Kategori: Kültür/Sanat

  • İç Anadolu Bölgesi’nde Gezi Listenize Almanız Gereken 8 Müze

    İç Anadolu Bölgesi’nde Gezi Listenize Almanız Gereken 8 Müze

    Türkiye genelindeki müzelerde 2017 yılı itibariyle 3 milyon 331 bin 359 eser sergileniyor. Bizimle aynı coğrafyada yaşamış yüzlerce farklı kültürün birbirinden farklı alanlardaki izlerini günümüze taşıyan eserler bunlar… Hepsini ülkemizin dört bir yanına dağılmış müzelere giderek görmek mümkün. Biz şimdi İç Anadolu’ya götüreceğiz sizi… Bu bölgeye yolunuz düşerse aklınızda olması gerektiğini düşündüğümüz 8 müze ile, buyurun…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yüzlerce yıl Mevlana Dergâhı olarak kullanılan mekân, 1926 yılından bu yana müze olarak işlev görüyor. Mevlana ve aile efradı ile diğer ünlü âlimlerin türbelerinin bulunduğu külliyede Mevleviliğe ait pek çok ayrıntıyı görebilirsiniz. Anadolu Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalma el yazması kitaplar, levhalar, kandiller, musiki âletleri, derviş kıyafetleri… Mevlana Müzesi, Konya’ya gittiğinizde uğrayacağınız ilk yer olmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1968 yılında restorasyonu tamamlanarak açılan müze, 1997’de Lozan’da 68 müze arasından birinci seçilerek Avrupa’da “Yılın Müzesi” oldu. Kuruluşuna Atatürk’ün öncülük ettiği müzedeki koleksiyonlar şöyle sınıflandırılıyor: Paleolitik Çağ, Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Eski Hitit ve Hitit İmparatorluk Çağı, Frig Krallığı, Geç Hitit Krallığı, Urartu Krallığı, Lidya Dönemi, M.Ö. 1200’lerden Günümüze Anadolu Uygarlıkları, Çağlar Boyu Ankara… Birkaç saat de olsa çağlar ötesine gidip dönmek isteyenlerin mutlaka uğraması gereken yerdir Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de özel sektörün desteği ile hayata geçirilen ilk müze, Eskişehir’deki Eti Arkeoloji Müzesidir. Müzede İlk Çağ eserleri de olmak üzere Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait 22.500 eser bulunuyor, fakat içlerinden 2000 eser sergilenmekte… Ayrıca interaktif uygulamalar, sergi, konferans gibi etkinlikler açısından ülkemizin modern müzeleri arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sanat müzesi ve kültür müzesi olan mekânda; Osman Hamdi Bey, Fikret Mualla, İbrahim Çallı, Abidin Dino, Şeker Ahmet Paşa ve daha birçok büyük sanatçının orijinal eserlerini görebilirsiniz. Sanatseverlerin görmesi gereken müzelerden olan yapı, mimari açıdan da büyük beğeni topluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    nevşehir, ürgüp

    Her şeyden önce doğal yapısıyla ilgi çeken Kapadokya’daki Göreme Açıkhava Müzesi, 1985 yılından bu yana doğal ve kültürel varlık olarak UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Kayaların oyulmasıyla oluşturulmuş mekânda 6. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar manastır hayatı yaşanmış. Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basileus Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilisesi, İncil ve Hz. İsa’nın hayatından sahneleri yansıtan geometrik süslemeler, freskler burada göreceğiniz yerlerden bazıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu Bölgesi’nin Hititler’e uzanan ilk çağlarına doğru yolculuğa çıkmak istiyorsanız Kayseri’deki Arkeoloji Müzesine gitmeniz gerekir. 1930’da kurulan müzede Roma ve Bizans İmparatorluğu dönemine ait eserleri de görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizdeki en ilginç ve etkileyici müzelerden biri, tropikal bahçesinde canlı kelebeklerin uçuştuğu, kelebeklerin ve böceklerin yaşamına ait pek çok ayrıntının sergilendiği Konya’daki Tropikal Kelebek Bahçesi ve Böcek Müzesidir. Bu mekâna yolunuz düşmese bile gidip görmeniz gereken yerlerden…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    Haji Bektash Veli

    Hümanist düşünür Hacı Bektaş-ı Veli’nin 13. yüzyılda Nevşehir sınırlarında kurduğu dergâh bugün müze… Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi’nin de bulunduğu müzede, Taç Kapı, Üçler Çeşmesi, Aş Evi, Bektaşi dergâhına ait günlük kullanım eşyaları, el yazmaları, hat örnekleri ve daha fazlası için bu mistik mekânı mutlaka görmeniz gereken yerler arasına almalısınız.

