Kategori: Kültür/Sanat

  • PARA ÇEKME MAKİNESİNİN SERÜVENİ

    İngilizce ismi “Automated Teller Machine” olmasından dolayı kısaca ATM olarak bildiğimiz ve bankacılık işlemlerinde yeni bir dönemi başlatan para çekme makinelerinin icat serüvenini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hayatımızı oldukça kolaylaştıran ATM’lerin ilk kullanımı 27 Haziran 1967’de gerçekleşir. ATM, aynı zamanda bir banka çalışanı olan İngiliz mucit John Shepherd-Barron tarafından icat edilse de aslında bu fikir çok daha önce filizlenir. 1905’te Osmanlı İmparatorluğu döneminde Gaziantep’te doğan Amerikalı Luther George Simciyan tarafından tasarlanan basit otomatik makineler, Amerika’da 1930’larda kullanılmaya başlansa da pek talep görmediği için bir müddet sonra kullanımdan kalkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1960’lara gelindiğinde bankalar insanların hayatında daha önemli bir hâle gelir. İşlemler için uzun sıralar oluşturan müşterilerin ve banka çalışanlarının zamandan tasarruf etmesini amaçlayan John Shepherd-Barron, bu fikri çikolata otomatlarından aldığını belirtir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk ATM, İngiltere’nin Enfield kasabasındaki banka şubesinde halkın kullanımına sunulur ve ilk çekilen para beş sterlin olur. O dönemdeki ATM’lerden günlük para çekme limiti de 10 sterlin olarak belirlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Para çekmek için günümüzde kullanılan banka kartları ya da akıllı telefonlardaki karekod yerine, o günlerde karbon 14 ile işaretlenmiş özel çekler kullanılır. Başlangıçta müşterilere 6 haneli şifre tanımlanması düşünülse de hatırlanmasının zor olacağı ve hata yapma olasılığı da artacağı için 4 haneli şifrede karar kılınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bankalardan kolaylıkla ve sıra beklemeden para çekmek için icat edilen ATM’ler zamanla birçok bankacılık işleminin yapılabildiği cihazlar haline gelir. Günümüzde kartsız işlemlerin de yapılabildiği bankamatikler ülkemizde ilk 1987’de kullanılmaya başlanır.

  • 9 Madde İle Ünü Denizleri Aşan Kaptan-ı Derya Hızır Reis Barbaros Hayrettin Paşa

