Kategori: Kültür/Sanat

  • Bir Haftadaki 7 Günün Anlamı

    Bir Haftadaki 7 Günün Anlamı

    Farsça “hefte” sözcüğünden türetilen “hafta” kelimesi “yedili” anlamına geliyor. Peki, haftayı oluşturan günlerden “1. gün”ün sandığımız gibi pazartesi değil de pazar olduğunu biliyor muydunuz? Bunun nedeni pazar gününün insanların sosyalleştiği, çeşitli vesilelerle birbiriyle iletişime geçtiği gün olmasıymış. Bakın geçip giden günlerimizin adları nerelerden geliyormuş, öğrenmek için sizi listemize davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Modern insan için sendrom sebebi olacak kadar baskın bir ilk gün olan pazartesi, geçmişte, ilk günün ardından gelen gün olması sebebiyle “pazar’ın ertesi” anlamına gelecek şekilde isimlendirilmiş. Pazartesi gününün tüm dünyada çalışma haftasının başı olarak kabul edilmesi ise Endüstri Devrimi’nin sonuçlarından biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Haftanın başlangıcı pazar günü olarak baz alındığında salı günü de haliyle ikinci değil üçüncü gün olmuş oluyor. Arapça “selase” yani “üçüncü” kelimesinden evrilerek günler arasındaki yerini almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Farsçada “dört” anlamına gelen “çar” sözcüğünden yola çıkılmış ve güne “çar-şanbe” adı verilmiş; kolayca dilimize geçen kelime bizde “çarşamba” halini almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yine Farsçada çarşambadan sonra gelen gün, 5. gün olarak “panc-şanbe” olarak isimlendirilmiş. “Panc”ın anlamı, beş… “Şanbe” kısmı ise İbranicedeki “şabat” yani “dinlenme günü”nden geliyor. Tabii yine Farsçada…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Arapça “cum’a” kelimesinden dilimize geçen cuma, “toplanma günü” anlamına gelir ve Müslümanların ibadet gününe işaret eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Cumartesi kelimesinin hikâyesi pazartesi ile aynıdır. Cumanın ertesi olarak düşünülmüş ve gün bu şekilde isimlendirilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Farsçada “bāzār” sözcüğü bizdeki çarşı-pazarın tam karşılığı oluyor. İnsanların çarşı-pazar dolaştığı bugüne pazar günü denmesi de buraya dayanıyor.

  • TEATRAL MİMİKLERİYLE ÜNLENEN USTA OYUNCU: CEVAT KURTULUŞ

    Türk sinemasının emektar isimlerindendir Cevat Kurtuluş… Rollerinin büyük bir kısmı, dünya sinemasından Rowan Atkinson’un canlandırdığı Mr. Bean karakterine benzetilen, eğitimi ve oyunculuğu ile en az Atkinson kadar yetenekli olan Cevat Kurtuluş, yarım asırlık kariyerine yüzlerce film sığdırmayı başarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türk sinema ve tiyatrosunun tanıdık yüzlerinden olan Cevat Kurtuluş, 1922-1992 yılları arasında yaşamış bir komedyenimizdir. Ankara doğumlu sanatçının gençlik yıllarında Devlet Tiyatro ve Operası’nın opera korosunda çalışması ve bariton olarak şarkı söylemesi bilinmeyen yönlerinden biridir. Pek de bilinmeyen başka bir yönü ise 1940-47 yılları arasında Ankara gazinolarında taklit ağırlıklı şovlar yapması ve bu şekilde ünlenmesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Taklit yeteneğinin sessiz sinema döneminden kaldığını ifade eden sanatçı, ayna karşısında çalıştığını ve özel mimikler ürettiğini ifade etmiştir. Tiyatroda Genç Osman, Yanlış Yanlış Üstüne, Haydut, Tanrıdağı Ziyafeti, Üçüncü Selim, Kibarlık Budalası isimli oyunlarda rol almış, İstanbul’a geldikten sonra da sinema filmlerinde rol almaya ve yavaş yavaş ünlenmeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mimiklerini çokça kullanan oyuncu, gerçekçi rol yapabilmesi sayesinde sokaklarda da sürekli oynadığı karakterlerle karıştırıldı. Sanatçının rol aldığı filmler, Yeşilçam’ın en ünlü filmleriydi. Küçük Hanımefendi, Kınalı Yapıncak, Ah Nerede Vah Nerede, Ayşecik’le Ömercik, Görgüsüzler, Vahşi Gelin, Keloğlan Aramızda ve daha pek çoğu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1990’lı yılların başına kadar sinema filmlerinde rol alan sanatçı, aynı dönemlerde yayına girecek olan Mahallenin Muhtarları dizisi için teklif aldığında çok sevinir fakat kamera karşısına geçemeden kalp krizi geçirerek hayata veda eder. Oyuncu olan eşi Meral Kurtuluş, dizinin senaristi Kandemir Konduk’u arayarak sanatçının mutlu ve sevinçli öldüğünü söyleyerek teşekkür eder. 70 yaşında hayata veda eden Cevat Kurtuluş, Feriköy Mezarlığı’na defnedilmiştir.

