Kategori: Kültür/Sanat

  • 8 Maddede Kariye Müzesi

    8 Maddede Kariye Müzesi

    Yapımı Ayasofya ile aynı yüzyıla rastlayan Kariye Müzesinin Ayasofya kadar tanınır olmadığını söylersek yanılmış olmayız. Oysa Edirnekapı’daki müze devasa bir sanat eseri ve tarihi değer olarak her gün ziyaretçilerini bekliyor. Biz de listemizde yer vererek tanıtmak, zaten bilenlere de hatırlatmak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarihinde defalarca yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş olan Kariye Müzesinin ilk kez 6. yüzyılda yıkılan bir şapelin yerine inşa edildiği, günümüze ulaşan halinin ise aristokrat bir ailenin oğlu olan Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyıl başlarında yapıldığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İç narteksteki mozaikte, elinde temsilen tuttuğu Kariye maketini mimari bir bağış olarak İsa Peygamber’e sunan Metokhites görülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yapıldığı dönemde şehrin surlarının dışında kaldığı için yapının adına “Khora” denmiş; kırsal alan, kent dışı anlamına geliyor. Grekçe bir kelime.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Khora Kilisesi İstanbul’un fethinin ardından Sadrazam Hadım Ali Paşa tarafından bir minare ve mihrap eklenerek camiye dönüştürülüyor, 1945 yılına gelindiğinde ise Kariye Camii müze olarak hizmet vermeye başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kariye’nin dış görüntüsü kubbeleri, tuğla duvarları, nişli pencereleri ile alabildiğine sade ama bir o kadar da estetik bulunurken, iç kısmındaki mozaik ve fresk uygulamalarının Bizans sanatında çığır açan eserler olduğu ifade ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kariye Müzesinin tavanı ve duvarları, Hazreti Meryem ve Hazreti İsa’nın hayat hikâyelerinin detaylarıyla tasvir edildiği ve hala canlılığını koruyan mozaiklerle kaplı. Türkiye’de içinde en fazla mozaik bulunan Bizans eseri de yine bu yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kariye’nin mozaikler ve freskler kadar dikkat çeken başka bir sanatsal tarafı da iç yapısındaki mermer işçiliğidir. Başta Marmara mermeri olmak üzere, Eğriboz Adası, Afyon ve Kuzey Afrika’dan getirilen mermerler kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İkonografinin sadece ülkemizde değil dünyada sayılı örneklerinden birini veren Kariye Müzesini ziyaret ederken bir rehber ya da yardımcı kitap eşliğinde gezmenizi özellikle öneriyoruz.

  • Şehir Adıyla Duruma Tercüman Olan 7 Deyim

    Şehir Adıyla Duruma Tercüman Olan 7 Deyim

    Bu liste için onlarcasını gözden geçirirken, yaşadığımız coğrafyanın deyim/atasözü üretimi konusunda ne kadar verimli ve yaratıcı olduğunu düşünüyorduk. Şehir isimleri ile kurgulanmış 7 deyimi sözlükteki karşılıklarıyla sayfamıza taşıyor ve insanımızın yaratıcılığını gözler önüne seriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşığa Bağdat sorulmaz.” title_font_size=”13″]

    Bir şeye çok istekli olan kimsenin, o şeyi elde etmedeki zorlukları hiçe saydığını anlatan bir söz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gez dünyayı gör Konya’yı.” title_font_size=”13″]
    deyim, atasözü

    Dünyayı gezmiş olsa bile Konya’yı görmemiş bir kişinin eksik kalacağını anlatan söz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Herkes gider Mersin’e ben giderim tersine.” title_font_size=”13″]

    Bir işin göz göre göre ters yapıldığını, yolunda yapılmadığını anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amasya’nın bir dağı, biri olmazsa bir dağı.” title_font_size=”13″]

    Amasya’da çevrede bulunan dağların çokluğunu anlatmak için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aydın çukuru, altın çukuru.” title_font_size=”13″]

    Aydın ilinde arazinin çok değerli olduğunu vurgulamak için kullanılan bir sözdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aydın yaylası, incir deryası.” title_font_size=”13″]
    deyim, atasözü

    Aydın ilinde çok ve güzel incir yetiştiğini vurgulamak için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Erzurum’un soğuğu “gelin beni Gerede’de bulun.” demiş.” title_font_size=”13″]
    deyim, atasözü

    Türkiye’nin en soğuk illerinden biri Erzurum olmakla beraber, Gerede’nin de Erzurum kadar soğuk olduğunu belirtmek için kullanılan söz.