    9 Madde İle Ünü Denizleri Aşan Kaptan-ı Derya Hızır Reis Barbaros Hayrettin Paşa

    Osmanlı Donanması’nın gelmiş geçmiş en büyük kumandanı Barbaros Hayrettin Paşa; hayat hikâyesi, cesareti ve stratejik yetenekleriyle bir efsane olmuş, Akdeniz’de donanması olan devletlerin yüreğine ise korku salmıştır. Dünyanın en büyük denizcilerinden biri olan bu kahramanın öyküsüne göz atmak isterseniz, 9 maddelik listemizle tarihin heyecanlı sayfalarına yolculuk edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir tımarlı sipahi olan Yakup Ağa’nın dört oğlu da kaderlerini denizci olarak belirlediler ama bu kardeşlerin sadece bir tanesi dünya çapında tanınan, düşman donanmalarına korku salan bir komutan olacaktı: Osmanlı’nın en iyi denizcisi, namı dünyanın dört bucağında duyulan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Midilli Adası’nda dünyaya gelen Kaptanpaşa’nın adı doğduğunda Hızır’dı. En büyük ağabeyi Oruç Reis ve diğer kardeşleri ile beraber ticarete atılan Hızır Reis’in hayatını değiştiren olaylardan biri bu sırada Oruç Reis’in Rodos Şövalyeleri’ne esir düşmesi oldu. Fakat Oruç Reis daha sonra kaçarak esaretten kurtulmayı başardı ve böylece Oruç ve Hızır kardeşlerin korsanlık günleri başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Korsanlıkta tüm Akdeniz’e nam salan kardeşler, Cerbe adasını kendilerine üst edindiler. Bu cesur reisler durmak bilmeyecek ve önce Tunus’ta daha sonra ise Cezayir’de toprak edineceklerdi. Fakat Oruç Reis İspanyollarla yapılan bir savaşta hayatını kaybetti ve Hızır Reis tüm topraklarının başına geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Barbaros Hayrettin Paşa, yani o zamanki adıyla Hızır Reis, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından Cezayir Beylerbeyliği’ne getirildi ve Cezayir Osmanlı toprağı oldu. Ne var ki Cezayir Hızır Reis ve Cenevizli Amiral Andrea Doria arasında bir rekabete şahit olacak ve sırasıyla iki denizcinin de hâkimiyeti altına girecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fakat Andrea Doria’nın bu saldırıları artık Osmanlı tahtına geçmiş olan Kanuni Sultan Süleyman’ı memnun etmeyecekti ve bu durum Hızır Reis’i İstanbul’a huzuruna çağırmasına sebep olacaktı. Böylece Kanuni Sultan Süleyman’ın ona uygun gördüğü “Hayrettin” ismiyle beraber, Osmanlı Donanması’nın kumandanlığını yani Kaptan-ı Derya unvanını da kazanacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Barbaros Hayrettin Paşa donanmanın başına geçtikten sonra her geçen gün Osmanlı’nın Akdeniz’deki hâkimiyeti daha da arttı ve başarılı Kaptan-ı Derya’nın sayesinde Akdeniz tamamen Osmanlı Devleti’nin kontrolüne geçti. Bu durum buralarda hâkimiyet kurmak isteyen diğer devletlerin hiç hoşuna gitmeyecekti. Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz gemilerinden oluşan bir Haçlı Donanması kuruldu ve tarihte iz bırakacak Preveze Deniz Savaşı başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu savaşta Barbaros Hayrettin Paşa önderliğindeki Osmanlı Donanması büyük bir galibiyet kazanacak ve Osmanlı’nın en büyük amiralinin ismi tarihe altın harflerle yazılacaktı. Haçlı kuvvetleri bu büyük yenilginin öcünü almak için çeşitli taarruzlarda bulundularsa da Barbaros Hayrettin Paşa tarafından püskürtüldüler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Barbaros ismini kızıl renkteki sakalından aldığına inanılan Barbaros Hayrettin Paşa, Osmanlı’nın en efsanevi denizcisi olmasının yanında, Divan-ı Hümayun’a katılan ilk Kaptan-ı Derya olma şerefine de erişti. Üstelik kendisi gibi başarılı birçok denizci de yetiştirdi, Turgut Reis, Piri Reis, Salih Reis, Murat Reis, Seydi Ali Reis ve Kılıç Reis denizciliği Barbaros Hayrettin Paşa’dan öğrendiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde de büyük saygı gören bir tarihi karakter olan Barbaros Hayrettin Paşa’nın yaşam hikâyesi o kadar dolu dolu ve ilginçtir ki Kanuni Sultan Süleyman kendisinden otobiyografisini yazmasını istemiştir. Bu buyruğa uyan Kaptan-ı Derya, biyografisini yazdırmıştır, bu esere günümüz Türkçesinde de ulaşmak mümkündür. Barbaros Hayrettin Paşa’nın öldüğü zaman mezarından dalgaların sesini duyabileceği bir yere gömülmek istediği rivayet edilir. Büyük Kaptan-ı Derya’nın Beşiktaş’ta bulunan türbesi, vasiyetinin saygıyla yerine getirildiğinin nişanıdır.

