Kategori: Kültür/Sanat

  • BU EMOJİLER HANGİ KİTAPLARI ANLATIYOR?

    BU EMOJİLER HANGİ KİTAPLARI ANLATIYOR?

    Emojilerle bilmece/bulmaca serimizin ikincisine hoş geldiniz… Bu kez de kitapların dilimizdeki isimlerini emojilerle canlandırdık hatta üstüne de birer tüyo verdik bakalım siz cevapları bulabilecek misiniz? Kopya almak isterseniz -tabii en kötü ihtimalle diyoruz- eserlerin isimleri sayfanın en altında. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rus şair ve yazar Ivan Turgenyev’in en bilinen eseri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Reşat Nuri Güntekin’in televizyona da uyarlanan ünlü romanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Stendhal mahlaslı Fransız yazar Marie-Henri Beyle’in psikolojik romanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Recaizade Mahmut Ekrem denince akla ilk gelen kitap…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pulitzer Ödüllü bu romanın yazarı Amerikalı romancı Ernest Hemingway…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Usta hikâyeci Ömer Seyfettin’in kaleme aldığı onlarca öyküden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Brezilyalı yazar Jose Mauro De Vasconcelos’a ait çocuk romanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Norveçli yazar Jostein Gaarder’ın 600 sayfalık çok satan kitabı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Rus oyun yazarı Anton Çehov’un tiyatroda da sahnelenen eseri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Robert Louis Stevenson’ın yazdığı her yaşa hitap eden ünlü macera romanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cevaplar:” title_font_size=”13″]
    1. Babalar ve Oğullar
    2. Yaprak Dökümü
    3. Kırmızı ve Siyah
    4. Araba Sevdası
    5. Yaşlı Adam ve Deniz
    6. Yüksek Ökçeler
    7. Şeker Portakalı
    8. Sofie’nin Dünyası
    9. Üç Kız Kardeş
    10. Define Adası
  • Mimarisi Ülkesinin Coğrafyası ve İklimine Göre Şekillenmiş 8 Ev

    Mimarisi Ülkesinin Coğrafyası ve İklimine Göre Şekillenmiş 8 Ev

    Tarih boyunca insanlar gerek kullandıkları malzemeler gerekse mimari açıdan, yaşadıkları coğrafyanın iklimsel ya da fiziki şartlarına uyum sağlayacak barınaklar üretmiş. Ormanlık alanların fazla olduğu yerlerde ahşap evler inşa edilirken, sıcaklığın fazla yağışın az olduğu bölgelerde yazların serin geçmesini sağlayacak toprak evler inşa edilmiş. Yıllar ilerledikçe bölgeler için gelenekselleşen bu yapılar şimdi birbirinden güzel fotoğraflar veriyor. Farklı ülkelerin özgün evlerini 8 maddelik listemizde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tepesindeki kümbetlerle dikkat çeken Harran evleri, bindirme tekniği ile tuğla ve kerpiçten yapılmıştır ve bu hâliyle odaları, yazları serin, kışları sıcak olur. Urfa’daki bu 250 yıllık evlerin görüntüsü, ağaçlık alanı bulunmayan Harran coğrafyasıyla uyum içindedir. Günümüzde koruma altında olan evlerden birinin Harran Kültür Evi olarak hizmet verdiğini de belirtelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İzlanda’daki torf evler, tam 9. yüzyıldan beri uygulanagelen bir mimari anlayışı yansıtıyor. Yüzde 100 organik bir toprak türü olan torfun su tutma ve havalanma kapasitesi oldukça yüksek. Taş evler üstüne giydirilen ahşap iskeletler, işte bu toprakla ve çimle kaplanıyor. İzlandalılara soğuk günleri hissettirmeyen bu örtü haşere de taşımıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Topraklarının büyük bir bölümü deniz seviyesinin altında bir ülke olarak Hollanda, drenaj kanalları yoluyla suyu denize boşaltıyor. Ülkede, Venedik’tekinden daha fazla kanal bulunuyor. Kara alanı sınırlı olan bölgede her karış olabildiğince değerlendirilmeye çalışılmış ve ortaya yan yana sıralanmış, dar, rengârenk bu kanal evleri çıkmış. Suya bakan tarafta balkonu da olabilen evler şehrin simgesi durumunda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahşap malzemeden inşa edilen, tek katlı ve verandalı bungalov evler Tayland’ın geleneksel evlerine karşılık geliyor. Daha çok orman içinde ya da deniz kıyısında görülen evlerin inşasında saman da kullanılabiliyor. Termal özelliği olan bungalovlar iç mekânı kışın sıcak tutarken yazın serinletiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mazı dağının yamacına karşıdan bakınca üst üste bindirilmiş gibi duran taş evler, yakınına varınca mimari yapısıyla olduğu kadar inşasında kullanılan sarı kalker taşıyla, bezemeleri ve kabartmalarıyla da hayranlık uyandırır. Mardin’deki bu geleneksel yapıların neredeyse tamamında bulunan eyvan gibi açık alanlar güneş yükseldiğinde gölgede kalacak şekilde konumlandırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japonların geleneksel evlerini ifade eden minkalar, çatılarıyla ne kadar gösterişli görünseler de aslında oldukça sade bir mimariye sahipler. Japonya’da yetişen ağaç türlerinden yapılan bir minkada, iç mekân da ağaç direklerle desteklenir. Çatıların belirgin derecede eğimli olmasının nedeni ise kar yükünü hafifletmektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İzba, Rusya’ya özgü ve genellikle ülkenin çiftliklerinde görebileceğiniz geleneksel evlere deniyor. Odunların halatlarla birbirine bağlanmasıyla inşa edilen evlerin çatı yapısı Japon minkalarına benziyor. Mantıkları aynı; zorlu geçen kış günlerinde karın çatıda birikmesini engellemek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Farklı ülkelere özgü bütün bu evler içinde en ilginç bulacağınız Kuzey Kutbu’nun geleneksel yapısı igloo olsa gerek! Sıkıştırılmış kardan yapılan igloolar, bazı Eskimoların geçici süre barınmak için kullandığı evlere deniyor. Öğrendiğimize göre kar bıçağı olan deneyimli bir Eskimo bir saat içinde bir igloo yapabilirmiş.

