Kategori: Kültür/Sanat

  • DİVAN EDEBİYATI HAKKINDA KISA KISA

    “Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ / Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana / Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana / Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni”

     

    Yukarıda okuduğunuz şiir Şeyh Galip’e ait ve şair, yazdığı mısralarda tam Türkçesiyle şöyle diyor: “Ben âşık Galip’im, Ferhat ve Mecnun’un öldüğü ilan edilsin. Dünya bir yanda ben bir yanda olsam yine de senden yüz çevirmem. Mumuna pervane olmuşum, çekinmeme gerek yok. Yabancı olan anlasın, tanıdık olan bilsin ki seni sevdim.” Gelin, bu güzel şiirden sonra divan edebiyatı hakkında sizin için derlediğimiz bilgilere geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Edebiyatla Kurulan Fantastik Dünyalar

    Edebiyatla Kurulan Fantastik Dünyalar

    “Başka bir dünya mümkün mü” sorusuna en net ve pozitif cevabı daima edebiyat vermiştir: Hayallerimizi zorlayacak dünyalar bile mümkündür! Bugüne kadar da edebiyat aracılığıyla cennet gibi ya da tam tersi yüzlerce dünya kurulup yıkılmıştır. Kitaplarda yaşayan ve bizi oturduğumuz yerden kaldırmadan başka âlemlere götüren bu fantastik dünyalara kısa kısa göz atmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ölümsüzlüğün, üstün güçlerin, büyücü ve canavarların kol gezdiği Harry Potter serisi ilk sırada! Serinin birinci kitabı olan “Harry Potter ve Felsefe Taşı” 1997 yılında basılmıştı. Bu ve sonrasında gelen altı kitapta, 10 yaşında büyücü olduğunu öğrenen Harry’nin Cadılık ve Büyücülük Okulu’nda yaşadığı serüvenleri, nasıl da hünerli bir büyücü olup çıktığını okuduk. Joanne Kathleen Rowling’in yazdığı ve 400 milyon satışa ulaşan kitaplar sinemaya uyarlandığında da büyük gişe hasılatları elde etmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiliz yazar ve akademisyen John Ronald Reuel Tolkien kitaplarında gerçekte var olmayan hayali bir kıta (mitolojiden de yararlanarak) inşa etmiş, adını da Orta Dünya koymuştu. Bu fantastik dünyada yer verdiği karakterlerle üç ciltlik bir eser kaleme aldı: Yüzüklerin Efendisi… Dünyamız için o andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmadı: Elfler, orklar, valar, ejderhalar, büyücü Gandalf, ak saçlı Saruman, kara lord Sauron ve Mordor Diyarı… Artık hepsi edebiyat dünyasında karşılaşabileceğimiz tanıdıklar oluvermişti…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karşısına çıkan tavşan deliğinden geçerek fantastik bir dünyaya adım atan Alice… Çılgın şapkacı, beyaz tavşan, yalancı kaplumbağa, sırıtan kedi ve diğerleri… Alice’in hayvan arkadaşlarıyla başından geçen hikâyelerin konu edildiği Alice Harikalar Diyarında… Eserin yazarı Lewis Carroll olarak biliniyor ama bu takma bir isim… Asıl adı Charles Lutwidge Dodgson olan yazar aynı zamanda Oxfordlu bir matematikçiydi ve eseri 1865 yılında yayınlandı. Aradan 150 yıldan fazla zaman geçti. En sevimli paralel evrenlerden birini yarattığı hikâyesi, dünyadaki çocukların hayal sınırlarını zorlamaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dev bir kaplumbağanın sırtında dört fil ve fillerin üzerinde yassı bir “Diskdünya”… İngiliz yazar Terry Pratchet’in başlattığı ve kendisi rahatsızlandığında kızının devam ettirdiği seri 41 kitaptan oluşuyor. Serinin ilk kitabı “Büyünün Rengi” ve çok da uzak olmayan bir tarihte, 1983’te yazılmış. Fantastik komedi yazarı Terry Pratchet zihninde yarattığı tepsi gibi düz bir dünyada pek çok ünlü İngiliz yazarına göndermeler yapıyor ve bu seri 37 dile çevrilmiş bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu hikâyenin geçtiği yer dünyamıza ait bir yer; Romanya’nın Transilvanya bölgesi… Hatta ana karaktere kötülükleriyle ilham veren kişi de gerçekten yaşamış: Ulah Prensi III. Vlad… Bram Stoker’ın kitabında yer verdiği karakterse, yani büyücü bir vampir olan Dracula ise fantastik bir karakter. Anlayacağınız daha çok beyaz perdeden tanıdığımız Dracula’nın doğum alanı aslında sinema değil edebiyat.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ursula K. Le Guin’in beşli fantastik kitap serisinin ilki olan “Yerdeniz Büyücüsü” Harry Potter’dan da önce yazılmış. Gont Adası’nda yaşayan genç Ged’in büyücü olma yolundaki fantastik hikâyesi anlatılırken gerçek yaşama ve ilişkilere dair ince ince düşünülmüş mesajlara da sıkça rastlanıyor. 1929 doğumlu ABD’li yazar, bilim kurgu ve fantastik edebiyatın önemli isimlerinden biri olarak kabul görmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İrlandalı yazar ve akademisyen Clive Staples Lewis ile Tolkien’in arkadaşlıkları ve tatlı rekabetleri fantastik edebiyata her anlamda olağanüstü eserler kazandırdı. C.S.Lewis’in fantastik dünyası da “Narnia”ydı. Konuşan hayvanların; satir, sentor, minotor gibi mitolojik figürlerin ve farklı yaratıkların yaşadığı bir yerdi burası… Karakterler değişse de mekân değişmiyor ve “Narnia Günlükleri”nde maceralar bitmek bilmiyordu. C.S. Lewis fantastik eserleriyle 1950’lerin ortalarında büyük yankı uyandırmıştı.

