Kategori: Kültür/Sanat

  • 8 Madde İle Osmanlı’da Fotoğraf Sanatı

    8 Madde İle Osmanlı’da Fotoğraf Sanatı

    19. yüzyılda Fransa’da hayat bulan fotoğraf sanatı, ilk önce Avrupa’yı daha sonra da tüm dünyayı etkiledi. Niepce ve Daguerre’in buluşu olan fotoğraf teknolojisi seneler içinde gelişti. Fotoğraf sanatı, Osmanlı Devleti’nde büyük ilgi görecek, özellikle İstanbul’da birçok fotoğraf stüdyosu açılacaktı. İşte karşınızda fotoğrafı bu toprakların insanıyla tanıştıran ilk fotoğraf stüdyoları ve fotoğrafçıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vasili Kargopoulo” title_font_size=”13″]

    Pera’da açtığı şehrin ilk fotoğraf stüdyosunda çalışmalarına başlayan Kargopoulo, özellikle çektiği İstanbul panoramaları ile sarayda dikkat çekmiş ve Sultan Abdülmecit zamanında saray fotoğrafçısı olmuştur. Daha sonra çalışmalarını Edirne’de de sürdürmüş buradaki bir stüdyoya ortak olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abdullahyan Kardeşler” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un ikinci fotoğraf stüdyosu ise Abdullahyan Kardeşler’e aittir. Stüdyolarını Tünel yakınlarına açan kardeşler, fotoğraf sanatı hakkındaki bilgilerini derinleştirmek için Paris’e seyahat etmişlerdir. 3 kardeş; Sultan Abdülmecit, Fransa İmparatoriçesi Eugenie, İtalya Kralı Vittorio Emanuele gibi isimlerin fotoğrafını çekmişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gülmez Kardeşler” title_font_size=”13″]

    1880’li yıllarda stüdyolarını açan Gülmez Kardeşler hem İstanbul manzaraları çekmiş hem de portre çalışmaları yapmıştır. Kardeşler 1893 yılında Chicago’da açılan fotoğraf sergisine de katılmışlardır. Sultan Abdülhamid bu başarılarını takdir ederek, “Sultan Fotoğrafçısı” unvanını kullanmalarına izin vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşil Samancı” title_font_size=”13″]

    Babasından ressamlığı öğrenen Aşil Samancı daha sonra Abdullahyan Kardeşler’in yanında fotoğraf sanatını öğrenmiştir. Gülmez Kardeşler’in fotoğraf stüdyosunu devralan Aşil Samancı’nın, Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm ve Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın fotoğraflarını çektiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ali Enis Oza” title_font_size=”13″]

    1900’lü yıllarda İstanbul sanat camiasının en dikkat çeken fotoğrafçılarından biri Ali Enis Oza idi. Oza, doğal güzellikleri, mimari zenginlikleri fotoğraflamaktan hoşlanırdı. Paris’te fotoğraf eğitimi almıştı ve hat sanatına da ilgi duyardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ali Ersan” title_font_size=”13″]

    Gazetecilik, 20. yüzyılda Osmanlı’da da gelişmeye başlamıştı ve fotoğrafın da yaygınlaşmasıyla beraber ilk foto muhabirleri basın tarihinde yerini aldı. Ali Ersan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminin en ünlü foto muhabirlerden biriydi. 1934 yılında onun öncülük ettiği bir ekip Fotoğraf Haberleri adında bir dergi çıkarmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pascal Sebah” title_font_size=”13″]

    1857 yılında El Chark adındaki stüdyosunu açmıştır. Osman Hamdi Bey ile beraber fotoğraf çalışmalarına imza atan Pascal Sebah, Avusturya’da sergi açmış bir sanatçımızdır. Kendisinin vefatından sonra, stüdyosunu oğlu devralmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bogos Tarkulyan” title_font_size=”13″]

    Fotoğrafçılığı Abdullahyan Kardeşler’in yanında çalışarak öğrenen Tarkulyan, 1890 yılında kendi stüdyosunu açmıştır. Fotoğrafçı özellikle eliyle renklendirdiği portrelerle ünlüdür. Çektiği şehir manzaraları da büyük ilgi görmüştür.

