Kategori: Kültür/Sanat

  • Kamera Önünde ve Arkasında Kartal Tibet

    Kamera Önünde ve Arkasında Kartal Tibet

    Takipçilerimiz bilir ki Kültür ve Yaşam sitesinin en çok ağırlanan, sevilen konuklarının başında Türk sinemasının aktörleri, aktrisleri ve bütün emekçileri gelir. Bu sayfamızın konuğu da sinemamıza hem kamera önünde hem de arkasında hizmet etmiş önemli isimlerden Kartal Tibet…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türk sinemasının büyük jönü Kartal Tibet, kariyerini tiyatro kökenli bir sanatçı olarak inşa etti. Öyle ki oyunculuğa, tiyatro eğitiminin ardından girdiği Ankara Devlet Tiyatrosunda, Albert Camus’nün, Félicien Marceau’nun yazdığı oyunlarda sahne alarak başlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Suat Yalaz’ın çizgi romanından 1965’te sinemaya uyarlanan “Karaoğlan-Altay’dan Gelen Yiğit” rol aldığı ilk film oldu. Sonraki yıllarda gelen ve aynı seriye ait olan Baybora’nın Oğlu, Camoka’nın İntikamı, Bizanslı Zorba, Yeşil Ejder, Karaoğlan Geliyor filmlerinin başrolü de Kartal Tibet’teydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karaoğlan’la üne kavuşan oyuncunun fantastik kahramanlarla bütünleşmesinde Tarkan serisinin etkisi büyüktü. Sezgin Burak’ın yarattığı karakter ilk kez 1969 yılında sinemaya uyarlanmış ve 70’li yıllarda devamı gelmişti: Gümüş Eyer, Viking Kanı, Altın Madalyon, Güçlü Kahraman. Ve hepsinin başrolünde Tarkan tiplemesiyle Kartal Tibet.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Orta Asya’dan Bizans’a gelen yiğitleri canlandıran Kartal Tibet, rol aldığı romantik komedilerle Türk sinemasının jönleri arasına katıldı. Hepimizin defalarca izlediği Seven Ne Yapmaz, Küçük Hanımefendi, Dağlar Kızı Reyhan, Ateş Parçası, Aşk Mahkûmu çevirdiği onlarca filmden sadece birkaçı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fikret, Ömer, Emin, Murat, Ferdi gibi rollerde romantik âşık, Karaoğlan ve Tarkan rollerinde gözü pek bir savaşçı olan sanatçı, 1973 yapımlı macera-komedi türündeki Bitirim Kardeşler ’de iki kardeşten mert, çalışkan, dürüst olanını canlandırdı. Bu film sayesinde rol arkadaşı Kadir İnanır’la iyi bir ikili oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kartal Tibet hakkında buraya kadar anlattıklarımızı muhtemelen çoğunuz biliyordu… Peki, Türk sinemasının en çok bilinen filmlerini yönettiğini biliyor muydunuz? Gırgıriye, Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor, Sultan, Tosun Paşa gibi filmlerin yönetmen koltuğunda oturan kişi Kartal Tibet’ti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gol Kralı, Davaro, Çarıklı Milyoner, Şabaniye, Sosyete Şaban, Deli Deli Küpeli, Şendul Şaban… Yönettiği pek çok filmin senaryosunu da Kartal Tibet yazmıştı. Tiyatrocu, oyuncu, yönetmen ve senarist olan çok yönlü sanatçının doğum tarihi ise 1938’di.

