Kategori: Kültür/Sanat

  • Sultan’ın renkli karakterini yansıtan 9 fotoğraf

    Sultan’ın renkli karakterini yansıtan 9 fotoğraf

    Türk Sineması’nın Sultan’ı Türkan Şoray bu unvanı sadece dillere destan güzelliği ile değil birbirinden farklı birçok karakteri başarıyla canlandırmasıyla da kazanmıştır. Oyunculuk yeteneği ile sinemamıza renk katan Türkan Şoray yönetmenlik koltuğunu da hakkıyla doldurur. Türk Sineması’na kazandırdığı değerlerden bir diğeri de Türkan Şoray Kanunları’dır. Bu kanunlar genelde açık sahneleri reddetmesiyle bilinse de aslında oyuncunun adil şartlarda çalışmasını sağlayan prensiplerdir. Türkan Şoray kariyerinin başındaki kadın-erkek birçok genç oyuncuya yol gösterir, onlar için başarılı bir örnek olur. Sultan unvanını tüm kariyeri boyunca başarıyla taşıyan Şoray, Türk Sineması’nın sahip olduğu en büyük güzelliklerden biridir. Karşınızda, Sultan’ın renkli karakterini yansıtan 9 fotoğraf…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türkan şoray illüstrasyonları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türkan şoray illüstrasyon, türk sineması
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türkan şoray illüstrasyon
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türkan şoray illüstrasyon
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türkan şoray illüstrasyon
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    retro
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    türkan şoray illüstrasyon
  • TİYATRO TARİHİNDEN KISA KISA

    Oscar Wilde’dan alıntı yaparak tiyatronun önemi ve gerekliliğini bir cümlede özetlemeye çalışalım: “Tiyatroyu tüm sanat biçimleri arasında en yücesi olarak kabul ederim; çünkü o insanoğlunun, neyin insanî olduğu duygusunu bir başka kişi ile en dolaysız olarak paylaşabileceği yoldur.” Tiyatro, tarih boyunca yönlendiren, eğlendiren, öğreten, düşündüren konumunda olduğu farklı aşamalardan geçmiş ve hak ettiği görkemli yerine kavuşmuştur. UNESCO tarafından kurulmuş Uluslararası Tiyatrolar Birliği tarafından 27 Mart, Dünya Tiyatro Günü olarak ilan edilmiştir. Bu vesileyle tiyatro tarihi hakkında kısa bilgileri sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tiyatronun ortaya çıkışı, mitolojinin oluştuğu, dinsel törenlerin ve tapınma ayinlerinin yapıldığı ilk çağlara kadar uzanıyor. Törenlerde jest ve mimiklerini kullanarak duygularını yaşayan insanlar, farkında olmadan tiyatronun temellerini atmışlardır. Bu konunun izlerini Eski Yunan ve Mısır’da sürmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 6’ıncı yüzyıldan sonra şekillenen ve günümüz tiyatrosuna ışık tutan Yunan tiyatrosu, teknikleri, kuramları, tragedya ve komedya türündeki yapıtlarıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Bilinen ilk tiyatro sahnesi, Antik Yunan’da Acropolis içine inşa edilen Dionysus Tiyatrosu’dur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yunan tiyatrosunu örnek alan Romalıların, M.Ö. 55 yılları civarında taştan inşa ettikleri ilk tiyatro binası Roma’daki Pompei Tiyatrosu olmuştur. Bunun öncesinde Romalılar, ahşap oturma sıralarının ve sahnenin olduğu sökülebilen geçici yapılar inşa ediyorlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ ise tiyatronun gücünün farkına varıldığı, sonrasında da hem baskıya uğradığı hem de büyük kalabalıklar tarafından ilgi gördüğü dönem olmuştur. Oyuncuları rahipler, esnaf locasının belirlediği kişiler veya saray methiyecileri olmuş, zamanla bu baskıdan da kurtulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    William Shakespeare, Molière, John Webster, Lope de Vega gibi isimlerin oyun yazarlığı yaptığı 16. ve 17. yüzyıl, tiyatro tarihinde önemli eserler üretilen dönemler olmuştur. 18. yüzyılda Fransa’da Voltaire ve İngiltere’de Samuel Johnson öncülüğünde Klasik Akım, 18. Yüzyıl sonları ile 19. yüzyılda ise Romantik Akım kendini göstermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yunan tiyatrosundan temel alan modern tiyatronun gelişiminde çok sayıda isim yer almıştır. Onlardan biri de Sihirli Eğer kuramıyla, gerçekçi akıma ve modern oyunculuk anlayışına yön veren Rus tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Konstantin Stanislavski (1863-1938) olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı topraklarında Batılı anlamdaki ilk tiyatro örnekleri Naum Tiyatrosu ve Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sergilenmiş, ilk tiyatro eseri Şinasi’nin yazdığı Şair Evlenmesi olmuş, Türk tiyatrosu 1914 yılında açılan, günümüzdeki adı Şehir Tiyatroları olan “Dârülbedâyi” çatısı altında kurumsallaşmıştır.

