Kategori: Kültür/Sanat

  • Hayatımızın Tadı Tuzu Şekerli Deyimler

    Hayatımızın Tadı Tuzu Şekerli Deyimler

    Şekerin, dâhil olduğu her şeyi tatlandırdığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İçine girdiği bazı yerler var ki dilinizi değil ama canınızı biraz acıtabilir. Şekerle kurulmuş deyimlerden söz ediyoruz tabii ki… Bu liste de hayatımıza hem tat hem tuz olan şekerli deyimlerle ilgili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Görünüşte birbirine ne kadar benzeseler de nitelikleri birbirinden çok farklı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kişi, kendi özünü veya asıl özelliklerini değiştirmiş gibi görünse de asla değişmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yumuşak huylu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kısa bir süre uyumak, kestirmek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İşine sabahleyin erken başlayan kimse başarı elde eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kişinin yaptığı iyilikte de, kötülükte de kalıtımın etkisi vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yarasın, ağız tadıyla yensin.

  • 8 Fotoğrafla Bahçeye Dönüşmüş Duvarlar

    8 Fotoğrafla Bahçeye Dönüşmüş Duvarlar

    Peyzajın son zamanlarda hayatımıza giren modern bir uygulaması olan duvar bahçeleri, şehirlerin dört bir yanında, sitelerde, evlerin bahçelerinde hatta verandalarında bile karşımıza çıkıyor. Bizim bildiğimiz şekliyle kısa süredir şehirlerimizde yer alıyor olsa da duvar bahçelerinin kökeninin dünyanın yedi harikasından biri olan Babil’in Asma Bahçeleri’ne dayandığı düşünülüyor. Geniş klasik bahçelere yer olmayan alanlarda dekoratif amaçlı olarak tercih edilen duvar bahçelerini listemizde keşfedin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçeleri için toprağa gerek duyulmuyor, bitkiler özel bir keçenin arasına yerleştiriliyor ve böylece sıkıcı ve düz duvarları renklendirmeniz mümkün oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Sadece özel mülkler değil, iş yerlerinin, devlet kurumlarının duvarları da doğanın dokunuşuyla renkleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçesi oluştururken renkli çiçekleri tercih edebileceğiniz gibi daha doğal bir görünüm elde etmek için sadece yeşilin farklı tonlarını da kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvarların üzerine yerleştirilen bu dikey bahçelerin özel sulama sistemleri de bulunuyor. Böylece bitkiler ihtiyaçları olan suyu alabiliyor ve güzellikleriyle gözlerimizi okşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçeleri kurmak için gelişmiş sistemler olduğu gibi, kendi imkânlarınız ile basit ama sevimli duvar bahçeleri oluşturmanız da mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçeleri son zamanlarda şehircilikte de kullanılmaya başladı. Dünyanın birçok şehrinde dikey bahçeler kamusal alanlara renk katıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Duvar bahçeleri, binaların yüzlerinin kaplanması amacıyla da kullanılıyor. Bu şekilde beton yüzeyler, üzerlerindeki çirkin görünümlü kablolar ve işlevsel detaylar kamufle ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    bahçe düzenlemesi

    Beton yüzeyler yerine binaları kaplayan yeşillikleri görmek insanların ruhuna iyi geldiği gibi, enerji tasarrufu anlamında da fayda sağlıyor. Özellikle sıcak havalarda üzerinde dikey bahçe olan binaların daha az ısındığı biliniyor.