  • DÜNYANIN EN ÜNLÜ KEDİLERİ

    Sevimlilikleriyle milyonlarca insanın kalbini çalan kediler samimi doğaları ve şirin görünümleri ile dünya genelinde büyük bir hayran kitlesine sahip. Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla bazı kediler sosyal medya platformlarında fenomen haline gelerek ün kazandı. Ancak internetten önce de dünya çapında ünlenen kediler vardı. Yazımızda tarihe isimlerini yazdıran kedileri, hikâyelerini ve fenomen olmalarının ardındaki nedenleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda yaşamış ünlü İtalyan besteci Domenico Scarlatti’nin kedisi Fague (Füg) sayesinde en ünlü eserinden birini bestelediği söylenir. Resmî adı “Kk. 30, Fa Minör Füg” olan tek bölümlük ünlü sonatı, gayriresmî olarak “Kedi Fügü” olarak biliniyor. Lakabı Pulcinella olan kedisinin piyano tuşlarının üzerinde gezinmesiyle ortaya çıkan notaları bir kenara not eden sanatçı, bunun üzerine koca bir füg bestelemiş. Bu hikâyenin gerçekliği tartışılsa da Pulcinella, tarihe “müzisyen kedi” olarak ismini yazdırmayı başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orangey adlı sarman kedi bugüne kadar pek çok önemli filmde rol aldı. Ünlü hayvan bakıcısı Amerikalı Frank Inn tarafından keşfedilen Orangey, 1951’de “Rhubarb” filmiyle sinema dünyasına adım attı. Ancak asıl şöhretini 1961’de unutulmaz aktris Audrey Hepburn ile birlikte rol aldığı “Tiffany’de Kahvaltı” filmiyle yakaladı. Hepburn’ün kedisi rolüyle ününün doruğuna ulaşan Orangey, bu iki film ile Amerika’da hayvanlar âleminin Oscar’ı olarak kabul edilen Patsy Ödülü’ne de layık görüldü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Parisli sokak kedisi Félicette, 18 Ekim 1963’te Cezayir’de bulunan Fransız üssünde Veronique AG1 sondaj roketine yerleştirilerek uzaya fırlatıldı. Uzayın derinliklerinde 200 kilometre yol katettikten sonra kapsülü atmosfere giriş yaparak paraşütle dünyaya iniş yaptı. Ancak Félicette tüm aramalara rağmen bulunamadı ve hatırasını yaşatmak için fotoğrafı pul olarak basıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2012’de internette fenomen olan ilk kedi olan Grumpy, gerçek adı ile Tardar Souce (Tartar Sos), suratsız ifadesiyle herkesin sempatisini kazandı. 2019’da aramızdan ayrılan Tartar Sos’un şöhretini yakalaması, sahibi Tabatha’nın kardeşinin kedinin fotoğrafını bir siteye eklemesi ile gerçekleşti. Tartar Sos’un huysuz görünüşünün sebebi, cüce kedi olması ve bir diş sorunu olan maloklüzyon rahatsızlığından kaynaklanıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İstanbul, tüm dünyada kedileriyle ünlü bir kent. Bu kediler arasında en ünlüsü ise Ayasofya’da yaşayan ve turistlerin ilgi odağı olan Gli. 2004’te Ayasofya’da doğan ve büyüyen Gli’yi tüm dünya Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama’nın 2009’daki Ayasofya ziyaretinde tanıdı. 2020’de cami olarak tekrar ibadete açılan Ayasofya’yı ziyaret eden herkesin ilgi odağı haline gelen Gli, “dünyanın en fazla fotoğrafı çekilmiş kedisi” ünvanını elinde bulunduruyor. Sevimli kedi Gli, 7 Kasım 2020’de yaşlılığa bağlı olarak aramızdan ayrıldı.