  • YAŞAMI VE KİTAPLARIYLA JANE AUSTEN

    YAŞAMI VE KİTAPLARIYLA JANE AUSTEN

    Jane Austen, 1775 ve 1817 yılları arasında kısa bir yaşam süren ama ünü iki asır sonra bile artarak devam eden İngiliz roman yazarıdır. Yazdıkları ve yaşamıyla döneminde de sonrasında da çok konuşulan, merak edilen yazarlar arasında geçer. İngiliz banknotlarında portresine yer verilen, yazdığı bir mektuba 162 bin 500 pound değer biçilen Austen’in yaşamına ve kitaplarına kısa bir bakış atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    42 yıllık yaşamının çocukluk yıllarını İngiltere’nin güneyinde bir kontluk olan Hampshire’de geçirmişti. Düzensiz şekillenen eğitimlerinin ilkini kilise papazı olan babasından aldı, 8 yaşından itibaren Oxford’da ve Southampton’da okula gitti, 10-11 yaşlarında Berkshire’da bir kilise evinin bünyesinde sadece kadınların olduğu okula devam etti. 12 yaşına geldiğinde günlük olaylardan ilham aldığı hikâyeler yazmaya başlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Jane’nin yazarlık hevesi zamanla ciddileşti ve 14 yaşında ilk romanını yazdı. Babası, yedi çocuğundan biri olan kızının rahat yazabilmesi için hem mekânsal koşulları ayarlıyor hem de onun için bir yayınevi bulmaya çalışıyordu. 30 yaşında babasını kaybedince annesi ve kız kardeşiyle birlikte önce Southampton’daki erkek kardeşinin yanına, dört yıl sonra da diğer erkek kardeşinin Chawton’daki evine yerleşti. Hiç evlenmemiş, hep ailesiyle yaşamıştı. Aşk hissedilmeden bir evliliğe adım atılmasını yanlış buluyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kadın bir yazar olarak ortaya çıkmanın zor olduğu o dönemlerde ilk romanlarını adını vermeden anonim olarak yayımladı. “Akıl ve Tutku” romanını ise “By a Lady” imzasıyla yayımlamış ve bir şekilde cinsiyetini belli etmişti. “Gurur ve Önyargı” isimli romanına da “Akıl ve Tutku’nun yazarından” şeklinde imza attı. 1814 yılında basılan “Mansfield Park” ise Jane Austen imzasıyla ortaya çıktığı ilk kitabı oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Jane Austen, kaleme aldığı romanlardan kiminin basımını göremedi. “Northanger Manastırı”, “İkna”, “Watson Ailesi” isimli kitapları yazarın ölümünden sonra yayımlanabildi. “Sağduyu ve Duyarlılık” ile 1816 yılında üç cilt halinde basılan “Emma” ise yazar hayatta iken yayımlanan kitaplar arasındaydı. 12 bölümünü yazdığı fakat tamamlayamadığı “Sanditon” isimli kitabı ise ölümünden 200 yıl sonra senaristlerce tamamlanacak ve Sanditon isimli televizyon dizisine uyarlanacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tüm romanlarında kadınları ana karakter yapan Jane Austen, kendisi evlenmemiş olsa da bu karakterlerin hikâyelerini illa ki mutlu bir evlilikle sonlandırmıştı. En ünlü kitaplarından olan “Gurur ve Önyargı”nın ana karakteri Elizabeth Bennet ve kız kardeşinin, Jane Austen ve kendisi gibi hiç evlenmeyen kız kardeşi Casandra’dan önemli izler taşıdığı bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sağlık sorunları nedeniyle 1817 yılında Winchester’a taşınan yazar aynı yıl hayatını kaybetmiştir. Winchester Katedrali’ne defnedilen Jane Austen, yıllar içinde daha da popülerleşmiş, kendisi dünyanın en ünlü kadın yazarları, romanları ise dünya klasikleri arasında yerini almıştır. Ailesiyle birlikte yaşadığı, erkek kardeşinin Chawton’daki evi günümüzde yazardan büyük izler taşıyan müze ev olarak ziyarete açık durumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Jane Austen’ın yapıtları defalarca beyaz perdeye ve televizyon ekranına uyarlandı. En çok ilgi gören eseri daha çok “Aşk ve Gurur” adıyla bilinen Gurur ve Önyargı oldu, farklı oyuncularla hem sinemada hem dizilerde temel olarak alındı. Yine “Emma” ve “İkna” isimli kitapları da sinemaya uyarlanan Jane Austen eserleriydi. Başrolünde Emma Thompson’un oynadığı “Sağduyu ve Duyarlılık” kitabından uyarlanan film ise 1995 yılında En İyi Uyarlama Senaryo Oscar Ödülü’nü kazanmıştı.

  • FELSEFE İLE İLGİLENENLER İÇİN 10 TEMEL TERİM

    Felsefe; varoluş, bilgi, etik ve evrenle ilgili temel soruları ele alan bir düşünce disiplinidir. Pek çok kişi için felsefeye adım atmak, karmaşık kavramlar ve terimler nedeniyle zorlayıcı görünebilir. Ancak bu alanın temel terimlerini öğrenmek, felsefenin sunduğu düşünsel zenginlikleri daha iyi kavramaya yardımcı olacaktır. Felsefeye yeni başlayanlar için hazırladığımız bu liste, felsefi düşüncenin temel taşlarını oluşturan 10 önemli kavramı anlamanızı sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • Barış Manço’dan Fark Yaratan Şarkılar

    Barış Manço’dan Fark Yaratan Şarkılar

    1999 yılında kaybettiğimiz sanatçı Barış Manço’nun 200’ün üzerinde bestesi var… Duyduğumuz an yüreğimize ve hatıralarımıza değen yüzlerce şarkı var söylediği… Ali Yazar Veli Bozar, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Dağlar Dağlar, Kol Düğmeleri, Küheylan, Unutamadım, Halhal, Halil İbrahim Sofrası, Kul Ahmet’in Ceketi; ve bakın daha neler neler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”GÜLPEMBE” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İŞTE HENDEK İŞTE DEVE” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”AYNALI KEMER” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”ANLIYORSUN DEĞİL Mİ?” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”DÖNENCE” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”NANE LİMON KABUĞU” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”CAN BEDENDEN ÇIKMAYINCA” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”DOMATES BİBER PATLICAN” title_font_size=”13″]
  • MISIR HİYEROGLİFLERİNİ DEŞİFRE EDEN GİZEMLİ TAŞ

