Kategori: Kültür/Sanat

  • Cumhuriyetimizin İlk Yıllarından 7 Fotoğrafla Cumhuriyet Bayramı

    Cumhuriyetimizin İlk Yıllarından 7 Fotoğrafla Cumhuriyet Bayramı

    Uzun yıllar süren savaşların, verilen büyük mücadelenin sonu zafere çıkmış, en nihayetinde 29 Ekim 1923 günü yeni Türk Devletinin yönetim şekli ilan edilmişti: Cumhuriyet! Kutlamayı sonuna kadar hak etmiş bir millet için 29 Ekim’lerin “bayram günü” olması 1925 yılında çıkarılan bir kanunla kabul edildi. Hepimiz çocukluğumuzdan günümüze yapılan kutlamaları hatırlıyoruz; bu listemizde de Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki kutlamaların fotoğraflara nasıl yansıdığını göreceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Beyazıt’ta 29 Ekim şenlikleri için kurulmuş bir tak… Işıklı panoda eski harflerle “hoş geldiniz” yazıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Öğretmen ve öğrencileri kortej arabası eşliğinde Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor. Fotoğraf 1929’dan armağan…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Resmikabuller ve resmigeçitlerle başlayan kutlamalar akşamları fener alaylarına dönüşür, sadece karaya değil, deniz ve havaya da bayram coşkusu dolardı. O günlerdeki Boğaz kutlamalardan bir kare…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1930 yılındaki Cumhuriyet kortejinde atlı arabasıyla geçiş yapan Musiki Yurdu üyeleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çiçeklerle bezenmiş bir kortej arabası… Arabanın tekerleklerinin dahi süslenmiş olduğuna dikkatinizi çekeriz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılına denk gelen 1933 ise çıkarılan kanunla Cumhuriyet Bayramı’nın tam üç gün sürdüğü ve 29 Ekim gününün tatil edildiği yıl oldu. “Onuncu Yıl Marşı” da bu yıl bestelendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kısa sürede kalkınan bir ülkenin, hem kuruluşuna hem devirdiği yıllara bakıp gururlandığı günlerdi 29 Ekim’ler… Kutlamalar hem devlet katında hem halk tarafında çoluk çocuk genç yaşlı demeden sürmüş, Cumhuriyet Bayramı kalabalıklarla kutlanmıştı.

  • Sudan İlham Alan Deyimler

    Sudan İlham Alan Deyimler

    Su denince aklınıza gelen ilk beş şeyi sorsak nasıl bir sıralama yaparsınız? 1- Yaşam kaynağı… 2- Dünyanın ve vücudumuzun büyük bir bölümü… 3- Vazgeçilmez… 4- Renksiz ve kokusuz… 5- Saf ve temiz… Bizim aklımıza bir çırpıda gelen sıralama böyle… Peki, su ile ilgili deyimler desek kaç tane sayabilirsiniz? İsterseniz önce siz sıralayın, sonra biz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Su gibi değerli ol

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çok iyi ezberlemek

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sakıncalı konularla ilgilenmemek

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zamanın hızla geçip gitmesi

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gizli gizli bir şeyler yapmak

