Kategori: Kültür/Sanat

  • 8 Madde İle Eskişehir’in Beyaz Altını Lületaşı

    8 Madde İle Eskişehir’in Beyaz Altını Lületaşı

    Eskişehir… Birçok kültürel mirasa ev sahipliği yapan, nüfusu genç ve dinamik, kültür-sanat etkinlikleriyle ön planda olmayı başarmış bir şehir. En önemli değerlerinden biri ise, lületaşı… Ustadan çırağa, babadan oğula uzanan bir sanat. Dünyada lületaşı rezervinin yarısından fazlasını bünyesinde bulundurur Eskişehir. Aynı zamanda turistler tarafından da oldukça ilgi çeken dünyanın ilk ve tek lületaşı müzesine sahiptir. Bizler de Eskişehir’in simgesi haline gelmiş lületaşını sizler için araştırdık ve 8 maddeyle listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    lületaşı yapımı, eskişehir taşı

    Bir kayaç tipi olarak bilinen lületaşı, kimyasal bileşimine bakıldığında yapısında bulunan doğal magnezyum ve silisyumdan oluşmaktadır. Taşın içerdiği mineraller belli noktalarda yoğunlaşma gösterir ve kristallerinde de düzensiz bir görüntü vardır. Varlığı ilk olarak Viyana kuşatması sırasında yeniçeriler tarafından Avusturyalılara tanıtılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    lületaşı yapımı, eskişehir taşı

    Lületaşı, yerkabuğunun yaklaşık 300 metre derinliğinde bulunur. Oldukça yumuşak, hafif bir yapıya ve ince gözeneklere sahiptir. Rengi, genelde beyaz ya da beyazın tonlarında olur. Birçok ismi bulunan lületaşı ‘‘Eskişehir taşı’’ olarak da bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    lületaşı yapımı, eskişehir taşı

    Anadolu’da ‘’beyaz altın’’ olarak anılan lületaşının neredeyse tamamı Eskişehir’de çıkarılmaktadır. ‘‘Denizköpüğü’’ ise sık kullanılan bir diğer ismi… Eskişehir’in Sepetçi köyünde ve civarında yer alan yaklaşık 400 adet lületaşı ocağı bulunuyor. Merdiven halatlar vasıtasıyla kuyulara iniliyor ve bol su ile dolu olan bir bölgeye tüneller açılıp zorluklarla çıkarılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    lületaşı yapımı, eskişehir taşı

    Lületaşı yapısal özelliklerinden dolayı kolay işlenip, biçimlendirilebilir. Havayla teması sonucu sertleşen taş işlenerek genelde dekoratif süs eşyalarına dönüştürülüyor. Ustalığın ön planda olduğu bu süreç sonucunda tespih, kolye, bileklik, anahtarlık, biblo, broş ve benzeri ürünler ortaya çıkıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    lületaşı yapımı, eskişehir taşı

    Lületaşı, özellikle pipolar için eşsiz bir malzeme… Güzelliği ve estetiğiyle en göze çarpan pipo modeli ‘‘Türk başı’’, günümüzde bilinen en eski modeli ise ‘‘Fesli’’… Lületaşı pipolarının Eskişehir’le beraber farklı ülkelerde de birçok modeli bulunuyor ve tüm dünyada büyük ilgi gören süs eşyaları olarak vitrinlerde yerini alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    lületaşı yapımı, eskişehir taşı, eskişehir

    Lületaşı, ustalık ve incelik isteyen birçok süreçten geçer. Genel olarak ustaların her biri kendi elleriyle yaptığı aletlerle işlemini sürdürür, böylece kendine has bir çalışma ortamı oluşturur. Usta ellerde lületaşına hayat veren aletler; ince ve detay çalışmalar için kullanılan ‘‘iş bıçağı’’, ikinci kademe uygulamalarının yapıldığı ‘’sıyrığ’’ ve ilk dokunuşların temel aparatı ‘‘kaba bıçağı’’…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    lületaşı yapımı, eskişehir taşı

    Lületaşı’nın ilk ‘‘Kral’’ı da Ali Osman Denizköpüğü olarak bilinmektedir. 1920’li yılların ortasında, Eskişehir’in Erkekler Hamamı Sokağı’nda, küçük bir atölyede başlamış çalışmalarına… Bugün Eskişehir’de pipo ustası denildiğinde akla ilk onun ismi gelir. Yetenekli birçok pipo ustasının yetişmesini sağlamış, sergilerde Eskişehir ve lületaşını yan yana getirmiş… ‘‘Denizköpüğü’’ lületaşında bir milat olup, kentin altın imzaları arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    lületaşı yapımı, eskişehir taşı

    Zeminin derin bölgelerinden çıkarılan bu taşların insan üzerinde oldukça etkili ama pek bilinmeyen faydaları da vardır. Lületaşının insan sağlığına fiziksel ve ruhsal açıdan kuvvet kattığı bilinmektedir. Hafıza kuvvetlendirdiği söylenir, böylece pozitif ve etkili düşünmeye de olanak sağlar. Bununla beraber bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olduğu, eklem ağrılarına iyi geldiği, cildi güzelleştirdiği, Alzheimer riskini azalttığı düşünülür… Eskişehir için önemli turizm kaynaklarından biri olan lületaşı, bugün hala yerli yabancı pek çok turistin ilgi odağındadır.