  • TÜRK VE DÜNYA SİNEMASININ EN İYİ BABALARI

    TÜRK VE DÜNYA SİNEMASININ EN İYİ BABALARI

    Aşağıda sinema tarihinde yerini almış baba karakterlerini ve onlara hayat veren oyuncuları göreceksiniz. Yufka yürekli, tatlı-sert, otoriter, fedakâr, korumacı ama özü sevgi dolu babalar onlar… Kimi belki size babanızı anımsatacak, belki “benim babam bütün bu karakterlerin toplamı” diyeceksiniz, belki kimi babalar da karakterlere bakıp “ben de olsaydım böyle yapardım” diyecek. Öyle ya da böyle, bu filmler “baba” dendiği vakit akan suların durduğu duygu yüklü dünyalarımıza gelsin…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oh Olsun’da otorite kurmaya çalışan tonton baba Hulusi Kentmen” title_font_size=”13″]

    Fabrikatör Fehmi Haznedar çocuklarından başarı haberleri beklerken haylazlık hikâyeleriyle karşılaşınca, “Adam olamıyor, beni anlayamıyor, büyümüyorlar!” diye serzenişe geçer. Ceza olarak oğulları Ferit, Fazıl ve Ferdi’yi fabrikasına işçi yapmayı akıl eder. Sonradan gelişen olaylar ise pos bıyıklı Fehmi Bey’in disiplin isteyen sertliğini pamuk kıvamına çevirmekte gecikmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayat Güzeldir’de özveriyle çocuğunu koruyan baba Roberto Benigni” title_font_size=”13″]

    II.Dünya Savaşı’na doğru gidilirken karısı ve oğluyla birlikte toplama kamplarına götürülen bir babanın onları korumak için gösterdiği çabanın yüceliği filmin sonunda elimize kalandır. Küçük oğluna, kamptaki her şeyin bir oyun olduğunu ve eğer kazanırlarsa doğum günü için istediği tankı kazanacaklarını söyleyen babanın fedakârlıkları film boyunca yüreklere su serper.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bizim Aile’de dosta düşmana sevgi dersi veren yürekli baba Münir Özkul” title_font_size=”13″]

    “Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun. Dokunma artık aileme. Dokunma çocuklarıma. Dokunma oğluma! Dokunma gelinime!” Ve işte bütün babacanlığı ile karşınızda Yaşar Usta…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İhtiras Rüzgârları’nda oğullarını günahları sevaplarıyla seven baba Anthony Hopkins” title_font_size=”13″]

    19. yüzyıl sonlarında Montana’da bir çiftlikte üç oğlunu annesiz olarak büyüten savaş gazisi Albay William Ludlow’un hem çocuklarına hem çiftlik çalışanlarına duyduğu insan sevgisi filme damgasını vurur. Aynı kadına âşık olan üç oğlunu bazen sevgiyle bazen öfkeyle yola getirmeye çalışırken verdiği en büyük ders onlardan hiçbir zaman vazgeçmemektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vahşi Gelin’de kızlarının huyunu suyunu iyi bilen bir baba Nubar Terziyan” title_font_size=”13″]

    İki kızından birini isteyen ağaya “Aman ağam sonra söylemedi deme, ikisi de benim kızım ama Necmiye biraz kaçıktır, Nazmiye ise gönlü açıktır” diyecek kadar kızlarını tanıyan ama bir o kadar da onları sahiplenip yanlarında olan bir baba vardır karşımızda. Yumuşak başlı bu baba kızlarından birine söz geçirmekte biraz zorlanır ama sevgi alıp vermekte hiç zorlanmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zor Baba’da kızına olan sevgisini damat adayından esirgeyen baba Robert De Niro” title_font_size=”13″]