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Belli olmak, aydınlanmak

  • SAĞLIKLI, DAYANIKLI VE DOĞAYA DOST BİR OYUN KÜLTÜRÜ

    Bir çocuğun elinde şekillenen bir tahta parçası… Kimi zaman bir kamyon olur kimi zaman da uçsuz bucaksız gökyüzünde havalanan bir uçak. Oyuncaklar aslında sadece vakit geçirmek için değil, hayal gücünü beslemek ve dünyayı keşfetmek için vardır. Üstelik her oyuncak, yapıldığı dönemin kültürünü ve estetik anlayışını da içinde taşır. Anadolu’da binlerce yıldır süren bu gelenek, bugün hâlâ küçük atölyelerde doğal ve sağlıklı malzemelerle üretilen oyuncaklarla yaşamaya devam ediyor. Yazımızda, ahşap oyuncakların tarihini ve öne çıkan özelliklerini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarihe baktığımızda ilk oyuncaklar doğadan elde edilen taş, kemik ve kil gibi malzemelerle şekilleniyordu. MÖ 3000’lerde Mısır ve Mezopotamya’da minyatür figürler, topaçlar ve oyun tahtaları çocukların dünyasına eşlik ediyordu. Orta Çağ’da el işçiliğiyle ahşap ve metal oyuncaklar öne çıkarken, Rönesans’la birlikte estetik kaygılar arttı ve oyuncaklar âdeta birer sanat eserine dönüştü. Sanayi Devrimi ile seri üretim devreye girdi ve oyuncaklar daha geniş kitlelere ulaştı; 20. yüzyılda ise plastik ve elektronik oyuncaklar sahneye çıktı. Ancak tüm bu değişimlere rağmen ahşap oyuncaklar, doğallığını ve sıcaklığını koruyarak köklü geleneğini günümüze kadar taşımayı başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu köklü geleneğin Anadolu’daki en belirgin yansıması ise Osmanlı Dönemi’nde İstanbul’un Eyüpsultan semtinde görülür. 17. yüzyıldan itibaren Eyüpsultan’da oyuncakçılık köklü bir zanaat hâline gelmiş, marangozların ürettiği tahtadan oyuncaklar zamanla farklı meslek gruplarına da yayılmıştır. Çocuklar oyuncaklarını çoğu zaman Eyüpsultan’daki dükkânlardan ya da seyyar satıcılardan temin ederken, 19. yüzyılda semt hem üretim hem de satış merkezi olarak önemini korumuştur. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde oyuncakçı dükkânlarından söz etmesi, bu geleneğin ne kadar canlı olduğunu ortaya koyar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Peki, bu oyuncakları özel kılan ahşabın kendisi hakkında neler söyleyebiliriz? Ahşap, elde edilmesi ve işlenmesi kolay gibi görünse de aslında sabır ve ustalık isteyen bir malzemedir. Lifli yapısı sayesinde oldukça dayanıklı olan ahşap, küçük kazalarda tamir edilebilirliğiyle de öne çıkar. Bu özelliğiyle bir oyuncak yalnızca bir nesile değil, kuşaktan kuşağa aktarılan özel bir hatıraya dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dayanıklılığı ve tamir edilebilirliği bir yana, ahşap oyuncaklar çocukların gelişimine sunduğu katkılarla da öne çıkar. Sade tasarımları çocukların hayal gücünü harekete geçirir; nesneleri keşfetmelerine, neden-sonuç ilişkileri kurmalarına ve problem çözme becerilerini geliştirmelerine olanak tanır. Doğal yapısı sayesinde güven hissi verir, gözenekli dokusu ise statik elektrik oluşumunu engelleyerek bedensel rahatlama sağlar. Böylece çocuklar enerjinin oluşturduğu gerginlikten arınır ve hem fiziksel hem de duygusal açıdan daha kolay sakinleşir. Üstelik geri dönüştürülebilir olmaları ve yeni ağaç kesimine gerek bırakmamaları ahşap oyuncakları yalnızca sağlıklı değil, aynı zamanda çevre dostu bir seçenek hâline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ve işte bu geleneği günümüzde yaşatmaya devam eden ustalardan biri de Ali Akbey’dir. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında “Yaşayan İnsan Hazinesi” ünvanıyla tanınan Akbey, yıllardır mobilya atıklarını değerlendirerek oyuncak üretmektedir. Onun için ahşap oyuncak yapmak yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Sıfır atık felsefesiyle çalışan Ali Usta, her oyuncağa doğayla uyumlu bir yaklaşım kazandırırken çocuklara geçmişle gelecek arasında köprü kuran değerli hatıralar bırakır. Mesleğine tutkuyla bağlı olan Ali Akbey’in çalışmalarını videoda izleyebilirsiniz.