  • Kadın Yazarlar… Kitaplar… Cümleler…

    Kadın Yazarlar… Kitaplar… Cümleler…

    Bazen okuduğumuz kitaptan alıntıladığımız bir cümle hayat boyu bizimle gelir… Hatta üzerine uzun uzun düşünmeyi gerektiren o cümlenin kendisi bir kitap gibidir. İncelikli… Etkileyici… Derin… Kadın yazarlarımıza ait böyle cümleler var sırada…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • SİZİN SEÇTİKLERİNİZ: EN ÇOK OKUNAN 9 İÇERİK

    Biz yazmaktan çok keyif aldık, sizler de okumaktan! Sizin için en çok okunan içeriklerimizin bir listesini yaptık. Kimi zaman çalgıların eğlenceli dünyasına konuk olduk, kimi zaman ülkemize özgü güzellikleri derledik; bazen şehirlerimizde keyifli yolculuklara çıktık, bazen de lezzet duraklarında molalar verdik. Kültür ve Yaşam sayfalarında bu sefer sizin seçtiklerinizi bir araya topluyor ve sizi dopdolu içeriklerimizle baş başa bırakıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türk müziği denince kulağa onlarca farklı melodi çalınır; Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ya da Anadolu Rock gibi müzik formları, kültürel zenginliklerimizin önemli bir parçasıdır. Müziğin bu kadar etkileyici olmasının altında yatan en önemli etkenlerden biri kuşkusuz çalgılardır. Ruhumuzu alıp bambaşka bir yere götüren, Türk müziği denince akla ilk gelen çalgıları sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiliz matematikçi Godfrey Hardy’e göre matematik, dünyadaki en masum uğraş… Kimi zaman sayıların arasında kaybolduğumuz, kimi zaman işin içinden çıkamadığımız matematik kavramı hakkında pek çok ilginç bilgiyi kaleme aldık. Matematikle arası iyi olmayanların bile ilgisini çekecek bilgileri yazımızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yaşadıkları topraklar gibi sıcakkanlı olan Antepliler ve onların tamamen kendilerine özgü kelimeleri adeta gizli bir hazine gibi. Her biri doğallık ve içtenlik kokan, yalnızca Anteplilerin kullandığı kelimeleri sizler için bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sofrada eksikliği en çok hissedilen ve hemen her lezzete eşlik eden ekmek, mutfağımızın en önemli besinlerinden biridir. Fırından sıcak sıcak alıp eve gidene kadar köşesinden yemenin ayrı bir zevk olduğu birbirinden lezzetli ekmek çeşitlerini sizin için kaleme aldık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’ndaki efsane sahnelerden biri Çiçek Abbas’ın hısmı Şakir’le yaptığı söz düellosudur. Çılgın birer âşık olan Çiçek Abbas ve Şakir’in günümüze de yansıyan keyifli atışmalarını sizin için listeledik. Bu replikleri hatırlayanlar?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak kimin icat ettiği konusunda çeşitli fikirler bulunsa da patentini 1876 yılında Graham Bell’in aldığını biliyoruz. Artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan telefonun tarihçesini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sanat tarihindeki resim akımları, çoğunlukla bir öncekine tepki olarak çıkmış olsa da bazen bilimsel gelişmeler doğrultusunda da ortaya çıktığı görülmüştür. Her akımın kendi içinde öncü ya da geliştirici olarak tabir edebileceğimiz sanatçıları vardır; bu yazımızda örnekleriyle sanat tarihindeki resim akımlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1361 yılında Murat Bey’in Edirne’yi fethetmesinden bu yana düzenlenen Kırkpınar Güreşleri, UNESCO Dünya Kültür Mirası’na dâhil edilmiş önemli değerlerimizdendir. Bu değeri daima anmak adına gelmiş geçmiş en büyük başpehlivanları sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Türkiye ve Japonya arasında yaklaşık 4321 km mesafe olmasına rağmen nasıl oluyor da bu iki toplum birbiriyle bu kadar benzeyebiliyor? İki kültür arasındaki şaşırtıcı benzerlikleri okuyunca siz de çok şaşıracaksınız!

  • HAYATINDAN KESİTLERLE PEYAMİ SAFA: NAMIDİĞER SERVER BEDİ

    Fatih Harbiye, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noralya’nın Koltuğu ve Cingöz Recai’nin de aralarında bulunduğu sayısız esere imza atan Peyami Safa’nın baba tarafından soyunun Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin’e dayandığını biliyor muydunuz? Peyami Safa’yı ölümünün 61. yıl dönümünde Kültür ve Yaşam sayfalarında anıyor, hayatından kısa kesitler paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Peyami Safa’nın hayatı” title_font_size=”13″]

    1899 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Peyami Safa aslen Trabzon kökenli olmasına karşın yaşamının ilk yıllarını Sivas’ta sürdürdü. Hayatı boyunca çeşitli hastalıklarla mücadele etti, bunlardan en bilineni sağ kolundaki kemik veremi hastalığıydı. Düzenli bir eğitim hayatı olmadı; son olarak Vefa Lisesi’ni bırakmak zorunda kaldığı bilinir. Her ne kadar geçerli bir diploması olmasa da kendisiyle yapılan mülakatlarda başarılı olarak dört yıl boyunca çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı; Rehber-i İttihad mektebine öğretmen olduğunda yalnızca 15 yaşındaydı. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra gazeteciliğe geçiş yaptı ve 43 yıllık yazarlık hayatı başlamış oldu. Bu süreçte Cumhuriyet, Milliyet, Son Havadis, Tasvir-i Efkâr, Tercüman gibi gazetelerde görev aldı ve daha sonra ağabeyi İlhami Safa ile 1917- 1918 yıllarında Yirminci Asır gazetesini, 1936 yılında ise Kültür Haftası dergisini çıkardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Namıdiğer Server Bedi” title_font_size=”13″]

