Kategori: Kültür/Sanat

  • 8 Kurtuluş Savaşı Kahramanı ve İstiklal Hikâyesi

    8 Kurtuluş Savaşı Kahramanı ve İstiklal Hikâyesi

    Türkiye’nin kaderini belirleyen, ülkemizi işgal kuvvetlerinin elinden kurtararak bağımsız bir cumhuriyet kurmamızı sağlayan Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, birçok kahramanın fedakârlıkları sayesinde kazanılmıştır. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı tüm milletin bir olduğu bu mücadele, başta Atatürk olmak üzere kahramanlıkları ile duygulandıran karakterlerin zaferidir. Listemizi cesaretleriyle tüm bir ulusu etkileyen Kurtuluş Savaşı’nın 8 kahramanına adıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şahin Bey” title_font_size=”13″]

    Asıl adı Mehmet Sait olan Şahin Bey, Fransız işgal kuvvetlerine erzak taşıyan yüz elli arabalık konvoyu bozguna uğratarak Antep’in kurtuluş mücadelesi başlatmış ve “Düşman cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez!” sözüyle tarihe geçmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gördesli Makbule” title_font_size=”13″]

    Makbule Hanım, Gördes’in ileri gelen ailelerinden birinin kızıydı. Henüz 19 yaşındayken eşiyle beraber Kuvayı Milliye güçlerine katılmış ve Yunan kuvvetleriyle yapılan birçok çatışmada yer almıştır. Yiğitliğiyle silah arkadaşlarına cesaret veren Makbule Hanım, henüz 22 yaşındayken Akhisar’da şehit düşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sütçü İmam” title_font_size=”13″]

    Kahramanmaraş’ta süt satarak ve imamlık yaparak geçimini sağladığı için asıl adı olan Ali yerine Sütçü İmam olarak tanınmıştır. Düşman askerlerinin 3 Türk kadınına saldırıp peçelerini açmak istemeleri üzerine düşmana ilk kurşunu atan Sütçü İmam, Kahramanmaraş’taki Kurtuluş hareketini başlatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Satı Çırpan” title_font_size=”13″]

    Kurtuluş Savaşı sırasında cepheye silah taşıyarak mücadeleye yardımcı olan Satı Çırpan, savaş öncesinde çiftçilik yapıyordu. Savaştan sonra köyünün muhtarlığını yapan Satı Çırpan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren ilk kadın milletvekillerinden biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fevzi Çakmak” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin Atatürk’ten sonra ikinci ve son mareşali olan Fevzi Çakmak, mücadele için çok önemli bir komutandı. İstiklal mücadelesinde özellikle de Sakarya Meydan Muharebesi, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde büyük katkılarıyla anılan kahramanımızdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nezahat Onbaşı” title_font_size=”13″]

    9 yaşından itibaren babasıyla beraber cephede savaşan Nezahat Onbaşı henüz 12 yaşındayken “Onbaşı” rütbesini hak etmiştir. Konya İsyanı, I. Ve II. İnönü Savaş’ları, Sakarya ve Gediz Muharebeleri’nde silah taşıyarak, İstiklal Savaşı’nın kahramanları arasında yer almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yörük Ali ” title_font_size=”13″]

    Yunan işgali altında olan Aydın’da, Malgaç Baskını ile düşmana ilk darbeyi vuran ve bölgedeki istiklal mücadelesini başlatan efe olmuştur. Alçak gönüllüğü ile halkın sevgisini kazanan ve “Efelerin Efesi” türküsüyle anılan kahramanın evi de Kültür Bakanlığı tarafından Yörük Ali Efe Müzesi adıyla ziyaretçilere açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kara Fatma” title_font_size=”13″]

    Kurtuluş Savaşı’nın yiğit bir savaşçısı olan Kara Fatma’nın 300 kişilik Kuvayı Milliye güçleriyle beraber İzmit, Bursa, Adapazarı ve Bilecik’te işgalcilere büyük kayıplar verdirdiği, Bursa’nın işgalcilerden kurtulmasında önemli katkısı olduğu bilinir.

