Kategori: Kültür/Sanat

  • GÖZLÜĞÜN KISA TARİHİ

    Gözlük başlarda görme bozukluklarının giderilmesi amacıyla hayatımıza girmiş olsa da ilerleyen yıllarda stil tamamlayıcı aksesuarlardan da biri oldu; mecburi kullanımların dışında artık farklı tarzlar oluşturmak için de gözlük kullanımı yaygınlaştı. Geçmişin tozlu sayfalarına göz attığımızda, gözlüğün tarihinin çok eski yıllara dayandığını görüyoruz; hatta bazı araştırmalara göre gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi 4500 yıl öncesine dayanıyor. Bu yazımızda uzakları yakın eden, bulanık olanı netleştiren hayatımızın en önemli aksesuarlarından biri olan gözlükleri kaleme alıyor ve gözlüğün kısa tarihine dair birkaç not paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • HALK OZANI AŞIK VEYSEL’DEN UNUTULMAZ DİZELER

    Türk halk müziğinin ünlü isimlerinden biri olan Aşık Veysel Şatıroğlu, özgün kişiliği ve derin düşünceleriyle ardından büyük izler bıraktı. Anadolu’nun halk ozanları geleneğini temsil eden Aşık Veysel, sazı ve sözü aracılığıyla sevgi ve hoşgörüyü anlattı. Güçlü bir müzikal kimliğe sahip olan ozan, evrensel değerlerini bugüne taşımakla kalmadı, aynı zamanda kendinden sonra gelen nesillere ilham oldu. Yazımızda Türk halkının duygularını ve yaşanmışlıklarını yürekten yansıtan Aşık Veysel’in unutulmaz dizelerini ve vefat etmeden önce kaleme aldığı son şiirini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”ANLATAMAM DERDİMİ DERTSİZ İNSANA” title_font_size=”13″]

    Anlatamam derdimi dertsiz insana
    Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez
    Derdim bana derman imiş bilmedim
    Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz

    Gülü yetiştirir dikenli çalı
    Arı her çiçekten yapıyor balı
    Kişi sabır ile bulur kemali
    Sabretmeyen maksudunu bulamaz

    Ah çeker aşıklar ağlar zarınan
    Yüce dağlar şöhret bulmuş karınan
    Çağlar deli gönül ırmaklarınan
    Ağlar ağlar göz yaşların silemez

    Veysel günler geçti yaş altmış oldu
    Döküldü yaprağım güllerim soldu
    Gemi yükün aldı gam ilen doldu
    Harekete kimse mani olamaz

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”KARDEŞİM” title_font_size=”13″]

    Beni hor görme kardeşim

    Sen altınsın ben tunç muyum?

    Aynı vardan var olmuşuz

    Sen gümüşsün ben sac mıyım?

    Ne var ise sende bende

    Aynı varlık her bedende

    Yarın mezara girende

    Sen toksun da ben aç mıyım?

    Kimi molla kimi derviş

    Allah bize neler vermiş

    Kimi arı çiçek dermiş

    Sen balsın da ben cec miyim?

    Topraktandır cümle beden

    Nefsini öldür ölmeden

    Böyle emretmiş yaradan

    Sen kalemsin ben uç muyum?

    Tabiata Veysel aşık

    Topraktan olduk kardaşık

    Aynı yolcuyuz yoldaşık

    Sen yolcusun ben bac mıyım?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”SEN BİR ÇİÇEK OLSAN BEN BİR YAZ OLSAM” title_font_size=”13″]

    Her sabah her sabah suya giderken
    Yar yolunda toprak olsam toz olsam
    Bakıp dört köşeyi seyran ederken
    Kara kaş altında ela göz olsam

    Uğrunu uğrunu giderken yola
    Nice dilsizleri getirir dile
    Gövel ördek gibi inerken göle
    Ya bir şahin olsam ya bir baz olsam

    Veysel ördek olsun sen de göl yarim
    Yeter artık kerem eyle gel yarim
    Lale sümbül mor menekşe gül yarim
    Sen bir çiçek olsan ben bir yaz olsam

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”GÜZELLİĞİN ON PAR’ETMEZ” title_font_size=”13″]

    Güzelliğin on par’etmez

    Bu bendeki aşk olmasa
    Eğlenecek yer bulaman
    Gönlümdeki köşk olmasa

    Tabirin sığmaz kaleme
    Derdin dermandır yareme
    İsmin yayılmaz aleme
    Aşıklarda meşk olmasa

    Kim okurdu kim yazardı
    Bu düğümü kim çözerdi
    Koyun kurt ile gezerdi
    Fikir başka başk’olmasa

    Güzel yüzün görülmezdi
    Bu aşk bende dirilmezdi
    Güle kıymet verilmezdi
    Aşık ve maşuk olmasa

    Senden aldım bu feryadı
    Bu imiş dünyanın tadı
    Anılmazdı Veysel adı
    O sana âşık olmasa

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”EĞER GÖRSE İDİM GÖZ İLE SENİ” title_font_size=”13″]

    Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı

    Avlasam çöllerde saz ile seni

    Bulunmaz dermanı yoktur ilacı

    Vursam yaralasam söz ile seni

    Kurulma sevdiğim güzelim deyin

    Bağlanma karayı alları geyin

    Ben bir çoban olsam sen de bir koyun

    Seslesem elime tuz ile seni

    Koyun olsan otlatırdım yaylada

    Tellerini yoldurmazdım hoyrada

    Balık olsan takla dönsen deryada

    Düşürsem toruma bez ile seni

    Veysel der ismini koymam dilimden

    Ayrı düştüm vatanımdan ilimden

    Kuş olsan da kurtulmazdın elimden

    Eğer görse idim göz ile seni

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”SON ŞİİR” title_font_size=”13″]

    Selam saygı hepinize
    Gelmez yola gidiyorum
    Ne karaya ne denize
    Gelmez yola gidiyorum

    Ne şehire ne de köye
    Ne yıldıza ne de aya
    Uçsuz bucaksız deryaya
    Gelmez yola gidiyorum

    Gemi bekliyor limanda
    Tayfaları hazır onda
    Gözüm kalmadı cihanda
    Gelmez yola gidiyorum

    Eşim dostum yavrularım
    İşte benim sonbaharım
    Veysel karanlık yollarım
    Gelmez yola gidiyorum

  • ANADOLU’NUN DUYGULARINI TAŞIYAN TÜRK ÇALGILARI

    Bazen bir melodinin neşeli tınısı yüzümüzü gülümsetir, bazen de hüzünlü sesi kalbimizin en derin köşesine dokunur. Müzik ister çalınsın ister dinlensin, duygularımızı dile getiren, yaşanmışlığı hatırlatan ve özlemle sevinci buluşturan bir sanattır. Anadolu’da yüzyıllardır kullanılan Türk çalgıları ise sadece ses değil; her telde bir ağıt, her nefeste bir dua, her vuruşta bir hatıra saklar. Yazımızda, Anadolu’nun toprağından yükselen ve kültürümüzün hafızasına ses veren Türk çalgılarını birlikte inceleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk Çalgılarının Öncüsü: Bağlama Ailesi” title_font_size=”13″]

    Türk çalgıları arasında en bilinen ve yaygın olanı bağlama ailesidir. Bu ailede cura, tambura, çöğür (Abdal sazı) ve divan sazı gibi türler bulunur. Tarih boyunca farklı isimlerle anılan bağlamanın kökleri Dede Korkut hikâyelerinde geçen kopuza dayanır. Kopuz, eski Türk sazlarının atası olarak özel törenlerde kullanılmıştır. Hem Türk sanat müziğinde hem de halk müziğinde “saz” adıyla anılan telli çalgılar, büyüklüklerine ve ses özelliklerine göre sınıflandırılır. Büyük meydan sazları, orta boy bağlama ve küçük boyutlu cura gibi çeşitleri vardır. Ayrıca Azerbaycan ve İran müziklerinde kullanılan çift gövdeli tar da bu aileye dâhildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yay ile Çalınan Geleneksel Halk Çalgıları” title_font_size=”13″]

    Türk halk müziğinde yaylı çalgılar, yüzyıllardır duygulu ezgilerin ve sözsüz anlatıların güçlü bir aracıdır. Kökenleri Orta Asya’ya uzanır. Iklığ, su kabağı ya da Hindistan cevizi kabuğundan yapılır ve günümüzde nadiren görülür. Rebap, özellikle Güneydoğu Anadolu’da Kürt ve Arap aşiretleri arasında kullanılır ve tasavvuf müziğinde de önemli bir yer tutar. Kabak kemane, Ege ve Akdeniz’de yaygın olup derin sesiyle halk müziğine zenginlik katar. Karadeniz kemençesi, “Laz kemençesi” olarak da bilinir ve bölge müziğinin vazgeçilmez ritimlerini taşır. İstanbul kemençesi ya da klasik kemençe ise Türk sanat müziğinde zarif ve naif tınısıyla tanınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hüzünlü Tınılarıyla Nefesli Çalgılar” title_font_size=”13″]

    Türk halk müziğinde nefesli çalgılar, bölgesel ve kültürel çeşitlilikle farklı görevler üstlenir. Zurna, güçlü sesiyle düğün ve bayramlarda sıkça çalınır. Kaval, yumuşak ve içli sesiyle çoban kültürünün simgesidir. Düdük, küçük yapısıyla özellikle çocuklar arasında popülerdir. Çığırtma, kuş kanadından yapılan nadir bir enstrümandır. Sipsi, Ege Bölgesi’nde yaygın olan küçük, etkili bir kamış çalgısıdır. Çifte, tulumla birlikte Karadeniz ve Doğu Anadolu müziğinde önemli yer tutar. Mey ve balaban kalın, buğulu sesleriyle Doğu Anadolu ve Azerbaycan müziğinde tercih edilir. Ney ise, tasavvuf müziğinde derin ve mistik tınısıyla vazgeçilmezdir; Neyzen Tevfik’in dediği gibi: “Ney insanın içini dışa üfleyerek anlatır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ritmin Taşıyıcısı Vurmalı Çalgılar” title_font_size=”13″]

    Türk halk müziğinde ritim çalgıları, ezgilere hareket ve derinlik katar. En bilinenleri Orta Asya kökenli davuldur; tokmak veya parmaklarla çalınır ve tarih boyunca haberleşme amacıyla da kullanılmıştır. Tef, üzerine deri gerilen ve ziller takılan küçük bir vurmalı çalgıdır. Daha büyük ve zilsiz olanı kudüm ise Mevlevi ayinlerinde önemli bir yer tutar. Darbuka, dümbelek ve küp gibi diğer ritim çalgıları ise metal veya topraktan yapılır ve hem solo performanslarda hem de eşlik çalgısı olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çarpma Vurmalı Çalgılar” title_font_size=”13″]

    Türk halk müziğinde çarpma vurmalı çalgılar arasında zilli maşa önemli yer tutar. Uçlarındaki zillerle, bir elle tutulup diğer elle vurularak çalınır. Şimşir ağacından elde edilen çalpara dört tahta parçanın iple bağlanmasıyla yapılır ve zilli maşaya benzer şekilde kullanılır. Kaşık ise şimşir ağacından yapılır, parmaklar arasında tutularak avuç içinde vurulur. Anadolu’da halk oyunlarında sıkça kullanılır.