    Sanat, edebiyat, felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi değişik alanlarda kalemini adeta bir mızrak gibi kullanan Peyami Safa, “Server Bedi” takma adıyla pek çok esere imza attı, özellikle polisiye romanları büyük tirajlara ulaştı. Takma adla kaleme aldığı polisiye romanların en önemli kahramanı Cingöz Recai o kadar popüler oldu ki bir süre sonra 10 kitaplık bir seri haline getirildi hatta daha sonra beyaz perdeye uyarlandı. Peyami Safa’nın en ünlü eserlerinden bir diğeri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’dur. Kitapta genç bir hasta çocuğun psikolojisi anlatılır. Çocukluğunun büyük bir kısmını iltihap kapan sağ kolunun kesilmesi endişesiyle geçen Peyami Safa’nın hayatından izler taşıyan kitap, yazarın bir nevi çıkış romanıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âdem Baba ile dert dinleme köşesi” title_font_size=”13″]

    Bir yanda öğretmenlik, bir yanda gazetecilik ve roman yazarlığı derken onlarca rengi yelpazesinde barındırmayı başaran Peyami Safa’nın en ilginç denemelerinden biri “dert dinleme köşesi” olmuştur. Haftalık olarak yayımlanan Yeni Hayat isimli dergide, Âdem Baba takma adıyla insanların derdini dinleyerek mektuplarını cevaplamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” Peyami Safa’nın eserleri” title_font_size=”13″]

    Peyami Safa’nın hayatı, yoksulluk ve hastalıklarla geçmiş olsa da bu kötü tecrübeler, eserlerine ilham oldu. Gençliğimiz, Siyah Beyaz Hikâyeler, Ateş Böcekleri, İstanbul Hikâyeleri, Sözde Kızlar, Mahşer, Canan, Yalnızız, Biz İnsanlar, Cumbadan Rumbaya gibi onlarca eseri bizlere kazandırdı.  Peyami Safa’nın hayatının dönüm noktası oğlu Merve’nin vefatı oldu. Oğlunun, tam olarak teşhis edilemeyen bir hastalık nedeniyle vefatının ardından yalnızca dört ay dayanabildi ve 15 Haziran 1961 yılında henüz 62 yaşında hayata gözlerini yumdu.

