Kategori: Kültür/Sanat

  • İLK TELESKOPTAN GÜNÜMÜZE KATKI SAĞLAYAN İSİMLER

    İnsanlık, tarih boyunca her zaman gökyüzünü izledi. Yıldızları takip ederek ekinlerinin hasat zamanını hesapladı, yönünü tespit etti, mevsim tahmininde bulundu. İnsanlığın gökyüzüne duyduğu bu ilgi gelişen teknolojilerle beraber artık sadece galaksimizdeki yakın gezegenleri değil, öte gezegenleri, gök adaları ve daha birçok göksel cisimleri tespit etmemizi sağladı. Şu an ileri teknolojilere sahip teleskoplarla evrenin yaşını ve sınırlarını öğrenmiş durumdayız. Teleskobun çağlar boyu gelişimi hakkında yazdığımız yazımızda bilimsel çalışmalarıyla önemli katkılar sağlayan isimleri de hatırlamak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Teleskop, cisimlerden gelen ışınları toplayıp bu ışınları odaklayarak çok uzaktaki cisimleri görüntülemeyi sağlayan cihazdır. Radyo dalgaları, morötesi ışınlar, kızılötesi ışınlar, X ışınları gibi farklı görüntüleme teknolojisine sahip olan teleskobun ilk ortaya çıkışı 17. yüzyıldır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Teleskobun icadıyla ilgili farklı hikâyeler olsa da ilk patent başvurusunu 1608 yılında Hollandalı optik uzmanı Hans Lippershey yapmıştır. İçbükey ve dışbükey iki merceği uzun bir tüpün içine yerleştirerek ilk teleskobu yapan Lippershey’in teleskobu, nesneleri yalnızca üç kat büyütebiliyordu. Teleskobun icadıyla ciddi bir servet sahibi olan Lippershey’in çalışmalarına altın çağını yaşayan Hollanda hükümeti büyük destek vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İtalyan bilim insanı Galileo Galilei, 1609 yılında Lippershey’in basit teleskobunu geliştirerek görüntüleri 30 kat büyüten daha gelişmiş bir teleskopla gökyüzünü izlemeye başladı. Bu teleskop sayesinde Galilei; Ay’ın yüzeyindeki kriterleri, Satürn’ün halkalarını ve Jüpiter’in dört uydusunu gözlemleyerek gök bilimi için önemli keşiflere imza atmıştır. 1610 senesinde Dünya’nın Güneş etrafında bir yörüngede döndüğünü de tespit etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1630’da Alman gök bilimci Johannes Kepler, mevcut teleskoba çift dışbükey mercek yerleştirerek daha net görüntüler elde etmeyi başarmıştır. Ancak teleskopla ilgili en büyük ivmeyi yansıtmalı teleskobu icat eden İsaac Newton gerçekleştirmiştir. 1700’lerde mevcut teleskoplardaki bulanık renkli şeritlerin oluşturduğu ışık kırılmaları ile ilgili sorunu çözmek adına mercek yerine ayna kullanma fikrini ilk ortaya atan Newton’dur. Bugün uzayın derinliklerini gözlemlemek adına kullanılan teleskopların çoğu yansıtmalı teleskoplardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Astronomiye gönül veren bir diğer bilim insanı William Herschel, 1781 senesinde Uranüs’ü keşfettiği teleskobunu geliştirerek 1789 yılında ayna çapı 1,2 metre olan en büyük teleskobu yapmıştır. Newton’un geliştirdiği aynalı teleskobu geliştiren Kepler, ayna çapı büyüdükçe daha net görüntüler elde edilebileceğini ortaya koymuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bilime sağladıkları katkılarla bugün uzayın en derin noktalarını keşfetmemizi sağlayan bu bilim insanları, bugünkü en ileri teknolojiye sahip teleskopların üretilmesinde mihenk taşı olmuşlardır. Günümüzde en büyük teleskop 10,4 metre ayna çapıyla Kanarya Adalarında bulunan Gran Telescopio Canarias’tır. Roket bilimci Hermann Oberth 1923 yılında uzaya konumlanmış teleskop fikrini ortaya atmıştır. Bu fikir 1990 senesinde Hubble Uzay Teleskobu’nun uzaya fırlatılması ile haklılığını kanıtlamıştır. Dünya’nın yörüngesine yerleşen Hubble Uzay Teleskobu, Büyük Patlama’dan sonraki evrenin görüntüsünü, yıldız ve gezegenlerin oluşumunu anlamamızı sağlayan önemli keşiflere imza atmıştır. 2009 yılında Hubble’dan sonra uzaya fırlatılan Kepler Uzay Teleskobu, Güneş Sistemi’nin ötesindeki gök olaylarının keşfinde önemli veriler elde ederken, 2.600 öte gezegeni de görüntülemeyi başarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tespit edilmesi çok güç olan karadelikleri görüntülemeyi sağlayan Olay Ufku Teleskobu, dünyanın dört farklı kıtasına yerleştirilmiş birçok farklı teleskoptan oluşur. Tek bir teleskop değil de farklı teleskopların eş zamanlı olarak gönderdiği verilerle kara delikler hakkında önemli bilgiler ve görüntüler elde edilmiştir. Uzaya gönderilen son teleskop 2021’de James Webb Uzay Teleskobu olmuştur. Hubble’dan üç kat büyük olan bu teleskop, evrenin genişlemesinin hızıyla ilgili önemli veriler elde etmemizi sağlayacak. Bir zamanlar insanlık için gizemli olan gökyüzü, artık keşfedilmeyi bekleyen arka bahçemize dönüşmüş durumda. Evren hakkında şaşırtıcı bilgilerle yolculuğuna devam eden teleskopların gelişen teknolojilerle daha ne gibi bilinmezlikleri ortaya çıkaracağını ilerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz.

