Kategori: Genel

  • EVDE SABUN YAPMAK MEĞER ÇOK KOLAYMIŞ!

    Sabunun, ancak ve ancak kimyagerler tarafından laboratuvarlarda yapılabileceğini düşünenlerimiz oldukça fazla. Oysa rengârenk ve kokulu sabunlar üretmek sanılandan çok daha kolay! Sadece, üretimde alkali kullanıldığı ve bunun tahriş edici özelliği olduğu bilinmeli, yapım aşamasında eldiven kullanılmalıdır. Sonrasında yapılması gerekenler ise şöyle…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Evde sabun yaparken uygulayabileceğiniz, sıcak ve soğuk olmak üzere iki yöntem bulunmakta. Sıcak yöntemle yapmak istediğinizde kaynatma kabına zeytinyağı, gül yağı gibi tercih ettiğiniz yağı ve alkali olarak kullanılacak kimyasal sodyum hidroksit ya da potasyum hidroksiti eklemelisiniz. Maddeler ısınıp kaynamaya başladığında sabun oluşmaya, bilinen tabirle sabunlaşmaya başlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir sonraki aşama sabunlaşan ürünü kurutmak olmalıdır. Kurutma sürecinde, aslen zararlı olan alkalinin sabundan uzaklaşması beklenir. Kurutmanın hemen öncesinde istediğiniz koku veya renk verici maddeleri ilave edebilirsiniz. Ürünü kalıplara döktüğünüzde saatler içinde donmaya başlayacaktır. Kalıplara dökmeden kendi kendine kurumaya bırakırsanız, birkaç hafta beklemeniz gerekebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sabun yapımında soğuk yöntem de diğer bir seçenektir. Fakat burada ısı etkisi olmadığı ve tepkime hızlanamadığı için sabunlaşma işlemi daha uzun sürmektedir. Soğuk üretimde bir kaba alınan yağ ve alkali, yoğun bir kıvam elde edilene kadar sürekli karıştırılır. İstenen koku ve renk verici ilave edilerek kalıplara dökülür ve bir iki gün kadar sabunlaşmanın tamamlanması beklenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sonrasında kalıplardan çıkarılan ürün kesilerek kurumaya bırakılır. Bu da yaklaşık olarak birkaç haftalık süre gerektirmektedir. Sabunların döküldüğü kalıplar biçim ve malzeme olarak farklı olabilir. Büyük bir kalıp çok daha rahat çalışmanızı sağlayabilir. Büyük kalıpta kurutulan sabunun, sabun kesme aleti kullanılarak kesilmesi ortaya daha profesyonel bir görüntü çıkmasını sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Elde ettiğiniz kalıp sabunları rahatlıkla banyo dekorasyonunda kullanabilirsiniz. Bu arada sadece dekorasyon objesi olarak sabun üretilebileceğini ama bunun için silikon kalıplar tercih edilmesi gerektiğini de ekleyelim. Bu sayede birbirinden farklı biçimlerde daha eğlenceli sabunlar elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dekorasyon amaçlı sabun üretiminde ne alkaliye ne yağa ihtiyacınız olmaz. Hazır olarak satılan sabun bazı almanız yeterlidir. Sonrasında bu bazı ısıtarak eritmeli, sıvı hale geldiğinde içine istediğiniz kokuyu ve renk boyasını eklemeli, ardından da kalıplara dökmelisiniz. Kalıplarda kuruduğunda ise dekoratif sabunlarınız hazır demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bununla birlikte ürettiğiniz tüm sabunları dekoratif hale getirmeniz mümkündür. İsterseniz kalıptan çıkan kurumuş sabunların üstünü fırça yardımıyla boyayabilir, desenler çizebilir, boncuk, pul gibi süsler yapıştırabilir, hatta içinden kurdeleler geçirebilirsiniz.

