedanı döneminde basıldı. İmparatorluk Sarayı’nda çalışan memurların abonesi olduğu, editörler tarafından hazırlanan “Kaiyuan Za Boa” isimli bu gazete, ipek kâğıtlar üzerine elle yazılmış günlük politika ve yerel haberlere yer vermekteydi. Bu gazetelerin kopyaları taşraya da gönderilerek halkın da bilgi sahibi olması sağlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çinlilerin icat ettiği matbaanın 14. yüzyılda Avrupa’da da kullanılmaya başlaması ile ortaya çıkan “haber kâğıtları” Alman prensliklerinde bulunan dükkân, panayır ve pazar yerlerinde sunularak, ülke içinde gerçekleşen önemli olayların halka ulaşmasını sağlıyordu. Ticaretle uğraşan burjuvaların da bilgi kaynağı olan bu haber kâğıtlarında; kralın ölümü, evlenmesi, çocuk sahibi olması, savaşlar ve salgın hastalıklar gibi haberler yazıyordu. Aynı yüzyıl içinde Avrupa’daki haber kâğıtlarına benzer sistem, Japonya’da da kullanıldı. “Kawara-ban” isimli haber mektuplarında genelde tek bir konu oluyor ve yazıların yanı sıra resimler de bulunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Matbaada basılan ve ücret karşılığı satılan ilk gazeteler 17. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Genel görüşe ve araştırmalara göre 1609’da Bremen yakınlarında yayımlanan “Avisa Relation oder Zeitung” bugünkü haliyle bildiğimiz gazetelerin ilki olur. Aynı sene yine Almanya Strasbourg’da, “Relation” isimli gazete de yayımlanmış ve giderek popüler hâle gelmiştir. Savaşlar hakkında bilgiler aktaran bu gazeteler, sermaye birikimi ve ticaretin gelişmesi için önemli rol oynamıştır. Basılan ilk gazetelere merkezi otoritenin hüküm sürdüğü mutlak monarşilerden ziyade; birliği zayıf olan, ticaretin gelişmesi ile ekonomik gücü artan merkezden uzak kentlerde daha çok rastlanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda dünya genelinde yayımlanan gazete sayısı artmış, 19. yüzyılda ise gazetecilik gelişerek kurumsallaşmaya başlamıştır. 18. yüzyılda gazetenin ve gazeteciliğin yönünü değiştiren iki önemli olay Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve Fransız İhtilali olmuştur. “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi” ve “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde basının özgür ve tarafsız olması görüşü her iki bildirgede de yazılı bir madde olarak yer almıştır. Ancak gazetenin köklü bir şekilde değişmesi 19. yüzyıldaki “Sanayi Devrimi”nden sonra olmuştur. Bilgi toplama merkezleri, uzak noktalara dağıtımı, baskı teknolojilerinde gelişmeler neticesinde, ülkeler için artık yeni bir güçten söz etmek mümkün olmuştur: Basın gücü! 19. yüzyılda gerçekleşen Endüstri Devrimi’nden sonra okuma yazma oranının artması ile gazeteler sadece seçkinlerin okuduğu yayınlar olmaktan çıkmış, geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştır. Kitle gazeteciliğine geçişle birlikte insanların ilgisini çekmek amacıyla konu yelpazesi genişlemiş, farklı alanlardan ve ülkelerden de haberler içeriklerde yer almaya başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyılın ilk yarısında öncelikle gazete, ardından dergi ve kitaplar hâkim kitle iletişim araçları olurken, ikinci yarısından sonra ilk olarak radyo, sonrasında da televizyon bu araçlara eşlik etmiştir. Böylelikle görsel medyanın gücüne bir de işitsel medya eklenmiştir. Yine 20. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşen iki büyük dünya savaşı, 19. yüzyıl boyunca sürdürülen geleneksel gazeteciliğin hızla dönüşmesine etki etmiştir. Gazete boyutları küçülmüş, insanların kolaylıkla taşıyabileceği bir ebatta ve konu içerikleri her kesime hitap edecek bir genişlikte basılmıştır. Sağlık, spor, güzellik, haftalık burç yorumları gibi konulara da bu dönemden sonra yer veren gazeteler görece önemsiz kalan konuları da işlemeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizdeki ilk Türkçe gazete 11 Kasım 1831’de, yani Osmanlı döneminde yayımlanan Takvim-i Vekayi olmuştur. Amacı, devlet görevlileri başta olmak üzere, Osmanlı yurttaşlarına yaşanan olaylar hakkında bilgi vermek ve devlet işleriyle ilgili duyuruları sağlamak olan bu gazete, zaman içinde de resmî gazete niteliği kazanmıştır. Ancak coğrafyamızın genişliğini ve çok kültürlülüğünü düşünürsek Takvim-i Vekayi’den önce, 1795’te, Fransızca basılan “Bulletin de Nouvelles” yani “Havadis Bülteni” ülkemiz sınırları içinde yayımlanan ilk gazete olur. Fransız Elçiliği’nin basımevi tarafından, 6-7 sayfa halinde çıkarılan bu gazetenin temel amacı, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Fransızlara Fransız Devrimi ve bu devrimin getirdiği yeni politik fikirler hakkında bilgi vermektir. 21. yüzyılda ise sadece ülkemizde değil tüm dünyada internetin hayatlarımıza girmesiyle gazetecilik de dijitalleşmiştir. 2000’li yıllara kadar her eve giren gazeteler, internet ve benzeri yeni iletişim teknolojileri sayesinde yayınlarını internet ya da telefon uygulamaları üzerinden de sağlamaya başlamış, insanlar da gazete satın almak yerine internet üzerinden gündemi takip eder olmuştur.