  • Türk Pop’unun Yıllara Yayılan Macerasından 8 Unutulmaz Grup

    Türk Pop’unun Yıllara Yayılan Macerasından 8 Unutulmaz Grup

    Türk popunun yıllara yayılan macerasında birçok müzik grubuyla karşılaştık, kiminin ömrü kısa süreli oldu kimi yıllarca müzik listelerinin zirvesinde yer aldı. Türk pop müziğinin unutulmaz 8 grubunu sizin için sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seçkin İkili Noyan Noyan” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karizmatik Gözlükleriyle Hatırladığımız Ayna” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müzik İle Mizahı Birleştiren Grup Vitamin” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği, ismail
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Popun Romantik Üçlüsü İzel Çelik Ercan” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’yi “Halay” İle Eurovision’a Taşıyan 5 Yıl Önce 10 Yıl Sonra ” title_font_size=”13″]
    pop müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”90’lı Yılların En Ünlü İkilisi Oya Bora” title_font_size=”13″]
    türk pop müziği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=” “Aşk Olsun” İle Zirveye Tırmanan Ajlan – Mine” title_font_size=”13″]
    pop müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Bekâr Gezelim” İle Tanıdığımız Grup Laçin” title_font_size=”13″]
    pop müzik
  • 9 Maddeyle Gülhane Parkı

    9 Maddeyle Gülhane Parkı

    Gülhane Park’ı, İstanbul’un en eski en tarihi parklarından birisidir. Asırlık ağaçların altında dinlenip kitap okumak, biraz olsun şehrin gürültü ve kalabalığından uzaklaşmak, renk renk çiçeklerle dolu yollarda yürüyüş yapmak isterseniz eğer Gülhane Parkı bunun için en ideal noktalardan bir tanesi. Bizler de bir araştırma yaptık ve 9 maddelik listeyle bu tarihi parkı sizler için ele aldık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un en güzel parkları arasında yer alan Gülhane Parkı ilk olarak Osmanlı Dönemi’nde sarayın dış bahçesi olarak kullanılmış. Parkın içerisindeki lalelerin, çeşit çeşit çiçeklerin ve güllerin burada yer alması tarih boyunca adının Gülhane Parkı olarak kalmasını sağlamıştır. Şehrin güzide noktalarından biri olan park uzun bir dönem bakımsız kalmış, 2003 yılında yapılan yenileme çalışmasından sonra ise bugünkü görünümüne kavuşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2# ” title_font_size=”13″]

    Geçmiş tarihinden günümüze kadar sahip olduğu zenginliği korumayı başaran park halk arasında Sarayburnu Parkı olarak da bilinmektedir. Fatih ilçesi, Eminönü semtinde bulunmaktadır ve 1912 yılında da saray bahçesi konumundan çıkarılıp halkın hizmetine açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gülhane Parkı, tüm güzellikleriyle beraber tarihsel açıdan bakıldığında da pek çok önemli olaya şahitlik etmiştir. Hagios Georgies Manastırı ve Panagia Hodegetria Ayazması’nın bölgede yer alması Bizans döneminde burayı değerli kılmış, park İstanbul’un fethi sırasında surlarla çevrilmiş, sayısız etkinliğe ve festivale de ev sahipliği yapmıştır. Aynı zamanda Osmanlı tarihinin önemli gelişmelerinden biri olan 1839 Tanzimat Fermanı da ilk kez Gülhane Parkı’nda okunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hafızalarda yer alan ilk Atatürk heykelinin de 1926 yılında Gülhane Parkı’nda dikildiği söylenmekte. Ayrıca 1928 yılında parkta düzenlenen bir törenle Mustafa Kemal Atatürk, Latin harflerini halka duyurmuştur. İlk dersini burada verdiği ve Başöğretmen unvanını da bu parkta aldığı bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Parkın içinde İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi de bulunur. Müzenin önemi maket ve model koleksiyonu bakımından Almanya Frankfurt’tan sonra dünyada ikinci müze olması… Matematik, mimari, coğrafya, tıp, astronomi, kimya ve daha birçok farklı bölümün bulunduğu müzede İslam bilim adamlarının ortaya koydukları nadide eserler de sergileniyor. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği bir diğer eser de müze girişindeki bahçede bulunan ve 9.yüzyıldan kalma dünya haritasının bir kopyası olan bu renkli yerküre.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Geziniz esnasında mutlaka uğramanız gereken yerlerin arasında Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi de yer alıyor. Müze, zamanında Osmanlı döneminde geçit yapan alayları izlemek amacıyla kullanılan ve Topkapı Sarayı pencerelerinin İstanbul sokaklarına uzanan ilk ve tek Alay Köşkü’ymüş. 2011 yılında bir kütüphaneye dönüştürülmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7# ” title_font_size=”13″]