  • TÜRKAN ŞORAY’IN YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI 5 FİLM

    TÜRKAN ŞORAY’IN YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI 5 FİLM

    Türkan Şoray’ın sinema ve oyunculuk kariyeri yüzlerce yazıya konu oldu, üzerine tez bile yazıldı, sanatçının yönetmenlik tarafı ise daha az anlatıldı. Yönetmenlik tarafı yeni demeyeceğiz çünkü 1970’li yılların başında başlamış bu işe. Yani aktris olarak en popüler en ünlü olduğu dönemlerde… Ve yaptığı filmlere bir heves gözüyle bakılmamış, eleştirmenler ve seyirci tarafından büyük takdirler almış. Türkan Sultan’ın yönetmenliğini yaptığı o filmleri gelin biz de Kültür ve Yaşam sayfalarına not düşelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1973 yapımlı Azap filminin yönetmeni Türkan Şoray, aynı zamanda yürüyemeyen çocuğunu tedavi ettirmek için köyünden İstanbul’a gelen Elif Ana karakteriyle başroldedir. Şoray, 1972 yılında Cemo filminde attan düşerek boynunu sakatlamış, ameliyat olduktan sonra bile felç olma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Buna rağmen Azap’ın çekimlerinin büyük bölümünde rol arkadaşı olan 6 yaşındaki çocuğu sırtında taşıyarak önemli bir sağlık riski almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türkan Şoray’ın yine yönetmen ve oyuncu olarak karşımıza çıktığı bir filmdir Bodrum Hâkimi ama bu sefer filmin bir de jönü vardır, Kadir İnanır… 1976 yılında çekilen film hem oyuncuları hem hikâyesi hem de Cahit Berkay’ın yaptığı müzikleriyle döneminde büyük ilgi görmüştür. Yaşanmış ve yazılmış gerçek bir hikâyeden yola çıkılan filmi Safa Önal senaryolaştırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Senaryosunu yine Safa Önal’ın yazdığı Dönüş filminde yönetmen koltuğunda Türkan Şoray oturmakta, sanatçı filmin başrolünü de Kadir İnanır’la paylaşmaktadır. Filmde aynı köyün iki genci olarak evlenen Gülcan ve İbrahim’in romantik hikâyesi, İbrahim’in Almanya’ya işçi olarak gidip ailesinden ve kültüründen uzaklaşmasıyla son bulur. 1972 yılında çekilen film bu yüzden romantik drama türüne dâhil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yılanı Öldürseler, Yaşar Kemal’in 1976 yılında yayımlanan romanının adıdır ve aynı isimle 1981 yılında Şerif Gören ve Türkan Şoray yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmıştır. Töre, aşk ve anne şefkati gibi unsurları barındıran hikâye, Türkân Şoray, Işıl Özgentürk, Arif Keskiner, Yaşar Kemal tarafından senaryolaştırılmıştır. Şoray filmde aynı zamanda Osmaniye’nin Hemite köyünde yaşayan Esme rolünü canlandırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Uzaklarda Arama filmi sanatçının diğer yapımlarına nazaran çok daha yeni tarihlidir. 2015 yılında çekilen filmde Türkan Şoray oyuncu olarak yer almamakta sadece yönetmen koltuğunda oturmaktadır. Senaryosunu Onur Ünlü’nün yazdığı filmin oyuncuları arasında Mustafa Uğurlu, Sevda Erginci, Fırat Tanış, Tanem Sivar, Kaan Urgancıoğlu ve Şoray’ın kızı Yağmur Ünal yer almaktadır. Yağmur Ünal aynı zamanda filmin yapımcısıdır.