  • DÜNYANIN GELECEĞİ HEPİMİZİN ELİNDE

    DÜNYANIN GELECEĞİ HEPİMİZİN ELİNDE

    Hani “çevre konusunda düşülen en büyük hata onu başka birinin kurtaracağına inanmaktır” diye ünlü bir söz vardır. Siz de bireysel hayatlarınızda alacağınız küçük önlemlere kocaman gezegenimizin ihtiyacı olmadığını düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Bilmelisiniz ki dünyamız için aldığınız o küçücük önlem gerçekte büyük sonuçlar yaratacak bir kelebek etkisine sahiptir. Gelin yer yer burun kıvırdığımız oysa çevremizin geleceği konusunda bizi birer kahraman yapabilecek detaylara bir göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Derelerde nehirlerde şırıl şırıl akan sular dünyamız için ne kadar iyi ise biz insanların boş yere şırıl şırıl akıttığı sular da aynı dünya için bir o kadar kötü. Dünya nüfusunun yüzde 40’ı su sıkıntısı çekmekte ve tarım alanlarının yüzde 70’i çölleşme tehlikesi altında iken şu soruları sorup samimi cevaplarla siz de kendinizi test edebilirsiniz: Mutfakta ya da banyoda herhangi bir iş için su kullanırken gereksiz harcama yapıyor muyum? Dolmamış bir bulaşık ve çamaşır makinesini çalıştırmak âdetim mi? Su akıtan musluk veya boruları, boşa giden suya üzülüp bir an önce tamir ettirme eğiliminde miyim? Olması gereken cevapları aslında hepimiz biliyoruz. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Elektrik tasarrufu için dikkat edeceğimiz küçük detaylar sayesinde enerji üretiminin çevreye verdiği büyük zararı olabildiğince aşağıya çekebiliriz. En basitinden başlayalım: Çay ya da kahve makinelerini sürekli açık bırakmamak (bu sıcak içecekler için termos iyi bir koruma yöntemi olabilir). Enerji tasarruflu ampuller seçmek ve kullanmadığınız alanların ışığını daima kapatmak. Evinize beyaz eşya alırken enerji sarfiyatına özellikle dikkat edip en düşük olanları tercih etmek. Çamaşır ya da bulaşık makinelerinde kısa sürede yıkayan “Eko Program”ı seçmek, gerekmedikçe sıcak suda yıkamamak. Fazla enerji harcamasını engellemek için klimanızın bakımını düzenli olarak yaptırmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemek siparişi verdiğimizde yanına konan tek kullanımlık plastik servislerin son bulduğu yer eninde sonunda çöp oluyor. Ve bu plastiklerin doğada kaybolma süreleri 500 ile 1000 yıl arasında değişiyor. Peki, yapılan araştırmalarda Akdeniz Havzası’nda 4 m2’ye bir plastik atık düştüğünü biliyor muydunuz? Anlayacağınız sipariş verirken bu plastik araçlardan istemediğimizi söylemek çevre için çok şey ifade ediyor. Yine kâğıt israfının önüne geçmeye çalışmak da aynı oranda önemli. Mümkünse kâğıtları önlü arkalı değerlendirmeye çalışmak ve bütün faturalarınızı e-fatura sistemine yönlendirmek bu israfı önlemek için kolaylıkla yapabilecekleriniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zannediyoruz ki gıda israfı yaptığımızda bundan etkilenen sadece bütçemiz oluyor, oysa o gıdanın soframıza gelene kadar geçirdiği süreçte pek çok çevresel kayıplar yaşanmakta. Hatta çöpe dökülen yiyeceklerle birlikte bu zararlar katlanarak devam ediyor. Tüketeceğiniz gıdaları gerektiği miktarda satın almak, bu gıdaları doğru koşullarda muhafaza ederek çöpe dökülmesine engel olmak iyi bir çevreci olduğunuzun en önemli kanıtlarından biri olacaktır. Yine sebze ve meyveleri sadece yetiştiği ve toplandığı mevsimlerde tüketerek karbon salınımının iklim üzerinde yaptığı olumsuz etkileri asgariye çekebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu konuda ne yapabilirim ki diyenler için maddelerimiz saymakla bitmez. Örneğin balkonunuzda (bahçeniz varsa daha da güzel) saksı ya da küçük kasalar içinde minik biberler, domatesler, yeşil soğan ya da salatalıklar yetiştirmek hoşunuza gitmez miydi? Ya da bulaşık ve çamaşırlarınızı yıkamak için kendi doğal deterjanınızı yapmak? Bu konuda ihtiyaç duyduğunuz tarifleri internet üzerinden kolaylıkla sağlayabilirsiniz. Aynı şekilde krem, maske, tonik gibi kozmetik malzemelerinizi de tamamen doğal yollardan kendiniz üreterek çevreye dolaylı yollardan destek sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Başka bir üretim şekli de eskiyen eşyalarınızı atmadan önce dönüştürmenin yollarını aramaktır. Ya da bir eşya almak istediğinizde ikinci el ürünlere şans tanımak da geri dönüşümü desteklemek demektir. Geri dönüşümü her alanda gözetmek sürdürülebilir bir çevre için en iyi tavırlardan biri olacaktır, hemen birkaç tane daha sıralayalım: Çöpleriniz için kullanacağınız torbaları satın alırken doğada en hızlı kaybolacak olanlardan seçmek. Kızartma yağlarını kesinlikle lavaboya dökmemek. Bitmiş pilleri herhangi bir çöpe atmayıp, bu tür eşyaları değerlendirecek kurumlara ulaştırmaya çalışmak ve sık kullandığınız eşyalarınız için şarj edilebilir piller almak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kısa mesafelere araba kullanmadan yürüyerek gitmek ya da uzak mesafeler için toplu taşıma araçlarını kullanmak. Kullanıp atılabilenler yerine uzun ömürlü ürünler tercih etmek, örneğin kâğıt havlu yerine dokuma kumaşlar kullanmak. Kapı ve pencerelerinizin etrafına ısıyı içeride muhafaza etmesi için hava geçirmeyen bant takmak. İşte, gündelik yaşamınızda dikkat edeceğiniz bu gibi minicik detaylarla kimi zaman bütçenizi kimi zaman sağlığınızı ama en çok da havayı, suyu, toprağı, yani yaşadığımız dünyayı koruyarak bir kahramana dönüşebilirsiniz.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: KAHİRE