  • ROMAİN GARY BİYOGRAFİSİ

    Bir yazarın hayatı boyunca sadece bir kez alabildiği “Goncourt Edebiyat Ödülü”nü hayattayken iki kez kazanan tek yazar olan Fransız edebiyatının usta kalemi Romain Gary, kitaplarında hüznü ve mizahı ustalıkla birleştirmeyi başaran önemli bir isim. Ancak Romain Gary sadece yazar değil, aynı zamanda yönetmen, senarist, diplomat ve savaş pilotu. Fransız edebiyatının en üretken ve en tanınmış yazarlarından olan Gary, Emile Ajar takma adıyla da birçok kitap yazar. II. Dünya Savaşı’nın yıkıcı izlerini derinlikli bir şekilde kaleme almaya başaran bu çok yönlü entelektüel ismi yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Asıl adı Roman Kacew olan yazar, 8 Mayıs 1914’te şimdiki Litvanya’nın başkenti Vilnius’da dünyaya gelir. Ailesinin Polonya’ya göç etmesiyle genç yaşta farklı bir ülkeye taşınan Gary, 11 yaşındayken babasının ailesini terk etmesi üzerine annesi ile yalnız bir çocukluk yaşar. İlerleyen yıllarda ünlü bir yazar olduğunda ailesinin geçmişi hakkında net bilgi vermekten kaçınır, her defasında farklı bir çocukluk senaryosu anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Romain Gary, 14 yaşındayken annesi ile beraber Fransa’nın Nice şehrinde bir banliyöye taşınır. II. Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda hukuk eğitimi alan Gary, Fransa’nın Naziler tarafından işgal edilmesi üzerine Almanlara karşı savaşmak için Fransız Hava Kuvvetleri’nde savaş pilotluğu yapmak için orduya yazılır ve Kuzey Afrika ve Avrupa’da ülkesi saydığı Fransa’nın özgürlüğü için mücadele eder. Bu dönemde ismini yasal olarak Romain Gary olarak değiştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pilot olarak görev aldığı savaş yıllarında 65 saatten fazla uçuş gerçekleştiren, 25’in üzerinde hedefi isabet ettiren atışlar yapan Gary, gösterdiği üstün çaba neticesinde onur nişanı ve madalya alır. 1944’te Britanyalı yazar, gazeteci ve Vogue dergisi editörü Lesley Blanch ile evlenir. Savaşın sona ermesiyle Fransa için diplomatik görevlerde bulunan yazar, edindiği hayat tecrübesinden bolca ilham aldığı ilk romanını “Polonya’da Bir Kuş Var” ismiyle 1945’te yayımlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Birleşmiş Milletler’in Fransız Delegasyonu sekreterliğine getirilen Gary, 1952’de New York, 1955’te ise Londra’da görev alır. 1956’da Fransa’nın Los Angeles başkonsolosluğu görevine getirilen yazar, tüm bu yoğunluğa rağmen sürekli üretir. Kimi eserlerini Emile Ajar takma ismiyle yayımlayan Gary, 30’un üzerinde roman kaleme alır ve ayrıca Fosco Sinibaldi ve Shatan Bogat takma isimleriyle de birer roman yayımlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Romain Gary ismi ile yayımladığı “Cennetin Kökleri” romanıyla Fransa’nın en büyük edebiyat ödülü olan Goncourt Edebiyat Ödülü’nü 1956’da alan yazar, Emile Ajar takma ismi ile yazdığı “Onca Yoksulluk Varken” romanıyla 1975’te tekrar kazanır. Sadece bir yazara bir defa verilen bu ödülü iki kez kazanarak tarihe geçen Gary, yıllarca bu bilgiyi gizli tutar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1961’de Britanyalı eşinden ayrılan Romain Gary, 1962’de Amerikalı ünlü oyuncu Jean Seberg ile evlenir ve bir çocukları olur. Seberg ile evliliği 1970’e kadar süren Gary, bu yıllarda da roman ve çeşitli film senaryoları kaleme alır. 1962 yapımı savaş filmi “The Longest Day”’in senaryo ekibinde de yer alan sanatçı, 1971 yapımı “Kill” adlı filmin yazar ekibindedir ve başrolünde hayat arkadaşı Jean Seberg vardır. Eserlerinde sıkça yaşlılığa ve yaşlı insanların duygularına yer veren Gary, kalemini o denli ustaca kullanır ki kitaplarını okurken bir an gözleriniz dolar; kendinizi ağlarken bulursunuz ancak bir sonraki satırda kendinizi kahkahalar atarken görmeniz işten bile değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kral Solomon’un Bunalımı, Kadının Işığı, Yalan Roman, Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı ve daha nice romanın usta yazarı Romain Gary ya da Emile Ajar, eski eşi Seberg’in 1979’daki şüpheli ölümünden sonra girdiği bunalım sonucunda 2 Aralık 1980’de Paris’te hayatına son verir. Ölmeden önce kaleme aldığı son mektubunda Emile Ajar’ın kendisi olduğunu itiraf eder. Eski bir tiyatro oyuncusu olan annesini mutlu etmek için yazar olmayı hedefleyen Gary, edebiyata olan tutkusunu ise şu cümleyle ifade eder: Edebiyat bana biraz nereye yöneleceğini bilemeyenlerin başvurdukları son sığınak gibi görünüyordu.”