  • Farklı Kültürlerden 8 Geleneksel Çalgı

    Farklı Kültürlerden 8 Geleneksel Çalgı

    Coğrafyaların, toplumların, ülkelerin özgün müziklerinden söz ederken o müziği üretmede kullandıkları müzik aletlerini de unutmamak gerekir dedik ve kimi ortaya çıktığı coğrafyanın sınırları içinde kalmış kimi dünyaya açılmış 8 geleneksel çalgıyı sizin için listeledik!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İskoçların milli çalgısı gayda Trakya, Bulgaristan ve Makedonya’nın da yerel çalgısıdır. Kuzeydoğu Anadolu’da “tulum” adıyla bilinen nefesli çalgı oğlak derisinden yapılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yunan müziğinin önemli çalgılarından buzuki, saz enstrümanının tellerine ve gitarın perde düzenine sahip karma bir çalgıdır. Mızrap ya da penayla çalınan enstrümanın gövdesi sedef kakmalarla süsleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rusya’nın yerel çalgısı balalayka Orta Asya Türklerinin çaldığı dombradan esinlenerek geliştirilmiş bir enstrümandır. Bu üç telli çalgı genellikle yerel şarkılara tek başına eşlik ederken orkestra içinde de yer alabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Orta Asya’da yaşayan Türklerin hala büyük önem atfettiği kopuz o coğrafyaya ait masallarda da adı geçen bir çalgıdır. Bağlamanın atası kabul edilen müzik aleti bugün Kafkaslardan Balkanlara kadar birçok yerde görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çin’de ortaya çıkan ve 17. yüzyılda Çinliler tarafından Japonya saray çevresine tanıtılan koto, zamanla Japonya’nın geleneksel çalgısı haline gelmiştir. Japonlar eskisi kadar olmasa da bu mistik enstrümanı kullanmaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Avusturya ve Almanya’nın Bavyera eyaletinin milli çalgısı zither, diz ya da masa üzerine koyularak çalınabilen telli bir çalgıdır. Genellikle parmakla çalınan enstrüman mızrapla da çalınabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hintlilerin yerel çalgısı sitara günümüzde Batı ülkelerinde de ilgi gösteriliyor. Mistik bir sese sahip bu uzun saplı telli çalgı aslında İran ve Afganistan bölgesindeki bir çalgıdan türetilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kökleri Yunan mitolojisine dayanan ve bizim pan-flüt adıyla bildiğimiz enstrüman için bir değil birçok ülkenin yerel çalgısıdır diyebiliriz. Pan-flüt, Güney Amerika’da Peru başta olmak üzere, Avrupa ve Asya’da kimi ülkelerin kültürlerine çoktan yerleşmiş durumda.