  • YENİ BİR GRAFİTİ SANATI: AĞAÇ ÖRGÜSÜ

    YENİ BİR GRAFİTİ SANATI: AĞAÇ ÖRGÜSÜ

    Sokak sanatı olarak yurt dışında ortaya çıkan nesneleri örgüyle giydirme etkinliği ülkemizin büyük şehirlerinde de kendini göstermeye başladı.  “Yarn bombing” veya “urban knitting” gibi isimlerle tanınan bu sanat çoğunlukla ağaçlar üzerinde uygulanıyor. Örneklerini görmek ve hakkında biraz daha bilgi edinmek için lütfen sayfayı kaydırmaya devam edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • Aslı Çoğul Olup Tekil Olarak Kullandığımız 7 Kelime

    Aslı Çoğul Olup Tekil Olarak Kullandığımız 7 Kelime

    Duygu ve düşüncelerin ifade aracı olan kelimeler toplumlar arasındaki alışverişin de önemli bir değeridir. Bizim de aslı çoğul olduğu halde halk arasında tekil olarak kullandığımız kelimelerin büyük bir kısmı Arapçadan geçmiş. Hatta anlam kaymasına uğramış ve artık neredeyse orijinalini sadece dil bilimcilerin bildiği bu kelimelerin sonuna –ler ve -lar eki koyarak çoğul yapmaya çalışıyoruz. Peki, siz aşağıda sıraladığımız kelimelerin tamamının aslında çoğul olduğunu biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
  • Erol Taş’ın Canlandırdığı Karakterler Kimlere Neler Çektirdi?

    Erol Taş’ın Canlandırdığı Karakterler Kimlere Neler Çektirdi?

    1928 doğumlu aktör 70 yaşındayken aramızdan ayrılmıştı. Erol Taş için, “canlandırdığı kötü karakterlerle halkın gönlüne taht kurmuş bir sanatçıdır” desek yeridir. Her ne kadar filmleri gerçek hayatla özdeşleştiren insanlardan tepki aldıysa da, oyunculuğu ve gerçek kimliği ile izleyicinin kalbini kazanması çok sürmemiştir. Fakat şu da bir gerçek ki, karşı karşıya oynadığı hayali karakterlere büyük acılar çektirmiş, haklarını gasp etmiş, sevdiklerine kavuşmalarına engel olmuş ve daha neler neler yapmıştır. Usta oyuncunun seyirciyi kızdıran replikleri 8 maddelik listemizde!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Başlık filmi, 1965, Kıldon Ağa

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İsyan filmi, 1979, Ağa

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yalan filmi, 1976, Hamza

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İki Cambaz filmi, 1979, Boğa Kamil

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kanundan Kaçılmaz filmi, 1976, Bekir

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dağların Oğlu filmi, 1965, Hamit Bey

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çeşme filmi, 1976, Ceylan’ın Babası

