Yaz mevsiminin coşkusu sonbaharda kendini hüzne, biraz da melankoliye bırakır. Kışa hazırlandığımız bu mevsim, aslında umudun ve yeni dileklerin de mevsimidir çünkü sonbahar yeni gelen senenin de habercisidir. Baharın serinliğini kalbimizde sıcacık hissettiren ve gönlümüzde özel yeri olan sonbahar şarkılarıyla yaza veda ediyor, sonbaharı selamlıyoruz.
Kategori: Kültür/Sanat
-
SONBAHAR HÜZNÜNÜN HİSSEDİLDİĞİ ŞARKILAR
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeki Müren-Seninle Bir Sonbahar ” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldırım Gürses-Sonbahar Rüzgârları ” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Bülent Ortaçgil-Eylül Akşamı ” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Sezen Aksu-Sonbahar ” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Alpay-Eylülde Gel” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Barış Manço-Ömrümün Sonbaharında ” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Teoman-İstanbul’da Sonbahar ” title_font_size=”13″] -
KRALİÇEYİ OYNAYAN İSİMLER
Birleşik Krallık, tahtta en uzun süre kalan kraliçesine veda etti. Sadece Birleşik Krallık’ın değil, tüm dünyanın yoğun ilgisini çeken kraliyet ailesi, yani Windsor Hanedanlığı hakkında çekilmiş birçok dev bütçeli film, dizi ve belgesel bulunuyor. Ünlü oyuncuların hanedanlık üyelerini canlandırdığı filmlerin yanı sıra, kraliyet ailesinin hayatını anlatan belgeseller de izlenme rekoru kırıyor. Düğünlerinden cenazelerine birçok özel ânı televizyondan canlı yayınla tüm dünya ile paylaşan hanedanlığın en çok ilgi çeken karakteri ise elbette Kraliçe II. Elizabeth. Popüler kültürün önemli karakterlerinden biri hâline gelen kraliçenin hayatının anlatıldığı film ve dizilerde oyunculuk performanslarıyla dikkat çeken aktrisleri listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Henüz kraliçe hayattayken yayınlanmaya başlayan The Crown dizisi ülkemizde de yoğun ilgiyle karşılandı. Kraliçenin farklı yaş dönemlerini farklı oyuncuların canlandırdığı dizide kraliçenin ilk tahtta çıktığı yılları İngiliz oyuncu Claire Foy canlandırdı. Gösterdiği performansla beğeni toplayan Foy, bu dizi ile tüm dünyanın tanıdığı bir isim oldu. 1940’ların sonlarından başlayarak saltanat hayatını anlatan dizinin ilk iki sezonunda kraliçeyi oynayan Foy, sonraki bölümlerde rolünü Olivia Colman’a devretti.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Helen Mirren’ın kraliçeye hayat verdiği performansı ile Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu seçildiği The Queen filmi, Galler Prensesi Diana’nın 1997’deki ölümünün ardından gelişen olayları anlatıyor. En İyi Film dalında Oscar adaylığı da kazanan film, kraliyet ailesi hakkında çekilen en iyi filmlerin başında yer alıyor. Akademi Ödülü’nün yanı sıra BAFTA Ödülü ve Altın Küre gibi önemli ödülleri toplayan Mirren, aldığı övgülerin yanı sıra Kraliçe II. Elizabeth’in özel davetlisi olarak Buckingham Sarayı’nda akşam yemeğine davet edildi ancak yoğun temposu nedeniyle bu daveti kibarca reddetmek zorunda kaldı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Kraliçe II. Elizabeth’in henüz tahtta çıkmadığı yılları anlatan “Prenseslerin Gecesi” filmi, Prenses Elizabeth ve kardeşi Margaret’in 1945’te II. Dünya Savaşı’nın bitişini kutlamak amacıyla dışarıda geçirdikleri bir geceyi anlatıyor. Elizabeth’i canlandıran Sarah Gadon’un performansı eleştirmenlerden övgü alırken mizahi bir dile sahip film, yarı kurgu yarı gerçek hikâyelere dayanan senaryosu ile bildiğimiz kraliyet filmlerinden farklılaşıyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Spencer filminin temel konusunu 1991 Noel’ini kraliyet ailesi ile beraber geçiren Lady Diana ve Prens Charles’ın sarsıntılı ilişkisi oluşturuyor. Film, Lady Diana’nın ruh hâline odaklansa da kraliyet ailesinin çoğu üyesi film boyunca ekranlarda görülüyor. Harika bir İngiliz aksanına sahip Kanadalı aktris Stella Gonet’in kraliçeyi oynadığı filmdeki performansı eleştirmenlerden beğeni aldı.