    Hepimizin bildiği üzere İstanbul sokakları ve parklarında her yıl lale festivalleri düzenleniyor. Gülhane Parkı da bünyesinde barındırdığı 50’ye yakın farklı tür ve 2 milyonu aşkın laleyle festival döneminin vazgeçilmez adresleri arasında bulunuyor. Eğer bahar aylarında İstanbul’da veya Gülhane Parkı yakınlarındaysanız burayı ziyaret etmeden geçmeyin deriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Gülhane Parkı’na kadar gitmişken hemen bitişiğinde yer alan Arkeoloji Müzesi’ni de mutlaka görmelisiniz. Ülkemizin yanı sıra dünya için de önemli bir yere sahip olan müzede tarihe ışık tutan pek çok eser mevcut. Arkeoloji müzesi hem mimari yapısı ve dış cephesindeki mükemmel işçilik bakımından hem de içerisinde bulunan eserlerle dünyanın en iyi 10 müzesi arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Gülhane Parkı’nın en güzel noktalarından biri de gün sonuna doğru yaklaştığınızda yorgunluğunuzu atabileceğiniz güzel mi güzel çay bahçesi… Uzun süre unutamayacağınız huzur dolu bir günün ardından İstanbul Boğazı’nın yarattığı o muhteşem manzaranın eşliğinde çayınızı yudumlayabilirsiniz.

  • 8 Maddede Sultanahmet’teki Soğukçeşme Sokağı

    8 Maddede Sultanahmet’teki Soğukçeşme Sokağı

    Trafiğe kapalı tarihi bir sokak… Hâlâ pencerelerinde kadife perdelerin, salonlarında büyük konsol takımların bulunduğu her biri adıyla müsemma konaklar… Tarihi bir çeşme ve sarnıçlar… Yüzyıllar öncesinden haber taşıyan surlar… Bu listemizde Fatih semtindeki Soğukçeşme Sokağı’ndayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sokağın adını bir çeşmeden aldığını anlamak çok da zor değil… 1800’lü yıllarda III. Selim zamanında yapılmış çeşme bütünüyle yenilenmiş olarak 200 yıl önceki yerinde duruyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu sokağın evleri karşılıklı dizilmemiş, sokağın tek tarafına sıralanmış ve sırtlarını bütünüyle Topkapı Sarayı’nın duvarlarına yaslamışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Evlerin kapı ve pencereleri ise Ayasofya’ya bakar. Tarihî yapının bahçesini çevreleyen duvar, sokağın karşı kıyısına düşen tek yapıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Soğukçeşme Sokağı’ndaki iki ya da üç katlı cumbalı ahşap evler sarı, yeşil, açık mavi tonlarındadır. Biri eğlence mekânı diğeri atıl vaziyette olan iki sarnıç da bu sokağın tarihsel değerini artıran diğer unsurlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyılın ilk yıllarına kadar sadece bu sokakta değil Ayasofya’nın önündeki meydanda da evler bulunurmuş ama içlerinden sadece bu tarihî sokak günümüze kadar ulaşabilmiş. Bunun en büyük nedeni olarak sokağın trafiğe kapalı olması gösteriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sokağın ilk sakinleri Topkapı Sarayı ya da Ayasofya ile ilişkisi olan kişilermiş. Kaynaklarda, babası Şûrâ-yı Devlet üyesi olan eski Cumhurbaşkanlarımızdan Fahri Korutürk’ün de buradaki konaklardan birinde doğduğu geçiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Soğukçeşme Sokağı’nda 1990’da kapılarını açan “İstanbul Kitaplığı” var ki şehri her yönüyle okuyabileceğiniz binlerce kitabı içinde saklıyor. İstanbul tutkunu olarak bilinen Çelik Gülersoy’un kurduğu kitaplık araştırmayı, okumayı sevenler için bir hazine değerinde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1985-86 yıllarında baştan aşağı restore edilen ve 1986’da açılan sokak, şehrin göbeğinde estirdiği zarif ve sakin havasıyla 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında kimi Avrupalı sanatçıların resimlerine de ilham vermiş…