  • Her Yeni Güne İstanbul Boğazı’na Bakarak Başlayan Semtler

    Her Yeni Güne İstanbul Boğazı’na Bakarak Başlayan Semtler

    Bütün dünyanın görmek için can attığı yerlerin arasında İstanbul Boğazı’nın da bulunduğunu söylersek kimse şaşırmayacaktır. Bildiğiniz gibi Boğaz’ın iki yakasına dağılan yerleşim yerlerine Boğaziçi deniyor ve işte listemiz bu semtleri içeriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ortaköy, bebek, etiler

    Osmanlı Donanması’nın gemilerini limana bağlayabilmek için Barbaros Hayreddin Paşa’nın diktirdiği “beş taş”tan geliyor Beşiktaş’ın adı. Dikilitaş’tan Etiler’e, Ulus’tan Yıldız’a İstanbul’un gözde semtlerini barındıran ilçede Ortaköy ya da Bebek kıyılarından Boğaz’ı seyretmenin keyfi dünyanın çok az yerinde bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sarıyer, istanbul

    Sarıyer ilçesine bağlı Rumeli Hisarı semti adını 1452’de Fatih Sultan Mehmet tarafından Boğaz’dan geçiş yapan gemilerin kontrolü için inşa ettirdiği Rumeli Hisarı’ndan alıyor. Aşiyan Tepesi’nden Boğaz’ı gören ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Orhan Veli’ye ünlü pek çok ismin ebedi uykuya yattığı Aşiyan Mezarlığı da Rumeli Hisarı’nda bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    istanbul, sarıyer

    Attilâ İlhan “emirgan’da acılaşmak koyu bir semaverden” der Emirgan’da Çay Saati ismini verdiği şiirinde. Çınaraltı Kahvesi’nde ya da Emirgan Korusu’nda bir bardak çayın demiyle de bir fincan kahvenin telvesiyle de Boğaz’ın içimize kadar sokulan sularını seyre dalabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    istanbul boğazı

    İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açıldığı Avrupa kıyıları Sarıyer ilçesini çevreler. Boğaz’ın Karadeniz’le birleştikten sonra hırçınlaşmaya başlayacak sularını son kez selamlayan semtler bu ilçededir. Yine Garipçe Köyü gibi insana bir metropolde yaşadığını unutturacak doğal güzelliğe ve dinginliğe sahip yerleşimler de Sarıyer’in kıyısındaki özel yerlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Antik çağlardan Bizans Dönemi’ne Osmanlı’dan Cumhuriyet’e hep değerli olmuş bir yerleşim Üsküdar. Anadolu Yakası’nın bu en köklü ilçesinde Boğaz’ın güzelliğini sahilde yapacağınız yürüyüşlerle deniz seviyesinde, Çamlıca Tepesi’nden ise kuş bakışı görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Paşalimanı ve Beylerbeyi arasında kalan Kuzguncuk semti kaybolmayan komşuluklar ve hâlâ yerinde duran esnafıyla ünlüdür. Tabii insanlara güven duyduğu için evi olan sokaklarda rahatça yaşayan kedileri saymadan geçemeyiz. Kuzguncuk, özlenen mahalle atmosferini en iyi biçimde koruyan Boğaz semtlerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Üsküdar’ın Boğaz kıyısında yer alan semtlerinden Çengelköy de tıpkı Kuzguncuk gibi hatıralar biriktirilen yerleşimlerden biridir. Geçmişten bu yana asırlık çınar ağaçlarının gölgesinde Boğaz’a bakarak yazılan yazılar, şiirler literatürümüzde çoktan yerlerini almışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    anadolu hisarı, anadolu feneri

    Akdeniz ve Karadeniz iklimini bir arada yaşayabileceğiniz bir yer olan Beykoz da balık restoranlarıyla ünlü. Hıdiv Kasrı’ndan Küçüksu Kasrı’na, Anadolu Hisarı’ndan Anadolu Feneri’ne İstanbul’un incisi Boğaz’ı farklı noktalardan görebileceğiniz semtler de bu güzel ve sakin ilçede bulunuyor.

  • MANZARASINDAN MİMARİSİNE KASIMİYE MEDRESESİ

    Kendine has rengiyle güneş gibi parlayan taş evleri, labirenti andıran daracık sokakları, farklı inanç ve kültürleri yan yana yaşatan yapıları, kültürel değerleri ve tarihiyle ülkemizde en dikkat çeken şehirlerden biridir Mardin. Kasımiye Medresesi ise bu özel şehrin en özel yapılarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kasımiye Medresesi’nin inşası Artuklu hükümdarı Sultan İsa Dönemi’nde başlatılmış, Timur Dönemi’ne kadar devam etmiş fakat Moğol saldırıları nedeniyle durmuştur. Tamamlanması Akkoyunlu Sultanı Cihangir oğlu Kasım Dönemi’ne yani 15. yüzyıl sonlarına denk gelir. Yapıya dair en bilinen efsane, Cihangir oğlu Kasım’ın bu medresede amcası tarafından öldürülmesi, kız kardeşinin Kasım’ın kanını medresenin duvarlarına ağıtlar eşliğinde sürmesidir. Rivayet o ki güneş vurduğunda yapının duvarlarında beliren kızıl lekeler bu acı olayın günümüze ulaşan izleridir. Kasımiye Medresesi’nin 16. yüzyılda en hareketli dönemini yaşadığı, bölgede en fazla maddi kaynağa sahip medrese olduğu ve I. Dünya Savaşı sırasında kapandığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kasımiye Medresesi, Artuklu Dönemi’nin mimari üslubuyla inşa edilmiştir. Mekânın içine ince işçilikli bir taç kapıdan girilir ve hemen ardından kemerli bir koridordan geçilir. Koridorun sol tarafında bir türbe bulunur, sağ taraftan ise ana yapıya geçiş yapılır. Kasımiye Medresesi iki katlıdır ve bu katlar çatısı açık olan büyük bir avluyu çevreler. Yapı on biri alt katta, on ikisi üst katta olmak üzere 23 medrese odasından oluşur. Odaların kapı yüksekliği bir metreden biraz fazladır. Bu tür yapılarda sıkça rastlanan uygulama öğrencinin hocasının yanına girerken başını eğmesi için planlanmıştır. Medresenin duvarlarında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Kubbeleri yivleme tekniği ile yapılan dilimlerden oluşur ve bu teknik Mardin’in o döneme ait yapılarında uygulanan bir gelenektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avlunun orta yerindeki havuz ve eyvandaki çeşme üzerinden bir betimleme yapılmaktadır. Mimari sistemde çeşmeden akan su, kanallarla bağlı üç havuzu dolaşmaktadır. Yapılan betimlemeye göre ise suyun aktığı yer doğumu, döküldüğü ilk ve küçük havuz gençliği, ikinci ve büyük olan havuz olgunluğu, dar olan havuz ise ölümü temsil etmektedir. Nihayetinde su kanallarla toprağa dökülmektedir. Bu havuz sistemi ve taşıdığı felsefi anlam Kasımiye Medresesi’nin yanı sıra yine Mardin’deki Zinciriye Medresesi ve Ulu Camii’nin avlularında da kendine yer bulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kasımiye Medresesi’nin mimari gücü, içine yüzlerce yıl efsaneler, masallar, acı ve tatlı olaylar sığdırmış Mezopotamya Ovası’nın manzarasıyla bütünleşince gördüğü ilgi de katbekat artmaktadır. Giriş kapısının bulunduğu güney cephesi engin bir denizi andıran Mezopotamya Ovası’na tepeden bakar. Medresenin şehir içindeki konumu da ulaşım açısından son derece rahat bir yerdedir. Medrese odalarının duvarlarında, hangi bilim hakkında ders verildiğine dair simgeler bulunan yapının günümüzde El Cezeri İslam Bilim Tarihi Müzesi olarak hizmet vermesi planlanmaktadır.