-
İLK TÜRK KADIN RESAMLARIMIZDAN MİHRİ MÜŞFİK HANIM
Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın ressamlarından Mihri Müşfik Hanım, ülkemizde kadın sanatçıların yetişmesine katkıda bulunmuş, İstanbul Kız Lisesinde resim öğretmenliği yapmış ve çağdaş Türk kadınlarının sanatta ve toplumda yer bulabilmeleri için öncü bir rol üstlenerek sonraki nesillerde sanatçılara ilham vermiştir. Genellikle portre çalışmalarıyla tanınan Mihri Müşfik Hanım, 1922 yılında Mustafa Kemal Atatürk’e olan saygısını göstermek amacıyla üç metrelik bir portresini yaparak ona hediye etmiştir. Mihri Müşfik Hanım’ın hayatı ve eserleri hakkında daha fazla bilgiye yazımızda ulaşabilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Mihri Müşfik Hanım, ülkemizde ilk tıp eğitimi veren İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin ünlü hocalarından Dr. Mehmet Rasim’in kızı olarak 1886 yılında dünyaya geldi. Sanata olan ilgisi ve yeteneği, henüz küçük yaşlarda fark edilen Mihri Hanım, 10’lu yaşlarından itibaren resimle ilgilenmeye başladı. Genç yaşta yaptığı resimlerini Sultan II. Abdülhamit’e sunma fırsatı buldu. Sultan, onun yeteneğinden o kadar etkilendi ki, sarayın baş ressamı olan İtalyan sanatçı Fausto Zonaro’dan özel resim dersleri almasını sağladı. Sarayda aldığı bu özel eğitim sayesinde, Batı tarzı resim tekniklerini öğrenen Mihri Hanım, kısa zamanda portre çalışmalarında ustalaşarak dikkat çekici bir kariyere adım attı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]İlerleyen yıllarda sanata olan tutkusundan dolayı bu alandaki eğitim hayatına devam ettirmek isteyen Mihri Müşfik Hanım, dönemin zorluklarıyla karşılaşır. Çünkü, o dönemde Türkiye’de güzel sanatlar eğitimi veren tek okul olan Sanayi-i Nefise Mektebi (günümüzün Güzel Sanatlar Akademisi), kız öğrenci kabul etmemektedir. Bu engeli aşmaya kararlı olan Mihri Hanım, 1903 yılında 17 yaşında tek başına İstanbul’dan ayrılarak önce Roma’ya, ardından Paris’e gider. 1905-1911 yılları arasında Paris’te portre ressamı olarak çalışır ve sanatıyla geçimini sağlar. Bu dönemde, Paris’in sanat çevrelerinde kendini kanıtlayarak önemli portre eserlerine imza atar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Fransa’da geçirdiği yılların ardından, Türkiye’de güzel sanatlar eğitimi alanında görev almak üzere yurda döner. Ülkemizde sanat eğitimi veren kurumların açılmasına öncülük eder ve bu kurumlarda dersler verir. 1914’te, I. Dünya Savaşı sırasında İstanbul’da kız öğrencilerin de eğitim görebildiği Güzel Sanatlar Okulunun (İnas Sanayi-i Nefise Mektebi) kurulmasına önayak olur ve burada yönetici ve öğretmen olarak görev yapar. Mihri Hanım, öğrencilerine ilk kez İstanbul sokaklarında resim yapma fırsatı sunar ve kadın sanatçıların toplu sergi açmalarına destek olur. Bu sayede Nazlı Ecevit, Güzin Duran, Belkıs Mustafa, Fahrelnissa Zeid gibi önemli sanatçıların yetişmesine katkı sağlar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Mihri Müşfik Hanım, klasik portre ressamlığı geleneğini modern tekniklerle harmanlayarak eserlerinde dikkat çekici bir stil geliştirmiştir. Özellikle detaylı ve gerçekçi portre çalışmalarıyla tanınan sanatçı, Osmanlı sultanları, devlet adamları ve dönemin ünlü isimlerinin portrelerini resmetmiştir. Mihri Hanım, Mustafa Kemal Atatürk’ün de bir portresini yapmıştır. Mareşal üniformasıyla resmedilen bu eser, üç metre boyundadır ve Atatürk’e duyduğu saygının bir ifadesi olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde Roma’da yapmış ve Ankara’ya hediye olarak yollamıştır. Ne yazık ki bugün bu portrenin nerede olduğu tam olarak bilinmemektedir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]1928 yılında ABD’ye giderek New York’a yerleşen Mihri Müşfik Hanım, burada da sanat çalışmalarına devam etmiş ve çeşitli sergiler açmıştır. ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt ve ünlü mucit Thomas Edison gibi dönemin önemli isimlerinin portrelerini çizerek uluslararası alanda da adından söz ettirmiştir. Ne yazık ki eserlerinin çoğu kaybolmuş olsa da Türkiye’de 32, İtalya’da 36, Fransa’da 23 ve Amerika’da 60’tan fazla eseri kayıt altına alınmıştır. Yaklaşık 150 eserlik bir portföyü günümüze ulaşmıştır. 1954 yılında vefat eden Mihri Müşfik Hanım’ın “Çingene” adlı tablosu, Fransa’nın en prestijli sanat müzelerinden biri olan Louvre’da sergilenmekte ve sanat dünyasında önemli bir yer tutmaktadır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Mihri Müşfik Hanım, 1954 yılında New York’ta hayata veda etmiştir. Cumhuriyet tarihinin ilk kadın ressamlarından biri olarak, eserleri ve ülkemize yaptığı hizmetlerle sanat dünyasına büyük bir miras bırakmıştır. Mihri Hanım’ın öncü çalışmaları, kadınların sanat dünyasında kendilerine yer bulmalarını ve kabul görmelerini sağlamada önemli bir rol oynamıştır.
-

ZEKİ MÜREN’DEN DİNLEMEYE ALIŞTIĞIMIZ ŞARKILAR
Aynı şarkıları birçok değerli isim seslendirmiş olsa da müziği başlar başlamaz “Sanat Güneşi”mizi hatırlatan şarkılar vardır, işte bunlardan bazılarını bir araya getirdik. Siz de aşağıda alt alta sıraladığımız sözleri okurken -müziğini duymadığınız halde- zihninizde Zeki Müren sesinin canlandığını fark edeceksiniz… Bu da tesadüfen sanat güneşi olunmadığının en büyük kanıtı olsa gerek.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Manolyam” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözlerin Doğuyor Gecelerime” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Beklenen Şarkı” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Demet Yasemen” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Sorma” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Alkışlarla Yaşıyorum” title_font_size=”13″]
-

Antik Çağın 8 Büyük Filozofu
Felsefe tarihinin düşünürleri her zaman birbirini doğrulamamış aksine kimi zaman birbirlerinin teorilerini geçersiz kılmışlardır. Zaten büyük filozoflar günümüz dünyasında ürettikleri düşüncelerden ziyade insanlığa düşünmeyi, soru sormayı, mantık yürütmeyi öğretmeleri noktasında değer taşımaktadırlar. Biz de bu listemizde Antik Çağ’da yaşamış 8 filozofu huzurlarınıza getiriyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokrates (Socrates)” title_font_size=”13″]
Sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değmeyeceğini düşünen Sokrates, Yunan felsefesinin kurucularındandır. Ortaya koyduğu düşünceler felsefe tarihinin Sokrates öncesi ve sonrası olarak ayrılmasına neden olmuştur. Ölüme mahkûm edilen büyük filozof arkasında yazılmış bir eser bırakmamış ama öğrencisi Platon tarafından düşünceleri diyaloglar halinde kayıt altına alınmıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Pisagor (Pythagoras)” title_font_size=”13″]
Sayıların babası olarak bilinen filozof, varoluşu matematikle ilişkilendirmiş ve her şeyin matematikle ölçülebileceği düşüncesini ileri sürmüştür. Pisagor önermesinin sahibi olan düşünürün okulunda kullandığı ve herkesin eşit şekilde içecek içmesini sağlayan “Pisagor’un Adalet Kupası” da dünyada ilgi gören buluşlarından biri olmuştur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Heraklitos (Herakleitos)” title_font_size=”13″]
Hayatı hakkında çok az şey bilinmesine karşılık Efes’te yaşadığı bilgisi şüphesiz bizim için çok değerlidir. Ateş, su, toprak… Heraklitos’a göre insan bu üç madde ve aralarındaki sürekli dönüşümden meydana gelmiştir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Eflatun (Platon)” title_font_size=”13″]
Modern üniversitenin temeli sayılan Akademi’nin kurucusu Platon, İslam dünyasında Eflatun ismiyle tanınmaktadır. Batı felsefesinin ve bilimin temellerini hocası Sokrates’le birlikte atan Yunan filozofu sayesinde bugün Sokrates’in düşüncelerini öğrenebilmekteyiz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Aristo (Aristoteles)” title_font_size=”13″]
Platon’la birlikte Batı felsefesinin öncüsü sayılan diğer filozof Aristo’dur. Mantık, doğa, estetik, etik ve politika üzerine düşüncelerini çok sayıda yazı ve kitap ile ortaya koymuştur. Hepsi değilse de birçoğu dilimize çevrilmiş durumda.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Demokritos” title_font_size=”13″]
