Dil, tıpkı yaşayan bir organizma gibi sürekli değişen ve gelişen bir yapıdadır. Yeni teknolojiler, değişen kültürel kodlar, globalleşen dünya ve popüler kültür ögeleri gibi birtakım durumlar nasıl gündelik hayatımızı değiştiriyorsa, bu değişimler dilimize de yansıyor. Türk Dil Kurumu (TDK), kurulduğu günden bu yana Türk dilinin gelişmesi ve korunması için çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. Bu doğrultuda dilimizdeki bazı Türkçe kelimelerin yazımını değiştirdi ve yeni kelimeleri yayımladı. İşte o kelimeler…
Kategori: Kültür/Sanat
-
TÜRK DİL KURUMUNUN YAZIMINI DEĞİŞTİRDİĞİ TÜRKÇE KELİMELER
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″] -
DÜNYA ÇAPINDA EN ETKİLEYİCİ UÇURTMA FESTİVALLERİ
Uçurtmalar, yalnızca çocukların eğlencesi olmanın ötesinde, tarih boyunca farklı kültürlerde simgesel ve sanatsal bir anlam taşımıştır. Dünya çapında düzenlenen uçurtma festivalleri, bu eşsiz objenin tarihî mirasını yaşatmanın yanı sıra, modern sanat ile harmanlayarak yeni nesillere ilham vermektedir. Bu festivaller, yalnızca uçurtmaların havalandığı etkinlikler değil, aynı zamanda kültürel alışverişin, toplumsal dayanışmanın ve eğlencenin merkezinde yer alan organizasyonlar olarak dikkat çekmektedir. Yazımızda, uçurtmaların birer sanata dönüştüğü, dünyanın dört bir yanındaki en etkileyici uçurtma festivallerini listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Gujarat Uluslararası Uçurtma Festivali, Hindistan” title_font_size=”13″]Hindistan’ın Gujarat eyaletinde düzenlenen Gujarat Uluslararası Uçurtma Festivali, her yıl gökyüzünü âdeta rengârenk bir sanat galerisine dönüştürüyor. Ocak ayının ortalarında, Makar Sankranti Festivali kapsamında gerçekleştirilen bu etkinlik, uçurtma tutkunları için bir cennet niteliğindedir. Festivalin kökleri, Gujarat halkının doğayla ve mevsim döngüleriyle kurduğu derin bağlara dayanmaktadır. Makar Sankranti, Güneş’in kuzeye doğru hareket etmeye başladığı ve kış mevsiminin sona erdiği dönemi kutlayan geleneksel bir bayramdır. Hindistan’ın yanı sıra 40’tan fazla ülke ve 100’den fazla profesyonel uçurtma sanatçısı, kültürlerini ve yeteneklerini bu özel festivalde sergileme fırsatı buluyor. Ülkemizin de katılımcı olduğu bu festivalde, yerel kültürlere özgü uçurtmalar festivale renk katıyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Weifang Uluslararası Uçurtma Festivali, Çin” title_font_size=”13″]Her yıl nisan ayında düzenlenen Weifang Uluslararası Uçurtma Festivali, dünyanın en eski ve en prestijli uçurtma festivali olarak bilinmektedir. Çin’in Weifang şehrinde gerçekleştirilen bu etkinlik, uçurtma tutkunlarının ve sanatçılarının buluşma noktasıdır. Dünyanın dört bir yanından binlerce uçurtma tutkunu hem sıra dışı tasarımlarını sergilemek hem de gökyüzünü rengârenk uçurtmalarla süslemek için festivale katılır. Festivalde yalnızca uçurtma yarışmaları değil, aynı zamanda uçurtma yapım atölyeleri, geleneksel Çin dansları ve müzik gösterileri gibi kültürel etkinlikler de düzenlenmektedir. 2024 yılındaki festivalde Mardinli uçurtma sanatçısı Zahit Mungan, beş aylık titiz bir çalışmanın ürünü olan üç boyutlu tavus kuşu uçurtmasıyla altın madalya kazanarak Türkiye adına gurur verici bir başarıya imza atmıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Berck-sur-Mer Uluslararası Uçurtma Festivali, Fransa” title_font_size=”13″]Fransa’nın kuzey kıyısında yer alan ve sakin bir kasaba olan Berck-sur-Mer, her bahar gökyüzünü rengârenk uçurtmalarla süsleyen benzersiz bir festivale ev sahipliği yapıyor. Berck-sur-Mer Uluslararası Uçurtma Festivali, yaklaşık 30 yıldır düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından gelen uçurtma tutkunlarını bir araya getiren bir etkinliktir. Mart ve nisan aylarında gerçekleştirilen bu 10 günlük festival, Berck