  • SEYAHATLERDE İYİ FOTOĞRAF ÇEKMENİN TÜYOLARI

    Her ne kadar amaç tatil olsa da estetik ve kaliteli fotoğraf çekmek de seyahatin önemli parçalarından biridir; her anıyı sonsuz kılmak adına şartlar ve ortam ne olursa olsun o fotoğraflar mutlaka çekilir. Hâl böyle olunca çekilen karelerin kusursuz olması için zaman zaman ekstra çaba sarf etmek gerekebilir. İşte bu noktada devreye bazı püf noktaları girer. Seyahatlerde daha doğru ve güzel fotoğraf çekebilmeniz için birkaç tüyo listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fotoğraf çekerken ilk dikkat edilmesi gereken, doğru ışığı yakalamaktır; eğer objenin aydınlık olmasını istiyorsanız ışığı arkanıza değil direkt olarak objenin üzerine konumlamalısınız. Ancak daha farklı bir görsellik oluşturmak istiyorsanız ışığı arkanıza alıp etkileyici fotoğraflar da çekebilirsiniz; ışık ayarını, hayal ettiğiniz poza bağlı olarak oluşturabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çekim planının doğru olması, fotoğrafı kusursuz kılan en önemli etkenlerdendir. Bunun için telefonunuzun “ızgara” modunu kullanabilir ve bu sayede objeyi doğru bir şekilde ortalayabilirsiniz. Cihazın modeline bağlı olarak ızgara ayarı değişiklik gösterecektir ancak fotoğraflara dair tüm ayarlamaları “kamera” bölümünden rahatlıkla yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kameranızda bulunan “optik zoom” ve “dijital zoom” sayesinde fotoğraflarınızı çok daha kaliteli çekebilirsiniz. Optik zoom, görüntüyü büyütmek amacıyla fotoğraf makinesinin içindeki lenslerin hareket ettirilmesiyle gerçekleşir; zoom süresince görünü kalitesi korunmuş olur. Dijital zoom ise optik zoom’un mesafesini uzatır; alanı daha fazla doldurmak için görüntünün merkezini büyütür. Bazı fotoğraf makinelerinde bir de hibrit zoom bulunur. Bu da optik zoom ve dijital zoom’un bir arada kullanıldığı bir zoom türüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fotoğraf çekerken hem telefonda hem fotoğraf makinesinde en çok dikkat edilmesi gereken şeylerden biri altın orandır. Altın oran için kısaca objeyi kadraja yerleştirme şekli diyebiliriz. Altın oranda obje ya da kompozisyon orantılı bir şekilde kadrajın ortasına yerleştirilmez, aksine ortanın ya sağına ya soluna konumlandırılır. Bu sayede direkt olarak ortalayarak çekmek yerine, daha estetik görünen bir fotoğraf kalitesi elde edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fotoğraf çekerken el titremesi en sık yaşanan sorunlardan biridir. Bunun önlemek için tripod ya da monopod adı verilen ekipmanlardan destek alabilirsiniz. İllâ profesyonel kameralar için değil cep telefonları için de kullanılabilen bu ekipmanlar sayesinde çok daha net fotoğraflar elde edebilirsiniz.

  • Romantik Şair Özdemir Asaf’tan: Yalnızlık Paylaşılmaz

    Romantik Şair Özdemir Asaf’tan: Yalnızlık Paylaşılmaz

    “Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim / İncinirsin, yine de sen bilirsin…” Bestesi de yapılan bu dizeler Cumhuriyet dönemi şairlerinden Özdemir Asaf’a ait. Ama biz hepimizin melodisiyle ezbere bildiği Lavinia şiirine değil de başka bir şiire davet edeceğiz sizi… Romantik şairin, yalnızlığın paylaşılamayacağını anlattığı şiirine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
  • Caz Müzikle İlgili En Temel Bilgiler

    Caz Müzikle İlgili En Temel Bilgiler

    Orijinal adıyla “jazz” dilimize adapte olmuş haliyle “caz” müzik derin mi derin bir konu… Kiminin tutkunu olduğu kiminin de özel bir bilgi birikimi gerektirdiğini düşünüp uzak durduğu bir müzik türü. Oysa caz, ortaya çıktığı ilk yıllardan bu yana bütün müzik türleri gibi -hatta çok daha fazla- duygularla yoğrulmuştur ve duygularla şekillenmeye devam etmektedir. Caz üstatları özellikle canlı bir caz dinletisine katılmış kişinin bu müzikten kolay kolay vazgeçemeyeceğini bile söylüyor. Hazır tüm dünyada 30 Nisan Caz Günü de ilan edilmişken, dinlemeye yeni başlayacaklar için birkaç temel bilgiden söz edelim.

    müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Caz, 1910’ların başında ABD’nin New Orleans şehrinde doğan, Afrika, Amerika ve hatta Avrupa’dan izler taşıyan bir müzik türüdür. İçinde geleneksel esintiler taşıyor olsa da günümüz popüler müziğini dahi etkileyebilen güçte, köklü bir şehir müziğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Enstrümanın vokal kadar, belki de vokalden daha fazla öne çıktığı caz müziğinde hemen akıllara gelmesi gereken enstrümanlar vardır. Bunlar genellikle, bir caz topluluğunda melodi bölümünü oluşturan trompet, trombon, klarnet, saksofon ile ritm bölümündeki piyano, kontrbas, gitar ve davuldur.