    Yaklaşık 7000 yıllık bir geçmişe sahip olan Mısır, dünyanın en önemli medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bir ülke. Kültürel ve ekonomik açıdan önemli olayların geçtiği, birçok savaş ve ilklerin yaşandığı Mısır’ın başkenti Kahire, Nil Nehri kenarına konumlanmış. Uzunca bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun vilayeti olan, 1922’de Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazanan ve 1953’te cumhuriyeti ilan eden Mısır’ın başkenti Kahire, 20 milyon nüfusuyla dünyanın en büyük başkentlerinden. Mumyalama teknikleri, barındırdığı kültürel hazineler ve mistik yapısıyla doğudan batıya herkesin ilgisini çeken Kahire’nin en dikkat çeken ve en çok ziyaret edilen ikonik yapılarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Neo-klasik tarzda inşa edilen Kahire Müzesi, Antik Mısır Uygarlığı, Roma İmparatorluğu ve Antik Yunan dönemine ait 120 bin eserle dünyanın en önemli müzelerinden bir tanesi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. 1902 yılında resmi açılışını yapan Kahire Müzesi’ndeki eserler daha önce Giza Müzesi’nde sergilenirken, Mısır’a ait olan eserlerin Mısır’da kalması için başlatılan çalışmalar neticesinde Mısır medeniyetine ait birçok önemli eser Kahire Müzesi’ne taşındı. Kronolojik sırayla eserlerin sergilendiği müzenin en çok ilgi çeken bölümleri, Kraliyet Mumyaları Odaları ile Firavun Tutankhamon’un maskesi ve değerli eşyalarının sergilendiği bölümlerdir. Ortadoğu’nun en eski müzesi olan Kahire Müzesi hem mimarisi hem de içindeki eserlerle Mısır denince akla ilk gelen mekânlardan bir tanesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Âdeta müze başkenti olan Kahire’deki bir diğer ikonik mekân, Gayer Anderson Müzesi. Bu müze, İslam mimarisinin en önemli örneklerinden bir tanesi. Birbirine bağlı iki evden oluşan müze, ismini İslam arkeolojisi alanında önemli çalışmalar yapan İngiliz Gayer Anderson’dan alıyor. Memlûk Dönemi’nde inşa edilen mimarinin dünyada başka bir benzeri yok. Mobilyalar, halılar ve diğer antika eşyaların bulunduğu müze, Mısır Hükümeti’nin İslam eserlerini koruma ve kötü durumda olanları restore etme çalışmalarıyla eski şaşaalı günlerine dönmüş durumda. James Bond serisi olan “Beni Seven Casus” filminin bazı sahneleri de müzedeki kabul salonu ve terasında çekilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kahire’deki tüm şehre hâkim seyir tepelerinden bir tanesine konumlanmış olan Mehmet Ali Paşa Camii’nin yapımına, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isteğiyle 1830 yılında başlanmış ve tam 18 sene sonra cami tamamlanmış. 18. yüzyılda doruk noktasına ulaşan barok ve rokoko tarzın en güzel örneklerinden olan yapıda, mermer kaplamalar ve kubbe içlerindeki kalem işleri dikkat çeken detaylar arasında. Yapının mimarı ise İstanbul’dan getirilen Boşnak Yusuf. Caminin avlusundan Kahire’yi izlemek şehri ziyaret edenlerin ilk yaptığı etkinlikler arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nil Nehri’ndeki Rhoda Adası’nda bulunan saray, 1899-1929 yıllarında Prens Muhammed Ali Tevfik tarafından inşa edilmiş. Endülüs tarzı mermer çeşmelerle süslü sarayı ziyaret eden isimler arasında Winston Churchill gibi dönemin en ünlü politikacıları ve sanatçıları bulunuyor. Sarayın içerisinde 350 kadar antika Türk halısı, Kütahya seramikleri, Osmanlı şamdanları, el yapımı ahşap mobilyalar ve daha birçok değerli eşya var. 1955 senesinde ulusal müze olan sarayın kapıları 2015 senesinden beri ziyaretçilerine açık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Önemli yapılarını Nil Nehri kıyısına kuran Mısırlılar, tüm dünya için büyük öneme sahip piramitleri de bu hat üzerine inşa etmiş. Kahire’de Gize Piramitleri, Büyük Piramit, Kefren Piramidi ve Mikerinos Piramidi Mısır’ın en çok ziyaret edilen yapıları. Sadece Mısırlıların değil, tüm dünyanın büyük ilgisini çeken piramitlerin en eskisi M.Ö. 2650 yılında inşa edilen Basamaklı Piramit. Çevresinde firavun ailesi için yapılmış pek çok mezar bulunur. UNESCO’nun ‘Dünyanın Yedi Harikası’ listesinde bulunan Keops Piramidi, M.Ö. 2589 senesinde Firavun Khufu için inşa edilmiş ve 145,75 metre yüksekliği ile Mısır’ın en büyük piramidi olma özelliği taşıyor. Kefren Piramidi’nin önünde yer alan ve Antik Mısır’da kutsal sayılan aslan ile firavun karışımı Sfenks Heykeli, piramitleri koruduğuna inanıldığı için piramitlerin önünde âdeta bir muhafız gibi konumlanmış. Aynı zamanda Sfenks Heykeli, bilinen en eski ve en büyük heykel unvanına da sahip. Bölgeyi ziyaret edenlerin şaşkınlığını ve hayranlıklarını gizleyemediği bu yapılar sadece Mısır’ın değil, tüm insanlık tarihinin en güzide yapıları arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kahire’nin merkezinde yer alan tarihi çarşı, Memlûk Sultanı Berkuk’un emri ile bölgeyi yöneten Carkas el-Halili tarafından 1382 yılında inşa edilmiş. Osmanlı döneminde Türk çarşısı olarak bilinen çarşıda; restoranlar, hediyelik eşya, halı, kahve ve baharat dükkânları bulunur. Ülkemizdeki kapalı çarşıya benzeyen Han el-Halili; dar geçitleri, labirente benzeyen mimari dokusu ve muhteşem baharat kokularıyla ziyaretçilerine zaman yolculuğu yaşatan bir alışveriş cenneti.