  • PİLİN İCAT SERÜVENİ

    Piller, elektrik enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürerek depolayan ve gerektiğinde bu depolanan enerjiyi elektrik enerjisi olarak geri veren cihazlardır. Artık günümüzde cihazları çalıştırmak için farklı güç kaynakları kullanılsa da bir zamanlar birçok cihaz pil ile çalışıyordu. Günlük hayatımızda önemli bir rol oynayan pilin nasıl icat edildiğini merak ediyorsanız hikâyesi yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bilinen en eski piller “Bağdat pilleri”dir. M.Ö. 250 ve M.S. 640 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen bu ilkel pil; kilden 14 santimetre uzunluğundaki bir çömlek içerisindeki demir çubuklardan oluşur. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikalı mühendis Willard Gray, Bağdat pili olarak bilinen bu kavanozun bir kopyasını yaparak içine üzüm suyu doldurur ve 1,5 ila 2 volt arasında elektrik üretmeyi başarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kullandığımız pili 1799’da İtalyan fizikçi Alessandro Volta icat eder. Farklı metallerin değişik elektrokimyasal potansiyellere sahip olduğunu keşfeden Volta, alternatif iletken özelliklere sahip bir dizi hücreyi birbirine seri olarak bağlar ve elektrik üreten ilk pili hayata geçirir. 1800’de Birleşik Krallık’ta bilimsel gelişmeleri desteklemek için kurulan Kraliyet Cemiyetine yeni icadını bildiren bir mektup yollar. Bu buluşla Volta, elektriğin kimyasal metotlarda üretebileceğini kanıtlar. O dönemde yaygın bir görüş olan elektriğin yalnızca canlılar tarafından üretildiği şeklindeki teoriyi de tepetaklak eder. Bu fikir o dönem neden bu kadar yaygın bir görüş olmuştur? Bir sonraki maddemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Volta pili icat etmeden önce, 1780’de İtalyan hekim Luigi Galvani ölü kurbağalar üzerinde elektriksel deneyler yapar. İki farklı metali ölü bir kurbağanın bacaklarındaki kaslara temas ettirdiğinde bacakların kıpırdadığını fark eden Galvani, bunu “hayvansal elektrik” olarak adlandırır. Ancak Volta, yakın arkadaşı da olan Galvani’nin bu fikrini kabul etmez ve elektriğin kurbağadan değil farklı metallerden kaynaklandığını açıklar. Ayrıca pil icat edilmeden önce sürtünmeyle elde edilen statik enerji bilinse de ne bunu depolayabilme ne de bu enerjiyi sürekli olarak elde etmeye yarayan bir teknoloji vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Volta, bakır ve çinko metallerinin arasına tuzlu suya batırılmış kumaş ya da kartonlar yerleştirerek elektrik akımı elde etmeyi başarır. Bu üç malzeme bir “hücre”yi tamamlar ve ne kadar çok hücre varsa o kadar fazla elektrik akımı oluşur. Böylece voltaik pil olarak adlandırılan ilk pil, 1800 yılında Alessandro Volta tarafından icat edilir. Volta’nın pili icat etmesi peşi sıra birçok yeniliği de hayatımıza kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Elektrikli aydınlatma ve cihazların kullanımını artıran bu yeni buluşun ardından Fransız fizikçi Gaston Plante, şarj edilebilen pili icat eder. Bu buluş, ileride kullanılacak olan elektrikli araçların ve diğer şarj edilebilir tüm elektronik cihazların önünü açar. Bugün kullandığımız kumandalar, dizüstü bilgisayarlar, saatler, elektrikli otomobiller ve cep telefonu gibi hayatımızın bir parçası haline gelen cihazlar, şarjlı pilin icadıyla ortaya çıkar. Günümüzde ise pil teknolojisi oldukça ilerlemiştir. Değişik boyutlarda ve alternatif materyallerle üretilen pillerin farklı kapasiteleri vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şarjlı ya da tek kullanımlık olsun her pilin bir ömrü vardır. Ömrünü tamamlamış piller çöpe atıldığında içerdikleri cıva, kurşun ve kadmiyum gibi metaller zamanla toprağa, yer altı sularına, denizlere karışarak doğaya ve canlılara zarar verebilir. Bu yüzden atık pillerin çöpe atılmaması, bunun yerine geri dönüştürülmesi gerekir. Ülkemizde, atık pilleri geri dönüştürmek için okullara, muhtarlıklara, market ve eczane gibi alanlara atık pil toplama kutuları yerleştirilmiştir. Siz de ömrünü tamamlamış pilleri atık pil toplama kutularına atarak hem doğaya verilecek zararın önüne geçebilir hem de değerli metalleri geri kazandırarak ekonomiye katkı sağlayabilirsiniz.

