Kategori: Kültür/Sanat

  • KARADENİZ’E ÖZGÜ TARİHİ SERENDERLER

    Karadeniz sadece doğasıyla değil kültürel değerleriyle de eşsiz bir bölgemizdir. Mutfağı, şivesi, geleneksel kıyafetleri ve hatta danslarına bile yansıyan özgün kültürlerinin bir yansımasını, inşa ettikleri ahşap evlerde görmek mümkün. Kafkasya’dan Kastamonu bölgesine kadar geniş bir coğrafyada inşa edilen “serender”lerin ismi, bölge içinde farklılık gösterse de yapım prensipleri hemen hemen aynı. Tamamı ahşaptan inşa edilen serender evlerinin bazılarında tahtalar birbirine geçirilerek inşa edildiği için tek bir çivi bile kullanılmamaktadır. Bu evlerin amacı, toprakla ilişkiyi kesmek, fındık, tahıl ve diğer besinleri nemden ve fare gibi kemirgenlerden korumaktır. Yazımızda ahşap ustalığının en güzel örneklerinden serender evlerinin teknik detaylarını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Serender, genellikle Orta ve Doğu Karadeniz’de, kırsal yörelerde görülen özgün bir mimari yapıdır. Yapı, dört direk üzerine oturtulmuş bir tür odadır. Mutlaka evin dışında bulunur, ev ile serender arasında herhangi bir geçit, köprü bulunmaz, bağımsız bir yapıdır. Kare şeklinde tasarlanan serenderlerin yerden yüksekliği yaklaşık 5-7 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Serenderin ana malzemesi ahşaptır. Üstü sac veya “harduma” adı verilen yassı olarak yontulmuş ya da kesilmiş tahtalarla örtülerek su geçirmesi engellenir. Ancak yan taraflarında 20–30 santimetre boyunda, bir buçuk iki santim genişliğinde ızgaralar bulunur. Bu ızgaraların yapılma amacı serenderin içerisinde hava akışı sağlamaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz mutfağında sıkça kullanılan mısırın ve bölge ekonomisinin temelini oluşturan fındığın kurutulması, saklanması ve diğer yiyeceklerin muhafazası için kullanılan serenderler, 30-50 santimetre çapındaki yuvarlak/bombeli ağaç tekerlerin tercihe göre dört, altı ya da sekiz adet direğin tepesine inşa edilir. Yerden yüksek olması ürünlerin haşerelerden ve yaban hayvanlarından korunmasını sağlar, yukarı tırmanan farenin, direğin tepesinde duran geniş teker sayesinde serenderin içine girmesi önlenmiş olur. Yapıya, genellikle akasya ağacından yapılan seyyar bir merdiven ile çıkılıp inilir. Merdiven ya açılır-kapanır (menteşeli) ya da yerden bir basamak yukarıda yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar hemen her evin yanında bulunan serenderler, gıda ambarı işlevini yerine getirir. Buğday, mısır, fasulye, patates, meyve kuruları, turşular, baklagiller, fındık ve diğer yazlık-kışlık ihtiyaçlar serenderde bozulmadan saklanabilir. Serenderin anahtarı genelde evin en yaşlı ve söz sahibi kadınlarında bulunur. Eski tip serenderlerde, bilhassa eski köklü ailelerin serenderlerinde, ince ahşap işçiliğinin güzel örnekleri göze çarpar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Her yörenin serenderinin kendine has teknik özellikleri, planı, formu vardır. Örneğin Trabzon’un ilçesi Tonya’da serenderler inşa edilirken “taş direk” ve “taş teker” kullanılır. Eski tip serenderler artık pek inşa edilmezken; Ordu Fatsa’da, Trabzon Atapark’da, Maçka’da, Rize Merkez, Çayeli, Güneysu ile Artvin’deki sahillerde eski serenderlerin tamir edilerek turistik dükkânlara dönüştürülmesi bu yüzyıllık mimari geleneğinin yeni kuşaklara aktarılmasını sağlamaktadır.