    Emekli CIA ajanı Jack Byrnes, ailesine karşı fazla koruyucu, ailesine katılmaya çalışanlara karşı da fazla şüpheci olan babadır. Ve kızı Pam tanıştırmak üzere eve bir damat adayı getirdiğinde Jack’in bütün bu özellikleri su yüzüne çıkar. Kızının erkek arkadaşı Greg’e tam anlamıyla kök söktüren baba sonunda yelkenleri suya indirerek içindeki gerçek duyguyu, yani şefkatli sevgiyi açığa çıkarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Babam ve Oğlum’da oğluna duyduğu sevgi ile öfke arasında kalan baba Çetin Tekindor” title_font_size=”13″]

    “Burda duraydım böyle, tam burda. Böyle kollarımı açaydım iki yana, tutaydım onu. Gitme diyeydim gitme Sadık. 15 sene evvelsi tutaydım Sadığımı, sarılaydım böyle evladıma, gitme diyeydim…” Evlatlıktan reddettiği oğlu ve küçük torunu ile yaşadığı buluşma Hüseyin Efendi’nin kalbindeki buzların erimesini sağlar. Oğluyla tekrar buluşmuşken hastalık neticesinde kaybeden babanın yukarıdaki ağıtı ise sinema tarihindeki yerini çoktan almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Umudunu Kaybetme’den maddi zorluklara umutla göğüs geren bir baba Will Smith” title_font_size=”13″]

    İş yaşamı talihsiz bir biçimde ilerleyen Chris, küçük oğlu Christopher’la birlikte maddi güvencesi olmayan bir hayat sürerken onun umudunu kaybetmesine asla izin vermez. Oğluna öğütleri de hep bu yönde olur: “Kimsenin sana bir şeyi yapamayacağını söylemesine izin verme. Bir hayalin varsa onu korumalısın… Bir şeyi istiyorsan, git ve al!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yengeç Sepeti’nde mutlu aile tablosunun bozulduğunu gören baba Sadri Alışık” title_font_size=”13″]

    Uzun zamandır görüşemediği çocuklarını hafta sonu için göl kenarındaki evinde toplayan yaşlı baba, her şeyin güllük gülistanlık olduğunu düşünürken saatler ilerledikçe hayal kırıklığına uğrayacağı gerçeklerle karşılaşır. Filmdeki baba, büyük ilgi ve alaka ile büyüttüğü çocuklarının çıkmazları karşısında, “Biz bu çocukları iyi yetiştiremedik mi acaba?” diye sorarak kendinde hata aramaktan da çekinmeyen ince düşünceli bir babadır. Yengeç Sepeti aynı zamanda, 1995 yılında hayatını kaybeden usta oyuncu Sadri Alışık’ın seyirciyi sinema perdesinden selamladığı son filmidir.