     

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu Toprakların Ezgileri” title_font_size=”13″]

     

    Anadolu’nun telli, yaylı, nefesli ve vurmalı çalgıları; her biri ayrı bir hikâyeyi, duyguyu ve kültürü taşır. Binlerce yıl boyunca çalınan bu enstrümanlar, halkın sevincini, hüznünü, inancını ve yaşamını seslere dönüştürmüştür. Bu zengin müzik evreninde bağlama ve ney hem halkın hem de tasavvufun kalbinde özel bir yere sahiptir. Bağlamanın coşkulu telleriyle neyin derin nefesi; Bektaşilikten Mevleviliğe uzanan mistik yollarda, Anadolu’nun ruhunu dile getirir. Videomuzda, bu iki enstrümanın büyülü dünyasında seslerin ve duyguların izini sürerken, Anadolu’nun binlerce yıllık müzik geleneğine tanıklık edeceksiniz.

  • NOTALARIN USTASI MÜNİR NURETTİN SELÇUK

    Türk şairlerin dizelerine Batılı tarzdaki vokaliyle yaptığı besteleri ile Türk musikisine yeni bir soluk getiren Münir Nurettin Selçuk, İstanbul Konservatuvarında çalıştığı yıllar boyunca pek çok müzisyenin yetişmesini sağlamış bir sanatçı. Gençliğinde Fenerbahçe’de futbol oynayan, aynı zamanda tambur ve piyano çalan Selçuk, bestelediği yüzlerce şarkı, çıkardığı plaklar ve verdiği konserlerle Türk halkının gönlünde taht kurmayı başarmış unutulmaz bir isim. Usta sanatçının hayatını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Münir Nurettin, 1900’de Sarıyer’de dünyaya gelir. Ailesinin soyu Selçuklu Beyliklerinden Germiyanoğulları’na uzandığı için 1934’teki Soyadı Kanunu’nda Selçuk soyadını alır.  

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Münir Nurettin gençlik yıllarında futbola gönül verir ve bir dönem Fenerbahçe’de futbol oynar. İlk ve orta öğreniminin ardından 15 yaşındayken girdiği Kadıköy’deki Darülfeyzi Musiki Mektebinde üç yıl eğitim alır. Heyet karşısında ilk konserine çıkan Selçuk, sınav sonucunda elde ettiği başarıyla o dönem Darülelhan adıyla eğitim veren İstanbul Belediyesi Konservatuarına girmeye hak kazanır. Ancak ailesinin ısrarıyla ziraat eğitimi almak için Macaristan’a gider. Müziğe olan ilgisi sebebiyle 1917’de İstanbul’a dönme kararı alan Selçuk, Dâr-ül Feyz-î Mûsikî Cemiyetinde önemli klasik Türk müziği bestekârlarından dersler almaya başlar ve müzik eğitimine kaldığı yerden devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1920’de şair Tevfik Fikret’in “Bu bir terânedir” şiirine yaptığı besteyle bestekârlığa başlayan Münir Nurettin, 1923’te teğmen rütbesiyle askerlik hizmetini yapmak üzere Ankara’ya gider. Ordu bandosu “Muzıka-i Humayun”de solistlik yapar. Muzıka-i Humayun, kuruluşundan itibaren varlığını kesintisiz sürdüren en eski orkestralarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının temelini oluşturan isimlerden biri olur. Orkestra, cumhuriyetin ilanından sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ismini almıştır. 1926’da Atatürk’ten izin alarak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasından ayrılır ve İstanbul’a döner. 1928’de ilk plağını yayımlar. Eski üslupla yeni anlayışın birleştiği plaktaki eserler dönem için yenidir ve dikkatleri üzerine çeker. Aynı yıl ses tekniği konusunda öğrenim görmek için Fransa’ya giden sanatçı, bir yıl boyunca Paris Konservatuvarında şan, piyano ve solfej dersleri alır. Burada verdiği konseri sanat çevrelerinden büyük övgü toplar, Batılı vokal tarzında okuduğu eserleri dikkat çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türk müzik tarihinde tek başına konser verme anlayışını getiren Münir Nurettin Selçuk, ilk solo konserini Paris dönüşü 1930’da Beyoğlu’nda verir. Konseri çok beğenilir ve büyük ilgi görür. Giydiği frak ile ayakta konser veren ve koro eşliğinde solo performansını sergileyen Münir Nurettin Selçuk’un bu konseri Türk musikisinde dönüm noktası olur. Usta sanatçılar eşliğinde gerçekleşen bu konser, musikiye olan saygı ve ciddiyetin temellerinin atıldığı bir konserdir. Sanatına verdiği önem, giyimine gösterdiği özen, profesyonel eğitim hayatı ve sanat anlayışıyla Münir Nurettin’in müziği hızla yayılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransa’da aldığı şan dersleri sayesinde Batı müziğine hâkim olan Selçuk, Mevlâna, Fuzuli, Nedim, Ahmet Paşa, Şeyh Galip, Ziya Paşa, Süleyman Nazif, Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Behçet Kemal Çağlar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ümit Yaşar Oğuzcan ve Refik Ahmet Sevengil gibi ünlü şairlerin şiirlerini besteler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    100’den fazla esere imza atan sanatçının Türk müziğine kazandırdığı bestelerden bazıları şunlardır: “Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın, Kalamış, Aziz İstanbul (Güfte: Yahya Kemal Beyatlı), Söyle Sevgili, Gül Yüzünde Göreli Zülf-i Semen-say Gönül, Safa-yı Metle Parıldasın Camımız, Hülyama Doğan Son Güneşim, Son Hevesimde, Varalım Kuy-ı Dilaraya Gönül Hu Diyerek, Bir Söz Dedi Canan ki Keramet Var İçinde, Rindlerin Akşamı (Dönülmez Akşamın Ufkundayız) (Güfte: Yahya Kemal Beyatlı), Ne Doğan Güne Hükmüm Geçer Ne Halden Anlayan Bulunur, Endülüs’te Raks, Sessiz Gemi, Rindlerin Ölümü, Sen Şarkı Söylediğin Zaman, Dumanlı Başları Göklere Ermiş, Yedi Renk Üstüne Hareli Dağlar.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Türk müziğinin ülke çapında tanınmasında ve sevilmesinde Münir Nurettin’in okuduğu plakların büyük etkisi olur. Klasik Türk musikisinden türkülere kadar değişik bestelerin olduğu plakları ve konserleri ile yeni bir tarzın çerçevesini oluşturan Münir Nurettin Selçuk, sanatla geçen 81 yılın ardından 27 Nisan 1981’de Nişantaşı’ndaki evinde vefat eder ve Aşiyan Mezarlığı’na defnedilir.