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Mıstık filmi, 1971, Padişah

  • BİLİMİ EDEBİYAT İLE BULUŞTURAN ISAAC ASIMOV

    Robot, Galaktik İmparatorluk ve Vakıf gibi serileri ile bilim kurgu edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olarak tarihe geçen Isaac Asimov için bugün izlediğimiz birçok bilimsel gelişmenin mimarı diyebiliriz. Düşlediği gelecek kurgusunu, gelişen ya da ileride hayatımıza girecek olan teknolojilerle harmanlayarak bir nevi bilim insanlarına yol gösteren Asimov’un hayat hikâyesi yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Isaac Asimov’un doğum tarihi resmî kaynaklarda 2 Ocak 1920 olarak gözükse de kesin doğum tarihi hakkında net bilgi yoktur. Amerikan vatandaşı olarak ölmesine rağmen doğum yeri, Rusya’daki Smolensk yakınlarındaki küçük bir kasabadır. Üç yaşında ABD’ye göç eden Asimov’un ailesi, yaşamak için New York’u seçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Evde İngilizce konuşulduğu için ana dili Rusçayı hiçbir zaman öğrenemeyen Asimov, okuma yazmayı henüz okula gitmeden öğrenir. 1928’de Amerikan vatandaşlığına kabul edilir. Çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinde, Jules Verne dâhil pek çok yazarın eserlerini okur ve yeni filizlenen bu fantastik edebiyattan çok etkilenir. Kendisi de bu tarzda kısa öyküler yazmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1939’da Columbia Üniversitesi kimya bölümünden mezun olur. Ancak aynı yıl II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla akademik hayatına ara vererek askerî görevini yerine getirmek için orduya katılır. Savaşın ardından, aynı üniversitede kimya branşında doktorasını tamamlar. 1979’da profesör ünvanını alacağı Boston Üniversitesinde akademik çalışmalarına hız kesmeden devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1941’de kaleme aldığı Nightfall (Karanlık Çökerken) isimli öyküsü kısa sürede başarıya ulaşır ve geniş kitleler tarafından ilgiyle okunan bir kitap olur. Bu kısa öykü yayımlandıktan uzun yıllar sonra, 1968’de, Amerikan bilim kurgu yazarları tarafından o zamana dek yazılmış en iyi kısa bilim kurgu öyküsü seçilir. Böylelikle Asimov’un görkemli mirasının tohumları atılır. Büyük yankı uyandıran Nightfall isimli kitabın hikâyesi, altı tane güneşi olan Lagash isimli gezegende geçer. Alpha battığında, Beta doruğa çıkmakta; Gamma yörüngedeki en uzak noktadayken, Delta ise en yakın konuma gelmektedir. Etrafını çevreleyen daimî yıldızlar sebebiyle hiç karanlık görmeyen, sadece gündüzü yaşayan bu gezegende her 2049 yılda bir, gezegenin tüm güneşlerinin aynı anda ufkun altına inmesine ve gezegende ilk kez tam bir karanlık yaşanmasına neden olan bir astronomik olay gerçekleşir. Bu olay sırasında gezegen karanlığa gömülür ve bu durum, gezegendeki tüm medeniyetin çökmesine yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Asimov, 1942’de Gertrude Blugerman ile evlenir ve bu evliliğinden iki çocuğu olur. Küçük yaşlarından itibaren olağanüstü bir zekâya sahip olan Asimov, 1950’de yayımlanan ve son derece popüler olan “Vakıf” serisi ile bilim kurgu edebiyatının öncü kalemlerinden biri haline gelir. Vakıf, on milyonlarca gezegeni kapsayan bir galaktik imparatorluğun çöküşünü konu alır ve bilim kurgunun başyapıtlarından sayılır. Tarih, matematik ve hatta Shakespeare dâhil olmak üzere çok çeşitli konularda da kapsamlı yazılar yazan Asimov, kariyeri boyunca 500’ün üzerinde kitap yayımlayarak tarihin en üretken yazarlarından biri olur ve akademik çalışmalarını sürdürmeye devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Asimov’un ismini, kaleme aldığı kitaplardan dolayı bilmeyenler belki onu 1942’de yayımlanan “Durağan Döngü” kitabında bahsettiği “Üç Robot Yasası” ile hatırlar. Robotların işlev ve haklarına ilişkin bu yasaların ilki; “Bir robot bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.” kuralıdır. İkinci kural; “Bir robot birinci yasayla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.” Üçüncü kural ise; “Bir robot birinci ve ikinci yasayla çelişmediği sürece kendi varlığını korumakla yükümlüdür.” Üç Robot Yasası, günümüzde yapay zekâ konularında çalışanların uymak zorunda olduğu kuralların temelini oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hayal gücü çok geniş, okuma tutkusu muazzam, çalışma hayatında kararlı bir disiplini olan Asimov, sürekli olarak var olan gerçeğin arka planını hayal etmeye ve kendince anlamlandırmaya çalışır. Kaleme aldığı tüm kitaplarında bilimi kılavuz alan yazar, her ne kadar fantastik dünyaları betimlese de astrofizik, fizik ve kimyanın yasalarını çiğnemez. Bilimsel yasalar ışığında galaksileri aşan serüvenler kaleme alır, hayali kahramanlara ve olaylara yer verir. İleri teknolojilerin kullanıldığı, galaksiler arası seyahatlerin mümkün olduğu romanlarında o güne kadar duymadığımız, görmediğimiz teknolojileri okuyucuyla buluşturur ve zihinlere yeni fikirlerin tohumunu atar. Karmaşık fikirleri sade yazım tekniği ile geniş kitlelere ulaştıran yazar, sadece kurmaca hikâyeler değil, popüler bilim kitapları da yayımlar. 6 Nisan 1992’de New York’ta vefat eder.