  • Türk Edebiyatı’ndan Zamanı Anlatan 7 Alıntı

    Türk Edebiyatı’ndan Zamanı Anlatan 7 Alıntı

    Bazen üzen bazen dertlere deva olan zaman birçok şiire, şarkıya, yazıya konu olmuştur. Edebiyatın gelmiş geçmiş en büyük isimleri zaman üzerine düşünmüş, zamandan ilham alarak ya da akıp geçen zamana sitem ederek okuyanı derinden etkileyen eserlere imza atmışlardır. Tüm hayatımızı çekip çeviren zamana bir de Türk Edebiyatı’nın büyük ustalarının gözüyle bakalım istedik ve zamanı anlatan 7 alıntıyı listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Cahit Sıtkı Tarancı’dan Otuz Beş Yaş Şiiri

    Cahit Sıtkı Tarancı’dan Otuz Beş Yaş Şiiri

    Yaşam sevincini de ölüm korkusunu da şiirlerinde vurucu biçimde ifade eden Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre şiir, “kelimeler ile güzel şekiller kurma sanatı”ydı. Kendi ifadesiyle hayat yolunun yarısına geldiğinde faniliği sorguladığı Otuz Beş Yaş şiirini kaleme aldı, bu şiirle özdeşleşti. Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairlerinden Tarancı’nın 1910’da Diyarbakır’da başlayan yaşamı henüz 46 yaşındayken hastalığı nedeniyle sonlandı, geriye kelimelerle güzel şekiller kurduğu çok sayıda şiiri kaldı. 35 mısradan oluşan Otuz Beş Yaş şiirini Kültür ve Yaşam’da okuyabilirsiniz.

  • İstanbul’un Ticari ve Sosyal Hayatına Tanıklık Etmiş 9 Han

    İstanbul’un Ticari ve Sosyal Hayatına Tanıklık Etmiş 9 Han

    Çok eskilere dayanan bir geçmişi olan İstanbul’un belki de en değişmez özelliği her zaman çok hareketli bir ticari ve sosyal hayatı olmasıdır. Farklı dönemlerde İstanbul’un merkezi noktalarına inşa edilmiş hanlar bu hareketli hayatın en büyük tanığı olmuştur. Bu listemizde sizi İstanbul’un farklı yerlerine farklı zamanlarda inşa edilmiş hanları keşfetmeye davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    Eminönü’ndeki Balkapanı Han, İstanbul’un en eski hanlarından biri… Bizans Dönemi’nden kalma bir eser olan Balkapanı, Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde tadilat görmüş ve binaya eklemeler yapılmış. Hanın ilginç ismi ise vakti zamanında burada ticareti yapılan ürünlerin başında balın olmasından geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    18. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Büyük Yeni Han, İstanbul’un o zamanki en renkli ticari bölgelerinden birine, III. Mustafa tarafından yaptırılmış. Emniyet Sandığı ilk kez 19. yüzyıl sonunda Çakmakcılar Yokuşu’ndaki Büyük Yeni Han’da açılmış. 20. yüzyılda ise burada genellikle küçük sanayi tesisleri bulunuyormuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    Mimar Sinan tarafından yapılan Küçük Çukur Han’ın bir avlusu ve iki katı bulunmaktadır. Eminönü’nde yine Mimar Sinan’ın yaptığı çinileriyle ünlü Rüstem Paşa Camisi’nin hemen yanında yer alır ve aradan geçen zamanda korunarak işlevini kaybetmemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ünlü mimar Vedat Tek’in elinden çıkan Liman Hanı, Sirkeci’de Yalıköşkü Caddesi’nde bulunur. Hanın caddeye bakan cephesini lacivert ve turkuaz çiniler süsler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karaköy’deki Melek Han’ın 1880’li yıllarda Alexiadi Theoridis isimli bir tüccar tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Han, günümüze kadar korunmuş, 1970’li yıllarda binaya ek bir kat yapılmıştır. Şu anda da eskisi gibi genellikle ticaret erbabı tarafından ofis olarak kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    İstiklal Caddesi’nin Tünel’e açıldığı noktada bulunan Narmanlı Han, 1900’lerin başında inşa edilmiş ve Rus Büyükelçiliği olarak kullanılmıştır. Avlusunda bir de havuzu bulunan han günümüzde restore edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kemankeş Caddesi’nde bulunan Ömer Abed Han 1909/1910 yıllarında mimar Alexandre Vallaury tarafından yapılmış. Hanın üç bloğunu üstü cam bir örtü ile kaplanmış bir koridor bağlar, bu cam örtü koridorun aydınlık olmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    Mabeynci Ragıp Paşa’nın yaptırdığı Rumeli Han’ın mimarı kesin olarak bilinmese de dönemin ünlü mimarlarından Jasmund ya da Pappa’nın elinden çıktığı düşünülür. İstiklal Caddesi’nin üzerinde bulunan han tarihi boyunca birçok tüccar ve esnafa ev sahipliği yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    istanbul han

    Çakmakçılar Yokuşu’nda bulunan Büyük Valide Han, 17. yüzyıldan beri İstanbul’un tarihine şahitlik eder. 210 odası bulunan han zamanına göre yenilikçi bir mimari anlayışla inşa edilmiştir. İstanbul’da 3 avlusu bulunan ilk handır.