Sokrates’ten sonra ölen Demokritos, bazı düşünceleri açısından Sokrates öncesi doğa filozoflarından biri olarak kabul edilir. Hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz filozofun en bilinen teorisi “Atom veya bölünmeyen öz”dür.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Tales (Thales)” title_font_size=”13″]
Tales MÖ 624-546 tarihleri arasında Anadolu’da yaşamıştır. Antik dönem yazarları tarafından hakkında bilgi edinebildiğimiz Miletli filozofun yazılı bir metni bulunmamaktadır ancak adı “Antik Yunan’ın Yedi Bilgesi” arasında geçmektedir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Epikür (Epikuros)” title_font_size=”13″]
Epikür, ana düşüncesi mutluluk olan bir ahlak felsefesi geliştirmiştir. Ona göre insan, doğası gereği acı ve ıstıraptan kaçarken neşe ve haz peşinde koşar. Epikür’ün Atina’da bir bahçe içinde kurduğu okulun öğrencilerine “bahçe filozofları” denmekteydi.
-
HAYAL DÜNYASI VE SEYAHATLERİYLE JULES VERNE
Eserleri pek çok dile çevrilen, bilim kurgu türünün öncüsü olan Jules Verne, ardında bıraktığı kitaplarla hâlâ en çok okunan yazarlardan biri. 19. yüzyılda yaşayan Verne, gelecek tasvirini heyecanlı maceralarla harmanlamayı başararak okuyucularına soluksuz bir okuma keyfi miras bıraktı. Fransa’da başlayan yaşamı ve kitaplarına ilham veren gezileriyle usta kalemi yakından tanıyalım.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Jules Gabriel Verne, 8 Şubat 1828’de Fransa’nın Nantes şehrinde dünyaya gelir. Varlıklı bir aileye sahip olan Verne’nin babası avukattır. Eğitim hayatını yatılı okulda geçiren Verne, hukuk eğitimi almak için 1846’da Paris’e gider ve burada edebiyata ilgi duymaya başlar. Paris’teki amcası sayesinde sanat çevresine giren Verne, Alexandre Dumas ve Victor Hugo gibi önemli yazarlarla tanışır ve müzisyen bir arkadaşıyla çeşitli sahnelerde sergilenen tiyatro oyunları yazar. Bu yaşam tarzını onaylamayan babası, oğlundan maddi desteğini çeker fakat Jules Verne geri adım atmaz ve geçimini kalemiyle sağlar. Üç sene Paris Tiyatrosunda sekreterlik yapan genç yazar, bu dönemi, komediler, operetler, kısa hikâyeler yazarak geçirir ve kaleme aldığı hikâyeleri dergilerde yayımlanır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]1857’de evlendiği eşinin borsacı erkek kardeşinin etkisiyle “Paris Menkul Kıymetler Borsası”nda simsarlık yapan Verne, ailesini geçindirmek için sevmediği bu işte çalışsa da yazmaya ve edebi çalışmalarına ara vermez. 1859’da arkadaşı Jean-Louis Aristide Hignard ile ilk defa Fransa dışına çıkar, Britanya Adaları’nı gezer ve maceralarını “İskoçya Seyahati” adıyla romanlaştırır. Bu dönemde astronomi, coğrafya, fizyoloji ve meteoroloji alanlarındaki bilimsel gelişmelerle yakından ilgilenmeye başlar. İlk kitabı basıldığında 35 yaşında olan Verne, borsadaki işini bırakarak tamamen yazmaya yönelir. Yayıncısı Hetzel ile yaptığı 20 yıllık sözleşme kapsamında her yıl iki ciltlik eser üretmeyi kabul eder ve bu eserlerinin de henüz o dönemlerde çok yeni olan bilim kurgu türünde olması için anlaşır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]1864’te klasikleşen eseri “Dünyanın Merkezine Yolculuk”, bir sene sonra da “Aya Seyahat” romanları basılır. Kitaplarında geçen teknolojilerin ilerleyen yıllarda keşfi ya da icadıyla hayatımızın bir parçası haline gelmesi, onun “bilim falcısı” diye anılmasına neden olur. “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah” kitabını ise 1867 yılında kardeşi ile yaptığı Amerika Kıtası gezisinden ilham alarak kaleme alır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]1872’de eşinin doğduğu Amiens şehrine yerleşen Verne, yazarlıktan kazandığı parayla St. Michel adını verdiği bir yat satın alarak yeni maceralara yelken açar. İngiltere kıyıları, Manş Adaları, Cebelitarık, Tanca, Lizbon, Cezayir, Malta gibi ülkelere seyahat eden gezgin ruhlu yazarın yolunun “İnatçı