    müzik, caz, jazz
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cazın en ayırt edici özelliği, şarkının kimi yerlerinde müzisyenin solo çalarak ve doğaçlama yaparak bütün dikkatleri üzerine çekmesidir. Besteye bağlı kalınarak yapılan bu doğaçlamalar hem ileri seviyede enstrüman hakimiyeti hem de müzik ve duygu birikimi gerektirdiği için az sayıdaki caz müzisyenleri özel sanatçılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Caz tarihinde enstrümanı ile birlikte efsane olmuş pek çok isim vardır ama aşina olunanlar arasında Miles Davis (trompet-besteci), Duke Ellington (piyano), Louis Armstrong (trompet), Charlie Parker (saksofon), John Coltrane (saksofon-tenor), Bill Evans (piyanist-besteci) gibi isimler öne çıkar.

    müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir caz şarkısı dinlerken beklenmedik bir şekilde ritmin değişip hafiften bir dans müziği melodisine dönüştüğünü fark edersiniz. Bu esnada dinleyici ritim tutmaya ve yerinde dans etmeye başlar. İşte müziğin ayırt edici özelliklerinden biri de bu tekniktir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Caz, bazı görüşlere göre atası sayılan blues müzik ile sık sık birbirine karıştırılır. Ayırt edebilmek için ise bazı detaylara dikkat etmek yeterlidir. Örneğin cazda saksafon, piyano öne çıkarken bluesda gitar daha fazla yer alır. Blues yavaş, caz ise nispeten hareketlidir. Blues gücünü geleneklerden alırken, cazın yüzü şehre dönüktür.

    müzik, caz, jazz
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Caz müziğin gelişim sürecinde pek çok alt tür oluşmuştur. New Orleans caz, caz rock, caz funk, etno caz, soul caz, caz blues gibi. Hangi türü dinlerseniz dinleyin cazın her zaman özel bir ilgi beklediğini unutmayın. Bu müziği dinlemeye dikkatinizi verdiğinizde aldığınız keyif de fazlalaşacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Listemizin son maddesinde, sesine doyamayacağınız üç caz vokalinden üç caz şarkısı önereceğiz. Efsane caz sanatçısı Ella Fitzgerald’ın yorumuyla “The Music Goes Round And Around”,  Billie Holiday’in yorumuyla “Strange Fruit” ve Nina Simone’dan “I Loves You Porgy”.