  • EL EMEĞİ, KÖKLÜ TARİH: YEMENİ ZANAATININ DÜNDEN BUGÜNE HİKÂYESİ

    Yemeni, ülkemizin bazı yörelerinde kadınların başlarına bağladıkları, kalıpla basılıp elle boyanan geleneksel yazmayı ifade eder. Peki, aynı kelimenin kimi bölgelerde tamamen elde dikilen, ökçesiz ve hafif bir tür ayakkabı anlamına da geldiğini duymuş muydunuz? Anadolu’nun kültürel zenginliğini yansıtan bu iki ayrı tanım, aynı zamanda geçmişten günümüze taşınan el işçiliği ve zarafetin de birer simgesi. Tarih, gelenek ve zanaatın birleşiminden doğan, hâlâ ustaların ellerinde hayat bulan, yaşayan bir kültür mirası olan yemeni ayakkabılarının öne çıkan özelliklerini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 650-700 yıllık köklü bir geçmişe sahip yemeniciliğin tarihi Yemenli Yemin-i Ekber’e dayanır. Adını ustasının maharetli ellerinden alan yemenicilik, Yemen’den Halep’e, oradan da Anadolu’nun dört bir yanına yayılır ve zaman içinde bir meslek grubunun doğmasına neden olur. Bu zanaatın ustalarına “yemenici” denildiği gibi, halk arasında ayakkabı tamircisi anlamına da gelen “köşker” sözcüğü de kullanılır. Hem halk arasında hem de Osmanlı saray çevresinde rağbet gören yemenicilik, Osmanlı Dönemi’nde sadece bir zanaat değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik yapının önemli bir parçasıdır. Esnaf ve zanaatkârların bir araya gelerek görüşme yaptığı alanlar olan loncalarda usta-çırak ilişkisiyle geliştirilen bu meslek, geleneksel ayakkabı üretiminin kuşaklar boyunca sürdürülmesini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğal yapısı sayesinde hava geçirir ve ayağı terletmez, bu da mantar ve nasır oluşumunu önler. Üst ve alt taban arasındaki kil tabakası kötü kokuyu engeller ve rahatlık sağlar. Yemeni, dayanıklı tabanı ve esnek yüz kısmıyla ayağın şeklini alır ve uzun süre rahat kullanım sunar. Bu özellikleriyle yemeniler, özellikle sıcak iklimlerde çalışanlar ve askerler tarafından tercih edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemeniler plastik veya sentetik malzeme kullanılmadan, tamamen elle dikilir. İpliği çürümesin diye mumlanmış pamuk ipliği tercih edilir. Önce ters dikilir, sonra düz çevrilip kalıplanır ve kenarları dikilerek tamamlanır. Böylece kullanıma hazır olur. Yemeniler şekil, renk ve büyüklüğüne göre farklı isimler alır. “Halebi” modeli, köylerde kullanılır; burnu kıvrık, kulağı uzun ve renkleri genellikle mor veya kırmızıdır. “Merkup” modeli ise kısa yüzlü, kulaksız ve yuvarlak burunludur; genellikle şehirde tercih edilir ve siyah, mor, gül gibi renkleri vardır. “Eğri simli” modelin ucu yukarı kıvrıktır, gümüş tellerle süslenir ve genelde kadınlar, özellikle köylerde gelinler tarafından kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yemeni yapımı, incelikli el işçiliği ve yılların deneyimini gerektiren bir zanaattır. Bu sürecin her aşamasında farklı el aletleri kullanılır ve her biri, ustalığın ne denli titizlikle icra edildiğini gözler önüne serer. Çekiç, kösele ve deriyi düzleştirmek için kullanılan baş kısmı demirden, sapı ise tahta olan sağlam bir alettir. Örs, çelikten yapılmış kalıp şeklindedir ve çivilerin çakılması sırasında alttan destek sağlar. Kalıp çekeceği, yemeni kalıplarını forma sokmak için kullanılan özel bir araçtır. Masat, demirden yapılmış olup yemeni bıçaklarını hem temizler hem de bileyerek onları keskin ve işlevsel hâle getirir. Kerpeten, yanlış çakılan çivileri ve benzeri parçaları yemeniden çıkarmaya yarayan, iki tarafı kesici makas biçiminde tasarlanmış bir alettir. Dişli ise derinin kalıba geçirilmesini kolaylaştırırken; biz, ince saplı ve sivri uçlu yapısıyla dikim sırasında delik açmak için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1964 Gaziantep doğumlu Mehmet Orhan Çakıroğlu, ailesinden devraldığı 110 yılı aşkın yemenicilik geleneğinin 4. kuşak ustasıdır. Ata mesleğini babasının adıyla tescil ettirerek “Yemenici Hayri Usta” markasıyla sürdüren usta, çıraklar yetiştirerek bu kültürel mirasın devamını sağlamaktadır. “Amacımız mesleği yaşatmak ve bu değeri herkese sevdirmek.” diyen Çakıroğlu’nu ve ustalıkla yaptığı yemenileri videoda izleyebilirsiniz.