  • UZAYLA GEÇMİŞİMİZDEN TATLI VE ACI HATIRALAR

    UZAYLA GEÇMİŞİMİZDEN TATLI VE ACI HATIRALAR

    Uzayla yaşadığımız ilk maceraların üzerinden henüz yüzyıl bile geçmedi, yani aslında ortak geçmişimiz oldukça yakın bir tarihe dayanıyor. Yine de ilk temastan günümüze büyük yollar kat edildi ve insanlık, içinde yaşadığı boşluk hakkında birçok veri elde etti, etmeye de devam ediyor. Bu liste ise kırılma noktaları diyebileceğimiz ilk adımlardan oluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bugünkü Rusya 4 Ekim 1957 tarihinde, yani adı henüz Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği iken Sputnik 1 isimli yapay uyduyu uzaya göndererek dünyanın yörüngesine oturttu ve Rusça’da “uydu” anlamına gelen Sputnik, Dünya’mızın ilk yapay uydusu olarak tarihteki yerini aldı. Maketleri hala Rusya’daki farklı müzelerde sergilenmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Rusya’nın Sputnik 1 hamlesi soğuk savaş dönemine denk gelmiş ve dönemin süper güçleri arasında uzay yarışlarının başlamasına neden olmuştu. ABD, uzaya uydu gönderme konusunda yaptığı ilk denemeleri başarısız olunca araştırma konusuna ağırlık verdi ve 29 Temmuz 1958 tarihinde çalışmaları günümüze kadar uzanacak kurum NASA’yı kurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    12 Nisan 1961 tarihinde Vostok’a binerek uzaya çıkan ve Dünya’nın yörüngesinde turlayan ilk insan Sovyet pilot Yuri Gagarin oldu. 327 kilometre yüksekte sadece 108 dakika süren bu yolculuk şüphesiz ki dünyanın en özel yolculuğuydu. Ardından ABD, önce maymunları sonra astronot John Glenn’i uzaya göndererek uzay trafiğini artırmaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım” sözünü ortaya çıkaran uzay yolculuğu ise Ay’a yapılmıştı. Sözün sahibi 1969 yılında Ay’a ayak basan ilk insan unvanını alan Neil Armstrong’du. Kendisinden 20 dakika sonra Ay’a ayak basan ikinci kişi ise Edwin Aldrin oldu. Michael Collins’in de dahil olduğu o üç kişilik ekip Apollo 11 aracıyla Ay’a iniş yapmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizin uydusu Ay ile kurduğumuz fiziksel temaslar çok uzun sürmedi. İlk temasın gerçekleştiği 1969’dan sadece üç yıl sonra bu maceraya günümüzde de sürmekte olan uzun bir ara verildi. NASA tarafından gönderilen Apollo 17 uzay aracına binen astronot Gene Cernan Ay’a ayak basan on ikinci ve son kişi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uzaydaki en yakın dostumuz Ay’a yolcuklar yapılmaktayken diğer gezegenlerle temasa geçmenin de yolları aranıyordu. Bu kez de insansız uzay araçları ile yıldızlar arası yolculuklara başlandı. Hatta Pinoeer 10 isimli uzay sondası, 1973 yılında dış gezegenlerden Jüpiter’in yakınından geçerek gezegen hakkındaki ilk bilgileri insanlıkla buluşturmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İçinde salınıp durduğumuz devasa boşluğu tanımaya çalışırken ne yazık ki her zaman her şey yolunda ilerlemedi, öyle ki bu uğurda can kayıpları verildi. Kalkışından 73 saniye sonra infilak eden Challenger Uzay Mekiği’nde hayatını kaybeden Amerikalı astronotlar gibi aracın havasının uzaya boşalması nedeniyle Soyuz 11’in içinde oksijensiz kalan Rus astronotlar da insanlığın verdiği kayıplar arasındaydı.

  • BEMBEYAZ TÜYLERİYLE MÜKEMMEL GÖRÜNEN HAYVANLAR

    Bu hayvanların kimi varoluşsal, kimi melanin pigmentinin eksikliği, kimi de mutasyon sonucu olarak bembeyaz… Beyaz rengin üstlendiği zariflik, kırılganlık, masumiyet gibi olguları en iri olanında bile görebilirsiniz. Hatta her birine bakınca yine beyaz renkle eşleştirilen “mükemmel” sözcüğünün aklınızdan geçmemesi imkânsız…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • NESNELERİN İNTERNETİ VE UYGULAMA ALANLARI HAKKINDA KISACA