  • MODERN ÇAĞIN OZANI: BARIŞ MANÇO

    Anadolu rock ve pop müziğin önde gelen isimlerinden şarkıcı, besteci, söz yazarı, oyuncu, televizyon programcısı, ressam ve gezgin Barış Manço’nun vefatının üzerinden 25 sene geçti. Ünü ülkemiz sınırlarını aşan çok yönlü sanatçımız hakkındaki bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sanatçının tam adı Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço’dur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Müzik kariyerine çok erken yaşta başlar. İlk konserini 1962’de İstanbul Bebek Gazinosu’nda verir. O dönemde henüz 19 yaşında olan sanatçı, önemli bir müzik ikonu haline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Japonya’da konser veren ilk Türk sanatçıdır. 1984’te verdiği konserler ile Türk müziğini Japonlara tanıtan Manço, ülkede büyük bir hayran kitlesi edinir. “Lion and Gazelle” şarkısı ise onu uluslararası alanda tanınan bir şarkıcı haline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En bilinen ve en sevilen eserlerinden biri olan Gülpembe şarkısını henüz 13 yaşındayken kaybettiği ve çok sevdiği Gülpembe isimli babaannesi için yazar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransızca, İngilizce ve İtalyanca gibi dillere de hakim olan sanatçı, bu dillerde şarkılar söyleyip eserler üretir. 1987’de “Belçika Kültür Elçisi”, 1992’de “Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi Nişanı” ve “Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi Nişanı”, 1995’te “Japonya Min-On Vakfı Yüksek Şeref Madalyası”, 1997’de “Belçika Liege Prensliği Onursal Hemşehrilik Beratı” gibi ödüllere layık görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun ismi sanatçının vefatının ardından anısını yaşatmak için eski adıyla İnciburnu olan Şehir Hatları vapuruna verilir. 2019 yılında 6 ay onarım ve bakım çalışması yapılan Barış Manço vapuru, yenilendikten sonra ilk seferini sanatçının 21. ölüm yıl dönümüyle 2020’de özel bir etkinlikle gerçekleştirir. Kadıköy-Beşiktaş iskelesinden 10.30’da Beşiktaş-Kadıköy iskelesinden de 11.00’de hareket eden “Barış Manço Vapuru”, 12.00’de Kanlıca iskelesine yanaşır; ailesi, dostları ve sevenleri tarafından kabri ziyaret edildikten sonra sanatçının unutulmaz eserleri dönüş yolunda hep birlikte seslendirilir. 2003 yılından bu yana her yıl geleneksel olarak şubat ayının ilk pazarı düzenlenen “Barış Manço Vapur Etkinliği”, Türkiye’nin dört bir yanından gelen Barış Manço sevenleri ile seferini gerçekleştirir.

  • Usta Oyuncu Tomris İncer ve Hayat Verdiği 8 Karakter

    Usta Oyuncu Tomris İncer ve Hayat Verdiği 8 Karakter

    Tiyatromuzun unutulmaz isimlerinden Tomris İncer’i ne yazık ki 2015 yılında kaybettik. Oyunculuk kariyeri boyunca, tiyatro sahnelerinde Shakespeare’den Orhan Kemal’e birçok ünlü yazarın kaleminden çıkan karakterleri canlandırdığı gibi televizyon ekranlarında da başarılı dizilere güçlü oyunculuğuyla renk kattı. Bu değerli oyuncumuzu hayat verdiği 8 karakterle anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk ve Ceza’nın Şahnur Baldar’ı” title_font_size=”13″]

    2010 yılında ekranlara gelen başarılı televizyon dizisinde şanssız bir aşk hayatı olan bir adamın, Savaş Baldar’ın annesini oynamıştı Tomris İncer. Sert, herkesin çekindiği kayınvalide rolünü başarıyla canlandırmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tehlikeli İlişkiler’in Bayan Rosemonde’u” title_font_size=”13″]

    Dünya edebiyatının başeserleri arasında sayılan Choderlos de Laclos’un Tehlikeli İlişkiler’i 2010 senesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Oyun tehlikeli aşk hikâyelerine odaklansa da İncer, ayakları yere basan, kocasına sadık bir kadını Madame Rosemonde’u başarıyla canlandırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Racon’un Nisa Korhan’ı ” title_font_size=”13″]

    Tomris İncer’in usta oyunculuğunu izleme şansı bulduğumuz son yapım 2015 tarihli Racon: Ailem İçin, adalet ve aile kavramlarını masaya yatırıyordu. İncer’in canlandırdığı Nisa karakteri, ailenin manevi yanı güçlü ve hayat dolu annesiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öldün, Duydun mu’nun Ebe’si” title_font_size=”13″]

    Altından Sonra Tiyatro Ekibi’nin 2013 yılında sergilediği oyun, dram ve mizah türlerini bir araya getiriyor, körü körüne gerçeklere bağlı olmanın ne kadar doğru olduğunu sorgulamamızı sağlıyordu. Tomris İncer, bu oyunda Ebe karakterini canladırmış ve “Bana körü körüne inananla, körü körüne inanmayan arasında fark yoktur.” repliğiyle düşündürmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İkiye Bölünen Vikont’un Anlatıcısı” title_font_size=”13″]

    17. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında sahnelenen hikâyesinde dünyaca ünlü yazar Italo Calvino’nun imzası bulunan İkiye Bölünen Vikont, 2. Dünya Savaşı’nın karanlık yıllarında geçen bir oyun. Tomris İncer bu temsilde anlatıcı olarak izleyiciyle buluşmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir İstanbul Masalı’nın Nebile Arhan’ı” title_font_size=”13″]