  • EN BELİRGİN ÖZELLİKLERİYLE GEZEGENLERİ TANIYALIM

    Güneş sistemi, her biri kendine özgü özellikler taşıyan gezegenlerden oluşur. Kimi büyüklüğüyle kimi sıcaklığıyla kimi de sahip olduğu yapılarla öne çıkar. Bu kısa listede gezegenleri, uzun açıklamalara girmeden, ayırt edici temel özellikleriyle tanıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Merkür, Güneş’e en yakın gezegen olmasına rağmen en sıcak gezegen değildir ve Güneş etrafında en hızlı tur atan gezegendir. Halkası ve uydusu olmayan Merkür’den bakıldığında Güneş, Dünya’dan görülene kıyasla yaklaşık üç kat daha büyük görünür. İnce atmosferi nedeniyle yüzey sıcaklıkları gündüzleri 430 °C’ye kadar çıkarken geceleri -180 °C’ye kadar düşer; buna karşın kutuplardaki bazı kraterlerde katı hâlde su bulunur. Ayrıca Merkür, Dünya’dan sonra Güneş sistemindeki en yoğun gezegendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Venüs, Güneş’e en yakın ikinci gezegen olup halk arasında “sabah yıldızı” ve “akşam yıldızı” olarak anılır. Güneş sistemindeki en sıcak gezegen olan Venüs’te yüzey sıcaklığı yaklaşık 480 °C’ye ulaşır ve kalın atmosferi nedeniyle gece-gündüz sıcaklık farkı neredeyse yoktur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünya, Güneş sistemindeki beşinci en büyük gezegen olmasına rağmen yüzeyinde sıvı su bulunan tek gezegendir. Ekvator çapı ortalama 12.742 kilometre, ortalama yarıçapı 6.371 kilometre, kütlesi yaklaşık 5,97 × 10²⁴ kilogram ve hacmi yaklaşık 1,08 × 10¹² kilometreküptür. Yaşamın kesin olarak bilindiği tek gök cismi olan Dünya, adını mitolojiden almayan tek gezegen olarak da ayrışır. Yüzeyinin büyük bir kısmı sıvı hâldeki sularla kaplıdır ve %78 azot, %21 oksijen ile %1 diğer gazlardan oluşan atmosferi yaşam için elverişli koşullar sağlar; aynı zamanda küçük ve orta boy gök taşlarına karşı koruyucu bir kalkan görevi görür. Tek bir doğal uydusu bulunan Dünya, buna karşın en fazla yapay uyduya sahip gezegendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Merih” ya da “Kızıl Gezegen” olarak da bilinen Mars, halkası olmayan bir gezegendir. Yüzeyinin kırmızımsı görünümü, demir oksit bakımından zengin kaya ve topraklardan kaynaklanır. Mars’ın çevresinde, Dünya atmosferine benzeyen ancak çok daha ince bir atmosfer bulunur ve bu atmosferin büyük bölümünü karbondioksit oluşturur; oksijen miktarı ise yok denecek kadar azdır. Yüzeyi demir açısından zengin tozlarla kaplıdır. Güneş sisteminin en büyük yanardağı olan, yaklaşık 600 kilometre çapında ve 25 kilometre yüksekliğindeki sönmüş Olimpus Yanardağı (Olympus Mons) Mars’ta yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Jüpiter’in görünüşündeki en dikkat çekici özellik, kendi etrafında hızla dönen kızıl renkli fırtına bulutlarının oluşturduğu Büyük Kırmızı Leke’dir; bu dev fırtına, Dünya’yı içine alabilecek kadar büyüktür. Güneş’ten sonra Güneş sistemindeki en büyük gök cismi olan Jüpiter, çıplak gözle görülebilir ve kütlesi diğer tüm gezegenlerin toplamının yaklaşık 2,5 katına ulaşır. En güçlü manyetik alana ve en geniş manyetosfere sahip gezegen olan Jüpiter, çok hızlı dönmesiyle de dikkat çeker; kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 10 saatte tamamlarken; Güneş etrafındaki yörüngesini yaklaşık 12 yılda dolaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Satürn, Güneş sisteminin ikinci en büyük gezegeni olup çapı yaklaşık dokuz Dünya genişliğindedir ve kütlesi Dünya’nın yaklaşık 95 katına ulaşır. En belirgin özelliği, yedi ana halkadan oluşan ve Güneş sisteminin en büyük ve en dikkat çekici halka sistemi olarak bilinen yapısıdır. Bilinen en fazla doğal uyduya sahip gezegen olan Satürn’ün onaylanmış uydu sayısı 140’ın üzerindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uranüs, teleskopla keşfedilen ilk gezegendir. Çıplak gözle görülebilen gezegenler arasında Güneş’e en uzak olan Uranüs, Dünya’nın yaklaşık dört katı büyüklüğünde ve 14,5 katı kütlesindedir. Kendi ekseni etrafında ters yönde döner ve Güneş etrafındaki yörüngesinde yaklaşık 90 derece yatık duruşuyla âdeta yuvarlanan bir top gibi hareket eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Neptün, keşfinden önce konumu matematiksel hesaplamalarla belirlenen ilk gezegen olarak bilinir. Güneş sistemindeki en yüksek rüzgâr hızlarına sahip olan Neptün’de atmosferik rüzgârlar saatte 2.000 kilometrenin üzerine çıkarak ses hızını aşabilir. Çıplak gözle görülemeyen tek gezegen olan Neptün, Dünya’ya olan büyük uzaklığı nedeniyle gökyüzünde son derece sönük görünür; açısal çapı Ay’ınkinden yüzlerce kat daha küçüktür.