  • GÖÇEBE RÜZGÂRLARINDAN ANADOLU YAYLALARINA UZANAN SES

    Doğanın sesiyle insanın iç sesi arasında bir köprü kuran kaval sadece bir müzik aleti değil, aynı zamanda bir anlatı aracıdır. Üretiminin kolaylığı ve taşınabilirliği sayesinde hem göçebe hem de yerleşik hayatta kendine yer açan; birçok türkü ve halk hikâyesine konu olan; eğlence, göç ya da ağıt gibi özel anlarda üflenen kavalın sesi sizleri de duygulandırır mı? Kimi zaman bir çobanın yalnızlığını kimi zaman bir halkın sevinç ve hüzünlerini dile getiren, binlerce yıllık kültürel birikimin içinden süzülüp gelen kavalın öne çıkan özelliklerini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kavalın kökeni Antik Çağ’a kadar uzanır. Arkeolojik kazılarla ilk örneklerinin içi boş kamıştan (kargı) yapıldığı düşünülmektedir. Bulunan çalgılar genellikle flüt olarak adlandırılsa da yapıları incelendiğinde kavala daha çok benzedikleri görülür. Slovenya ve Çin’de keşfedilen kemikten yapılmış nefesli çalgılar ile Mısır piramitlerindeki duvar resimleri ve kabartmalar, bu çalgının tek bir merkezden çıkmadığını, birçok kültürde birbirinden bağımsız olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Bazı araştırmacılar ise nefesli çalgıların kökenini, Ural-Altay Dağları arasında yaşamış Ön Türklere dayandırır. Bu görüşe göre, kaval ve benzeri çalgılar Türklerin Orta Asya’dan göçleriyle birlikte Anadolu, Batı Asya ve Avrupa’ya kadar yayılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kaval, başlangıçta doğada kolay bulunan kamış ve kemik gibi malzemelerden yapılırken, günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte sert yapılı ağaçlardan (erik, kızılcık, şimşir, kayısı, çam, bambu gibi), madenî alaşımlar (alüminyum, pirinç vb.) ve plastikten de üretilmektedir. Kaval yapımında kullanılan malzeme, çalgının ses kalitesini ve dayanıklılığını doğrudan etkiler. Ahşaptan yapılan kaval; doğal, sıcak ve yumuşak tınısıyla özellikle halk müziğinde canlı ve duygusal bir ses sunar ancak neme ve sıcaklık değişimlerine karşı hassastır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kaval, üflemeyle ses çıkaran bir çalgıdır. Bazılarında ses üretmek için “dil” adı verilen aparat vardır, bazılarında ise her iki ucu açıktır. Üzerindeki delikler parmaklarla kapatılıp açılarak farklı sesler çıkarılır. Alt kısımda akort için kullanılan delikler de olabilir. İki ucu açık kavallarda, üfleme için ağızlık kısmı bulunur; bu kısım genellikle ağaçtan ya da plastikten yapılır. Kavallar genellikle tek parça olsa da artık iki ya da üç parçalı modelleri de yaygındır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ağaç ve kamıştan yapılan kavalların uzun ömürlü olması için düzenli bakım gereklidir. Çatlama, eğilme ve ses bozulmalarını önlemek için belirli aralıklarla temizlik ve yağlama yapılmalıdır. Yağlama işleminde, asit oranı düşük bitkisel yağlar tercih edilmeli; yağ, özel bir hazneyle kavalın içine dökülerek her bölgeye yayılması sağlanmalıdır. Ardından yumuşak bez sarılı bir çubuk ya da ucuna ağırlık bağlı temizlik beziyle iç ve dış yüzeyler özenle silinmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da kaval icracıları genellikle geleneksel yöntemlerle yetişmiş ustalardır ve bölgesel farklılıklar gösterir. Örneğin; Erzurum ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde kaval hem solo hem de topluluk müziğinde yoğun olarak kullanılır; çoban kültürüyle iç içe geçmiş bu müzik, göçebe yaşam tarzının vazgeçilmez parçasıdır. Karadeniz’in doğu kesimlerinde ise kaval, horon ve diğer halk oyunlarına eşlik eden önemli nefesli çalgılardan biridir. İç Anadolu ve Çukurova’da ise düğün ve kutlamalarda sıklıkla tercih edilir. Bu ustalar, kuşaktan kuşağa aktarılan teknik ve repertuvarla Anadolu’nun zengin müzik kültürünü yaşatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şimdi sizleri, tüm yaşamını nefesle can bulan bu geleneksel çalgıya adayan kaval ustası Yaşar Güç ile tanıştıralım. 1968 yılında Tokat’ın Başçiftlik ilçesi Erikbelen köyünde doğan Yaşar Güç, henüz 12 yaşındayken babası Hasan Hüseyin Güç’ün yanında kaval ustalığına çırak olarak adım atar. 2009 yılında UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ünvanına layık görülen Güç’ün atölyesi bugün, adını taşıyan “Kavalcı Sokak”ta yer alıyor. Yaşar Usta’nın en büyük isteği, kaval geleneğinin genç kuşaklarca öğrenilerek yaşatılması ve geleceğe taşınması. Videoda, Yaşar Güç’ün kaval sanatına duyduğu derin bağlılığı, usta-çırak ilişkilerinin izlerini ve bu çalgının kültürel değerini kendi anlatımıyla dinleyebilirsiniz.