plajlarında rüzgârla dans eden uçurtmaların süslediği büyüleyici bir görsel şölen sunar. Festival boyunca gökyüzü, devasa hayvan figürlerinden zarif geometrik tasarımlara, çeşitli uçurtmalarla dolup taşmaktadır. Bu eşsiz etkinlik, Berck-sur-Mer’in huzurlu atmosferini gökyüzündeki sanatla buluşturarak baharın en keyifli kutlamalarından birine dönüştürmektedir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Washington Cherry Blossom Uçurtma Festivali, ABD” title_font_size=”13″]Her yıl, mart ayının sonu ile nisan ayının başında Washington’da düzenlenen Ulusal Kiraz Çiçeği Festivali, baharın gelişini kutlayan ve Amerikan-Japon dostluğunu simgeleyen renkli bir etkinliktir. Bu festivalin en dikkat çekici etkinliklerinden biri olan Washington Cherry Blossom Uçurtma Festivali, Washington Anıtı çevresinde düzenlenir ve rengârenk uçurtmaların gökyüzünü süslediği eğlenceli anlara sahne olur. Festivalin kökleri, 1912 yılında Tokyo Belediye Başkanı Yukio Ozaki tarafından Washington’a hediye edilen üç binden fazla kiraz ağacına dayanır. Baharın gelişini müjdeleyen bu ağaçların çiçek açmasıyla başlayan festival, zamanla geleneksel bir kutlamaya dönüşmüş ve uçurtmalar bu şenliklerin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Katılımcılar, kendi uçurtmalarını uçurmanın keyfini yaşarken, profesyonel uçurtma gösterilerini izleyebilir ve çeşitli yarışmalara katılabilir. Ayrıca, festivalde düzenlenen el sanatları atölyelerinde uçurtma yapımını öğrenmek ve uçurtma sanatının inceliklerini keşfetmek de mümkündür.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamamatsu Uçurtma Festivali, Japonya” title_font_size=”13″]Hamamatsu Uçurtma Festivali, Japonya’nın Shizuoka eyaletindeki Hamamatsu şehrinde, her yıl 3-5 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen ve Japonya’nın en büyük ve en renkli festivallerinden biri olarak kabul edilen bir etkinliktir. Kökenleri 16. yüzyıla dayanan bu festival, tarihî ve kültürel bir miras olarak nesilden nesile aktarılmaktadır. Efsaneye göre, Hamamatsu’daki Hikuma Kalesi’nin lordu, ilk oğlunun doğumunu kutlamak amacıyla bir uçurtma uçurmuştur. Bu gelenek, zamanla bölge halkı arasında yayılmış ve Hamamatsu’nun kültürel simgelerinden biri hâline gelmiştir. Festivalin en dikkat çekici etkinliği olan “Tako” (uçurtma savaşı), dev uçurtmaların birbirleriyle mücadele ettiği, izleyenlere adrenalin dolu anlar yaşatan bir yarışmadır. Katılımcılar, rakip uçurtmaların iplerini kesmek için büyük bir çaba harcar ve gökyüzü bu heyecanlı mücadeleyle canlanır. Gün batımından sonra, festival coşkusu şehir merkezine taşınır. Süslü geçitler, ışıl ışıl taşınabilir tapınaklar (mikoshi) ve geleneksel kostümlü dansçıların yer aldığı geçit törenleri, festivali âdeta bir gece şölenine dönüştürür.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Pasir Gudang Uluslararası Uçurtma Festivali, Malezya” title_font_size=”13″]Pasir Gudang Uluslararası Uçurtma Festivali, Malezya’nın Johor bölgesindeki Pasir Gudang kasabasında, 1995 yılından bu yana düzenlenen ve çevre dostu yaklaşımıyla dikkat çeken bir etkinliktir. Bu festival, yalnızca uçurtma sanatını kutlamakla kalmaz, aynı zamanda sürdürülebilirlik bilincini artırmayı hedefler. Festivalde kullanılan uçurtmalar, büyük ölçüde geri dönüşümlü malzemelerden yapılarak çevreye duyarlılığı teşvik eder. Pasir Gudang Uçurtma Festivali, sergilenen uçurtmaların çeşitliliğiyle de benzersizdir. Geleneksel uçurtmaların yanı sıra, yüzen uçurtmalar ve mekanik uçurtmalar gibi yenilikçi tasarımlar da festivalin öne çıkan unsurları arasındadır. Gökyüzünde süzülen uçurtmalar arasında deniz hayvanları, kanatlı figürler, yıldızlar ve ejderhalar gibi ilginç şekiller yer alır. Bu sanatsal tasarımlar hem katılımcılara hem de izleyicilere unutulmaz bir görsel şölen sunar.