  • ŞİİRLERDE OLGUNLAŞAN MEYVELER

    ŞİİRLERDE OLGUNLAŞAN MEYVELER

    Tadı, rengi, şekli, kokusu, çekirdeği, kabuğu, sertliği, yumuşaklığı ve sair… Meyvelerin duyguları aktarırken, tasvir ya da benzetme yaparken kullanabileceğimiz ne çok özelliği var hiç fark ettiniz mi? Tüm bunların fazlasıyla farkında olan şairlerimiz bakın meyve isimlerini şiirlerinde nasıl geçirmişler?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Behçet Aysan, Bir Eflatun Ölüm” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orhan Veli Kanık, Kızılcık” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bedri Rahmi Eyüboğlu, Deli mi Ne?..” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlhan Berk, Ne Böyle Sevdalar Gördüm” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşar Miraç, Düşçe” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Erhan, İlk Vasiyet” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edip Cansever, Yaz Mutluluğu” title_font_size=”13″]
  • 7 Madde İle Sahnelerin Renkli İsmi Erol Büyükburç

    7 Madde İle Sahnelerin Renkli İsmi Erol Büyükburç

    Tarzıyla, yazdığı ve söylediği şarkılarla bir dönemin popüler kültürüne damgasını vurmuştu Erol Büyükburç. Bir röportajında “Akıl hocalarının kim olduğu” sorusuna şöyle cevap vermişti: “Dedemden vecizeleri öğrendim, anneannemden Yunus Emre’yi, onun şiirlerini, ilahilerini, Ertuğrul dayımdan cesareti, teşebbüsü, atılganlığı, Korhan dayımdan hitabeti, konuşmayı, ablamdan piyano çalmayı, ağabeyimden resmi ve heykeli öğrendim. Amcalarımın felsefelerinden ve müzisyenliklerinden yaralandım. Bunlar beni oluşturan asıl etken güç.” En renkli haliyle Erol Büyükburç 7 maddelik listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Yerli Elvis” olarak anıldığı yıllar sokakta yürüyemeyecek kadar ilgi gördüğü zamanlardı. O, 1960’lardaki pop starımızdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sıra dışı kıyafetleriyle pop müziğin en yenilikçi sanatçılarındandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk plağında seslendirdiği “Little Lucy” ilk İngilizce pop şarkımızdı. O yıllarda bu konu, SES dergisi tarafından “yılın en önemli parçası” seçilecek kadar önemsenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yine bir röportajında, “Ben mecbur muyum bu Amerikan standartlarını, Fransız şansonlarını, İspanyol klasiklerini ya da İtalyan napolitenlerini söylemeye. Bir şekilde bize ait şarkılar olmalı!” diyerek besteler yaptığını ve ortalığın nasıl yıkıldığını anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    6 taş plak, 5 long play, 75 tane 45’lik, 1800 civarında beste, 200’e yakın ödül… Bu sayılar Erol Büyükburç’un üretkenliğini anlatmaya fazlasıyla yetecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sadece bir müzik adamı değildi aslında… 20 fotoromanda ve Horoz Nuri, Sus Sus Kimseler Duymasın, Darıldın mı Cicim Bana, Turist Ömer Boğa Güreşçisi gibi çoğumuzun hatırlayabileceği 30’a yakın filmde rol almıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2015 yılında hayatını kaybeden sanatçı en çok “Bir başka sevgiliyi sevemem sevemem sevemem…” şarkısıyla ve seslendirdiği sıradaki jest ve mimikleriyle hafızalarımıza yer etmiştir.

  • İlk Ulusal Kanal TRT’de Yayınlanmış 8 Unutulmaz Yayın

    İlk Ulusal Kanal TRT’de Yayınlanmış 8 Unutulmaz Yayın

    Ülkemizin ilk ulusal televizyonu TRT, yani Türkiye Radyo Televizyon Kurumu yayın hayatına 1968 yılında başlamıştı. Siyah-beyaz yayınlar 1976’da renklenmeye başladı ve 1984 yılında tamamen renkli yayına geçildi. Televizyonla ilk kez tanışan çocuklar, yetişkinler, yaşlılar o dönemki TRT yayınlarını hafızalarına, hatıralarına yerleştirdi. Yaşı 30’u geçmiş olanların gülümseyerek hatırlayacağı 8 TRT yayınını listemizde yâd ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    nostalji