  • TÜRK EDEBİYATI’NIN ÜNLÜ KADIN KARAKTERLERİ

    TÜRK EDEBİYATI’NIN ÜNLÜ KADIN KARAKTERLERİ

    Romanlarda gerek ana karakter gerekse yan karakter olarak iz bırakmış kadınları Kültür ve Yaşam’da ağırlıyoruz. İçlerinde, kitabı okuduğunuz için tanıdık bir yüz gibi hatırladıklarınız olacaktır elbette ama daha önce hiç tanışmadıklarınız da olabilir. Siz de bilirsiniz ki ünlü edebiyatçıların kaleminden çıkan bu kitapları okumak için hiçbir zaman geç değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Feride, ağaç tepelerinden inmediği için Çalıkuşu lakabı takılan tez canlı, hareketli ve neşeli, aynı zamanda Kamran’la en fazla nişanlılığa kadar uzanıp hayal kırıklığı ile noktalanan ilişkisinde duyduğu sevgiyi göstermek yerine hırçın, inatçı ve alaycı tavırlar sergileyen bir karakterdir. İstanbullu zengin bir ailenin kızı olan Feride anne-babasını kaybedince Anadolu’nun köylerinde öğretmenlik yapmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cemal Bey’in kızı Handan yabancı dil ve piyano eğitimleri alırken felsefe, sosyoloji gibi alanlara da ilgi duyan eğitimli bir karakterdir. İlgilendiği ilk erkek olan Nazım’la soğuk bulduğu için evlenmeyi reddeden Handan, kendisinden yaşça büyük ve zengin Hüsnü Paşa ile evlenir. Evliliğini ve diğer tüm konuları, kardeş gibi büyüdüğü Neriman’ın kocası Refik Cemal’e mektuplar yazarak anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Maria Puder, Raif Efendi’nin Almanya’da bir sergide görüp âşık olduğu Kürk Mantolu Madonna portresinin ta kendisidir. Puder, Atlantis isimli gece kulübünde keman çalıp şarkı söyleyen, görüp tecrübe ettikleri nedeniyle aşka olan güvenini ve tutkusunu kaybetmiş bir karakterdir. Tesadüf eseri yolu Raif Efendi ile kesiştiğinde ise kaybettiği tutku ve güvene yeniden kavuşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Suat, maddi ve manevi gösterdiği tüm ilgiye rağmen aynı karşılığı göremediği Süreyya ile evlidir. Mutlu olabilmek için babasından para isteyip yalı kiralaması dahi Süreyya’dan ilgi görmesine yetmemiştir. Bir süre sonra evliliğinin bu şekilde konumlandığını kabul eden Suat, sık sık ziyaretlerine gelen, Süreyya’nın halasının oğlu Necip ile duygusal bir yakınlaşmaya girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mebrure, Manisa’da babasıyla yaşayan adı gibi erdemli bir kızdır. Fakat mütareke yıllarında babasını kaybetmiştir ve onu bulmak için İstanbul’a gelir, Mustafa Efendi’nin konağında kalmaya başlar. Konağın çocukları gibi alafranga yaşam özentisi yoktur, tek amacı babasını bulmaktır. Ne var ki Mebrure’nin parası da yoktur ve kendisine rahatsızlık derecesinde ilgi gösteren konağın oğlu Behiç’le zaman zaman evlenmeyi de düşünür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bihter, şaşaalı yaşam takıntısı olan annesi Firdevs’in etkisinde kalan ve yetiştiği dünyada kendisinden beklenildiği gibi davranan genç bir kadındır. Zenginliğinden şüphe duyulmayan, yaşça bir hayli büyük Adnan Bey’in evlilik teklifini kabul ederek de yine gerektiği gibi davrandığını düşünür. Evlendiği adamın kızı Nihal ile girdiği rekabet, aşka ihtiyacı olduğunu düşünerek kocasını aldatması onu baş etmekte zorlanacağı olayların içine çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Amerikan Kız Koleji’ni bitirerek eğitim almaya Paris’e giden Aylin, Arap Prensi Senusi ile evlenerek prenses olur fakat evliliğine ihanet eder. Olayın ardından Türkiye’ye ve oradan da Avusturya’ya gider. Burada tıp eğitimi aldığı sırada Jean Pierre ile evlilik yapar ve sonuç yine ayrılıktır. Amerika’ya giderek ünlü bir psikiyatrist olan Aylin orada da Mişel ile evlenir ve ayrılır. Aylin’in hikâyesi Amerika’da albay rütbesi ile subay olup orduda görev yapmaya kadar uzanır. Yazarın tabiriyle o, “deli fişek” bir karakterdir.

