Kategori: Kültür/Sanat

  • 6 resimli tasvirle aşık veysel’in uzun ince bir yoldayım türküsü

    6 resimli tasvirle aşık veysel’in uzun ince bir yoldayım türküsü

    1894’te Şarkışla’da dünyaya gelen Âşık Veysel elinde sazı, tertemiz kalbiyle Anadolu topraklarını arşınladı. Duru ve anlamlı sözleri, dokunaklı müziğiyle bu toprakların sakinlerinin kulak pasını aldı, gönül gözlerini açtı. Âşık Veysel hep yollardaydı, şimdi 129. doğum gününde O’nu Uzun İnce Bir Yoldayım türküsü eşliğinde derin bir saygıyla anıyor, her dinleyenin içinde yer eden bu türküyü, resimli tasvirlerle huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Uzun İnce Bir Yoldayım
    Gidiyorum Gündüz Gece
    Bilmiyorum Ne Haldeyim
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyaya Geldiğim Anda
    Yürüdüm Aynı Zamanda
    İki Kapılı Bir Handa
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uykuda Dahi Yürüyom
    Kalmaya Sebep Arıyom
    Gidenleri Hep Görüyom
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kırk Dokuz Yıl Bu Yollarda
    Ovada Dağda Çöllerde
    Düşmüşüm Gurbet Ellerde
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Düşünülürse Derince
    Uzak Görünür Görünce
    Bir Yol Dakka Miktarınca
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şaşar Veysel İş Bu Hale
    Kah Ağlaya Kahi Güle
    Yetişmek İçin Menzile
    Gidiyorum Gündüz Gece

  • Türk Sinemasının En Fedakâr 10 Annesi

    Türk Sinemasının En Fedakâr 10 Annesi

    Annelerimizin hayatımızdaki ve kültürümüzdeki yeri Türk Sineması’na da yansımıştır. İşte hepimizin ilk sırdaşı, kıymetlisi, yufka yüreklisi olan annelerimizi beyaz perdeye taşıyan 11 sinema karakteri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zil Çaldı Çocuklar” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yeşilçam

    Hababam Sınıfı’nın bir tanecik annesi Hafize ana, anne sevgisinden uzak olan kuzucuklarına koşulsuz sevgi ve şefkat gösterir, gerekirse onlar için kılıktan kılığa girer, hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevgi Neydi?” title_font_size=”13″]

    Bir Yeşilçam klasiği olan Selvi Boylum Al Yazmalım’da Türkan Şoray’ın canlandırdığı Asya, bize sevginin emek olduğunu öğretmiş, kocasının kendisini bebeğiyle bırakıp gitmesinin ardından yılmamış, oğlunu tek başına büyütmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Annelerin Sultanı ” title_font_size=”13″]

    Yoksulluk içindeyken dört çocuğunun yanı sıra bir köpeğe bile bakacak kadar fedakâr anne olan gönüllerin sultanı Türkan Şoray, fedakârlıkları en unutulmaz annelerimizden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üç Haylazın İyi Kalpli Annesi” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’nın en popüler temalarından biri olan sert baba – yufka yürekli anne ikilisinin harika bir örneğini “Ah Nerede” filminde Hulusi Kentmen ve Şükrüye Atav’dan izleriz. Şükrüye Atav bize her haylazlığımızda kollayan annelerimizi anımsatır, içimizi ısıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neşeli Günler’in Sıdıkası” title_font_size=”13″]
    vecihi

    Kızını, hayırsız Ziya’dan korumak için çırpınan dul anne Sıdıka, çocuğunu kendinden çok düşünen fedakâr annelerimize mükemmel bir örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gülen Gözler’in En Güzeli” title_font_size=”13″]

    Adile Naşit’in canlandırdığı, kızları için her şeyi yapan fedakâr anne Nezaket Hanım, eşine küçük oyunlar oynar ve hep istediğini elde eder. Tüm kızlarıyla ayrı ayrı ilgilenir ve kızının düğünü için evini ipotek ettirebilecek kadar da fedakârdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toprak Ana: Zeliha” title_font_size=”13″]