    Varlıklı Arhan ailesinin malikânesinde çalışan Kozan’ların kızı Esma’nın aşk hayatı ve Arhan malikânesine gelin gitme sürecini anlatan Bir İstanbul Masalı, Türk televizyonunun en başarılı dizilerden biri olmuştu. Tomris İncer dizide Arhan ailesinin seçkin bir karakteri olan Nebile Arhan’ı canlandırıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Binbir Gece’de Nadide Evliyaoğlu” title_font_size=”13″]

    2006 tarihli dizide lösemi hastası çocuğu için her şeyi göze alan Şehrazat yani Bergüzar Korel’in kayınvalidesini usta oyuncu canlandırmıştı. Nadide karakteri, kaybettiği oğlunun eşi olan Şehrazat’ı kendi çocuğu gibi sahiplenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçek Hayattan Alınmıştır’ın Annesi” title_font_size=”13″]

    2013 yılında sahnelenen oyunda uzun zaman sonra bir araya gelen bir anne ve oğulun ilişkisi işleniyordu. Tomris İncer oyundaki anne rolüyle “2013 yılı Afife Jale En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne aday olmuştu.

  • CAZ DENİNCE AKLA GELEN DUAYEN İSİMLER

    CAZ DENİNCE AKLA GELEN DUAYEN İSİMLER

    Yirminci yüzyılın başlarında ortaya çıkan caz müziğini kelimelerle anlatmak gerekse; özgün, yaratıcı, doğaçlama, enstrüman, solo, orkestra, müzisyen gibi sözcükler ilk akla gelenler olacaktır. Ama bu müziği anlamanın en iyi yolu müzisyenlerini tanımaktan geçiyor. Biz, caz denince akla gelen duayen isimlerden birkaçını listeliyoruz, müziklerini ve seslerini dinlemekse size düşüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Müziğe kornet çalarak başlayan ve ilk mekânı sokaklar olan Louis Armstrong için, 1920’ler gelişme, 1930’lar ve 40’lar tanınma, 1950’ler ve sonrası ise cazın hit parçalarıyla anılma dönemi olmuştu. 1971 yılında 70 yaşında hayatını kaybeden caz vokalisti ve trompet üstadı, solo trompeti literatüre kazandıran kişi olarak da tarihe geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Caz vokalisti Billie Holiday, 1959 yılında hayatını kaybettiğinde 44 yaşındaydı fakat yaşam süresinin kısalığı cazın en büyük seslerinden biri olmasına ve kendinden sonrakilere ilham vermesine engel olmadı. Sanatçıyı ilk kez dinleyecek olanlar için önerimiz, klasik halini almış Summertime veya Strange Fruit şarkılarına öncelik vermeleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Duke Ellington caz dünyasının ünlü piyanistlerinden biriydi. Fakat bundan da öte 1920’ler ile 50’ler arasında büyük bir rüzgâr estiren Big Band döneminin en önemli figürlerindendi. Ondan fazla caz müzisyeninin bir arada müzik yaptığı gruplardan birini de Duke Ellington kurmuştu ve orkestrasına 50 yıldan fazla süreyle şeflik yapmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1926-1991 yılları arasında yaşayan Miles Davis caz dünyasının en popüler ismiydi. Bunun önemli nedenlerinden biri müziğini rock enstrümanlarıyla harmanlayacak kadar da yeniliklere açık olmasıydı. Onun müziklerine günümüzde bile Mad Man gibi bir dizinin veya Zodiac gibi bir filmin soundtrack’i olarak rastlamak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Caz tarihinin en güçlü seslerinden biri şüphesiz ki Ella Fitzgerald’dı. 1971-1996 yılları arasında yaşayan sanatçı Louis Armstrong, Duke Ellington gibi ünlü isimlerle ortak çalışmalar yaptı. Birleşik Devletler tarafından iki kere ödüllendirilen, 13 Grammy Ödülü verilen Ella Fitzgerald ölümüne kadar müzik yapmayı sürdürmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaşadığı dönemde Bird (Kuş) lakabıyla anılan Charlie Parker caz tarihinin en büyük saksafoncusu, en hızlı virtüözlerinden biriydi. 1920 yılında müzisyen bir babanın oğlu olarak doğmuş, 1955 yılında yani 34 yaşında hayatını kaybetmişti. Birçok caz müzisyenine ilham veren sanatçı, bebop ismiyle bilinen caz türünün de kurucuları arasındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Blues, soul, R&B türünde de müzik yapan Nina Simone caz müziğin efsane isimleri arasındaydı. 1933-2003 yılları arasında yaşayan sanatçı hem vokalist hem söz yazarı hem de bir piyanistti. Simone, caz şarkıcılığının siyahi olmakla eş tutulmasını ırkçılık olarak niteleyerek eleştirmişti. Hayatını anlatan Nina isimli film ABD’de 2016 yılında vizyona girdi.

