Kategori: Spor

  • Dünya Kupası’nın Gelmiş Geçmiş En Efsanevi 8 Futbolcusu I

    Dünya Kupası’nın Gelmiş Geçmiş En Efsanevi 8 Futbolcusu I

    1930 yılından beri her 4 yılda bir düzenlenen Dünya Kupası insanlığın gördüğü en büyük organizasyonlardan biri… Sadece futbol sevdalılarını değil tüm dünyayı ekran başına toplayan bu büyük turnuvada gösterdiği performansla efsaneleşen, tüm genç futbolculara ilham veren 8 büyük futbolcuyu listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1966 yılındaki Dünya Kupası’nın gol şampiyonu Eusebio, Portekiz’in o sene dünya üçüncüsü olmasında büyük rol oynamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1954 Dünya Kupası’nda final oynayan Macaristan’ın takım kaptanı olan Puskás, Batı Almanya’daki şampiyonanın en iyi futbolcusu seçilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çoğu futbolsevere göre dünyanın en iyi kalecisi olan Yashin, 1958 Dünya Kupası’nda yani Rusya’nın katıldığı ilk kupada yıldızlaşmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Brezilya’nın efsanevi oyuncusu, kupa tarihinde 3 kupa kazanan tek futbolcu. 1958, 1962 ve 1970 yıllarında Dünya Kupası’nı kaldıran Taçsız Kral Pele, çoğu uzman tarafından dünyanın en iyi oyuncusu kabul ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pele ile FIFA tarafından verilen 20. Yüzyılın En İyi Futbolcusu ünvanını paylaşan Arjantinli Maradona tam 4 Dünya Kupası’nda oynadı ve futbol tarihinin unutulmaz isimlerinden biri oldu. İngiltere ve Arjantin arasında oynanan 1986 Dünya Kupası Finali’nde attığı gollerden birinde elini kullandığını o tarihte kabul etmemiş ve golü atanın “Tanrı’nın Eli” olduğunu söylemişti, bu kritik gol yıllarca tartışıldı ve her zaman Maradona’nın ismiyle beraber anıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1982 yılında Dünya Kupası’nda İtalya’nın takım kaptanı olan Rossi, bu turnuvada hem en çok gol atan futbolcu olmuş hem de en iyi oyuncu seçilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tüm zamanların en büyük golcülerinden biri olan Gerd Müller, 1970 ve 1974 Dünya Kupası turnuvalarında yıldızlaştı. Sadece 1974 Dünya Kupası’nda bile 10 gol atan Müller’in rekoru 2006’ya dek kırılamadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    galatasaray efsaneleri

    Ünlü kalecimiz Turgay Şeren, 1954 Dünya Kupası’nda Batı Almanya ile oynanan zorlu maçta kurtardığı gollerle zihinlere kazınmış ve “Berlin Panter”i ünvanını kazanmıştır.

  • BU SPOR DALLARINI DAHA ÖNCE DUYMUŞ MUYDUNUZ?

    Spor kelimesinin Latince kökenli olduğu ve temelinde eğlence, oyun gibi anlamlar barındırdığı biliniyor. Spor, insanların asırlar boyunca eğlenmek için ürettiği aktivitelerden belki de en kıymetlisi. Zamanla fiziksel ve zihinsel gücü artırmanın da aracı olan sporun, asırlar içinde geliştirilen yüzlerce farklı çeşidi bulunuyor. Günümüzde branş veya dal olarak nitelediğimiz sporlardan hepsine hâkim olmamız elbette mümkün değil…  Adını ülkemizde sıklıkla duymadığımız spor dallarından birkaçını sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ragbi, ilk kez 19. yüzyılda İngiltere’nin Rugby isimli bölgesinde Rugby School’da oynandığı varsayılan ve adı da buradan gelen bir spordur. Bu sporda elips şeklindeki top, el ve ayaklar kullanılarak kontrol edilir. 40’ar dakikalık iki devre boyunca top, kale direkleri arasındaki çıtanın üstünden aşılarak sayı yapmaya çalışılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bireysel bir spor olan triatlonda sporcu sırasıyla yüzer, bisiklete biner ve koşar. Evet yanlış duymadınız, kökenini Yunancadan alan triatlon, üç farklı branşın bir arada yapıldığı spor dalıdır. Sporcu bir branştan diğerine geçerken önceki spor kıyafetlerini çıkarır ve bir sonraki dala uygun kıyafetlerini giyerek devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ İskoçya’sında doğduğu bilinen körling sporu, rink adı verilen buz pistinde oynanır. Granitten yapılmış dairesel taşın buz üstünde kaydırılması ve rinkin iki ucunda yer alan hedeflerin merkezinde durdurulması esasına dayanır. Buz üstünde oynandığı için hassas ayarlamalar gerektiren sporun, özel ekipmanları bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bireysel ve takım olarak oynanabilen biatlon, kayaklı koşu ve tüfekli atışın art arda yapıldığı spordur. Sporcular belli bir süre içinde kayaklarıyla koşarcasına kayar ve hedefi vurmak için durarak nişan alırlar. Ne kadar mesafede kayacakları ve kaç tane hedefi vurmaları gerektiği, spor etkinliğinin türüne göre değişebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Korfbol, yüzyıldan fazla geçmişi bulunan, kadın ve erkeklerin bir arada oynayabildiği bir takım sporudur. Amaç, topu rakip takımın korf denilen, sepete benzer, 3,5 metre yüksekliğindeki potasına atmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ayak voleybolu, üçer kişilik iki takımın karşılıklı oynadığı ve topu filenin üstünden aşırarak taraflarına düşürmemeye çalıştıkları spor dalıdır. Ayak voleybolunda sadece ayaklar değil, diz, omuz ve kafa da topu kontrol etmek için kullanılabilir, bu sporda bir tek elleri kullanmak yasaktır. İlk defa 15. yüzyılda oynandığı sanılan oldukça eski bir spordur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Netbol, basketbola çok benzeyen ama sahada sadece bir potanın bulunduğu spordur. Diğer ayırt edici özelliği ise sadece kadınlar tarafından oynanan bir spor dalı olmasıdır. Yedişer kişilik iki takımın sahada birbirine dokunmadan, top koşturmadan veya sektirmeden basket atarak sayı kazanmaya çalıştığı bir oyun türüdür.