    Kocasının ölümünden sonra çocukları için yaşamaya devam eden köylü güzeli Zeliha’yı Fatma Girik canlandırır. Zeliha anne, evlatlarını tüm dünyaya karşı gerekirse ağaya karşı bile korur. Her izleyişimizde bizleri duygulandıran filmde, bir annenin evlatları için tek başına verdiği mücadeleye şahit oluruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılın Annesi” title_font_size=”13″]

    Yavrularım filminde Hülya Koçyiğit’in canlandırdığı Seher karakteri kanser olmasına rağmen dişini tırnağına takar ve çocuklarının geleceği için çırpınır. Bu çabaları yılın annesi seçilmesini sağlar ama o bunu hiçbir zaman öğrenemez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”100 Numaralı Adam’ın Annesi” title_font_size=”13″]

    Şaban’ın şefkatli annesi Leman Akçatepe beceriksiz oğlunun her başarısızlığında onun ardında durmaya devam eder. Şaban da fedakâr annesini saraylarda yaşatmak için hiçbir zorluktan çekinmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kıymeti Bilinmeyen En Fedakâr Anne” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yıldız kenter

    Onun için hizmetçilik bile yapsa kızına yaranamayan Fatma anneyi Yıldız Kenter canlandırır. Değer bilmez kızı, onun kendisi için yaptığı fedakârlıkları ancak annesi ölünce anlar. Ve her izlediğimizde fedakârlık tanımı Fatma anneyle yeniden can bulur.

  • İTALYA’NIN 2000 YAŞINDAKİ MİMARİ SEMBOLÜ: KOLEZYUM

    İtalya’nın Roma şehrinde yer alan Kolezyum, yaklaşık 2000 yaşında fakat ilk dönemlerini saymaz isek, bugünkü önemine son asırda kavuşmuş. Çünkü ancak 1900’lerde yapılan kazılarla yapının sistematiği ortaya çıkarılmış ve zamanla turizme kazandırılmış. İçinde yaşananlar hakkında film senaryoları bile yazılan Kolezyum’u biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Burası 55 bin seyirci kapasiteli bir arena, yani 2000 yıl kadar önce öyleymiş. O dönem insanlar, tiyatro oyunları, çeşitli tören gösterileri ve gladyatör dövüşlerini seyretmek için arena tribünlerini doldururmuş. Rivayet o ki dövüşler MS 5. yüzyılda yasaklanınca arenanın popülerliği bir hayli azalmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yapımına, MS 72 yıllarında Flavius Hanedanlığı’nın krallarından Vespasian tarafından başlanan, fakat ömrü vefa etmediği için MS 80 yılında oğlu Titus tarafından tamamlanan arenanın orijinal adı ise Flavium Amfitiyatrosu olarak geçmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kolezyum’un (İtalyanca: Colosseo) adını ise arenanın yakınında bulunan İmparator Neron’un 30 metre yüksekliğindeki “Colossus” isimli heykelinden aldığı ifade ediliyor. Buna göre, “Colossus yakınındaki arena” olarak tarif edilen amfitiyatro zamanla Kolezyum ismini almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Elips şeklindeki Kolezyum’un çevre uzunluğu 527 metredir. Toplam 4 katlı olan yapının dış duvar yüksekliğinin ise ortalama 50 metre olduğu belirtiliyor. 24.000 m2’lik alanı kapsayan yapı, her katta 80, toplamda 240 kemere sahiptir. Dolayısıyla 80 farklı girişi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    100.000 m3’ten fazla traverten taşının 300 ton demir kıskaçla bir arada tutulduğu Kolezyum’da sütunlar önemli bir yere sahiptir. Fakat kat kat değişen dor, iyon ve korint sütunlar taşıyıcı olmaktan çok dekoratif amaçlı kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kolezyum’un en popüler olduğu dönemlerde her katı farklı statülerdeki kişilere ayrılır, o katlara da fiyatına göre belirlenmiş numaralı biletlerle girilirmiş. Oturma düzeni bulunmayan çatı katı ise kölelere izin verilen izleme alanıymış. 360 derecelik en güzel manzaranın da burası olduğu söylenmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kolezyum yüzyıllarca âtıl kalmış, 16. ve 17. yüzyıllarda fabrikaya dönüştürülmesi ya da boğa güreşleri için kullanılması bile düşünülmüştür. Hatta taşlarının bir kısmı sökülüp başka inşaatlarda kullanılmıştır. Günümüzde ise İtalya’nın en çok turist ağırlayan yapılarının başında gelmektedir.