    Nesnelerin interneti, Amerikan Federal Ticaret Komisyonu tarafından, “günlük kullanımımızda olan nesnelerin, internete bağlanarak veri alıp göndermesi kabiliyeti” olarak tanımlanmıştır. Başka bir ifadeyle, fiziksel nesnelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu iletişim ağıdır. Tanımda geçen “nesne” kavramı çok geniş bir anlama sahiptir. Nesnelerin interneti denince akıllara gelen uygulama alanlarından bazıları şunlardır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Akıllı şehirler çevreye uyumlu fiziksel ve dijital sistemlerle insanların yaşam kalitesini arttıran; modern, fonksiyonel ve sürdürülebilir bir gelecek sağlayan şehirlerdir. İleri düzeyde yaşamsal teknoloji ile desteklenen akıllı şehirler; akıllı cep telefonları, akıllı aydınlatmalar gibi cihazlardan elde edilen verilerle zaman, enerji ve atıklardan tasarruf sağlar. Günümüzde Londra, Tokyo, Hong Kong, Singapur, Oslo, Amsterdam, Stockholm gibi kentler akıllı şehir olarak değerlendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akıllı evler, otomasyon sistemi sayesinde, ısıtmadan aydınlatmaya, güvenlikten elektronik eşyalara pek çok alanı evde olmasanız bile uzaktan yönetebilmenizi sağlar. Akıllı evlerin sağladığı en önemli faydalardan biri yangın, hırsızlık gibi güvenlik sorunlarının önüne geçmesidir. Ayrıca akıllı ev otomatik yönlendirmeler sayesinde daha konforlu bir yaşamı mümkün kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Nesnelerin internetinin uygulama alanlarından biri de akıllı mağazalardır. Bu mağazalarda akıllı ekranlar ve sanal gerçeklik gözlükleri ile tüm ürünlerin dijital kopyaları incelenebilir. Müşteri, robot satış danışmanlarının yardımıyla hangi ürünü alacağına hızlıca karar verebilir. Böylece daha pratik ve konforlu bir alışveriş gerçekleştirilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Trafikte konumlarımızın sürekli olarak bir merkezi sisteme iletilmesi de nesnelerin internetinin uygulama alanlarından biridir. Akıllı trafik sistemlerinde, merkezi sisteme gönderilen veriler sayesinde kişilerin hareket bilgileri analiz edilir, böylece o bölgedeki trafik yoğunluğu ve akış hızı belirlenerek, en uygun rota üzerinden ortalama varış hızı ve alternatif rotalar tespit edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Oldukça şık görünen ve giyilebilir teknoloji ürünlerinden olan akıllı yüzüğe, akıllı telefonunuzla bağlantı kurarak istediğiniz özellikleri yükleyebilirsiniz. Örneğin başka telefon ve tabletlere dokunarak bilgi paylaşabilir, alışveriş sonrası ödeme yapabilirsiniz. Ancak bu ürünün uzun süre açık tutulması güvenlik açısından riskli olabilir, dikkatli kullanılmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Akıllı gözlük nedir?” sorusuna zaman zaman, “cep telefonunun gözlük olarak takılması” cevabının verildiğine tanık olabilirsiniz. Bluetooth, Wi-Fi, GPS gibi kablosuz teknolojileri destekleyen, mobil işletim sistemleri bulunan akıllı gözlük, akıllı telefonunuzla kolayca senkronize olur, böylece telefon görüşmelerinizi yapabilir, müzik dinleyebilir, telefonunuzla yaptığınız tüm işlemleri gözlük üzerinden gerçekleştirebilirsiniz.

  • KABAK FAMİLYASININ 4 SÜRPRİZ ÜYESİ