  • DÜNYA MUTFAKLARINA İLHAM VEREN EN PRESTİJLİ 6 ŞEF

    Bazı şefler kendilerine özgü teknikleriyle, yaşam tarzlarıyla, mutfağa bakış açılarıyla diğerlerinden sıyırılabilir ve “özgün olma” durumu tam da bu noktada başlar. Michelin yıldızlı restoranlarda çalışmadan önce yolları bulaşıkçılık ya da garsonluktan geçen ancak bugün yemeklerini tatmak için herkesin sırada beklediği dünyanın en prestijli şeflerinden birkaçını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Thomas Keller için Fransız pişirme sanatının üstadı demek mümkündür. Kariyeri, sadece şeflik ile sınırlı değil aynı zamanda bir restoran sahibi ve yemek yazarı. 1996 yılında En İyi Amerikan Şef Ödülü’nün sahibi olan Keller, başarılarını Michelin yıldızıyla zirveye taşıdı ve hatta iki farklı restoranı için tam üç Michelin yıldızı almayı başaran bir şef olarak tarihe geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2008 yılında Forbes Dergisi’ne göre en etkileyici 100 isimden biri olan Alain Ducasse, dünyanın birçok noktasında açtığı restoranlarla tanınan ve gastronomi dünyasının süper starı olarak bilinen bir şeftir. Ünü önce Fransa’ya ve ardından tüm dünyaya yayılan Alain Ducasse 20’den fazla Michelin yıldızına sahip olarak rekoru elinde tutuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemek programları, kitapları ve kendi adını taşıyan restoran zincirleriyle dünyanın en ünlü şeflerinden biri Jamie Oliver. Özellikle okullardaki sağlıksız beslenme alışkanlıklarına karşı duruşu ile bilinen Jamie Oliver, yayımladığı “Jamie’s 30 Minute Meals” isimli kitabı ile 2010 yılında satış rekoru kırdı. Aşçılık kariyerinin ardından televizyon dünyasına da geçen Oliver, özellikle “Feed me better / Beni daha iyi besle” kampanyasıyla İngiltere’de büyük yankı uyandırdı. Bu kampanya ile İngiliz okullarındaki yemek menülerinin değiştirilmesine büyük katkı sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İskoçların ilk Michelin yıldızlı şefi olan Gordon Ramsay, yeteneğini tüm dünyaya kanıtlamış dünyaca ünlü şeflerden biridir.  Toplamda 16 Michelin yıldızı olan Gordon Ramsay aynı zamanda dünyanın en çok kazanan ünlülerinden biri olarak bilinir. Yalnızca bir şef, televizyon sunucusu ya da “ünlü” değil aynı zamanda dünyanın pek çok yerinde “çok satanlar” arasına giren ünlü bir yazardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Henüz çocuk yaşta annesiyle beraber mutfağa giren ve o günlerden bugüne mutfak macerasında başarıyla ilerleyen bir şef; Wolfgang Puck. Fransa’nın en iyi restoranlarında çalışan Gang, yolculuğuna Los Angeles’da devam etti ve Hollywood’da dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. İstanbul’da da şubesi bulunan Spago adındaki restoranıyla adından söz ettiren Gang, aynı zamanda Yılın Üstün Şefi Ödülü’ne sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fatih Tutak, uluslararası platformlarda ülkemizi temsil eden başarılı Türk şeflerden biridir. Pekin, Tokyo, Singapur, Kopenhag, Hong Kong ve Bangkok gibi global mutfaklarda deneyim kazanan Tutak, gastronomi topluluğu tarafından belirlenen dünyanın en iyi 100 şefi arasına girdi. Bomonti’de bulunan TURK Fatih Tutak isimli restoranında misafirlerini ağırlayan Tutak, Türkiye’nin gastronomi anlamında ilerlemesine katkı sağlamaya devam ediyor.