  • CLAUDE MONET’NİN HAYAT HİKÂYESİ VE ÜNLÜ ESERLERİ

    19. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan izlenimcilik akımının kurucularından olan Claude Monet, ürettiği eserlerle resim sanatına farklı bir boyut kazandırdı. Dönemin sanatçıları tarafından yaptığı eserler için büyük eleştirilere maruz kalan Monet’nin yaşamını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1845’te Paris’te dünyaya gelen Monet’nin babası esnaf, annesi ise sanatçıdır. Beş yaşındayken ailesi ile birlikte Normandiya’ya taşınan Monet, çizdiği kara kalem karikatürlerini satarak daha altı yaşındayken para kazanmaya başlar. Annesinin de motivasyonu ile sanatla iç içe geçen gençlik yıllarında, açık havada resim yapan ilk Fransız ressam, Eugene Boudin ile tanışır; Boudin’den yağlı boya kullanmayı ve farklı resim teknikleri öğrenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    16 yaşındayken annesini kaybeden Monet, okuldan ayrılır ve teyzesinin yanında yaşamaya başlar. Duygusal günlerinden sıyrılmak için dünyanın en büyük modern sanat eserlerinin bulunduğu Paris’teki Louvre Müzesi’ni ziyaret eder ve burada pek çok ressamın eski ustaları taklit ettiğini görür. Vaktinin çoğunu dışarıda gezinerek ve gördüğü etkileyici manzaraları resmederek geçiren Monet, ileride empresyonist yani izlenimcilik akımının temsilcisi olacak ressamlarla arkadaş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1861’de, 16 yaşındayken, yedi yıllık bir sözleşme ile orduya katılan Monet teyzesinin yoğun ısrarıyla görevinden ayrılır ve Paris’teki üniversitede sanat eğitimi almaya başlar. Fakat okuldaki geleneksel resim anlayışı bu genç sanatçıyı hayal kırıklığına uğratır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Üniversite yıllarında Alfred Sisley, Frederic Bazille ve Pierre-Auguste Renoir ile tanışır ve sık sık birlikte resim yaparlar. Işığın açık havada oluşturduğu etkiyi, tuvale seri fırça darbeleri ile parçalanmış renkler şeklinde yansıtan teknikte eserler üreten bu arkadaş grubu empresyonizm (izlenimcilik) akımının kurucusu olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1866’da tanınmasını sağlayan tablo, “Camille” ya da diğer adıyla “Yeşil Elbiseli Kadın” olur. Camille, ileride Monet’nin eşi, iki çocuğunun annesi ve birçok eserinin de modeli olacaktır. Resim kariyeri iyi gitmeye başlamasına rağmen girdiği bir buhran sonucu 1868’de Seine Nehri’ne atlayarak intihar etmeyi dener ancak başarılı olamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1870’te başlayan ve bir sene süren Fransa-Prusya Savaşı’nda İngiltere’ye sığınan Monet, ünlü İngiliz ressamlardan ilham alır ve yenilikçi buluşlara imza atar. Aynı sene Camille ile evlenir ve 1878’de Fransa’ya geri döner. Çocukluğunun geçtiği kente geri dönen sanatçı, Le Havre’daki bir manzarayı resmeder. “İzlenim: Gün Doğumu” isimli bu resim, Monet’nin izlenimcilik akımına adını veren eser olur. 1874’te Paris’te bir galeride sergilenen bu resimde kullanılan sisli hava ve sislerin ardından yayılan gün ışığı, Monet’nin eserlerinin teknik temelini oluşturur. Bu eser, Paris’teki Marmottan Monet Müzesi’nde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1873’te ailesiyle Seine Nehri kıyısında bir köye yerleşen Monet, en çok tanınan eserlerini de burada üretir. Bir sene sonra Cezanne, Sisley, Renoir gibi izlenimci ressam arkadaşları ile başarısız bir sergi açan Monet’nin bu dönemden sonra yaptığı eserleri hayatının başka hiçbir döneminde olmadığı kadar koyulaşır, kasvetli bir hâl alır. 1876’da iş insanı ve koleksiyoner Ernest ve Alice Hoschedé çifti ile tanışan Monet, yeni tanıştıkları çiftin evine sipariş resimler yapar, ailesini de yanına alarak Hoschedé çiftinin evinde yaşamaya başlar. Uzunca süren iş ve arkadaşlık ilişkileri, Ernest’in iflas ederek Belçika’ya kaçması ve Monet’nin çok sevdiği eşi Camille’in ikinci çocuğunun doğumundan hemen sonra yakalandığı tüberkülozdan ölmesiyle farklılaşır. Ölüm döşeğinde son kez resmettiği Camille’in 1879’daki vefatından sonra Monet, 1892’de Alice Hoschedé ile evlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1883’ten 1908’e kadar Akdeniz’i dolaşan ve pek çok resim yapan Monet, İtalya ve Londra’da çok beğenilen sergiler açarak dikkatleri üzerine çeker. “Charing Cross Köprüsü” ve “Parlamento” resimleri, eserleri arasında en dikkat çekici resimler olur. Paris yakınlarındaki evinde geçirdiği zaman içinde ise su bahçeleri üzerine yoğunlaşıp suyun gözlemleyebildiği her halini defalarca resmeder. Bu eserler ‘Su Zambakları’ serisi olarak bilinir. 60’lı yaşlarında katarakt olan Monet’nin bu dönem ürettiği eserler hastalığının sonucu kırmızı ton ağırlıklıdır. 5 Aralık 1926’da 86 yaşında akciğer kanseri nedeniyle hayata veda eden Monet’nin mezarı, Paris yakınlarındaki Giverny Kilisesi’ndedir.