    1798’de Mısır’ın kuzeyindeki Reşid kentinde tesadüfen bulunan bir taş, Antik Mısır medeniyetinin kullandığı hiyeroglif dilini çözmemizi sağladı. Bulunduğu kentin ismini alan Rosetta ya da Reşid Taşı, binlerce yıldır gizemini koruyan Firavunlar ve Antik Mısırlılar hakkında muazzam bilgilerin de kapısını araladı. Rosetta Taşı’nın ilginç hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnsan, hayvan ve nesnelerin resimleri ile oluşturulan hiyeroglif, Yunanca bir kelimedir ve “kutsal oyma” anlamına gelir. 5 bin yıl önce kullanılmaya başlanan bu yazı dili, M.S. 4. yüzyıla kadar da aktif olarak kullanılmıştır. Hiyeroglif dilinde kelimeler arası boşluk bırakılmaz ve noktalama kullanılmaz. Sağdan sola yazılabildiği gibi soldan sağa da yazılabilir hem yatay hem dikey olabilir. Bu durum hiyerogliflerin okunmasını daha da zorlaştırırken, metinlerin deşifresi için Eski Mısır dilinin kurallarına hâkim olmayı zorunlu hâle getirir. Ancak artık yok olan bu dil, neredeyse iki bin senedir kullanılmamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Binlerce yıldır gizemini koruyan Mısır hiyerogliflerinin okunabilmesi ancak 18. yüzyılda gerçekleşir. Gizem perdesini aralayan olaylar zinciri Fransız komutan Napolyon’un Mısır seferi sırasında ordu mühendisi Pierre-François Bouchard’nın kale inşa ederken tesadüfen siyah ve büyük bir taş bulmasıyla başlar. Granit ya da siyah bazalttan yapılan bu taş; 760 kg ağırlık, 114 cm uzunluk, 72 cm genişlik, 28 cm kalınlığa sahiptir. Taşın gizemini çözmek için bölgeye arkeologlar getirilse de hem taş hem de taşın üzerinde yazan metnin ne olduğu anlaşılamaz. Taşın gizemi Kahire’deki Mısır Araştırma Enstitüsüne taşındıktan sonra önemli bir dil bilimci sayesinde çözülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    2000 yaşındaki Rosetta Taşı’nda üç farklı dile ait metinler vardır. Mısır hiyeroglif yazısı, Mısır halkının kullandığı yerel bir dil olan demotik yazısı ve eski Yunancanın yazılı olduğu taş; ancak bu taş bulunduğunda bir kısmı kırıktır. Taştaki metinlerin 14 satırı hiyeroglif, 32 satır demotik, 53 satırı da Antik Yunanca yazılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rosetta Taşı’nın üzerindeki metinleri Antik Mısır biliminin babası olarak anılan Fransız dil bilimci Jean-François Champollion çözer. Champollion, P’nin hiyeroglif yazısında bir kareyle simgelendiğini fark etmiş; L yerine yerde yatan bir aslanın, A harfi yerine de bir kartalın olduğunu anladıktan sonra binlerce yıldır gizemini koruyan Mısır hiyeroglifleri okuyarak önemli bir keşfe imza atmıştır. Rosetta Taşı aslında M.Ö. 196’da Firavun V. Ptolemaios’in taç giyme töreni için işlenmiş bir fermandır. Firavunun onuruna yazılmış mesajda hükümdarın Mısırlı insanlar ve rahipler için yaptığı tüm iyi şeyler anlatılmış; firavunun talimatıyla borçların affedildiği de tutukluların serbest bırakıldığı da bu taşa işlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Rosetta Taşı, kaybolmuş daha büyük bir dikili taşın sadece bir parçasıdır. Birkaç parça eksik olduğundan üzerine yazılmış metinlerin hiçbiri eksiksiz değildir. Fransızlar tarafından bulunmasına rağmen taş, İngilizlerin eline geçmiş ve 1802’de Britanya Müzesine getirilmiştir. Mısır hükümeti, tarihlerine ışık tutan, atalarından miras Rosetta Taşı’nın iadesi için halen diplomatik mücadeleyi sürdürmektedir.