  • 7 Madde ile Türkiye’nin Komedi Duayenlerinden Suna Pekuysal

    7 Madde ile Türkiye’nin Komedi Duayenlerinden Suna Pekuysal

    Geleneksel Türk Tiyatrosunun devleşmiş isimleri aramızdan ayrıldığında geride kalanlara ürettikleri eserlerle birlikte aynı dönemde yaşamanın gururunu da bırakırlar. 2008 yılında 75 yaşında dünyamıza veda eden Suna Pekuysal da böyle bir isimdi. 53 yılını tiyatro ve sinemaya veren, bu süre içinde 250 oyun 100 filmde rol alan, tiyatro tarihimizin duayen kadın temsilcisini listemizin 7 maddesi ile anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk tiyatrosu

    Suna Pekuysal İstanbul Belediye Konservatuvarı Şan ve Bale Bölümünde öğrenim gördüğü sırada 1949 yılında tiyatro ile tanıştı. İlk kez “Artist Aranıyor” isimli bir tiyatro oyununda rol aldığında 16 yaşındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk tiyatrosu

    Bir söyleşisinde Şehir Tiyatrosunun çocuk bölümünde oynarken diğer roller de dâhil bütün oyunu ezberlediğini anlatır. Figüran olarak oynadığı Peer Gynt oyununda yine bütün metni ezberlemiştir. Başrol oyuncusu Jeyan Mahfi bir gün 40 derece ile yataklara düşünce öne atılır, “Hocam ben oynayabilir miyim yerine?” diyerek Muhsin Ertuğrul’un karşısına çıkar. Ertuğrul’un sorduğu “Kim bu kız?” sorusunun ardından sahneye çıkar, başrolde oynar ve alkışı alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk tiyatrosu

    Konservatuar eğitimi almamıştı ama her biri birer okul olan usta tiyatrocular hocası, rol arkadaşı oldu. Vasfi Rıza Zobu, Hazım Körmükçü, Talat Artemel, Reşit Gürzap, Mahmut Moralı, Şevkiye Mav gibi efsane isimlerin öğrencisi ve halefi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk tiyatrosu

    Sinema filmlerinde başrol de aldı yan rollerde de oynadı. 1963 yapımı Yedi Kocalı Hürmüz’de Hürmüz, Küçük Hanım’ın Şoförü’nde hizmetçi kız, Keloğlan filmlerinde anne rolündeydi. Ama hepsinin ötesinde hafızalara “Suna Abla” olarak yer etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk tiyatrosu

    Radyo tiyatrosunda, arkası yarınlarda seslendirme yapan Suna Pekuysal, radyodaki temsillerine duyduğu özlemi, “Bir ömürdü onlar benim için, bugün çağırsalar koşarım, koşmak ne kelime uçarım!” sözleriyle ifade etmişti. Yerli yabancı pek çok filme sesini bırakmış bir dublaj sanatçısıydı da aynı zamanda. Türkan Şoray’ı ilk filmi olan 1961 yapımı Güzeller Resmi Geçidi’nde seslendiren de o oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk tiyatrosu

    Emektar sanatçı Türk Tiyatrosunun klasikleşmiş eserlerinden Lüküs Hayat operetinde 14 yıl kesintisiz rol alarak Zihni Göktay ile beraber bir rekora imza attı. Yaşamı boyunca birçok ödül aldı ama “Sanatçı ödül aldığı vakit sanatçı olmuyor.” cümlesini kayıtlara düşmekten de geri durmadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk tiyatrosu

    1998 yılında emekli edilmesine kızmıştı. Sanatçılıktan emekli olunamayacağını her fırsatta tekrarladı. Usta sanatçı bir röportajda söylediği “Sahne bağışlamaz hiç. Sahne özveri, hürmet ister. Oldum demek öldüm demektir. Bitmek demektir…” sözleriyle hepimize adeta duayen olmanın sırrını açıkladı.