  • JACK LONDON’IN KİTAPLARINA DA KONU OLAN HAYATI

    Amerikalı ünlü yazar Jack London, özellikle yazdığı kısa ve çarpıcı hikâyeleri ile tanınan bir yazar. Yaşadığı dönemin zorluklarını kendi yaşam hikâyeleri ile harmanlayarak okuyuculara sunan London, yaşadığı maddi ve manevi zorlukları yazarak aşmış, hayatın yükünü edebi eserlere dönüştürmüş usta bir kalem. London’ın eserlerini okurken aslında bir ülkenin bir dönemine şahitlik ederiz. “Vahşetin Çağrısı”, “Beyaz Diş” ve “Martin Eden” gibi eserleri ile edebiyat dünyasına sayılı eserler kazandırmış London’ın zorlu geçen hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    12 Ocak 1876’da San Francisco’da dünyaya gelen ve tam ismi “John Griffith Chaney” olan Jack London’ın annesi müzik öğretmeni, babası ise o dönem için enteresan bir meslek olan astrologdur. Annesi ve babası resmî olarak evli olmayan London, annesinin doğumdan sonra yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle bir süre için eski bir köle olan Virginia Prentiss’e emanet edilir. Daha küçücük bir bebekken bakımını üstlenen bu Afrika kökenli bakıcının Jack London’ın hayatında önemli bir yeri olur. Sağlık sorunlarını atlattıktan sonra minik bebeğini himayesine alan anne Flora, Amerikan İç Savaşı gazisi John London ile evlenir ve birlikte yaşamaya başlarlar. Evde isimlerin karışmaması için bebek John’un ismi Jack olarak değiştirilir. Bu dönem iki kız kardeşi dünyaya gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yerel kütüphanelerde kitap okuyarak kendini geliştiren London, bu kütüphanelerden birinde okuduğu Ouida’ya ait, eğitimsiz bir İtalyan köylü çocuğun opera bestecisi olarak ün salmasını anlatan kitabı “Signa”dan çok etkilenir. Kendi hedeflerine ulaşmak için bu kitaptan ilham alan genç London, 1889’da, günde 12 saatten fazla çalıştığı konserve fabrikasından kurtulmak için süt annesinden borç para alır. Bu para ile eski durumda olan, iki direkli küçük bir istiridye teknesi satın alan London, bir süre denizlerde çalışır ancak çok değil birkaç ay sonra bu hayali de suya düşer. Yelkenlisinin tamir edilemeyecek düzeyde hasar almasından sonra ‘Kaliforniya Balık Devriyesi’ne katılır. Bu dönemde yaşadıklarını ilerleyen yıllarda “İstridye Korsanları” kitabında kaleme alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir süre balıkçı teknelerinde çalışan ve Japonya sahillerine kadar giden London, 1893’teki ekonomik krizden, ülke içindeki iç huzursuzluklardan ve en önemlisi ağır iş koşullarından dolayı artık çalışmaz. Sokaklarda yaşayan ve zor günler geçiren London, karıştığı bir olay yüzünden 30 gün hapis yatar ve ileride hapishanede geçirdiği bu zamanları “Yol” kitabında anlatır. Denizcilikten ve serserilikten iki kitap çıkaran London, bir süre sonra Oakland’da lise eğitimine başlar. Okul gazetesinde