  • BU ÇOĞULLAR BİLDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL: OSMANLICANIN KIRIK ÇOĞULLARI

    Dil bazen gözümüzün önündeki kelimelere küçük oyunlar yapar. Tekil hâliyle çoğulu arasında hiçbir benzerlik bulunmayan öyle sözcükler vardır ki ilk duyduğumuzda “Bu nasıl aynı kelimenin çoğulu?” diye şaşırırız. Osmanlıcanın kırık çoğulları, cem’-i mükesser, tam da böyle sürprizlerle doludur: Kimi eski metinlerde çıkar karşımıza kimi hâlâ günlük dilde yaşar. Mesela zarif (ẓarīf) kelimesinin çoğulu olan zürefa (ẓurafā) gibi… Bu kelimeler dilimize o kadar yerleşmiştir ki halk arasında “Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü…” diye bir söz bile dolaşır. Yazımızda, tekil hâliyle bağı zayıf görünen ve dilin yüzyıllar içindeki dönüşümünü yansıtan ilginç kırık çoğulları bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • 7 Madde İle Türkiye’nin En Çok İzlenen Müzikali Hisseli Harikalar Kumpanyası

    7 Madde İle Türkiye’nin En Çok İzlenen Müzikali Hisseli Harikalar Kumpanyası

    Türkiye’nin belki de en çok sevilen, en ses getiren müzikali Hisseli Harikalar Kumpanyası olmuştur. Perdelerini 1980 senesinde, İstanbul Şan Sineması’nda dönemin en sevilen sanatçılarından oluşan renkli bir kadro eşliğinde açan Hisseli Harikalar Kumpanyası’nı 7 maddeyle huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    80’li seneler ile özdeşleşen müzikal Egemen Bostancı ve Haldun Dormen tarafından sahneye koyulmuştu. Şarkı sözleri Çiğdem Talu, besteler ise Melih Kibar’ın imzasını taşıyordu. Müzikali Haldun Dormen yazıp yönetmişti ve böylece Türk halkının kalbinde taht kuran Hisseli Harikalar Kumpanyası perdelerini açmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ayşen gruda, erol evgin