  • DÜNYADAN EN İLGİNÇ DÜĞÜN RİTÜELLERİ

    Dünyanın dört bir yanında düğünler, yalnızca iki insanın evliliğini kutlamakla kalmaz; aynı zamanda her kültürün tarihini, inançlarını ve toplumsal değerlerini yansıtan ritüelleri içerir. Çin’den Polonya’ya, Hindistan’dan Endonezya’ya kadar her ülkede gelin ve damadın katıldığı gelenekler, bazen dramatik, bazen eğlenceli, bazen de sıra dışı bir şekilde evlilik yolculuğunu simgeler. Yazımızda, dünyanın farklı ülkelerinden hem tanıdık gelen hem de ilginç bulduğumuz gelenekleri sizler için bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çin / Ağlayan Gelinler” title_font_size=”13″]

    Çin’in kuzeybatısında hâlâ yaşatılan en ilginç düğün geleneklerinden biri: Ağlayan gelinler. Bu ritüelde gelin, evlenmeden haftalar önce her gün bir saat boyunca ağlıyor. Üstelik bu ağlama yalnızca onun işi değil; annesi, arkadaşları, akrabaları da ona katılıyor. Aslında bu gözyaşları bir hüzün değil, daha çok bir veda. Gelin, ailesinden ayrılıp yeni bir hayata adım atarken hem bağlılığını hem de heyecanını bu ritüelle gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kenya / Saç Kazımak” title_font_size=”13″]

    Çoban Maasai halkı, Kenya ve Tanzanya’nın otlaklarında yaşayan ve yaşamını geçiş ritüelleriyle anlamlandıran bir topluluk. Onlar için düğün, sade görünen ama sembollerle dolu bir tören: Gelin ve damat sütle arınarak kutsanıyor, kıyafetlerine ot bağlanıyor, ailelerse bal içeceğini paylaşarak bereket diliyor. En özel an ise gelinin annesinin kızının saçlarını kazıyıp başına kuzu yağı sürmesi; bu ritüel, gelinin yeni hayatına saf ve arınarak başlamasını, yağ ise bereketi ve ruhsal korumayı simgeliyor. Ardından kadın akrabaları gelini boncuklarla süsleyerek köyün dualarıyla yeni yaşamına uğurluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hindistan / Yedi Adım” title_font_size=”13″]