  • 9 Madde İle Kolonya ve İlginç Tarihi

    9 Madde İle Kolonya ve İlginç Tarihi

    Güzel kokusu ve ferahlatıcı etkisiyle gündelik hayatımızın değişmeyen bir parçası olan kolonyanın uzun bir tarihi ve şaşırtacak kadar çok çeşidi bulunuyor. Yüzyıllardır kişisel bakımdan tıbba birçok amaçla kullanılan kolonyayı 9 maddede listemize taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak Avrupa’da daha sonra ise tüm dünyada en çok kullanılan bakım malzemelerinden biri haline gelen kolonyanın uzun geçmişi 1600’lü yılların Almanya’sına dek uzanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kolonya, ismini ilk kez üretildiği Köln şehrinden alır ve İngilizce’de “Eau de Cologne”, Almanca’da “Kölnisch Wasser” yani “Köln Suyu” olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kolonyanın içeriği esanslar, alkol ve sudan ibaret. Fenalaşana, başı ağrıyana kolonya verilmesinin nedeni ise içindeki uçucu alkol sayesinde ferahlatıcı bir etkisi bulunması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zaten kolonya ilk başta tıbbi amaçla kullanılmış. Genellikle antiseptik olarak ve sindirim sorunlarını gidermek için kullanılan kolonyanın vebaya iyi geleceğine bile inananlar varmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avrupa burjuvazisinin kullandığı ağır ve pahalı parfümlerin aksine kolonya doğallığı ve saflığı temsil ediyormuş. Böylece kolonya zamanla halk içinde daha da yaygınlaşmış ve Avrupa’da her evde kolonya kullanılır olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Üretilen ilk kolonyanın içinde biberiye, limon, portakal çiçeği ve bergamot gibi esanslar varken günümüzde birçok kolonya çeşidine rastlamak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yasemin, yeşil çay, mandalina, incir, tütün, ceviz yaprağı, menekşe, zambak çiçeği, zeytin çiçeği, çam, leylak çiçeği gibi kolonyalar bu çeşitlerin sadece bir kısmı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde kolonya üretimini ise 1882 yılında Ahmet Faruki başlatmış. Zamanla kolonya kişisel bakımın yanı sıra konuk ağırlama ritüelinin de değişmez bir parçası olmuş ve eve gelen misafirlere kolonya ikram etmek adetlerimiz arasına girmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin meşhur kolonya çeşitleri arasında Düzce’nin tütün, Rize’nin çay, Antalya’nın turunç çiçeği kolonyası, Trabzon’un fındık kolonyası, Edremit ve Ayvalık’ın zeytin çiçeği ve Gaziantep’in biber ve fıstık kolonyaları sayılabilir.