-

8 Madde ile Çağdaş Seramiğin Ülkemizdeki Öncüsü Füreya Koral
Amatör biçimde başladığı seramik çalışmaları Füreya Koral için büyük bir tutkuya dönüşmüştü. Amatör, dilimize Fransızcadan geçen ve kökeni Latince olan bir kelime; “sevmek” anlamına geliyor. Füreya Koral da hasta yatağında önüne seramik malzemeleri geldiği günden beri bu işi sevmişti. Peki, seramik, sanatçının hayatına nasıl girmiş, seramikle hayatı nasıl şekillenmişti? Soruların cevapları için sizi listemizi okumaya davet ediyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Sanatsal başarıları kadar aile ve özel hayatındaki detaylarla da sanat tarihimizin en dikkat çeken isimlerindendir Füreya Koral, tıpkı mensubu olduğu ailenin neredeyse bütün fertleri gibi… Meşhur Şakir Paşa Ailesi’nin bir üyesi olarak Büyükada’da doğmuş, Notre Dame de Sion Kız Lisesinin ardından İstanbul Üniversitesinde felsefe öğrenimi görmüş ve keman eğitimi almıştı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Kısa süren ilk evliliğinin ardından ikinci evliliğini milletvekili Kılıç Ali ile yaparak Ankara’ya yerleşti. Geçirdikleri Atatürk’lü yılların ardından Gazi hayata gözlerini yumunca eşiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Çeviriler yapıp müzik eleştirileri yazarak hayatını geçirirken verem teşhisi ile karşı karşıya kaldı. Ve bu bir son değil, aksine yeni bir hayatın başlangıcıydı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
İsviçre-Leysen’deki bir sanatoryumda tedavi görmekteyken teyzesi Fahrelnissa Zeid oyalanabilmesi için Koral’a seramikle ilgili bir takım malzemeler gönderdi. Hastanede geçirdiği iki yılda seramik hayatının bir parçası olmuştu bile… Tedavisi bitince çalışmalarını Paris’teki seramik atölyelerinde sürdürdü, buralarda geçen iki yılın ardından ilk seramik ve taş baskı sergisini açtı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
1951’de Paris’teki ilk serginin hemen ardından ülkesine döndü ve ilk iş olarak Paris’te yaptırdığı fırını Türkiye’ye getirtti. Çalışmaya başlayacaktı ki tekrar hastalandı ve tedavi olmak için tekrar Paris’e döndü. Hayati risk taşıyan önemli bir operasyonla hastalığı ameliyat masasında bırakarak tekrar ülkesine kavuştu. Eşi Kılıç Ali’nin seramiği bırakmasını istemesi üzerine ise 19 yıllık evliliğini sonlandırma kararı aldı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Halk geleneğini devam ettiren fırınlarda ve Eczacıbaşı fabrikasında pişirdiği seramikleri bir süre sonra Şakir Paşa Apartmanı’nda kurduğu ve içinde 20 yıl çalışacağı bir atölyeye taşıdı. Burası aynı zamanda Türkiye’nin ilk özel seramik atölyelerinden biriydi.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Füreya Koral amatörce, yani severek başladığı işi tutkuyla yaptığı bir sanata dönüştürmüş, ülkedeki ilk Türk profesyonel kadın seramik sanatçısı olmuştu. Seramiği mimaride kullanmak, geleneksel Türk sanatı çiniyi çağa uygun biçimde yorumlayarak tekrar canlandırmak onun öncülük yaptığı konulardı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Artık eserleriyle konuşuyordu. Ankara’da Ulus Çarşısı’na, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’na, yine İstanbul’da Ziraat Bankası’na, Divan Oteli’ne panolar yaparak sanatının en iyi örneklerini verdi. Mahallle, Evler, Yürüyen İnsanlar… Onlarca yıl bu gibi çok sayıda eserler veren Füreya Koral tekrara girdiğini düşünerek seramiği bıraktığını açıkladı. Sonrasında daha sakin bir yaşama çekilen sanatçı o zamana kadar Paris’ten Washington’a, Meksika’dan Prag’a 32 sergi açmış, Türkiye’den ve dünyadan pek çok ödül almıştı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Füreya Koral, 1997’de 87 yaşında İstanbul’da hayatını kaybetti. “Yaşam öyküsü deyince, neden bahsetmeliyim? O kadar güç bir şey ki bu… Çok karışık bir hayatım vardır benim…” Bir röportajı sırasında kullanmıştı bu cümleleri… Yaşadığı hayat gerçekten de roman gibiydi, zaten Ayşe Kulin imzasıyla Füreya adında biyografik bir romana dönüşmekte de gecikmedi.