  • İLK KADIN GÖK BİLİMCİMİZ NÜZHET GÖKDOĞAN

    Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın gök bilimcisi ve ilk üniversite senatör ve dekanı olan Nüzhet Gökdoğan, 92 yıllık ömrüne gurur duyduğumuz başarılar sığdırmış bir isim. Ülkemizde uzay biliminin gelişmesinde büyük katkıları olan; akademik olarak verdiği hizmet ile gelecek nesillere çevirilerini, ders kitaplarını ve makalelerini miras bırakan Nüzhet Gökdoğan’ın hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    14 Ağustos 1910’da İstanbul’da dünyaya gelen Hatice Nüzhet Gökdoğan’ın babası Atatürk’ün tümgeneral olan silah arkadaşı Mehmet Zihni Toydemir, annesi Nebihe Hanım’dır. Erenköy Kız Lisesinde yatılı okuyan Gökdoğan, 1928’de mezun olduktan sonra devlet bursuyla Fransa’ya gider. Lyon Kız Lisesinde eğitimine devam eden Gökdoğan, Fransızca öğrendikten sonra Lyon Erkek Lisesinde matematik ağırlıklı öğrenim görür. 1932’de Lyon Üniversitesinde matematik lisansını tamamlar ve bir yıl sonra Paris Üniversitesinde fizik dersleri alır, Paris Gözlemevinde staj yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Stajını tamamladıktan sonra yurda dönen genç bilim insanı, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi Enstitüsünde doçentlik görevine başlar. Böylelikle Türkiye’nin “üniversitede görev alan ilk bilim kadını” ünvanını alır. Doçentliği esnasında üniversite bahçesinde gözlemevi kurulması için çalışan ekipte yer alan Gökdoğan, 1936’da ismi “Yüksek Mühendis Mektebi” olarak geçen İstanbul Teknik Üniversitesine “müderris muavini” olarak atanır. Müderris muavini o dönem akademide ders veren eğitimcilere verilen bir ünvandır. Bu ünvan, İstanbul Teknik Üniversitesinin de ilk kadın çalışanı olmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1937’de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde doktora tezini tamamlayan Gökdoğan, 1946’ya kadar aynı kurumda matematik dersleri verir. Doktora tezi, fakültenin ilk tezidir ve arşivlere “bir numaralı tez” olarak geçer. İstanbul Teknik Üniversitesinde çalışırken tanıştığı Mukbil Gökdoğan ile 1938’de dünya evine girer. Kızı Gönül 1940’da, oğlu Ömer Can 1946’da dünyaya gelir. Henüz 36 yaşındayken hem akademik kariyerinde birçok başarıya imza atan hem de aile kurup iki çocuğunu yetiştiren Gökdoğan; oğlu Ömer Can doğmadan bir sene evvel doçent ünvanını da alır. Aynı yıl William Marshall Smart’ın “Spherical Astronomy” adlı eserini “Kürevî Astronomi” adıyla Türkçeye kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1948’de profesör olan Gökdoğan, aynı yıl Türk Matematik Derneğinin; 1949’da da Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) kurucu isimleri arasında yer alır. 1950’li yılların ortasından 1970’li yıllara kadar belirli dönemlerde Türk Kadınlar Derneğine de başkanlık yapar. 1954’te birkaç astronom ile birlikte kurduğu Türk Astronomi Derneğinin başkanlığını 20 sene boyunca sürdürür. 1951 ila 1952 yıllarında ABD’de Ann Arbor Gözlemevi, McMath-Hulbert Gözlemevi, Wilson ile Palomar Dağı Gözlemevi merkezinin bulunduğu Kaliforniya’da çalışır. Bu gözlemevlerinde dönemin önemli bilim insanları ile birlikte çalışma fırsatı bulan Gökdoğan, 1954’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi dekanlığına seçilerek ülkemizin ilk kadın dekanı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1958’den 1980’e kadar astronomi kürsüsü başkanlığı yapan Nüzhet Gökdoğan, yurt dışından önemli bilim insanlarının katılımıyla gerçekleşen sempozyumlar organize eder, ülkemizin uzay bilimindeki çalışmalarını bir adım öteye taşır. 1978’de Silivri’de II. Ulusal Astronomi Kongresi’ni düzenleyen Gökdoğan, 1997’de kurulacak olan “Ulusal Gözlemevi” fikrinin ortaya çıkmasına vesile olur. Böylelikle TÜBİTAK Ulusal Gözlemevinin temellerinin atılmasını sağlayan Gökdoğan, 1980 yılında ikinci kez dekan seçilir ve taşıdığı bayrağı yeni nesillere devrederek emekli olur. Akademik kariyeri boyunca üç ders kitabı yazar, altı eseri Türkçeye çevirir ve 13 bilimsel makale yayımlar. 24 Nisan 2003’te kalp yetmezliğinden dolayı hayata veda eden Nüzhet Gökdoğan, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilir.