  • Dünyayı Sallayan Kral

    Dünyayı Sallayan Kral

    Herhangi bir ülkenin ya da bir coğrafyanın kralı olmuş yüzlerce insan gelip geçmiştir yeryüzünden ama bütün dünyanın kralı olabilmiş çok az kişi vardır. O kişilerden biri de, Kuzey Kutbu’ndan Güney Kutbu’na tüm dünyayı Rock’n Roll ile sallamış, krallığının tescili geçen zaman tarafından yapılmış Elvis Presley’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kamyon şoförü babası tarafından inşa edilmiş iki odalı evde büyüyen bir kraldı Elvis… Ailesiyle birlikte o evin yakınındaki kiliseye gidip gelirken dinlediği ilahilerden etkilenmiş ve duyduğu bu ilgi ona Rock’n Roll dünyasına uzanacak yolun kapısını aralamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Müzik firmalarıyla görüşmelere başladığında sadece 18 yaşındaydı. Elvis Presley’nin en büyük şansı sesiydi ve müzik piyasasına girmekte de zirveye doğru ilerlemekte de hiç sıkıntı çekmedi. Bu dünyaya ilk girdiği yıllarda dahi listelerde haftalarca kaldı ve zaten sonra da hep zirveye oynadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Elvis Presley demek biraz da yüksek bel pantolonlar, dik yakalı işlemeli ceketler, kalın taşlı kemerler demekti. Yaşadığı yıllardan milenyuma kadar kaybolmayan bu tarz, kostümlerini tasarlayan Lansky Kardeşler sayesinde gerçekleşmişti. Hepsinin ötesinde siz Elvis’in saçlarını boyadığını ve aslında sarışın olduğunu biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1950’li yılların başında dünyayı Rock’n Roll şarkılarıyla buluşturan Elvis, hayatını kaybettiği 1977 yılına kadar sadece şarkılarıyla değil dansıyla da gündemi salladı. Nasıl mı? Twist şarkısını dinlemeniz yeterli… Rock-a-hula, rock-rock-a-hula, Rock-a-hula, rock-rock-a-hula… 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Elvis Presley’yi tanımıyor ve tanışmak istiyorsanız dinlemeniz gereken birkaç şarkı adı daha vermemiz gerekir… I Want You, I Need You, I Love You… Heartbreak Hotel… Can’t Help Falling in Love… Stuck On You… Love Me Tender… Ve tabii ki Jailhouse Rock dinlemeniz kendisini anlamanıza yetecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı film yapımcısı Hal Wallis şöyle demişti: “Hollywood’a yakışan bir şey varsa o da bir Presley filmidir.“ 33 filmi bulunan Kral ilk kez Love Me Tender filmiyle kamera karşısına geçmişti ve son filmi 1972 yapımlı konser filmi Elvis On Tour’du.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    elvis presley museum

    Elvis Presley’nin sesi, şarkıları, dansı, tarzı insanları öylesine büyülemişti ki öldüğünde hayranları kabullenmek istemedi. Günümüzde dahi sanatçının ıssız bir adada inzivaya çekildiğine inanmakta ısrar edenler bulunuyor. Müzeye dönüştürülen Graceland’daki evi ise her gün yüzlerce ziyaretçi ağırlıyor.

  • TARİHİN SU ALTINDAKİ İZLERİ: ÜNLÜ GEMİ BATIKLARI

    Denizlerin derinliklerinde yatan gemi batıkları, geçmişin sessiz tanıklarıdır. Bu batıklar, denizlerde yaşanan maceraların, keşiflerin ve savaşların izlerini taşır. Her biri, tarihin tozlu sayfalarından fırlamış birer hatıra gibi, geçmişe ilgi duyanlar ve dalgıçlar için büyüleyici keşif noktalarıdır. Yazımızda, Karayipler’den Kızıldeniz’e, Çanakkale’den Sri Lanka’ya kadar uzanan sularda, farklı dönemlerde batmış ünlü gemilerin hikâyelerine yolculuk edeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Titanik, Kuzey Atlantik Okyanusu” title_font_size=”13″]

    15 Nisan 1912’de, İngiltere’den Amerika’ya gerçekleştireceği ilk seferinde bir buz dağına çarparak batan Titanik, tarihin en büyük deniz felaketlerinden biri olarak kabul edilir. Bu trajedi, modern denizcilik güvenlik standartlarının şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Titanik’in enkazı, 1985 yılında Atlantik Okyanusu’nun derinliklerinde keşfedilmiş, batıkla ilgili araştırmalar yıllar boyunca devam etmiştir. 1500’den fazla insanın yaşamını yitirdiği bu olay, modern çağın en unutulmaz gemi kazalarından biri olarak hafızalara kazınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”USAT Liberty, Bali” title_font_size=”13″]

    USAT Liberty, II. Dünya Savaşı sırasında bir Japon denizaltısı tarafından torpido ile vurulan Amerikan kargo gemilerinden biriydi. 11 Ocak 1942’de saldırıya uğradıktan sonra, Bali’deki Tulamben kıyısına çekildi ve burada karaya oturtuldu. Ancak 1963 yılında, Agung Dağı’nın patlaması sonucu meydana gelen sarsıntılar nedeniyle yeniden denize kayarak 30 metre derinlikte su altında kaldı. Günümüzde, zengin deniz yaşamı ve renkli mercanlarla kaplı bu batık, Bali’nin en popüler dalış noktalarından biri olarak keşif meraklılarını cezbetmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zenobia, Akdeniz” title_font_size=”13″]