Keraban” kitabından dolayı Türkiye ve Akdeniz kıyılarından da geçtiği düşünülür. Bu macera romanında, II. Mahmut döneminde çok inatçı ve eski kafalı İstanbullu bir tütün tüccarı olan Keraban Ağa’nın başından geçenler anlatılır. İstanbul, Trakya ve Balkan kıyılarında geçen hikâyeler, Karadeniz sahillerinden Gürcistan ve Rusya’ya kadar uzanır. Kitapta sıkça İstanbul’la ilgili tasvirler bulunsa da Jules Verne’nin İstanbul’u ziyaret ettiğine dair herhangi bir yazılı kaynak bulunmamaktadır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Verne, tam da hayalini kurduğu hayatın içindeyken ardı ardına üzücü olaylar yaşar. 1886’da evine döndükten kısa bir süre sonra akıl sağlığı problemi olan yeğeni tarafından vurulur ve baston kullanmak zorunda kalır. 1887’de hem çok sıkı dostu olan yayıncısı Hetzel’i hem de annesini kaybeder. Kendisi için karamsar bir dönem başlasa da hayata sıkı sıkı tutunmayı seçerek yaşadığı kentin belediye meclisinde görev alır. Şehrinin kültürel yapılandırması için tiyatro salonları ve okullar açarken belediye sirkinin de kurulmasını sağlar. O yıllarda şeker hastalığıyla mücadele etmek zorunda kalan yazar, 1902’de görme yetisini kaybeder ve üç yıl sonra Amiens’teki evinde hayata veda eder. Ölümünden iki sene sonra anıt mezarına; yazarın uzaya, uzak yıldızlara ve hep istediği geleceği görme arzusuna gönderme yapmak üzere, mezarından sıyrılarak bir eli ile gökyüzüne uzanmaya çalışan Jules Verne heykeli yerleştirilir.
-

20. Yüzyılın Büyük Türk Şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı
Mahlas/takma ad kullanımının yaygın olduğu dönemlerde “Yahya Kemal” adını alan edebiyatçımızın asıl adı Ahmed Agâh’tı. 1884 doğumlu şair Soyadı Kanunu ile de “Beyatlı” soyadını aldı. O, Divan şiirini, modern Türk şiiri ve Batı şiirini eserlerinde mükemmel bir biçimde sentezleyen büyük bir şair, düşünce ve kültür adamıydı. Bu listemizde 20. yüzyılın Türk şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı’yı ağırlıyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Üsküp’te dünyaya gelen şair, eğitimini Üsküp ve Selanik’ten sonra İstanbul’da sürdürdü. Ardından Paris’e giderek önce siyaset bilimi okudu sonra edebiyat fakültesine girdi fakat eğitimini tamamlayamadı. Paris’te geçen dokuz yılı tarih ve edebiyat üzerine derin araştırmalar yaptığı, edebi anlayışının şekillendiği yıllar oldu.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
İstanbul’a döndüğünde tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı; öğrencileri arasında Ahmet Hamdi Tanpınar da vardı. Milli Mücadele yıllarında çıkardığı ve geleceğin edebiyatçılarını çevresine topladığı Dergâh dergisiyle mücadeleye destek verdi. Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından sırasıyla diplomat, milletvekili ve büyükelçi oldu.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Türkiye Türkçesi ile de Osmanlıca kelimelerle de şiirler yazan Yahya Kemal Beyatlı Türk edebiyatını daima bir bütün olarak algıladı. Onun asıl vurgusu şiirin dilindeki ahenge oldu ve bunun içindir ki şiiri farklı bir musiki olarak niteledi. Şiirlerini daima aruz ile yazdı, hece ölçüsüyle yazdığı tek şiiri “Ok”tu.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Yazı ve şiirlerine uyguladığı mükemmeliyetçiliği eserlerini tamamlanmış bulmamasına, dolayısıyla yaşarken kitap yayımlamamasına neden oldu. Eserleri ancak vefatından sonra kurulan Yahya Kemal Enstitüsü tarafından 13 ciltlik bir külliyat olarak yayımlandı. İstanbul üzerine yazdığı yazılardan oluşan “Aziz İstanbul” kitabı da bunlardan biriydi.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
1958’in 1 Kasım gününde hayata veda eden Yahya Kemal Beyatlı Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi. Şair, bugün ziyaretine gidenleri mezar taşındaki şu dizelerle karşılıyor: “Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde. / Gönlü her yerde bohurdan gibi yıllarca tüter, / Ve serin serviler altında kalan kabrinde, / Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.”