  • TÜRK HİKÂYECİLİĞİNİN ÖNEMLİ İSMİ: ÖMER SEYFETTİN

    6 Mart 1920 yılında, henüz 36. yaşına girmek üzereyken hayatını kaybeden Ömer Seyfettin, Türk eğitim-öğretim dünyasını eserleriyle etkilemiş önemli hikâyecilerimizden biriydi. Yazarı, 104. ölüm yıl dönümünde Kültür ve Yaşam’da saygıyla anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1884 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen Ömer Seyfettin, yüzbaşı olan babasının görevi nedeniyle Kastamonu ve Sinop’ta bulunmuş, sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşmiştir. Burada önce Kuleli Askeri İdadisine (Lisesi) kaydolmuş, ardından Edirne Askeri İdadisine devam etmiş ve yazın hayatının ilk eserlerini şiir formunda burada vermiştir. Daha sonra bugünkü adıyla Kara Harp Okulunda öğrenim gören Ömer Seyfettin, ilk hikâyesi olan İhtiyarın Tenezzühü’nü de buradaki öğrencilik yıllarında üretmiştir. Mezuniyetinden sonra asker olarak hayatını sürdüren ve Selanik’te görev alan genç adam, bir süre sivil hayata geçerek İstanbul’a geldiyse de Balkan Savaşı’nın başlamasıyla yeniden orduya dâhil edilmiştir. Hatta Yanya Kuşatması sırasında, 20 Ocak 1913 tarihinde Kanlıtepe’de 21 askeriyle birlikte esir düşmüş ve on ay esaret altında yaşamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Askerliği sırasında Genç Kalemler dergisinde ilk başyazısını yayımlayan, bu dönemdeki gözlemlerine dayanarak Bomba, Beyaz Lâle, Tuhaf Bir Zulüm hikâyelerini yazan Ömer Seyfettin’in, Atina yakınlarındaki on aylık esareti boyunca sürekli okuduğu bilinmektedir. 1913’ün Kasım ayında İstanbul’a dönerek birkaç ay içinde askerlikten ayrılmış ve Kabataş Sultanisine edebiyat öğretmeni olarak adım atmıştır. Bu tarihten sonra o artık kendini edebiyat ve yazı dünyasına adamış bir öğretmendir. Ne var ki uzun soluklu olmayan evliliği ve I. Dünya Savaşı’nın ülkesine verdiği hasar onu Anadolu’ya gitmeye yönlendirmiş, olumsuz gibi görünen bu gidiş, hikâyeciliğini büyük ölçüde beslemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cümlelerinde sade bir Türkçe kullanan Ömer Seyfettin’in öğretmen kişiliğinin yansımalarını, hikâyelerindeki öğretici dilde görmek mümkündür. Kurduğu öykülerde çocuk teması önemli bir yer tutar. Kaşağı, Falaka, Anda, İlk Namaz gibi kitaplarını kendi çocukluk ve gençlik hatıralarından yola çıkarak yazmıştır. Çanakkale Savaşı, Balkan Savaşı üzerine öyküler üreten yazar; Diyet, Pembe İncili Kaftan, Başını Vermeyen Şehit, Ferman, Kütük gibi öykülerinde de tarihî olaylardan esinlenmiştir. Yine çok bilinen eserlerinden Efruz Bey, Yalnız Efe ve Ashâb-ı Kehfimiz ise öyküden uzun, romandan kısa olan hâliyle novella olarak nitelenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yaşamı boyunca 140 civarında öykü yazan Ömer Seyfettin’in üretkenliği hakkında söylediği şu cümleleri kayda geçmiştir: “Bana gelince, ortaya esaslı bir eser koymadan sanatkârlık hülyasına kapılmam bile! Edebiyatımızın şiarı, ‘Çok laf, az eser!’dir. Ben şimdilik bu şiarı bozmaya çalışıyorum. Ağustos böceği gibi öterek yan gelmekten ise karınca gibi çalışmak daha iyi değil mi? Şimdiye kadar öttüğümüz elverdi. Biraz da iş yapalım ki çorak edebiyatımız şenlensin. Değil mi?” Günümüzde daha çok öyküleriyle tanıdığımız edebiyatçının pek çok şiiri de bulunmaktadır.

  • Dilimizin Söylenmesi En Zor Kelimeleri

    Dilimizin Söylenmesi En Zor Kelimeleri

    “Neye göre, kime göre zor” diyeceksiniz ama kendi aramızda yaptığımız ufak çaplı bir araştırma dilimizi sürçtüren kelimeler konusunda bizi bir fikir birliğine vardırdı. Bakın bakalım aşağıda sıraladığımız kelimelerden hangisi sizi zorluyor; yoksa bütün bu kelimeleri bir çırpıda söylemek sizin için çok mu kolay!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BAYRAK ŞAİRİ: ARİF NİHAT ASYA

    Sade bir üslupla yazılan şiirleri, milli ve dini duygulara hitap etmesi ile adından söz ettiren şairimizdir Arif Nihat Asya… 71 yıllık yaşamında çok sayıda şiiri kitabı yayımlamıştır. Edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden olan şairi biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Birinci Dünya Savaşı dönemi şiire başlattı…” title_font_size=”13″]

    1904 yılında Çatalca’nın İnceğiz köyünde doğan Arif Nihat Asya, küçük yaşta babasını kaybetmiş, henüz üç yaşında iken annesi yeni evliliği nedeniyle Filistin’e taşınınca, akrabalarının yanında büyümüştü. Balkan Savaşı’ndan kısa bir süre önce İstanbul’a göçmüş, orta öğrenimini ise Bolu ve Kastamonu liselerinde yatılı olarak tamamlamıştı. Millî Mücadele’nin önemli merkezlerinden olan Kastamonu’da milli duyguların sarıp sarmaladığı bir hâletiruhiyeye girmesi hiç zor olmadı. Bu hissiyat, şiire olan ilgisinin de temellerini oluşturdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bayrak şiiri, Bayrak Şairi olarak anılmasını sağladı…” title_font_size=”13″]