  • 10 Madde ile Hangi Spor Nerede Yapılır

    10 Madde ile Hangi Spor Nerede Yapılır

    Bütün spor dalları mekâna bağımlıdır. Yani o sporun yapılabilmesi için özel bir alan gerekir. Hatta dalın gerektirdiği şekilde dizayn edilen bu alanların bazıları büyük bakımlara ihtiyaç duyar. Bu listemizin maddelerinde hangi sporun nerede yapıldığını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tenis kortta oynanır. Ağ ile ortadan ikiye bölünen alanda oyuncular bazen teke tek bazen çift olarak raket sallarlar. Dört kişinin oynadığı kortlar daha geniş olmakla birlikte genellikle uzunluğu 23.77 ve genişliği 8,23 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Futbolun çim sahada oynandığını hepimiz biliriz. Peki, bu alanların sulama, gübreleme, ilaçlama, ara ekim, kumlama hatta yapay güneş ışığı uygulaması gibi sürekli bir bakıma ve özene ihtiyaç duyduğunu biliyor muydunuz? UEFA’nın belirlediği saha ölçüleri ise 105×68 metreye karşılık gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Basketbol sporunda saha zemini kauçuk ya da parke ile kaplanır ki top rahat bir şekilde sürülebilsin. Ölçüleri 26 metreye 14 metre ya da 28 x 15 metredir. Bir basketbol sahasında pota başroldedir ve onun da yerden yüksekliği 3.05 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rakibini tuş etmeyi, yani iki omzunu birden mindere yapıştırmayı amaçlayan güreşçi için elbette en uygun zemin 160 kg/m3 yoğunlukta süngerden mamul bir minder olacaktır. Güreş sporu 12’ye 12 metre uzunluğunda kare şeklindeki minder üstünde yapılır ve minderin kalınlığı 6 santimetre olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Boks, yerden yüksekliği en az 91 ve en fazla 122 santimetre olan ringde yapılır. Etrafı 3 ya da 4 tane halatla çevrilidir. Zemin ise keçeden yapılmış brandayla kaplıdır, ya da esnek kauçukla… Ringin kenar uzunluğu ise en az 4.10 metre ya da en çok 6.10 metre olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Buz pateni hiçbir eğimi olmayan düz bir buz pistinde yapılır. Sentetik olmayan, geleneksel buz pateni pistleri kurulumundan korunmasına kadar fazlaca detay barındırırken, aynı oranda uğraş ve maliyet gerektirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Buz üstü satranç” adı da verilen körling sporu rink adı verilen buz pistinde yapılır. Oyuncular, granitten yapılmış taşı kaygan zeminde kaydırarak hedefte durdurmaya çalışır. Oyun boyunca rinkin -6 °C’de kalması gerekir ve sadece bu iş için görevli kişiler bulunur. Körling taşının ağırlığı 19.96 kilogramdır ve 45’e 4.4 metrelik bir alanda oynanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    At yarışlarının yapıldığı alana hipodrom denir ve bu terim sadece koşu pisti için değil, atların ahırlarının, seyirci tribünlerinin bulunduğu spor tesisi için de kullanılır. Örneğin; İstanbul’daki Veliefendi Hipodromu, 596 dönüm arazi üzerine kurulmuştur. Hipodromda atların yarıştığı çim pist 2020 metre uzunluğunda iken, sentetik pist 1870 metre uzunluğundadır. Kum idman pisti ise 1720 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde en çok Ardahan, Kars, Uşak ve Erzurum’da oynanan ciritin oynandığı yere alan denir. Boyutları 70’e 120 metre olan alanda sporcular at üstünde dengelerini sağlamaya çalışarak elindeki ciriti hedefe atmaya ve rakibine üstün gelmeye çalışır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    “Yiğitler çıkıyor meydane hepsi birbirinden merdane…” İşte cazgırın yağını sürmüş, kispetini giymiş güreşçileri davet ettiği meydandır “er meydanı”… Güreşçilerin peşrevle başlayıp birbirlerini kündeye getirmeye çalıştıkları bu meydan çayırlık bir alan olmalıdır.