  • DÜNYA SİNEMA TARİHİNDEN ÖNEMLİ İSİMLER

    Yaş aralığı fark etmeksizin, kültür, sanat ve eğlenceye yönelik ilgi alanlarımızın başında sinema geliyor.  Peki, siz her yıl 14 Kasım tarihinin Dünya Sinema Günü olarak kutlandığını biliyor muydunuz? Bu özel günün hatırına biz de sinema tarihinin önemli yüzlerini sayfamızda konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tabii ki sinema tarihinden söz edilecek ise, Edison’un şirketinin geliştirdiği kinesteskoptan yola çıkarak sinematograf cihazını üreten ve patentini alan Lumiere Kardeşler’den bahsetmeden geçilemez. Auguste ve Louis Lumiere’in 1895 yılında çektiği “L’arrivée d’un train en gare de La Ciotat” sinema tarihinin ilk filmi olmuş ve ikiliyi de sinemanın ilk yapımcıları olarak kayıtlara geçirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Lumiere Kardeşler’in ilk filminin ardından, 1902’de Aya Yolculuk isimli ilk bilimkurgu filmi çekildi. Sonrasında ilk renkli sinema filmi, Edward Raymond Turner tarafından tarihe kaydedildi. Hatta 1914’de ilk Hollywood yapımı da (The Squaw Man) dünyamıza girdi. Bunların hepsi sessiz sinemaya dâhildi. 1927’de çekilen ilk sesli filme kadar sessiz sinemanın dönemiydi ve şüphesiz ki bu dönemin en büyük ve ünlü ismi Charlie Chaplin’di.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bildiğiniz gibi film yapımcısı demek her şeyden önce o projenin gerçekleşebilmesi için gerekli finansmanı sağlayan kimse demektir. Filmi çekecek prodüksiyon ekibini ve ekipmanını oluşturmaktan kimi zaman yapımda rol alacak oyuncuların seçimine kadar birtakım önemli işler yapımcının kontrol alanındadır. Hal böyle olunca karşımıza çıkan yüzlerce filme yapımcılık yapan isimler de sinema tarihinde önemli yer tutar. Warner Bros‘un kurucusu, Hollywood’un büyük patronlarından ve en büyük yapımcılardan Jack Warner da onlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir filmi anlatırken adından sonra yönetmeninden söz ederiz. Kamera arkasında dünyanın hayran olduğu yıldızlar oynasa da her birinin tek işaretine baktığı, kameranın arkasındaki kahraman ve hatta setteki otorite odur. Sinema tarihinden çok sayıda önemli yönetmen gelip geçmiştir ve 19. yüzyılda yaşamış olan, gerilim filmlerinin usta yönetmeni Alfred Hitchcock da onların başında gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Her şey ve herkes bir tarafa, sinemayı onların yüzü, onların sesi, onların yetenekleriyle görür, biliriz. Sinema tarihinde Clark Gable’dan Henry Bogart’a, Henry Fonda‘dan Al Pacino’ya sayısız büyük isim gelip geçmekte ve beyaz perdeden yansıttıklarıyla hayal dünyamızı beslemekteler. Yaşayan en iyi oyunculardan biri olarak kabul edilen Anthony Hopkins de sinemanın önemli aktörlerinden biri olarak başı çekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kimi aktrisler oyunculuk yeteneklerinin yanı sıra güzellik ve zarafetleriyle de sinema tarihinde boy göstermişlerdir. Ingrid Bergman’dan Elizabeth Taylor’a, Sophia Loren’den Meryl Streep’e kadar sinema tarihi ikonik oyuncularla doludur. Tabii “en zarif aktris” denince Audrey Hepburn için bir parantez açmak gerekir. 1923 doğumlu oyuncu, özellikle siyah-beyaz filmlerin unutulmaz yüzlerinden biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Film izlenip bittiğinde aklımızda sahneler ve müzik kalır. İyi bir film müziği, kötü bir senaryonun önüne geçip yapımı yukarıya taşıyabilir. İyi bir film müziği, iyi bir filmi efsaneler arasına katar. Dünya sinemasında çok iyi müzik yapan isimler vardır ve onların ürettiği soundtrack’ler, filmden bağımsız olarak dinleyebildiğimiz eserlere dönüşmüşlerdir. Sinema tarihindeki en iyi film müziği bestecilerinden biri de John Williams’tır.

  • 8 Madde İle Romantik Komedilerin Mağrur Güzeli Gülşen Bubikoğlu

    8 Madde İle Romantik Komedilerin Mağrur Güzeli Gülşen Bubikoğlu

    Gülşen Bubikoğlu Türk Sineması’ndaki tahtını 1970’li ve 80’li yıllarda rol aldığı filmlerle kurmuştu. Güzelliği, belki de oyunculuğundan daha fazla göze batan bir özelliğiydi. Genellikle gururlu, tatlı sert ve daima iyi kalpli rollerin sahibi oldu. Ünlü aktriste ait bilgilerin daha fazlasını listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    SES dergisinin 1973 yılında düzenlediği yarışma Gülşen Bubikoğlu’nu Türk Sineması’na kazandıran etkinlik oldu. Yarışma öncesinde dans, mankenlik dersleri de alan sanatçı film dünyasına girmek için hazırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İlk filmi, romantik komedi tadındaki 1973 yapımlı “Yaban” oldu ve başrolü Kadir İnanır’la paylaştı. Aradan bir yıl geçmişti ki Türker İnanoğlu ile evlendi. İnanoğlu, Türk Sineması’nın önemli duraklarından Erler Film’in sahibi, yapımcı ve yönetmendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlki 1981’de çevrilen ve uzun yıllar ses getiren Gırgıriye serisinde “Güllü” karakterine hayat verdi. Perran Kutman, Münir Özkul, Ayşen Gruda ve Müjdat Gezen gibi usta komedyenlerin arasında oyunculuğuyla göz doldurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1970 ve 80’lerde 40’a yakın filmde rol aldı. Filmografisinde komedi de vardı dram da, polisiye de vardı macera da… 1979 yapımlı Mücevher Hırsızları’nda bir soygun çetesi üyesini, 1986 yapımlı Savunma’da zengin bir iş kadınını canlandırdı. En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü ise 1987 tarihli Kurtar Beni filmindeki rolüyle aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    adile naşit