    İlk şiirleri, hocası Enver Kemal Bey’in idaresindeki Gençlik dergisinde yayımlandı. İlk şiir kitabı olan Heykeltıraş ise yükseköğrenimini gördüğü Dârü’l-Muallimîn-i Âliye’de, yani bugünkü İstanbul Üniversitesi Yüksek Öğretmen Okulunda iken çıktı. Edebiyat öğretmeni olarak Adana’ya tayin oldu. Günümüzde en çok bilinen şiirlerinden olan Bayrak’ı, Adana’nın işgalden kurtuluşu olan 5 Ocak için yazmıştı. Şiirinin gücü, kendisinin sonraları da Bayrak Şairi olarak anılmasına neden oldu. Bu şiire ilk kez, 1946 yılında çıkarttığı Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor isimli kitabında yer verdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aynı zamanda bir dervişti…” title_font_size=”13″]

    Öğretmen olan Arif Nihat Asya, Adana’da mesleğini sürdürdüğü dönemde tasavvufla ilgilenmeye başladı ve Mevleviliğin düsturlarını yerine getirerek şeyhlik makamına kadar yükseldi. Şairin milli duygularla yazdığı şiirlerine böylece tasavvufi bir bakış da eklendi. Vatan sevgisi, kahramanlık, din ve doğa konuları şiirlerinin ana hatlarını belirlemiştir. En çok bilinen eserleri arasında Fetih Marşı ve “Biz, kısık sesleriz… minareleri, / Sen, ezansız bırakma Allah’ım!” dizeleriyle başlayan Dua şiiri yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevgiye Mektuplar da yazdı…” title_font_size=”13″]

    Öğretmenlik ve okul yöneticiliği yapan, derviş olan, bir dönem siyasette yer alan Arif Nihat Asya’nın tüm üretimleri bir yana, sonradan eşi olacak Servet Hanım’a yazdığı mektuplardan oluşan Sevgiye Mektuplar isimli kitabı, kendisiyle ilgili ayrı bir biyografik ve edebî öneme sahiptir. Bu kitap, şairin Servet Hanım’a yazdığı 97 adet mektuptan oluşur. Şair bu kitabın ölümünden sonra yayımlanmasını vasiyet etmiş, çocukları şairin bu isteğini, 5 Ocak 1975’te ölümünün ardından yerine getirecek iken, Servet Hanım izin vermemiştir. Bu özel kitap ancak Servet Hanım’ın vefatından sonra okuyucuyla buluşabilmiştir.

  • BİR ZAMANLAR STATÜ SEMBOLÜ ŞEMSİYENİN İCAT SERÜVENİ

    Günümüzde yağmurda ıslanmamak amacıyla kullanılan şemsiyelerin 4 bin sene önce güneşten korunmak için tercih edildiğini biliyor muydunuz? Dilimize Arapça “güneş” anlamına gelen “şems” kelimesinden geçen ve “güneşlik” anlamını taşıyan şemsiyenin icat serüvenini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Arkeolojik bulgular ilk şemsiye kullanımına ilişkin bilgilere Mezopotamya’da rastlar. Asur İmparatorluğu’na ait kabartmalarda ve oyma eserlerde kralların şemsiye ile korunduğunu betimleyen antik bulgular şemsiyenin atası olarak bu uygarlığı ve dönemi gösterir. M.Ö. 704-681 yılları arasında Asur Kralı Sanherib’e ait rölyeflerde şemsiyenin kullanımına dair kayıtlar bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Daha sonraki yıllarda Antik Mısır medeniyetlerinde şemsiye yine seçkin devlet insanları ve din adamları tarafından güneşten korunmak amacıyla kullanılır. Bir çubuğa bağlı palmiye yaprağı veya papirüslerden yapılan bu şemsiyeleri taşımak ise hizmetlilerin görevidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzunca bir süre otorite sembolü olarak kullanılan şemsiye, Çin topraklarına ulaştığında güneşten korunmak için değil, yağmurda ıslanmamak amacıyla kullanılır. Yağlı kâğıdı dayanıklı olması için su geçirmez bir materyal olan balmumu ile kaplayan Çinlilerin şemsiyesi ise hem ağır hem de dayanıksızdır. Zamanla daha sağlam şemsiyeler kullanan Çinliler; çatı kısımları deriden, çıtaları balina kemiğinden, sapları ise ahşaptan yapılan şemsiyeler üretirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzun bir dönem varlıklı kesimler tarafından kullanılan şemsiyeler, 16. yüzyılda Avrupa’da özellikle Fransa’da moda olur. Kadınlar 18. yüzyıla kadar güneşten korunmak amacıyla küçük, zarif ve renkli şemsiyeleri aksesuar olarak kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda Faslı gezgin ve yazar Janas Hanway, Londra’da kullanılan şemsiyelere “Hanway” ismini verir ve şemsiye bu isimle anılır. 1750’lerde İngiltere sokaklarında erkeklerin de kullandığı bir aksesuar haline gelen şemsiye, İngiliz Samuel Fox’un 1852’de çelik iskelete sahip, hafif ve kullanışlı bir şemsiyeyi tasarlamasıyla yaygınlaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1928’de ise Alman Hans Haupt, Fox’un tasarımını geliştirerek katlanabilen ve çantada taşınabilen ilk portatif şemsiyeyi tasarlar. Farklı renk ve tasarımlarla şemsiye, yağmur esnasında ıslanmamızı engelleyen ya da çok güneşli günlerde bizleri güneşe karşı koruyan, taşınması oldukça kolay bir eşya olarak günümüzde de çoğu kişi tarafından tercih ediliyor.