  • MASA TENİSİNİN HİKÂYESİ VE TEMEL TEKNİKLERİ

    Masa tenisi, hız ve refleks kadar strateji, dikkat ve eğlenceyi de bir araya getirir. Kuralları öğrenip temel vuruşlara hâkim olduğunuzda oyun rekabetten öte gerçek bir deneyime dönüşür. Yazımızda, masa tenisinin tarihçesini, temel kurallarını, oyun mantığını ve tekniklerini adım adım ele alıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyıl İngiltere’sinde “lawn tennis” yani çim kort tenisi çok popülerdi. Ancak yağmurlu ve kapalı hava, açık havada oynamayı her zaman mümkün kılmıyordu. Çözüm olarak tenis, yemek masalarına taşındı: Kitaplar file, içecek mantarları top, kutu kapakları raket oldu. Bu salon tenisi denemeleri, günümüz masa tenisinin ilk adımlarını oluşturdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Zamanla ekipmanlar gelişti ve kurallar netleşmeye başladı. 1890’lardan itibaren İngiltere’de ‘whiff-whaff’ ve ‘gossima’ gibi adlarla masa üstü tenis setleri piyasaya sürüldü. Oyunun büyük sıçraması ise 1900’lü yılların başında, topun sıçrama sesiyle bağlantılı olarak ‘ping-pong’ adının marka olarak kullanılmaya başlanmasıyla gerçekleşti. İngiltere’de Jaques şirketi bu ismi tescilledi, ardından Amerika’da Parker Brothers bu markanın haklarını aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1902’de İngiliz E.C. Goode, raket yüzeyine pütürlü kauçuk ekleyerek topa daha fazla kontrol ve spin kazandırdı. 1952’de Japon Hiroji Satoh, süngerli raketiyle oyuna hız verdi ve Asyalı oyuncuların dünya sahnesindeki yükselişi başladı. Aynı dönemde Penhold tutuşu (raketin başparmak ve işaret parmağı arasında tutulması) ortaya çıktı ve hızlı hücumlarda avantaj sağladı. Nihayet, 1988 Seul Olimpiyatları ile masa tenisi olimpik bir spor oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Masa tenisinde bir masa, bir top ve her oyuncu için bir raket yeterlidir. Masa 274 santimetre uzunluğunda, 152 santimetre genişliğinde ve 76 santimetre yüksekliğindedir; ortasındaki file 15,25 santimetre yüksekliğe sahiptir. Top 40 milimetre çapında, 2,7 gram ağırlığındadır ve beyaz ya da turuncu renkte olabilir. Bu hassas ölçüler oyunun hızlı ve dengeli olmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Oyunun amacı, topu rakibin alanına geçirip geri döndüremeyeceği bir vuruş yapmaktır. Oyun her zaman servis ile başlar; sıra ve taraf kura ile belirlenir. Servis atan oyuncu topu serbest elinde tutar, en az 16 santimetre havaya atar ve önce kendi sahasına, sonra rakibin sahasına çarptırır. Set sonunda oyuncular yer değiştirir, servis sırayla geçer. Topa iki kez art arda vurmak veya serbest elin masaya değmesi puan kaybına yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Masa tenisinde temel vuruşlar oyun için kritik öneme sahiptir: “Forehand / backhand” (raketin içi/dışıyla yapılan vuruşlar), “topspin” (topa üstten spin vererek hız ve yön kazandırma), “cut / chop” (topu düşük ve ters falso ile gönderme), “block” (rakibin hızlı vuruşlarını karşılamak) gibi… Bu teknikleri öğrenmek hem eğlenceli hem de stratejik bir oyun deneyimi sağlar. Düzenli antrenman ile bu vuruşlarda ustalaşmak mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Masa tenisi Türkiye’ye 1920’li yıllarda girdi; öncelikle İstanbul’da sonrasında yurdun diğer şehirlerinde oynanmaya başladı. 1930’da düzenlenen İstanbul Şampiyonası’nda Raşit Bey, Fenerbahçe’ye ilk şampiyonluğu kazandırdı. 1950’li yıllarda İstanbul, İzmir ve Ankara’da turnuvalar hız kazandı; bu gelişmelerin ardından 1966’da Türkiye Masa Tenisi Federasyonu kuruldu. 1983’te Türkiye Ligi resmen başladı ve 2016 yılında Melek Hu, Avrupa şampiyonluğuyla Türkiye’ye bu alandaki ilk büyük başarısını kazandırdı.