-

8 Madde ile Erzurum’un İncisi Oltu Taşı
Erzurum’a yolunuz düşmüşse çarşılardaki vitrinlerin insana huzur veren siyah bir renkle kaplandığı dikkatinizi çekmiştir. Bu huzuru yayan oltu taşı aynı zamanda hepimizin hemfikir olduğu mistik bir havaya da sahiptir. Erzurum’dan mı alır bu havayı bilinmez ama oltu taşının bu şehre kültürel ve sanatsal bir hava kattığı kesin… Yaydığı siyah ışıkla şaşırtıcı biçimde mutlu eden bu taşı 8 maddede sizler için anlattık.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]
Oltu taşı yerkabuğundan çıkarıldığı ilk anda çok yumuşak olan ama hava ile temas ettiğinde sertleşen, işlendikçe daha da sertleşen bir maden… Ağaç reçinesi, kil ve linyit karışımından meydana gelmiş bir yapıya sahip…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Oltu taşının yeraltındaki varlığı 200 yıl önce keşfedilmiş… Madeni çıkarma işi ise bir hayli zorlu… Yüksek ve kayalıklı bölgelerdeki maden yataklarına ancak yaya yoluyla ulaşılabiliyor, taşı çıkarmak için gerekli olan araç ve gereç yaya olarak taşınıyor, çok çabuk kırıldığı için de çıkarma esnasında hassas olmak gerekiyor. Ama neyse ki yumuşak yapısı işleme sırasında oldukça kolaylık sağlıyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Her ne kadar koyu kahve, sarı, gri-yeşil gibi renkleri var olsa da oltu siyah renkle özdeştir. “Siyah inci” dendiğinde akla oltu taşı gelir ve en çok bu renk tercih edilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Oltu taşından, anahtarlıktan broşa, gerdanlıktan tarağa farklı objeler yapılabilir, altın ya da gümüşle birlikte kullanılarak takılar çeşitlendirilir. Oltu taşından yapılmış bir tesbihin ise ayrı bir anlamı vardır. Elle temas ettikçe parlayan bu taş, tesbih olup çekilirse adeta ışıldar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Erzurum’un çeşitli yerlerinden ama özellikle Oltu ilçesinden çıkarılır. Oltu taşından ürünler ise babadan oğula geçen bir zanaatkârlıkla ve oldukça mütevazı atölyelerde üretilir. Erzurum’da onlarca imalatçı ve satıcı dükkânı bulabileceğiniz yer ise Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafından yaptırılan Rüstem Paşa Bedesteni’dir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Oldum olası gönlümüzün değerlileri arasında olan oltu taşının, Maden Kanunu’nda da kıymetli taşlar arasında olduğu tescil edilmiştir. Bazı fakültelerde ve meslek yüksekokullarında ilgili atölyeler açılarak da taşın değeri daha bir yüceltilmiştir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Yerkabuğundan çıkarılan bu taşların insan üzerinde olumlu etkiler yaptığı iddia edilir. Çakraları olumsuz enerjiden arındırdığı söylenen oltu taşının daha pek çok faydası olduğu düşünülür.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Oltu taşı almaya karar verirseniz sahtesini gerçeğinden ayırt etmeniz gerekir. Bunun için uygulayabileceğiniz birkaç yöntem var. Taşı başka bir cisme sürterek elektriklenmesini sağlayın, eğer mıknatıs özelliği gösteriyor ise orijinaldir. Taşı hafifçe bir yere vurduğunuzda ise tok bir ses çıkmalı. Satın almış olduğunuz bir oltu taşı kullandıkça parlamış ise içiniz rahat olsun, o Erzurum’un derinliklerinden kopup gelmiş siyah inciden başkası değildir.
-

Zamanı Anlatan 7 Alıntı
Bazen üzen bazen dertlere deva olan zaman birçok şiire, şarkıya, yazıya konu olmuştur. Edebiyatın gelmiş geçmiş en büyük isimleri zaman üzerine düşünmüş, zamandan ilham alarak ya da akıp geçen zamana sitem ederek okuyanı derinden etkileyen eserlere imza atmışlardır. Tüm hayatımızı çekip çeviren zamana bir de edebiyatın büyük ustalarının gözüyle bakalım istedik ve zamanı anlatan 7 alıntıyı listemizde bir araya getirdik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
-
DÜNYANIN EN DEĞERLİ KİTAPLARI