    Hindistan’daki Hindu düğünlerinin en etkileyici ritüeli saptapadi, “birlikte yedi adım atmak” anlamına geliyor. Bu ritüel, kutsal ateş agni etrafında yapılırken, yedi küçük pirinç yığını bulunuyor ve gelin-damat, gelinin sağ ayağıyla batıdan başlayarak her birine basıyor. Çift, yedi tur atarken birbirlerine yedi temel ilkeyi yerine getireceklerine dair söz veriyor. Her adım; sağlıklı bir yaşamı, ruhsal gücü, refahı, sevgiyi ve saygıyı, mutlu bir aileyi, uzun ömrü ve birbirine sadakati simgeliyor. Ellerini dupatta (gelinin omuzlarına sarılan uzun, renkli şal) veya chuni (ince, uzun bir örtü) ile bağlı tutarak adımlarını atarlarken, aile üyeleri de gül yaprakları ve pirinçle onları kutsuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Polonya / R Harfi” title_font_size=”13″]

    Polonya’da düğünler için ay seçerken ay adında “r” harfi bulunmasının müstakbel eşlere şans ve refah getireceğine inanılıyor. Gelenek Orta Çağ’a kadar uzanıyor; o dönemde aylar Latincede Ianuarius, februarius, martius, aprilis şeklindeydi ve özellikle yaz aylarının adlarında “r” harfi bulunmadığı için düğünler genellikle aralık ve nisan aylarında yapılırdı. Ayrıca numerolojide “r” harfine 9 sayısı atanıyor ve bu sayı mutluluk ile refahı simgeliyor. Bazı yorumlara göre ise “r” harfi aileyi temsil ediyor. Bu nedenle “r” harfini içeren aylarda düğün yapmak hem çiftin bağlılığını hem de sosyal etkinliğin önemini vurguluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Almanya / Tabak Kırıp Kütük Kesmek” title_font_size=”13″]

    Almanya’da düğün öncesi konuklar genellikle gelinin evinin önünde porselen tabakları kırıyor ve çift kırıkları temizleyerek kötü ruhları kovuyor. Düğün günü ise yeni evliler, şans ve bereketi simgeleyen köknar dallarından oluşan bir yolda yürüyor ve birlikte bir kütüğü testereyle keserek evliliklerinde hem birbirine güveni hem de birlikte zorlukların üstesinden gelebileceklerini gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Endonezya / Arınma ve Uyum” title_font_size=”13″]

    Endonezya’da düğünler, göz alıcı ve sıra dışı ritüellerle dikkat çekiyor. Gelin ve damat, siraman töreninde çiçek, bitki ve baharat karışımıyla yıkanarak arınıyor ve yeni bir hayata hazırlanıyor. Solo şehrinde gelin, batik elbisesiyle dört erkek görevli tarafından taşınıyor, bu sayede düğüne gizemli ve heyecanlı bir giriş yapıyor. Batak topluluğunda nedimeler geleneksel kıyafetlerle dans ederek yeni evlilere iyi şans diliyor. Cava’da ise uzmanlar çiftin doğum tarihlerinin uyumunu hesaplayarak evliliğe şans ve mutluluk getirdiğine inanıyor.

  • Başka Devrin Çocukları 9 Eski İsim Ve Anlamları

    Başka Devrin Çocukları 9 Eski İsim Ve Anlamları

    Hani bazen bir film izler, bir kitap okursunuz ve hikâyede geçen isimler size hiç tanıdık gelmez… İşte o hayatınızda ilk kez duyduğunuz isimler bir zamanların en popüler isimleri olabilir. Yaşam her gün değişirken, hayatın her alanı modernleşip yeni teknolojilere ayak uydururken, doğal olarak dil ve isimler de büyük değişim gösteriyor. Bir dönem moda olan isimler bugün unutulmuş, tarihin sayfaları arasında kalmış olabiliyor. Bu eski ama güzel isimlerin bir kısmını sizlere hatırlatmak istedik ve eski isimler listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    eski isimler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    eski isimler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    eski isimler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    eski isimler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    eski isimler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    eski isimler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    eski isimler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    eski isimler
  • 8 Maddede Ünlüler Dünyasındaki Kardeşler