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Yahya Kemal Beyatlı’dan geriye, yukarıda okuduğunuz “Rindlerin Akşamı”nda olduğu gibi ölümü anlatan; ya da sonsuzluğu, aşkı, doğayı, tarihi anlatan eşsiz şiirler kaldı.
-

Bu Western Filmlerden Hangisi Sizin Favoriniz?
Erkeklerde kovboy şapkalar, çizmeler, tokalı kemerler; kadınlarda tarlatanlı elbiseler… Suçlular, iyi adamlar… Ortalığı kolaçan eden şerif ve tabii ki sahibinin en yakın arkadaşı olmuş uzun yeleli atlar… Hepsi bir western filminde görebileceğimiz detaylar… Bütün bu detaylarla hafızalarda yer etmiş filmleri sizin için listeliyoruz. Seçkimizde sadece westernin çıkış noktası olan ABD yapımları değil, düşük bütçeli İtalyan yapımları yani “spaghetti westernler”, hatta 1960 ve 70’li yıllarda atağa geçmiş “Yeşilçam westernleri” de bulunuyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Sergio Leone
Senaryo: Sergio Leone, Luciano Vincenzoni
Yapımı: 1966 – İtalya, İspanya, Batı Almanya
Oyuncular: Clint Eastwood, Lee Van Cleef, Eli Wallach, Aldo Giuffrè
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Yönetmen: John Sturges
Senaryo: William Roberts
Yapımı: 1960 – ABD
Oyuncular: Yul Brynner, Eli Wallach, Steve McQueen, Charles Bronson, Robert Vaughn
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Çetin İnanç
Senaryo: Burhan Bolan, Çetin İnanç, Ertem Eğilmez
Yapım: 1970 – Türkiye
Oyuncular: Yılmaz Köksal, Ahmet Mekin, Hayal Sirer, Semra Yıldız, Danyal Topatan
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Clint Eastwood
Senaryo: David Webb Peoples
Yapımı: 1992 – ABD
Oyuncular: Clint Eastwood, Gene Hackman, Morgan Freeman
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Sergio Leone
Senaryo: Bernardo Bertolucci, Dario Argento, Sergio Leone, Sergio Donati, Mickey Knox
Yapımı: 1968 – ABD, İtalya
Oyuncular: Charles Bronson, Claudia Cardinale, Jason Robards, Henry Fonda
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Yönetmen: John Ford
Senaryo: Samuel G. Engel, Winston Miller
Yapımı: 1946 – ABD
Oyuncular: Henry Fonda, Linda Darnell, Cathy Downs
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Yönetmen: John Ford
Senarist: Frank S. Nugent
Yapımı: 1956 – ABD
Oyuncular: John Wayne, Jeffrey Hunter
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Aram Gülyüz
Senaryo: Özdemir Birsel (Hikâye: Belçikalı çizer Morris’in Red Kit çizgi romanı)
Yapım: 1974 – Türkiye
Oyuncular: Sadri Alışık, Figen Han, Aydın Babaoğlu, Sami Hazinses, Ali Şen
-
ANTİK DÜNYANIN KAYIP ESERLERİ
Antik dönemde inşa edilen yapılar ve sanatsal eserler, yalnızca dönemin kültürel zenginliğini değil, aynı zamanda mimari ve mühendislik alanlarındaki gelişmeleri de gözler önüne serer. Ne yazık ki zaman, savaşlar, doğa olayları ve tahribatlar bu eşsiz eserlerin birçoğunun kaybolmasına neden olmuştur. Milattan önceki dönemlerde inşa edilen ancak günümüzde yalnızca adını duyduğumuz kayıp altı eserden ayakta kalmayı başarabilmiş Gize Piramitleri’ne; “Antik Dünyanın Yedi Harikası”nı yazımızda listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Babil’in Asma Bahçeleri” title_font_size=”13″]M.