    Çocukluğunu 1980’lerde geçirenler akşam oldu mu “Hanimiş benim kuzucuklarım?” seslenişini duymadan yatağa gitmezdi ama bu seslenişi mutlaka Adile Naşit’in yapması gerekirdi. Usta oyuncu ekranın arkasından kendisini izleyen çocuklara isimleriyle sesleniyordu: “Değil mi Ayşe’ciğim? Ödevini yaptın mı Murat’cığım?” Sonra da “Bir varmış bir yokmuş.” diyerek anlatacağı masala geçiyordu. Saat 20:00’de başlayan Uykudan Önce, ülkemizde çocuklar için hazırlanan programların ilkiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    nostalji

    Sunuculuğunu, hayatını 2000 yılında kaybeden Cenk Koray’ın yaptığı bir eğlence programıydı Tele Pazar… İçinde yine eski sunuculardan Erkan Yolaç’ın sunduğu Evet-Hayır yarışması, şarkılar, taklitler, sohbetler olan dolu dolu bir programdı. Özellikle Telekutu bölümünde stüdyonun bir tarafına yığılmış hediyeler arasından hediye kazanmaya çalışan yarışmacının hali heyecanla izlenirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    Müzik Yelpazesi, Sezen Cumhur Önal’ın ifadesiyle “çikolata renkli sanatçı”lardan zaman zaman “romantizm rüzgârları”nın estiği klipler izlediğimiz bir programdı. Yayınlandığı dakikalar yabancı sanatçıların kliplerini izlemek isteyenler için nadir bulunan fırsatlardandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    trt programları

    Biliyoruz, Michael Knight ve onun konuşan, kendi kendine hareket edebilen arabası KITT içinizden kimileri için duygulanma nedeni olacaktır; ve yine eminiz ki TRT’de 90 bölüm yayınlanan dizinin jenerik müziği de kulaklarınızda çoktan çınlamıştır. David Hasselhoff’un başrolde olduğu efsanevi dizinin ülkemizdeki adı Kara Şimşek’ti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    1980’li yıllarda pazar sabahına uyanıp saat 09:00 gibi televizyonlarını açanlar sırasıyla Voltran isimli çizgi film, bir Walt Disney filmi ve Pazar Konseri programıyla karşılaşırdı. Pazar Konseri’nin belli bir izleyici kitlesi vardı çünkü sadece klasik müzik sunan bir programdı. Orkestra şefi Hikmet Şimşek eserleri çalmadan önce herkesin anlayabileceği bir dille anlatırdı. Usta müzik insanı ne yazık ki 2001 yılında aramızdan ayrıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    Televizyon ekranlarında aralıksız 13 yıl yayınlanan Bizimkiler dizisi de TRT’nin unutulmazlarından biriydi. İlk 5 yılı TRT’de yayınlanan dizide bir apartmanın sakinlerinin birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkileri anlatılıyordu. Kadrosunda Erdal Özyağcılar, Ercan Yazgan, Ayşe Kökçü, Yaman Okay, Savaş Dinçel, Meral Çetinkaya gibi usta oyuncular bulunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    Yaşı 40’a ulaşmış olanlar hatırlayacaktır Şeker Kız Candy’nin TRT’de yayınlanan dönemlerini… Hatta aynı kişiler bu Japon çizgisinde yer alan Anthony, Archie, Annie, Terry hatta Susanna’yı da hatırlayacaklardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    trt programları, nostalji

    1990 başlarında TRT ekranlarında tanıdığımız Bob Ross Amerikalı bir ressamdı. Yaptığı program dünyanın pek çok ülkesinde yayınlanıyordu ve ülkemizde de Resim Sevinci adıyla yayınlandı. “Resim yapmaya hazır mısınız?” sorusuyla eline fırça almamış insanlara resim sanatını öğretmeye ve sevdirmeye çalışan Bob Ross’un programına da TRT’nin unutulmaz yayınları arasında yer veriyoruz.