    Rüya kadro tabirini en çok hak eden yapım diyebileceğimiz Hisseli Harikalar Kumpanyası’nın başrollerini Erol Evgin, Nevra Serezli, Ayşen Gruda ve Adile Naşit paylaşıyordu. Döneminin en çok sevilen isimleri olan bu ekibin böyle büyük bir başarı elde etmesi şaşılacak bir durum değildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Erol Evgin, kötü bir Erol Evgin kopyası olan Erol Sevgin’i canlandırıyor en son şarkılarıyla gecemizi renklendiriyordu. Nevra Serezli, Süheyla Deniz karakteriyle, Ayşen Gruda, Prenses Mehtap olarak; Mehmet Ali Erbil, Cafer rolünde karşımıza çıkıyordu. Bu yıldız kadroya birçok sevilen oyuncu da eşlik ediyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    O yıllarda beraber çalışan Çiğdem Talu, Melih Kibar ve Erol Evgin üçlüsünün elinden çıkan “Söyle Canım”, “Hep Böyle Kal” gibi şarkılar kumpanyanın alametifarikası olmuş, daha sonra da yıllarca keyifle dinlenmişti. Hisseli Harikalar Kumpanyası’nın müzik albümü de ülke çapında büyük ilgi görmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    erol evgin

    Hisseli Harikalar Kumpanyası gösterilerine İstanbul’da başlamış olsa da gördüğü büyük ilginin sonucunda Türkiye’nin birçok yerinde sergilenmişti. Geniş bir kesimin beğenisini toplayan müzikal en önce TRT’de daha sonra diğer kanallarda da gösterilmişti. Hatta 1988 yılında televizyon dizisi olarak da yayınlanmış fakat müzikal kadar ilgi çekmemişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hisseli Harikalar Kumpanyası aradan geçen 27 yıldan sonra tekrar sahne aldı. Orijinal kadrodan Erol Evgin, Ayşen Gruda gibi isimleri yine Hisseli Harikalar Kumpanyası’nda izleme şansı bulduk. Ne yazık ki bu sefer Adile Naşit kadroda yoktu. Ayşen Gruda ise vaktinde Adile Naşit’in canlandırdığı Adalet karakterinde karşımıza çıktı ve efsane ekibe Ayça Varlıer, Umut Kurt gibi genç isimler dâhil de oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hisseli Harikalar Kumpanyası, perdesini Kartal Kaan’ın seslendirdiği efsane şarkı ile açar; dertlerimizi, hayatın zorluklarını bir çırpıda unuttururdu. Hisseli Harikalar Kumpanyası’nın açılış şarkısı müzikali bir kez bile izleme şansı bulan herkesin üzerinde âdeta sihirli bir etki yaratır ve bu şarkıyı ne zaman duysak, ne zaman mırıldansak içimizi tatlı bir nostalji kaplar, yüzümüz gülümser.

    Hisseli Harikalar Kumpanyası
    Açıyor perdesini açıyor
    Harikalar dünyası burası
    Herkese neşe saçıyor

  • 8 AFORİZMA ve FRANZ KAFKA

    8 AFORİZMA ve FRANZ KAFKA

    41 yaşında hayatını kaybetmesine rağmen (D.1883-Ö.1924) ürettikleriyle 20. yüzyıl edebiyatına damga vurmuş bir isim Franz Kafka. Kurgularında, gerçeklik ile fantastiği taklit edilmesi zor biçimde iç içe geçirmiş ve bu yeteneği günümüze değin hem en çok takdir edilen hem de en çok tartışılan yönü olmuş bir kişi. Yaşarken ün elde edemeyen yazarın Dava, Dönüşüm, Şato gibi kitapları ölümünden bir asır sonra bile ilgi görmeye devam ediyor. Aşağıdaki 8 aforizma ise Kafka’nın 1917 ile 1920 yılları arasında iki başlık altında yer verdiği fakat tamamlayamadan hayatını kaybettiği için arkadaşı Max Brod tarafından bir araya getirilen Aforizmalar kitabına ait.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Otobiyografi Kitaplarıyla Kendi Öykülerinin Yazarı Olan İsimler