Ö. 6. yüzyılda Babil Kralı II. Nebukadnezar tarafından inşa ettirildiği düşünülen Babil’in Asma Bahçeleri, yemyeşil bitkiler ve şelalelerle bezeli muhteşem bir yapıdır. Var olduğuna dair kesin kanıtlar bulunmamakla birlikte, M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış Berossus ve M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış Diodorus Siculus gibi Yunan tarihçilerin arşivlerinde bu bahçelerden bahsedilmektedir. Fırat Nehri’nden suyun zincirli pompalarla bahçelere taşınarak sulama yapıldığına dair teoriler öne sürülmektedir. Her ne kadar bazı tarihçiler bu bahçelerin var olmadığı ya da farklı bir bölgede bulunduğunu iddia etse de Babil’in Asma Bahçeleri tarihte mitolojik ve kültürel bir simge olarak kendine yer bulmuştur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Rodos Heykeli” title_font_size=”13″]Antik Yunan tanrısı Helios’un Rodos Adası’ndaki devasa bronz heykeli, M.Ö. 292-280 yılları arasında, 12 yılda inşa edilmiştir. Makedonların M.Ö. 305-304 yıllarındaki kuşatmasına karşı Rodosluların kazandığı zaferin onuruna yapılan bu heykel, 33 metre yüksekliğiyle antik dünyanın en büyük heykellerinden biridir. Rodos’un liman girişinde iki sütun üzerinde konumlanan heykelde Helios, güneşin ışığını sembolize eden bir taçla tasvir edilmiştir ve elinde bir meşale veya mızrak taşıdığı düşünülmektedir. Günümüzde heykelin tam olarak nasıl göründüğü hakkında pek çok spekülasyon bulunmaktadır, ancak kesin bir bilgi yoktur. Yapıldıktan yaklaşık 56 yıl sonra, M.Ö. 226 yılında meydana gelen büyük bir depremle yıkılmıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Halikarnas Mozolesi” title_font_size=”13″]Halikarnas Mozolesi, M.Ö. 353-350 yılları arasında, o dönemin önemli kültür merkezlerinden biri olan Halikarnas’ta (bugünkü Bodrum) Pers Satrabı Mausolos’un ölümünden sonra, karısı ve kız kardeşi tarafından inşa ettirilen bir anıt mezardır. 45 metre yüksekliğiyle dönemin en büyük yapılarından biri olan mozole, beyaz mermerden yapılmıştır. Alt kısmında büyük bir dikdörtgen platform, üzerinde sütunlar, onun üstünde piramit şeklinde bir çatı ve en tepede Mausolos ile kız kardeşinin dört atlı bir savaş arabasında tasvir edildiği bir heykel grubu yer alıyordu.
Orta Çağ’da meydana gelen depremler mozoleye ciddi zarar vermiş, 13. yüzyıldaki büyük bir depremde ise tamamen yıkıldığı düşünülmektedir. 19. yüzyılda İngiliz arkeolog Charles Thomas Newton’un kazılarıyla mozolenin kalıntıları gün yüzüne çıkarılmıştır. Bir kısmının Londra’daki British Museum’da sergilenenen heykel ve kabartmalar arasında Mausolos ve kız kardeşinin heykel başları da yer alır. Halikarnas Mozolesi, Yunan mimarisi ve sanatında derin izler bırakmış, zengin süslemeleriyle antik ve modern mimarlara ilham kaynağı olmuştur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Artemis Tapınağı” title_font_size=”13″]Efes’teki Artemis Tapınağı, M.Ö. 550’lerde, aynı yerde bulunan eski bir tapınağın üzerine inşa edilmiş ve tamamlanması tam 120 yıl sürmüştür. 115 metre uzunluğunda, 55 metre genişliğinde ve yaklaşık 18 metre yüksekliğindeki bu yapı, dönemin en görkemli yapılarından biri olmuştur. Tamamıyla mermerden yapılan tapınak, dönemin en ünlü Yunan heykeltıraşları tarafından süslenmiş ve Yunan mitolojisinde avcılık, doğa, Ay ve kadınların koruyucusu olan tanrıça Artemis’e adanmıştır. Efes Antik Kenti, yalnızca bir ibadet yeri değil, aynı zamanda önemli bir ticaret merkezi haline gelerek tapınak sayesinde büyük bir zenginlik ve prestij kazanmıştır.