  • 8 Madde İle Yazının En Zarif Hali Hat Sanatı

    8 Madde İle Yazının En Zarif Hali Hat Sanatı

    Hat sanatı, güzel yazı sanatı olarak anılsa da bu sanatı yazıya ruh katmak olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. Hattat, harfleri sanatıyla yorumlar. Hattat’ın kaleminden çıkan yazı silinemez, düzeltilemez. Hat sanatı hata kabul etmez, büyük bir sabır ve yetenek gerektirir. Karşınızda 8 maddeyle zarafet ve sanatın yazıyla buluştuğu, hat sanatı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hat, çizgi demektir. Çizgilerin büyük bir incelikle ve titizlikle işlenmesiyle yazılan yazıya hat sanatı, bu sanatı uygulayana da hattat ya da hat ustası denir. Hat sanatı, Osmanlı’da Hüsn-i Hat olarak anılır, hat sanatının bir başka adı da kaligrafidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kaligrafi güzel yazı sanatı olsa da günümüzdeki amacı süslemedir, matbaanın icadından sonra bu yazılar dekoratif anlamlı kullanılmaya başlanmıştır. Hat, büyük incelik gerektiren zahmetli bir sanat olduğu için uzun yazılarda kullanılması pratik olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kaligrafinin İslam kaligrafisi, Çin kaligrafisi, Batı kaligrafisi gibi türleri bulunur. Bizim kültürümüzde İslam kaligrafisi yani İslami hat sanatı uygulanmaktadır. Matbaanın icat edilmesinden önce kaligrafinin büyük önem teşkil ettiğini tahmin etmek pek de zor değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İslami hat sanatının 6 ve 10. yüzyıllar arasında, Arap alfabesinin geçirdiği değişimlerle beraber geliştiği düşünülmektedir. Uzmanlara göre, hat sanatı doruğuna İslamiyet ile beraber ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hat sanatı aslında güzel yazı yazmaktan çok daha fazlasıdır çünkü hat ustası yazacağı yazıdaki harfleri sembolleştirir ve bu yaratıcı bir süreçtir. Her ustanın kendine has bir tarzı vardır ve sadece harfleri güzel bir şekilde yazabiliyor olmak iyi bir hattat olmak için yeterli değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hat sanatı eserleri günümüzde genellikle evlerde dekor amaçlı tablolarda kullanılsa da özellikle Osmanlı döneminden kalan mimari eserlerde; kervansaraylarda, camilerde, hamam ve minarelerde karşımıza çıkar. Bir mimari eserin hat sanatıyla süslenmiş olması bu yapının önemli bir eser olduğunu gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hat sanatında farklı yazı çeşitleri vardır ve bunların arasında yaygınlık kazanmış ilk yazı biçimi Kufi olmuştur. İlk başlarda daha köşeli yazılan bu yazı tarzı giderek incelmiş ve kenarları daha yuvarlak bir hale gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yazıların anası olarak adlandırılan Sülüs, sadece 16. yüzyıla dek kullanılan Muhakkak, Nesih, ismini Reyhan çiçeğinden alan Reyhani, Tevki ve Rika hat sanatında kullanılan diğer yazı türleri arasında yer alır. Hat sanatının en etkileyici örneklerini İstanbul Kaligrafi Müzesi’nde görebilirsiniz.

  • 8 Şairden Sonbaharı Anlatan 8 Dize

    8 Şairden Sonbaharı Anlatan 8 Dize

    Her mevsimin güzelliği ayrı olsa da sonbahar içimizdeki en romantik en şairane duyguları ortaya çıkaran mevsimdir. Artık serinlemeye başlayan havanın ürpertmesinden mi, gökyüzünün, ağaçların aldığı renkten mi bilinmez, sonbahar herkesi bir şaire çevirebilir. Bu durumda edebiyatımızın en yetenekli şairleri de sonbahar için birbirinden güzel dizeler yazmıştır. Buyurun, 8 şairin kaleminden çıkmış sonbahar dizeleriyle bu güzel mevsimin tadını çıkartın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Büyük Tarihçi Halil İnalcık’ın Tarihle İlgili 8 Sözü

    Büyük Tarihçi Halil İnalcık’ın Tarihle İlgili 8 Sözü

    Halil İnalcık son röportajlarından birinde, “72 kitabım var, çoğunu 80 yaşından sonra yazdım. Hâlâ hoca olarak faalim; yedi doktora öğrencim var. Geçen sene bazı yeni makalelerim çıktı. Bir şeye âşık oldunuz mu her şeyi unutursunuz işte…” diyerek anlatmıştı mesleğine olan tutkusunu. Türk tarih profesörü 2016 yılında aramızdan ayrıldığında 100 yaşındaydı. Bir asır süren yaşamında insanlığa Türk ve Osmanlı tarihini belgelerle anlatan eserler, tarihle ilgilenenlere yol gösterecek bilgiler, sözler bıraktı. Büyük tarihçinin kitaplarında ya da konuşmalarında geçen tarih temalı sözlerini listemizden okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • 30 AĞUSTOS’TA ZAFERE GİDEN MÜCADELEYİ ANLATAN KİTAPLAR

    Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Kütahya’ya bağlı Dumlupınar yakınında 30 Ağustos 1922’de Türk ve Yunan ordusu arasında yapıldı. “Dumlupınar” adıyla da anılan Kurtuluş Savaşı’nın son büyük mücadelesi, ülkemizin bağımsızlık yolundaki en önemli zaferlerindendir. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde bağımsızlık için omuz omuza veren halk ve askerlerin gösterdiği özverili mücadeleler ve sonrasında kazanılan şanlı zaferimiz ile ilgili yazılan kitapları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı, tarihimiz açısından büyük önem taşıyan eseri “Nutuk”ta, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşunun hikâyesi, Atatürk’ün kendi kaleminden anlatılır. 1919-1927 yılları arasındaki, yakın tarihimizin en sıkıntılı ve buhranlı günlerini içeren 9 yıllık süreci, yaşanan olayları ve çözümlerini anlattığı kitabında Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne de geniş yer ayırır. Bu eser, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini ve zaferini anlamak için en temel kaynaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1920’lerin başından vefatına kadar Atatürk’ün en yakınında bulunan isimlerden olan İstiklâl Madalyası sahibi gazeteci-yazar Falih Rıfkı Atay’ın “Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri”, Atay’ın Kurtuluş Savaşı’yla ilgili anılarından oluşur. Atay, kitapta aktardıklarını günü gününe aldığı notlara, daha sonra anımsadığı hatıralarını ekleyerek yazmış. Atay, bu belgesel-anı kitabında Atatürk ile tanık oldukları olayları, Kurtuluş Mücadelesi’ni ve bu süreçte tanıdıkları kişileri; güzel ve akıcı bir Türkçe ile kaleme almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1887 doğumlu asker ve yazar Hüseyin Rahmi Apak, Kurtuluş Savaşı’na katılmış ve savaş sonrasında önemli görevlerde bulunmuş, askerî kariyerinin yanı sıra yazarlık da yapmıştır. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda, özellikle Batı Cephesi’nde önemli görevler üstlenen Apak, “İstiklal Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu” adlı kitabında, Garp Cephesi’nin kuruluşu ve bu cephede yaşananları ayrıntılı bir şekilde kaleme alır. Cephede yaşadıklarını, gözlemlerini, askerî harekâtları ve stratejik kararları detaylı bir şekilde anlattığı kitabı, Kurtuluş Savaşı’nın birincil kaynaklarından biri olarak kabul edilir ve dönemin askerî tarihine ışık tutar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Halide Edip Adıvar’ın yazdığı “Türk’ün Ateşle İmtihanı”, yazarın ve dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun 1918-1923 yıllarına kadar olan dönemini anlatır. Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanılan olayları ve gözlemlerini etkileyici bir anlatımla aktaran Adıvar, yakın tarihimize ışık tuttuğu kitabında kadınların Kurtuluş Savaşı’ndaki rolüne ve katkılarına da değinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı”, İlhan Selçuk tarafından kaleme alınmış, Çanakkale, Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda görev almış olan bir yüzbaşının anılarını anlatır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü durdurmak isteyen askerlerin fedakârlıklarla dolu mücadelesini destansı bir şekilde betimler. Selahattin Yurtoğlu, İlhan Selçuk’un yakın arkadaşı olan Cengiz Yurtoğlu’nun babasıdır ve kitapta yer alan anıların kaynağı da Cengiz Yurtoğlu’nun bizzat kendisidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türk tarihçi ve yazar Cezmi Yurtsever, “Çanakkale’yi Hatırlamak” kitabını, 2011 yılında Türk Tarih Kurumu Arşivi’nin sararmış albümleri içinden çıkan binlerce fotoğraf arasında, 13 yaşındaki bir gencin Çanakkale Cephesi’ne gönüllü asker olarak gittiğini görmesi üzerine yazar. Yurtsever, bir milletin yüzyıllar süren düşman saldırıları karşısında var olma mücadelesini, ödenen büyük bedelleri, vatan topraklarında yaşanan hikâyeleri, “o” fotoğraf üzerinden anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İzmirli yazar ve şair Habib Bektaş, eserlerinde genellikle tarihsel olaylara, toplumsal konulara ve insan ilişkilerine odaklanır. Karanlığın aydınlığa, esaretin kurtuluşa dönüşümünü anlattığı “Zafere Yürüyüş: 30 Ağustos” kitabında Bektaş, ülkeyi işgal etmiş düşmana karşı savaşan yorgun, yoksul bir halkın yazdığı bu büyük destanı hikâyeleştirmiştir.