  • Türklerden Dünyaya Armağan Dede Korkut Hikâyeleri

    Türklerden Dünyaya Armağan Dede Korkut Hikâyeleri

    Bildiğiniz gibi Dede Korkut Hikâyeleri Türkçenin ve Türk edebiyatının eski ve en önemli eserlerindendir. Oğuz Türklerinin yaşadığı geniş bir coğrafyayı içine alan bu hikâyeler, 2018’in Aralık ayında da UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi’ne kabul edildi. “Dede Qorqud/ Korkyt Ata/ Dede Korkut Mirası: Destan, Masal ve Müzik” adıyla hazırlanan dosya UNESCO’ya Kazakistan, Azerbaycan ve Türkiye’nin katılımıyla çok uluslu bir değer olarak sunuldu. Acaba sahip olduğumuz bu değerli mirası ne kadar iyi tanıyoruz? 10 soruda bilgilerinizi sınamaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dede Korkut Hikâyeleri hangi dönemde ortaya çıkmıştır?” title_font_size=”13″]

    10. ve 11. yüzyıllarda ortaya çıktığı düşünülen hikâyelerden kiminin tarihi daha da eskilere götürülüyor. Örneğin; Bamsı Beyrek hikâyesi 5. ve 6. yüzyılla tarihleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hikâyelerde hangi konulara yer verilmiştir?” title_font_size=”13″]

    Oğuzların kendi içlerinde ve çevre boylarla aralarında gelişen olaylar konu edilir. Konuların içinde kahramanlık da vardır savaş da; yiğitlik gösterileri de vardır aşk da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anlatılan hikâyeler nerelerde geçmektedir?” title_font_size=”13″]

    Hikâyeler, Oğuzların ana yurdu Orta Asya’da şekillenmeye başlamış, Türklerin Anadolu’ya geçişiyle Kuzeydoğu Anadolu’nun farklı yerlerinde devam etmiştir. Tabii bu süreçte hikâyeler hem inanç hem çevresel koşullarla ilgili bazı değişikliklere uğramıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dede Korkut gerçekte kimdir?” title_font_size=”13″]

    Hakkında o kadar çok rivayet var ki net olarak şu kişidir demek mümkün değil… Kimine göre türkü söyleyip saz çalan bir Şaman, kimine göre Oğuzların soyundan gelip 295 yıl yaşayarak İslamiyet’e geçişi de görmüş bir danışmandır. Halk da bir devin kızından dünyaya geldiğine inanmıştır. Hikâyelerde ise töreleri, gelenekleri çok iyi bilen, “dede” ve “ata” sıfatıyla anılan bilge bir anlatıcı rolündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hikâyelerdeki olaylar gerçekten yaşanmış mıdır?” title_font_size=”13″]

    Anlatılanların içinde eski Türk gelenekleriyle uyuşan çok sayıda anlatım bulunur. Hatta Dede Korkut bu konuda başvurulan önemli kaynaklardan biridir. Bununla birlikte mitolojik ya da olağanüstü olaylar da fazlaca yer alır. Yani gerçekle kurgu iç içedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12 hikâyede öne çıkan karakterler hangileridir?” title_font_size=”13″]

    Dirse Han ile Boğaç Han, Deli Dumrul, Bamsı Beyrek, Kazan Bey’le oğlu Uruz, Kanturalı, Yegenek, Basat ve Tepegöz, Begil Oğlu Emren, Segrek ve Aruz, hikâyelerde ayrı ayrı yer alan kahramanlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dilden dile aktarılan bu hikâyeleri kim/ne zaman yazıya geçirmiştir?” title_font_size=”13″]

    Ortak bir görüş Akkoyunluların bu hikâyeleri 15. yüzyılda yazıya geçirdiği şeklindedir. Kitabın orijinal adı “Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı” anlamına gelen, “Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan”dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dede Korkut kitabının özellikleri nelerdir?” title_font_size=”13″]