  • UNESCO’nun Yaşayan Miras Listesine Giren 14 Kültür Değerimiz

    UNESCO’nun Yaşayan Miras Listesine Giren 14 Kültür Değerimiz

    UNESCO yani Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim Kültür Kurumu, dünyanın dört bir yanındaki kültürel miras değerlerini araştırır ve korunması gerektiğine kanaat getirdiklerini her sene güncellenen UNESCO Yaşayan Miras Listesi’ne dahil eder. Kültürel miras, atalarımızdan miras aldığımız ve nesilden nesile aktarılan sözlü gelenekler, gösteri sanatları, ritüeller, şölenler, toplumsal uygulamalar, doğa ve evrenle ilgili uygulamalar veya el sanatları üretmek için kullanılan beceriler gibi gelenekleri veya yaşayan ifadeleri kapsar. Türkiye zengin kültürel mirasıyla bu listede önemli bir yer tutar ve bizleri gururlandırır. UNESCO Yaşayan Miras Listesi’ne giren 14 değerimizi sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Meddahlık Geleneği” title_font_size=”13″]
    türk halk gelenekleri

    Halkın toplandığı yerlerde bir hikayeyi canlandırarak anlatan kişiye meddah denir. Meddah anlattığı hikayedeki tüm karakterleri ses tonu, jest ve mimiklerle canlandırır. Bu hikayeler, konusunu masallar, destanlar ve efsanelerden alır, böylece sözlü edebiyat geleneğine mükemmel bir örnek oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mevlevi Sema Töreni” title_font_size=”13″]

    Mevlevî Semâ Töreni, Allah’a ulaşma yolunun derecelerini sembolize eden, içinde dini öğe ve temalar barındıran, ayrıntılı kural ve niteliklere sahip tasavvufî bir törendir. Tören, ilahilerle başlar ve semazenlerin gösterisi ile son bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karagöz ve Hacivat” title_font_size=”13″]
    unesco yaşayan miras listesi

    Karagöz ve Hacivat, Türkiye’ye has, taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan bir gölge oyunudur. Karagöz oynatıcısına kurgusal ya da hayalbaz denir. Karagöz, özellikle Ramazan’da ve sünnet düğünlerinde oynatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nevruz” title_font_size=”13″]
    ateşten atlamak

    Kuzey Yarım Küre’de ekinoksun yaşandığı yani baharın başladığı gün olan Nevruz’un 2. yüzyıldan beri kutlandığı düşünülmektedir. Sadece Türkiye’de değil, diğer Türk Cumhuriyetleri’nde de önemli bir kültürel değer olan Nevruz gününde baharın başlaması büyük şenlikler eşliğinde kutlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geleneksel Sohbet Toplantıları” title_font_size=”13″]