  • FOTOĞRAFÇILIKTA KÖKLÜ DEĞİŞİM: ANALOGTAN DİJİTALE GEÇİŞ

    Teknoloji tarihinin en ilgi çekici dallarından olan fotoğrafçılık, 1826’da ilk kalıcı fotoğrafın basılmasıyla başlıyor. Bir zamanlar filmli kameralar kullanarak anılarımızı ölümsüzleştirdiğimiz kameralar, dijital çağın gelmesiyle köklü bir değişime uğradı. Analog fotoğrafçılığın karanlık oda süreçleri yerini dijital sensörlerin ve anında görüntülemelerin olduğu bir dünyaya bıraktı. Yazımızda fotoğraf teknolojisinde yaşanan gelişmeleri ve analog fotoğrafçılıktan dijitale geçişin kültürel yansımasını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fransız mucit Joseph Nicéphore Niépce, tarihin bilinen ilk fotoğrafını 1826’da çekti ve “heliograf” olarak adlandırdığı bu fotoğrafı, bir kalay levha üzerine bitkisel yağ kullanarak oluşturdu. Fransız mucit Louis Jacques Mande Daguerretarafından 1839’da çekilen ay fotoğrafı, gümüş kaplamalı bakır levhalar üzerine basıldı ve Fransız Hükümeti, Daguerre’den bu buluşun patentini alarak, tüm dünyanın serbestçe kullanımına açtı. Her geçen yıl yeni teknikler ile daha net ve detaylı fotoğraflar üretildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Analog fotoğrafçılık, analog makineye takılan film ile çekilir ve fotoğrafların baskı işlemleri kimyasal maddelerle yapılır. Bu makinelerin sınırlı çekim kapasitesi vardır, ışığa duyarlı film kullanılır. Film rulosunun uzunluğuna bağlı olarak çekim sayısı 24 veya 36 pozdur. Fotoğraf çekildikten sonra film, karanlık odada kimyasal işlemlerle basılır. Analog fotoğrafçılıkta kullanılan çeşitli türde film kameraları vardır. Bunlar arasında tek mercek yansıtmalı (SLR) kameralar, orta format ve büyük format kameralar bulunur. SLR kameralar, tek bir mercek kullanarak fotoğraf çeker ve bu mercekle görüntüyü vizöre yansıtır. Bu sayede, fotoğrafçının gördüğü görüntü ile çekilen görüntü aynı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1888 yılında ilk taşınabilir fotoğraf makinesi “Siz düğmeye basın, gerisini biz yapalım!” sloganıyla piyasaya sürülür. İlk ticari renkli filmin 1930’larda satışa sunulması ile profesyonel fotoğrafçılık mesleği doğar. Ancak fotoğrafçılığın yaygınlaşması 1940’ların sonunda piyasaya sürülen ve saniyeler içerisinde siyah-beyaz baskı yapan Polaroid fotoğraf makineleriyle olur. Özel baskı işlemleri gerektirmeyen şipşak fotoğraf makinelerinin renkli baskılar yapan modelleri ise 1970’lerde satışa sunulur ve günlük yaşamda geniş bir kullanım alanı bulur, herkes kolayca fotoğraf çekebilir hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyılın sonlarında yaygınlaşan dijital fotoğrafçılık, elektronik ortamda sensörler yardımıyla makinenin topladığı ve sonrasında işlenen ışığın fotoğrafa dönüştüğü fotoğrafçılık dalıdır. 1960’larda NASA’nın uzay çalışmalarında kullandığı dijital görüntüleme teknolojisi, dijital fotoğraf makinelerinin üretilmesinde öncü çalışmalar olmuştur. 1980’lerde manyetik disklere görüntü kaydeden ilk ticari dijital fotoğraf makinesi tanıtılır. Hızla gelişen bu yeni teknolojide görüntüler dijital olarak hafıza kartlarında saklanır ve bilgisayarlarda işlenir. 24 veya 36 poz sınırlandırılması kalkar. Hafıza kartları, binlerce fotoğraf çekilebilmesine ve saklanabilmesine olanak tanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dijital fotoğraf makineleri, film maliyetlerinin ve karanlık oda gereksinimlerinin ortadan kalkmasıyla, fotoğrafçılığı daha erişilebilir hâle getirdi. Dijital fotoğrafçılıkta çekilen fotoğraflar anında görüntülenebilir ve dijital olarak düzenlenebilir; renkler, parlaklık ve diğer özellikler yazılımlar kullanılarak değiştirilebilir. Bu makinelerin yaygınlaşmasıyla birlikte, fotoğraf çekme ve paylaşma süreçleri çok daha erişilebilir hâle geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2000’li yıllar dijital fotoğrafçılıkta bir dönüm noktasıdır. Akıllı telefonların yaygınlaşması ile herkes, cebinde ya da çantasında bir kamera taşır hâle geldi. Bu sayede, anı yakalamak ve paylaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. İlerleyen yıllarda akıllı telefonlar, yüksek çözünürlüklü kameralar ve gelişmiş sensörler ile donatıldı. Bu, daha da kaliteli fotoğrafların çekilmesini sağladı. Otomatik odaklama, yüz tanıma, düşük ışık koşullarında çekim yapma gibi özelliklerin eklenmesi ile fotoğraf makineleri kadar profesyonel çekimler yapılabilmekte; akıllı telefonlarla sinema filmleri bile çekilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Analogtan dijitale geçiş, fotoğrafçılıkta köklü değişikliklere neden oldu ve bu değişiklikler kültürel yaşamı da derinden etkiledi. Fotoğraflar artık sadece anı saklamak için değil, aynı zamanda kişisel kimliklerin ve kültürel trendlerin bir yansıması olarak da kullanılıyor. Filmli kameralar ve Polaroid makineler ise artık sadece fotoğrafçılığın estetiğini sevenler ve koleksiyoncular için nostaljik bir değer taşıyor.

  • ESRARENGİZ TAPINAK: ANGKOR WAT

    Kamboçya’nın Siem Reap şehrinin birkaç km kuzeyindeki ormanların içine gizlenmiş esrarengiz bir yapı olan Angkor Wat, 50’den fazla ibadet alanını bünyesinde barındıran bir tapınaktır. İçinde bulunduğu ormanın insanı etkisi altına alan atmosferi, Angkor Wat’a bambaşka bir soluk katar ki bu da tapınağı “esrarengiz” kılan etkenlerden biridir. Khmer Kralı II. Suryavarman tarafından 1113-1150 yıllarında inşa edilen ve Khmer Krallığı’nın başkenti ve gücünün simgesi olan Angkor Wat, 400 dönümden fazla alanıyla dünyanın en büyük tapınaklarından biridir. Bu yazımızda ilgi çeken detaylarıyla Angkor Wat hakkında kısa bilgiler listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Adını Khmer dilindeki Angkor (şehir)  ve Wat (tapınak)kelimelerinden alan Angkor Wat, Khmer İmparatorluğu’nun dinsel eserlerle dolu bir yapısıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir mühendislik harikası olarak tanımlanabilen Angkor Wat, Khmer halkının yontma işçiliği ve inşa sanatının izlerini taşır. Tonlarca ağırlığa sahip olan tapınak, yapay bir gölün içinde, kum taşı bir zemin üzerine kuruludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mimari açıdan diğer dini yapılara benzemeyen ve dokusuyla, atmosferiyle benzerlerinden ayrışan Angkor Wat, 13. yüzyılda Hindu tapınağından Budist tapınağına dönüştürüldü. Tapınak, eşsiz mimarisi, dönemin çok ilerisinde uygulanan mühendislik teknikleri ve sanatsal açılardan, Mısır Piramitleri ve Tac Mahal gibi eserlerle aynı kategoride anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dev tapınakta kemerler, lotus çiçeğini andıran kuleler, asma katlar, çıkıntılar, büyük teraslar vardır. İçerisinde aynı zamanda pek çok tapınak bulunan Angkor Wat’da en dikkat çekenlerden birkaçı şunlardır; Angkor Tapınağı, Bayon Tapınağı, Ta Prohm Tapınağı, Preah Khan Tapınağı, Neak Pean Tapınağı, East Mebon Tapınağı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Büyüleyici atmosferiyle ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunan Angkor Wat aynı zamanda dünyanın en etkileyici komplekslerinden biri olarak 1992 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