    Böylelikle sekiz gezegen, farklı özellikleri ve keşif öyküleriyle Güneş sisteminin çeşitliliğini ve düzenini ortaya koyar.

  • Karanlık Dünyasında Çiçekler Açtıran Âşık: Veysel Şatıroğlu

    Karanlık Dünyasında Çiçekler Açtıran Âşık: Veysel Şatıroğlu

    Dostlar beni hatırlasın diyerek göçtü bu dünyadan ama bırakın hatırlanmayı yaşadığı coğrafyada onu tanımayan, sazıyla sözüyle anmayan nerdeyse kalmadı. Fiziksel olarak görmüyor olmasına rağmen insan ruhunun zayıf ve erdemli taraflarını en iyi o görüp anlattı. Türküleriyle hala aramızda olan Âşık Veysel’i şimdi de yaşam hikâyesinden başlıklarla karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kendi cümleleri ile gözlerini kaybedişi” title_font_size=”13″]

    “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözlerini kaybettiğinde sazına kavuştu” title_font_size=”13″]

    Sivas ili Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde dünyaya geldiğinde yıl 1894’tü. Çiçek hastalığından kaybetmeden önce iki kız kardeşi vardı Veysel’in. Kendisinin de ifade ettiği gibi yedi yaşında bir gözünü kör edip diğerinin büyük hasar almasının nedeni aynı hastalıktı. Hasarlı gözü tedavi edilecek iken talihsiz bir kaza ile onu da tamamen kaybetmişti. Çiftçi olan babası çocuğunu biraz olsun mutlu etmek için bir saz hediye etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öyle ya da böyle “âşık” olacaktı ” title_font_size=”13″]

    Âşıkların bol olduğu bir coğrafyada dünyaya gelmek belki de en büyük şansıydı. Önce onların türkülerini çalıp söylemeye başladı. Sonra sazına kendi cümleleri eşlik etti. Yalın Türkçesi ile kader dedi, umut dedi, sevin dedi, çalışın dedi, insanın zaaflarını dile getirip doğanın vefasından söz etti. Uzun İnce Bir Yoldayım türküsünü yazdığında 49 yaşındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşık Veysel’in dünyasını genişleten şair” title_font_size=”13″]

    Yazıp söyledikleriyle geniş bir dünyası olduğunu gösteren Veysel’in somut dünyasını genişleten ise şair ve öğretmen Ahmet Kutsi Tecer oldu. O dönem Sivas Maarif Müdürü olarak görev yapan Tecer, 1931 yılında ilk kez düzenlenen Halk Şairleri Bayramı’nda Âşık Veysel’le tanışmış, sonrasında onun Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yapmasını sağlamış, sanat çevresiyle diyaloğunun artmasına zemin hazırlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun ince bir yolda” title_font_size=”13″]

    Hüsranla biten 8 yıllık bir evliliğin ardından çocuklarının annesi torunlarının büyükannesi olacak Gülizar Hanım’la ömürlük bir evlilik gerçekleştirmişti. Bakın çocuklarından biri yıllar sonra nasıl anlatacaktı Veysel’i: “Çocuklarının saçlarını tarar, boylarını ölçerdi. Bizimle her zaman oyun oynardı. ‘Gelin çocuklar halay çekelim’ derdi. Türkü söylerdik biz o da dönerdi, yüreğiyle görürdü. Aklına şiir geldiği zaman yazdırırdı babam.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Benim sadık yârim kara topraktır” title_font_size=”13″]