    Halk kültürünün önemli bir parçası olan geleneksel sohbet toplantılarında, müzik, sohbet ve edebiyat bir araya gelir. Sözlü edebiyatın müzikle birleştiği bu kültürel zenginliğin en güzel örneklerinden biri Şanlıurfa’dan Sıra Geceleri’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kırkpınar Yağlı Güreşleri” title_font_size=”13″]

    Her sene Haziran ayının sonunda Edirne’de düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde pehlivanlar er meydanına çıkar ve başpehlivan olmak için güreşirler. Güreş sporunun sadece Türkiye’de görülen bir örneği olan Kırkpınar Yağlı Güreşleri yerli yabancı sporseverlerin ilgisini çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geleneksel Tören Keşkeği” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da özellikle düğünlerde ve törenlerde yapılan keşkek et ve yarma buğday ile hazırlanan geleneksel bir Türk yemeğidir. Keşkeğin bir ritüeli andıran yapımı neredeyse iki gün sürer, bu geleneksel lezzetin hazırlanmasına ailenin erkekleri de katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mesir Macunu Festivali” title_font_size=”13″]

    41 çeşit baharat ve şifalı ottan oluşan mesir macunu ilk kez Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan hastalandığında ünlü hekim Merkez Efendi tarafından kullanılmıştır. Günümüzde her sene 21-24 Mart tarihleri arasında Manisa’da kutlanan Mesir Macunu Festivali’nde halka mesir macunu dağıtılır, halk oyunları oynanır ve Ayşe Hafsa Sultan’ın iyileşmesi canlandırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk Kahvesi ” title_font_size=”13″]

    Türk kahvesi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Pişirilmesi ve sunumu ile diğer kahve çeşitlerinden ayrılan Türk kahvesi özellikle bayram günleri ve kız isteme ritüeli ile özdeşleşmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ebru: Türk Kağıt Süsleme Sanatı” title_font_size=”13″]

    Ebru sanatı, kitreyle yoğunlaştırılmış suyun üstünde, özel hazırlanmış boya ve fırçalarla oluşturulan desenlerin kâğıt üzerine geçirilmesi yoluyla yapılan bir süsleme sanatıdır. Ebru sanatının köklerinin 9. yüzyıla dek uzandığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çini Sanatı” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılara dayanan çini sanatı, genellikle mimari eserlerin, cami, köşk, saray, çeşme, türbe gibi yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılan bir süsleme sanatıdır. Vazo, tabak, sürahi ve çeşitli kap kacaklara işlenen motifler ve renklendirmeler ile oluşan çini eserleri ise iç dekorasyonda kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşıklık Geleneği” title_font_size=”13″]
    unesco yaşayan miras listesi

    Âşıklık geleneği, edebiyat ve müziğin bir araya geldiği özgün bir Türk geleneğidir. Halkın ileri gelenleri olan âşıklar sadece bilgileri ile değil doğruyu ve güzeli hissetme özellikleriyle de saygı görürler. Saz eşliğinde okunan şiirler, cönk denilen defterlerde toplanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Semah ” title_font_size=”13″]

    Alevi ve Bektaşi geleneğinde semah, Cem’in belli bir aşamasında zakirlerin çaldığı ezgiler eşliğinde yapılan dinsel bir törendir. Semah dönmek, Cem ayini içinde yapılan 12 hizmetten biridir ve hem kadınların hem de erkeklerin katıldığı, ayinin önemli bir parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnce Ekmek Yapımı ve Paylaşımı Geleneği” title_font_size=”13″]

    İnce ekmek çeşitlerinin yapımı Azerbaycan, İran, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’de yaşayan halklar arasında yaygın bir gelenektir. Oklava ile açılan yufka, lavaş, katırma ve jupka gibi ince ekmekler imece yöntemiyle hazırlanır, uzun süre dayanması için sac üzerinde pişirilir ve herkese dağıtılır. İnce ekmek yapımı toplumsal dayanışmanın mükemmel bir ifadesidir.