    Farklı türlerdeki filmlerine ve başarılı oyunculuğuna rağmen Türk halkının gönlünde romantik komedilerle yer edindi. Özellikle şarkısı dillere pelesenk olmuş “Ah Nerede” bunların başını çekti. Buradaki rol arkadaşı Tarık Akan’dı ve ünlü aktörle daha birçok filmde oynadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Büyük aşk efsanesi Leyla ile Mecnun’un sinema versiyonunda Orhan Gencebay’la aynı seti paylaştı. Bu film Gencebay’ın seslendirdiği arabesk tarzdaki müzikleriyle büyük ilgi gördü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gülşen Bubikoğlu, Cannes gibi festivallere katılarak, İtalyanlar ile ortak yapım işlerine girerek Türk Sineması’ndaki kariyerini yurt dışına taşımak için çalışmalarda da bulundu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ünlü sanatçı 1990 yılından sonra bir daha sinema filmi çevirmedi ama 90’lı yıllarda Zirvedekiler ve Affet Bizi Hocam gibi televizyon dizilerinde rol aldı. 2000’lerle birlikte ise sinema ve televizyon kariyerini sonlandırdı.

  • PERİSKOP, KULLANIM ALANLARI VE İCAT SERÜVENİ

    Periskop, askerî deniz ve kara araçlarının belirli mesafelerden hedefi görmesini ve yön bulmasını sağlayan optik bir alettir. Özellikle nükleer araştırmalar gibi tehlikeli olan bölgelerde güvenli alan oluşturarak gözlem yapılmasını sağlayan periskopun en yaygın kullanıldığı alan denizaltı gemileridir. Denizaltıların derin denizlerde gözü olan periskop, bir denizaltının sualtındayken su üstü gemisi gibi seyir yapmasını sağlar. Periskopun icat tarihi ve çalışma prensibi yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1854’te Fransız kimyager Hippolyte Marié-Davy, dikey bir tüpün her iki ucunda 45 derece açıyla sabitlenmiş iki küçük ayna takarak periskopu icat eder. Amerikalı makine mühendisi Simon Lake tarafından 1902’de daha da geliştirilen periskoplar ilk kez denizaltı gemilerinde kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Periskoplar bugünkü modern haline İrlandalı optik tasarımcısı Sir Howard Grubb’un çalışmalarıyla ulaşır. Denizaltı gemilerinin suyun altında seyir halindeyken yaşadığı görüş sorunları mürettebatın dışarıda ne olduğunu görmesine engel olduğu için denizaltının su yüzeyinde seyretmesi gerekir. Bu sorun periskoplar sayesinde çözüme kavuşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Periskoplar, bir tüpün zıt uçlarına yerleştirilen iki yansıtıcı ayna veya prizma sayesinde çalışır. Birinci ayna, hedeften gelen ışıkları doksan derece kırarak aşağı doğru yansıtır. Bu gelen ışıklar ikinci aynaya çarpar ve tekrar doksan derece kırılarak yatay yönde göze iletilir. Periskopun bu özelliği teleskoplarda bulunan mercek ile daha da güçlendirilir ve bu sayede hedefi yakınlaştırma ve büyütme özelliği kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İlk kullanımı I. Dünya Savaşı’nda olan periskopların çalışma prensibi için özetle ters ve doğru yerleştirilmiş iki dürbünün bir tüp içine doğru açıyla yerleştirilmesi diyebiliriz. Önceleri siperlerden gözükmeden hedefin incelenmesi için tasarlanan periskoplar; daha sonra denizaltılara, tanklara, büyük kara ve gemi toplarına monte edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Optik lif boyunca ışık sinyalleri göndererek bilginin bir yerden başka bir yere iletilmesini sağlayan fiber optik teknolojisinin gelişmesiyle daha da işlevsel olan ince çaplı ve uzun periskoplar yapılmıştır. Tanklarda da yaygın olarak kullanılan periskop sayesinde tankları kullanan kişiler koltuğu hareket ettirmeden 360 derecelik görüş alanı elde eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Periskop imalatında en önemli konu, periskop borusunun su ve hava sızdırmamasıdır. Periskop borusu içindeki nemli hava boşaltılarak yerine kuru hava, yani azot gazı doldurulur. Bu şekilde suyun yoğunlaşması önlenerek merceklerde ve prizmalarda buğulanmanın önüne geçilmiş olur.