    Yazarı bilinmeyen kitap, önsöz dışında 12 hikâyeden oluşur. Düz yazı ile şiir iç içedir. Azeri Türkçesi ile yazıldığı bilinmekle birlikte bütün dil özelliklerinin bunu doğrulamadığı da söylenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu kitabın görebileceğimiz en eski nüshası nerededir?” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda Almanya Dresden’de ve 20. yüzyılda Vatikan’da iki el yazması bulunmuştur. Dresden’de bulunan 12 hikâyeden oluşan tam nüsha, Vatikan’daki 6 hikâyeden oluşan nüshadır. Birbirinden farklı üslup ve dille yazılmış, 15. yüzyıla ait bu el yazmaları Dresden ve Vatikan kütüphanelerinde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dede Korkut kitabı ne zaman çoğaltılmaya başlanmıştır?” title_font_size=”13″]

    İlk olarak, Türk dili ve edebiyatı araştırmacısı Kilis doğumlu Rıfat Bilge, Almanya’daki nüshadan yola çıkarak 1916 yılında basılmasını sağlamıştır. İstanbul’da yayımlanan bu kitap, Arap harfleri ile basılmıştır. Orhan Saik Gökyay ise 1938 yılında “Dede Korkut” adıyla Türkçe olarak yayımlamıştır.  Kitap Rusçaya 1950-51, İtalyancaya 1952, Almancaya 1958, İngilizceye 1972-78’de çevrilmiştir.

  • 2023’TE KÜLTÜR VE YAŞAM’DA NELER OLDU?

    2023’ü uğurlarken birlikte çıktığımız kültür yolculuğunda birbirinden farklı içerikleri siz değerli okuyucularımızla buluşturmaktan her sene olduğu gibi bu sene de keyif aldık. 2024’te de bilgi hazinemizi büyütmeyi umut ediyoruz. Gelin şimdi 2023 senesinin en dikkat çeken içeriklerini birlikte hatırlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Coober Pedy, Avustralya’nın güneyindeki Adelaide şehrinin kuzeyinde yer alan bir kasaba. 1915’te Amerika’dan altın aramak için Avustralya’ya gelen maden işçilerinin tesadüfen opal taşı keşfetmesiyle bir maden kasabası haline gelen Cooper Pedy’de günümüzde iki binden fazla insan yaşıyor. Bu sayının üç yüze yakınını Aborjinler oluşturuyor. Coober Pedy’i ilginç kılan ise binlerce kişinin 100 yıldır yerin altında yaşaması. Detaylar için tıklayınız

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1940’lı yıllarda Amerikan filmlerinin hâkim değerlerine bir başkaldırı olarak ortaya çıkan “Kara Film Ekolü”, II. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyayı saran hayal kırıklığı ve kasvetin bir sonucu olarak Amerika’da ortaya çıkmış, daha sonra tüm dünyaya yayılmış bir sinema ekolüdür. Bu ekolün ortaya çıkış nedenleri ve başarıya ulaşmış filmler bu linkte