yazıları yayımlanan genç yazarın “Japonya Kıyısını Vuran Tayfun” hikâyesi, denizcilik deneyimlerinin âdeta meyvesi olur. Berkeley Üniversitesinde eğitim almayı çok isteyen yazar, bir senesini çokça ders çalışarak geçirir ve istediği okula girmeyi başarır. Ancak ekonomik nedenlerden ötürü hiçbir zaman mezun olamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1897’de para kazanmak amacıyla kayınbiraderi ile altın avına başlayan Jack London, altın madenleri ile ünlü Kanada’daki Klondayk’a gider. İlk başarılı öykülerini burada kaleme almaya başlayan London’a, ne yazık ki Klondayk sağlık açısından aynı şansı getirmez. Altın çıkarma işinde çalışan pek çok madenci gibi iskorbüt hastalığına yakalanan London, dört dişini kaybeder, derin fiziksel acılar çeker. Bir cizvit papazının yardımıyla sağlığına tekrar kavuşan London’ın bu acı dolu anıları “Ateş Yakmak” adlı eserinde de anlatılmaktadır. Bir sene sonra tekrar Okland’a dönen yazar için artık yazdığı kitapları bastırmaya çalıştığı bir dönem başlar. Bu mücadelesi ise London’ın en etkileyici eserlerinden olan “Martin Eden” kitabında detaylı bir şekilde kaleme alınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Jack London’ın yayımlanan ilk öyküsü “Yoldaki Adam” olur. Yayınevinin yazara beş dolar ödemesi neredeyse hayalini kurduğu yazarlık kariyerinden vazgeçmesine sebep olacakken, o dönem düşük maliyetli dergi üretimine olanak veren yeni basım teknolojilerinin çıkmasıyla ve bu dergilerin büyük ilgi görmesiyle “Vahşetin Çağrısı” hikâyesi için 40 dolar ödeme alır ve mesleğine sıkı sıkı tutunur. 20. yüzyılın başlarından itibaren yazarlıktan ciddi paralar kazanmaya başlayan London, kazandığı paralar ile 15 bin kitaptan oluşan bir kitaplık oluşturur. Yazmak kadar okumaktan da keyif alan London, 1900’de, “Kurdun Oğlu” kitabının yayımlandığı gün, Bess Maddern ile evlenir. İki çocukları olan çift, evliliklerinin dördüncü yılında boşanır ve London, bir sene sonra ikinci evliliğini yapar. 1910’da ücra bir noktada çiftlik hayatı yaşamaya başlayan yazar, kitaplarından elde ettiği kazancı çiftliği büyütmek ve çiftliğin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kariyeri boyunca birçok kez intihalle suçlanan Jack London, gazete haberlerinden ve okuduğu kitaplardan ilham aldığını hiçbir zaman inkar etmez. Dostuna yazdığı bir mektupta “İfade etmek icat etmekten daha kolaydır…” diyen London, 22 Kasım 1916’da çiftliğinde hayata veda eder. Ölümü, yaşamı kadar sansasyonel olur. Kimi kaynaklarda üremi hastalığından öldüğü belirtilirken kimi kaynaklarda da intihar ettiği yazılır. Jack London’ın külleri, Kaliforniya’da bulunan ve günümüzde “Jack London Devlet Tarih Parkı” olarak anılan çiftliğine gömülür. Çok sade olan mezarı çitlerle örülüdür ve sadece yosun tutmuş bir kaya parçası bulunmaktadır.