  • TÜRKÇEMİZDEKİ UZUN UZUN KELİMELER

    “Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine”

     

    Bu kelimeyi bir çırpıda duymuş olmanız zor ama 70 harften oluşan bir sözcük olarak “en uzun Türkçe kelime” kabul edildiğini duymuş olabilirsiniz. Türkçemizde, ekler sayesinde daha da uzayabilen birçok kelime bulunmasına rağmen, popüler kültürde en çok yukarıdaki kelime rağbet görmekte. Bununla birlikte dilimizde, eklerle uzatılan bir kelimenin kabul görmesi için her şeyden önce anlam ifade etmesi gerekiyor. Eklerle uzatılan kelimeleri bir kenara bırakarak, sözlükte birebir karşılığını bulabileceğiniz “nispeten” uzun Türkçe kelimelere gelin birlikte bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • İnsanlık Tarihini Değiştiren Einstein’ın Kişisel Tarihi

    İnsanlık Tarihini Değiştiren Einstein’ın Kişisel Tarihi

    Özel Görelilik Kuramı, Genel Görelilik Kuramı, insanlık tarihinin en ünlü formüllerinden E=mc2, Fotoelektrik Etkisi ki Nobel’i bu teorisiyle kazandı, atom ve moleküllerin büyüklüğünün hesaplanması, Kuantum Fiziği ve Belirsizlik İlkesi, Bose-Einstein İstatistiği… Bunlar Einstein’ın bilimsel çalışmaları… “Modern fiziğin hemen hemen bütün temel ve önemli fikirlerinin kökeni öyle ya da böyle Einstein’a dayanır.” Nobel Ödüllü başka bir fizikçi, Isidor Isaac Rabi, Einstein için bunları söylemişti. Gelin biraz da ünlü bilim insanının hayatına dair detaylara bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir bilim adamı olmasaydı olağanüstü besteler üreten dahi bir müzisyen olma ihtimali çok yüksekti. İyi bir keman müzisyeni olan annesinden keman çalmayı öğrenmişti ve tahmin edebileceğiniz gibi bu konuda çok yetenekliydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Einstein 4 yaşına kadar konuşmaya başlamayınca ailesi endişelenmişti. Oysa günümüzde kimi çocukların zekâ seviyesi yüksek olduğu için konuşmaya geç başladığı biliniyor. Dr. Thomas Sowell tarafından çocukların bu durumuna Einstein Sendromu adı verildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Einstein’ın okulu ve ezbere dayalı eğitimi sıkıcı bulduğundan söz edilir. Onu bu çıkmazdan cebir ve geometri ile kurtaran kişi mühendis olan amcasıdır. Einstein bunu çocukluğunun en önemli olayı olarak anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İleriki dönemlerinde de eğitim sistemine uyum sağlamakta zaman zaman zorlanır. Büyük bilim insanının gençlik yıllarında 10 yıl boyunca akademide iş bulamadığını biliyor muydunuz? Oysa bu sırada fizikte çığır açacak doktora tezini hazırlıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Nobel Ödülü aldığını öğrendiği sıralarda ders vermek için Tokyo’daydı ve Imperial Hotel’de kalıyordu. Bir gün kendisine mesaj getiren bir Japon kuryeye verecek bozuk para bulamayınca, “Şansın yaver giderse belki bu notlar alelade bir bahşişten çok daha değerli olabilir.” diyerek Almanca notlar yazıp uzattı. 95 yıl sonra bu notlar ortaya çıktı. Üzerinde şöyle yazıyordu: “Sessiz ve mütevazı bir yaşam mutluluk getirir.” Daha sonra kimileri bu söz için “Mutluluk Teorisi” dedi, kimileri “Mutlu Yaşam Formülü”…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hitler döneminde Almanya’dan ayrılarak Belçika’ya, oradan İngiltere’ye ve son olarak ABD’ye gitmişti. ABD’de sona eren yaşamı boyunca mütevazı bir tarz benimsedi. Kendi dehası konusunda da mütevazıydı ve bu sözlerine yansırdı: “O kadar akıllı olduğumdan değil, ben sadece problemler üzerinde biraz daha fazla kalıyorum.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Mütevazı deha, bir konuşmasında da şöyle demiştir: “Bence insanların kişilikleri her zaman eksik değerlendirilmiştir. Eminim, doğa bizlere farklı yetenekler bahşetti. Çok büyük yeteneklere sahip olup da, sessiz sakin, gözden uzak yaşayan insanlar olduğuna da eminim. Bu insanları es geçip, aralarından birkaçını yüceltip onlara üstün insan muamelesi göstermek bana hiç adil gelmiyor. Benim yazgım da böyle aslında. Çalışmalarımın ve başarılarımın popülaritesiyle, gerçek olan arasındaki tezat oldukça gülünç…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Einstein’ın beyninin ABD’de Wichita’da yaşayan Dr. Thomas Harvey’in evinde bir kavanozda olduğunu biliyor muydunuz? 1955 yılında yaşamını kaybeden bilim insanı için otopsi yapıldı ve dehasıyla ilgili araştırma yapmak üzere beyni çıkarıldı. Uzmanlar Sylvian yarığının gelişmiş olduğunu ve bunun beyindeki bilgi alışverişini kolaylaştırdığını, bilgiler arasında bağlantı kurma yetisini artırdığını belirtiyorlar.