  • ADANA’YA ÖZGÜ KELİMELER

    Ülkemizin en renkli şehirlerinden biri olan Adana, kendine has mutfağıyla Toros Dağları’nın eteğinde oldukça zengin bir şehir. Bu zenginlik, hem tarıma elverişli topraklarından hem çok eski dönemlere dayanan tarihinden hem de özgün kültüründen kaynaklanıyor. Kebabın ve sıcağın başkenti Adana’ya yolunuz düştüğünde duyacağınız muhtemel kelimeleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Atıştırmalık yiyecek anlamına gelen eftik, “eftiklenmek” şeklinde kullanıldığında abur cubur yemek manası taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Galan”ı Adanalılar “hadi” anlamında kullanıyor. “Galan gel de gidek!” veya “Galan artık bekle bekle ağaç oldum!” cümlesi bu sözcüğü bilmeyen için anlamlı gelmese de aslında sabrı tükenen kişi için çok şey anlatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bakır sürahi anlamına gelen bocitin “boca etmek”, yani dökmek ifadesini taşıyan sözden türemiş olması muhtemel.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cam ve cam eşyaları tanımlayan cıncık, aynı zamanda bir olayı ya da durumu olumlu yönde betimlemek için de kullanılıyor. Örneğin, yeni temizlenen bir eve bakıp “Cıncık gibi oldu.” diyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tahta kepçe anlamına gelen çöpçe, ilk öğrenilmesi gereken kelimelerin başında geliyor. Yemek yerken “Bir çömçe daha ister misin?” diye sorduklarında artık cevabı biliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Aralık olan kelimenin yerine telaffuz edilen kındırık, yılın son ayı olan aralık ayı için değil, kapının ya da pencerenin aralık kalması durumunda kullanılıyor. Örneğin: “Kapıyı kındırık bırak.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gottik, küçük ve kısa anlamında kullanılıyor. “Aha şu gottik!” denildiğinde etraftaki kısa ve küçük kişinin kastedildiğini artık biliyorsunuz.

  • ÜNLÜ İSİMLERDEN KİTAPLARA DAİR AFORİZMALAR

    Keyifli ve öğretici aktivitelerin başında gelen kitap okumak hem farklı bilgiler edinmemizi hem de bu bilgiler sayesinde farklı bakış açıları geliştirmemizi sağlar. Türü ne olursa olsun her bir kitap bilgi okyanusundaki birer damladır âdeta. Yeni şeyler öğrenmek ve hayatı daha iyi anlamak için kitapların dünyasına açılan kapıdan giren herkes bu tutkuyu kolay kolay terk edemez. Ünlü isimler de kitap okumanın önemine dikkat çekmek amacıyla fikirlerini beyan etmiş, üzerinden geçen onca zamana rağmen gerçekliğini kaybetmemiştir. İşte o sözler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Türk Müziği Arşivinden Besteler

    Türk Müziği Arşivinden Besteler

    Itri’den İsmail Dede Efendi’ye, Hacı Arif Bey’den Münir Nurettin Selçuk’a Klasik Türk Müziği birçok evrelerden geçmiş, Yesari Asım Arsoy, Sadettin Kaynak, Avni Anıl, Refik Fersan gibi bestekârlar sayesinde melodileri günümüze ulaşan binlerce eser üretilmiştir. Biz de okuduğunuzda nağmeleri kulağınıza gelecek tadımlık bestelerle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alâeddin Şensoy, Kadere Bak” title_font_size=”13″]
    alaeddin şensoy
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neveser Kökdeş, Neden Bilmem Bu İptila” title_font_size=”13″]
    neveser kökdeş
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abdullah Yüce, Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Izdırap” title_font_size=”13″]
    abdullah yüce
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Münir Nurettin Selçuk, Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın” title_font_size=”13″]
    mini nurettin selçuk
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alaeddin Yavaşça, Boğaziçi Şen Gönüller Yatağı” title_font_size=”13″]
    alaeddin yavaşça
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ali Şenozan, Beni Bırakıp Burada Gitme Güzeller Güzeli” title_font_size=”13″]
    beni bırakıp burada gitme güzeller güzeli şiiri
  • ORTAYA ÇIKIŞINDAN GÜNÜMÜZE KİNETİK HEYKELİN HİKÂYESİ