  • NECİP FAZIL KISAKÜREK’İN KISACA HAYATI VE ESERLERİ

    Türk edebiyatına damga vuran isimlerden biri olan Necip Fazıl Kısakürek, şiirlerini tasavvufi düşünceler ile sentezleyen büyük bir şair, yazar ve İslamcı ideologdur. Türk edebiyatının Baki’den sonra ikinci “Sultanu’ş Şuara” (bazı kaynaklarda Sultanü’ş Şuara olarak da geçer ve anlamı şairler sultanıdır) unvanına sahip olan, fikir ve eserleriyle düşünce dünyamızda derin izler bırakan Necip Fazıl, edebiyatımızın altın isimlerinin de ilham kaynağı olmuş ve olmaya devam etmektedir. Farklı bakış açısı ile hayatımıza dokunan Necip Fazıl Kısakürek’i sayfamızda ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Necip Fazıl Kısakürek kimdir?” title_font_size=”13″]

    1904 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş, Maraşlı bir ailenin oğludur. Çocukluk yıllarının büyük bir bölümünü dedesinin Çemberlitaş’ta bulunan konağında geçiren Necip Fazıl, ilköğrenimini pek çok farklı okulda gördü. Kısa bir süre Gedikpaşa’da bulunan Fransız Frerler Mektebi’nde okudu. Ardından Büyükdere’deki Emin Efendi Mektebine ve daha sonra yatılı bir okul olan Rehber-i İttihat Mektebi’ne devam etti. Hatta sonraki yıllarda yakın dostu olacak olan Peyami Safa ile burada tanıştı. Bu okulda eğitim aldıktan sonra Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi’ne devam etti. Kız kardeşi Sema’nın beş yaşında vefat etmesinin ardından Heybeliada’ya taşındı ve öğrenimini Heybeliada Numune Mektebi’nde tamamladı. Bir dönem İstanbul Üniversitesi ve ardından Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe eğitimi gördü ancak her iki üniversiteden de mezun olamadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Banka memuru bir şair…” title_font_size=”13″]

    Edebiyatımızda derin izler bırakan Necip Fazıl, 10 yıldan fazla memuriyet hayatında bulundu. Hatta pek çok eserini banka memurluğu sırasında kaleme aldı. O dönemlerde bankacılık tıpkı bugün olduğu gibi popüler bir meslekti. Osmanlı Bankası gibi büyük bankalarda uzun yıllar görev yapan Necip Fazıl, bir süre sonra bankacılık mesleğinden gazetecilik mesleğine geçiş yaptı. Bir dönem edebiyat öğretmenliği de yapan usta şairin dönüm noktası ise Çile şiirini yazmasıyla oldu, bu şiirinde maddi ve manevi yolculuğunu dizelere döktü. Bir yandan çalışıp, bir yandan şiir üretirken bir anda kendini felsefi bir arayış içinde buldu. Bu arayış, onun hayatında yeni bir dönemin kapılarını da araladı. O dönem girdiği bazı sohbetler ve konuşmalar neticesinde fikir olarak başka bir dönüşüme giren Necip Fazıl, kaleminde daha tasavvufi düşüncelere yer verdi ve şiirlerini bu şekilde oluşturdu. Bu düşünce sistemi ve hayata bakışı ile ilk tiyatro oyununu yazdı; Tohum. Ardı ardına tiyatro oyunları geldi; Bir Adam Yaratmak isimli piyesi, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi.  1940 yılında yazdığı “Sabır Taşı” oyunuyla 1947 yılında Piyes Yarışması’nda birincilik kazandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”At’a Senfoni’nin hikâyesi” title_font_size=”13″]