  • Duayen Oyuncu Münir Özkul’un Girdiği Karakterler

    Duayen Oyuncu Münir Özkul’un Girdiği Karakterler

    “Duayen oyuncu” söylemi şüphesiz ki Münir Özkul gibi yıldızları tanıyıp gördükten sonra üretilmişti. O, oyunculuğa meddahlıktan başlamış, büyük tiyatro eserlerinin tozunu sahnede attırmış, beyaz perdeye ise sadece yıldızını parlatmak kalmıştı. 2018 yılında kaybettiğimiz 1925 doğumlu sanatçının sinemada canlandırdığı unutulmaz karakterler listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam

    Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı Hababam Sınıfı, A’dan Z’ye her yönüyle unutulmazlar arasına giren filmlerden. Peki, bir an için Mahmut Hoca karakterini Münir Özkul’un canlandırmadığını düşünün… Düşünmek bile istemediniz öyle değil mi?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    tarık akan, şener şen, ayşen gruda

    İki ailenin birleşerek birbirine kenetlenmiş tek bir aile kurduğu film Bizim Aile. Biliyorsunuz aslında siz, biz, hepimiz o ailenin fertleriydik. Ve Münir Özkul’un canlandırdığı anlayışlı, fedakâr haliyle Yaşar Usta ne güzel bir babaydı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    metin akpınar, yeşilçam

    Şeker Kamil, Yakışıklı, Mıstık, Kaymakam Cafer, Süleyman… Her biri pırıl pırıl yüreğe sahip insanlardı ve o gazino sahibi güzel insanların gururuyla oynamayacaktı. Mavi Boncuk filminde her birine kol kanat geren kişi ise Münir Özkul’un canlandırdığı Yaşar Baba’ydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam

    Türk Sineması’nın en iyi komedi filmlerinden Gırgıriye serisi bir dönem her birimizin hayatına mutlaka neşe katmıştır. Sanatçımız bu filmde, sudan sebeplerle kavga edip kapı gıcırtısında oynayan bir mahallenin neşeli sakinlerinden namı diğer Sabayat’ın kocası Emin’di.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    adile naşit, yeşilçam

    Türk Sineması’nda sıklıkla baba karakterini canlandırmıştır Münir Özkul. Bunlardan biri de Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan’ın başrolleri paylaştığı Sev Kardeşim’di. Filmdeki Mesut Baba, kızı Alev’le Ferit’in aşkına destek olan, elinden gelen fedakarlığı yapan çok sevecen, çok sevilesi bir babaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Oh Olsun, Füsun Önal’ın seslendirdiği şarkısıyla hafızalara yerleşmiş romantik komedilerden biri. Filmde fabrikatör Fehmi Haznedar’ın üç oğlundan Ferit aynı fabrikada ustabaşı olan onurlu ve sevgi dolu Burhan Usta’nın kızına âşık olur ve tahmin ettiğiniz gibi Burhan Usta Münir Özkul’dur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    adile naşit, şener şen, yeşilçam

    Turşu, en iyi sirkeyle mi olur limonla mı? Boşandığı karısıyla bu önemli konunun kavgasını veren ne var ki çocuklarının baskısıyla bir araya gelmeyi kabul eden, hafiften huysuz ama bir o kadar da fedakâr Kazım Bey Neşeli Günler filminde Münir Özkul’un canlandırdığı unutulmaz karakterlerden biriydi.