Tarihin en önemli kültürel ve entelektüel mirasları arasında yer alan kitaplar; düşüncelerin, hikâyelerin ve bilgilerin nesiller boyunca aktarılmasını sağladı. Bazı kitaplar, tarihî ve sanatsal yönleriyle öyle eşsiz bir konuma ulaştı ki açık artırmalarda dudak uçuklatan fiyatlarla alıcı buldu. Bu kitaplar yalnızca edebî değerleriyle değil, aynı zamanda bulundukları dönemin kültürel ve sosyal yapısını anlamamız için de paha biçilemez birer kaynak niteliği taşıyor. Her birinin ilginç öyküsü, altında yatan tarihî bir olayı var ve bu yüzden bu kitaplar sadece okumak için değil aynı zamanda koleksiyon yapmak için de büyük ilgi görüyor. Yazımızda rekor fiyatlarla satılan bu özel kitapları keşfedebilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Codex Leicester, Leonardo da Vinci” title_font_size=”13″]Rönesans döneminin en önemli eserlerinden biri olan ve İtalyan sanatçı, mucit ve bilim insanı Leonardo da Vinci’nin bilimsel yazılarını içeren “Codex Leicester”, 1994 yılında tam 30,8 milyon dolara alıcı buldu. Dünyanın en pahalı kitabı ünvanını kazanan bu eşsiz eseri, Amerikalı milyarder Bill Gates koleksiyonuna dâhil etti. 72 sayfadan oluşan kitap Leonardo da Vinci’nin çizimlerini, teorilerini, bilimsel gözlemlerini, hidrolik, suyun hareketi, jeoloji ve astronomi gibi bilimsel konuları barındırıyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”The Gospels of Henry the Lion (Aslan Henry’nin İncilleri)” title_font_size=”13″]Orta Çağ boyunca özellikle İslam sanatında ve Avrupa’da sıkça kullanılan tezhip, el yazması kitapların ve sanat eserlerinin kenarlarını, sayfalarını ve diğer alanlarını süslemek için altın, gümüş ve canlı renklerle yapılan detaylı bir süsleme sanatıdır. Romanesk Dönem’de tezhip geometrik desenler, bitkisel motifler ve insan figürleri gibi zengin öğelerle daha özgün bir kimlik kazandı. Romanesk tezhipli el yazmaları, süslemeler ve illüstrasyonlarla zenginleştirilmiş ve bu teknik özellikle 11. yüzyılın sonları ile 12. yüzyıl boyunca Almanya’da büyük bir gelişim göstermiştir. Bu dönemin en dikkat çekici eserlerinden biri olan Aslan Henry’nin İncilleri, 12. yüzyılda Alman Saksonya Dükü’nün siparişiyle hazırlanmıştır. Eser, sadece dinî bir metin olmanın ötesinde, sanatsal ve tarihî bir değer de taşır. Romanesk tezhip sanatının en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen bu eşsiz el yazması, 1983 yılında Almanya hükümeti tarafından 20,7 milyon dolara satın alınarak bir rekor kırmıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Magna Carta (Büyük Şart)” title_font_size=”13″]Magna Carta (Büyük Şart), 15 Haziran 1215’te İngiltere Kralı John ile baronlar arasında imzalanmış bir antlaşmadır. Bu belge, kralın mutlak yetkilerinin sınırlandırılması ve bireysel hakların korunması amacıyla çeşitli hükümler içermektedir. Hukukun üstünlüğünü, bireylerin haklarını ve yöneticilerin sınırlı yetkilerini vurgulayan önemli bir metin olan Magna Carta, zamanla demokratik değerlere ve insan haklarına ilişkin birçok yasal düzenlemenin temelini oluşturmuştur. 1744 yılında kurulan İngiltere merkezli, dünyanın en eski ve prestijli müzayede evlerinden biri olan Sotheby’s tarafından 2007 yılında satılan Magna Carta’nın 725 yıllık bir kopyası, 21,3 milyon dolara alıcı bulmuştur. 1988 yılından beri ABD Ulusal Arşivler ve Kayıtlar İdaresinde sergilenen bu kopya, aynı zamanda ABD’de kalan son Magna Carta kopyasıdır. Toplamda var olduğu bilinen 17 kopyadan yalnızca biri olan bu eserin alıcısı ise Amerikalı milyarder David Rubenstein olmuştur. Rubenstein, bu tarihî belgeyi koruma amacıyla halkın erişimine açmayı planladığını belirtmiştir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”The Birds of America (Amerika’nın Kuşları), John James Audubon” title_font_size=”13″]John James Audubon’un kuş gözlemleri ve illüstrasyonlarından oluşan “Amerika’nın Kuşları” adlı eseri, 2010 yılında 9,6 milyon dolara satılmıştır. Audubon, 19. yüzyılda yaşamış bir doğa bilimci ve sanatçı olarak Amerika’nın kuşlarını ayrıntılı bir şekilde incelemiş ve gerçek boyutta 400’den fazla elle çizilmiş illüstrasyonla süslenmiş, büyük bir kitap olan “Amerika’nın Kuşları” adlı eserini oluşturmuştur. Bu eser, yalnızca doğa ve sanat açısından değil, tarihsel bağlamda da büyük bir öneme sahiptir. Audubon’un gözlemleri, dönemin doğal hayatını ve ekosistemlerini anlamak için benzersiz bir kaynak sunmaktadır. Satış, Christie’s Müzayede Evi’nde gerçekleştirilmiş ve eseri satın alan kişinin Amerikalı iş insanı Carl Knobloch Jr. olduğu belirtilmiştir. Knobloch, Audubon’un eserlerini koruma konusundaki çabalarıyla tanınan bir koleksiyonerdir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”The Bay Psalm Book (Bay Mezmurlar Kitabı)” title_font_size=”13″]1640 yılında Amerika’da basılan ilk kitap olan “Bay Mezmurlar Kitabı”, 2013 yılında 14,2 milyon dolara satılarak tarihin en pahalı kitap satışlarından biri olarak kaydedilmiştir. Bu eser, 16. yüzyılın sonlarında İngiltere’den Amerika’ya göç eden Puritan yerleşimcileri tarafından New England bölgesinde kullanılan ilk matbaa makinesiyle basılmıştır. Bu özelliği, eseri matbaacılık tarihinin önemli bir parçası hâline getirmiştir. 