  • TARİHE DAMGA VURAN FOTOĞRAFÇILAR

    Günümüzde hemen hemen herkesin harika fotoğraflar çekebilen akıllı telefonu var. Bizler yaşadığımız güzel bir anın ya da etkileyici bir manzaranın fotoğrafını kolaylıkla çekebiliyoruz ancak bazı fotoğraflar var ki bu “an”ların yakalanması için uzun yolculuklara ve biraz da cesarete gerek var. Listemizdeki isimler hayatlarını bu özel fotoğrafları çekmek için adamış ve bıraktıkları eserlerle kültürel mirasımıza katkı sağlamış, bilmediğimiz toprakları bilinir kılmış kişiler… 1839’dan beri her yıl 19 Ağustos’ta kutlanan Dünya Fotoğraf Günü’nü bu çok özel isimleri anarak kutluyoruz. Listemiz aşağıda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en ünlü fotoğrafçıları denildiğinde ilk akla gelen isimlerden olan McCurry, National Geographic için uzun yıllar fotoğraf çekti. 1950 doğumlu sanatçı, mimarlık eğitimi almasına rağmen foto muhabirliği yapmayı tercih etti. 1979’da Hindistan’dan kaçak yollarla Pakistan’a geçerek Afganistan-Pakistan sınırındaki mülteci kampında fotoğraflar çeken McCurry’nin en ünlü fotoğrafı ise 10’lu yaşlarındaki dünyaca ünlü “Afgan Kızı”.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Aynı zamanda bir kültür elçisi olan Phil Borges, kaybolmaya yüz tutan kültürlerin peşinden giderek, Amazon’daki yağmur ormanlarından Hindistan’daki dağlara uzanan yolculuklarında çektiği etkileyici fotoğraflarla tanınıyor. Seyahatleri kitap haline getirilen Borges’in 25 yıldan fazla süren kariyerinde çektiği portreler hafızalara kazınmış durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Evsizlerin fotoğrafçısı olarak tanınan Lee Jeffries, kariyerine Manchester United’ın fotoğraflarını çekerek başladı. Bir gün, evsiz bir genç kadının uyku tulumu içinde çektiği fotoğraftan sonra hayatı ve kariyeri köklü bir şekilde değişen Jeffries; ABD’deki evsizlerin hayatlarını gözler önüne sermek için ilginç bir çalışmaya imza attı ve projesi için bir süre tıpkı bir evsiz gibi yaşayarak sokak insanlarını fotoğrafladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Jimmy Nelson, sanatsal fotoğrafları ile tanınmış bir fotoğrafçı. Henüz 19 yaşındayken Tibet yolculuğuna çıkan sanatçı, yanına aldığı ve 50 yıldır kullanmaya devam ettiği küçük bir fotoğraf makinesi ile fotoğrafçılık kariyerine başladı.Dünyanın çeşitli yerlerindeki kabileleri gezerek sanatsal fotoğraflara imza atan Nelson, 1992’de eşi ile 36 ayda Çin’i dolaşmış ve “Çin Edebi Portreler” adlı kitabı yayımlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1958 doğumlu Alman fotoğrafçı, çocukluğundan beri ilgi duyduğu fotoğrafçılığa bağımsız reklam fotoğrafçılığı yaparak başladı. 1984’te WAJS isimli ajansını kuran sanatçının fotoğrafları genellikle insanlar ve hayvanlardan oluşuyor. Kenya’da çektiği “Yetim Filler” en çok ilgi gören çalışmalarının başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sadece ülkemizde değil tüm dünyada büyük bir şöhrete sahip olan Ara Güler, çektiği portre fotoğraflarla tarihe kazınmış bir isim. Tarihe damga vuran politikacıların ve dünyaca ünlü birçok sinema yıldızının fotoğrafını çeken ve bazı isimlerle yakın dostluk ilişkileri kuran Ara Güler, foto muhabiri olarak başladığı kariyerinde önemli olayları da kayıt altına almayı başardı. Birleşik Krallık’ta yayımlanan Photography Annual Antolojisi onu dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımladı.

  • Şiirlerinden 10 Alıntı İle Yalnızlığın Kıyısındaki Şair Cahit Zarifoğlu

    Şiirlerinden 10 Alıntı İle Yalnızlığın Kıyısındaki Şair Cahit Zarifoğlu

    Türk şiirinin ince ruhlu şairi Cahit Zarifoğlu; yalnızlığı sevmesiyle, dostlarının arasında bile derin düşüncelere, farklı diyarlara dalıp gitmesiyle tanınırdı. Kendi kendine yetmeyi önemli bir meziyet olarak gören şair, hayatının çeşitli dönemlerinde Avrupa’da ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde uzun seyahatlere çıkmış, buralarda ruhunu zenginleştirmiş ve birbirinden güzel şiirleriyle okuyucularına geri dönmüştür. Eserlerini üretmek için ihtiyacı olan sessizlik ve kendi halindelik arkadaşları tarafından “Aristo” lakabıyla anılmasına sebep olmuştur. Her yönden farklı bir sanatçı olan Zarifoğlu, güreşe ve pilotluğa da ilgi duymasıyla klasik şair kalıplarının ne kadar dışında bir karakter olduğunu gözler önüne serer. Cahit Zarifoğlu ne yazık ki 1982 yılında 47 yaşındayken bu diyardan ayrıldı ama şiirlerini ardında bıraktı. Buyurun, Cahit Zarifoğlu’nun ince ruhuna bir de şiirlerinden alıntılarla bakın…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • 8 Alıntı İle Türk Edebiyatı’nın İstanbul Öykücüsü Sait Faik Abasıyanık