  • SATRANÇ TUTKUNLARI İÇİN 7 FİLM TAVSİYESİ

    Beyinsel aktiviteleri geliştirmesi açısından en çok tavsiye edilen oyunların başında gelen satrancın dünyaca ünlü oyuncuları ve bu oyuncuların oynadığı efsane maçlar zihnimize kazınmış durumda. Yapay zekânın gelişimini bile satranç oyunlarından ölçtüğümüzü düşünürsek, bu zorlu zihin oyunu için sinema filmlerinin çekilmesi çok da şaşırtıcı olmasa gerek. Listemizde çoğu gerçek hikâyeye dayanan satranç temalı filmleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ünlü Rus yazar Vladimir Nabokov’un üçüncü romanından sinemaya uyarlanan Lujin Savunması, çocukluk dönemindeki sorunları satranç sayesinde atlatan Aleksandr İvanoviç Lujin’in hayatını anlatıyor. Okulda çirkin ve içe kapanık olduğu için sürekli alay konusu haline gelen Lujin’in anne ve babasından daha yakın olduğu teyzesinin ona satranç öğretmesiyle hayatı değişir. Zamanla iyi bir satranç oyuncusu haline gelen Lujin, dünyanın en önemli oyuncuları ile maçlar yapar, ünü hızla ülkesinin sınırlarını aşar. 1920’lerde geçen filmde kahramanımız hayatının en zorlu maçlarından biri için İtalya’ya gider. Kazananın dünya şampiyonu olacağı maçta kahramanımızın zihni bulanıklaşır ve karmaşık bir dizi olay peşi sıra gelir. 2000 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Hollandalı yazar ve yönetmen Marleen Gorris oturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    New York’un fakir bir mahallesi olan Bronx’ta geçen bu dram filmi, derslerle alakası olmayan ilkokul öğrencilerinin okula yeni atanan öğretmenleri sayesinde tutkulu satranç oyuncularına dönüşmesini konu alıyor. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan 2005 yapımı filmde, öğretmen David MacEnulty’nin derslerinde başarılı olamayan öğrencilerine “Satrançta kazanırsan kimse sana aptal diyemez!” sözü etkili oluyor ve bu azimli çocuklar yeni öğrendikleri satrançtan bir okul takımı kurarak bölgenin önemli maçlarını bir bir kazanmaya başlıyor. Sevginin ve emeğin sonuçsuz kalmayacağını anlatan filmin yönetmeni Amerikalı Allen Hughes.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bilgisayar Satrancı, Andrew Bujalski tarafından yazılan ve yönetilen gerilim ve komedi unsurlarıyla bezeli 2013 yapımı belgesel tadında bir film. Film, internet ve bilgisayarların ilk ortaya çıkmaya başladığı 1980’lerde geçiyor. Dünyanın en iyi satranç oyuncuları arasında yer alan Peter Bishton’u yenmek için bir bilgisayarı programlamaya çalışan bir grup bilgisayar dehâsının maceraları anlatılıyor. Satranç tarihi hakkında yeni bilgiler öğrenmek isteyenlerin listesinde olması gereken bir film olan Bilgisayar Satrancı, bilgisayar ile mücadele etmek zorunda kalan Peter Bishton’un, yapay zekâ ile mücadelesini ve deha mühendislerin bilgisayara satranç oynamayı öğretmeye çalışırken karşılaştıkları sorunlara odaklanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gerçek olaylardan uyarlanan 2014 yapımı filmde yenilmez Rus şampiyon Boris Spassky ile Amerikalı genç ve yetenekli satranç oyuncusu Bobby Fischer’ın haftalar süren efsanevi maçı konu ediliyor. “Asrın Maçı” olarak tarihe geçen bu satranç mücadelesi 1972’de geçiyor. Amerikan yapımı filmde, ülkenin satranç dehası Fischer’ın maçtan hemen önce düşüncelerinin giderek paranoyaklaşması üzerine kendisine komplo kurulacağı yanılsamasına düşmesi anlatılıyor. Soğuk Savaş döneminde geçen filmin yönetmeni Edward Zwick, yıllarca satranç turnuvalarını kazanan Rusya’ya karşı Amerikalıların kazanma iştahını ve bu isteğin Amerikalı oyuncuda yaşattığı psikolojik baskıyı dramatik bir şekilde beyaz perdeye yansıtıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Satranç ile yakından ilgilenen herkes efsanevi oyuncu Sven Magnus Øen Carlsen’i bilir. Beş kez Dünya Satranç Şampiyonu olan Norveçli satranç ustası Carlsen’in dünya şampiyonu olmadan önce ve sonrasında yaşadıklarını konu alan 2016 Norveç yapımı belgesel filmi “Magnus”, önemli maçlardan heyecan verici görüntüler içeriyor. 13 yaşında profesyonel olan, 22 yaşında satrançta dünya şampiyonluğunu kazanan Magnus’un hayatını anlatan filmin yönetmeni Benjamin Ree. Ree, Magnus’un henüz 13 yaşındayken Kasparov’la yaptığı dillere destan maçını da sinematik evrende heyecan verici bir şekilde izleyicilere aktarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2016 yapımı Katwe Kraliçesi’nde, Ugandalı fakir bir kız olan 10 yaşındaki Phiona’nın satrancı keşfetmesiyle değişen hayatı anlatılıyor. Aslında bu film, şampiyon satranç oyuncusu Phiona Mutesi’nin gerçek hayat hikâyesinden uyarlanmış. Günlerini ailesine yardımcı olmak için mısır satarak ve küçük erkek kardeşine bakıcılık yaparak geçiren Phiona’nın tüm hayatı, Ugandalı satranç koçu Robert Katende ile tesadüfen tanışmasıyla değişiyor. Koçtan satrancın tüm inceliklerini öğrenip yeni tutkusu için çok çalışan Phiona, zamanla Katwe köyünün en büyük satranç oyuncusu oluyor. Yerel turnuvaları kazandıktan sonra uluslararası düzeyde satranç oynamaya başlayan Phiona’nın tüm zorluklara rağmen başarıya ulaşan hikâyesini Mira Nair yönetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2017 yapımı kurmaca bir hikâyeye dayalı Satranç Oyuncusu, Diego Padilla adlı yetenekli bir satranç oyuncusunun ülkesinde 1934’te gerçekleşen maçı kazanarak İspanya Satranç Şampiyonu olmasını ve bu sayede tanıştığı Fransız gazeteci Marianne Latour ile yaşadığı fırtınalı aşkı konu alıyor. Ancak filmde İspanya’da başlayan iç savaş ve ardından gelen II. Dünya Savaşı ile bambaşka bir hayatın kapılarını açan Padilla’nın altüst olmaya gebe hayatı dramatik bir şekilde anlatılıyor. İspanyol yazar Julio Castedo’nun kitabından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda ise Luis Oliveros oturuyor.