  • DEDE EFENDİ: KLASİK TÜRK MÜZİĞİNİN BÜYÜK İSMİ

    İnsanlığı ilgilendiren her konuda mihenk taşı olmuş bazı isimler vardır ki onları geleceğe taşımak kültürel görevlerimiz arasındadır. Türk musiki tarihinde de akla ilk gelen isimlerden biri, yüzyıl sonraya ulaşan besteleri, peşi sıra yetiştirdiği öğrencileri, müzik konusundaki üretimleri ile Dede Efendi’dir. Sesini dinleme şansı olmayan kuşaklarız ama gelin en azından hikâyesinin küçük bir kısmına vâkıf olalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dede Efendi’nin hayat hikâyesi 1778 ile 1846 yılları arasını kapsar. İstanbul’da dünyaya gelmiş, Hac vazifesi için gittiği Mekke’de hayatını kaybetmiştir. İsmindeki “Hammâmîzâde” unvanı babasının hamam işletmecisi oluşundan, “Dede” unvanı ise bağlı olduğu Yenikapı Mevlevihanesinden gelmektedir. Sesinin güzelliği henüz çocuk iken fark edilmiş ve küçük yaşlardan itibaren musiki dersleri almaya başlamıştır. Mevlevihane’nin müzik üstadı şeyhi Ali Nutki Dede’nin kardeşi olan şair Abdülbâki Nâsır Dede’den ney üflemeyi öğrenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mevleviliğin gerekliliklerinden olan inziva sürecine girdiğinde Keçecizade İzzet Molla’ya ait sözleri bestelemiş ve seslendirmiştir: “Zülfündedir benim baht-ı siyahım/ Sende kaldı gece, gündüz nigâhım/ İncitirmiş seni meğerki ahım/ Seni sevdim odur benim günahım.” Bu ilk bestesi Osmanlı sarayına kadar ulaşmış, kendi de bestekâr olan III. Selim’in büyük beğenisini kazanmış, Padişah şarkıyı bir de genç bestekârın kendisinden dinlemek istemiştir. Bundan sonraki uzun soluklu süreçte Dede Efendi sarayda büyük ilgi görmüş, saray fasıllarına hem besteleri hem sesiyle katılmış, müezzinbaşı olarak görevlendirilmiş, Mevlevihane’de musiki dersleri verirken Enderun’da da hocalık yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Art arda yaptığı bestelerle sadece dönemini değil kendinden sonrasını da etkileyecek bir üretimde bulunmuştur. Hicazbuselik, sababuselik, arabankürdi, sultanıyegâh, neveser makamlarını bulmuş ve ilk kez seslendirmiştir. Bestelediği 500’den fazla eserden günümüze 300 kadarı ulaşabilmiştir. Hepimizin bildiği “Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü” diye devam şarkı da Dede Efendi’ye aittir. Büyük müzik adamının son bestesi ise sözleri Yunus Emre’ye ait olan ve Hac sırasında bestelediği “Yürük değirmenler gibi dönerler” dizesiyle başlayan ilahi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tasavvuf müziğinin ve Türk musikisinin mihenk taşlarından olan Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi, evliliğini saraydan Nazlıfer Hanım’la yaptıktan sonra Fatih’de Ahırkapı semtinde bir eve taşınmıştı. Günümüzde o ev Dede Efendi Müze Evi olarak ziyaretçilere açık bulunmaktadır. Büyük oranda ahşap olan iki katlı yapıda çeşitli sanatsal ve kültürel aktiviteler düzenlenmekte, etkinlik takvimi internet sitesi üzerinden düzenli olarak duyurulmaktadır.

  • BİRBİRİNDEN GÜZEL AŞK ŞARKILARI

    14 Şubat Sevgililer Günü kutlu olsun. “Bize yılın her günü sevgililer günü” diyenlerden olsanız bile, bu özel güne has jestimiz hoşunuza gidecek. Sayfamız unutulmaz aşk şarkılarıyla dolu ve sizin için seçtiğimiz bu şarkılar da yılın her günü, hatta her saati dinlenebilecek kadar güzel ve derin. Tabii seçim yaparken yalnızları da unutmadık… Ne de olsa aşk bazen de iki kişilik yaşanmayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevemez Kimse Seni, Zeki Müren” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neredesin Sen, Neşet Ertaş” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk Yeniden, Yeni Türkü” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevdim Seni Bir Kere, Özdemir Erdoğan” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk Beklemez, Nazan Öncel” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mazhar Alanson, Yandım” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seninle Her Şeye Varım Ben, Kayahan” title_font_size=”13″]
  • Kalplerde Yer Eden 10 Aile Dizisi

    Kalplerde Yer Eden 10 Aile Dizisi

    Yüzünüzü güldürmek, sizi yakın geçmişe götürmek istedik ve vaktinde ailecek izlediğimiz, her andığımızda sıcak bir nostalji hissi yaratan aile dizilerini listeledik. Farklı dönemlerde bizi ekran başına toplayan bu diziler, hayat karşılarına ne çıkarırsa çıkarsın ailelerinden vazgeçmeyen, aile sevgisini her şeyin önüne koyan karakterleri ile özdeşleşmiştir. Bu karakterlerin başından kimi zaman eğlenceli kimi zaman hüzünlü olaylar geçer. Buyurun, her biri bir televizyon klasiği olan 10 aile dizisini bir de bizim listemiz ile hatırlayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Süper Baba” title_font_size=”13″]

    Şevket Altuğ’un canlandırdığı Fiko üç çocuklu boşanmış bir babadır ve aşk hayatı konusunda yaşadığı üzüntülere rağmen iyi ve yardımsever bir insan olmaktan asla vazgeçmez. Çocuklarıyla olan yakın ilişkisiyle de izleyicisinin sevgisini kazanan Fiko, 90’lı yıllarda ekranın gördüğü en süper babadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İkinci Bahar” title_font_size=”13″]
    türkan şoray, şener şen