    Bilimsel adı “Cucurbitaceae” olan kabağın yazlık ve kışlık olmak üzere farklı cinsleri bulunmaktadır. Vitamin ve mineral açısından zengin bir besin kaynağı olan kabakgillerin ana vatanı konusunda değişik fikirler ortaya atılmıştır. Bazı araştırmacılar Amerika kıtasından yayıldığını savunsa da yapılan kimi araştırmalar kabağın Asya kıtasına özgü bir sebze olduğunu belirtmektedir. Yazımızda ülkemizde de sıkça yetiştirilen kabakgillerin dört ana türünü öğrenince belki de şaşıracak ve “bu da mı kabakmış?” diyeceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Halk dilindeki ismi hıyar olan salatalık, kabakgiller familyasına ait popüler bir türdür. Anavatanı Kuzey Hindistan olduğu düşünülen salatalığın ülkemizde en çok yetiştirildiği bölge İç Anadolu’dur. Genel olarak salatalarda, kahvaltıda ve turşularda kullanılan salatalık, içeriğindeki faydalı bileşenlerden dolayı kozmetik sektöründe de sıkça kullanılmaktadır. %90’dan fazlası su olan salatalığın lifli yapısı ve kalorisinin düşük olması sebebiyle diyet listelerinin gözde besini olarak sıkça tüketilmektedir. A, B ve C vitamini bulunan salatalık aynı zamanda potasyum ve kalsiyum açısından da zengin bir besindir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bilimsel adı “citrullus lanatus” olan karpuzun bir kabak çeşidi olduğunu ilk defa duyuyor olabilirsiniz. Dünyada domatesten sonra ikinci üretilen besin olan karpuz, yaz mevsiminin başladığının habercisi olması sebebiyle de özel bir anlam taşımaktadır. İçeriğinde kolesterol bulunmayan karpuz, fazla şeker içerdiği için dikkatli tüketilmesi gereken besinlerden bir tanesidir. Sulu ve serinletici tadı ile sıcak havalarda sıkça tüketilen karpuzun kabuklarından bazı yörelerde reçel ve turşu da yapılmaktadır. 100 gramında ortalama 30 kalori olan bu yaz meyvesinin içeriğinde 7.55 gram karbonhidrat, 0.60 gram protein, 0.15 gram yağ ve 0.40 gram lif bulunmaktadır. A ve C vitamininin yanı sıra potasyum minerali de yüksek orandadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karpuzun yakın akrabası olarak bildiğimiz kavun da kabakgiller familyasından bir yaz meyvesidir. Bilimsel adı “Cucumis melo” olan kavunun olgunlaşmamış hâline kelek denir ve bu hâli ile de tüketilmektedir. Anayurdu İran, Anadolu ve Orta Asya olan kavunun pH değeri 7,0 oranındadır ve bu özellik kavunu en alkalik meyve sıralamasında en üst sıraya taşır. 100 gramında ortalama 34 kalori olan kavunun %90’ı sudan oluşmaktadır. A ve C vitamini bakımından zengin bir besindir ve yine 100 gramında 6 grama yakın karbonhidrat, 0.1 gram yağ, 0.9 gram lif ve 1.11 gram protein mevcuttur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilimsel adı “Cucurbita pepo” olan kabağın kabakgiller listesinde olmaması düşünülemez. Kabak, bir yaz bitkisi olup aslında sebze değil, meyvedir. Dolayısıyla kabakgiller ailesi de meyve grubuna girmektedir. A ve C vitamini bakımından zengin olan kabağın içeriğinde, manganez, beta-karoten, zeaksatin ve lutein gibi önemli antioksidanlar bulunmaktadır. Ülkemizde hemen hemen her bölgede kolaylıkla yetişen kabağın Türk mutfağında birçok farklı tarifi vardır. Zengin içeriği, lifli yapısı ve düşük kalorisi ile sağlıklı besin piramidinin en tepesinde kendine yer bulan kabağın ülkemizde yetişen başlıca çeşitleri: Balkabağı, helvacıkabağı, sakızkabağı ve asmakabağıdır.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: SARIYER