    Şiire ve tiyatroya ilgisi malumdu ancak özel olarak ilgilendiği bir şey vardı ki bu onu kitap yazmaya kadar götürdü; at sevdası… Kulağa ilginç geliyor olsa da atlara olan sevgisi ve ilgisi ona yeni bir kitabın sayfalarını araladı. Aslında her şey ona bir Arap atının hediye edilmesiyle başladı çünkü o günden itibaren atlara olan sevgisi ve ilgisi günden güne arttı. Ata binmeyi ve atlarla ilgilenmeyi çok seven Necip Fazıl, her ne kadar bu sevdası uğruna attan düşüp günlerce yatağa bağımlı hale geldiyse de yine de ilgisinden bir şey kaybetmedi. Bu durum öyle bir vaziyet aldı ki artık bir kitap yazacak kadar bilgi sahibi oldu. Tam da o dönemde Türkiye Jokey Kulübü’nün isteği üzerine “At’a Senfoni” adlı kitabı kaleme aldı; bu kitapta atın felsefesini, tarihini, özelliklerini, geçmişini ve ata dair bildiği her şeyi anlattı bu sayede atlara olan sevdasını bir kitap ile ölümsüzleştirmiş oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Necip Fazıl Kısakürek eserleri, şiirleri, kitapları…” title_font_size=”13″]

    Politika, öykü, tasavvuf şiiri ve tiyatro alanında sayısız esere imza atan Necip Fazıl Kısakürek’in ilk şiir kitabını henüz 17 yaşındayken yayımladığı bilinir. Değerli edebiyatçımızı üne kavuşturan eserler arasında şunlar yer alır; Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Bir Adam Yaratmak, Son Devrin Din Mazlumları, Çile ve Aynadaki Yalan, Şiirlerim, Sonsuzluk Kervanı, Ruh Burkuntularından Hikâyeler, Kafa Kâğıdı, Para, Namı Diğer Parmaksız Salih, Abdülhamit Han, Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil. Eserleriyle Türk edebiyatına unutulmaz eserler bırakan Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983 yılında hayata gözlerini yumdu.

  • Barış Manço’yu Sevgiyle Anmak İçin 11 Neden

    Barış Manço’yu Sevgiyle Anmak İçin 11 Neden

    Türkiye’nin en sevilen sanatçılarından Barış Manço, şarkılarıyla, televizyon programlarıyla büyük küçük herkesin sevgilisi oldu. 1999 yılında kaybettiğimiz sanatçı ölümüyle tüm ülkeyi üzdü ama bıraktığı kültürel miras kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ediyor. Gelmiş geçmiş en değerli sanatçılarımızdan biri olan Barış Manço’yu sevgiyle anmak için sonsuz neden olsa da biz 11 tanesini sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’nin Kültür Elçisi Olması” title_font_size=”13″]
    kültür elçisi

    Barış Manço Türkiye’yi ve Türk kültürünü en güzel şekilde temsil etti, Japonya’dan Belçika’ya dünyanın her yanında değerlerimizin, kültürümüzün tanınmasını sağladı. “İnsanın öğrenmesi gereken ilk dil, tatlı dildir.” diyen Barış Manço gittiği her ülkede sevildi, sayıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gezgin Barış Çelebi ” title_font_size=”13″]
    gezgin barış, kültür elçisi

    Barış Manço Türkiye’yi dünyaya tanıttığı gibi, en uzak diyarları da ayağımıza getirdi. Her hafta dört gözle beklenen televizyon programlarıyla, Türk insanının birbirinden değişik ülkeleri, coğrafyaları keşfetmesini sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şarkıları İle Dert Yoldaşı Olması” title_font_size=”13″]
    ali yazar veli bozar, hal hal, gülpembe

    Onun şarkıları her anımızda yanımızda oldu; gün geldi “Ali Yazar Veli Bozar”, “Hal Hal” gibi şarkılarla neşelendik, gün geldi “Unutamadım”, “Kol Düğmeleri” ile dertlendik. Ama her zaman Barış Abi’nin elini omzumuzda hissettik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Barış Manço ile 7’den 77’ye ” title_font_size=”13″]
    kara sevda, dağlar dağlar

    Barış Manço, Türk televizyon tarihinin unutulmaz programlarından biri olan 7’den 77’ye ile her yaş grubunun kalbini kazandı. Pazar sabahlarının neşesi olan Adam Olacak Çocuk, İkinci Kahvaltı, Dere Tepe Türkiye gibi bölümler tüm aileyi ekran başına toplardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözlerimizi Kamaştırırdı” title_font_size=”13″]
    bal böceği, unutamadım