    İsveç yapımı bir RO-RO feribotu olan Zenobia, 1980 yılında Kıbrıs açıklarında, Larnaka Limanı yakınlarında battı. 7 Haziran 1980’de, ilk seferi sırasında denge sorunları yaşayan feribot, taşıdığı 40 milyon sterlin değerindeki kamyon ve kargo ile birlikte yan yatarak sulara gömüldü. Yaklaşık 42 metre derinlikte bulunan, 178 metre uzunluğundaki batık; günümüzde dalış meraklıları için Akdeniz’in en popüler su altı keşif noktalarından biri hâline gelmiştir. Batığın çevresi, çeşitli deniz canlıları ve renkli mercanlarla kaplı olup dalış deneyimini benzersiz kılmaktadır. Zenobia, Akdeniz’in en büyük ve en iyi korunmuş batıklarından biri olarak kabul edilir ve “Akdeniz’in Titanik’i” olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yongala, Avustralya” title_font_size=”13″]

    Yongala, 1911 yılında Avustralya kıyılarında, Sidney’den Cairns’e seyahat ederken şiddetli bir kasırga nedeniyle batan ünlü bir yolcu gemisidir. Bu felakette, gemide bulunan 122 kişi hayatını kaybetmiştir. Büyük Bariyer Resifi’ndeki batık, 30 metre derinlikte yer almaktadır. 109 metre uzunluğundaki gemi, günümüzde Avustralya’nın en iyi dalış noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Zengin deniz yaşamı, rengârenk mercanlar ve tarihî kalıntılarla dalgıçlara benzersiz bir su altı deneyimi sunar. Batığın çevresinde vatozlar, kaplumbağalar ve köpek balıkları gibi birçok deniz canlısı gözlemlenebilir, bu da Yongala’yı dünyanın en etkileyici batıklarından biri hâline getirmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”HMS Hermes, Sri Lanka” title_font_size=”13″]

    İngiliz Kraliyet Donanması’nın ilk uçak gemisi olan HMS Hermes, II. Dünya Savaşı sırasında, Sri Lanka açıklarında Japon uçakları tarafından düzenlenen saldırı sonucu battı. 9 Nisan 1942’de gerçekleşen bu trajedide 307 mürettebat hayatını kaybetti. Trincomalee açıklarında, yaklaşık 53 metre derinlikte bulunan batık; zengin deniz yaşamı ve iyi korunmuş yapısıyla dikkat çekmektedir. Öyle ki, geminin güvertesinde hâlâ uçak kalıntılarına rastlamak mümkündür. Günümüzde HMS Hermes, yalnızca tarih meraklıları için değil, su altı keşif tutkunları için de eşsiz bir dalış noktası olarak öne çıkmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”SS Antilla, Karayipler” title_font_size=”13″]

    SS Antilla, 1940 yılında Karayipler’de, Aruba açıklarında batan bir Alman yük gemisidir. II. Dünya Savaşı sırasında, geminin düşman eline geçmemesi için Alman mürettebatı tarafından kasıtlı olarak batırılmıştır. Yaklaşık 18 metre derinlikte, mercanlarla kaplı hâlde bulunan SS Antilla, Karayipler’in en büyük batıklarından biri olarak kabul edilir. Geniş güvertesi ve açık yapısı, keşif meraklısı dalgıçlar için benzersiz bir su altı deneyimi sunar. Zamanla mercan resifleriyle bütünleşen batık, zengin deniz yaşamı ve atmosferik görüntüsüyle dalış tutkunlarının ilgisini çekmeye devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Giannis D, Mısır” title_font_size=”13″]

    Giannis D, 1983 yılında Mısır Kızıldeniz’de, Sha’ab Abu Nuhas Resifi’nde karaya oturarak batan bir Yunan yük gemisidir. Suudi Arabistan’dan Yemen’e kereste taşırken, kötü hava koşulları nedeniyle resife çarpmış ve ikiye bölünmüştür. Yaklaşık 27 metre derinlikte bulunan batık, özellikle iyi korunmuş köprüsü ve makine dairesiyle dalgıçlar için popüler bir keşif noktasıdır. Giannis D’nin açık yapısı, su altı araştırmalarını kolaylaştırırken; batığın çevresinde gelişen mercanlar ve deniz canlıları, dalış deneyimini daha da etkileyici hâle getirmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”HMS Majestic, Çanakkale” title_font_size=”13″]

    HMS Majestic, I. Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale Savaşı’nda batan İngiliz savaş gemilerinden biridir. 27 Mayıs 1915’te, Osmanlı torpido botu Muavenet-i Milliye tarafından batırılmıştır. Gelibolu Yarımadası açıklarında, yaklaşık 24 metre derinlikte bulunan batık hem tarihî hem de askerî önemi nedeniyle büyük ilgi görmektedir. Dalgıçlara geçmişin izlerini keşfetme fırsatı sunarken, batığın çevresinde gelişen zengin deniz yaşamı da dikkat çekmektedir. HMS Majestic, Çanakkale Savaşı’nın izlerini su altında görmek isteyen tarih ve dalış meraklıları için benzersiz bir keşif noktasıdır.