    8 Maddede Ünlüler Dünyasındaki Kardeşler

    Başarılarına tanıklık ettiğimiz, beraber büyüdüğümüzü hissettiğimiz hatta kimilerini aileden biri gibi gördüğümüz ünlülerin baba-oğul, anne-kız ya da kardeş olduğunu öğrendiğimizde nedendir bilinmez genellikle ilk tepkimiz şaşkınlık olur. Biz de bu listemizde kardeş ünlülere yer veriyoruz, muhtemelen bazılarını biliyorsunuz ama bakalım sizi şaşırtmayı başaracak mıyız?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kardeş ünlüler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kardeş ünlüler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kardeş ünlüler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kardeş ünlüler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    kardeş ünlüler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kardeş ünlüler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kardeş ünlüler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    kardeş ünlüler
  • EDEBİYAT DÜNYASINDAN SIRA DIŞI BİLGİLER

    Haydi itiraf edelim, okuduğumuz kitaplara ve yazarlarına ilişkin perde arkasında kalan bilgiler duymak öteden beri ilgimizi çekmiştir. Hatta bu bilgilerin her zaman edebiyatla ilgisi olması da gerekmez, edebiyat dünyasının içinde bir yerde yaşanıyor olması yeterlidir. Bu merakı giderecek ilginç bilgileri edebiyat müptelaları için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rusların ulusal şairi ve büyük yazarı Puşkin’in yurt dışı yolculuğu yaptığı tek yer neresi biliyor musunuz? Erzurum. Evet, Rus ordusuna katılarak Osmanlı topraklarına giren yazarın ülkesi dışında gördüğü tek yabancı yer Erzurum olmuş ve buradaki gözlemlerini de Erzurum Yolculuğu ismi altında kitaplaştırmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Edebiyat dünyasının ilginç konularından biri roman yazılış süreleridir. En görkemli örneği ise Victor Hugo’nun yazdığı ünlü Sefiller romanıdır ki yazımı tam 17 yıl sürmüştür. Hugo, haftada iki sayfa yazdığı romanı 1815’te başlayıp 1832’de bitirmiştir. Ve roman ilk kez 1862 yılında yayınlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İngiliz yazar Anthony Burgess’ı 12 ayda 5 tam roman ve bir romanın da yarısı kadar yazmaya iten olay kendisine konan kanser teşhisiydi. Bir yıl ömrü kaldığı söylenen yazar karısı kimseye muhtaç olmasın diye yazmaya hız vermişti. Ne var ki bir yıl sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşıldı ve Burgess 33 yıl daha yaşadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Oldukça tuhaf konulardan biri de Vadideki Zambak romanının Fransız yazarı Balzac’la ilgili. Yazarın kahve tiryakiliği su götürmez bir gerçek, hatta ölüm sebeplerinden biri olarak da bu tiryakiliği gösteriliyor. Kanıtlanmamış bir iddia olsa da Balzac’ın günde tam 50 fincan kahve içtiği söyleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gulyabani romanının yazarı usta edebiyatçımız Hüseyin Rahmi Gürpınar hiç evlenmemişti. Yalnız yaşadığı için ev işlerini incelikle tertip eden Gürpınar, ileriki yaşlarında örgü ve dantel örmeyi hobi hâline getirmişti. Temizlik konusunda da çok hassastı ve kimseyle tokalaşmayacak hatta çoğu zaman eldiven takacak kadar titizdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Almanların en ünlü şair ve dram yazarlarından olan Friedrich Schiller’in yazma ritüeli oldukça ilginç…  Schiller, çürük elma kokusunu hissetmeden konsantre olamaz ve yazamazmış. Ve bu yüzden de çalıştığı masanın çekmecesinde mutlaka çürümüş elma bulundururmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ünlü edebiyatçıları masa başında yazarken hayal etmeniz normal ama bazıları da var ki konsantrasyonu ancak ayakta ya da yatarak sağlıyorlarmış. Örneğin Victor Hugo, Virginia Woolf yazılarını ayakta yazarken, Voltaire, Marcel Proust daha iyi ilham aldıklarını düşünerek yatarak çalışıyorlarmış.