    Müzikleriyle olduğu kadar sahne şovları ve kendine has kıyafetleri ile de akıllara kazanan Barış Manço, Türkiye’nin en ilginç, en pırıltılı sahne kostümlerini müziği ile mükemmel bir ahenk içinde kullanır, onu sahnede izleyenleri büyülerdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hepimiz Ayna Karşısında Onu Taklit Ederdik” title_font_size=”13″]
    kültür elçisi, arkadaşım eşşek

    Dört dörtlük bir sanatçı olan Barış Manço, müziğe ustaca kullandığı beden dili ile eşlik ederdi. Özellikle şarkı söylerken ellerini etkileyici bir biçimde kullanması şarkılarının içimize işlemesini sağlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her Zaman Yanımızdaydı” title_font_size=”13″]
    baba bizi eversene, anadolu rock, kurtulan ekspres

    Barış Manço çok ünlü bir sanatçı olmasına rağmen herkese kucak açan bir figürdü. Gerek “Barış Abi” karakteriyle, gerek her programın sonunda hatırlattığı 81300 numaralı posta kutusu ile ona her zaman ulaşabileceğimizi vurgulardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anadolu Rock Kültürünü Dünyaya Duyurdu” title_font_size=”13″]
    7'den 77'ye, baba bizi eversene

    Türk Müziği’nin sevilen türlerinden biri olan Anadolu Rock kültürünün ilk kurucularından biri Barış Manço oldu. Moğollar, Kurtalan Ekspres gibi gruplarla beraber Anadolu Rock’ın temellerini atan müzisyen, yurt dışında Baris Mancho ismiyle İngilizce bir albüm çıkararak Anadolu Rock müziğini Avrupalı kulaklara da ulaştırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sanatın Her Dalını Onunla Tattık” title_font_size=”13″]
    nick the chopper, baba bizi eversene

    Barış Manço, Belçika Kraliyet Akademisi’nin iç mimari, grafik ve resim bölümlerinden birincilikle mezun olmuştu. Hayatı boyunca çok yönlü bir sanat insanı olan Manço, Türk sinemasının sevilen örneklerinden Çiçek Abbas’ın müziklerini yapmış, Baba Bizi Eversene filminin başrol oyunculuğunu üstlenmiştir. Usta kalemini gazete yazılarında da konuşturmuş, bu yazılarda okurlarıyla müzik ve gündelik hayat konusundaki düşüncelerini paylaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşık Yönü” title_font_size=”13″]
    barış çelebi, unutamadım, gülpembe

    Barış Manço halk müziğinden ve halk edebiyatından beslenen; eserlerini, gelenekseli çağdaş ile harmanlayarak üreten eşsiz bir müzisyendi. Ona bir âşık yönü kazandıran bu özelliği, belki de herkesi derinden etkileyen müziğinin bizi bu kadar etkilemesinin sebebiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İsmi Gibi Barış İnsanı Olması” title_font_size=”13″]
    türkçe rock

    Barış Manço, Türkiye’de Barış ismi verilen ilk bebekti. 1943 yılında doğan sanatçıya, geride bırakılan savaşların son bulması umuduyla bu güzel isim uygun görülmüştü. İsmine yaraşır bir yaşam süren Barış Manço, eserlerinde sevgi, barış ve sanat gibi değerleri işleyerek içimizi ısıttı.