1947 yılında Boston’daki bir müzayede evinde 151.000 dolara satılan bu kitabın değeri, yıllar içinde daha da artmıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”The First Folio (İlk Folyo), William Shakespeare ” title_font_size=”13″]Tam adı “Mr. William Shakespeare’s Comedies, Histories & Tragedies” olan William Shakespeare’in oyunlarının ilk toplu baskısı, “The First Folio”, 1623 yılında, Shakespeare’in ölümünden yedi yıl sonra yayımlanmıştır. Bu eser, Shakespeare’in 36 oyununun bir araya getirildiği en eski ve en kapsamlı koleksiyonlardan biridir. İlk baskıda yaklaşık 750 kopya basıldığı düşünülmekte olup, günümüze sadece 235 civarında kopya ulaşmıştır. Bu kopyaların çoğu eksiktir. 2020 yılında bir First Folio kopyası, Christie’s Müzayede Evi’nde 9,98 milyon dolara satılarak, bir Shakespeare eseri için bugüne kadar ödenen en yüksek fiyat olmuştur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”The Canterbury Tales, (Canterbury Hikâyeleri), Geoffrey Chaucer” title_font_size=”13″]İngilizcenin yazılı ilk eserlerinden biri olması bakımından büyük önem taşıyan “Canterbury Hikâyeleri”, edebiyat tarihindeki önemli bir dönüm noktasını temsil etmektedir. 14. yüzyılda Geoffrey Chaucer tarafından kaleme alınan bu eser, İngiliz Rönesansı’nın başlangıcı olarak kabul edilir. O dönemde kitapların elle çoğaltıldığı, zaman alıcı ve hata yapma olasılığının yüksek olduğu bir süreçten geçerek okuyucularla buluşmuştur. Canterbury Hikâyeleri, çerçeve öykü tekniğiyle yazılmış bir eser olup, her bir karakterin kendi hikâyesini anlattığı bir dizi öyküden oluşur. İngiliz edebiyatının temel taşlarından biri olarak kabul edilen bu eser, birçok şair ve yazarı derinden etkilemiş, sonraki yıllarda yazılacak pek çok kitaba ilham kaynağı olmuştur. Kitabın tarihsel ve edebî katkılarının yanı sıra, 1998 yılında yapılan bir açık artırmada 11 milyon doların üzerinde bir fiyata satılması, önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
-

8 Maddeyle Dünyanın En Değerli Kemanı Stradivarius
Şu haberi görmüş müydünüz: “Milyon dolarlık keman 35 yıl sonra bulundu.” Olay, Stradivarius marka kemanın bir antikacıya getirilmesiyle başlıyor. Değeri sorulan kemandan şüphelenen antikacı polisi arıyor ve gelişmeler sonucunda enstrüman 35 yıl önceki sahibinin kızına teslim ediliyor. Talihli kadının nasıl bir sevinç yaşadığı görülmeye değer gerçekten. Peki, Stradivarus marka müzik aletlerini bu kadar değerli yapan nedir? Sorunun cevabını merak ediyorsanız listemizin 8 maddesini okumanızı öneriyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Kemanın tarihçesine baktığımızda net bir başlangıç bilgisi göremiyoruz. Bazı kaynaklarda Türklere ait kemençe kiminde de Araplara ait rebap keman yapımına ilham veren enstrümanlar olarak zikrediliyor. 19. yüzyılda bazı değişiklikler yapılsa da 16. ve 17. yüzyılda yaşayan ve sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen keman yapım ustaları müzik aletine gerçek formunu kazandırmışlar. Tabii Antonio Stradivari de bu ustalar arasında.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Antonio Stradivari 1644 yılında İtalya’da doğmuş, 12 yaşında keman atölyesinde çırak olarak işe başlamış, 18. yüzyıla gelindiğinde Avrupa’da bir marka haline gelmiş. Sadece keman değil viyola, viyolonsel, arp, çello gibi yaylı enstrümanlar da üretimleri arasında yer almış.