  • DOĞANIN SESSİZLİĞİNDE ADRENALİN DOLU BİR YOLCULUK: DAĞCILIK

    Şehir hayatının gürültüsünden uzaklaşıp doğanın sessizliğine karışmak isteyenler için dağcılık hem macera hem de deneyim dolu bir yolculuk sunuyor. Zirvelere tırmanmak, sabrı, dayanıklılığı ve doğayla uyumu sınayan bir macerayla dağcılık tutkusunu pekiştiriyor. Yükseklerden manzara izlemek için hem yurt içinde hem de yurt dışında çok sayıda zirve bulunuyor. Türkiye’de 3000 metreyi aşan yüzlerce doruk, ülkemizi dağcılık açısından oldukça zengin kılıyor. Yazımızda, dağcılık sporuna dair merak edilen detayları sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dağcılık, orman sınırının ötesinden başlayarak zirveye kadar uzanan uzun yürüyüşleri ve teknik tırmanışları kapsar. Bu yolculuğun bir parçası da kampçılıktır; kamp, yürüyüşler arasında dinlenme fırsatı sunar ve etkinliği uzun soluklu bir deneyime dönüştürür. Mevsim seçimi, dağcılığın en kritik unsurlarından biridir. Yaz, ilkbahar ve sonbahar ayları yeni başlayanlar için daha uygunken, kış dağcılığı çok daha çetin koşullar içerir. Kar, buz ve fırtına gibi zorlu hava şartlarında güvenli tırmanış tekniklerini bilmek, ısı kaybına karşı önlemler almak ve kamp kurabilmek ayrı bir bilgi ve deneyim gerektirir. Bu nedenle ilk adımlarını atanlara kış dağcılığından önce bahar ve yaz rotaları tavsiye edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dağcılık sporu ilk kez Avrupa’nın en yüksek doruğu olan ve Güneydoğu Fransa’da bulunan Mont Blanc’a (4.807 metre) 1786 yılında gerçekleştirilen tırmanışla başlamıştır. Bu tırmanışı, biri doktor olmak üzere iki Fransız öncünün başarması, dağcılık tarihinin dönüm noktası sayılmaktadır. Türkiye’deki dağcılık faaliyetlerinin başlangıcı ise 1829 yılında bir Alman dağcının Ağrı Dağı’na yaptığı çıkışla kayıtlara geçmiştir. Türk dağcıların ilk çalışmaları I. Dünya Savaşı sonrasında daha çok askerî amaçlarla başlamış; kayıtlara geçen ilk resmî Türk tırmanışı ise 1924’te Miralay Cemil Cahit Bey’in Erciyes Dağı’na yaptığı tırmanış olmuştur. Zamanla dağcılık, askerî amaçlardan bağımsızlaşarak doğayı keşfetmenin ve sınırları zorlamanın bir aracı hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Farklı hedefler ve süreler doğrultusunda dağcılık çeşitli stillere ayrılır. Alpin stil, hafiflik ve hızın ön planda olduğu, zirveye en doğal ve doğrudan yöntemlerle ulaşmayı amaçlar. Günübirlik yapılan hiking, sabah çıkılıp akşam dönülen rotaları içerirken; trekking, doğada geçirilen birkaç günü kamp kurarak tamamlamayı ifade eder. Daha uzun ve kapsamlı deneyimler ise expedition stilinde karşımıza çıkar; araştırma gezileri, uzun süreli kamplar ve zorlu zirve tırmanışları bu kategoriye girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her stilin ortak noktası güvenliktir. Dağda atılacak her adımın planlı olması gerekir. Tırmanış sırasında gruba yol gösteren, bölgeyi iyi bilen bir liderin bulunması büyük önem taşır. Yürüyüşlerin tek sıra hâlinde yapılması, kişiler arasında mesafe bırakılması ve temponun en yavaş üyeye göre ayarlanması hem uyum hem de güvenliği sağlar. Eşyaların kötü hava şartları düşünülerek hazırlanması ve yüklerin adil bir şekilde dağıtılması da ekip ruhunun vazgeçilmez unsurlarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güvenliğin bir diğer ayağı ise doğru ekipmandır. Tırmanma ipleri, halatlar, kazmalar ve kramponlar zorlu parkurlarda en büyük destekçidir. Su geçirmez, sert ve ayak bileğini saran dağcılık botları her koşulda konfor ve güvenlik sağlar. Giysilerin katmanlı olması şarttır. Nemi uzaklaştıran iç katman, mevsime uygun orta katman ve su geçirmez dış katman vücudu korurken; bere, eldiven ve bandana gibi aksesuarlar koşullara göre tamamlayıcıdır. Yükün dengeli taşınmasını sağlayan dağcılık çantalarının ise dayanıklı ve su geçirmez olması büyük fark oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ekipman kadar önemli olan bir diğer unsur düğümlerdir. Sekizli düğüm, kolay çözülebilirliği ve yüksek dayanıklılığı ile en sık tercih edilen bağlama yöntemidir. İplerin kalınlıklarının farklı olması durumunda çift balıkçı düğümü devreye girerken, prusik düğümü hem tırmanış hem de inişlerde güvenlik sağlar. Ancak bu düğümler sağlam bir istasyona bağlanmadıkça tek başına yeterli değildir. Kök salmış bir ağaç veya kaya çıkıntısına kurulan güvenli istasyon, tırmanışın en hayati halkasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tüm hazırlıklara rağmen doğa her zaman kendi kurallarını koyar. Buzulların kırılgan yüzeyleri, taş düşmelerinin yoğunlaştığı çarşak alanlar, kış ve bahar aylarında sıkça rastlanan çığ riski, yıldırımlar, sis ve karanlık dağcıların karşılaşabileceği tehlikeler arasındadır. Bu durumlarda ip kullanımı, riskli saatlerden kaçınma, sinyal cihazı taşıma, uygun sığınak arayışı ve navigasyon bilgisi hayati önem taşır. Ayrıca yüksek rakımlarda artan güneş ışınlarına karşı koruyucu krem kullanmak ve bol su tüketmek unutulmamalıdır.

  • 8 Madde İle Geleneksel Türk Sporu Atlı Cirit

    8 Madde İle Geleneksel Türk Sporu Atlı Cirit

    Türk kültürüne göre şekillenmiş olan geleneksel sporlar, tarihimizi ve kültürel değerlerimizi ortaya koyan uzun geleneklerin sonucunda oluşmuştur. Atlı cirit, bu geleneksel Türk sporlarından biridir; kültürümüzü yansıtan bu sporu yakından tanımak için buyurun 8 maddelik atlı cirit listemize…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    atlı sporlar

    At üzerinde oynanan bu oyunun kökeni atalarımızın göçebe geçmişine dayanır. Bilindiği üzere, at kültürümüzde önemli bir yer tutar ve bu etki spor hayatımızda da karşılık bulmuştur. Bu oyunun ilk olarak Türkler tarafından, Orta Asya’da oynanmaya başladığı düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    atlı sporlar

    Atlı ciritin, askerleri ve atları barış zamanında da formda tutmak, savaş antrenmanı yapmalarını sağlamak için oynatıldığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    atlı sporlar

    Atlı cirit oyununda sporcu at üzerindedir ve elindeki cirit yani mızrak ile rakibini vurmaya çalışır. Rakiple karşılaşıldığında at üzerindeki hâkimiyeti kaybetmemek bu oyunun bir diğer zorlu yanıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    atlı sporlar

    Oyun sırasında ciddi yaralanmaların olmasını engellemek için ciritler özel bir şekilde üretilir. 70 ile 100 santimetre arasındaki ciritlerin yapımında hurma, meşe ya da kavak ağacı kullanılır. Ciritlerin ucu iyice yuvarlatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    atlı sporlar