  • İstanbul’un Yerlisi Kız Kulesi ve Efsaneleri

    İstanbul’un Yerlisi Kız Kulesi ve Efsaneleri

    Sulara tutunarak İstanbul’u izleyen sessiz bir tanık gibidir Kız Kulesi… Adresi, Salacak açıklarında adeta geçmişin bugünle buluştuğu yerdedir. Varlığıyla her karşılaşmanızda tutar sizi Boğaz’a, İstanbul’a yeniden ve yeniden bağlar… Onun için söylenenleri düşünürsünüz… Efsaneleri, şiirleri, başından geçenleri… Biz de Kız Kulesi’ne dair dilden dile geçenleri 8 maddelik bir listede sizler için bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Milattan önceye uzanan tarihinde Arkla yani küçük kale, Damialis yani dana yavrusu, Tour de Leandros yani Leandros’un kulesi isimlerini taşımış… Bizans döneminde gümrük binası, Osmanlı döneminde savunma kalesi, sürgün istasyonu, karantina odası, gösteri platformu ve tabii ki fener olarak kullanılmış, yani, Kız Kulesi için İstanbul’un tanığı dememiz elbette boşuna değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Kız Kulesi demek biraz da gerçeklerden önce efsaneler demektir. Bunların en bilineni ise tapınak olan kulede rahibe olarak yaşayan Hero ile ona ilk görüşte âşık olan Leandros’un sonu hazin biten aşk hikâyesidir. Meşalenin ışığını takip ederek kuleye yüzen Leandros’un, ateşin rüzgârda zamansız sönmesi yüzünden sulara karıştığı ve Hero’nun da buna dayanamayarak kendini sulara bıraktığı efsaneyi hepimiz hayatımızda en az bir kere duymuşuzdur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Kız Kulesi ile bütünleşen başka bir efsane de bir kehanet üzerine kızını yılanlardan korumak için kuleye kapatan ama üzüm sepetinden çıkan bir yılanın çok sevdiği kızını zehirlemesine engel olamayan imparatorun hikâyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    İçinde Battal Gazi’nin olduğu hikâyede ise hepimizin bildiği “Atı alan Üsküdar’ı geçti” özlü sözünün nedeni gizlidir. Battal Gazi Kız Kulesi’nin önünde 7 yıl kalacağı bir karargâh kurar, işin aslı şudur ki Üsküdar tekfurunun kızına âşık olmuştur. Tekfur, Battal Gazi Şam seferine gidince korkuyla kızını hazineleri ile birlikte kuleye kapatır. Fakat Battal Gazi döndüğünde hem sevdiği kızı hem de hazineleri kuleden çıkarır ve atını alarak Üsküdar’ı geçer!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    c

    Kız Kulesi’ne dair bir efsanede de aslanlı kapı öne çıkar. İmparator Konstantin’in hazinesinden para çalan hırsızın, kızını korumak için kuleye kapatıp kapısının önüne aslanlar koyan imparatorun ve aslanlara yem olan hırsızın hikâyesidir bu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Boğaz’ın eşsiz manzarası ve efsanelerle beraber anılan Kız Kulesi, Orhan Veli’den Cemal Süreya’ya pek çok şair için ilham kaynağı olagelmiş. Ve bakın Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dizelerinde Kız Kulesi nasıl geçmiş:

    İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
    Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
    Ama şu Kız Kulesi’nin aklı olsa
    Galata Kulesi’ne varır
    Bir sürü çocukları olur…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Kız Kulesi bugün sadece efsanelerle anlatılmıyor, Boğaz’ın ortasındaki olağanüstü haliyle Türkiye’de ve Batı’da onlarca tabloda farklı hikâyeler içinde resmediliyor da… Özellikle Osmanlı saray ressamlarından Fausto Zonaro’nun en yalın haliyle yaptığı Kız Kulesi tablosunu görmenizi şiddetle tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    İstanbul’da Bizans döneminden kalan tek eser olan Kız Kulesi bugün insanları turistik bir tesis olarak ağırlıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerini hikâyeleri ve eşsiz manzarasıyla büyülüyor.

  • CUMHURİYETİMİZİN İLKLERİ

    Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” anlayışıyla kurduğu genç Türkiye’de, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmamızı sağlayan karar ve mücadeleler de peşi sıra geldi. Cumhuriyetin ilanından sonra ülkemizde heyecan ve gurur yaşatan ilkleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kökeni Osmanlı dönemine uzanan Darülfünun-u Osmani adlı kurum, 1933’te İstanbul Üniversitesi ismini alarak ilk modern üniversite eğitimine başlasa da Türkiye Cumhuriyeti’nin kökleri Osmanlı’ya dayanmayan, ilk kurulan üniversitesi Karadeniz Teknik Üniversitesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyetin ilanından sonra Meclis’in ilk kadın milletvekilleri, aynı zamanda kadınların ilk kez oy kullandığı 1935’te seçilir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili Meclis’e girerken, Türk kadınları birçok Batı ülkesinden çok daha önce seçme ve seçilme hakkı kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyetin ilk olimpiyat madalyasını millî güreşçimiz Yaşar Erkan 24 yaşında, 1936 Yaz Olimpiyatları’nda kazandırır. Ülkemize büyük bir gurur yaşatan Yaşar Erkan’a daha o dakikalarda ulaşan telgrafta “Kendin küçüksün; ama memleket için önemli bir iş yaptın. Artık adın Türk spor tarihine geçti. Çok yaşa!” yazan Mustafa Kemal, tüm ülkenin duygularına da tercüman olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Muhsin Ertuğrul’un çektiği “İstanbul Sokaklarında” filmi cumhuriyet tarihinin ilk sesli filmidir. Semiha Berksoy, Hazım Körmükçü ve Talat Artemel’in başrollerini paylaştığı filmin ilk gösterimi İstanbul, Beyoğlu’ndaki Melek ve Elhamra Sinemalarında 2 Aralık 1931’de gerçekleşir. Renkli olarak gösterime giren ilk film ise 1953’te, yine bir Muhsin Ertuğrul filmi olan “Halıcı Kız”dır. Filmde Sadri Alışık, Münir Özkul gibi unutulmaz sanatçılarımız da yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Feriha Tevfik, 1929’da gerçekleşen güzellik yarışmasında yeni kurulan Türkiye’nin ilk güzellik kraliçesidir. Keriman Halis Ece ise 1932’de Dünya Güzellik Kraliçesi seçilerek Türkiye’nin ilk dünya güzeli ünvanını kazanır. Yarışmadan iki yıl sonra “Soyadı Kanunu” çıktığında, kendisine Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından “güzel kadın, güzellik kraliçesi” anlamına gelen Ece soyadı verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlk yolcu uçağı seferi sadece beş yolcu taşıyabilen bir uçakla 1933’te İstanbul’dan Eskişehir aktarmalı Ankara uçuşudur. İlk Türk yolcu uçağı seferi ise iş adamı Nuri Demirbağ’ın teşebbüsleri ile 1944’te gerçekleşir. Çift motorlu uçak, İstanbul Yeşilköy’den havalandıktan yaklaşık 1,5 saat süren uçuştan sonra Ankara’ya iniş yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyetin ilk derbi maçı, 1923-24 sezonunda ilk kez düzenlenen İstanbul Futbol Ligi’nde oynanır. Fenerbahçe ve Galatasaray arasında 2 Kasım 1923’te oynanan maçı, Fenerbahçe 4-0 kazanır. 1909’dan beri her iki takım maç yapsa da yeni kurulan cumhuriyetten sonra oynanan ilk derbi karşılaşması bu maç ile olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyet tarihimizin ilk banknotu 1927’de basılır. 5 Aralık’ta dolaşıma çıkartılan banknotların ön yüzünde Mustafa Kemal Atatürk’ün portresi bulunur. Harf Devrimi 1928’de gerçekleşeceği için ilk basılan banknotlarda Latin alfabesi değil, Osmanlıca ve Fransızca kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyet döneminde devlet tarafından kurulan ilk sanayi kuruluşu, Kayseri’deki Sümerbank Bez Fabrikasıdır. Hammaddesi tamamen yurt içinde üretilen pamukları işleyen fabrikanın temelleri 1934’te atılmış, 1935’te tesis üretim için kapılarını açmıştır.