    Alışageldiğimiz sanat türlerinden oldukça farklı olan kinetik heykel ya mekanik tasarımından ya da göz yanılması ve ışık oyunlarından dolayı hareket ettiğini düşündüren eserleri tanımlamak için kullanılıyor. Teknik ve sanatın bir araya geldiği kinetik heykellerin detaylarını okuyucularımız için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kinetik sanat, izleyicinin algıladığı hareketleri içeren veya izleyiciye verdiği etki için harekete ihtiyaç duyan bir sanat türüdür; çeşitli teknikleri ve stilleri kapsar. Çok boyutlu hareketi içeren kanvas tablolar kinetik sanatın en eski örnekleri olarak gösterilse de aslında M.Ö. 1000’li yıllarda yaşadığı düşünülen yarı tarihsel yarı mitolojik karakter olan Daidalos, kinetik sanatın bilinen ilk sanatçısı olarak kabul edilir. Daidalos hem mimar hem heykeltıraş hem de her türlü mekanik araçları yapan çok yönlü bir sanatçıdır ve Eflatun’un Menon Diyaloğu’nda geçen canlı heykeller esasen kinetik heykellerin ilk örnekleri kabul edilir. Kinetik heykel, en basit haliyle hareket eden heykel anlamına gelir. Hareketli heykellere genellikle rüzgâr, motor veya gözlemci tarafından güç verilir. Günümüzden yaklaşık 2300 yıl önceki Helenistik Dönem’de İskenderiye Mekanik Okulundaki matematikçi ve mekanikçi Ktesibios, filozof Philon, matematikçi ve mühendis Heron, kinetik heykel türünün öncüleri olmuş; hava ve su gibi doğal yollarla çalışan birçok mekanik alet icat ederek bu sanatın tohumlarını atmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Modern dönemde kinetik kelimesinin güzel sanatlarda ilk kullanımı, 1920’de Naum Gabo ve abisi Antoine Pevsner tarafından hazırlanan “Realist Manifesto”da görülür. 20. yüzyıla damgasını vuran Rus heykeltıraş Naum Gabo, konstrüktivizm akımının da önde gelen isimlerinden biridir ve hareketli heykeller üretmiştir. Konstrüktivizm, 1914’te Rusya’da ortaya çıkan; resim, heykel ve mimari alanlarında egemen olmuş, çağdaş malzemeleri kullanarak geometrik kompozisyonlar üreten bir akımdır ve doğası gereği hareketli heykellerin önünü açmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kinetik heykel, optik illüzyonları ve hareketi odağına alır. Bu heykellerin temel amacı; hareket, estetik ve mekaniği birleştirmektir. Kimi kinetik heykeller ise optik yanılsama ile sabit duran heykelleri bile hareketli göstermektedir. Optik yanılsama, beynin işlediği bilgilerin uyarıcı kaynak ile uyuşmamasından kaynaklanır. İsrailli heykeltıraş Yaacov Agam, zaman, değişim ve hareketi konu edinen eserleriyle optik yanılsama ile üretilen kinetik heykelin temsilcilerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hava, su ve rüzgâr gibi doğal yollarla hareket ettirilen kinetik heykeller ve optik yanılsamayla yapılan kinetik heykellerin yanı sıra bir üçüncü tarz diyebileceğimiz, ışıkla oluşturulmuş kinetik heykeller de son yıllarda daha fazla karşımıza çıkar hâle gelmiştir. Bu tarzın öncül ismi Fransız sanatçı Nicolas Schöffer olmuş ve eserlerinde sıkça ışık ve hareketin yansımasından faydalanmıştır. 1961’de Belçika Liege’deki Kongre Sarayı’nın yanındaki yüksekliği 52 metreyi bulan “Cybernetic Light Tower” isimli kuleyi inşa eden Schöffer, ürettiği bu eseri ile kinetik sanatının anıt eserlerinden birine de imzasını atmıştır. Sanatçı, tıpkı Gabo gibi teknoloji ve sanatı birleştiren önemli bir isimdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kinetik heykel alanında ülkemizde eserleriyle ses getiren sanatçımız İlhan Koman olmuştur. Türk da Vinci olarak bilinen Koman’ın “Akdeniz Heykeli” kinetik heykele verilebilecek en güzel örneklerden biridir. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde görev yaptıktan sonra 1959’da İsveç’e yerleşen Koman’ın, çoğunluğu Stockholm’de olmak üzere 20 şehrin sokaklarında heykelleri bulunmaktadır. En önemli eserinden biri ise Stockholm’deki “Leonardo’ya Selam” heykelidir.