  • ŞAHMERAN KONULU KİTAPLAR

    Altı yılan üstü insan olan Şahmeran, birçok ülkenin ve kültürünün efsanelerinde bulunan akıllı ve iyi kalpli doğaüstü bir yaratıktır. Kimi ülke ve eserlerde “Şahmeran”, kimi ülkelerde ise “Şahmaran” olarak karşımıza çıkan bu efsane çok eskilere dayansa da popüler kültürde sıkça karşımıza çıkmaya devam ediyor ve nesiller boyunca ilgi gören kültürel bir öge olarak varlığını sürdürüyor. Birçok kitabın, filmin, tiyatro oyununun ve şarkının konusu olan iyi kalpli “yılan ana” Şahmeran, her derde deva olabilecek, her hastalığı iyileştirebilecek kudrete sahiptir ancak insanoğlunun hırsı, yerin yedi kat derinliklerinde yaşayan Şahmeran’ın hüzünlü sonunu getirir. Yazımızda Şahmeran efsanesinin konu olduğu edebi eserleri listeledik ki Yılanların Anası Şahmeran hakkında detaylı bilgi almak için daha önce hazırladığımız içeriğe linki tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu yazımız ise kitapseverler için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kadim bir ihanet öyküsünü modern bir çerçevede kaleme alan Türk edebiyatının güçlü ismi Tomris Uyar, ihaneti yaşadığı halde insanoğluna güvenmekten vazgeçmeyen Şahmeran’ın bir kez daha ihanetle sonuçlanan hikâyesini bu kez okuyucuların kendi hayal dünyası ve vicdanına bırakıyor. Açık uçlu bir sona sahip hikâyede okuyucular derin bir hesaplaşmayı kitabın karakterleri üzerinden yaşarken, insanoğlunun iyilik-kötülük, ölümsüzlük ve güven arayışlarının meydana getirdiği sonuçları bir vicdan hesaplaşmasına dönüştürmeyi ustalıkla beceriyor. Uyar’ın kaleme aldığı bu hikâye için, geleneksel metinleri modern okurun beğenisine göre yeniden kaleme almış dersek yanlış olmayacaktır. Öykünün kahramanı Camsap, ihanetinin sorumluluğunu yüklenmiş, masallarda yer almayan yeni bir suç- ceza- vicdan anlayışıyla davranmış, bir seçim yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çağdaş edebiyatın önemli yazarlarından olan Murathan Mungan, anlatıya dayalı Şahmeran hikâyesini “Cenk Hikâyeleri” kitabında “Şahmeran’ın Bacakları” isimli bölümde, Batı tarzı öykü yazımı ile okuyucularla buluşturuyor. Anlatım tarzıyla okuyucuyu iç yolculuğa çıkaran ve böylelikle efsaneden gerçek hayata geçiş kapısı açan Murathan Mungan, “Nedir Şahmeran hikâyesinin bağrında sakladığı zehir?” sorusuyla zihnin sınırlarını zorlayan varoluş sorunsalı ile okuyucuyu baş başa bırakıyor. Efsane, masal, mitoloji, halk hikâyesi unsurlarını eserlerinde sıklıkla kullanan Mungan, Şahmeran’ın Hikâyesi’nde de masal içinde masal anlatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Erhan Bener, Şahmeran Öyküsü kitabında Tebriz şehrindeki halkı ezen, zalim Kral Keyhusrev’den babasının intikamını almak isteyen Camsap’ın maceralarını sevgi, dostluk, ihanet, kötü kalpli insanlar ve devler ekseninde anlatıyor. Ünlü bir bilgin olan babasını zalimce öldüren kraldan hem babasının öcünü almak hem de halkı kralın zulmünden kurtarmak isteyen Camsap, babasının yazdığı kitapta resmini gördüğü Şahmeran’a âşık olmasıyla hikâye başlıyor. Şahmeran’ın aşkı ve intikam isteğiyle yollara düşen Camsap’ın başına gelenler hikâyenin ana konusunu oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şair ve belgesel anlatıların yazarı olarak tanınan Sennur Sezer, gerçek ve takma isimle özellikle Yeşilçam’a çok sayıda senaryo yazan, çeşitli ansiklopedi ve antolojilerin oluşturulmasında payı bulunan bir yazar. Sezer, “Şahmaran” kitabında yalın bir anlatım ile başı insan, gövdesi yılan olan Şahmaran’ın neden bir güzellik simgesi olarak yüceltildiğini okuyuculara soruyor ve ekliyor: İhanete uğrayan, soktu mu anında öldüren yılan; ihanet eden ise, insandır. Buna karşın halkın vicdanı kendi soyundan yana çıkmamış, binlerce yıl, ihanete uğrayan bir yılanı yüreğinde barındırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Şahmeran’ın Bildikleridir”, farklı bir öykü kitabı olarak yazarı Berkiz Berksoy’un yıllar boyunca ince işçilikle çalıştığı bir kitap. Anlatımı insanın yüreğine dokunan, bir anın fotoğrafını çekmeyi başaran, iç seslerle örülü; bazen naif bir akışa sahip bazen gerçeğin bedeli gibi soğuk, çarpıcı öykülerin toplamından oluşuyor ve Berksoy’un Şahmeran’ı; kadının, ayrılığın, özlemin, karşılaşmaların, kısacası hayatın görünmez izlerini sürenler için keyifli bir okumaya dönüşüyor.