    8 Alıntı İle Türk Edebiyatı’nın İstanbul Öykücüsü Sait Faik Abasıyanık

    Modern Türk hikâyeciliğinin en büyük isimlerinden Sait Faik, hikâye anlatıcılığında klasik kalıpları kırması; insanlara, hayatın amansız akışına, şehre, en çok da İstanbul’a bambaşka bir açıdan bakmasıyla tanınır. Edebiyatta kendi tarzını yaratmış büyük isimlerden biri olan Abasıyanık’ın bu özelliğinin şerefine 1955 yılından beri her sene başarılı bir hikâye yazarına Sait Faik Hikâye Armağanı verilir. Yazarın ölümünden sonra Burgazada’daki evi müzeye dönüştürülmüş, edebiyat meraklılarının ziyaretine açılmıştır. Türk Edebiyatı’nda derin bir iz bırakan, kendine has bir üslup yaratarak birçok genç yazara ilham olan Sait Faik Abasıyanık, hikâyelerinden 8 alıntıyla karşınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sait faik şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sait faik şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sait faik şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sait faik şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sait faik şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sait faik şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sait faik şiirleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sait faik şiirleri
  • SATRANÇ ENGEL TANIMAZ!

    Satranç; düşünsel gücü, stratejiyi ve sabrı evrensel bir dille buluşturan bir oyundur. Ancak herkes için erişilebilir olmadığında, bu evrensellik anlamını yitirir. İşte tam da bu noktada “Türk İşaret Dili Satranç Terimleri Sözlüğü” devreye giriyor. Türkiye Satranç Federasyonu tarafından hazırlanan bu sözlük, işitme engelli bireylerin satranç dünyasında kendilerine güvenle yer bulmalarına olanak tanıyor. Temel ve ileri düzey tüm terimlerin işaret dili karşılıklarını sunan bu kaynak; yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde işaret diliyle satranç öğrenmek isteyenler için de benzersiz bir rehber niteliği taşıyor. Detaylı bilgiler yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türkiye Satranç Federasyonu, dünya satranç tarihinde bir ilke imza atarak işitme engelli bireyler için özel bir işaret dili terminolojisi geliştirdi. Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan bu sözlük, alanında uzman işaret dili eğitmenleriyle iş birliği içinde hazırlandı. Amacı, işitme engelli bireylerin satranç eğitimine ve turnuvalara daha etkin şekilde katılımını desteklemek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu sözlük, dünyadaki tüm işitme engelli bireylerin kendi dillerinde satranç oynamalarına yardımcı olacak önemli bir kaynaktır. İşitme engelli bireyler, bu sözlük sayesinde satranç terimlerini öğrenerek turnuvalarda rakipleriyle eşit koşullarda mücadele edebilecekler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Türk İşaret Dili Satranç Terimleri Sözlüğü”; satranç terimlerini işitme engelli bireyler için ilk kez tanımlayan, Türk İşaret Dili ve Türkçe olmak üzere iki dilde hazırlanan, dil bilgisi kurallarına uygun ve bilişim teknolojileriyle uyumlu bir çalışmadır. Karekodlar aracılığıyla kolayca erişilebilen bu sözlüğe, Türkiye Satranç Federasyonunun web sitesinden ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Satranç taşlarından turnuvalara, hamlelerden taktiklere kadar birçok terimin yer aldığı işaret dili sözlüğünde, her terim özel işaretlerle ifade edilmektedir. Sözlükte her terimin Türkçe açıklamasının yanı sıra, ilgili işaretin görseli ya da video anlatımı da bulunmaktadır. Bu sayede işitme engelli bireyler, satranç terimlerini hem görsel hem de yazılı olarak kolayca öğrenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türkiye Satranç Federasyonu, Gençlik ve Spor Bakanlığının desteğiyle yürütülen “Satranç Eğitimini Geliştirme Projesi” kapsamında, görme engelli bireyler için “12 Adımda Satranç Öğreniyorum” adlı sesli bir kitap hazırlamıştır. Bu sesli kitap, görme engelli bireylerin satranç sporunu öğrenmelerini kolaylaştırmak ve bu spora kolayca erişimlerini sağlamak amacıyla geliştirilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Aynı zamanda Türkiye Satranç Federasyonu, görme engelli çocuklar için hayata geçirdiği “Gören Eller Projesi” kapsamında, Türkiye’nin dört bir yanındaki görme engelli okullarında satranç sınıfları açmıştır. Bu sınıflarda, görme engelli öğrencilere özel satranç takımları, eğitim kitapları ve satranç saatleri temin edilmiştir. Proje, görme engelli çocukların satrançla tanışmalarını ve bu alanda eğitim almalarını sağlarken, aynı zamanda onların sosyal gelişimlerine de önemli katkılarda bulunmuştur.