  • EDEBİYATIN MÜTEVAZI KALEMİ

    Çek asıllı Fransız yazar Milan Kundera, 11 Temmuz 2023’te aramızdan ayrıldı. Kaleme aldığı 14 eseriyle kitapseverlerin gönlünde taht kuran Kundera, ülkesi Çekya’daki siyasi çalkantılar nedeniyle uzun yıllar Fransa’da yaşamak zorunda kalmış bir yazar. Çoğu otoriteye göre son varoluşçu edebiyatçı olan Kundera’nın yaşam hikâyesini sizlerle paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Milan Kundera, 1 Nisan 1929’da Çekya sınırları içerisinde yer alan Moravya bölgesinin başkenti Brno’da orta sınıf bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası bir müzisyendir ve aynı zamanda Brno Müzik Akademisinde müdürlük yapmıştır. Kuzeni, Çek avangart edebiyatının önemli kalemlerinden şair Ludvik Kundera’dır. Kendisi de lise yıllarında ilk şiirlerini yazmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Küçük yaşta piyano çalmayı öğrenen Kundera, ilerleyen yıllarda yazacağı çoğu eserinde müziğin belirleyici unsurlarından faydalanır, müzikten ilham alır. 1945’te henüz lise öğrencisiyken ünlü Rus şair ve yazar Vladimir Mayakovski’nin şiirini tercüme eder ve kendisi de lirik tarzda şiirler üretir. Şiirlerinden bir tanesi 1946’da bir dergide yayımlanır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Prag’daki Charles Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde edebiyat ve estetik üzerine iki dönem eğitim alan Kundera; daha sonra film akademisine geçerek yönetmenlik üzerine makaleler yazar. 1960’larda akademide film dersleri verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1968’de Rusya’nın Çek istilasından sonra, Prag Müzik ve Sanatlar Akademisindeki görevinden uzaklaştırılan Kundera, politik baskılara dayanamayarak 1975’te Fransa’ya göç eder. “Gülüşün ve Unutuşun Kitabı”nın yayımlanmasının ardından Çekoslovak hükümeti, Kundera’yı politik görüşlerinden dolayı 1978 yılında vatandaşlıktan çıkarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkesinden sürülen ve 1981’de Fransa vatandaşı olan Kundera, kitaplarını Fransızca yazar hatta bazı eserlerinin Çekçeye çevrilmesine engel olur. 1983’te Michigan Üniversitesi tarafından fahri doktora ünvanına layık görülür. Nobel Edebiyat Ödülü için birkaç kez aday gösterilse de bu ödülü hiçbir zaman alamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çağımızın en başarılı düşünsel roman yazarı ve varoluşçuların sonuncusu olarak nitelendirilen Kundera’nın son kitabı “Bir Buluşma”, 2009 yılında yayımlanır ve 2010 yılında Türkçeye çevrilir. Ülkesinden yıllarca uzak kalan Kundera’nın vatan hasreti Çekya Başbakanı Andrej Babis’in çalışmaları ile 2019’da son bulur, ölmeden önce ailesini ve arkadaşlarını ziyaret etmek için sessizce ülkesine gider.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uzun süren rahatsızlığının ardından Paris’teki evinde 11 Temmuz 2023’te vefat eder. Ölümüne kadar da münzevi bir hayat süren Kundera’nın en sevilen eserleri arasında ”Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”, ”Gülüşün ve Unutuşun Kitabı”, ”Roman Sanatı” ve ”Ölümsüzlük” yer alır. En popüler kitabı olan “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”, Amerikalı yönetmen Philip Kaufman tarafından sinemaya uyarlanır ve büyük ilgi görür.