    Zamanında tüm Türkiye’yi ekran başına toplayan dizide Gaziantepli kebap ustası Haydar Usta (Şener Şen) ve Hanım’ın (Türkan Şoray) hayatlarının ikinci baharında yaşadıkları aşka şahit oluruz. Aşkları her zaman bahar havasında geçmez, hayatın zorluklarından kaynaklanan fırtınalara da şahit olur, ama ne olursa olsun ne ailelerine ne de birbirlerine olan sevgilerinden vazgeçmezler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avrupa Yakası” title_font_size=”13″]
    gülse birsel, ata demirer

    2000’li yılların fenomen komedi dizilerinden Avrupa Yakası, her biri birbirinden çılgın aile karakterlerinin maceraları ile yediden yetmişe herkesi güldürürdü. Gazanfer Özcan, Hümeyra, Müşfik Kenter, Rutkay Aziz gibi büyük oyuncuların yanında Gülse Birsel, Ata Demirer gibi daha genç yeteneklerin de yer aldığı dizi, olay örgüsüyle olduğu gibi kadrosuyla da unutulmaz bir televizyon klasiği olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Canım Ailem ” title_font_size=”13″]
    uğur yücel, türk dizileri

    Uğur Yücel’in hayat verdiği Samim karakteri yıllarca sorumsuz bir hayat sürdükten sonra öksüz ve yetim kalan üç yeğeninin sorumluluğunu almak zorunda kalır. Üstelik terk edip gittiği nişanlısı, hayatının kadını Meliha (Şebnem Bozoklu) ile aynı mahalleye yerleşir. Hareketli bir aile komedisinin, büyük aşkların acılarıyla harmanlandığı Canım Ailem en sıcak aile dizilerinden biri olarak büyük ilgi toplamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocuklar Duymasın” title_font_size=”13″]
    havuç, pınar altuğ

    Modern aile hayatını konu alan bu dizide diğer örneklere kıyasla daha küçük bir ailenin maceralarına şahit oluruz. Haluk (Tamer Karadağlı) ve Meltem (Pınar Altuğ) bir yandan çocuklarını yetiştirmeye çalışırken bir yandan da evliliğin sorunları ile başa çıkmaya çalışırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bizimkiler” title_font_size=”13″]
    bizimkiler cemil

    Bir apartmanda yaşayan ailelerin kendi içlerindeki ve komşularıyla aralarındaki ilişkileri konu edinen Bizimkiler, renkli karakteriyle 90’lı yıllar boyunca tüm ülkeyi ekranların başına toplamıştı. Ana oyuncularının yanı sıra Kapıcı Cafer, Benim Adım Cemil gibi yan karakterlerle de akıllara kazınmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuruntu Ailesi” title_font_size=”13″]
    türk dizileri, gönül ülkü

    TRT’de 1983’ten 2002’ye dek yayınlanan Kuruntu Ailesi, Türkiye’nin ilk aile komedisiydi. Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü gibi büyük oyuncuların canlandırdığı Kuruntu Ailesi kuruntularıyla güldürmüş, bir izleyenin bir daha vazgeçemediği bir klasik olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baba Evi” title_font_size=”13″]

    Yine 90’lı yılları hatırlatan yapımlardan biri olan Baba Evi, dört çocuklu bir ailenin yaşadıklarını ekranlara taşımıştı. Özellikle kuşak farkı sebebiyle aile içinde çıkan tartışmalara odaklanan Baba Evi, herkesin kendine yakın hissettiği bir yuvaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ferhunde Hanımlar” title_font_size=”13″]
    türk dizileri

    Her gün yayınlanan bir aile dizisi olan Ferhunde Hanımlar, Ferhunde Hanım’ın kızları, damatları ve torunlarından oluşan büyük bir ailenin gündelik yaşamı üzerine kuruludur. Her ailede yaşanabilecek terslikler ve komik durumlar Ferhunde Hanım ve kızlarının başından eksik olmaz, izleyiciyi kahkahaya boğar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Son Babalar Duyar” title_font_size=”13″]
    türk dizileri

    Dört çocuklu bir ailenin hayatını gözler önüne seren En Son Babalar Duyar televizyonumuzdaki en sevilen komedi dizilerinden biriydi. Baba figürünün aile içindeki yerini, hem sayılan hem sevilen hem de biraz korkulan konumunu sıcak bir dille anlatırdı.