    Çocuklarına “kuzum” diye seslenen, yemeklerden en çok kuru fasulyeyi seven, şiirlerini genellikle gece üreten Veysel Şatıroğlu 21 Mart 1973’te doğduğu köyde vefat etti. “Her kim olursa bu sırra mazhar / Dünyaya bırakır ölmez bir eser / Gün gelir Veysel’i bağrına basar / Benim sadık yârim kara topraktır.” dizelerindeki gibi ölmez eserler bırakmış, onu anlayanlar bağrına basmış ve o da sonunda sadık yârine kavuşmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evi müze, sureti heykel” title_font_size=”13″]

    Sivas’tan başlayıp tarihi önemi bulunan Gülhane Parkı’na kadar birçok yere heykeli dikilen ozanın doğup büyüdüğü ev günümüzde Âşık Veysel Müzesi olarak ziyaret ediliyor. Şiirleri, Deyişler, Sazımdan Sesler, Dostlar Beni Hatırlasın kitaplarında okuyucusuyla buluşurken, türküleri yaşlı-genç birçok sanatçının sesinde yaşıyor. Farklı müzik türleri Âşık Veysel dizeleriyle onurlanırken dostları onu hâlâ hatırlıyor.

  • OSMANLI’DA İFTAR VE SAHUR GELENEKLERİ

    Osmanlı Dönemi’nde iftar yemekleri, saraydan halk sofralarına kadar büyük bir özenle hazırlanır; sahur sofraları ise günü daha rahat geçirmek için seçilen yiyeceklerle donatılırdı. Padişah sofralarından iki aşamalı iftariye geleneğine, tok tutan sağlıklı yemeklerden ferahlatıcı ve besleyici hoşaflara kadar, Osmanlı’da sahur ve iftar sofrası geleneklerini yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sahur sofraları, gün boyu tok tutacak besinlerle hazırlanırdı. Börek, pilav, ekmek, tereyağı, bal ve reçel gibi enerji veren yiyecekler tercih edilirdi. Osmanlı’da sahur sofralarında, fazla tuzlu ve baharatlı yemeklerden kaçınılır; vücudu susuz bırakmayacak, hafif ve besleyici yemekler ön planda tutulurdu. Gün boyu susuzluğu önlemek için kuru kayısı, erik, üzüm gibi meyvelerden yapılan hoşaflar sahur sofralarının vazgeçilmeziydi. Bu doğal içecekler, içerdiği doğal şeker sayesinde gün içinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da iftar sofraları iki aşamada kurulurdu: Birinci aşama, “iftariye” olarak bilinen ilk fasıl; ikinci aşama ise asıl yemeklerin yer aldığı ikinci fasıldı. İftariyenin ilk kısmında, hızlı yemek yemeyi önlemek ve gün boyu aç kalan mideyi yormamak amacıyla oruç hurma veya zeytinle açılır, ardından geleneksel kahvaltılıklar ve sıcak pide sunulurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İftariye faslının ardından akşam namazı kılınır, sonra tekrar sofraya oturularak ikinci fasıla geçilirdi. Bu bölümde asıl yemekler yer alırdı; genellikle çorbayla başlanır, ardından sebze ve et yemekleriyle birlikte pilav ve börekler sunulurdu. Yemeğin sonunda ise sofralar tatlılarla şenlenirdi. Baklava ve özellikle ramazana özgü tatlılardan olan güllaç, yanında Türk kahvesi ya da mevsime uygun şerbetlerle ikram edilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    1. yüzyılda Osmanlı Sarayı’nda ortaya çıkan güllaç tatlısı, ilk dönemlerinde yalnızca nişasta ve suyla yapılan kuru yufkaların sütle ıslatılmasıyla hazırlanırdı. Özellikle ramazan sofralarında mideyi yormayan hafif bir tatlı olduğu için tercih edilirdi. O dönemde “güllü aş” olarak bilinen bu geleneksel tatlıyı ramazan sofralarınızda hazırlamak isterseniz, işte gerekli malzemeler:
    • 10 adet güllaç yaprağı
    • 1,5 litre süt
    • 1,5 su bardağı toz şeker
    • 1 çay bardağı ceviz içi (iri çekilmiş)
    • 1 yemek kaşığı gül suyu (isteğe bağlı)
    • Üzeri için: Nar taneleri ve dövülmüş Antep fıstığı