  • FRANSA’NIN DEMİR SİMGESİ: EYFEL KULESİ

    İngiltere’den Japonya’ya dünyanın birçok yerinde taklitleri inşa edilen, her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği, evlilik tekliflerinin hayallerdeki adresi Eyfel Kulesi’nin, Fransa halkı tarafından önce reddedilip sonra benimsendiğini biliyor muydunuz? Paris’in her yerinden görülebilen bu devasa yapıyı, gelin biz de yakından inceleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kulenin mimarı Eiffel değildi” title_font_size=”13″]

    Eyfel Kulesi’nin adı, onu inşa eden Fransız mühendis ve mimar Gustave Eiffel’in soyadından, daha doğrusu firmasından gelmektedir. Eiffel şirketinin iki ana mühendisi, Émile Nouguier ve Maurice Koechlin, Eiffel’i tasarladıktan sonra, kamuoyu için daha kabul edilebilir kılmak için mimar Stephen Sauvestre’den projeyi şekillendirmesini istediler. Fransız İhtilali’nin 100. yılı şerefine, yani 1889 yılında gerçekleşecek fuar için sipariş edilen kulenin inşası, 3.000 işçi tarafından yapılmıştır. İşçiler, 18.038 adet demir parçayı, 2,5 milyon perçin ile birleştirmiş ve 2 yıl 2 ay gibi kısa bir sürede yapıyı tamamlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Utanç abidesi olarak görüldü” title_font_size=”13″]

    İnşa edildiği dönemde Eyfel, demir bir fabrika bacasına benzetilerek, Paris’in bütün estetiğini bozduğu ileri sürülmüştü. Sanatçılar, sokaklarda bildiriler dağıtıp imza toplayarak Eyfel’in sökülmesini talep etmişlerdi. Zaten Gustave Eiffel de 20 yıllığına izin almıştı ve süre dolduğunda kule sökülecekti. Ne var ki 20 yıl dolduğunda yüksekliği nedeniyle radyo vericisi olarak kullanılması uygun görüldü ve ayakta kalmayı başardı. O dönemler eleştirilere maruz kalsa da insanlar akın akın ziyaret etmekten geri durmadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kızıl kahveden bronz renge dönüştü” title_font_size=”13″]

    İnşa edildiği zaman kırmızımsı bir kahve renginde olan kule, zaman içinde sarımtırak kahveye, kestane kahvesine ve en son da bronz rengine dönüştürülmüş. En açık renk en tepede, koyusu alt tarafta kullanılmak üzere üç tonda boyanmakta. Boyama işlemi, her 7 yılda bir tekrarlanan dev bir organizasyona karşılık geliyor. 25 kadar işçi, yaklaşık 15 ayda, 60 ton boya kullanarak Eyfel Kulesi’ni adeta yeniliyor. 27 metrelik vericiyi saymaz isek yaklaşık 300 metre yüksekliğindeki kulenin dört ayağı, birbirinden 130 metre uzaklıkta yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üç manzara platformu ziyarete açık” title_font_size=”13″]

    Üç ayrı noktadan, üç asansörle ancak ilk iki platforma çıkılabilirken, üçüncü platforma çıkmak için ikincisinde inilmekte ve başka bir asansöre aktarma yapılmaktadır. İlk iki kata merdivenle de çıkılabilir, fakat üçüncü kata ancak asansörle çıkılabilmektedir. 57 metre, 115 metre ve 276 metre yükseklikte bulunan üç platformun özellikle iki ve üçüncü katından şehir manzarası izlenebilir. Kule hakkında bilgi alabileceği bir sergi görmek veya hediyelik eşya almak isteyenler ilk platformda, şık bir restoranda yemek arzu edenler ikinci platformda, üstü kapalı veya açık biçimde Paris’i zirveden seyretmek isteyenler üçüncü katta mola vermeyi tercih etmelidir.