  • Coğrafyamızdan İnsanlığa Katkılarıyla Öne Çıkan 9 Karakter

    Coğrafyamızdan İnsanlığa Katkılarıyla Öne Çıkan 9 Karakter

    Bilimin uzun ve zorlu tarihi boyunca insanlığa hizmet veren birçok alim olmuştur. Bu bilim insanlarının bir kısmı kendisinden sonra gelen meslektaşlarına yol göstermiş, keşifleri ile dünyanın seyrini değiştirmişlerdir. Coğrafyamızın önemli yeniliklere yol açan bilim insanlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evliya Çelebi” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Evliya Çelebi, elli yıldan fazla süren gezilerinde neredeyse tüm Osmanlı topraklarını gezmiş ve gezi notlarını 10 ciltlik Seyahatname’de toplamıştır. 17. yüzyılda yazılan eser, etimoloji, antropoloji, kültür tarihi ve edebiyat açısından değerli bir hazinedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Farabi” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    10. yüzyılda yaşayan Farabi’nin çalışmalarının yoğunlaştığı alanlardan biri bilgi felsefesi, mantık ve dil felsefesidir. Farabi, mantık ilminin kurucusu sayılan Aristo’nun eserlerini çevirmiş ve mantık terimlerini Arapçaya kazandırmıştır. Farabi’nin doğa felsefesi metafizik ve psikoloji alanındaki eserleri de hâlâ çeşitli araştırmalara temel oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbn-i Haldun” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    14. yüzyıl bilginlerinden İbn-i Haldun, filozof, siyaset bilimci ve tarihçi kişiliği ile birçok eser vermiştir. Bilim adamı özellikle Devlet Kuramı ile tanınmıştır, bu kuram devletin bir insan gibi doğduğunu, yaşadığını ve öldüğünü savunur; devletin beş aşamasını derinlemesine inceler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbn-i Sina” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Orta Çağ modern biliminin kurucusu sayılır ve bu sebeple “Büyük Üstad” olarak anılır. “Tıbbın Kanunu” isimli kitabı 17. yüzyıla dek Avrupa üniversitelerinde temel kitap olarak okutulmuştur. İbn-i Sina’nın psikoloji, felsefe ve metafizik alanında da eserleri de bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El- Cezeri” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Sibernetiğin kurucusu sayılan El-Cezeri, 12. yüzyılda Şırnak’ta doğmuştur. Robot bilimi ve sibernetik alanında bilinen ilk çalışmaları gerçekleştirmiş, otomatik çalışan su makinesi, saz çalan robot, mey dolum otomatı, abdest otomatı gibi sistemler kurmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hezarfen Ahmet Çelebi” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Hezarfen Ahmet Çelebi, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde yaşamıştır. Kendi yaptığı kanatlarla uçma denemeleri yapan alim, birçok bilim alanında derin bilgilere sahip olması nedeniyle “Hezarfen” ünvanını kazanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Arf” title_font_size=”13″]
    türk matematikçi

    20. yüzyılın matematik dâhilerinden Cahit Arf’ın başarıları Avrupa ve Amerika’da da kabul görmüştür. Cebir alanında önemli çalışmaları olan Arf, bilim dünyasına Arf Değişmezi, Arf Halkaları ve Hasse-Arf Teoremi’ni kazandırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Piri Reis ” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Osmanlı’nın cesur denizcisi Piri Reis, Hint Denizleri ve Mısır kaptanlığı görevlerinde bulundu. 1513 yılında çizdiği “Dünya Haritası” değerli coğrafi bilgiler içeren tarihi bir belgedir ne yazık ki günümüze ancak üçte biri ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaşgarlı Mahmut” title_font_size=”13″]
    filozof, türk islam filozofları

    Kaşgarlı Mahmut bilinen en eski Türkçe sözlük olan Divan-ı Lugati’t-Türk’ü 11.  yüzyılda yazmıştır. Eser dil bilimi açısından çok önemli bir kaynak olmasının yanı sıra dönemin kültürü, yaşayışı ve maddi manevi değerleri ile ilgili bilgiler de içerir.