  • 8 Madde ile Hıdırellez Gelenekleri

    8 Madde ile Hıdırellez Gelenekleri

    Her yıl 5-6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez, 2017 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alınmıştı. Baharın gelişi, doğanın canlanması ile hayatlarına bereket dolmasını uman insanlar, 5 Mayıs akşamından 6 Mayıs sabahına kadar süren Hıdırellez’i çeşitli etkinliklerle geçirirler. Listemizde Anadolu’nun farklı yerlerinde uygulanan birbirinden farklı gelenekleri karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hıdırellez zamanı Anadolu’da en çok uygulanan geleneklerden biridir, doğanın içinde yürüyüş yaparak bereket ve bolluk dilemek… Zaten özellikle açık, ağaçlık, yeşil alanlarda yapılan Hıdırellez kutlamaları bir bakıma doğayla buluşma ritüelidir. Baharın tazeliğini taşıyan çiçekleri ve otları toplamanın, hatta bunları kaynatarak suyu ile yıkanmanın etkisi ile aynı tazeliğin insan bedenine geçeceğine inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzük, kolye, küpe gibi kişisel eşyaların su dolu bir çömleğe atılması, “Kısmetim açılsın!” diyenlerin rağbet ettiği bir gelenektir. Çömleğin, Hıdırellez gecesi bir gül ağacının altına bırakılması ile devam eden uygulama, ertesi gün maniler eşliğinde eşyaların çıkarılması ile sonlanır. Türkmenlerde “mantıfar” olarak bilinen âdet, Denizli civarında “bahtiyar”, Balıkesir civarında “doğara yüzük atma”, İstanbul civarında “baht açma” diye bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mayasız yoğurt mayalamak! Bu gelenek de Hıdırellez’e özeldir. Kimi yörelerde ılık sütün içine tahta kaşık koyularak mayalama sağlanır, kimi bölgelerde de süte o gün sabah ezanından sonra bitkilerden toplanan çiy taneleri eklenir. Hıdırellez’in bir başka geleneği ise nar patlatmaktır. Yere atılarak patlatılan narın yıl boyu bereket getireceğine inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En çok uygulanan ve bilinen gelenek ise bir gül ağacının altına Hıdırellez akşamı kâğıda yazılı bir dilek bırakmaktır. Ertesi gün gidip dileklerin yazılı olduğu kâğıt alınmalı ve suya atılmalıdır. İnanışa göre kâğıdın suya karışıp gitmesi dileğin gerçekleşeceğine işarettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çoğunuzun belki de ilk kez duyacağı ama Anadolu’da pek çok yerde uygulanan bir gelenek de evde yaşayan herkes için toprağa fasulye ve nohut dikmektir. Her bir aile ferdi için yedi fasulye ve yedi nohut dikilir, kötülüklerden koruyacağına inanılan bu geleneğin Hıdırellez akşamı yapılması gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    orman evi

    Çoğu yörede Hıdırellez sabahında yapılan ilk etkinlik pencereleri ve kapıyı sonuna kadar açarak bereketi ve bolluğu eve davet etmektir. Ahırı olan ahırını, ağılı olan ağılını, kimi kilerini, sandığını, kimi yemek dolabını, kesesini, cüzdanını açar ki bereket dolsun içine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yine en bilinen âdetlerden biri ateş üstünden atlamaktır. Hastalıklara ve kötülüklere iyi geldiğine inanılarak yapılagelen bu uygulama Hıdırellez kutlamalarının en eğlenceli ve renkli dakikalarını oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Şimdiye kadar listelediğimiz gelenekler yapıldığı takdirde iyilik, güzellik getireceğine inanılan geleneklerdi. Bir de bu günlerde “yapılmaması” gerektiğine inanılan işler var. Örneğin, Hıdırellez’de ev temizliği yapılmaz, çamaşır yıkanmaz, genç kızlara iş yaptırılmaz. Bunlar da o günün herkes için bir nevi bayram tadında geçmesi içindir aslında…