    Atlı cirit sporu ile ilgili ilginç bir detay, oyunun merhamet duygusunu ödüllendiren kurallara sahip olmasıdır. Rakibiyle karşı karşıya kaldığı anda ona vurma şansı olmasına rağmen ona vurmayan sporcu fazladan puan kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    atlı sporlar

    Atlı cirit, Osmanlı Devleti zamanında da oldukça popüler bir spordu. Hatta padişahın kendisinin bile zaman zaman atlı cirit oyunlarına katıldığı bilinmektedir. Hafta boyunca antrenmanlar ve oyunlar devam etse de esas müsabakalar Cuma namazından sonra gerçekleştirildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    atlı sporlar

    İstanbul’da At Meydanı (Sultanahmet), Süvari ya da Cündi Meydanı (Kadırga – Küçük Ayasofya arası) gibi alanların dışında saraylarda da atlı cirit oynanırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    atlı sporlar

    Günümüzde atlı cirite olan ilgi devam etmektedir. 1957 yılında atlı cirit alanındaki ilk ihtisas kulübü kurulmuştur. Özellikle Erzurum, Erzincan, Uşak, Bayburt, Ankara, Manisa, Kars gibi şehirlerimizde bu geleneksel spor hâlâ sevilerek yapılmaktadır.

  • 8 Madde ile Geleneksel Sporumuz Okçuluk

    8 Madde ile Geleneksel Sporumuz Okçuluk

    Olimpik bir spor dalı olarak ilgi gören okçulukla insanoğlunun tanışıklığı avcılık yaparak beslendiği günler kadar eski… Ok ve yay daha sonraları savaşta saldırı ve savunma aracı olarak kullanılmış ve nihayetinde bir spor dalına dönüşmüş. Her ne kadar “ok” deyince bugün genç neslin aklına ilk önce Robin Hood gelse de eğer okçuluğun tarihi yazılacak olsaydı şüphesiz ki başrolü Türkler alırdı. Biz de MÖ 5000 yıllarında başladığı okçuluğa atalarımız ne anlamlar yüklemiş, nasıl gelenekselleştirmiş 8 maddede sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    geleneksel türk sporları

    Orta Asya’da yaşamış Türkler için ok ve yayın ne denli önemli olduğunu sadece şu birkaç örnekle anlamak mümkün: Ok ve yay her şeyden önce hâkimiyet sembolü olarak kullanılırdı. Hakan tahtında otururken elinde ok ve yay tutar, komutanlarını toplamak için onlara bir anlam ifade eden farklı oklar gönderir, damga ve sikkelerinde ok ve yay resmi bulunurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    geleneksel türk sporları

    “Ok” kelimesi Orta Asya Türklerinde kabileleri adlandırmak için de kullanılıyordu. Gördüğü bir rüya üzerine Oğuz Kağan’ın ülkesini çocukları arasında bölüştürdüğü, onlara Üç Oklar, Boz Oklar adlarını verdiği Oğuz Destanı’nda yazılıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    geleneksel türk sporları

    Eski Türklerde okçuluk özellikle binicilikle birlikte yapılırdı ve burada gösterdikleri performansla hayranlık uyandırırlardı. At üstünde okçuluk oldukça zor bir uğraştı, iyi bir binici olmak, at dörtnala koşarken arkaya dönerek hedefi vurmak, atılan oktan korunmak için at üzerinde bedenini saklamak büyük beceri gerektirirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    geleneksel türk sporları

    Osmanlılar zamanında da okçuluğa aynı önem verilmiş, sadece savunma amaçlı değil kültürel ve sosyal açıdan devlet seviyesinde ele alınmış, padişahlar tarafından sahiplenilmişti. Padişahlar kendileri okçuluk yaptığı gibi iyi okçuların yetişebilmesi için ok meydanları da inşa ettirmişlerdi. İstanbul’da 30 civarında ok meydanı vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    geleneksel türk sporları

    2. Bayezid Dönemi’nde okçuluk malzemesi yapan bütün zanaatkârlar İstanbul’da toplanmıştı. Böylece Okçular Caddesi ve Okçular Çarşısı kuruldu. 16. yüzyıla gelindiğinde sayısı 500’ü aşan ok ve yay imalatçısı atölye bulunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    okmeydanı, geleneksel türk sporları
    Eski Okmeydanı

    Okçuluk ilk kez Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde yarışma olarak düzenlendi. Yarışma kuralları hazırlandı ve yarışma sahaları yapıldı. O dönemlerde “kemankeş” adı verilen okçular büyük ilgi görüyor, oklarının düştüğü yerlere nişan taşları konuyor, adlarına methiyeler düzülüp, şiirler yazılıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    geleneksel türk sporları

    Toplumumuzda okçuluğa gösterilen ilgi zamanla azalırken uluslararası platformda okçuluğun adı daha sık duyulmaya başlandı. Okçuluk ilk kez 1904 Yaz Olimpiyatları’nda olimpik programa alınmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    geleneksel türk sporları

    Yaklaşık 7000 yıl önce atalarımız tarafından büyük önem atfedilerek yaşatılan okçuluk bugün, zihinsel gelişimde, göz koordinasyonu sağlamada, vücut yapısını düzeltme ve geliştirmede fayda sağlayan bir spor dalı olarak ilgi görüyor.