  • TÜRK SİNEMASININ EMEKTAR İSMİ İHSAN YÜCE

    Bizler İhsan Yüce’yi Türk filmlerinde ya fakir kızın iyi niyetli babası ya da mahallenin gariban esnafı olarak tanıdık. 39 yıllık sanat hayatına birçok proje sığdıran Yüce, aslında onlarca filmin senaristliğini ve yönetmenliğini yapmış oldukça üretken bir isim. Sanat eğitimi almamasına rağmen kurduğu tiyatrolar ile sahnelere adım atan, ardından birçok sinema filminin yan rollerinde yer alan İhsan Yüce’nin hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İhsan Yüce, Dağıstan göçmeni Kafkas asıllı yedi çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 23 Ocak 1929’da Elazığ’da dünyaya gelir. Çocukluk yaşlarında ailesiyle İzmir’e taşınan Yüce, İzmir Atatürk Lisesinden mezun olduktan sonra yüksek tahsil eğitimini İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde tamamlar ve bir süre özel şirketlerde muhasebeci olarak çalışır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sanat yaşamına 1952’de İzmir’de Halk ve Çocuk Tiyatrosunda başlayan Yüce, sadece bir sezon süren Bizim Tiyatroyu kurar. 1965 ile 1966 yılları arasında Lale Oraloğlu Tiyatrosunda çalışır, 1968’de üç arkadaşı ile Ankara Drama Tiyatrosunu hayata geçirir. Bu tiyatroda Dostoyevski’nin ölümsüz eseri Suç ve Ceza’yı sahneleyen ekip, bir sonraki oyunu olan Sahne Işıkları ile seyircinin beğenisini kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Altın Yumru filmi ile oyuncu olarak sinemaya geçen Yüce, Ertem Eğilmez’in yönettiği; “Senede Bir Gün”, “Bir Millet Uyanıyor” gibi filmlerde oyunculuğa devam eder. Bu dönem kendisinin kaleme aldığı senaryolar yazan Yüce, Aslıer Film Şirketini kurarak senaristliğini, yönetmenliğini ve oyunculuğunu yaptığı “Hayat Cehennemi” adlı filmi çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kibar Feyzo, Bedrana, Uyanık Gazeteci, Sosyete Şaban, Öğretmen, İnatçı, Fazilet, Şark Bülbülü gibi Türk halkının çok sevdiği filmlerin senaristliğini yapan İhsan Yüce, 39 yıllık sanat hayatında toplam 169 filmde rol alır, oynadığı saf ve masum karakterlerle Türk izleyicisinin kalbine işler. 10 filmin ise yönetmenliğini yapan Yüce, özellikle Kemal Sunal’ın oynadığı 60 filmin senaryosunu kaleme almış önemli bir isimdir. 1976 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “İşte Hayat” filmindeki rolü ile ‘‘En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncu’’ ödülünü alan sanatçı, 1981’de Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “Derya Gülü” isimli filmdeki rolüyle de ‘‘En Başarılı Erkek Oyuncu’’ ödülüne layık görülür. 15 Mayıs 1991’de Üsküdar’daki evinde kalp krizi geçirerek hayata veda eder. Türk sinemasına katkıları oldukça büyük olan Yüce’nin hayatı “Gül Gibi Zabıta Dururken Kızını Çöpçüye Veren Adam” adıyla 2020 yılında kitap olarak da yayımlanmıştır.