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Antonio Stradivari ölünce, Stradivarius üretimlerini çocukları devam ettirse de sonraki üretimlerin usta yapımcının üretimleriyle eş değer olmadığı kabul ediliyor. Bununla birlikte 19. yüzyılda üretilen Stradivarius enstrümanlarının “Kopyasıdır” etiketi taşıması zorunlu tutulmuştur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Stradivari’nin 1737 yılında hayatını kaybettiği ve 93 yıllık yaşamında 512 keman ile 1100 yaylı çalgı ürettiği biliniyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Stradivari’nin bütün kemanları el işçiliğinin bir ürünü. Bu ürünün “üstün ve mükemmel” sözüyle ifade edilen nitelikleri bilim adamları tarafından defalarca incelenmiş ve hala incelenmeye devam ediliyor. Kemanın yapımında hangi ağaç kullanılmış, nasıl bir vernik sürülmüş en ufak ayrıntısına kadar masaya yatırılıyor. Buna karşılık Stradivarius’lar pek çok noktada sırrını korumaya devam ediyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
“Bir kemanın Stradivarius olup olmadığı nasıl anlaşılır?” derseniz bunu ortaya çıkarmak için biyokimyagerlerin de içinde olduğu uzmanların kapsamlı çalışmalar yaptığını söyleyebiliriz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Bir Stradivarius’un günümüzdeki maddi değerini anlatabilmek için şu örneği vermek uygun olacaktır: 2011 yılında açık artırma ile satışa sunulan 1721 tarihli bir Stradivarius keman yaklaşık 16 milyon dolara alıcı bulmuştu.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
İlginç bir bilgi daha: Sovyetler Birliği döneminde Avrupa’daki Stradivarius kemanları toplayan Rusya devleti ülkedeki keman virtüözlerine yaşadıkları sürece kullanmaları için ve hayatlarını kaybettiklerinde geri almak üzere armağan ediyor. Bugün 650 Stradivarius enstrüman çeşitli ülkelerdeki müzelerde ve özel koleksiyonlarda sergileniyor. Ülkemizde olduğu bilinen tek Stradivarius keman ise İzmir Buca’da bulunuyor.
-

Tutunamayanların Yazarı Oğuz Atay
“1934 yılında İnebolu’da doğmuşum. Beş yaşında Ankara’ya geldim. Bugün arsasında bir iş hanı yükselen Devrim İlkokulunu bitirdim. İlkokulun son sınıflarında Reşat Nuri’nin Çalıkuşu romanını okudum. Lisede çalışkan bir öğrenci olduğum ve fen derslerinde yüksek notlar aldığım için, teknik üniversiteye ve özellikle inşaat fakültesine girmekten başka çarem yoktu. Ayrıca, lisede edebiyat derslerinden de iyi olduğum için üniversite yıllarında roman okumaktan vazgeçemedim.” Buraya kadar Oğuz Atay anlattı, bundan sonrasına biz devam edelim…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Kastamonu’nun sahil ilçesi İnebolu’da dünyaya gelen ve bir de kız kardeşi olan Oğuz’un babası milletvekilliği yapan bir ağır ceza yargıcı, annesi ilkokul öğretmeniydi. Kastamonu’dan sonraki durakları Ankara ve İstanbul oldu. İTÜ İnşaat Fakültesini 1957’de bitirdi. Çocukluk yıllarından itibaren içe dönük yapısı karamsar değil mizahiydi. Aslına bakarsanız, o dönemlerde başladığı karikatür çizimleri ve öykü yazarlığı babası tarafından pek de kabul görmediği için mühendis olma yoluna girmişti.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Kadıköy Vapur İskelesi’ne bakarken, buradaki yüzer iskele inşaatında çalışan 20’li yaşlarında bir Oğuz Atay hayal edebilirsiniz. Fakat kontrol elemanı olarak çalıştığı bu işten istifa ederek şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesinin İnşaat Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1975’te doçent olan Atay’ın yazdığı “Topografya” isimli ilk kitabı büyük bir ihtimalle toplumda tutunmuş kabul edilen insanların ilgileneceği bir bilim kitabıydı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Makaleleri, söyleşileri dergi ve gazetelerde yer alan akademisyen, 1970 yılında bir kitap yazdı. “Tutunamayanlar” adını verdiği bu kitap TRT Roman Ödülü’nü kazandıysa da yayıncıların gözüne giremediği için ancak 1972’de basılabildi. Aldığı ilk tepkiler yazı dünyasından arka arkaya gelen eleştiriler oldu; kitap uzun ve anlaşılmaz bulundu. Hâlbuki kitabın tek talihsizliği, dili ve anlatımı çağının epey önünde giden bir yazar tarafından yazılmış olmasıydı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
“Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm.” diyen yazarın romanındaki birçok karakter gerçek hayattan arkadaşlarının izlerini taşıyordu. Satırlarında, insanı ve modern toplum içindeki yalnızlığını anlatıyordu. İkinci baskısını bile yapamayan kitabını savunmaya çalıştığı o günler, muhtemelen tutunamadığını düşündüğü günlerdi. Gelmiş, geçmiş ve gelecekteki tüm yalnızların yazarı olacağını o sıralar bilmiyordu.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Sonra diğer kitapları geldi… İkinci romanı “Tehlikeli Oyunlar”; sekiz öyküden oluşan “Korkuyu Beklerken”; biyografi kitabı “Bilim Adamının Romanı” -ki burada üniversiteden hocası Mustafa İnan’ı anlatıyordu- ve yazdığı tek oyun “Oyunlarla Yaşayanlar” hayattayken yayımlandı fakat hiçbirinin ikinci baskısını göremedi. Tuttuğu günlükler ölümünden sonra “Günlük” adıyla; ölmeden yazmaya başladığı “Eylembilim”in notları parça parça ortaya çıktığında basılabildi.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Oğuz Atay, 13 Aralık 1977 yılında beynindeki tümör nedeniyle hayatını kaybetti. Edebiyat dünyası ve okuyucu, biraz zaman aldıysa da yazarın düşünce dünyasıyla buluşabildi ve “Tutunamayanlar” kitabı defalarca baskıya girdi. Kitap için “Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirdi” ifadeleri kullanılırken okurları romanın her satırının altını çizecekti. O sadece tutunamayanların değil, insanı anlamak isteyen herkesin yazarı oldu.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Romanları ve kendisi üzerine kitaplar, makaleler kaleme alındı. Yazdıkları tiyatro sahnesine aktarıldı. Adına sempozyumlar düzenlendi. “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” diye sorduğu satıra dalga dalga “Seninleyiz!” cevabı geldi. Oğuz Atay’ın son cümlesi olduğu anlatılır; banyodayken iyi olup olmadığını merak eden arkadaşına “Sevinmeyin, daha ölmedim!” dediği…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Henüz 43 yaşında hayata veda eden yazar, bu yıl 46. ölüm yıl dönümünde anılıyor. Bir insanın doğum günü sayısı kadar ölüm yıl dönümü hatırlanmışsa, evet o kişi henüz ölmemiş demektir. En büyük projesi olarak gördüğü “Türkiye’nin Ruhu”nu hiç yazamamıştı. Hiç düşündünüz mü? Ya yazılsaydı?
-

Unutulmaz Filmlerden Unutulmaz Yağmur Sahneleri
“Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri sadece ıslanır.” demiş Nobel ödüllü şarkıcı Bob Dylan… Büyük komedyen Charlie Chaplin’in “Yağmurda yürümeyi hep sevmişimdir. Böylece kimse ağladığımı göremez.” cümlesi kayıtlara geçmiş. Usta şair Turgut Uyar, “Belki yağmura gerek kalmazdı insanlar bu kadar kirli olmasaydı!” diyerek düşündürücü bir yorum getirmiş. Yağmurla haşır neşir olduğumuz bugünlerde bakalım film sahnelerine yağmur nasıl girmiş…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Bisiklet Hırsızları / Ladri di Biciclette” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Vittorio De Sica
Oyuncular: Lamberto Maggiorani, Enzo Staiola, Lianella Carell, Gino Saltamerenda
Yapım: İtalya – 1948[eltd_section_title alignment=”left” title=”Paris’te Gece Yarısı / Midnight in Paris” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Woody Allen
Oyuncular: Owen Wilson, Rachel McAdams, Michael Sheen, Marion Cotillard, Kathy Bates
Yapım: ABD – 2011[eltd_section_title alignment=”left” title=”Esaretin Bedeli / The Shawshank Redemption” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Frank Darabont
Oyuncular: Tim Robbins, Morgan Freeman, Bob Gunton, Clancy Brown, William Sadler
Yapım: ABD – 1994[eltd_section_title alignment=”left” title=”Annem Hakkında Her Şey / All About My Mother” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Pedro Almodóvar
Oyuncular: Cecilia Roth, Marisa Paredes, Antonia San Juan, Penélope Cruz, Candela Peña
Yapım: İspanya – 1999[eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk ve Gurur / Pride & Prejudice ” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Joe Wright
Oyuncular: Keira Knightley, Matthew Macfadyen, Brenda Blethyn, Donald Sutherland, Tom Hollander
Yapım: Fransa, İngiltere, ABD – 2005[eltd_section_title alignment=”left” title=”Yağmur Altında / Singin’ in the Rain” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Gene Kelly, Stanley Donen
Oyuncular: Jean Hagen, Gene Kelly, Debbie Reynolds, Donald O’Connor
Yapım: ABD – 1952[eltd_section_title alignment=”left” title=”Hababam Sınıfı” title_font_size=”13″]
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Oyuncular: Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Adile Naşit
Yapım: Türkiye, 1975