  • USTA YÖNETMEN HAYAO MİYAZAKİ VE EN SEVDİĞİMİZ FİLMLERİ

    Yaşamı, insanı ve doğayı ele alış şekliyle animasyonun en büyük ustalarından biri olarak kabul edilen Miyazaki, elde ettiği başarısıyla Time dergisi tarafından “Dünyanın En Etkileyici İnsanları” listesine girerken yarım asırdan fazla bir süredir ürettiği eserlerle hayal dünyasının kapılarını izleyicilerine aralıyor. Gelin bu usta ismi ve gönlümüzü fetheden ünlü filmlerini yakından inceleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    5 Ocak 1941’de Tokyo’da doğan Miyazaki, lisede okurken izlediği ve dünyanın ilk renkli uzun metrajlı animasyonu “Hakujadenfilminden çok etkilenir ve kendisi de daha o yaşlarda çizgi roman sanatçısı olmaya karar verir. Üniversitede uluslararası ilişkiler ve ekonomi eğitimi alan Hayao, mezun olduktan sonra Japon film şirketi Toei Animasyon Şirketinde animatör olarak çalışmaya başlar. Bu dönemde yönetmen Isao Takahata ile tanışan Hayao Mayazaki, 1985’te yapımcı Toshio Suzuki’yi de yanına alarak başarıya kavuşan filmleri çekecekleri “Studio Ghibli” isimli animasyon stüdyosunu kurar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Nihayet yıllardır kafasında oluşturduğu hikâyeleri çekebilmek için uygun kişilerle bir araya gelen Miyazaki, bilim kurgu tarzındaki ilk anime filminin Rüzgârlı Vadiolduğunu duyurur. Miyazaki’nin aynı ismi taşıyan mangasından uyarlanan film, esasen stüdyo kurulmadan bir sene önce, 1984’te tamamlansa da Studio Ghibli’nin ilk filmi olarak arşivlere geçer. Film, insanoğlu tarafından kirletildiği için yaşanılamaz hâle gelen doğanın kendini koruma güdüsüyle farklı bir dünyaya dönüşmesini anlatır. Hem senaryosunu yazdığı hem yönetmenliğini üstlendiği ilk filmi ile “Animage” dergisinin büyük ödülü dâhil birçok anime ödülünün de sahibi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Stüdyonun ve Miyazaki’nin ikinci filmi, yine yoğun ilgiyle karşılanan ve izleyicilerin karşısına 1986’da çıkan “Gökteki Kale”dir. Filmde genç bir kızın başından geçen maceralar konu edinir. Sheeta, sahip olduğu gizemli mavi bir kristal sebebiyle hükûmet için çalışan gizli ajanlar tarafından kaçırılır ve uçan bir gemiyle bilinmeyen bir yere götürülür. Korsanların da peşine düştüğü kristal ile kaçmaya çalışırken maden işinde çalışan bir çocuk olan Pazu ile yolları kesişen Sheeta, yeni dostuyla birlikte korsanlara ve yabancı ajanlara karşı savaşarak onlardan önce efsanevi uçan şatoyu bulmaya çalışır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1980’lerden günümüze Komşum Totoro, Küçük Cadı Kiki, Dün Gibi, Kırmızı Kanatlar, Prenses Mononoke gibi anime efsanelerini çeken Miyazaki, 2001’de “Ruhların Kaçışı” filmi ile seyircisinin karşısına yeniden çıkar. Ailesiyle birlikte yeni bir mahalleye taşınan Chihiro Ogino’nun maceralarının anlatıldığı film, tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilir. 2002 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü’nü, 2003’te ise ilk Oscar Ödülü’nü Ruhların Kaçışı animasyonuyla alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2004 çıkışlı anime filmi “Yürüyen Şato”, İngiliz yazar Diana Wynne Jones’un 1986’da yayımlanan aynı adlı kitabından uyarlanmıştır. Yapımcılığını Toshio Suzuki’nin üstlendiği filmin yönetmeni son anda projeden ayrılınca yerine yönetmenliği bıraktığını açıklayan Hayao Miyazaki gelir. 2004’te Venedik Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan film, 232 milyon dolara yakın hasılat elde ederek finansal açıdan en başarılı Japon filmlerinden biri olur. Oscar’a da aday gösterilen film, Sophie isimli kendine güveni olmayan genç bir kızın ihtiyar bir kadına dönüştürülmesini anlatır. Sophie’nin maceraları sürükleyici olduğu kadar her Miyazaki filminde olduğu gibi toplumsal mesajlar da içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın farklı ülkelerinden birçok ödül kazanan Miyazaki’nin son uzun metrajlı filmi, “Rüzgâr Yükseliyor” olur. Konusunu Tatsuo Hori’nin kısa öyküsü olan “Kaze Tachinu adlı eserden alan film, 2013 yılında Altın Küre Ödülleri’nde “En İyi Yabancı Dilde Film” kategorisinde ve Oscar’da adaylık elde eder. Film, II. Dünya Savaşı’nda geçer ve Jiro Horikoshi’nin kurgusal biyografisi niteliği taşır. Üstat Hayao Miyazaki’nin muhteşem kariyerinin son filmi olan Rüzgâr Yükseliyor, Miyazaki’nin o kendine has masalsı anlatımıyla izleyicisinin kalbini bir kez daha fethetmeyi başarır.