  • Türk ve Dünya Klasiklerinden Okunması Gereken 9 Roman

    Türk ve Dünya Klasiklerinden Okunması Gereken 9 Roman

    Okunması gereken kitap önerileri sıklıkla karşılaştığımız listelerin başında gelir ve karşılaştığımız her liste okumuş olduğumuz kitapları dahi eski bir tanıdıkla karşılaşmışız gibi yeniden elimize alma, okuma isteği uyandırır. Kültür ve Yaşam’ın önerilerinin de böyle bir etki yaratacağını umarak 9 maddelik roman listemizi huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar

    Çocukluğunda yaşadıklarını edebiyat aracılığıyla anlatmak isteyen Kolombiyalı yazarın 1967 yılında kaleme aldığı Yüzyıllık Yalnızlık bir başyapıt olarak okumadan geçmemeniz gereken kitaplar arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Don Kişot – Cervantes” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar

    İspanyol yazar Cervantes’in hapishanedeyken kaleme aldığı Don Kişot, Batı edebiyatının klasikleri arasında yer alır. Bugüne dek 38 dile çevrilmiş listemizin birbirinden değerli eserleri arasında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamlet – Shakespeare” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar

    Büyük İngiliz yazar William Shakespeare’in en etkileyici trajedilerinden olan Hamlet’i hem okumanızı hem de denk gelirseniz bir tiyatro sahnesinde izlemenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar, türk romanları

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öldüğü yıl, yani 1962’de yayımlanan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, içinde Osmanlıca kelimelerin de bulunduğu ama oldukça akıcı bir dile ve kurguya sahip olan, Türk edebiyatının önemli ve okunması lazım gelen eserleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çalıkuşu – Reşat Nuri Güntekin” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar

    1923 yılında basılan ve edebiyatımızın en çok okunan kitapları arasında yer alan Çalıkuşu’nu hala okumadıysanız listenize eklemelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Matmazel Noraliya’nın Koltuğu – Peyami Safa” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar, türk romanları

    İkinci Dünya Savaşı sonrasında yayımlanan eseri Peyami Safa’nın en önemli eserlerindendir ve psikolojik – sosyal analizleriyle Türk edebiyatında mutlaka okunması gereken eserler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Araba Sevdası – Recaizade Mahmut Ekrem” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar, türk romanları

    Listemizde yer verdiğimiz Araba Sevdası bir aşk hikâyesi temelinde Osmanlı üzerindeki Batı etkisini anlatır. Kitap ilk olarak 1898 yılında yayımlanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Yaban” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar, türk romanları

    Yaban romanında, bir Anadolu köyünde köylülerin 1918-1921 yılları arasındaki yaşamı ve Milli Mücadele’ye yaklaşımları anlatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna” title_font_size=”13″]
    klasik romanlar, başyapıtlar, türk romanları

    1943 yılında yayımlanan roman şiddetle önerdiğimiz kitaplar arasında… Sabahattin Ali kitap üzerine şu sözleri kullanmıştır: ”Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahlûku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”

  • Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı I

    Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı I

    Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin derin dostluğu ve tasavvuf üzerine düşünceleri, yazdıkları aradan geçen yıllarla eskimemiş, kültür dünyamızı etkilemeye devam etmiştir. Günümüz Türk Edebiyatı’nın güçlü yazarlarından Elif Şafak, “Aşk” isimli romanında tasavvufun derin dünyasına dokunur ve Mevlana ile Şems-i Tebrizi’yi okurlarıyla buluşturur. Şafak, romanında Sufi’lerin 40 Kuralı’na da yer verir. Bu kuralların ne kadarının Şems-i Tebrizi’nin kaleminden çıktığıyla ilgili farklı rivayetler bulunsa da kuralların her okuyanın gönlünü okşadığı tartışılmaz bir gerçektir. İşte bu listemizde, Sufi’lerin ilk 10 kuralını huzurlarınıza taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaradan’ı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi, öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de çoğunlukla korku ve utanç içindesin. Eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batınî mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki, tarif etmeye kelimeler kifayetsiz kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kâinattaki her zerrede, Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aklın kimyası ile, aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir, adımlarını korka korka atar, “Aman sakın kendini” diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, koy gitsin.” Akıl kolay kolay yıkılmaz, aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen, sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda o sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” 9#” title_font_size=”13″]

    Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah âşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Ne yöne gidersen git; doğu, batı, kuzey ya da güney. Çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.