  • Ele Güne Karşı MFÖ

    Ele Güne Karşı MFÖ

    Mazhar Fuat Özkan, namıdiğer MFÖ, birden fazla neslin severek dinlediği nadir müzik gruplarından biridir. 1985 yılında katıldıkları Eurovision Yarışması’nda sunucunun kendilerini MFÖ olarak anons etmesinden sonra üçlü bu şekilde anılmaya başlamıştır. MFÖ grubunun geç ama güç olmayan kuruluş hikâyesi 8 madde ile huzurlarınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Mazhar Alanson ve Fuat Güner’in tanışarak Türk Rock Müziği’nin ünlü grubu MFÖ’nün temellerini atmalarının aslında bir tesadüfe bağlı olduğu bilinmektedir. 1965 senesinde Fuat Güner elindeki Beatles plağı ile yolda yürürken Mazhar Alanson ile karşılaşırlar, bu küçük tesadüf ülkedeki tüm müzikseverleri ilgilendiren bir an olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Beatles’ı çok seven Mazhar Alanson, Fuat Güner’e yaklaşır ve plağı beraber dinlemeyi teklif eder. İkilinin ilk müzikal buluşması işte o Beatles plağı sayesinde gerçekleşir ve yıllarca devam edecek, Türk rock ve pop camiasına çok sevilen birçok şarkı kazandıracak olan müzik serüveni böylece başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    İkili, Kaygısızlar grubunda müzik yapmaya başlar ve bu grupta Ali Serdar, Fikret Kızılok ve Semih Oksay gibi isimlerle beraber çalışırlar. İkilinin beraber müzik yaptığı bir başka yıldız isim ise Barış Manço’dur. Bu büyük isimlerle beraber bir süre müzik yaptıktan sonra nihayet 1971 yılında MFÖ’nün üçüncü ismi Özkan Uğur ile tanışırlar fakat daha MFÖ’nün son şeklini almasına çok vardır. Çünkü bu ekip bir süre Kaygısızlar kadrosunda beraber müzik yaparlar fakat sonra grup dağılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Özkan Uğur; Kurtalan Ekspres, Erkin Koray, Ersen ve Dadaşlar gibi isimlerle müzik yapmaya devam ederken, Fuat ve Mazhar ikilisi “Türküz Türkü Çağırırız” isimli albümlerini 1973 yılında çıkarırlar. İleriki yıllarda MFÖ’nün en sevilen şarkılarından biri olacak olan “Güllerin İçinden” ilk versiyonuyla bu albümde yer alır ama müzik listelerinin ilk sırasında yer almasına daha zaman vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Bu albümle bekledikleri kadar büyük bir çıkış yapamayan Mazhar ve Fuat; Özkan Uğur, Ayhan Sicimoğlu ve Galip Boransu ile beraber “İpucu Beşlisi” isimli grubu kurar, sene 1976’dır ve “Heyecanlı” isimli şarkıları bu grubun en beğenilen şarkısı olur. Şarkının, İzzet Öz tarafından çekilen klibi, birçok kaynağa göre Türkiye’nin ilk video klibidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    1980 senesinde grup dağılmış ve en sonunda Mazhar, Fuat ve Özkan bir araya gelmiş, böylece popüler Türk müziğinin efsanevi kadrosu tamamlanmıştır. 1984 yılında grubun ilk stüdyo albümü “Ele Güne Karşı Yapayalnız” çıkar ve müzik listelerini alt üst eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    MFÖ ilk albümlerinde elde ettikleri başarıdan sonra 1985 yılında “Diday Diday Day” şarkılarıyla İsveç’te düzenlenen Eurovision yarışmasına katılırlar, beyaz takım elbiseleri ve beyaz şapkalarıyla sergiledikleri performansla yarışmada ülkemizi temsil ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    ele güne karşı yapayalnız

    Ünlü Üçlü ilk albümlerinin çıktığı günden itibaren üretmeye hiç ara vermemiş üst üste birçok albüme imza atmıştır. “Peki Peki Anladık”, “Deli Deli”, “Buselik Makamına”, “Güllerin İçinden”, “Bodrum” ve daha birçok popüler şarkıyla dinleyicilerin kalbini kazanan MFÖ, kuşkusuz Türkiye’nin en önemli gruplarından biridir.

  • Tiyatro ve Sinema Salonlarında Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    Tiyatro ve Sinema Salonlarında Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    Bu listemizde sinema ve tiyatro salonlarında dikkat edilmesi gereken, aslında hepimizin bildiği ve çoğumuzun da uyum sağladığı görgü kurallarına yer veriyoruz. Evet, kulağa oldukça basit gelen o detayları bilmesine biliyoruz ama gün geliyor dalgınlıkla ihmal de edebiliyoruz. Çok daha keyifli, çok daha konforlu seyirler için sinema ve tiyatro adabını gelin tekrar gözden geçirelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Perde açılmadan önce…” title_font_size=”13″]

    Sinema salonuna vaktinde girmek elbette önemli ama tiyatro salonuna vaktinde girmek bundan çok daha önemli. Unutmayın, canlı performans sergileyen oyunculara saygı gereği, onlar sahneye adım attığında çoktan yerimizi almış ve seyre hazırlanmış olmalıyız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kendi koltuğumuza ulaşmaya çalışırken…” title_font_size=”13″]

    İzin isteyerek ve sakin hareketlerle koltuğumuza geçmeye çalışırken insanları rahatsız etmemek, bilhassa dar aralıklarda ayaklarına basmamaya özen göstermek icap eder. Tabii sakin hareket edelim derken arkamızda kuyruklar oluşmasına da neden olmamalıyız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konuşmak değil seyretmek için…” title_font_size=”13″]

    Yanımızdaki kişilerle sinemadaki insanların dikkatini çekecek biçimde konuşmalar yapmak şık bir davranış değil… Bir tiyatro oyunu izlerken kısık sesle de olsa konuşarak oyuncuların dikkatini dağıtmak ise takdir edersiniz ki hiç ama hiç şık bir davranış olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sadece sesi değil ışığı da rahatsız ediyor” title_font_size=”13″]

    Uzun süre ekranına bakmadan duramadığımız cep telefonlarımızı görgü kurallarına uygun biçimde kullanmadığımızda sinema ve tiyatro etkinliklerinin en büyük sabote edicisi olabiliriz. Üstelik bunu sadece gelen çağrı ve mesajların sesiyle değil, gözü far gibi alan ekran ışığıyla da yapabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Patlamış mısırla transa girmek!” title_font_size=”13″]