  • Yeşilçam’ın Küçük Yıldızları

    Yeşilçam’ın Küçük Yıldızları

    Her ülke sinemasının büyük yıldızları vardır. Ancak kimi zaman küçük yıldızlar büyüklerden daha ön planda olur. Türk sinemasında da yıldızı parlayan, aradan yıllar geçse de seyircinin zihninde hep çocukluk simalarıyla yer eden unutulmaz isimler vardır. Bakalım listemizdeki çocuk yıldızlardan kaçını görür görmez hatırlayacaksınız?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeynep Değirmencioğlu” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, çocuk

    Yeşilçam’ın önemli senaristlerinden Hamdi Değirmencioğlu’nun kızı olan Zeynep Değirmencioğlu, sinemayla tanıştığında henüz 2 yaşındaydı. 1956 yapımı “Papatya” filminde ilk rolünü alsa da asıl ününü “Ayşecik” serisiyle kazandı. Oynadığı “Ayşecik” karakteri Türk halkı tarafından çok sevildi, kendi adından çok Ayşecik adıyla anılmaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ömer Dönmez” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, çocuk

    Güzel mavi gözlerinden akan ufak bir gözyaşıyla Ediz Hun’a bakışı ve “Size baba diyebilir miyim amca?” sorusuyla tanıdı sinema seyircisi Ömercik’i. Ömercik karakteriyle ünlenen Ömer Dönmez dönemin bir diğer çocuk yıldızı Zeynep Değirmencioğlu’nun kuzeniydi. İkilinin birlikte rol aldıkları “Ayşecik’le Ömercik” filmi dönemin çocuk yıldızlarının rol aldığı en önemli yapımlardan biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Menderes Utku” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, çocuk

    Sadri Alışık ile oynadığı “Afacan” filmiyle tanınan Menderes Utku da aileden sinemacıdır. Babası birçok Yeşilçam filminin yönetmenliğini ve yapımcılığı yapmış Ümit Utku’dur. Afacan karakterini Türk halkı çok sevmiş ve devam filmleri çekilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlker İnanoğlu” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, çocuk

    Dostoyevski’nin ünlü romanı Karamazov Kardeşler’den uyarlanan bir aile draması olan Karadağlar, Çanakkale’nin doğal güzelliği ile büyüleyen dağ kasabası Adatepe’de çekilmişti. Erdal Özyağcılar Karadağ ailesinin babası rolünü başarıyla oynamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kahraman Kıral” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, çocuk

    1972–76 yılları arasında çocuk oyuncu olarak on dört filmde rol aldı. Ancak Türk halkı onu en çok Tarık Akan’ın ve Halit Akçatepe’nin kardeşi rolünde oynadığı “Canım Kardeşim” filmiyle sevdi. Film, birçok sinema eleştirmeni tarafından Türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak gösterilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gülşah Alkoçlar” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, çocuk

    İlk kez 1975 yılında kamera karşısına geçen Gülşah Alkoçlar, doğuştan sinemacıdır. Kendisi Türk sinemasının en önemli aktrislerinden Hülya Koçyiğit’in kızıdır. Ancak sinema seyircisi onu köyden gelmiş İbo’yla kurduğu saf dostlukla hatırlayacaktır. Kemal Sunal ile birlikte oynadığı “İbo ile Güllüşah” filminin en unutulmaz sahnelerinden biri de İbo karakterinin onu sırtındaki küfesinde taşıdığı sahnelerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tuncay Akça” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, çocuk

    Kendisini ceza almış Hababam Sınıfı öğrencilerinin karşısına geçip “Abi siz neden her sabah tek ayak üzerinde duruyorsunuz?” repliği eşliğinde attığı kahkahalarla hatırlarız. 🙂 İlk kez “Bizim Aile” filmiyle kamera karşısına geçen Tuncay Akça, dönemin aile ve komedi filmlerinde de rol almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elif İnci” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, çocuk, atıf yılmaz

    “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmindeki unutulmaz sahnelerden biri küçük Samet’in Cemşit’e “Baba” diye seslenerek koştuğu sahnedir. Peki o Samet’i aslında bir kız çocuğunun canlandırdığını biliyor muydunuz? O oyuncu Yeşilçam’ın usta aktörlerinden Bilal İnci’nin kızı Elif İnci.