    Beşiktaş, Kâğıthane, Eyüp, İstanbul Boğazı ve Karadeniz ile çevrili olan Sarıyer, Avrupa Yakası’nda şehrin en kuzeyinde yer alan ilçemizdir. Bu büyük şehirde onu biricik yapan özelliği yeşilin hâkim olduğu doğal güzelliklerle bezeli olmasıdır. Sarıyer, İstanbul’un bir tatlı huzur alınacak yeridir ve bunun için de ilk akla gelen adresleri şöyledir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kırım Savaşı sırasında İngiliz ve Fransız gemilerinin Boğaz’a girişlerini görebilmek için Fransızlar tarafından inşa edilen Rumeli Feneri ve adını verdiği köy, İstanbul’da huzur bulmak, metropolde köy havası almak isteyenlerin bir kere de olsa gidip görmesi gereken adreslerden. Kule yüksekliği 30 metre olan ve beyaz ışığı ile 18 deniz mili uzaktan görülebilen feneri diğerlerinden farklı kılan bir özelliği de içinde türbe bulunmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Boğazı ve Karadeniz’le çevrelenen Belgrad Ormanı, sadece Sarıyer’in değil şehrin gözbebeği gibidir. Sırbistan seferi dönüşü Kanuni Sultan Süleyman’la gelen Belgradlıların yerleştirildiği Belgrad köyü, ormana da adını vermiş. Bentleri, dereleri, tarihi hikâyesi ve tabii ki içinde yaşattığı tüm canlılar ile şehrin nadide bölgelerinden biridir Belgrad Ormanı. Yürüyüş yapmak, koşmak, bisiklete binmek, oksijen depolamak, huzur bulmak ve daha pek çok güzellik için idealdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Artık duymayan bilmeyen kalmasa da Boğaz’ın kıyısında, 45 hektardan geniş bir alana yayılmış, etrafı duvarlarla çevrili saklı bir cennet gibidir Emirgan Korusu. Adını, 17. yüzyılda IV. Murat tarafından kendisine hediye edildiği İranlı Emir Güne Han’dan almaktadır. 1940’larda kamulaştırılarak halkın hizmetine açılan Emirgan Korusu içinde Beyaz Köşk, Pembe Köşk, Sarı Köşk olarak adlandırılan yapıları, ağaçları, laleleri, gülleriyle her mevsim ilgi görmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethinden önce Fatih Sultan Mehmet tarafından, Boğaz’ın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu Hisarı’nın tam karşısına 30 dönümlük bir alana inşa edilen Hisar, İstanbul’u İstanbul yapan eserlerden biridir. Osmanlı kayıtlarında Boğazkesen, Yenice Hisar gibi isimlerle anılan Rumeli Hisarı’nı gezmek İstanbul’da yapılacaklar listesinde olması gereken maddeler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Boğazı’nın karaya doğru yaptığı girintilerden biri olan Tarabya Koyu’nun aslında hepimiz için nostaljik bir önemi vardır, çünkü bu koy ve çevresi Türk Sineması’nda birçok filme set olmuştur. Tarabya Koyu’nu çevreleyen kafelerde kahvaltı yapmak, balıkçı restoranlarında günü sonlandırmak Sarıyer’de yapılabilecek keyifli alternatiflerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin Japonya ile iş birliği içinde oluşturduğu Baltalimanı Japon Bahçesi, doğayı farklı bir kültürün penceresinden görmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Mevsimi geldiğinde Japonya ile özdeşleşmiş sakura ağaçlarının, yani kiraz ağaçlarının da görülebileceği Boğaz manzaralı mekânda; şelale, gölet, çardak gibi düzenlemeler atmosferi daha da etkileyici ve keyifli bir hale getiriyor.