  • İSTANBUL’UN GÜNEŞ SAATLERİ

    Güneş saatlerinin üzerindeki çizgiler ve işaretler, güneşin gökyüzündeki hareketine göre gölge uzunluğunu ve konumunu gösterir. Bu sayede belirli saatlerde gölgenin düştüğü yerden zamanı okumak mümkündür. İlk örneklerine M.Ö. 3500’lü yıllarda Antik Mısır’da rastlanan güneş saatleri, Orta Çağ’da İslam dünyasında astronomi ve matematikteki ilerlemelerle daha da geliştirilmiş ve cami avlularında kullanılmıştır. İslam kültüründe özellikle namaz vakitlerini belirlemek için kullanılan güneş saatleri, günümüzde tarihî ve kültürel miras olarak korunmaktadır. İnsanlığın doğayla olan bağlantısını ve bilimsel ilerlemenin kökenlerini göstermesi bakımından büyük öneme sahip olan güneş saatlerinin İstanbul’daki örneklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fatih Camii” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet tarafından 15. yüzyılda inşa ettirilen Fatih Camii’nin minare kaidesinde yer alan güneş saati, Türk matematikçi, astronom ve dil bilimci Ali Kuşçu tarafından 1473 yılında yapılmıştır. Osmanlı döneminin en eski güneş saatlerinden biri olan bu saat, özellikle namaz vakitlerini belirlemek amacıyla tasarlanmıştır. Büyük saat, Osmanlıların kullandığı ve günün başlangıcını güneşin batışı olarak kabul eden (12 + 12 = 24) saatlik eşit süreli bir saat sistemi olan gurubî/ezanî saate göre ayarlanmıştır. Bu saat, caminin bu cephesine güneş vurduğu sürece günün öğleden sonraki saatleri gösterir. Saat üzerinde, mevsimlere göre değişen yaz gün dönümü, kış gün dönümü ve ekinoks doğruları da bulunmaktadır. Küçük saat ise ikindi namazını gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üsküdar Ayazma Camii” title_font_size=”13″]

    1760-1761 yılları arasında III. Mustafa tarafından annesi Mihrişah Sultan adına yaptırılan Ayazma Camii’nin minare kaidesindeki güneş saati, mermer üzerine işlenmiş hassas çizgiler ve işaretlerden oluşur. Ayazma Camii ve güneş saati, tarihi eser olarak koruma altındadır. Zamanla yıpranan veya zarar gören kısımları restore edilmiş ve aslına uygun şekilde korunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mihrimah Sultan Camii” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına yaptırılan ve aynı isimle anılan iki camiden biri Edirnekapı’da, diğeri ise Üsküdar’da bulunmaktadır. Üsküdar’daki caminin batı duvarına 1769 yılında mermerden yapılmış bir güneş saati eklenmiştir. Mimar Sinan’ın en önemli eserleri arasında yer alan her iki caminin de güneş saatleri, taşçılık sanatının en güzel örneklerindendir. Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nin minaresinde ise batıya bakan tarafında dörtgen ve üçgen formunda iki adet güneş saati bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Topkapı Sarayı ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460-1478 yılları arasında yaptırılan Topkapı Sarayı’ndaki Has Oda Dairesi’nin ön tarafında bulunan güneş saati, namaz vakitlerinin belirlenmesi için Fatih’in emriyle inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde yapılan ilk güneş saatlerinden biridir ve üzerinde Sultan III. Mustafa döneminde tamir edildiğine dair bir kitabe bulunmaktadır. Sarayda ayrıca MÖ 4.-6. yüzyılları arasında Roma dönemine ait bir güneş saatinin kalıntıları da yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ferruh Kethüda Camii” title_font_size=”13″]

    Ferruh Kethüda Camii, İstanbul’un Balat semtinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası, yani kâhyası Ferruh Ağa tarafından 1562-63 yıllarında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Caminin arka duvarında, yola bakan bir konumda yer alan güneş saati, demir miller ile donatılmıştır. Bu millerin gölgesinin izdüşümü sayesinde namaz vakitleri hesaplanabilmektedir. Günümüze ulaşan nadir örneklerden biri olan bu güneş saati, tarihî ve bilimsel değerinin yanı sıra, dönemin mühendislik anlayışını da gözler önüne sermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhaşşi Sinan Camii” title_font_size=”13″]