  • DÜNYADAN RENKLİ UYKU RİTÜELLERİ

    Öğle arasında iş yerinde gözlerinizi kapatıp kısa bir şekerlemeye daldığınızı hayal edin. Ve o an, çevrenizdekilerin bunu bir yorgunluk ya da işten kaytarma belirtisi değil, çalışkanlığın işareti olarak algıladığını… Kulağa şaşırtıcı geliyor, değil mi? Japonya’da yapılan kısa inemuri kestirmeleri, İspanya’da sıcağın doruğa çıktığı saatlerde yaşanan siestalar… Dünyanın birçok yerinde uyku, sadece dinlenmek için değil; günlük hayatın içinde yer etmiş kültürel bir alışkanlık. Her biri, uykuya dair bambaşka bir hikâye anlatıyor. Yazımızda, bu farklı ritüellerin ardındaki kültürel anlamları keşfedecek, hangi toplumlarda uykunun sadece bir ihtiyaç değil, bir gelenek hâline geldiğine yakından bakacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İspanya – Siesta” title_font_size=”13″]

    Siestanın kökeni Antik Roma’ya dayanır. Roma Dönemi’nde günün “altıncı saati” (hora sexta), öğle vakti, kısa bir dinlenme zamanıydı. Akdeniz’in sıcak ikliminde tarımla uğraşan halk için verilen bu mola, zamanla toplumsal bir gelenek hâline geldi ve özellikle iç savaş sonrası İspanya’da işçiler için vazgeçilmez oldu. Bugünkü siesta kültürü, sıcak havalarda dükkânların kapanmasıyla şekillendi. Kısa bir siesta; uyanıklığı, ruh hâlini ve hafızayı güçlendirirken stresi azaltır. Geleneksel olarak İspanya’da iş günü sabah 09.00’dan 14.00’e kadar sürer, ardından siesta için mola verilir ve çalışma 16.00–20.00 arasında devam eder. Günümüzde siesta, İspanya’nın sınırlarını aşmış ve birçok ülkede benimsenen bir uyku molası ritüeline dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Japonya – İnemuri” title_font_size=”13″]

    Japonya’daki yoğun iş temposu ve uzun çalışma saatleri, insanlarda uyku eksikliğine yol açmıştır. Bu durumdan doğan inemuri” (uyurken bulunma) alışkanlığı, özellikle hızlı ekonomik büyüme döneminde yaygınlaşmıştır. İş yerinde, toplantıda veya toplu taşımada kısa süreli uyuklamak tuhaf karşılanmaz; aksine “çok çalıştım ve yoruldum” mesajı verdiği için genelde olumlu yorumlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Guatemala – Endişe Bebekleri” title_font_size=”13″]

    Worry dolls, yani endişe bebekleri, kökenini Maya mitolojisindeki güneş tanrısının kızı Prenses Ixmucane’nin hikâyesinden alır. Geleneksel olarak uyumadan önce sıkıntılar bu bebeklere anlatılır; bebeklerin gece boyunca endişeleri üstlenip kişiyi sabah hafiflemiş hissettirdiğine inanılır. Günümüzde evlerin yanı sıra çocuk hastaneleri ve okullarda da kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Finlandiya – Sauna” title_font_size=”13″]

    Üst üste sekiz kez dünyanın en mutlu ülkesi seçilen Finlandiya’da sauna, öylesine köklüdür ki UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dâhil edilmiştir. Hemen her evde bir sauna bulunur. Dinlenmenin, arınmanın ve paylaşımın sembolü olan sauna, Fin kültüründe toplumsal bağları güçlendiren en önemli ritüellerden biridir. Saunanın sağlık açısından da birçok faydası vardır: Kuru saunada terleme kan basıncını düşürür, endorfin salgısını artırır. En iyi etki için 5-20 dakika saunada oturup ardından serin bir duş ya da yüzme önerilir. Vücudun ısınma ve soğuma döngüsü, vücuda dinlenme zamanı geldiğini bildiren doğal sıcaklık düşüşünü taklit ederek uyku düzeninin düzenlenmesine yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hindistan – Yoga Nidra” title_font_size=”13″]