  • 8 Madde ile Geleneksel Altın ile Süsleme Sanatı Tezhip

    8 Madde ile Geleneksel Altın ile Süsleme Sanatı Tezhip

    Anadolu’ya Selçuklular ile gelen, Osmanlılar döneminde geliştirilen geleneksel Türk el sanatlarımızdan biri de tezhip… Günümüzde ise pek çoğu gibi yaşatılmaya çalışılanlar arasında… Zaman zaman karşılaştığınız eserlerde, altın, gümüş simlerle bezeli süslemeler gördüğünüzde tezhip sanatının bir örneği ile karşı karşıya olduğunuzu anlayabilirsiniz belki ama bu ince sanatı biraz daha yakından tanımak için 8 maddelik listemizi gözden geçirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çoğumuz için tanıdık bir kelime olmayan “tezhip”, Arapça “zeheb” kökünden türetilmiş ve altınlama, altın ile süsleme anlamına geliyor. Bu sanatın kadın sanatkârlarına müzehhibe, erkek sanatkârlarına müzehhip deniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tezhip, samur kılından yapılan fırçalar, altın, boya, bitkisel jelatin, mühre gibi malzemeler yardımıyla yapılıyor. Eskiden kök ve toprak boyayı kendisi hazırlayan müzehhipler bugün çeşitli hazır boyalar kullanabiliyorlar. Temin ettikleri varak altını inceltmek için “ezme” adı verilen işleme tabi tutuyorlar ve jelatin ile kıvamını ayarlıyorlar. Hatta altının ayar derecesine göre farklı tonlamalar da elde edebiliyorlar. Mühre ise altın üzerinden boya görüntüsünü almak ve parlaklık vermek için kullanılan malzemeye deniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Desen üzerine kurulu olan tezhip sanatında, desenler öncelikle motiflerle oluşturuluyor ve bu kültürde yüzyıllar içinde oluşmuş bir motif zenginliği bulunuyor. Geometrik motifler, natüralist bitki motifleri, rumi, hatayi, yaprak, palmet, lotus, zencerek, bulut, münhani gibi isimleri olan motifler kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tezhiple bezenmiş eserlerdeki renk yoğunluğuna bakarak ait olduğu dönemi anlamak mümkün diyebiliriz, çünkü farklı dönemlerde farklı renklerin kullanımı tercih edilmiş. Örneğin Selçuklularda altın, mavi ve kızıl kahve daha yoğun kullanılırken, Fatih döneminde mavi, beyaz, yeşil, siyah, turuncu renklerine ağırlık verilmiş. 17. yüzyılın hâkim rengi ise altın olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tezhip sanatının özellikle yazma eserlerde görebileceğimiz türleri bulunuyor. Ama elbette her sanatkâr, zahriye sahifeleri, serlevhalar, sure başları, hatime sahifeleri, ayetler aralarında bulunan duraklar, aşır gülleri gibi türleri uygularken kendi üslubuyla farklılık yaratabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tezhip eserlerine bir kez bakıldığında oldukça sabır ve emek isteyen bir iş olduğunu anlamak güç değildir. Hatta sanatkârlarının tahrir çekerken, yani yazıların ve yaldızların etrafına mürekkepli fırça ile ince çizgi çekerken sık sık nefeslerini tuttuklarından, bundan sebeptir ki uzun da yaşadıklarından söz edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eskiden çoğunlukla el yazması kitaplar, fermanlar üzerinde kullanılan sanat bugün mimari alanlarda, mobilyalarda, eşarp, kravat gibi kumaşlar üzerinde kendini göstermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde tezhip sanatının öğretildiği Şark Tezyini Sanatlar Mektebi 1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlandı ve hala ülkemizdeki Güzel Sanatlar Fakültelerinin Geleneksel Türk Sanatları bölümünde tezhip eğitimleri verilmektedir.