    Muhaşşi Sinan Camii, İstanbul’un Beykoz ilçesinde bulunan ve minaresinde güneş saati bulunan tek camidir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul Kadısı olarak görev yapan Muhaşşi Sinan Efendi tarafından 1574 yılında yaptırılmıştır. Bu özellik, camiyi Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında benzersiz kılmaktadır. Ayrıca, minarenin tabanında yer alan tarihi çeşme, caminin mimarisi açısından diğerlerinden ayrılmasını sağlayan önemli bir detaydır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Camii ” title_font_size=”13″]

    Fatih’teki Yeni Camii ya da Valide Sultan Camii, 1597 yılında Sultan III. Murad’ın eşi Safiye Sultan’ın talimatıyla temelleri atılmış ve 1665 yılında IV. Mehmed’in annesi Turhan Hatice Sultan’ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanarak ibadete açılmıştır. Caminin güneybatı köşesinde avlu duvarında üç tane güneş saati bulunmaktadır. Her bir güneş saati, farklı doğrultu ve açıyla yerleştirilmiş olup, günün çeşitli saatlerini ve mevsimsel değişiklikleri izlemek üzere tasarlanmıştır.

  • Uygarlık Tarihimize Yolculuk: 8 Madde ile Arkeoloji Müzesi

    Uygarlık Tarihimize Yolculuk: 8 Madde ile Arkeoloji Müzesi

    Bu listemizde eser zenginliği bakımından dünyanın en büyük müzeleri arasında gösterilen İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götüreceğiz sizi… Yapının çoğul olarak ifade edilme nedeni tarihi yarımadadaki adresinde üç müzenin yan yana bulunması: Arkeoloji Müzesi, Çinili Köşk ve Eski Şark Eserleri Müzesi… Ve işte 8 maddelik gezi rotamız!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    Çinili Köşk

    Çinili Köşk, en nadide Türk çini ve seramik eserlerinin sergilendiği, İstanbul Arkeoloji Müzeleri içindeki en eski yapıdır ama tarihçesi müze olarak başlamaz. Arkeolojik eserlerin toplandığı Aya İrini Kilisesi’ndeki mekânın yetmemesi üzerine, daha önce Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olan yapı 1880 yılında müze olarak açılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    Şark Eserleri Müzesi

    Eski Şark Eserleri Müzesi ise 1883 yılında Güzel Sanatlar Akademisi olarak Osman Hamdi Bey tarafından yaptırılmış, okul 1917 yılında başka bir binaya taşınınca Yakın Doğu’ya ait eserlerin sergilenmesi için müzeye dönüştürülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    Arkeoloji Müzesi – Ana Bina

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri içindeki ana bina ise Arkeoloji Müzesi olarak adlandırılan yapıdır. İçinde sergilenen eşsiz nitelikteki eserler arasında, Lübnan’ın Sayda şehrinde yapılan kazılarda keşfedilen lahitler bulunmaktadır. Ve müzenin yapılma nedeni de işte bu eserlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    Lübnan’da bulunan lahitler

    1888 yılındaki Krallar Nekropolü Kazıları’nda bulunan lahitlerin sergilenmesi için bir yapı gerekmiş, Osman Hamdi Bey’in önderliğinde o zamanki adı ile Müze-i Hümayun yani İmparatorluk Müzesi kurulmuştur, 1891 yılında ziyarete açılan müze, Şark Eserleri Müzesi’ni de yapan Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    Osman Hamdi Bey

    Osmanlı İmparatorluğu’nun o dönem hâkim olduğu geniş topraklarda keşfedilen ve yüzlerce farklı medeniyetin izini taşıyan eserler İstanbul şehrindeki bir müzede bir araya gelebilmiştir. Bunda, kuruluşundan itibaren müzenin  29 yıl boyunca müdürlüğünü yapan, arkeolog olarak kazılara bizzat katılan ressam Osman Hamdi Bey’in rolü büyüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kadeş antlaşması
    Kadeş Antlaşması Tableti