  • Zamanı Aşabilen Şarkıların Sahibi

    Zamanı Aşabilen Şarkıların Sahibi

    “…içini dökmenin muazzam bir yolunu bahşetti bana hayat: Müziği ve sözleri…” diyen sanatçı, 1970’lerin ortasında girdiği müzik dünyasına sesi ve sözüyle içini öyle bir dökmüş, öyle şarkılar bırakmıştır ki adeta aşk üzerine söylenmemiş söz kalmamıştır. Kültür ve Yaşam’ın bu sayfası Türk pop müziği denince akla ilk düşen kişiye, Sezen Aksu’ya ait…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1954 yılında Denizli’de doğan sanatçının asıl adı Fatma Sezen Yıldırım’dı. 1970 yılında Hafta Sonu dergisinin açtığı Altın Ses yarışmasında 6. olmuş, “Haydi Şansım / Gel Bana” isimli ilk 45’liğini Sezen Seley adıyla çıkarmıştı. Bundan sonraki 45’likleri ise Sezen Aksu adıyla geldi. 1980’lerin başına kadar art arda çıkardığı 45’likler Türk popunun en çok satan plakları arasına girdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    80’li yıllarda çıkardığı albümlerle müzikte Sezen Aksu fırtınası esmeye başladı. Şarkıları sadece yorumlamıyor, birçoğunun sözlerini yazıp bestesini yapıyordu. Firuze, Sen Ağlama, Git, Gidiyorum, Geri Dön, Haydi Gel Benimle Ol, Belalım, Tükeneceğiz, Kavaklar ve dillere pelesenk olmuş daha niceleri bu dönemin ürünleriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    90’lı yıllarda ise bir taraftan şarkılarıyla insanların duygularına tercüman olmaya devam ederken diğer taraftan prodüktörlüğünü yaptığı yeni sesleri müzik dünyasına kazandırıyordu. O isimler Sertab Erener, Harun Kolçak, Aşkın Nur Yengi, Levent Yüksel, Işın Karaca, Hande Yener, Yıldız Tilbe; o şarkılar Gülümse, Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam, Vazgeçtim, Her Şeyi Yak, Masum Değiliz, Küçüğüm ve diğerleriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Milenyum, Minik Serçe’nin üretkenliğini azaltmak şöyle dursun perçinlediği yıllardı. Keskin Bıçak, Sarı Odalar, İstanbul İstanbul Olalı, Perişanım Şimdi, Şarkı Söylemek Lazım, Gidemem, Kardelen gibi unutulmaz şarkılar 2000’li yılların ürünleri oldu. Ve hemen herkeste bir karşılığı olan bu şarkıları nasıl yazdığı sorulduğunda ise, “yazma kaygısıyla değil söyleme içgüdüsüyle” olduğunu ifade edecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Buraya kadar söz ettiklerimizi muhtemelen çoğunuz biliyordu… Peki sanatçının, Şener Şen, İlyas Salman ve Ayşe Gruda ile “Bin Yıl Önce, Bin Yıl Sonra” isimli müzikalde aynı sahneyi paylaştığını biliyor muydunuz? Ya da beyazperdede göründüğünü? Evet, Sezen Aksu 1990 yapımlı dram türündeki “Büyük Yalnızlık” filminde Ferhan Şensoy ile başrolü paylaşmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Minik Serçe’yle ilgili pek bilinmeyenlerden biri de Eurovision macerasıdır. 1983 yılında “Heyamola”, 84 yılında “1945”, 85 yılında “Küçük Bir Aşk Masalı” isimli şarkılarla Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmak istemiş fakat hak kazanamamıştı. Sonraki yıllarda ise bildiğiniz gibi defalarca “Yılın Sanatçısı” seçilmiş ve yüzlerce ödülün sahibi olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dinleyicilerine 9 adet 45’lik, 8 single ve 25 albüm bırakan sanatçı 2016 yılında müziği bıraktığını açıkladıysa da neyse ki kısa süre sonra bu kararından vazgeçti, söyleme içgüdüsü tükenmesin istediğimiz sanatçı üretmeye devam ediyor. Son bir bilgi daha… Yazdığı şiirsel nitelikteki şarkı sözleri, kendi ifadesiyle “zamanı aşabilecek güçteki o şarkılar”, Eksik Şiir isimli iki kitapta bir araya getirildi.