  • SABIR TAŞI OLMUŞ DÜŞÜNÜRLER

    Sabır, diğer bir ismiyle dayanç, zor koşullar altında umudu ve metaneti kaybetmeme duygusuna verilen isimdir. Olgunluğun en önemli göstergelerinden biri olan sabredebilme duygusu, şartlar ne kadar zor olursa olsun, bu zorlu şartlarda kızgınlık ve öfke duyguları olmadan hedefe ulaşmamızı sağlar. Güçlü bir iradeyi gerektiren sabır duygusu ile ilgili ünlü düşünürlerin söylediği sözleri okuyucularımız için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • SİNEMASIYLA YÜZLERİ GÜLDÜREN YÖNETMEN: ERTEM EĞİLMEZ

    SİNEMASIYLA YÜZLERİ GÜLDÜREN YÖNETMEN: ERTEM EĞİLMEZ

    Dram türünde filmler de yönetti ama çoğunluğu oluşturan komedi ve romantik komedi filmleri ile tüm ülkenin yüzünü güldüren bir yönetmendi Ertem Eğilmez. Hatta Münir Özkul, Kemal Sunal, Ayşen Gruda, Zeki Alasya ve Metin Akpınar gibi özel isimlerle onun sineması sayesinde tanışıp kaynaşabildik. İşte Türk Sineması’nın ünlü yönetmeni, 1929-1989 yılları arasında yaşamış Ertem Eğilmez’in adımız gibi bildiğimiz filmlerinden bazıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    halit akçatepe, tarık akan

    Hababam Sınıfı’nın yakışıklısı Damat Ferit’in adının, Ertem Eğilmez’in kaybettiği oğlu Ferit’ten geldiğini biliyor muydunuz? Usta yönetmen oğlunu bu şekilde yaşatmak istemişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ayşen gruda

    Ertem Eğilmez Arzu Film’in kurucularındandı ve aile filmlerinin başyapıtlarından olan Gülen Gözler’de de hem yönetmen hem yapımcıydı. Yeşilköy’de çekilen film 1977 yılında seyirciyle buluşmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kemal sunal

    Arzu Film’in komedi yapımları genellikle Simenoğlu Köşkü’nde çekilirdi. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani isimli romanından sinemaya uyarlanan Süt Kardeşler filmi de bu köşkte çekilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    münir özkul, tarık akan, zeki metin

    Eğilmez’in yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendiği filmden biri de Mavi Boncuk’tu. Film, 1975 yılında vizyona, 1980’de televizyon ekranlarından evlerimize girerek gönüllerimizi fethetmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şener Şen ve İlyas Salman’ın oyunculuklarıyla zihnimize yer eden Banker Bilo filminde yine yönetmen ve yapımcılığı üstlenmişti Ertem Eğilmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    zeki alasya

    Zeki Alasya’nın senaryosunu yazdığı Köyden İndim Şehire filmi de Ertem Eğilmez’in yönettiği ve hepimizin gönlünde taht kuran kült komedi filmlerinden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    tarık akan, halit akçatepe

    Çektiği komedi filmlerinden sonra Tarık Akan ve Halit Akçatepe’ye rol verdiği drama filmi Canım Kardeşim için kolları sıvamıştı. Halit Akçatepe kendisine çekincelerini söylediğinde, “Film gösterime girdiğinde, salonda yalnız ben, sen ve Tarık olacağını bilsem bile yine de çekeceğim filmi…” dediği biliniyor.