    Bir tencereye sütü alın ve orta ateşte ısıtın. Çok kaynatmadan, hafif ısındığında şekeri ekleyip karıştırın. Şeker tamamen eriyince ocaktan alın. Sütün, el yakmayacak kadar ılık olması gerekir. Ardından gül suyunu ekleyip karıştırın. Geniş bir tepsiye güllaç yapraklarını parlak yüzü üste gelecek şekilde serin. Üzerine bir-iki kepçe ılık süt gezdirerek yaprakların yumuşamasını sağlayın. Beş yaprak güllaç serdikten sonra orta kata iri çekilmiş cevizleri serpin. Kalan güllaç yapraklarını da aynı şekilde sütle ıslatarak üst üste dizin. Kalan sütü tatlının üzerine dökün ve oda sıcaklığında 15-20 dakika bekletin. Tatlıyı dilimleyerek üzerini nar taneleri ve dövülmüş Antep fıstığı ile süsleyin. Buzdolabında birkaç saat dinlendirdikten sonra soğuk olarak servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı mutfağında ferahlatıcı tadı, besleyiciliği ve lezzeti ile ön plana çıkan pek çok hoşaf ve komposto tarifi bulunur. Özellikle ramazan ayında pek çok aile, Osmanlı’dan miras kalan bu geleneksel içecekleri hazırlayarak sofralarına dâhil eder. Ramazan sofralarınızda lezzetiyle öne çıkan misket elması hoşafını hazırlamak isterseniz, işte gerekli malzemeler:

    • 5-6 adet misket elması
    • 1 litre su
    • 1 çay bardağı toz şeker (damak zevkine göre artırılabilir)
    • 3-4 adet karanfil
    • Yarım limon suyu (elmanın kararmasını önlemek için)

    Yıkadığınız misket elmalarını incecik soyun. Dilerseniz dilimleyin, dilerseniz bütün hâlde bırakın; ancak her iki durumda da çekirdeklerini dikkatlice çıkarın. Elmaların kararmasını önlemek için bir tencereye alın, üzerine su ve limon suyunu ekleyin. Orta ateşte, elmalar iyice yumuşayana kadar pişirin. Yumuşadıktan sonra tencereyi ocaktan alın; elma parçalarını bir süzgeç yardımıyla süzerek bir tabağa aktarın. Tencerede kalan elma suyunun içine toz şekeri ve karanfil tanelerini ekleyin, ardından tekrar ocağa alın. Ara ara karıştırarak şekerli suyu kaynatın. Su kaynadıktan 2-3 dakika sonra, şekerli suyu kâselere paylaştırın ve soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra elma dilimlerini ekleyin. Soğuk servis etmek isterseniz buzdolabında bir süre dinlendirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’dan bu yana ramazan sofralarında hazırlanan yemekler yalnızca lezzetleriyle değil, aynı zamanda besleyici ve doyurucu özellikleriyle de öne çıkar. Ramazan ayında, sultanların sofralarında sıkça yer alan ve bazı kaynaklara göre Fatih Sultan Mehmet’in en sevdiği yemeklerden biri olan yumurta-i hümayun (padişah yumurtası), bu özel lezzetlerden sadece biridir. Yumurta-i hümayun için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet yumurta
    • 3 adet orta boy soğan
    • 4-5 dilim pastırma
    • 2 yemek kaşığı tereyağı
    • 1 tatlı kaşığı esmer şeker
    • 1 çay kaşığı tuz
    • 1 çay kaşığı karabiber
    • 1/2 çay kaşığı toz kırmızıbiber
    • 1/2 çay kaşığı yenibahar

    Soğanları soyup ortadan ikiye bölün ve yarım halka şeklinde doğrayın. Tereyağını tavada eritin, ardından esmer şekeri ve doğranmış soğanları ekleyin. Kısık ateşte, ara ara karıştırarak soğanlar karamelize olana kadar pişirin. Soğanlar altın sarısı rengini aldığında baharatları ilave edin ve güzelce karıştırın. Ardından pastırmaları ekleyin ve yaklaşık 1 dakika kadar karıştırarak pişirin. Soğanlı karışıma yumurtaları eklemek için tavada dört adet çukur açın. Yumurtaları bu boşluklara, sarılarını dağıtmadan dikkatlice kırın. Kısık ateşte, yumurtalar dilediğiniz kıvama gelene kadar pişirin.