  • Dünya Kupası Tarihi’nden Unutulmaz 8 Olay

    Dünya Kupası Tarihi’nden Unutulmaz 8 Olay

    1930 yılından beri 4 yılda bir farklı bir ülkede düzenlenen Dünya Kupası, bir ay boyunca o şanslı ülkede yaşayanları statlara, dünyanın dört bir köşesindeki spor sevdalılarını da ekran başına toplar. Katılan takımların kazanmak için varını yoğunu ortaya koyduğu kupanın 5 kilogramı 18 ayar altından oluşuyorsa da şüphesiz ki Dünya Kupası’nın bu kadar değerli olmasının tek sebebi maddi değeri değil… Bu organizasyonu önemli kılan asıl neden, takımların kupayı kazanmayı büyük bir şeref olarak görmeleri ve bu büyük etkinlik boyunca esen festival havasında taraftarların unutulmaz anılar yaşamaları… Bu içeriğimizde Dünya Kupası tarihinden unutulmaz 8 olayı listeliyoruz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1930 yılında Uruguay’da düzenlenen ilk Dünya Kupası’nın finalinde Uruguay ve Arjantin karşı karşıya gelmiş, bu ilk final taraftarlar arasında çok büyük bir heyecan yaratmıştı. Karşılaşmanın Belçikalı hakemi John Langenus bu tarihî maçı takım elbise giyerek yönetmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1966 yılında İngiltere’de düzenlenen Dünya Kupası başlamadan önce, 16 takım bu değerli kupayı kazanma hayalleri kurarak çalışmalarına devam ederken şok edici bir gelişme yaşandı ve kupa çalındı. Tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu hırsızlık kendi hâlinde bir köpeğin bir yıldıza dönüşmesine sebep olacaktı. Pickles, günlük park gezintisini yaparken herkesin peşinde olduğu kupayı buldu ve bir yıl içinde bir film yıldızına dönüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1974 Dünya Kupası, henüz birleşmemiş Almanya’da daha doğrusu Batı Almanya’da düzenlendi. Final maçını oynamaya hak kazanan takımlar ise “Total Futbol” ile tanınan Hollanda ve ev sahibi Almanya oldu. Bu tarihî maçta, futbolun iki efsane ismi, Johan Cruyff ve Franz Beckenbauer karşı karşıya geldi, Almanya’yı Dünya Kupası sahibi yapan golü ise başka bir efsane Gerd Müller attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    world cup espana

    1982 yılında İspanya’da düzenlenen ve İtalya’nın şampiyon olduğu kupanın ise bambaşka bir özelliği var. Kupanın o güne kadar olan tarihinde dünyanın her kıtasının temsil edildiği ilk turnuva olma unvanı 1982 İspanya’ya ait…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5# ” title_font_size=”13″]

    Meksika’da düzenlenen 1986 Dünya Kupası’nı unutulmaz kılan anıların başında ise futbolun en büyük isimlerinden biri olan Diego Maradona’nın Arjantin ve İngiltere arasında oynanan efsane final maçındaki performansı geliyor. Maradona, Arjantin’in kupayı kaldırmasını sağlayan gollerden birini eliyle attığını çok sonra itiraf edecekti, o yıllar da ise golü atanın “Tanrı’nın Eli” olduğunu söylemişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünya Kupası, tüm oyuncuların en iyi performanslarını gösterdiği, yıldızını parlatmak için elinden geleni yaptığı bir turnuva. Bu yüzden de unutulmayacak gollere, paslara, çalımlara ve tabii kurtarışlara sahne oluyor. Kolombiya’nın “Çılgın” lakaplı kalecisi Rene Higuita, 1994 yılında maçın kaderini değiştirecek olası bir golü, o günden sonra ismiyle beraber anılacak akrobatik “Akrep Vuruşu” ile savuşturdu ve bu kurtarışıyla futbol tarihinin en meşhur kalecilerinden biri hâline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2010 Dünya Kupası ise tarihte Afrika’da düzenlenmiş ilk büyük organizasyon olarak yer aldı. Bu kupayı unutulmaz kılanlardan biri de tüm maçlar boyunca durmaksızın çalan ”vuvuzela” isimli bir Afrika çalgısı. Vuvuzela kendine has yüksek sesiyle Güney Afrika’da düzenlenen kupanın alametifarikası oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Dünya Kupası sporcuların hünerlerini gösterdiği kadar taraftarların coşkularını gösterdiği bir turnuva. İlk defa 1986 yılında Meksika’da düzenlenen Dünya Kupası’nda gerçekleştirilen, ismini de buradan alan “Meksika Dalgası” günümüzde bile spor karşılaşmalarının vazgeçilmez gösterilerinden biri…

  • ATALARIMIZDAN DEĞERLİ BİR MİRAS: GÜREŞ SPORU VE ÇEŞİTLERİ

    Güreş, birçok kültürde köklü geçmişe sahip bir spor dalıdır. Antik Yunan ve Roma dönemlerinde güreş sadece bir spor değil, aynı zamanda savaş eğitimi olarak da kullanılır. Orta Asya’dan Antik Mısır’a birçok medeniyette yer bulan güreş, insanlık tarihinin en eski sporlarından kabul edilir. Alet ve edevata gerek olmaması ve kişinin kendini savunmak için bedensel gücünü kullanması; zamanla çeşitli stratejiler ve kurallara bağlanarak bu sporun doğmasına yol açar. Güreşin temel amacı, rakibi yere düşürerek ya da kontrol ederek puan elde etmektir. Ülkemizde de ata sporu olarak yüzlerce yıldır yapılan güreşi icra eden sporculara “pehlivan” veya “güreşmen” denir. Türk güreşi hem geleneksel hem de modern anlamda birçok farklı çeşidi içermektedir. Yazımızda ülkemizde en yaygın müsabakaları gerçekleşen güreş çeşitlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yağlı Güreş” title_font_size=”13″]