  • Farklı Hikâyeleri ve Mimarileriyle 10 Tarihi Çeşme

    Farklı Hikâyeleri ve Mimarileriyle 10 Tarihi Çeşme

    Özellikle Osmanlı’da çeşme ve sebiller şahıslar tarafından çoğunlukla hayır amaçlı yaptırılırdı. İstanbul başta olmak üzere Osmanlı topraklarında padişahların, saray mensupları ya da devlet erkânının yaptırdığı çok sayıda çeşme bulunur. Çeşme ile sebilin farkı ise şuradadır: Çeşme sadece su taşırken sebil halka şerbet gibi farklı içecekleri de ulaştırabilir. Şimdilik listemizde sadece ülkemizden değil dünyanın farklı yerlerinden farklı amaçlarla yaptırılmış tarihi çeşmelere yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Topkapı Sarayı’nın giriş kapısına doğru giderken mimarisi ve süslemeleriyle önce III. Ahmet Çeşmesi dikkat çeker. Bu çeşme, daha önce aynı yerde var olan bir Bizans çeşmesinin yerine, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın önerisiyle 1728 yılında yaptırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Roma’daki Trevi Çeşmesi daha çok Aşk Çeşmesi adıyla bilinir. Bunun nedeni, Roman Holiday, La Dolce Vita gibi ülkemizde de çok izlenen aşk filmlerine mekân olmasıdır. Yapımına 1732 yılında başlanmış ve 30 yıl sürmüştür. Çeşme bugün ise oldukça farklı bir misyon üstlenmekte… Çünkü tarihi yapıyı görmeye gelen insanlar arkalarını dönerek omuzları üzerinden suya para atar ve dilek dilerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman Çeşmesi 1901 yılında Almanya’da yapılarak İstanbul’a getirilmiştir ve Alman İmparatoru II. Wilhelm’in Sultan Abdülhamit’e hediyesidir. Çeşme, Osmanlı ve Avrupa mimarilerinden farklıdır ve tunç kitabesinde, “Alman Kaiser’i II. Wilhelm 1898 yılı sonbaharında Osmanlılar’ın hükümdarı haşmetli II. Abdülhamid nezdinde ziyaretinin şükran hatırası olarak bu çeşmeyi yaptırdı.” yazar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1870’lerde Fransa’nın alt yapısını düzenleme çalışmaları yapılırken Sör Richard Wallace halka su taşıyacak çeşmeler yaptırır. Her biri Wallace Çeşmesi olarak bilinen yapılardan 8 tanesi Marsilya’dadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Madrid yakınlarındaki İspanya Kraliyet Ailesi’ne ait Aranjuez Sarayı bahçesindeki dekoratif çeşmeleriyle nam salmıştır ve Melek Çeşmesi de bu dekoratif çeşmelerden biridir. İçinde tarihi olayların yaşandığı görkemli saray günümüzde ziyaretçilere açık bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Beykoz’daki İshak Ağa Çeşmesi Mimar Sinan’ın elinden çıkmışsa da son hali 1746’da Gümrük Emini İshak Ağa tarafından verilmiştir. Hayır amaçlı yapılan çeşmenin 10 lülesinden kesintisiz su akmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güney Asya ülkesi Singapur’un başkenti de kendi adını taşıyan Singapur’dur. Başkentteki Merlion Park’ta bulunan Merlion Park Çeşmesi ise kentin simgesi gibidir. Başı aslan gövdesi balık olan figür Singapurlulara göre efsanevi bir yaratıktır ve ulusal bir önem taşır. 8.6 metre yüksekliğindeki heykel 1972 yılında yaptırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Parislilerin buluşma noktası Saint Michel Çeşmesi’nin yapımı dokuz heykeltıraşın katkılarıyla 1860 yılında tamamlanmıştır. Roma’daki Trevi Çeşmesi’ne benzetilen St. Michel Çeşmesi’nde melek Michael’in şeytanla mücadelesi konu edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Bosna Hersek’te bulunan Osmanlı tarzındaki ahşap Sebilj Brunnen Çeşmesi, Bosna’da görevlendirilen Mehmet Paşa Kukavica tarafından yaptırılmıştır. Mehmet Paşa farklı yerlerde yaptırdığı onlarca eserle tarih sayfalarında adından söz ettirmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Girit Adası’ndaki Kandiye şehrinde Hacı İbrahim Ağa tarafından hayır amaçlı yaptırılmış sebilin arka tarafında Venedik döneminden kalma Bembo Çeşmesi dikkat çeker. 1550’lerde yapılan çeşmenin orta yerinde başsız bir heykel bulunur. Sebil bugün faal değil fakat Bembo Çeşmesi halen kullanılıyor.