    Yumurta-i hümayunu, sıcak pide eşliğinde servis ederek ramazan sofranıza Osmanlı mutfağından bir lezzet katabilirsiniz.

    Yüzyıllar öncesine ait bu gelenekler, ramazanı sadece bir ibadet zamanı değil; aynı zamanda güçlü bir kültürel hafıza alanı hâline de getiriyor. Sofralar değişse de iftarın bereketi ve sahurun huzuru kuşaktan kuşağa aktarılmayı sürdürüyor.

  • 1900’LERİN GÖZDE SANAT AKIMI: ART NOUVEAU

    Art Nouveau, Türkçe anlamıyla “yeni sanat”, Avrupa’nın farklı ülkelerinde farklı isimlerle anılırken, ülkemizde de zaman zaman “1900 Sanatı” olarak tanımlanmaktadır. 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın başında Avrupa ve Amerika’yı etkileyen sanat akımına dair detayları sayfamızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Başlangıçta barok veya gotik stilin etkisinde gelişen, Klasisizm’e tepki gösteren sanatçılar sayesinde kimliğini zaman içinde netleştiren Art Nouveau, ilk örneklerini dekoratif öğelerde göstermiş olan çok yönlü bir akımdır. Art Nouveau; bitki motiflerinin, yatay kıvrımların, dalgalı formların, zarif ve süslü bir stil oluşturduğu akımdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Art Nouveau ismi, 1895 yılında sanat tüccarı Siegfried Bing’in Paris’te açtığı ve Yeni Sanat Evi anlamına gelen La Maison de l’Art Nouveau’dan gelmektedir. Bing bu dükkânda, Art Nouveau akımının özellikle cam eserlerde uygulanmış en güzel örneklerini satmakta ve eser sahipleri arasında Louis Comfort Tiffany gibi isimler bulunmaktaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mimari alanda öne çıkan Art Nouveau akımının öncüsü, İspanya’da fantastik denebilecek yapılara imza atan Antoni Gaudí olmuştur. Hatta öyle ki 2013 yılından bu yana, öldüğü gün olan 10 Haziran, ünlü mimarın anısına Dünya Art Nouveau Günü olarak kutlanmaktadır. Casa Batlló, sanatçının Art Nouveau stilinde Barselona’da inşa ettiği yapıtlara bir örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Art Nouveau stilinin Osmanlı’da, bilhassa İstanbul’da birçok örneği verilmiştir. Beyoğlu’nda mimar Hovsep Aznavuryan’a yaptırılan Mısır Apartmanı, Galata’daki Kamondo Merdivenleri, Beşiktaş’ta bulunan Şeyh Zafir Türbesi, Tarabya’da yer alan Huber Köşkü Art Nouveau stilinin önemli örnekleri arasında yer almaktadır. İstiklal Caddesi’ndeki Botter Apartmanı ise Osmanlı İstanbul’unda bu tarzla yapılan ilk yapıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mimaride, cam eşyalarda, mobilya tasarımlarında, dekoratif objelerde kendini gösteren art nouveau akımına, o dönemin merdiven tasarımlarında da sıkça rastlanmaktadır. Demir hammaddesine mimaride özellikle yer veren akımda, merdiven tasarımları kadar demir korkuluklardaki tasarımlar da dikkat çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Art Nouveau’nun en belirgin özelliklerinden biri de dekoratif amaçlı olarak kadın figürlerine yer verilmesidir. Bu özelliği cam üstüne uygulanmış bir çalışmada veya bir afiş tasarımında da görmek mümkündür. En özel örnekleri, 1860-1939 yılları arasında, yani Art Nouveau döneminde yaşamış olan Çek ressam ve grafik sanatçısı Alfons Mucha’nın tasarımlarında görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sanatın farklı katmanlarında kendini gösteren Art Nouveau’nun temsilcisi olan birçok sanatçı bulunmaktadır. Avusturyalı ressam Gustav Klimt, illüstrasyonlarıyla sansasyon yaratan Aubrey Beardsley, Çek heykeltıraş ve mimar František Bilek ve diğerleri… Bilek’in Prag’da bir sinagogun bahçesinde yer alan Musa Heykeli Art Nouveau izleri taşıyan etkileyici örneklerden biridir.