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rengârenk görüntüsü, yumuşacık kıvamı ile Japon mutfağının en ilgi çekici tatlılarından biri olan mochi, Japonların özel günlerde birbirlerine hediye etmekten keyif aldığı geleneksel bir lezzet. Görüntüsünden dolayı yapımının zor olduğunu düşünüyorsanız, yazımızı okuduktan sonra kendinizi mutfakta bulabilirsiniz. Detaylar için tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her öğünümüzde yer alan ekmek, en çok tükettiğimiz, damak tadımıza en uygun yiyeceklerden biri ve hatta ülkemizin temel besin maddesidir. Sadece Türkiye’de de değil, tüm dünyada en sevilen yiyeceklerden biri olan ekmeğin 8 bin yıllık bir tarihi olduğu düşünülür. Tüm insanlık için büyük önemi olan bu besin maddesinin birçok çeşidi vardır. 10 farklı ekmek çeşidini bu linkte bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Taşıması kolay kilimler Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen Türkler için göçebe hayatlarını kolaylaştıran eşyaların başında geliyordu. Bu kilimler zamanla Anadolu insanının yaşamından izler taşıyan motiflerle harmanlanınca önemli kültürel değerlere dönüştü. Çoğuna aşina olduğunuz o motiflerden birkaçını anlamlarıyla birlikte linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağı birçok eşsiz lezzete ev sahipliği yapar, bu lezzetlerin arasında dillere destan peynir çeşitlerinin de yeri vardır. Birçok yemeğimizin içinde ana malzemelerden biri olarak kullanılan peynir, kahvaltı sofrasının da en sevilen elemanıdır. Ülkemizde hayvancılık gelişmiş olduğu için ülkenin dört bir yanında farklı peynirler üretilir. Hangi peynirlerin üretildiğini merak ediyorsanız burayı tıklamanız yeterli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Sönmüş yanardağ”ın sözlükteki açıklaması şöyle: “Uzun zamandan beri etkinlik göstermeyen ve artık püskürmesi beklenmeyen, yer kabuğundaki magma haznesi katılaşmış ve gazları tükenmiş yanardağ.” Fakat bilim insanlarının sönmüş farz edilen bir yanardağın tekrar faaliyete geçebileceğini söylediklerini de akıllarda tutmak gerekir. Peki, ülkemizdeki sönmüş yanardağlar hangileridir? Birbirinden heybetli ve etkileyici görüntüleriyle 8 sönmüş yanardağ bu linkte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Erken yatıp erken kalkanlardan mı yoksa geç yatıp geç kalkanlardan mısınız? Uzmanlar, en doğrusunun vücut saati ile uyum içinde hareket etmek olduğunu, buna göre belirlenen yatıp-kalkma zamanının kişiyi psikolojik ve davranışsal olarak olumlu etkileyeceğini söylüyor. Eğer siz de erken kalkmak isteyip bu konuda zorluk çekiyorsanız lütfen tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Harpia kartalı, yağmur ormanlarında yaşayan en büyük ve en güçlü kartal türüdür. Bacağındaki siyah noktalı tüyler haricinde geriye kalan bölgeleri beyaz renkli olan Harpia kartallarının en karakteristik özelliği ise, başının arkasındaki taca benzeyen iki tüyüdür. Göz renkleri gri, kırmızı veya kahverengi olan ve sıra dışı bedeni ile ilginç türler arasında yer alan Harpia kartalları hakkındaki bilgileri bu linkte listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Annelerimizin, anneannelerimizin büyük bir dikkat ve incelikle ürettikleri dantel örtülere, ütüsünden ev dekorasyonundaki konumuna ne kadar önem verdiklerini hatırlıyor musunuz? Peki, bir havlunun kenarında ya da vitrinin içinde zarifliği temsil eden o dantelin, Avrupa’da birkaç asır boyunca büyük rüzgârlar estirdiğini duymuş muydunuz? Tüm dünya için geleneksel bir ürün olan dantelin uluslararası tarihinde kısa bir yolculuğa çıkmak için tıklayınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]

    Dengeli beslenmeye özen gösteren, hayatın yoğun temposunda yemek pişirmeye vakit bulamayanlar için sağlıklı ve doğal besinlerle hazırlanabilecek pek çok pratik tarif bulunuyor. Ki soğuk tüketilse bile lezzetli olan bu yemekleri sağlığa ve doğaya zararı olmayan cam kavanozlarda taşımak mümkün. Çalışma hayatının son beslenme trendlerinden olan kavanozda yemek tarifleri için linki tıklayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]

    En sevilen tatlılarımızdan biri baklavadır; davet sofralarında, önemli günlerde menüden eksik olmayan baklavayı evde hazırlamak pek de kolay değildir. Yufka hamuru özenle açılır, şerbetler kaynatılır ve uzun çabaların sonunda mis gibi baklava gururla sofraya getirilir. En klasik çeşidi fıstıklı ya da cevizli kare baklava olsa da mutfağımızda baklavanın birbirinden lezzetli birçok çeşidi bulunur. Baklavanın 10 farklı halini bu linkteki yazımızda listeledik.