    Yoga nidra, Hindistan kökenli bir meditasyon tekniğidir ve özellikle geleneksel tıp ve yoga pratiğinde yaygın olarak uygulanır. Hintliler, uzun yıllardır uyku kalitesini artırmak ve zihinsel-duygusal dengeyi sağlamak için bu yöntemi yaşamlarının bir parçası hâline getirmiştir. Teknik; uyku döngüsünü düzenler, epifiz bezini ve melatonin üretimini destekler, kaygı ve depresyonu hafifleterek ruh hâlinizi iyileştirir ve duygusal direncinizi artırır. Kronik uykusuzluk çekenler için de etkili olan yoga nidra, gerginlik, sıkıntı ve ağrıyı azaltarak uykuya geçişi kolaylaştırır. Böylece hem zihinsel hem de fiziksel rahatlama sağlayarak daha derin ve dinlendirici bir uyku sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Danimarka – Bebek Uyutma ” title_font_size=”13″]

    Soğuk havaya rağmen Danimarka ve diğer İskandinav ülkelerinde bebeklerin dışarıda tek başına uyuması oldukça normaldir. Hava koşullarına göre bebeklere uyku tulumu giydiren veya bebek arabasına termometre koyan ebeveynler, bebeklerinin temiz havada daha iyi uyuduğuna inanır ve onları bebek arabalarında dışarıda bırakır; bu uyku ritüeli o kadar yaygındır ki dışarıda tek başına uyuyan bir bebeği gören kimse şaşırmaz. Üstelik ülkedeki birçok kreşte, öğle uykusu için dış mekâna ayrılmış özel alanlar bulunur.

  • TÜRKİYE’NİN GİZEMLİ YER ALTI ŞEHİRLERİ

    Tarih boyunca Anadolu, büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış; ardında birbirinden ilginç, gizemli ve harika eserler bırakmıştır. Bu miras kimi zaman yeryüzünde tüm görkemiyle yükselirken kimi zamansa keşfedilmeyi bekleyen sırlar gibi yerin altına gizlenmiştir. Gelin, bu muhteşem yer altı şehirlerinden bazılarına birlikte göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Derinkuyu Yer Altı Şehri” title_font_size=”13″]

    Derinkuyu, Kapadokya’da bulunan Türkiye’nin en büyük yer altı şehridir. Şimdiye kadar sadece sekiz katın keşfedilmiş olması Derinkuyu hakkındaki gizemi artırmaktadır. Yaklaşık 30 bin kişilik topluluğu barındırabilecek dev bir yapı olarak inşa edilmesinin yanı sıra, toplam büyüklüğünün 1100 futbol sahasına eş değer olduğu tahmin edilmektedir. Şehrin, çok daha eski dönemlerden beri kullanılmış olabileceği düşünülse de özellikle Roma İmparatorluğu Dönemi’nde baskı altında yaşayan Hristiyan topluluklar için bir sığınak olarak hizmet verdiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaymaklı Yer Altı Şehri” title_font_size=”13″]

    Tarihi MÖ 3000 yılına kadar uzanan Kaymaklı Yer Altı Şehri, Nevşehir’in Kaymaklı kasabasında yer alır. İlk katının Hititler tarafından kullanıldığı, Roma ve Bizanslıların ise genişlettikleri düşünülmektedir. Toprağın altında tam 8 kat derinliğe ulaşan bu yer altı şehrinin, günümüzde yalnızca 4 katı ziyaretçilere açıktır. Kaymaklı’yı diğer yer altı şehirlerinden ayıran en dikkat çekici özellikler arasında; bölümleri birbirine bağlayan dar ve alçak koridorlar, su mahzeni, mutfak, erzak deposu ve kilise gibi gündelik yaşama dair mekânlar yer alır. Ayrıca havalandırma bacaları, su kuyuları ve içeriden kapatılabilen dev sürgü taşları, bu yapının yalnızca bir yaşam alanı değil, aynı zamanda bir korunak olduğunu da gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tatlarin Yer Altı Şehri” title_font_size=”13″]

    Nevşehir’in Acıgöl ilçesinde yer alan Tatlarin Yer Altı Şehri, âdeta bir labirenttir. Birden fazla kilisenin ve çok sayıda yiyecek deposunun bulunması buranın sadece bir yerleşim yeri değil, belki de askerî bir garnizon ya da manastır yerleşkesi olduğunu düşündürmektedir. Yer altı şehri oldukça geniş bir alana yayılmış olmakla birlikte sadece küçük bir kısmı temizlenebilmiştir. Hâlen iki katı gezilebilmektedir. Tatlarin’in en dikkat çekici özelliği, içinde “L” biçiminde koridorlarla ulaşılan tuvaletlere sahip olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gizemli Yer Altı Şehirleri ” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de özellikle Nevşehir çevresinde yoğunlaşan yer altı şehirleri, yer üstündeki antik yerleşimlerle eş değer tarihî değer ve ihtişama sahiptir. Binlerce yıllık bu yapılar, insanların dayanıklılık ve hayatta kalma öykülerini gözler önüne serer. Daha fazla bilgi ve keyifli bir seyir deneyimi için videoyu izleyebilirsiniz.