  • SAHNELERİN EN PARLAK YILDIZI

    Türk sinema ve tiyatrosunun duayen ismi Yıldız Kenter hem sahne performansı ile hem de yurt dışındaki önemli kurumlardan aldığı oyunculuk eğitimini genç kuşaklara aktarması ile ülkemize hizmet etmiş önemli bir isim. Yıllarca sahnelediği “Ben Anadolu” oyunuyla devleşen, Kemal Sunal gibi önemli oyuncuları sahnelere kazandıran Kent Tiyatrosunun kurucusu olan emektar oyuncuyu aramızdan ayrılışının üçüncü yılında özlemle anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    11 Ekim 1928’de Çamlıca’da dünyaya gelen Ayşe Yıldız Kenter’in annesi İngiliz asıllı Nadide Kenter, babası ise Meclis-i Âyan üyesi Mehmet Galip Bey’dir. Annesinin asıl ismi Olga Cynthia olsa da Türk vatandaşlığına geçtikten sonra Nadide ismini almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çamlıca’daki bir köşkte varlıklı bir ailenin üyesi olarak hayata gözlerini açan Kenter’in babasının işlerinin bozulması sebebiyle çocukluk yılları Şişli’deki kiralık bir apartman dairesinde geçmiştir. Usta oyuncu Müşfik Kenter’in ablası da olan Yıldız Kenter, kardeşinin doğumundan bir sene sonra henüz beş yaşındayken, ailesi ile beraber oyunculuk kariyerinin başlayacağı Ankara’ya taşınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İçe kapanık bir çocukluk geçiren Kenter, babasının teşvikiyle Ankara Devlet Konservatuvarında eğitim almış ve yeteneği daha genç yaşında dikkat çekmiştir. İlerleyen yıllarda Türk tiyatrosunun adını duyuran oyuncularından biri olacak Kenter, konservatuar eğitimini sınıf atlayarak tamamlamıştır. On bir sene mezun olduğu kurumda çalışan Kenter, Rockefeller bursu kazanarak yurt dışında da oyunculuk eğitimi almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Aldığı burs ile “Amerikan Theatre Wing”, “Neighbourhood Play House” ve “Actor’s Studio”da oyunculuk üzerine yeni teknikler öğrenen Kenter, mezun olduğu okula eğitmen olarak geri dönmüş ancak 1959’da Devlet Tiyatrosundaki görevinden kendi isteği ile ayrılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Muhsin Ertuğrul ile çalışmaya başlayan Yıldız Kenter, bir sene sonra kendisi gibi oyuncu olan kardeşi Müşfik Kenter ve sonradan eşi olacak Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları topluluğunu kurmuştur. Kendini sürekli geliştirmek isteyen Kenter, yeni metotlar öğrenmek için dönem dönem ABD ve Birleşik Krallık’ta oyunculuk üzerine çalışmalar gerçekleştirmiştir. 1962’de gönül verdiği tiyatroya katkılarından dolayı “Yılın Kadını” seçilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sinema filmlerindeki performansı ile üç kez “Altın Portakal” ödülü kazanan efsane oyuncu, 100’ün üzerinde tiyatro oyununda yer almıştır. Çehov, Shakespeare, Arthur Miller, Sergey Kokovkin gibi uluslararası yazarların yanı sıra Adalet Ağaoğlu, Melih Cevdet Anday, Muzaffer İzgü, Necati Cumalı gibi birçok Türk yazarın oyunlarını da sahnelemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sadece ulusal değil, uluslararası birçok sinema ve tiyatro festivalinden de önemli ödüller kazanan Kenter, 91 seneye sığdırdığı hayatının 37 senesini sahne eğitmenliği yaparak geçirmiştir. Yıldız Kenter’in sanat ve oyunculuk aşkıyla geçen ömründe Türk tiyatrosuna kazandırdığı birçok genç oyuncu, Kenter Tiyatrosu ve sahnelerde sergilediği performansları unutulmayacaklar arasında yerini almıştır.