  • RAMAZANDA BİRLİK VE DAYANIŞMANIN GÜCÜ

    Ramazan ayı; maneviyatın derinleştiği, birlik ve dayanışmanın güçlendiği özel bir zamandır. Yardımlaşma, paylaşma ve empati bu dönemde toplumsal bağları kuvvetlendirirken; sabır ve merhamet duyguları da yeniden canlanır. Ramazan, yalnızca bir ibadet zamanı değil, aynı zamanda içsel arınma ve toplumsal sorumluluğun hatırlandığı kıymetli bir fırsattır. Paylaşım ve dayanışmanın gücünü yazımızda keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında yapılan yardımlar, ihtiyaç sahiplerinin temel gereksinimlerini karşılamada önemli bir rol oynar. Bu paylaşım kültürü, sadece maddi destek sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sahip olunan nimetlerin kıymetini hatırlatır ve şükran duygusunu pekiştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayı, gönüllülük faaliyetlerinin yoğunlaştığı, yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneklerinin sergilendiği bir dönemdir. Gönüllü gruplar ve sivil toplum kuruluşları, iftar sofraları kurarak ve yardım kolileri dağıtarak toplumun farklı kesimlerine destek olur. Hadislerde, ramazan ayında yapılan hayır işlerinin sevabının kat kat arttığı vurgulanır. Bu nedenle, bu ayda yapılan yardımlar sadece maddi değil, manevi anlamda da çok daha kıymetlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ramazanda oruç tutmak, açlık ve susuzluğun ne anlama geldiğini derinden hissetmeyi sağlar. Bu deneyim, merhamet ve empati duygularını güçlendirerek, insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle daha bilinçli bir bağ kurmasına katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İftar sofralarında bir araya gelmek, aileler ve komşular arasındaki dayanışmayı güçlendirir. Paylaşılan her lokma, sadece bir nimeti bölüşmek değil, aynı zamanda birlik ve beraberliğin anlamını derinden hissetmektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yardımlaşmanın verdiği mutluluk, ruhsal huzura ulaşmaya katkı sağlarken, şükrü ve iyiliği çoğaltmayı da öğretir. Ramazan ayı; şefkatin, sabrın ve dayanışmanın gerçek değerini hatırlatır. Aynı zamanda toplumda dayanışma ve merhamet bağlarını güçlendirerek, bireylerin birbirine karşı sorumluluk bilincini artırır ve ramazanın manevi ruhunu daha derinden hissetmemize vesile olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayı sona erdiğinde sofralar toplanır, iftarlar biter; ancak geride kalan iyilikler, yapılan yardımlar ve kurulan gönül bağları kalıcı olur. Sessiz bir teşekkür gibi dağıtılan sadakalar, komşular arasında oluşan sıcak bağlar, dualarda dile gelen samimi niyetler… Ramazan, insan olmanın özünü hatırlatan, kalpten kalbe köprü kuran en kutsal aydır.

  • KÜTÜPHANECİLİKLE İLGİLİ TERİMLER

    Sık sık kütüphaneye giden biri değilseniz bile kütüphanecilikle ilgili bazı kavramlara aşina olmak, yolunuz bir şekilde kütüphaneye düştüğünde işinize yarayabilir. Aklınızda bulunsun, sessizliğin hâkim olduğu bu ortamlarda kütüphane görevlilerinden yardım alarak da işlerinizi kolaylıkla halledebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Ayrıldığında Anlamsızlaşan 9 Bağlı Kelime

    Ayrıldığında Anlamsızlaşan 9 Bağlı Kelime

    Kelime, tek başına olduğunda da anlamlı olan, birbirine bağlı olabildiği gibi farklı biçimlerde de oluşabilen dil birimine deniyor. Sizin için hazırladığımız listede her biri bağlı iken anlamlı ama birbirinden ayrıldığında anlam ifade etmeyen kelimeleri görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]