    Patlamış mısır kokusu fuayeye girer girmez çoğumuzu etkisi altına alır. Bizim hamlemiz ise film sırasında mısırları birer ikişer ağzımıza atarken o etkinin içinde kaybolmamak, mümkün olduğunca az ses çıkartmak olmalı. Çekirdek gibi kabuklu yemişlerden külliyen uzak durulması gerektiğini ise sanıyoruz söylememize gerek yok.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hastalığınız geçene kadar bekleyin” title_font_size=”13″]

    Grip ya da nezle isek, sık sık burnumuzu temizlememiz ya da çekmemiz gerekiyorsa, sürekli hapşırıyor ya da öksürüyorsak hiç düşünmeden sinema/tiyatro planımızı bir süre ertelemeliyiz. Belki o süre zarfında film vizyondan kalkacak hatta tiyatro oyunu sahnesini başka yere taşıyacak ama siz diğer insanları rahatsız etmekten kaçındığınız gibi hastalığınızdan da korumuş olacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alkışın zamanlamasını iyi yapabilmek…” title_font_size=”13″]

    Sinema salonunda film devam ederken alkışlamak, karşımızda etkileşime geçecek gerçek kişiler olmadığı için anlamsız kalabilir ve diğer seyirciler için rahatsızlık yaratabilir. Tiyatro salonunda ise durum biraz daha farklı seyreder. Oyun devam ederken alkışlamak bazı durumlarda oyuncuyu motive ederken, bazen de devam edip etmeme konusunda tereddütte kalmasına neden olabilir. Ama her iki sanatta da en uygun yöntem eserin finalini bekleyerek alkışlamaktır. Hatta tiyatroda oyuncuların selam vereceği anı özellikle beklemek ve perde tamamen kapanana kadar salondan ayrılmamak, tiyatroya, tiyatrocuya ve verilen emeğe duyduğumuz saygının göstergesi olacaktır.

  • TİYATRO TERİMLERİNDEN AŞİNA OLDUKLARINIZ

    Tiyatro seyircisi olarak duymuş olabileceğiniz fakat anlamını tam olarak ifade edemeyeceğiniz terimler olabilir. Örneğin suflör… İlla ki bir şekilde karşınıza çıkmıştır ve sahnenin görünmeyen bir yerinden oyuncuya rolünde unuttuğu sözcükleri fısıldayarak anımsatan kişi anlamına gelir. Gelin terimleri anlamlandırmaya devam edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • EN SEVDİĞİNİZ ÇİZGİ FİLM HANGİSİYDİ?

    Özel televizyon kanalları yok, TRT ekranların tek kanalı… Tüm programların günü, saati belli ve kim hangi programı izlemek istiyorsa yayımlandığı saatte ekran karşısında olmak zorunda. Kaçırırsa tekrarı yok! Bu anları 80’lerde ve 90’larda yaşayanlar hatırlamakta güçlük çekmeyecektir ancak 2000’den sonra doğan kuşak için anlam ifade etmeyebilir. Çünkü günümüzde artık hangi saatte televizyonu açarsak açalım 7/24 yayın yapan bir çizgi film kanalına rastlamak mümkün. Yazımızda sizleri geçtiğimiz yıllara götürüyor ve izlemek için ülkece aynı saatte ve aynı kanalda ekran başına toplandığımız çizgi filmleri listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Red Kit” title_font_size=”13″]

    “Gölgesinden hızlı silah çeken” bir kovboy olan Red Kit, beyaz atı Düldül ve şaşkın köpeği Rin Tin Tin ile birlikte suçluların ve adaletsizliğin amansız düşmanı olarak yıllarca çocukları ekran başına kilitledi. Kovboyların ve Kızılderililerin hüküm sürdüğü “Vahşi Batı” dünyasında soyguncuların ve Joe, William, Jack ve Averell isimli kardeş Daltonların peşinde adaleti sağlarken sadece fiziksel gücüyle değil, zekâsıyla da her zaman galip çıkmayı başardı. Red Kit, bir zamanların çocukları olan bizlerin en sevdiği kovboydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Heidi” title_font_size=”13″]

    Alp Dağları’nda yaşayan Heidi, küçük yaşına rağmen zorlukların üstesinden gelme kabiliyeti ile hepimizin gönlüne taht kurmuş bir karakter. Beş yaşında annesini ve babasını kaybeden Heidi, dedesiyle dağlarda yaşamaya başlar. Burada arkadaş olduğu Peter ile doğayla iç içe bir hayat süren minik ve sevimli kahramanımız; keçi gütmeyi, çiçek toplamayı, dağlarda dolaşmayı ve kötü kalpli insanlarla sevgi dilinde mücadele etmeyi öğrenir. Heidi; sevgi, dostluk ve doğanın güzelliği hakkında izlediğimiz en güzel çizgi filmlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayı Yogi” title_font_size=”13″]