  • 5 MADDE İLE ANSİKLOPEDİNİN TARİHİ

    Yazının icadından sonra insanoğlunun edindiği bilgileri bir sonraki kuşağa aktarma becerisi, inşa ettiğimiz medeniyetin ve kültürün altın anahtarı oldu. Bilinen en eski yazı biçimi olan çivi yazısının üzerinden üç bin yıldan uzun bir zaman geçti ve yazı da tıpkı gezegenimizdeki diğer her şey gibi değişti ve gelişti. Bilginin depolanması ile toplumların ve bireylerin yeni bilgi arayışı ansiklopedilerin doğmasını sağladı. Ansiklopedi, diğer bir ismi ile “bilgilik” olarak anıldı. Birçok kavramın sistematik ve çoğunlukla alfabetik sıra ile düzenlenmesiyle elde edilen tarafsız bilgi kaynakları olarak hayatımızda yerini aldı. Yazımızda bu değerli hazinelerin yani ansiklopedinin tarihsel gelişimini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarih boyunca bilgi erişiminde en önemli araçların başında olan ansiklopediler, Yunanca “enkyklios paideia”dan gelir ve “bilgi dairesi, bilgi çemberi” anlamı taşır. Bilinen ilk ansiklopedi girişimi, M.Ö. 338’de ölen Platon’un yeğeni Speusippus tarafından dönemin popüler görüşü haline gelen Platon ve Aristoteles’in çalışmalarını felsefe, matematik ve tarih başlıkları altında kategorize ederek hazırladığı serilerden hareketle oluşturulmuştur. Ansiklopedi kelimesini ise ilk kullanan M.S. 1. yüzyılda Romalı ünlü hatip Marcus Fabius Quantilianus olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Roma döneminde bilgileri belirli ölçülerde sınıflandıran ve okunabilir hâle getiren kaynak kitaplar, mevcut bilgilerin o güne nasıl ulaşabildiğinden ziyade, bilgiyi genel olarak ele alıp bilginin doğası ve doğruluğunu inceleyen yapılarda olmuştur. M.S. 3. yüzyılda Çin’de imparatorluk emriyle hazırlanan “Huang lan” isimli bir ansiklopedi, çeşitli kaynaklarda geçse de günümüze ulaşamamıştır. Yine M.S. 5. yüzyılda Bizans İmparatoru VIII. Constantin zamanın önde gelen isimlerine “Excerpta Peiresciana” ve “Excerpta Historia” isimli el yazması eserler hazırlatmış ve bu eserler Roma tarihindeki göçleri ve savaşları detaylı şekilde arşivleyen eserler olarak ansiklopedileri öncülemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    10. yüzyıldan itibaren İslam dünyasında da önemli ansiklopedi çalışmaları başlamıştır. El- Bîrûnî, İbnü’n-Nedim, Hârizmî ve Fârâbî tarafından hazırlanan eserler, ileride Batı dünyasının da kaynak eserleri olmuş, Fahreddin er-Râzî’nin Hint, Yunan ve Süryani tabiplerinden derlediği tıp ansiklopedileri 17. yüzyıla kadar tüm dünyada tıbbın otoritesi kabul edilmiştir. Dünyadaki ilk ansiklopedi Hırvat Paul Skalich tarafından 1559’da yayımlanmıştır. Rönesans hümanisti olan Skalich, “Encyclopaedia Seu Orbis Disciplinarum” isimli ansiklopedisinde belirli bilgiler konu başlıklarına göre sınıflandırılsa da ilk alfabetik sıralamaya sahip ansiklopedi “Dictionnaire Universel” 1690’da Fransız bilim insanı ve yazar Antoine Furetière tarafından Paris’te yayımlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İngiliz dilindeki ilk ansiklopedi 1704’te Londra’da John Harris tarafından basılan “Lexicon Technicum” olmuştur. Bölümler halinde, fasikül olarak yayımlanan ilk ansiklopedi ise Leipzig’de 1731-1750 yılları arasında Johann Zelder yönetiminde hazırlanan 64 ciltlik “Universal Lexicon” olmuştur. Bu tarihten sonra ansiklopedi konusunda Amerika, İngiltere, Fransa, Avustralya ve İtalya gibi ülkeler konuyu oldukça ciddiye almış, herkesçe bilinir hâle gelen ansiklopediler derlenmiştir. İlk Türkçe ansiklopedi, Ahmet Rıfat Efendi’nin derlediği “Lugât-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye”dir. Bu eserde dönemin ünlü insanları ve hayatları, önemli olayları, tarih boyunca kurulmuş devletler ile belli başlı şehirlerin tarihi ve coğrafyaları hakkında alfabetik sıraya alınan bilgiler hazırlanmıştır. Fen bilimleri ve diğer bilim dalları ile ilgili pek fazla bilgi içermemesinden ötürü, Şemseddin Sâmi tarafından 1899’da altı cilt olarak yayımlanan ansiklopedi, eksiksiz ilk Türk ansiklopedisi olarak tarihe geçmiştir. Osmanlı hükümeti de bu ansiklopediden övgüyle bahsetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde hemen hemen her evin kütüphanesinde bulunan “Meydan Larousse: Büyük Lugat ve Ansiklopedisi” 1969-1973 yılları arasında 12 cilt halinde yayımlanmış, sonraki yıllarda iki cilt daha eklenmiştir. Hakkı Devrim, Sefa Kılıçlıoğlu ve Nezihe Araz’ın yayıncı olduğu bu ansiklopedi için 200’e yakın yazar görev almıştır. Fransız “Grand Larousse Encyclopedique”un esas alındığı Meydan Larousse’u, 90’lı yıllarda gazeteler kupon karşılığında dağıtmış ve ülkemizde hemen hemen herkesin başvurduğu kaynak eser olmuştur. Artık internet erişimine sahip olan insanlar bilgiye çok daha kolay erişebilmektedir. 2000’li yıllarda hayatımıza giren internetten sonra bilgiler ve ansiklopediler dijital ortamlarda arşivlenerek halka sunulmuştur. Çocukluğu 90’lı yıllara denk gelen kuşak çok iyi hatırlayacaktır, ekonomik geliri ya da eğitim seviyesi ne olursa olsun eskiden tüm evlerde bu ansiklopediler evlerin vitrininde ya da kitaplığında yer almaktaydı. Günümüzde “Wikipedia” ve “Britannica” gibi önemli web ansiklopedileri olmakla beraber, birçok kıymetli üniversitenin de arşivleri dijitalleşmiş ve internet kullanan herkesin erişebildiği kaynaklar haline dönüşmüştür.