  • OXFORD SÖZLÜĞÜ’NÜN SEÇTİĞİ KELİMELER

    Günlük hayatımızda yer edinip yeni kelimeleri belirleyen Oxford Sözlüğü, her yıl en çok ilgi görmüş olan bir kelime ya da terimi ‘Oxford Sözlükleri Yılın Kelimesi’ olarak ilan ediyor. Seçilen kelime ya da terimin o yıl dolaşıma girmiş olması şart değil ama İngilizce konuşan dünyanın ruh hâli ve endişelerini yakalaması gerekiyor. Yazımızda sözlüğün seçtiği popüler kelimeleri okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türkçe telaffuzla “goblin modu”, bireyin toplumsal kalıp ve normlarını reddederek kendi imajını çok da önemsemeden hazcı ve dağınık bir yaşam sürmesidir. “Gobline mode”, Kanye West’in sevgilisinin ünlü rapçi hakkında bu kalıbı kullanmasından sonra popüler hâle geldi ve Oxford Sözlüğü, 2022’nin kelimesini “gobline mode” olarak açıkladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “İklim krizi” anlamına gelen “climate emergency”, 2019 yılının kelimesi oldu. Bir önceki seneye oranla internet aramalarında %10.789 artan kelime ayrıca günlük konuşma dilinde de sıkça kullanılıyor. Oxford Sözlüğü aynı zamanda iklim krizi ifadesini, “İklim değişikliğinin sebep olacağı geri döndürülemez hasarı durdurmak veya azaltmak için acil bir şekilde harekete geçilmesi gereken durum” olarak tanımladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    2018’in kelimesi “toxic”, zehirli anlamına geliyor. Kelimenin seçilme sebebi ise bir önceki sene internet aramalarında kelimenin %45 oranında artması oldu. İnsanlar artık bu durumu birçok olay, kişi ve ilişkiler için kullanır durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İngilizce anlamı yer sarsıntısı olan “earthquake” kelimesi ve gençlik anlamına gelen “youth” kelimesinin birleşmesiyle türetilen “youthquake” terimi; gençlerin hareketlerinden veya toplum içerisindeki nüfuzundan kaynaklanan önemli kültürel, siyasi veya sosyal değişiklikleri tek bir kelime ile anlatmak için kullanılıyor. Oxford Sözlüğü yazarları 2016-2017 yılları arasında kelime kullanımının beş kat arttığını belirterek 2017’nin kelimesini “youthquake” olarak açıkladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2016’nın kelimesi, hislerin hakikatlere baskın çıkması durumunu ifade eden “post-truth” oldu. “Hakikat sonrası” kavramının geçen on yıl içinde dolaşıma girdiğini belirten Oxford Sözlüğü, post-truth kelimesini bir sıfat olarak tanımladı. “Tarafsız gerçeklerin, kamuoyu fikrini etkilemede duygulara ve kişisel inançlara cazip gelen şeylerden çok daha az etkili olması durumuyla ilgili olması” anlamına gelen kelimenin kullanımının artmasının nedeni ise Birleşik Krallık’ta gerçekleştirilen Avrupa Birliği referandumu ve ABD başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın seçilmesi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ruh halimizi ya da duygularımızı ifade etmemizi sağlayan emojiler sanal evrende başlı başına bir dil oluşturmuş durumda. Oxford Sözlüğü, 2014-2015 yılları arasında gülmekten gözünden yaş gelen surat ifadesinin Twitter’da en çok kullanılan emoji olduğunu açıkladı. Bu emoji ve emojiye karşılık gelen “emoji tears of joy” kalıbı da haliyle yılın ifadesi olarak seçildi. Böylelikle Oxford Sözlüğü her yıl seçtiği kelimelere 2015’te bir de emoji eklemiş oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2013’ün kelimesini seçerken hiç zorlanmayan sözlük artık hem sosyal medyada hem de gündelik hayatta ağzımızdan düşmeyen “selfie” kelimesini yılın kelimesi olarak açıkladı.  “Twerk” ve “Bitcoin” gibi yılın diğer popüler kelimelerini geride bırakan selfie kelimesinin kullanımı geçen yıla oranla %17.000 artış gösterdi. Kendi fotoğrafını çekmek anlamına gelen selfie’yi ilk kez 2002’de Avustralyalı bir forum sitesi, kendi fotoğraflarını çeken insanlar için kullandı ve hızla popüler hâle geldi.