  • SHERLOCK HOLMES VE YAZARI ARTHUR CONAN DOYLE

    Sir Arthur Conan Doyle tarafından yazılan Britanyalı hayalî dedektif Sherlock Holmes karakteri, popüler dünyanın en kült karakterlerinden biri… Yayınlandığı dönemde gazetelerde basılan bu dedektiflik hikâyesi halk arasında çok beğenilmiş ve polisiye tarzdaki edebiyatın önünü açmıştır. Dedektif romanları dışında bilim kurgu, tarih, oyun, şiir kitapları ve kurgu dışı düz yazıları bulunan Doyle’un en sevilen kitabını ve karakterini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    22 Mayıs 1859’da İskoçya’da dünyaya gelen Yazar Sir Arthur Conan Doyle’un babası İngiliz, annesi ise İrlandalıdır. Sanatçı bir ailenin üyesi olan Doyle’un babası ressam, kardeşlerinden biri illüstratördür. Beş sene Edinburgh Üniversitesinde tıp öğrenimi alan yazarın kitaplarındaki detaylı tıp ve anatomi bilgileri aldığı eğitim sayesinde olmuştur. Öğrenimine devam ederken kısa hikâyeler yazmaya başlayan yazar, mezun olduktan sonra Batı Afrika’da gemi hekimi olarak sıkça yolculuk etmiş, odasında hasta beklerken bile, bulduğu her boş zamanda hikâyelerini yazmaktan vazgeçmemiştir. 1887’de basılan “Kızıl Dosya” isimli hikâyesinde, üniversitedeki profesörü Joseph Bell’den ilham alarak yazdığı Sherlock Holmes karakteri ilk kez okuyucularla buluşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Olayları gözlem yoluyla çözen Sherlock Holmes, 6 Ocak 1854’te Britanya’da dünyaya gelmiştir. Uzun pardösüsü, ağzında piposu, büyüteci ve keskin zekâsı ile Londra’da işlenen suçları aydınlatan Holmes, yazıldığı dönemin pozitivist dünya görüşünden bir hayli etkilenmiştir. Olayları kurnazca ele alan ünlü dedektif, kemanını çalmadığı zamanlarda yani suç vakalarını çözerken büyük keyif almakta; elde ettiği bilgileri tutarlı bir şekilde ele alarak hızlı ve kesin sonuçlara ulaşmaktadır. Karşısındaki insanın yalan söyleyip söylemediğini hemen anlayan, sigara izmaritinden, el yazılarından kısaca her türlü bilgi ve delil kırıntısından olayları çözen Holmes’un maceraları polisiye ve gizem seven okurların sempatisini kazanmıştır. Sherlock Holmes’un başından geçen maceraların anlatıldığı kitap serisinin son bölümünde yazar Doyle, dedektifi öldürmüşse de halktan gelen tepkiler sonucunda Holmes’u tekrar diriltip hikâyesine devam etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sherlock Holmes, Scotland Yard yani Londra Polis Teşkilatı adına çalışsa da bazı önemli davalarda Britanya Hükûmeti için de görev almıştır. Maddiyata önem vermeyen kahramanımız, çoğu zaman yoksul insanların enteresan davalarını zengin insanların sıradan davalarına tercih etmiştir. 1800’lerde kıta Avrupası’nda başlayan ve hızla hâkim görüş olan bilimsellik ilkesini kendine prensip edinen dedektif, ele aldığı olaylara da duygusal olarak yaklaşmaz. 19. yüzyıl İngiltere’sinin gündelik yaşamından büyük izler taşıyan polisiye hikâyeler çoğunlukla Londra’daki Baker Sokağı’nda geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sherlock Holmes hikâyelerinin bugüne kadar pek çok sinema filmi ve TV dizisi çekilmiştir. Sinemanın yeni yeni geliştiği 19. yüzyılın sonlarında Buster Keaton’un yönettiği ve başrolünü üstlendiği 1924 yapımı Sherlock Jr. ile dedektifimiz ilk kez ekranlara çıkarken, bu sessiz komedi film halk tarafından büyük ilgi görmüştür. IMDb’ye göre Holmes, bu zamana kadar 300’e yakın film ve dizide görünmüştür. Dönemin en ünlü oyuncularının hayat verdiği Holmes karakterini yakın zamanda ise Jeremy Brett canlandırmış ve bu maceralar 1984’ten 1994’e kadar sürmüş, artık Holmes tüm dünyanın tanıdığı ikonik bir karaktere dönüşmüştür. Günümüzde Holmes’u Benedict Cumberbatch, Jonny Lee Miller ve Robert Downey Jr. canlandırmış ve bu seriler de büyük ilgi