  • KIŞ İLE İLGİLİ YEDİ ŞİİR

    Kış mevsimi her ne kadar hüznün mevsimi olarak anılsa da aslında yenilenmenin, yeniden doğuşun mevsimidir. Eski seneyi geride bırakıp yeni hayallere yelken açtığımız mevsimdir kış. Yeryüzünün temizlendiği, toprak ananın tohumlarını dört bir yana saçtığı mevsimdir. Kış mevsimi ile ilgili pek çok şair de duygularını kaleme almış, hislerini ifade etmiştir. Gelin yedi şairimizin dizelerinden kış mevsiminin oluşturduğu hisleri beraber okuyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Neden bu kadar kar, bu kadar yıl, bu kadar yağış?

    Bu kadar uzaklardan nedir bu kadar gelen?

    Bir uzun çan kulesi bembeyaz Samatya’da

    Bir oğlan bir martıyla upuzun seviştiğinden

    Yaslı bir kadın gibi gözleri kendine bakan,

    Kendine baktıkça da çocukları olan hüzünden.

     

    Belki bir söz yığını, yıllar var konuşulmamış,

    Çıkarlar kar yangını her biri duyduğu yerden,

    Yüzleri, saçlarıyla, bir de gözbebekleri,

    Asılırlar boşluğa çocuksu seslerinden,

    Birtakım dünyalarla önce ve güzel

    Kış güneşi, sarmaşık, kim ne anlıyor sanki ölümden?

     

    O yanık ikindiler, sonrasız loş gecelerden,

    Üstlerinde bir sürü çocuk gözleri.

    Tutuşurlar ne zaman karların ateşinden

    Bir ölüm kadar şaştığımız onlar ve kendileri

    Yani bu dünyanın en yılgın havarileri

    Orada çan kulesi bembeyaz öldüğünden…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ne güzeldi o kış bahçesinde

    Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu

    Sana bir bahar hazırlamak için.

     

    Dallar, filizler, eski masal dilberleri gibi

    Hüzne ve hülyaya gömülmüş

    Doğmamış çocuklara

    Ninni söylüyorlardı sanki…

    Ana rahmi gibi sıcak ve yüklü idi hava

    İyi mayalanmış hamur gibi

    Gizli nabızlarla atıyordu toprak

     

    Belli ki çok derinlerde

    Oluşun ışık sızmaz mahzenlerinde

    Bir şeyler oluyordu, bir şeyler karanlık

    Gecede yıldızlar arasında

    Olup biten şeylere benzer;

    Şimşekler çakıyordu mavi, berrak

    Kandan daha kırmızı, beyazdan daha sessiz

    Mordan daha hiddetli,

    Üst üste fecirler gibi hazırlanıyordu,

    Gülün sevinci, menekşenin kederi.

    Bu sevinçle yüklüydü hava,

    Geleceğin kapısında el ele vermiş

    Gülümsüyordu her şey.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dinmiş denizin şarkısı, rüzgâr uyumakta,

    Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı

    Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta,

    Mazi gibi sislenmiş Emirgân Çınaraltı.

     

    Can verdi kışın sunduğu taslarla zehirden

    Her gonca kızıl bir gül açarken yolumuzda,

    Üstündeki son dallar ağarmış diye birden

    Pas tuttu bu akşam suların rengi havuzda.

     

    Yerlerde gezen hatıralar var korulukta;

    Yapraklar, atılmış nice mektuplara eştir.

    Mehtaba çalan sapsarı benziyle, ufukta,

    Binlerce dalın verdiği tek meyve güneştir.