    Dünyada mutlaka görülmesi gereken bazı eserler vardır, işte İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki Kadeş Antlaşması tableti bunlardan sadece bir tanesidir. Şimdiye kadar kaydı bulunmuş en eski antlaşma olan Kadeş, Mısır ve Hitit kralları arasında 13. yüzyıl ortalarında Kadeş Savaşı’nı sonlandırmak için yapılan antlaşmadır. Barışı simgeleyen bu kil tablet, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa’da yani Çorum Boğazköy’de yapılan kazılar sonucu bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    Sidamara Lahdi

    İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki paha biçilmez eserlerden biri de Sidamara Lahdi’dir. Ereğli’de bulunan eser o kadar heybetlidir ki Konya demir yoluna ancak 40 manda ile getirilebilir, oradan da trenin vagonunda yapılan düzenlemelerle İstanbul’a nakledilir. MS 3. yüzyıla ait olan lahdin üzerindeki kabartma heykeller ile yapılan betimlemeler de oldukça ilgi çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    istanbul arkeoloji müzesi
    İştar Kapısı – Çivi yazısı ile yazılmış Aşk Şiiri Tableti

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Bronz Çağı, Helen, Roma ve Bizans dönemlerine ait bir milyona yaklaşan sayıda eser sergilenmekte… Hammurabi Kanunları tableti, üzerinde çivi yazısı ile ilk aşk şiirini saklayan tablet, Babil İmparatorluğu zamanında yaptırılan kent giriş kapısı ve daha niceleri… Bu eşsiz müze 1993 yılında “Avrupa Konseyi Müze Ödülü”nü almıştır.

  • Olanca Görkemiyle Bir Erguvan İmparatorluğu

    Olanca Görkemiyle Bir Erguvan İmparatorluğu

    Başlığımızı usta şair Edip Cansever’den alıntıladık… Erguvan çiçeklerinin bütün görkemiyle imparatorluğunu ilan ettiği bu günleri bundan daha güzel nasıl ifade edebilirdik ki? Yakın çevresinde olmayan gidip de göremeyenler için en güzel erguvanlar bu sayfada!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baharı müjdeleyen onlarca güzel şeyden biri erguvan ağacı… Ve biliyor musunuz aslında baklagiller familyasından…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeryüzündeki geçiş seremonisi, nisan ayının sonlarından mayıs başına kadar geçen birkaç haftalık süreden ibaret…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akdeniz’de, Balkanlar’da, Güney Avrupa ve Batı Asya’da görebilirsiniz onu… Türkiye’deyse Ege, Akdeniz ve Marmara’da…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Özellikle İstanbul Boğazı’nın baharda serdiği örtü, erguvanın lilâ ve mor renklerindeki yapraklarıdır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boğaz’da birkaç hafta süren erguvan zamanını yakalamak, onları seyretmek ve yakınlaşmak şairin dediği gibidir: Mesut olmak dedik çocuklar gibi mesut olmak.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boyu 10 metreye kadar uzanabilir, bol tohum verir erguvanlar… Baharda açarlar evet ama sıcak kadar soğuğa da dayanıklıdırlar aslında…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Padişahlar tarafından adına şenlikler düzenlenen, günümüzde festivallerle karşılanan erguvanların çiçekleri de erik ağaçlarınınki gibi yapraklarından önce açar.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akad dilinde “argamannu” mor rengini ifade edermiş. Kelime “argavana” olarak Aramiceye, “ercuvani” şeklinde Arapçaya ve sonra da dilimize geçmiş.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bahçelerde, parklarda, kıyılarda… Rengiyle olduğu kadar kokusuyla da ortama hâkim olan, hiç bitmesin istenilen bir imparatorluktur erguvan imparatorluğu…” title_font_size=”13″]
  • 8 Maddeyle Nüktedanların Piri Nasreddin Hoca