görmüştür. Karakterimizi kim oynarsa oynasın her dönem keskin zekâsı ve sağladığı adaletle beğeni toplamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir rivayete göre Sultan II. Abdülhamid’in kitap okumayı ve polisiye hikâyelerden hoşlandığını bilen tercümanı, 1903’te Sherlock Holmes’un “Boş Ev Vakası” macerasını Sultan için tercüme etmiş ve II. Abdülhamid bu hikâyeden çok etkilenmiştir. Bu zeki dedektifi keşfeden Sultan, İngiliz Büyükelçisine özel ricada bulunarak Sir Arthur Conan Doyle’un tüm Sherlock Holmes maceralarını talep etmiştir. Çeşitli rivayetlere konu olan ise yazar ve Sultan’ın İstanbul’da görüşüp görüşmediği meselesidir. Doyle, kendi hayatını kaleme aldığı anılarında önce Mısır’a, ardından Yunanistan’a ve son olarak İstanbul’a seyahat ettiğini yazar. Sultan II. Abdülhamid’in Doyle’a yaveri ile ilettiği mesajda kendisiyle görüşmeyi çok istediğini ancak ramazan olması sebebiyle görüşemeyeceklerini bildirir. Oysa Sultan’ın yaveri olayı başka türlü anlatır; detaycılığı ve gözlem yeteneğiyle ün salan yazarın sarayın ayrıntılarını hikâyelerinde kaleme almasından endişe ettiği için görüşmediğini belirtir. Üçüncü bir iddia ise uzun yıllar İstanbul’da önemli görevlerde bulunan İngiliz Amirali Sir Henry F. Woods’tan gelir; Woods, görüşmenin gerçekleştiğini ve kendisinin de bizzat orada olduğunu iddia eder: “Polisiye öykülerden özellikle Sir Conan Doyle’un yazdıklarından çok hoşlanırdı. Birkaç yıl önce Sherlock Holmes dizisinin yaratıcısı karısıyla birlikte İstanbul’a gelmişti. Benim de katıldığım Selamlık Töreni’nde Abdülhamid, Conan Doyle’a Mecidiye Nişanı’nı takmıştı…” der. İşin aslı bilinmez. Kesin olarak bilinen tek şey Sultan’ın Sherlock Holmes hikâyelerini severek okuduğudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sherlock Holmes ilk kaleme alındığında yazar Doyle, dedektifin ismini Sherrinford olarak tasarlamıştır ancak büyük bir kriket hayranı olan Doyle’un o dönem başarılı bir kriket oyuncusu olan Sherlock’tan etkilenmesi ile dedektifin isminin de Sherlock olmasına karar verir. Yazarın kendisi de sekiz sene profesyonel olarak Peter Pan’ın yazarı James Matthew Barrie ile aynı takımda kriket oynamıştır. Holmes’un hafızalarımıza kazınan görüntüsünün kaynağı ise 1891’de “Strand” dergisinde yayımlanan hikâyesindeki illüstrasyonudur. İllüstrasyonu çizen Sidney Paget, bir köydeki davayı çözmeye giden dedektifi avcı şapkasıyla çizmiş ve bu görüntü kitapta yer almasa da Sherlock’un imajı hâline gelmiştir. Orijinal hikâyelerde Sherlock, İngiltere’de harmanlanan boks, Juijutsu ve Fransız kick boks sporunun karışımı olan bartitsu dövüşlerinde uzmandır ancak ünlü oyuncu Robert Downey Jr. filmlerinde Ip Man ve Bruce Lee ile ünlenen Wing-Chun Kung Fu tarzında dövüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yazar Arthur Conan Doyle, en az Sherlock Holmes kadar ilginç bir karaktere sahiptir. Bilimselliği her eserinde ön planda tutan Doyle, insanlara perilerin gerçek olduğunu inandırmak için milyonlarca dolar harcamış, “Perilerin Gelişi” adlı bir kitap bile yazmıştır. Ünlü Sihirbaz Harry Houdini’nin eşyaları gerçekten kaybettiğine inanmış, Houdini’nin tüm çabalarına rağmen yazarı aksine ikna edememiştir. Tarih arenasında alışageldiğimiz doktor ve yazar tanımının dışına çıkan Doyle’u sadece İngilizler değil tüm dünya çok sevmiştir. İngilizler hem yazara hem de hayalî dedektife sevgilerini göstermek için Baker Sokak 221B numarada Sherlock Holmes’un hayali evinin gerçek bir müzesini inşa etmiştir. Yazar Doyle’a ait kişisel eşyaların sergilendiği müzede Sherlock Holmes’u temsil eden büyüteçler, çaydanlıklar, mücevherler ve dedektifin alameti farikası olan geyik avcısı şapkası müzede sergilenen eserler arasında yer almaktadır.