     

    İçlenme tabiattaki yekpare kederden,

    Yas tutma, dağılmış diye kuşlarla çiçekler.

    Onlar dönecektir yine gittikleri yerden,

    Onlarla giden günlerimiz dönmeyecekler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
    Yalnız işitme duyusu kalır ortada.
    Asya kentleri yürür dururlar,
    Höyükler burnumda hızma.

    Uzakta dev bir damla:Pırıl pırıl Pencap!
    Tabanlarından kayıp duran sütunlar
    Yitmiş bir geleceğin işaret parmakları:
    Horasan uykusuna havlayan köpekler, Buhara.

    Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Prenses Zinia’ya

     

    Uzun rüzgârlar karanlığın dalgın sansarları

    Atlayıp dağıtırlar telaşlarıyla ürperen karları

    Sihirli bir lambadır bardaktaki güller gecede

     

    Yıldızlar donmuş göllere düşen buz billurları

    Düşten geyikler kudurtur kızıl buğulu kurtları

    Bir ulumadır kanlı/açlıkları uzar gecede

     

    Dum

    ……….

    ……….

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyaz, ipek gibi yağdı kar
    Bir kız kardan hafif adımlarıyla yürüyüp geçti hayal içinde
    Arkadaşlarımı düşündüm, sevgili şeyleri
    Sanki her şey bizimle var ve bizimle olacak
    Şarkılar çaldı odalarda
    Bütün insanları sevmek gerektiğini düşündüm
    Düşmanlarımız dışında
    Düşmanlarımız çünkü
    Sevgiyi yok ettikleri için
    Düşmanımız oldular
    Beyaz ipek gibi yağdı kar
    Bir kız kardan hafif yüreğiyle
    Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.
    Uzaktaki şehir
    Uykuya dalmıştır şimdi.

    ……………

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karın yağdığını görünce
    Kar tutan toprağı anlayacaksın
    Toprakta bir karış karı görünce
    Kar içinde yanan karı anlayacaksın
    Allah kar gibi gökten yağınca
    Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
    Başını önüne eğince
    Benim bu şiirimi anlayacaksın
    Bu adam o adam gelip gider
    Senin ellerinde rüyam gelip gider
    Her affın içinde bir intikam gelip gider
    Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın
    Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
    Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
    Ruhum seni düşününce ışıdı
    Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