    Otobiyografi Kitaplarıyla Kendi Öykülerinin Yazarı Olan İsimler

    Otobiyografi, kişinin kendi hayat öyküsünü anlattığı edebiyat türüne deniyor ve o kişinin kendi yaşam öyküsünü yazmak için yazar ya da edebiyatçı olması da gerekmiyor. Kitapçı raflarında, tarihe adını yazdırmış birçok ünlü ismin yaşamlarını anlattığı otobiyografileri görmek mümkün… İçlerinden 6 tanesi listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çağdaş Türk resminin önemli isimlerinden Abidin Dino’nun dolu dolu geçen yaşamını anlattığı otobiyografi kitabının adı Kısa Hayat Öyküm’dü.

    “Doğuştan üç̧ dilde birden düşünebilmenin, konuşabilmenin, sözcük bulabilmenin keyfini sürüyordum. Çünkü aynı eşya başka bir dilde isimlendirince âdeta başka renklere, kokulara bürünüyor, başka tatlar kazanıyordu.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiliz bilim adamı Stephen Hawking, çocukluğundan itibaren başlattığı anılarına Benim Kısa Tarihim isimli otobiyografi kitabında yer verdi.

    “Meslektaşlarım için sıradan bir fizikçiyim, fakat kamuoyu nezdinde herhâlde dünyanın en ünlü bilim insanı oldum. Peruk ve güneş gözlüğü takıp kamufle olamıyorum; yapsam bile sandalye ele verir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı bilim insanı ve mucit Nikola Tesla’nın kendisini anlattığı İcatlarım ve Hayatım otobiyografisi ilk önce 1919’da Electrical Experimenter dergisinde altı bölüm olarak yayımlandı.

    “Tecrübelerin benim için birer ödül olduklarını düşünüyorum.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Büyük Rus yazar Tolstoy’un kendi çocukluğunu roman türünde anlattığı kitabı aynı zamanda yarı otobiyografik bir çalışma sayılıyor.

    “Annemin yüzü zaten güzeldi, ama gülümsediği zaman daha da güzelleşir ve etraftaki her şey daha da parlak görünürdü.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Nobel ödüllü edebiyatçımız Orhan Pamuk’un çocukluğu ve gençliğinin ilk yıllarını anlattığı İstanbul, Hatıralar ve Şehir isimli otobiyografi kitabına İstanbul tarihi de eşlik ediyor.

    “Ruhumdaki bu kırılmayı hissediyor, yaklaşan yalnızlığımdan telaşa kapılıyor, içine düşmekte olduğum karanlığın bir hayat tarzı olmasından korkarak herkes gibi olmaya karar veriyordum.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ı bağımsızlığına ulaştıran kişi olarak tarihe geçen Mahatma Gandhi’nin tecrübeleriyle büyüttüğü yaşam öyküsü Bir Özyaşam Öyküsü adıyla yayınlandı.

    “İnsanlar nasıl olur da benzerlerini aşağılamaktan onur duyarlar, buna bir türlü aklım ermemiştir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yazar ve gazeteci Peyami Safa’nın 15 yaş dönemini “hasta çocuk” karakteri üzerinden psikolojik roman hâlinde anlattığı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu da bir otobiyografi kitabıdır.

    “Öyle bir yaştaydım ve öyle bir mizaçtaydım ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu.”

  • ÇAĞDAŞ SANAT HAKKINDA KISA KISA

    Çağdaş sanat, sınırları çizilmesi zor bir kavrama karşılık geliyor. Başlangıç olarak modern sanatın sonlara yaklaştığı 1960’lı ve 70’li yıllar verilebilir. Kapsadığı zaman dilimi ise o dönemlerden günümüze kadar uzanıyor. İngilizcesi “contemporary art” olan çağdaş sanatı, çatısı altında yer alan ve almayan üretimlerden örnekler vererek daha anlaşılabilir kılmak mümkün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Modernizmin sonlarına doğru soyut dışavurumculuk” title_font_size=”13″]