  • 9 Maddeyle Doğanın Alfabesi Kuş Dili

    9 Maddeyle Doğanın Alfabesi Kuş Dili

    Toplumların geleneksel değerlerinin UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne dâhil edilmesiyle korunması, yaşatılması, görünür kılınması amaçlanıyor. Bu temsili listenin içinde Meddahlık, Türk Kahvesi Kültürü, Çini Ustalığı, Ebru, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Mevlevi Sema Töreni gibi bizim “yaşayan miraslar”ımız da bulunuyor. 2016 yılında Türkiye’den “Kuş Dili” adıyla yeni bir başlık daha eklendi listeye… Acaba doğayla bu kadar uyumlu başka bir iletişim yöntemi daha var mıdır diye sorduran kuş dilini 9 madde ile huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kuş dili konuşması

    Kuş dilini yazıyla anlatmanın en iyi yolu diğer adını söylemekten geçiyor: “Islıkla konuşma biçimi” dediğimizde bahsettiğimiz konu gözünüzün önünde canlanacaktır hemen.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kuş dili konuşması

    Dağlık arazilerin yaygın olduğu, köprüsü olmayan derelerin geçtiği yerlerde yaşayan insanların ürettiği bir iletişim yöntemidir kuş dili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Keşfi yüzyıllar öncesine dayanan kuş dili bugün Giresun’dan Artvin’e kadar Karadeniz’in farklı bölgelerinde kullanılıyor. Mecburiyetten üretilip geliştirilen bu pratik ve yaratıcı iletişim şekli gelenekselleşerek kültürün bir parçası olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yerli halk bir yakadan diğer yakaya kuş diliyle hızlıca acil durum çağrısı yapabildiği gibi, davetlerini, kutlamalarını, taziyelerini de bu yöntemle birbirlerine ulaştırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Islıkla çıkarılan ses kuş şakımasına benzediği için kuş dili denmiş ve Karadeniz bölgesinde artık hayvanların bile aşina olduğu bir dile dönüşmüş, öyle ki çobanlar koyunlarını kuş diliyle güdüp çoban köpeklerini kuş diliyle eğitebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dili kullanabilmek için önce ıslık çalmasını bilmek gerekiyor. Yörenin yerlileri, yabancı birinin dili öğrenmesi için bir yıl gerektiğini söylüyor, kendileri ise çocukluklarında öğreniyor, çocuklar arkadaşlarını oyun oynamaya bile bu dille çağırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tıpkı konuşma tarzı gibi kuş dili de kişiye göre farklılık gösteriyor. Ses tonu farklı olan insanın ıslık tonu da farklı oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8# ” title_font_size=”13″]

    Cep telefonu yaygınlaşınca eskisi gibi kullanılmamaya başlanmış. Yine de Karadenizliler, aileden kalan miras gibi gördükleri dili yaşatmak için gayret gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Giresun’daki Kuşköy’de 1997’den beri yapılan Kuş Dili Festivali ve Şenliği bunun en güzel örneği…

  • Kemal Sunal’dan Başkasının Canlandıramayacağı Kült Karakterler

    Kemal Sunal’dan Başkasının Canlandıramayacağı Kült Karakterler

    Beyaz camda yüzümüzü en çok güldüren aktör hiç şüphe yok ki 1944 ile 2000 yılları arasında yaşamış sanatçımız Kemal Sunal’dı. Rol aldığı filmlerde hayat verdiği karakterleri öyle içten canlandırdı ki hepsi sadece onun adıyla anıldı ve efsaneleşti. Sinema tarihimize kazandırdığı onlarca filmden 6 karakterle Kemal Sunal karşınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“-Hı hıh… Evet ben.”” title_font_size=”13″]
    yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“-Altınları alınca gayrı Emine’nin yanına varırım de mi?”” title_font_size=”13″]
    yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“-Güzel adamım güzel… Allah övmüş de yaratmış, maşallah…”” title_font_size=”13″]
    yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“-Bırakın, tutmayın küçük enişteyi, salıverin gitsin!”” title_font_size=”13″]
    yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“-Yemek vakti görücü mü olurmuş! Aç mı doyuracağız, erken gelsinler!”” title_font_size=”13″]
    yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“-Bir makine… Japon arkadaşım yolladı. Sana sevdalı olduğumu gördü, halime acıdı. Başak beni sevmesin ama yanımda olsun, tatlı tatlı baksın, gülsün yeter dedim.”” title_font_size=”13″]
    yeşilçam