  • MEHMET ÂKİF ERSOY’UN KALEMİNDEN ÇIKAN GÜÇLÜ KİTAPLAR

    Türk milletinin ruhunu yakından tanıyan, sorunlarını paylaşan ve Türk evladının sahip olması gereken erdemleri kaleme alan Mehmet Âkif Ersoy, Kurtuluş Savaşı döneminde yazdığı eserler ile halka umut vermiş bir şair. İstiklal Marşımızı bizlere armağan eden Mehmet Âkif’in marşımız kadar güçlü, öğretici ve yüreklere dokunan kitaplarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mehmet Âkif’in ilk şiir kitabı “Safahat”, 1911’de yayımlanır. 44 manzume tarzında şiirden oluşan eserde dönemin sosyal ve siyasal sorunları ele alınır. Mehmet Âkif’in ileride yayımlayacağı altı şiir kitabında üslubu haline gelen eleştirel tavrı daha ilk kitabında dizelere ustalıkla dökülür. 1943’te Latin alfabesi ile tekrar basılan ikinci “Safahat” kitabında şairin kaleme aldığı yedi kitap bir kitapta toplanır; eski şiirleri ve kitapları Türkçe olarak yeniden basılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1912’de yayımlanan ikinci şiir kitabı “Süleymaniye Kürsüsünde”, 102 mısradan oluşur. Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal ve siyasal anlamda bunalımlı olduğu yıllardır. Dünyaya hükmetmiş köklü ve güçlü bir imparatorluğun çöküş günlerine tanıklık eden Mehmet Âkif, bu şiirinde halkı İslam çatısı altında bir araya getirmeye çalışır. “Süleymaniye Kürsüsünde” şiiri, dönemin bütün Türk coğrafyasını uzun yıllar dolaşarak halkı uyanışa davet eden Tatar Türkü Abdürreşid İbrahim Efendi’nin bakış açısıyla dizelere dökülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1913’ün ortasında kaybedilen Balkan Harbi’nden sonra kaleme aldığı 10 şiirinden oluşan “Hakkın Sesleri”, aynı yıl basılır. Mehmet Âkif bu şiirlerinde umutsuz ve öfkeli gözükse de Türk halkını ayağa kaldırmak için umut dolu dizeler kaleme alır. Sekiz ayet ve bir hadisin açıklamasına da yer verdiği kitabında çaresiz durumdaki Osmanlı Müslümanlarına İslam çatısı altında toplanma ve direnme çağrısında bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1692 mısralık tek bir şiirden oluşan “Fatih Kürsüsünde”, 1914’te basılır. “Hakkın Sesleri” ile aynı konuları işler. “Süleymaniye Kürsüsünde” olduğu gibi tek uzun manzumedir. Mesnevi nazım şekliyle yazılan eser, “İki Arkadaş Fatih Yolunda” ve “Vaiz Kürsüde” isimli iki bölümden oluşur. Mehmet Âkif, “İki Arkadaş Fatih Yolunda” bölümünde anlatıcının; “Vaiz Kürsüde” bölümünde ise vaizin kalemi olur. İki arkadaş arasında geçen uzun bir diyalogdan oluşan eserde halkın umursamazlığı, doğaya yabancılaşması gibi günümüzdekine benzer konular şiirsel bir dille işlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk baskısını 1917’de yapan “Hatıralar”, Birinci Dünya Savaşı sırasında Mehmet Âkif’in gerçekleştirdiği seyahatlerindeki gözlemlerini anlatır. 10 şiirden oluşan kitap, 1314 mısradır. Şiirlerden dördü bazı ayet ve hadislerin manzum yorumudur. “Berlin Hatıraları” şiiri Mehmet Âkif’in İslam dünyası ile Batı’yı mukayese etmesi açısından önem taşır. “Necid Çöllerinden Medine’ye” şiirini Arabistan; “El-Uskur” şiirini ise Mısır seyahatinden sonra kaleme alır. Ülkenin içinde bulunduğu karamsar tablo bu şiirlerine de yansır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1924’te basılan “Âsım”, dört kişinin karşılıklı konuşmasını dile getirir. 2292 mısralık bir manzum hikâyeden oluşan kitapta Mehmet Âkif, hayal ettiği ideal Müslüman Türk gençliğini ayrıntılarıyla anlatır ve bu ideal gençliğe “Asım’ın Nesli” adını verir. “Çanakkale Şehitleri” adıyla meşhur olan şiiri, kitabın sonunda yer alır. Çanakkale Savaşı’nı epik bir dille kaleme alır ve Türk toplumuna bu şiirle umut aşılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    En çok basılan Türkçe eserlerden olan “Gölgeler”, Mehmet Âkif’in kaleme aldığı son kitabıdır. 1923’te yerleştiği Mısır’daki anılarından oluşan kitap, 1933’te Kahire’de basılır. “Gölgeler”, 41 şiirden oluşur, manzum roman olarak da bilinir. Vatanseverliği öven şiirlerinde azim ve cesaret ön plana çıkar. Her bir şiir yaşadığı döneme dair izler taşır.

  • PSİKOLOJİNİN ÖNCÜSÜNDEN YAŞAMA DAİR SÖZLER

    Analitik psikoloji kuramının öncüsü olan Carl Gustav Jung, psikoloji alanında önemli düşünürlerden biri. Çocukluğunu yalnız ve kişiliğini içe dönük olarak tanımlayan Jung, 1875’te İsviçre’de dünyaya gelir. Arkeolog olmak isterken maddi yetersizlikten dolayı tıp fakültesine gider. Alman Richard Von Krafft-Ebing’ın ‘Psikiyatri’ adlı kitabını okuması ile psikiyatri alanına yönelen Carl Gustav’ın Sigmund Freud ile tanışması hayatında bir dönüm noktası oluşturur. Akademik kariyeri boyunca çeşitli alanlarda derinlemesine çalışmalar yapan düşünür; psikoloji alanına kazandırmış olduğu kavramları, kuramları ve eserleriyle aynı zamanda teoloji, etnografi, edebiyat ve güzel sanatları da etkiler. 36 yaşında Uluslararası Psikanaliz Birliğinin ilk başkanı olan ve birçok kitabı yayımlanan Carl Gustav Jung’un kendimizi daha iyi tanımamıza yardımcı olabilecek sözlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]