    8 Maddeyle Nüktedanların Piri Nasreddin Hoca

    Mizah anlayışı bu kadar gelişmiş, böylesi nüktedan bir kişi gerçekten yaşamış mıydı dünyamızda? Nasreddin Hoca’nın tarihsel bir kişiliğe sahip olup olmadığı süregelen tartışma konusudur. Buna karşılık halkbilimcilerin büyük bir kısmı Nasreddin Hoca’nın tarihi bir kişilik olduğu konusunda hemfikirdir. Daha ilkokul çağlarında fıkralarıyla tanışıp çocuk zihnimizde başında sarıkla, ak sakallı iyi bir insan olarak canlandırdığımız Nasreddin Hoca’yı 8 maddelik listemizde daha yakından tanıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yazılı belgelerden yola çıkarak edinilen bilgilerde Nasreddin Hoca’nın 1208 yılında Akşehir’in Hortu köyünde doğduğu belirtilir. İlk eğitimini Hortu’da almış, ardından Sivrihisar’da aldığı medrese eğitimiyle doğduğu köye imam olarak dönmüştür. Bir süre sonra Akşehir’e giderek tasavvufi düşünceye yoğunlaşan Nasreddin Hoca, kadı ve kadı vekili olarak görevler üstlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kayseri, Afyonkarahisar, Kütahya, Bilecik, Ankara çevrelerinde de zaman geçirmiş olduğu düşünülen Nasreddin Hoca’nın yaşanmışlıkları üzerinden anlatılan fıkraların sayısı öldüğü tarihlerde onlarla ifade edilirken, yüzyıllar içinde bu sayı yüzlere hatta binlere ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kadı ve kadı vekili olarak görev yapmış Nasreddin Hoca’nın pek çok ilginç olayın içinde var olması mümkün görülmektedir. Fakat bu tarihi kişilik dilden dile dolaşan hikâyelerle halk arasında büyük bir mite dönüşmekten de kurtulamamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nasreddin Hoca’nın gerçek ve efsanevi kişiliği ile fıkraları araştırmalara, tezlere konu olmaya devam etmektedir. Bu çalışmalara göre nesilden nesile aktarılan fıkraların temelinde ise iyimserlik, özeleştiri, ümitli, adaletli, hoşgörülü, tedbirli olma gibi erdemler vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    nasreddin hoca fıkraları

    En bilinen fıkralarından biri “kazan doğurdu” hikâyesidir. Komşusundan aldığı ödünç kazanın içine bir tane küçük kazan koyarak götürdüğünde sevinen komşusuna “Kazan doğurdu!” diyen Hoca, kazanı tekrar ödünç aldığında bu sefer geri vermez. Konuyu açan komşusuna da “Kazan öldü!” der. Şaşkınlık içinde, “Hocam, kazan canlı mı ki ölsün?” diye soran komşusuna cevabı nettir:“ Doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    nasreddin hoca fıkraları

    Nasreddin Hoca’nın o meşhur eşeğe ters binme hikâyesinde ise neden böyle yaptığını soran köylülere, “Size sırtımı dönmemiş oluyorum.” cevabını vermektedir. Fakat buradan çıkarılabilecek türlü mesajlar vardır. Yani bir Nasreddin Hoca fıkrası çoğu zaman sadece bir fıkra değildir ve “güldürürken düşündürür” klişesi bu fıkralar için bire birdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Elinde bir bakraç yoğurt mayasıyla göl kenarında duran Nasreddin Hoca’ya ahali ne yaptığını sorunca, “Göle yoğurt mayası çalıyorum.” der. “Hocam, göl yoğurt mayası tutar mı?” diyenlere cevabı ise “Ya tutarsa!”dır. İşte Nasreddin Hoca bu kez de olmayacak hevesler peşinde koşanları anlatan bir fıkra ile karşımızdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    nasreddin hoca türbesi

    1284 yılında Akşehir’de hayatını kaybeden ve türbesi yine Akşehir’de bulunan Nasreddin Hoca için etkinlikler düzenlenmeye devam ediyor. UNESCO tarafından da 1996 yılı bütün dünyada Nasreddin Hoca yılı olarak kutlanmıştı.