  • EFSANEVİ AKTÖR: DANNY KAYE

    Asıl adı David Daniel Kaminsky olan Amerikalı komedyen Danny Kaye’e, bir dönem TRT ekranlarında yayınlanan ve orkestra şefi Hikmet Şimşek tarafından sunulan Pazar Konseri adlı programından aşinayız. 1949 yılında Nikolay Gogol’un Inspector General eserinin sinemaya uyarlanmasıyla adında söz ettiren Kaye, sinema ve müzik dünyasının usta isimlerinden biri olarak tarihte yerini aldı. Bu arada önemli bir detay verelim; Tosun Paşa filminin Inspector General eserinden ilham alınarak yapıldığı söylenir. Bu yazımızda Danny Kaye’in başarılarla dolu öyküsüne değineceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ukraynalı göçmen bir ailenin çocuğu olarak 1911 yılında Brooklyn’de dünyaya gelen Danny Kaye’in eğitim hayatına dair net bir bilgi olmasa da genç yaşta annesini kaybetmesinin ardından liseyi yarım bırakmak durumunda kaldığı ve eğitim hayatına devam edemediği bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Okulu bıraktıktan sonra Florida’ya giden ve burada arkadaşlarıyla birlikte şarkı söyleyerek geçimini sağlayan Kaye daha çok komedyen olarak bilinse de gençlik yıllarında pek çok gece kulübünde gösteriler yaptı hatta Danny Kaye adını da bu gösteriler sonrasında aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1942 yılında New York’ta Cole Porter’ın Let’s Face It isimli operetini sahneye koydu ve bu operetle büyük bir çıkış yakaladı. 1944 yılında Up in Arms adlı filmle sinema perdesine geçiş yaptı ve pek çok filmde başrol oynadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadece müzik ve sinema sektörünün değil televizyon dünyasının da aranılan yüzü oldu; 1963-1967 yılları arasında The Danny Kaye Show ile tam dört adet Emmy Ödülü kazanarak başarısını katladı. Tüm dünyada ses getiren The Muppet Show’da da bir dönem yer alan Kaye, tüm dünyada büyük bir ilgiyle izlendi; artık o bir yıldızdı!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Herhangi bir müzik eğitimi olmamasına rağmen müthiş bir kulağa sahipti; 1947 yılında The Andrew Sisters ile birlikte yaptığı Civilization (Bongo Bongo Bongodlı şarkıyla büyük yankı uyandırdı ve müzik listelerinde zirveyi oynadı. Müzik alanındaki bu başarısı ona başka albümlerin kapağını araladı ve beraberinde pek çok albüm kaydı yaptı. Hatta Louis Armstrong ile başarılı düetlere imza atarak yeteneğini kanıtlamış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fransa’da Legion d’Honneur nişanı ile ödüllendirildi ve UNICEF’in ilk ünlü temsilcisi oldu. 1954 yılından 1987 yılına kadar UNICEF iyi niyet elçisi olarak görev yaptı. Tüm dünyayı gezerek konuşmalar yaptı, gösteriler sergiledi, özel günler için düzenlenen etkinliklerde sunuculuklar yaptı ve halkı çocukların ihtiyaçları doğrultusunda bilgilendirerek önemli görevler üstlendi.

  • Zamanda Yolculuğun Tahmin Edilemez Sonuçları ve 9 Madde İle Kelebek Etkisi

    Zamanda Yolculuğun Tahmin Edilemez Sonuçları ve 9 Madde İle Kelebek Etkisi

    Bilim tarihi uzaktan bakıldığında sayfa sayfa yazılar, dağ gibi kitaplar, anlaşılması zor formüllerden ibaret gibi görünüyor olsa da aslında birçok ilginç gelişmeye de sahne oluyor. Yeni bir buluş, yeni bir teori o ana dek kesin doğru olarak kabul edilmiş her şeyi değiştirip çağa yeni bir yön verebiliyor. İşte bu listemizde 21. yüzyıla ait bir bilimsel teoriyi, Hollywood filmlerine dahi ilham verebilecek kadar ilginç bir sistemi, Kelebek Etkisi’ni mercek altına alıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Aslında Kelebek Etkisi’nin bilim dünyasını heyecanlandırması çok daha önceye dayansa da, bu ilginç teori hayatımıza 2004 tarihli, gişelerde büyük başarı yakalayan bir Hollywood yapımıyla girdi. Filmde ünlü oyuncu Ashton Kutcher’ın canlandırdığı Evan karakteri zamanda garip sonuçları olan yolculuklar yapıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Evan babasından gelen bir yetenek sayesinde zamanda hareket edebiliyordu ve sinema tarihinin zaman yolculuğu yapan tüm karakterleri gibi geçmişe gittiğinde bazı detaylara müdahale ederek hayatındaki olumsuzlukları değiştirmek istedi. Ama zaman yolculuğu sırasında yapılan değişiklikler, tüm filmlerde olduğu gibi bu filmde de iyi sonuçlar vermeyecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Evan geçmişindeki ayrıntıları değiştirdikçe tahmin edilemez sonuçlara sebep olduğunu ve yaptığı değişikliklerin istediği gibi sonuç vermediğini, hayat üzerindeki kontrolünü kaybettiğini görecekti. Kelebek Etkisi’nin gazabına uğrayan Evan yalnız değildi, Çağdaş Avrupa Sineması’nın ünlü karakterlerinden Lola da benzer bir kaderin kurbanı olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1998 tarihli Koş Lola Koş filminde esas kız Lola ters giden ve her seferinde farklı olumsuz sonuçlara sebep olan olaylar zincirini değiştirmeye çalışır ama Kelebek Etkisi yüzünden istediği sonuca ulaşması imkansız olacaktır. Her denemesinde başını daha da büyük belalara sokar, bir seferinde tutuklanır, bir diğer denemesinde sevgilisi hayatını kaybeder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sinemanın bu şanssız karakterlerinin başına gelen tam olarak Edward N. Lorenz’in 20. yüzyılın en önemli teorilerinden biri olarak kabul edilen Kaos Teorisi’ne dayanan, Kelebek Etkisi’dir. Amerikalı bir matematikçi ve iklim bilimci olan Lorenz bir gün bilgisayarında bir hesaplama yaparken, 0,506127 sayısını 0,506’ya yuvarlar ve sinema dünyasından karakterlerimiz Evan ve Lola gibi o da buna pişman olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bu ufacık müdahale, Lorenz’in bütün hesaplamalarında büyük değişikliklere sebep olmuştur. Şaşkına dönen Lorenz bu konudaki araştırmalarına devam eder ve bilim dünyasına Kelebek Etkisi önermesini armağan eder. O zamana dek, bilimin sayesinde her türlü olasılığın hesaplanabileceği ve değişkenlerin hesaplanması sayesinde olayların öngörülebileceği kabul ediliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ama Lorenz bize her şeyin önceden belirlenemeyeceğini gösterecekti ve bunu tüm dünyada meşhur olan “Amazon Ormanları’ndaki bir kelebeğin kanat çırpması, Amerika’da fırtına kopmasına sebep olabilir.” cümlesiyle açıklayacaktı. Lorenz Kelebek Etkisi’ni Kaos Teorisi’ne dayandırıyordu, yani her şeyin düzensiz olduğunu, bu düzensizlik yüzünden olayların önceden bilinemeyeceğini söylüyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Lorenz’in ve sinema tarihinin bizlere öğrettiği üzere, çok ufak bir ayrıntıyı değiştirmek büyük sonuçlara sebep olabilir. Vereceğiniz en ufak bir karar, birbiri ardına devrilen domino taşları gibi engelleyemeyeceğiniz sonuçlara yol açabilir. Kafanızı kaldırdığınızda havada uçan bir yaprak görürseniz, onu oraya hangi rüzgârların, hangi hava olaylarının taşıdığını tam olarak bilemezsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Siz siz olun ufak ayrıntıların önemini küçümsemeyin ve eğer bir gün zaman yolculuğu yapma şansına sahip olursanız, Kelebek Etkisi’nin kahramanı Evan’ı ve şanssız Lola’yı hatırlayın, hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmayın.