M.Ö. 356 yılında yakılan, M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in desteğiyle yeniden inşa edilen, M.S. 262 yılında kenti işgal edenler tarafından tekrar yıkılan Artemis Tapınağı, M.S. 401 yılında tamamen yok olmuştur. Kalıntılarına 19. yüzyılda İngiliz arkeolog John Turtle Wood ulaşmış ve tapınağa ait bazı sütunlar, heykeller ve kabartmalar bulunmuştur. Bulunduğu yer günümüzde ziyarete açık olsa da tapınağın kalıntısı olarak sadece birkaç sütun ayaktadır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeus Heykeli” title_font_size=”13″]Zeus Heykeli, Yunanistan’ın Olympia kentindeki Zeus Tapınağı’na adanmış devasa bir eserdir. M.Ö. 435 civarında altın, fildişi ve abanoz ağacı kullanılarak yapılan bu heykel, Antik Yunan dünyasının en önemli yapılarından biri olarak kabul edilmiştir. Antik kaynaklara ve tasvirlere göre, heykelin fildişi kısmı Zeus’un tenini, altın kısmı ise giysisini ve diğer detayları simgeler. Tapınağın tavanına kadar uzanan 12 metre yüksekliğindeki bu görkemli heykelde Zeus, abanoz ağacından yapılmış bir tahtta otururken tasvir edilir. Sağ elinde zaferin sembolü olan bir Nike heykelini, sol elinde ise bir asa ve onun üzerinde bir kartal taşır. Olympia, dönemin önemli dinî merkezlerinden biri olduğundan, Zeus Heykeli antik Yunan dünyasında büyük bir kutsal değer taşımaktaydı.
M.S. 5. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı kabul etmesiyle birlikte heykelin önemi azalır ve bazı kaynaklara göre İstanbul’a taşındığı söylenir. Ancak, M.S. 475’te İstanbul’da meydana gelen büyük bir yangında heykelin tamamen yok olduğu düşünülmektedir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”İskenderiye Feneri” title_font_size=”13″]Mısır’daki İskenderiye Feneri, M.Ö. 3. yüzyılda Pharos Adası üzerine inşa edilmiş ve antik dünyanın en büyük yapılarından biri olarak kabul edilmiştir. İnşası, Büyük İskender’in generali Ptolemaios I Soter tarafından başlatılmış, oğlu Ptolemaios II Philadelphos döneminde tamamlanmıştır. 100 metreden fazla yüksekliğiyle devasa bir yapı olan fener, beyaz kireçtaşından yapılmış ve gün ışığında parıldayan bir görünüme sahipti. Gece boyunca yakılan büyük bir ateşle denizcilere yol gösterilir, gündüz ise bronz aynalarla ışık denize yansıtılırdı. Antik kaynaklar, fenerin ışığının kilometrelerce uzaktan görülebildiğini belirtmektedir. Ancak M.S. 956, 1303 ve 1323 yıllarında meydana gelen büyük depremler feneri ciddi şekilde tahrip eder ve 14. yüzyılın sonlarına doğru tamamen yıkılır. 20. yüzyılın sonlarında su altı arkeologlarının kalıntılarına ulaştığı fenerin bazı parçaları İskenderiye’deki müzelerde sergilenmektedir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Gize Piramitleri” title_font_size=”13″]Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan günümüze ulaşmayı başaran tek yapı olan Gize Piramitleri, Mısır’ın başkenti Kahire’nin hemen dışındaki Gize Platosu’nda bulunur. Keops (Büyük Piramit), Kefren ve Mikerinos olmak üzere üç büyük piramitten oluşan bu kompleks, M.Ö. 2580-2560 yılları arasında inşa edilmiştir. Keops Piramidi, yapıldığında 147 metre yüksekliğindeyken, erozyon nedeniyle günümüzde 139 metreye düşmüştür. Yaklaşık 13 dönümlük bir alanı kaplayan bu devasa yapı, 2,3 milyon taş bloktan inşa edilmiştir ve her bir blok ortalama 2,5 ton, bazıları ise 15 tona kadar ulaşan ağırlıklara sahiptir.
-

8 Madde İle Evrensel Müzik Terimleri II
Müziğe olan ilginiz dinleyici olmanın ötesinde değilse bile günlük yaşamda duyabileceğiniz müzik terimlerine vakıf olmanız genel kültür açısından iyi olabilir. “Müzik ruhun gıdasıdır.” diyerek ilk serimizi yapmıştık, karşınıza çıkabilecek evrensel müzik terimlerini sizin için Kültür ve Yaşam sitesinde listelemeye devam ediyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]