  • ZAMANIN ESKİTEMEDİĞİ AHŞAP İŞÇİLİĞİ

    ZAMANIN ESKİTEMEDİĞİ AHŞAP İŞÇİLİĞİ

    Ahşap işçiliğinin bazı alanları günümüzde kaybolan meslekler arasında geçiyor olsa da ortaya konmuş eserler, üzerinden yüzyıllar geçmiş olsa bile ilgi görmeye ve değerini korumaya devam ediyor. Farklı detaylarıyla ele aldığımız ahşap işçiliği bu sayfamızın konusu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ahşap oymacılığı

    Ahşap işçiliğinde sanatın konuştuğu alan ahşap oyma faaliyetidir. Ahşap üzerinde yapılan çizimin ardından kesici aletlerle fazlalık çıkarılır, istenen şekli vermek için kakma, yakma, kabartma gibi birçok teknik uygulanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ahşap kapı

    Büyük bir zarafetle oyulmuş ahşap eşyalar hem kullanılan ağacın kalitesi hem üzerine işlenen sanatın derinliği ile nesilden nesile kalan değerli miraslardır. Bu eserlerde kullanılan desenler, figürler ve renkler toplumların kültürel yaklaşımlarından izler taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini Anadolu’daki camilerin mihraplarında, minberlerinde, sütunlarında, kapı ve pencerelerinde görebilirsiniz. Özellikle ahşap sanatında geometrik desenlerin hâkim olduğu Selçuklu döneminden kalan eserler eşsiz güzelliktedir. Fotoğraftaki Beyşehir Eşrefoğlu Camisi de onlardan biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İşi ağaç, ahşap olan farklı meslek kolları vardır. Örneğin yakın geçmişte kaba ağaç işleriyle uğraşan dülgerler vardı. Onlar yaygın olan ahşap evlerin cephelerini yapar, çatılarını aktarır, merdivenlerini tamir ederdi. Kimi ahşap evlerin iç ve dış detayları oya gibi işlenerek değeri kat kat artırılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ahşap oymacılığı

    Dünyada ahşap oymacılığında etkileyici örnekler veren yerler arasında Uzakdoğu ülkeleri de öne çıkıyor. Fotoğrafta gördüğünüz eser Tayland’dan. Yakın Doğu’da kullanılan geometrik desenlerin yerini Uzakdoğu’da hayvan figürlerinin aldığını bu eser üzerinde de görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    ahşap oymacılığı

    Kaşık, havan ve kesme tahtası gibi ahşap eşyalar bir makine aracılığıyla kesilip biçilebileceği gibi tüm detaylarıyla bir ahşap ustasının elinden de çıkabilir. İşte sanattan söz edebileceğimiz an budur. Tasarlanmış, el emeği ile işlenmiş ahşap ürünler geçmişte olduğu gibi günümüzde de değer gören eşyalardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    ahşap oymacılığı

    Ahşap işiyle uğraşan meslek erbapları arasında marangozlar günümüzde başı çekmekte. Ellerine gelen ağaç malzemelerle yapamadıkları eşya neredeyse yok gibi… Mobilyalar, araç gereçler, dekoratif objeler hatta oyuncaklar… Bu kez işin içine makineler de giriyor ama yine de ne kadar ince işçilik gösterilirse ürünleri o kadar dikkat çekiyor.

  • El Sanatlarındaki Üzgün Gülümseme: Lale

    El Sanatlarındaki Üzgün Gülümseme: Lale

    Bu zarif çiçeğe ilk kez şiirlerinde yer veren kişi Mevlana olmuş, laleyi üzgün bir gülümsemeye benzetmiştir. Şairin bu ifadesi; ona bakan kişide uyandırdığı güzel-hüzünlü duygulara da karşılık gelir. Zambakgillerden olan, çiğdemler ve sümbüllerin akrabalık ettiği çiçek Osmanlı’dan Avrupa’ya sadece fiziken değil, el sanatı içeren eserlerle de yolculuk etmiştir. El sanatlarında laleyi görmek için sayfanızı lütfen aşağı doğru kaydırın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çinide lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ebruda lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tezhipte lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seramikte lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Telkâride lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vitrayda lale…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Minyatürde lale…” title_font_size=”13″]