    Bu geleneksel sporumuz Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kadar uzanır. Yağlı güreş, sadece fiziksel güç değil, aynı zamanda strateji ve çeviklik gerektirir. Güreşçiler manda, dana, malak gibi hayvanların derisinden yapılan “kıspet” isimli özel bir giysi giyer ve vücutlarına belirli bir miktar zeytinyağı sürer. Bu sayede oyuncuların birbirini kavraması ve güreş tekniklerini uygulaması daha zor hâle gelir. Ülkemizdeki en ünlü yağlı güreş organizasyonu Kırkpınar Yağlı Güreşleri’dir. Bu güreş türünün ortaya çıkışıyla ilgili rivayetlerden biri şu şekildedir: Osmanlı’nın Edirne’yi fethinden önce, 14. yüzyılda, ordunun başında Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci padişahı Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa vardır. Ordudaki akıncı birlikleri Rumeli Seferleri sırasında verdikleri molada aralarında çeşitli sporlar yaparak boş zamanlarını değerlendirir. 6 Mayıs’ta, bir Hıdırellez gününde, güreşe tutuşan 40 yiğitten ikisi tutuştukları güreşte galip gelemez ve gece yarısına kadar güreşmeye devam eder. Sonuçta bu iki yiğit yorgunluktan güreştikleri yerde can verir ve arkadaşları oradaki bir incir ağacının altına güreşçileri defnederek akınlarına devam eder. Edirne’nin 1361’de fethinden sonra aynı çayırlığa geri döndüklerinde o incir ağacının civarından coşkun bir suyun çayırlığa doğru aktığını görürler. Akıncılar hep bir ağızdan “Kırktı bunlar, bu yakaya ilk ayak basanlardı onlar, bu pınar işte kırkların pınarıdır…” derler. Yüzyıllar boyunca burası “Kırkların Pınarı” olarak anılır, sonrasında da Kırkpınar adını alır. Günümüzde Kırkpınar, ülkemiz sınırlarında olmadığı için tarihi Kırkpınar güreşleri Edirne’nin Sarayiçi mevkiinde yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karakucak Güreşi ” title_font_size=”13″]

    Karakucak güreşi, Oğuz kökenli Türklere özgü yağsız güreş türüdür. Orta Asya kaynaklı bu güreş türünde yüzyıllar boyunca şekil ve kural itibarıyla çok az bir değişim olmuştur. Karakucak; Yakut Türklerinden, Moğolistan’dan, Azerbaycan’dan, Doğu ve Batı Türkistan’dan, Kırım ve Kazak Türklerine kadar yapılan bir spordur. Oğuzlarda ve eski Türklerde yapılan güreşin aynısı olan karakucak güreşinin müsabakaları günümüzde başta Kahramanmaraş olmak üzere; Amasya, Tokat, Çorum, Sivas, Erzincan, Erzurum, Samsun ve Yozgat’taki düğünlerde, anma günlerinde, panayırlarda, bayramlarda ve festivallerde de yapılır. Anadolu’nun zorlu coğrafyasında dağlık ve engebeli bölgelerde yaşayan insanların bu güreş türüyle birlikte dayanıklılık, çeviklik ve dengede kalma becerilerini geliştirdikleri söylenir. “Pırpıt” adı verilen özel bir giysi giyen güreşçiler kaba kuvvet yerine strateji ve taktiğe dayalı bir performans sergiler. Güreşçiler rakiplerini kollarından sararak denge kurma yetenekleri sayesinde üstünlük kurar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Serbest Güreş” title_font_size=”13″]

    Serbest güreş, grekoromen güreş ile birlikte olimpik oyunlarında oynanan bir güreş türüdür. Dünya genelinde birçok ülkede popülerdir. Serbest güreşin kökeni, Avrupa’da 19. yüzyılın ortalarına dayanır. Geleneksel güreş türlerinde yapılan reformlar ve değişiklikler sonucunda serbest güreş ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın başlarında Olimpiyat Oyunları’na dahil edilen serbest güreşin temel kuralları, rakibi yere düşürme veya kontrol etme amacını taşır. Güreşçiler vücutlarının üst ve alt kısımlarını kullanarak rakiplerine karşı mücadele eder. Müsabaka alanı içinde belirli bir süre boyunca puan toplama ve rakibi yenme amaçlanır. Serbest güreşin temel teknikleri arasında; atma, fırlatma ve rakibe üstünlük sağlama gibi hareketler bulunur. Klasik güreşten farkı; çapraz vurma, çelme takma ve belden aşağı sarılmanın serbest olmasıdır. Ülkemiz başta olmak üzere; Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İran, Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan gibi ülkelerde serbest güreş büyük ilgi görmektedir. Ülkemize serbest güreş tarihindeki ilk olimpiyat derecesini 1936’daki Berlin Oyunları’nda 79 kiloda Ahmet Kireççi bronz madalya ile kazandırmış; ilk altın madalyalarımız ise 1948 Londra oyunlarında farklı kilolarda Nasuh Akar, Gazanfer Bilge, Celal Atik ve Yaşar Doğu’nun efsane galibiyetleri ile gelmiştir. Serbest güreşin tarihi çok eskilere dayanmasa da ülkemizde gelenekselleşmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Grekoromen Güreş” title_font_size=”13″]