  • Nesilden Nesile Anlatılacak Güreşin 10 Altın Adamı

    Nesilden Nesile Anlatılacak Güreşin 10 Altın Adamı

    Ata sporumuz olan güreş, dünyanın dört bir yanında düzenlenen şampiyonalarda, spor dünyasının en büyük etkinliği olan Olimpiyat Oyunları’nda gerek Grekoromen gerek serbest stilde büyük başarılar elde ettiğimiz bir spor alanıdır. Ülkemiz, şanı tüm dünyaya yayılan güreşçiler yetiştirmiş, bu sporcular da madalyaları toplayarak bizleri gururlandırmıştır. İşte karşınızda, zaman geçse de unutulmayacak büyük güreşçilerimiz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Taha Akgül” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Genç kuşak sporcularımızdan Taha Akgül son yıllarda Türkiye’den çıkan en büyük güreşçidir. Akgül 2012 yılından beri Avrupa Şampiyonası’nda altın madalyayı kimseye bırakmamış, Avrupa’da 5 altın madalya, Dünya Şampiyonası’nda 2 altın, 1 gümüş madalya ve 2016 yılında olimpiyatlarda altın madalya kazanmıştır. Genç sporcunun bu büyük başarıları sonucunda İstanbul’da Taha Akgül Spor Kompleksi açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşar Doğu” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Türk güreşinin simgesi kabul edilen Yaşar Doğu’yu yenmek kolay iş değildi. İsveçlilerin onun için “kara saçlı kuvvet ilahı” dediği söylenir. Yaşar Doğu, Londra’da düzenlenen 1948 Olimpiyatları’nda altın madalya, 1951’de Dünya Şampiyonu olarak altın madalya, Avrupa Şampiyonu olarak 3 altın madalya kazandırmış ve tuş olmamasıyla güreş dünyasına adını kazımıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Haydar-Nurettin Zafer” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Haydar ve Nurettin Zafer kardeşler, ilginç bir dünya rekoru kırmışlardır. İki kardeş aynı turnuvada farklı kilolarda madalya kazanmıştır. 1951 yılında Helsinki Dünya Şampiyonası’na giden takımda iki kardeş de bulunuyordu. Haydar ve Nurettin Zafer kardeşlerin her ikisi de kendi kilolarında altın madalya alınca, dünya tarihinde aynı turnuvada altın madalya kazanan ilk kardeşler oldular.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tevfik Kış” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    1934 doğumlu Tevfik Kış, 1960 Roma Olimpiyatları’nda ülkemize altın madalya getirmişti. 2 kez Dünya Şampiyonu olan sporcumuz güreşmeyi bıraktıktan sonra milli antrenörlerimiz arasında yer aldı ve Güreş Federasyonu’nda görev yaptı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamza Yerlikaya ” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Ülkemize 2 altın Olimpiyat madalyası, 8 Avrupa Şampiyonluğu ve 3 Dünya Şampiyonluğu getiren Hamza Yerlikaya, “Asrın Güreşçisi” unvanına layık görülmüştür. 1996 yılında Atlanta’da Olimpiyat madalyası aldığında askerlik görevine devam etmekte bulunan Yerlikaya, sivil bir olimpiyatta madalya alan ilk Türk askeri de olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gazanfer Bilge” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    1946 yılında Stockholm’de düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda altın madalya kazanan Gazanfer Bilge, 1948’de ise Türkiye’ye serbest stilde kazanılan ilk olimpiyat madalyasını getirmiştir. Sporcusu olduğu Kasımpaşa kulübü, onu gelmiş geçmiş en büyük sporcusu olarak anar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mithat Bayrak ” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Mithat Bayrak; Celal Atik, Gazanfer Bilge gibi büyük antrenörlerle çalışma şansı bulmuş bir sporcumuzdur. 1956 ve 1960 yıllarında düzenlenen Melbourne ve Roma Olimpiyatları’ndan altın madalyayla dönmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mustafa Dağıstanlı” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    Mustafa Dağıstanlı’nın da 2 Olimpiyat 3 Dünya Şampiyonluğu madalyası bulunur. Bu kadar başarılı bir sporcu olmasının yanı sıra iş adamı olarak da büyük başarılar elde etmiş ve 1973 ile 1980 yılları arasında Samsun Milletvekili olarak TBMM’de yer almıştır. Dağıstanlı, Devlet Üstün Hizmet Madalyası’na layık görülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Ayık” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    1964 Tokyo Olimpiyatları’nda gümüş, 1968 New Mexico Olimpiyatları’nda ise altın madalya kazanan Ahmet Ayık, güreşe Karakucak ile başlamıştır. 1961’de Türkiye Karakucak Şampiyonu olan Ahmet Ayık’ın 2 Dünya Şampiyonluğu ve 2 Avrupa Şampiyonluğu bulunmaktadır. Sporcumuz bir televizyon dizisinde ünlü güreşçi Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ı canlandırmıştır ayrıca bir dönem Güreş Federasyon Başkanlığı da yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şeref Eroğlu” title_font_size=”13″]
    güreş tarihi