  • DÜNYA EDEBİYATININ USTA KALEMİ: CHARLES DICKENS

    İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Charles Dickens, eserleriyle Victoria döneminin en iyi romancılarından biri olarak görülmüştür. Yeterli eğitimi alamamış olmasına rağmen yaşadığı zorluklar ve özellikle yoksulluk onu yazarlığa daha da yakınlaştırmış ve Dickens adını edebiyat dünyasına altın harflerle yazdırmıştır. Bu yazımızda dünya edebiyatının usta kalemi Charles Dickens’ın hayatına dair kısa bilgiler listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    7 Şubat 1812 yılında İngiltere’nin güney kıyısında bulunan Portsmouth’da dünyaya gelen ve tam adı Charles John Huffam Dickens olan yazarın hayatla mücadelesi henüz 12 yaşında bir çocukken başladı. Babası borçlarından dolayı hapis cezasına çarptırıldıktan sonra bir ayakkabı cilası fabrikasında çalışmak zorunda kalan Dickens’ın o dönemdeki deneyimleri, ilerleyen yıllarda kalemini ustaca kullanmasına neden oldu çünkü yazdığı bazı hikâyelerde o yıllardan izler bulmak mümkündü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ayakkabı cilası fabrikasında 3 yıl kadar çalıştıktan sonra 15 yaşlarında bir avukatlık bürosuna geçti ve bu dönemde stenografi öğrenerek 1834 yılında The Morning Chronicle isimli gazetede stenograf olarak çalışmaya başladı. “Boz” takma adıyla dergi ve gazetelere eskizler göndermeye başlayan Dickens daha sonra ilk romanı The Pickwick Papers’ı yazdı ve bu roman 1836 yılında yayımladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1837 yılında kendisini üne kavuşturan Bay Pikvik’in Maceraları isimli eserini kaleme aldı ve artık edebiyat dünyasındaki varlığını iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Birkaç yıl içinde uluslararası üne sahip olan Dickens, Tolstoy gibi büyük isimler tarafından takdir edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bay Pikvik’in Maceraları’nın ardından 1839 yılında Oliver Twist adlı romanını yayınladı. Twist’i, 1841 yılında kitap olarak basılan romanı Antikacı Dükkânı izledi. Yazarın önemli eserlerinden birkaçı; Nicholas Nickelby, Bir Noel Şarkısı, Martin Chuzzlewit, Dambey ve Oğlu, Kasvetli Ev, Zor Yıllar, İki Şehrin Hikâyesi, Perili Ev, Büyük Umutlar, Müşterek Dostumuz, Edwin Drood’un Gizemi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yalnızca roman yazmaya değil tiyatroya da ilgisi olan Dickens aynı zamanda pek çok tiyatro oyunu da kaleme aldı. Daha yaşarken büyük bir üne kavuşan Dickens, kendisinden sonra gelen edebiyatçılarda da derin izler bıraktı. Jules Vernes, Dickens’tan etkilendiğini her defasında belirtirken ünlü ressam Van Gogh, bazı resimlerinde Dickens romanlarından ilham aldığını söylemiştir. İngiliz edebiyatına katkısının yanı sıra dünya edebiyatını da derinden etkileyen Dickens, kendisinden sonra gelen George Orwell, Edgar Alllan Poe ve Dostoyevski gibi usta kalemleri de etkisi altında bırakmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İngiltere’nin 1990’larda bastığı 10 sterlinin bir yüzünde Kraliçe Elizabeth bulunurken diğer yüzünde de Dickens’ın portresi bulunuyor. Ayrıca madeni paraları olan 2 sterlinde yazarın portresinin illüstrasyonu, yaşamı boyunca kaleme aldığı eserlerinin isimlerinden oluşuyor. Yaşadığı dünyaya büyük etkisi olan yazarın sadece kendi ülkesinde değil, Rusya’da bile portresi posta pullarına basıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyılda ressam Margaret Gilles tarafından Dickens henüz 31 yaşındayken çizilen portresi, 1844 yılında İngiliz Kraliyet Akademisi’nde sergilendikten sonra gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuştu. 2017 yılında Güney Afrika’nın bir şehrinde depo satışı esnasında fark edilen yağlıboya tabloyu Charles Dickens Müzesi, 187 bin sterline satın aldı ve eserdeki yıpranmaları giderdikten sonra müzede sergilemeye başladı.