  • Attila İlhan’ın “Ben Sana Mecburum” Şiiri

    Attila İlhan’ın “Ben Sana Mecburum” Şiiri

    Romanları, şiirleri, senaryoları, denemeleri, söyleşileri… Adına yazılmış kitaplar, incelemeler, makaleler… Kaleminden çıkanlarla edebiyat dünyamıza çok sayıda eser bırakan düşünce insanı Attila İlhan, kendi adına yazılanlarla da düşünce dünyamızı zenginleştirdi. Şiirlerinde kendi tarzını oluşturan İlhan biçime önem vermez, büyük harf kullanmaz, imla kurallarına pek de sıcak bakmazdı. 15 Haziran 1925’te başlamıştı yaşamı, 10 Ekim 2005’te bir sonbahar günü aramızdan ayrıldı. “Mıh gibi aklımızda tuttuğumuz” şiiri “Ben Sana Mecburum” ile anıyoruz büyük şairi…

  • ANLAMLARI KARIŞTIRILAN KAVRAMLAR

    Kültür ve sanat dünyasında sıkça duyduğumuz bazı kelimeler kulağımıza neredeyse aynı gelir ancak aralarındaki fark, onları anlamaya başladığımızda belirginleşir. “Dram mı, drama mı?”, “alegori mi, metafor mu?” derken bazen kelimelerin değil, düşüncelerin arasında kayboluruz. Yazımızda, anlamları birbirine karıştırılan kavramları sade tanımlarla birbirinden ayırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • 5 MADDEYLE USTA OYUNCU ÇOLPAN İLHAN

    İlk sinema deneyimini 1957 yılında oynadığı Kamelyalı Kadın filmindeki başrolüyle yaşayan Çolpan İlhan, Türk sinema tarihinin en önemli isimlerinden biridir. İki yüze yakın filmde yer alan ve 1970 yılına kadar pek çok önemli filmde başrol oynayan İlhan, filmlerinde canlandırdığı karakterlerin yanı sıra güzelliği ve yeteneğiyle de Türk halkının gönlünde taht kurmayı başarmıştır. Türk tiyatro ve sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran Çolpan İlhan’ı ölüm yıldönümünde Kültür ve Yaşam sayfalarında anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    8 Ağustos 1936’da İzmir’de dünyaya gelen Çolpan İlhan, lise eğitimine Balıkesir Lisesi’nde başladı ve ardından Kandilli Kız Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Belediye Konservatuarı’nda tiyatro, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde de resim bölümünü başarıyla bitirdikten sonra içinde büyüyen tiyatro sevdasıyla sanat camiasına ilk adımını attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akademide eğitim alırken arkadaşlarıyla birlikte “Akademi Tiyatrosu” adı altında bir grup kurdu ve oyunlar sergiledi. Tiyatronun günden güne büyümesiyle daha geniş kitlelere oyunlar sergileyen İlhan’ın aldığı bir sinema teklifiyle hayatında yeni bir sayfa açıldı ve böylece sanat dünyasına ilk adımını atmış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1957 yılında ilk sinema filmi olan Kamelyalı Kadın’da başrol oynadı ve canlandırdığı karakter ile adından söz ettirdi. Aynı yıl Küçük Sahne’de Münir Özkul ve Uğur Başaran ile birlikte rol aldığı Sevgili Gölge oyunuyla ilk profesyonel tiyatro oyununu sergiledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadri Alışık Kültür Merkezi’nin de kurucusu olan ve uzun yıllar aktif olarak sinema ve tiyatro oyunculuğunu başarıyla sürdüren Çolpan İlhan, Kültür Bakanlığı tarafından 1998 yılında Devlet Sanatçısı unvanına layık görülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çolpan İlhan aynı zamanda usta sanatçı Sadri Alışık’ın eşi, ünlü şair Attilâ İlhan’ın da kız kardeşidir. Sadri Alışık ile olan evliliklerinden dünyaya gelen Kerem Alışık, günümüzün en ünlü oyuncularından biridir.