  • BÜYÜK İSKENDER’İN HAYATI

    Büyük İskender, asıl adıyla III. Aleksandros gelmiş geçmiş en büyük tarihi karakterlerden… Hiçbir kralın düşleyemediği toprakları fetheden, imparatorluğunun sınırlarını genişletmek amacıyla ömrü seferlerde geçen zeki ve cesur İskender, tarihin en ilham veren isimlerinden biri olarak popüler kültürde de sıkça karşımıza çıkıyor. Hükümdarlığı süresince girdiği hiçbir muharebede yenilmeyen, kendisinden sonra gelen birçok komutana ve lidere ilham vermiş Makedon kralın hayatı ve başarıları yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Elde ettiği başarılardan sonra adı Büyük İskender olarak anılan Antik Makedonya Krallığının en başarılı lideri, M.Ö. 356’da günümüzde Makedonya ve Yunanistan sınırları arasında kalan Pella kentinde dünyaya gelir. Babası Kral II. Filip’in birçok eşi olsa da belki de İskender’in annesi Epir kralının kızı Olympias’ı çok sevdiğinden çocukları arasında göz bebeği İskender olur. Çocukluğu lir çalarak, ata binerek, dövüş ve kılıç eğitimi alarak ve belki de en önemlisi dönemin en ünlü filozof ile tarihçilerinden dersler görerek geçer. Tam manasıyla Makedon bir soylu olarak yetiştirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    16 yaşına kadar ünlü filozof Aristoteles tarafından eğitilen İskender’in bu eğitimi için babası II. Filip, Aristoteles ile bir anlaşma yapar. Oğlunun eğitimi karşılığında, daha önceden yağmaladığı ve köleleştirdiği; Aristoteles’in memleketi olan Stagira’yı tekrar özgürleştirir ve sürgüne gönderdiği esirleri azat eder. Aristoteles bu anlaşmaya karşılık İskender’i din, ahlak, felsefe, mantık, tıp ve sanat dallarında sıkı bir eğitimden geçirir. Ayrıca Yunan mitolojileri konusunda da oldukça bilgi sahibi olacak bir şekilde eğitilen İskender, aldığı bu din eğitimi ile ilerleyen yıllarda kendisinde var olduğuna inandığı tanrısal gücü de hissetmeye başlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Babasının bir suikaste uğrayıp ölmesiyle Antik Makedonya Krallığının tahtını 20 yaşında devralan İskender, “Yunanistan Lideri” unvanı ile ödüllendirilir. Bu unvan, ileride Pers topraklarını fethetmek için bir araya getireceği Yunanlılar ve orduları için oldukça önemlidir. Daha tahta çıkar çıkmaz çok geniş alana yayılan Makedonya Krallığının bazı bölgelerinde isyan çıkar ancak İskender bu isyanları bastırır ve ordusundan tam bir bağlılık sözü alarak, askerlerini doğu topraklarına koşulsuz bir şekilde peşinden sürükler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sefere çıkarken güçlü ordusunun kadrosuna mimarlar, mühendisler, bilim insanları, tarihçiler, saray bürokratları ve medyumlar da eşlik eder. Anadolu’nun fethinin ardından Hazar kıyılarını, Afganistan’ı, Mısır’ı ve Hindistan’ı fetheden İskender’i özellikle Mısır’da coşkuyla karşılarlar ve kendisine firavunların geleneksel çifte tacı hediye edilir. Kendisini Yunan tanrıları ile bir tutan hatta bazı söylentilerde Zeus’un oğlu olarak geçen İskender, hayatı boyunca “Dünyanın sonu”na ve ”Büyük Dış Deniz”e ulaşmak için uğraşır. Seferleri boyunca kendi ismini taşıyan 20’ye yakın şehir ve bölge inşa eden İskender’in şehirleri arasında günümüze ulaşanlardan en ünlüsü Mısır’daki İskenderiye ve Hatay’daki İskenderun’dur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Babil’de sulama kanalları, Basra Körfezi’nde yeni kentler kurmayı planladığı içkili bir gecenin sonunda kimi kaynaklara göre hastalıktan kimi kaynaklara göre de zehirlenerek M.Ö. 323’te 32 yaşında hayata veda eder. Cenazesi altın bir tabut ile İskenderiye’ye götürülür. Ölmeden önce kendisine sorulan imparatorluğu sizden sonra kim devralsın sorusuna “En güçlünüz!” diye cevap verecek kadar kendine güvenen Büyük İskender’in mezarının yeri hâlen bilinmemektedir. İskender’in vefatının ardından Antik Makedonya Krallığı dört parçaya bölünür ve her birini farklı bir kral yönetir. Yunanistan’ı yöneten Cassander, Büyük İskender’in annesini, eşini ve tahtta hak iddia etmesinin önüne geçmek için çocuğunu katlederek, İskender’in soyunu tamamen ortadan kaldırır. Önemli bir Fenike kralı olanı Abdalonymos’a ait olduğu düşünülen kral lahdinin uzun cephesinde Makedonya Kralı Büyük İskender’in Perslerle yaptığı savaşlara ilişkin rölyefler bulunduğu için “İskender Lahdi” olarak anılır. Bu ünlü lahdi Osman Hamdi Bey, 1887’deki Lübnan’ın Sayda kentinde yapılan arkeolojik kazılarda bulur ve İstanbul’a getirilir. Lahidin kapağında İskender, Pers kıyafetleri içinde betimlenir ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki en önemli eserlerin başında gelir.

  • TOLSTOY’DAN ÜNLÜ YAŞAM TAVSİYELERİ

    “Olağanüstü bir insan olduğum fikrine er ya da geç alışmam gerekiyor. Ahlaken benim kadar iyi, idealleri için her şeyi feda etmeye benim kadar hazır olan başka kimseyle tanışmadım.” Evet ünlü Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy’un kendisi hakkındaki görüşleri pek mütevazı olmasa da haksız sayılmayacak denli başarılara imza atmış bir yazar… Kendisi hakkında dürüst bir şekilde “Savaşlarda adam öldürdüm ve daha başkalarını da öldürmek için düellolarla meydan okudum”, “Kumarda kaybettim, köylülerin emeğini tükettim, onları cezalandırdım, başıboş yaşadım ve insanları aldattım… on yıl böyle yaşadım” diyen yazar, bu yaşam tarzından uzaklaşarak ahlaki değerleri ön planda tutan bir yaşam felsefesi geliştirdi. Tolstoy’un macera romanlarını aratmayacak türde yaşam hikâyesini linke tıklayarak okuyabilirsiniz. Bu yazımızda Tolstoy’un zorlu bir yaşamdan başarılı bir yazara dönüşen hayat hikâyesinde kendisine ilke edindiği hayat felsefesi ile mutlu ve başarılı olmak için belirlediği kuralları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]