  • MACERA DOLU KİTAPLAR

    Macera dolu bir yolculuğa çıksan, yanında kim olsun isterdin? Peki, söyle bana, sözcüklerle aran nasıl? Kitapları sever misin?

     

    Eğer cevabın “Evet!” ise, tam sana göre bir haberim var! Merakını ve hayal gücünü kullanarak yepyeni dünyalar keşfetmeyi seven senin için birbirinden eğlenceli kitapları bir araya getirdim.

     

    Hazır mısın? Haydi, maceraya birlikte atılalım!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nokta – Peter H. Reynolds” title_font_size=”13″]

    Hiç “Ben bunu yapamam!” dediğin oldu mu? Sen bu soruyu düşünürken, ben de biraz Vashti ile konuşayım. Evet, Vashti de bir zamanlar resim yapamayacağını düşünüyordu. Ta ki öğretmeni ona “Sadece bir nokta koy.” diyene kadar… Ve o küçücük nokta, kocaman bir serüvenin başlangıcı oldu! Nasıl mı? Bu sorunun yanıtı kitabın içinde gizli! Kitabı okuduktan sonra senden bir şey isteyeceğim: Sen bir resme nereden başlardın? Hadi dene!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyayı Gezmek İsteyen Horoz – Eric Carle” title_font_size=”13″]

    Dünyanın tüm ülkelerini gezdiğini bir düşün, ne hissedersin? Peki, bir sabah uyanıp “Bugün yola çıkıyorum!” desen ilk nereye gitmek istersin? İşte bu kitapta bizim horoz tam da bunu yapıyor! Gün doğarken kanatlarını çırpıyor ve dünyayı gezmek için yola çıkıyor. Yolda da pek çok hayvanla tanışıp arkadaş oluyor. Çünkü arkadaşlık çok güzel. Bu rengârenk dünyada keşif dolu bir macera seni bekliyor! Ama önce şu sorumu yanıtlamanı istiyorum: Sen ilk hangi ülkeyi görmek istersin?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Babam Yerinde Durmuyor – Coralie Saudo” title_font_size=”13″]

    Baban nasıl biri? Sessiz mi, konuşkan mı yoksa çok mu hareketli? Bu kitapta bir çocuk babasını anlatıyor ama babası hiç yerinde durmuyor! Flamingolarla hatıra fotoğrafı çektiriyor ya da penguenleri taklit ediyor. Eğlenceden eğlenceye koşan bu babayı merak ettin değil mi? Kitabı okurken bol bol güleceğine emin olabilirsin. Peki, okumaya geçmeden önce söyle bakalım: Senin babanın en komik anları neler?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saftirik Greg’in Günlüğü – Jeff Kinney” title_font_size=”13″]

    Okul senin için nasıl bir yer? Sakin mi geçer günlerin yoksa her gün yeni bir macera mı yaşanır? Greg’in günlüğünde her şey var: tuhaf ama eğlenceli planlar, kahkaha dolu olaylar ve komik çizimler! Şimdi gözlerini kapat ve düşün: Senin okulda başına gelen en komik olay neydi? Arkadaşlarınla komik bir plan yapıp işleri karıştırdığın oldu mu? Ya da başına gelen bir olayı günlüğüne yazdın mı? Yazsaydın, hangisini seçerdin? Hazırsan, Greg’in eğlenceli günlüğünü okumaya başla ve kendi maceranı hayal etmeye hazırlan!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Canavar Peşinde 35/Ormanın Laneti: Terra – Adam Blade” title_font_size=”13″]

    Karanlık bir ormanda kaybolsan ne yaparsın? Ya birdenbire dev bir canavar karşına çıksa? Korkar mısın yoksa canavarla konuşmayı mı denersin? Hiç canavarla konuşulur mu dediğini duyar gibiyim. Evet, seri olan bu kitapta Tom yine zorlu bir görevde! Bu kez karşısında ormanı lanetiyle ele geçiren korkunç canavar Terra var. Sence Tom dostlarıyla birlikte ormanı Terra’dan kurtarabilecek mi? Kitabı okurken düşünmeni istiyorum: Kendi sihirli gücünü seçme şansın olsa, bu ormanda hangi gücünü kullanmak istersin?