  • OSMAN F. SEDEN’İN YAZDIĞI, YÖNETTİĞİ VEYA YAPIMCILIĞINI ÜSTLENDİĞİ FİLMLER

    Osman F. Seden Türk Sineması’nın sadece ünlü bir yönetmeni değil aynı zamanda yapımcı ve senaristidir de. 1922-1998 yılları arasında yaşamış ünlü ismin farklı pozisyonlarda katkı sunduğu filmlerden bazılarını aşağıda görebilirsiniz. Bununla birlikte Seden’in pek çok filmde rol alan ve gözlerin oldukça aşina olduğu iyi bir oyuncu olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Reşat Nuri Güntekin’e ait Çalıkuşu romanı, dizi filmden tiyatro oyununa kadar farklı sanatsal mecralara uyarlanmıştır. Osman Seden’in yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptığı hatta senaryosunu da kendi kaleme aldığı sinema filmi de onlardan biridir. Filmde Çalıkuşu Feride rolünü Türkan Şoray canlandırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osman Seden’in senarist ve yönetmen olarak imza attığı 1965 tarihli Şaka ile Karışık filminin ana karakteri Ofsayt Osman’dır ve Sadri Alışık tarafından canlandırılmıştır. Dram-komedi türündeki filmde Filiz Akın, Ajda Pekkan, Çolpan İlhan, Kadir Savun, Vahi Öz gibi birbirinden ünlü oyuncular yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın rol aldığı 1976 tarihli Nereye Bakıyor Bu Adamlar filmi seyirci tarafından büyük beğeni kazanan komedi filmlerinden biridir. Osman Seden’in yönetmen olarak katkı sunduğu filmde beşik kertmesi ile evlenmek için memleketinden kalkıp şehre gelen Metin ile arkadaşı Zeki’nin başından geçenler anlatılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yapımcılığını ve yönetmenliğini Osman Seden’in yaptığı Kırık Plak filminde başrolleri Zeki Müren ve Belgin Doruk paylaşır. Filmin ana karakteri de assolist Zeki Müren’dir. Konusu, kendisini kıskanan patronu tarafından ses telleri tahrip edilen Zeki’nin başına gelenlerdir. 1959 yılında çekilen filmde bolca Zeki Müren şarkısı dinlenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kundakta bulduğu bebeği bakıp büyüten Kemal’in (Kemal Sunal) hikâyesi Garip isimli filmin konusunu oluşturur. Hepimizin boyundan büyük laflar eden haliyle hatırladığı Fatoş karakterini ise dönemin çocuk yıldızı Ece Alton canlandırmıştı. Osman Seden ise 1986 yapımlı filmin yapımcısıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Perran Kutman’dan Ayşen Gruda’ya, Münir Özkul’dan Adile Naşit’e, Müjdat Gezen’den Gülşen Bubikoğlu’na birbirinden ünlü oyuncuların rol aldığı Görgüsüzler filminin yönetmeni de Osman Seden’dir. 1982 tarihli film Türk Sineması’nın en çok izlenen komedi filmlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Cüneyt Arkın ve Gülşen Bubikoğlu’nun başrolleri paylaştığı Vahşi Gelin’de Osman Seden hem yönetmenlik yapmış hem de Fuat Özlüer ile filmin senaryosunu kaleme almıştır. Filmin zihinlere kazınan repliği ise iki kız babası rolündeki Nubar Terziyan’ın söylediği “Necmiye biraz kaçıktır ama Nazmiye’nin gönlü açıktır” repliğidir.