    Jellystone Park’ta yaşayan Ayı Yogi’nin maceraları sadece çocukların değil, yetişkinlerin de severek izlediği mizah dolu bir çizgi filmdir. Ayı Yogi; oldukça iştahlı, yemek karşısında savunmasız, saf bir boz ayıdır. Parka gelenlerin piknik sepetini çalan Ayı Yogi’nin maceralarına Ayı Bobo da eşlik eder ve Ayı Yogi’yi hatalı kararlarından vazgeçirmeye çalışır. Ayı Yogi, izleyen herkesi eğlendirmeyi ve gülümsetmeyi başarmış efsaneler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bugs Bunny” title_font_size=”13″]

    Elinde tuttuğu kocaman havucu ile kendisini avlamak isteyen avcı Elmer Fudd’a “N’aber canım?”, “Bu da neyin nesi?” gibi sorular sorarak sinir krizi geçirten Bugs Bunny, esprili ve kendine güvenen bir tavşan olarak yıllardır ekranlarda. Avcı Fudd’un kurduğu tuzaklardan pratik zekâsı ile kurtulmayı başaran Bugs Bunny’yi izlerken heyecanlanmamak mümkün değil. Savunmasız bildiğimiz tavşanlarla ilgili görüşümüzü tepetaklak eden Bunny, izleyen herkese asıl gücün bilekte değil beyinde olduğunu öğretti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Garfield” title_font_size=”13″]

    Turuncu kedi Garfield; tembel, pazartesilerden nefret eden, alaycı ve lazanya seven bir karakter. Garfield, aynı evi paylaştığı en iyi arkadaşı köpek Odie ve Jon ile arasında geçen gündelik olaylarla büyük küçük demeden yıllarca izleyicilerine keyifli anlar yaşattı. Köpek Odie, Garfield’ın tam zıttı bir karakter olarak enerjik, sadık ve her zaman mutlu olmasını becerirken; Garfield, sık sık tembellik ederek sahibi Jon’u kızdırmayı her bölümde başardı. Garfield’dan ne mi öğrendik? Sevginin sadece aynı tür ve karakter arasında olmadığını, farklılıklarımıza rağmen birbirimizi sevebileceğimizi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”He-man” title_font_size=”13″]

    Gölgeler şatosunu korumak için kendisine verilen güç kılıcını göğe kaldırarak “Gölgelerin gücü adına… Güç bende artık!” diye bağırdığında Eternia Krallığı’nın alçak gönüllü prensinden güçlü savaşçı He-man’e dönüşen kahramanımızın maceralarını bir zamanlar soluksuz izlerdik. Kötülüğe hizmet etmek için kendini adamış İskeletor’un hain planları karşısında çekingen ve ürkek kaplanı Titrek’in tıpkı He-man gibi korkusuz ve yenilmez bir kaplan olan Atılgan’a dönüşümü biz çocukların izlemek için iple çektiği sahnelerdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Casper” title_font_size=”13″]

    Dost canlısı sevimli hayalet Casper’ın, hayalet olduğu için kendisinden korkan bütün canlılarla arkadaş olma çabasını yıllarca kâh üzülerek kâh eğlenerek izledik. Çizgi filmdeki hayalet amcalarının insanlara zarar vermesini engellemek için mücadele eden ve başını türlü belalara sokan iyi niyetli Casper’ın ödülü ise her bölüm sonunda edindiği yeni dostlar oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Taş Devri ” title_font_size=”13″]

    Fred, Wilma, Çakıl, Dino, Barni, Beti, Bambam… Bir zamanlar hepimizin ezberinde olan bu isimler Taş Devri’nde yaşayan iki yakın ailenin fertleri… Çocukların olduğu kadar yetişkinlerin de severek izlediği çizgi film, Çakmaktaş ile Moloztaş ailesinin gündelik hayatlarını mizahi bir dille anlatarak bir döneme damgasını vurdu. Evde evcil hayvan olarak dinozorun beslendiği çizgi filmde; kahve makinesinden otomobile, elektrik süpürgesinden telefona birçok teknolojik aletin Taş Devri versiyonlarını kahkahalar atarak izledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jetgiller ” title_font_size=”13″]

    Robotların, uzaylıların, hologramların ve enteresan buluşların olduğu gelecek zamanda geçen çizgi filmde Jetgiller ailesinin yaşadığı fantastik ve eğlenceli maceralar o dönem için oldukça sıra dışıydı. Her bölümde bambaşka maceralar yaşayan ailenin babası George, bir astronottur ve NASA’da çalışır. Jane, bir ev hanımıdır ancak ev işlerini her konuda oldukça becerikli olan robot Rosie yapar. Ailenin Elroy ve Judy isminde 2 çocuğu vardır. Jetgiller, ileride bilim kurguya gönül veren tüm çocukların en sevdiği çizgi filmlerden olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müfettiş Gadget” title_font_size=”13″]

    Bir dedektif düşünün; sakar, dalgın, dikkatsiz ve çevresinden bihaber! İşte karşınızda Müfettiş Gadget… Suç ve yolsuzluğa karşı mücadelesinde ona yardımcı olacak sayısız ilginç aletle donatılan Gadget, kendisinin tam zıt karakteri olan zeki ve cesur yeğeni Penny ve sadık dostu köpek Brain sayesinde suçluları yakalar. Çocukların en sevdiği çizgi filmlerden olan Müfettiş Gadget’ın maceralarını ve kötüleri alt etmesini her bölümde soluksuz izledik.