    2004 yılında Atina Olimpiyatları’nda gümüş madalya kazanan Şeref Eroğlu, uzun yıllar boyunca ülkemizi uluslararası platformlarda temsil etti. 6 kez Avrupa Şampiyonu 1 kez Dünya Şampiyonu olan sporcumuza 1997 yılında FILA tarafından “Yılın Grekoromen Güreşçisi” unvanı layık görüldü.

  • 8 Madde İle Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Yazma Festivali

    8 Madde İle Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Yazma Festivali

    Sanatçı bir ailenin ferdi olan Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türkiye’nin çok yönlü sanatçılarından biri olarak, sanat tarihimizde değerli izler bıraktı. Ressam, yazar ve şair Bedri Rahmi’yi ve her sene İstanbul Kalamış’taki evinde düzenlenen Geleneksel Yazma Şenliği’ni 8 maddede listeliyoruz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi, o zamanların “Akademi”sinde Ahmet Haşim, İbrahim Çallı gibi isimlerden ders alan Bedri Rahmi Eyüboğlu eğitimine Paris’te devam etti ve hem edebiyat hem de güzel sanatlar alanında ülkenin önde gelen isimleri arasında yer aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cemal Tollu’nun kurucusu olduğu “D Grubu” ressamları arasında bulunan Bedri Rahmi, Avrupa’da ve Türkiye’de birçok sergi açtı. Yurt dışında bulunduğu yıllarda ülkesiyle bağını koparmayan sanatçının eserlerinde Türk Halk Sanatı’nın etkisi görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Ben doğuştan ressam olmadım, çalışarak ressam oldum.” diyen Bedri Rahmi, sanat hayatı boyunca araştırdı, çalıştı ve hep üreten bir sanatçı oldu. Sanat eğitimine başladığı Akademi’ye yıllar sonra ders vermek üzere geri döndü; yurt dışında önemli üniversitelerde de konuk profesör olarak bulundu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bedri Rahmi aynı zamanda bir şairdi de… Daha okul yıllarında şiire ilgi duymaya başlayan Eyüboğlu’nun birçok şiir kitabı basıldı. En ünlü şiirlerinden biri ise kuşkusuz “Karadut” oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Kalamış’ta kendi ismini taşıyan sokakta bulunan evi günümüzde Mavi Kaplumbağa Sanat Galerisi olarak sanat meraklılarına, öğrencilerine hizmet veriyor. Birçok sanat eserinin üretimine şahit olan, birçok sanatçıyı ağırlamış bu önemli evin ileride yaşayan bir müzeye dönüştürülmesi yönünde çalışmalar da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İşte bu sanat dolu evin bahçesinde her sene Geleneksel Yazma Şenliği düzenleniyor ve kültürümüzün en eski değerlerinden biri olan yazma ve Eyüboğlu ailesinin ellerinden çıkan güzeller güzeli yazma motifleri sanatseverler ile buluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da köklü bir tarihi olan “yazmacılık” Eyüboğlu ailesi için bir aile geleneği haline gelmiş. 1951 yılında ilk yazma sergisini açan Bedri Rahmi ve kendisi gibi bir sanatçı olan eşi Eren Eyüboğlu’nun yazma motifleri sene boyunca düzenlenen atölyelerde geleneksel yollar kullanılarak çoğaltılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bu değerli motifler kullanılarak hazırlanan yastık kılıfı, masa örtüsü gibi tekstil ürünleri ve çeşit çeşit kıyafet her sene haziran ayında düzenlenen Geleneksel Yazma Şenliği’nde sergileniyor ve satışa sunuluyor. Bu sene 2-3 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek sergiyi ziyaret ederek bu büyük sanatçının yazma motiflerini yakından görebilirsiniz.