    Modernizmin sonlarına doğru ortaya çıkan kimi akımlar modern sanatın örnekleri olmasına rağmen çağdaş sanat olarak nitelenebilmekte… Onlardan biri de New York’ta ortaya çıkan ve 1940 ile 1960 yılları arasında en popüler dönemini yaşayan soyut dışavurumculuktur (soyut ekspresyonizm). Yukarıdaki fotoğrafta bir sergide uzaktan görünen tablo, bu akımın öncü isimlerinden olan Jackson Pollock’a aittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çağdaş sanatın ilk meyvelerinden kavramsal sanat” title_font_size=”13″]

    Çağdaş sanat olarak tanımlanan üretim biçimlerinden biri 1960’larda kendini göstermeye başlayan kavramsal sanattır. Sanattan ziyade sanat felsefesinin devreye girdiği bu alanın sınırları da oldukça geniştir. Kavramsal sanatçılar kavramı biçimin önüne alırlar ve eserlerinin ticari bir obje olmasına karşı çıkarlar. Herhangi bir malzeme veya biçim, kavramsal sanatın aracı olabilir. Fotoğrafta, kavramsal sanat örneği olarak, Chris Burden’a ait Urban Light isimli büyük boyutlardaki heykel montajını görüyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pop art modern sanat mı çağdaş sanat mı?” title_font_size=”13″]

    Modern sanatın son dönemleri ile çağdaş sanatın ilk dönemleri arasındaki sınırların belirsizliği pop art akımının tanımında da kendini gösterir. Pop art, 1960’larda akım hâline gelen ve en ünlü örnekleri Andy Warhol tarafından verilen oldukça renkli sanatsal üretimlerden biridir. Kitlesel iletişim araçlarından beslenen pop art sanatı, nesne veya kişilerin imgelerini dikkat çekici renklerle baskı, grafik, resim veya heykel olarak sunmuş, popüler kültürü sanat içine dâhil etmeyi hedeflemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Performans sanatından doğan vücut sanatı” title_font_size=”13″]

    İzleyici önünde veya izleyiciden uzak sergilenen performans sanatı çağdaş sanat alanına giren üretim biçimdir. Kavramsal sanatın bir dalı olarak gelişen performans, şiir, müzik, dans içerebilir, canlı olarak sunulabileceği gibi, video kayıtlar hâlinde ve dakikalar veya günler süren uzunlukta olabilir. Performans sanatının alt disiplinlerinden biri ise vücut sanatıdır. Vücut sanatı, insan bedeninin üstünde sergilenen veya insan bedeni içeren sanatsal üretimlere denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Farklı disiplinlerden beslenen yerleştirme (enstalasyon) sanatı” title_font_size=”13″]

    Çağdaş sanat örneklerinden olan ve 1970’lerde kendini gösteren yerleştirme sanatı diğer adıyla enstalasyon, herhangi bir biçim ve boyuttaki objelerin, birbiriyle ve mekanla ilişkilendirildiği işleri içerir. Enstalasyonun mimariye yakın olduğu, kavramsal sanat ve performans sanatından beslendiği, üç boyutlu olduğu için sabit bir noktadan değil farklı açılardan seyredilerek irdelenmesi gerektiği ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Grafiti ve sokak sanatı tartışmaları” title_font_size=”13″]

    Kökeni 1960’lar Amerika’sına ve hip hop kültürüne kadar gitse de en belirgin dönemini 1990’larda yaşayan grafiti, çağdaş sanat başlığı altında irdelenen başlıklardan biridir. Yine 2000’lerle dikkat çekmeye başlayan ve sergileme alanı olarak dış mekânları kullanan başka bir disiplin de sokak sanatıdır. Sprey boyaların, yazıların, nesne giydirmelerin, ses yerleştirmelerin dâhil olduğu bu alanda, sanat ve vandalizm arasındaki çizginin ne olduğu tartışılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2000’lerin dijital dünyasında çağdaş sanat” title_font_size=”13″]

    Yazının başında söylediğimiz gibi sınırları hâlâ tartışılan oldukça geniş bir kavram çağdaş sanat. Bazı yapıtlar “çağdaş sanat mı, değil mi” diye tartışılırken, teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan bazı üretim biçimleri de “sanat mı, değil mi” şeklinde tartışma konusu olabiliyor. Yeni medya sanatı altında anılan dijital sanat, yazılım sanatı, internet sanatı gibi üretimlerin kimileri bu tartışmanın hedefi olurken kimileri de sanat galerilerinde kendilerine yer buluyor.