  • DÜNYANIN EN UZUN KELİMELERİ

    Şaşırmadan, bir nefeste en fazla kaç heceli bir kelime söyleyebilirsiniz? Kelimeler sadece iletişimin değil, aynı zamanda dilin ne kadar esnek olabileceğinin de kanıtıdır. Dünyanın farklı köşelerinde; kimi zaman resmî belgelerde kimi zaman edebî eserlerde ya da günlük hayatta kullanılan öyle uzun kelimeler vardır ki onları okumak bile başlı başına bir serüven olur. Almancadan Türkçeye, Finceden Ojibweye uzanan bu örnekler yalnızca uzunluklarıyla değil, içerdiği ilginç anlamlarla da dillerin sınır tanımaz yapısını gözler önüne seriyor. Okumaya hazırsak başlayabiliriz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • Star Değil Süperstar Ajda Pekkan

    Star Değil Süperstar Ajda Pekkan

    Bir toplantı sırasında Ajda Pekkan için “O star değil, superstar!” ifadesini kullanan Erol Simavi bu unvanı sanatçıya kazandıran kişi olmuş. Haykıracak nefesim kalmasa bile; yaz yaz yaz bir kenara yaz; uykusuz her gece; hoş gör sen affet gitsin aldırma… İşte, müzik dünyasına kazandırdığı şarkılarla Süperstar Ajda Pekkan karşınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    SES dergisinin 1960 ve 70’li yıllarda düzenlediği yarışmalarla müzik ve sinema dünyamıza kazandırdığı isimlerin her biri büyük başarılara imza attı ve bunlardan biri de Ayşe Ajda Pekkan’dı. 1963 yılında katıldığı ve 1. olduğu yarışmanın erkekler dalındaki birincisi ise Ediz Hun’du.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kariyerine sinemayla başladı ama daha ilk filminde seslendirdiği “Göz Göz Değdi Bana” şarkısıyla dikkatleri sesine çekti. Ajda Pekkan aynı şarkıyı, rol arkadaşı Öztürk Serengil Abidik Gubidik Twist’i seslendirerek bir 45’lik doldurdular. Tamamen kendine ait ilk 45’liğiyse “Her Yerde Kar Var” oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Boşvermişim dünyaya”, “Kimler geldi kimler geçti”, “Palavra palavra”, “Nasılsın iyi misin?” şarkıları derken 70’li yılların en popüler ismi hâline gelen Pekkan, Fransızca şarkıların Türkçe çevirilerini ve hatta Fransızca şarkıları seslendirerek büyük bir başarı elde etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Süperstar lakabıyla anılmaya başlanan sanatçı bu iltifatı albümlerine taşıdı ve Süperstar ismini verdiği bir albüm serisi yayınladı. 1970’ler boyunca en çok liste başı olan ya da yılın sanatçısı seçilen kişilerden biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransızca dışında İngilizce, İtalyanca, Arapça hatta Japonca şarkılar seslendiren sanatçı 1980 Eurovision Şarkı Yarışması’nda ülkemizi “Petrol” isimli şarkıyla temsil etti. Müziğe verdiği kısa bir aranın ardından 1990’larda yepyeni şarkılar ve konserlerle dinleyicisiyle buluşmaya devam etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2000 yılında “Diva”, 2006’da “Cool Kadın” isimli bir albüm çıkardı. 2000’lerde de üretmeyi sürdüren Ajda Pekkan pop müziğin hem “Süperstar”ı hem “Diva”sı hem de görüntüsünü sürekli yenileyen tarz sahibi sanatçısı olarak Türk müzik tarihindeki yerini aldı.