    Grekoromen güreş, Antik Yunan güreşi geleneğinden türemiştir. Bu güreşte, sadece güreşçinin üst vücut kısmını kullanmasına izin verilir. Güreşçiler rakiplerini omuzlarından tutarak veya sırtüstü düşürerek puan almaya çalışır. Bacakları kullanma bu güreş türünde yasaklanmıştır. Bu nedenle, grekoromen güreş daha çok üst vücut kuvvetine ve stratejisine odaklanırken; serbest güreş daha kapsamlı bir teknik yelpazesi sunar. Antik Yunan’da savaş eğitimi olarak verilen grekoromen, büyük bir öneme sahiptir. Olimpiyat Oyunları’nda yer alır ve “Antik Olimpiyatlar”ın temel sporlarından biridir. Modern grekoromen güreşin kuralları ve ana hatları 19. yüzyılın ortalarında Fransa’da ortaya çıkar ve daha sonra uluslararası bir spor haline dönüşür. Türk güreşçilerimiz özellikle grekoromen güreşte, dünya şampiyonalarında ve Olimpiyat Oyunları’nda önemli başarılar elde etmiştir. Grekoromen güreşte ilk olimpiyat madalyamız, 1936’daki Berlin oyunlarında Yaşar Erkan’ın 61 kilodaki galibiyeti ile kazanılmıştır. 1936’daki Berlin oyunlarında bronz madalya kazanan Ahmet Kireççi ise 1948’deki Londra Olimpiyatları’nda bu defa ülkemize altın madalya ile dönmüştür. Aynı yıl Mehmet Oktav, 62 kiloda altın madalya kazanarak ülkemize büyük sevinç yaşatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şalvar Güreşi ” title_font_size=”13″]

    Şalvar güreşi hem Türkiye’de hem de bazı Orta Asya ülkelerinde popülerdir. Karakucak güreşinde olduğu gibi Türk bozkırlarındaki göçebe yaşam tarzına dayanan bu spor; kuvvet, dayanıklılık ve beceri gerektirir. Ülkemizde köy şenliklerinde, festivallerde ve özel etkinliklerde müsabakaları düzenlenir. Güreşçilerin giydiği şalvar, sporculara hareket özgürlüğü sağlar. Genellikle açık hava meydanlarında, toprak zeminlerde veya özel güreş alanlarında yapılan şalvar güreşinde diğer güreş türlerinde olduğu gibi ring tarzı bir alan kullanılmaz. Belirli bir süre boyunca rakibi yere düşürmeye veya kontrol etmeye dayanan basit kurallara sahiptir. Diğer güreş türlerinde olduğu gibi puanlama sistemleri kullanılabilir ancak bu kurallar etkinlikten etkinliğe değişebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aba Güreşi ” title_font_size=”13″]

    Aba güreşi, genellikle kalın yün kumaştan özel olarak üretilen “aba” giysisi ile yapılan bir güreş türüdür. Orta Asya ve Türkmenistan’da geleneksel bir güreş türü olan aba güreşinin müsabakaları ülkemizde Hatay ve Gaziantep’te yapılmaktadır. Çok eski çağlardan beri Türkler tarafından yapılan bu spor, özgün niteliklerinden neredeyse hiçbir şey kaybetmeden günümüze ulaşmıştır. Judo ile benzerlik taşıyan aba güreşinin aşırtmalı aba güreşi ve kapışmalı aba güreşi olmak üzere iki farklı türü vardır. Gaziantep’te yaygın olan aşırtmalı aba güreşi, geleneksel olarak genelde hasat sonunda ve düğünlerde; Hatay’da kapışmalı aba güreşi ise dağlılar ve kuzeyliler olarak adlandırılan iki grup arasında yapılmaktadır. Aba güreşlerinde yenme ve yenilme durumları da değişir. Rakip sırtüstü düştüğünde ya da yüzükoyun şekilde göbeği yere geldiğinde el kaldıran güreşçi, aşırtmalı aba güreşinde yenik sayılır. Kapışmalı aba güreşinde ise rakibin iki omzu yere geldiğinde sporcu yenik sayılmakta ve ayrıca köprüye düşen veya yerde köprü pozisyonuna gelen sporcu da mağlup kabul edilmektedir. Kapışmalı aba güreşi geleneğine göre, önce mağlup olan sonra galip gelen güreşçi birbirlerini havaya kaldırır. Ardından kucaklaşarak güreş meydanını terk ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşak Güreşi ” title_font_size=”13″]

    Kuşak güreşinin kendine has özellikleri vardır. Bu güreşte pehlivanlar özel giysiler giymez; ceketlerini ve ayakkabılarını çıkarır, bellerine kuşak bağlar. Daha sonra pehlivanların birbirlerinin kuşaklarından tutmasıyla güreş başlar. Ayaktan tutmak yasaktır. Galibiyet güreşçinin “şalka düşmesi” yani iki omzunun yere değmesiyle kazanılır. Ya da en çok sayıyı kazanan galip gelir. Baş ve yardımcı hakemler kurallara göre daha aktif güreşen pehlivanı kazanan olarak ilan eder. Kuşak güreşinin Türkmenistan’dan Kırım’a göç eden Kırım Türkleri tarafından Anadolu’ya getirildiği bilinmektedir. Kuşak güreşi “tepreş” denilen bahar eğlencelerinin favori etkinliklerinden biridir. Tepreş, Kırım Tatarlarının Hıdırellez sonrası kutladıkları bir bahar bayramıdır. Ülkemizde de Tatar Türklerinin yoğun olarak yaşadığı kentler ile Eskişehir ve civarında yapılan kuşak güreşi, her yıl Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu tarafından resmî müsabaka statüsü ile çeşitli illerde ve tarihlerde Kuşak Güreşi Türkiye Şampiyonası olarak düzenlenmektedir.

  • EN POPÜLER 5 EKSTREM SPOR

    İnsanoğlunun adrenalin isteği ve maceraya olan düşkünlüğü, limitleri zorlayan yeni sporların ortaya çıkmasına neden oluyor. Yaş kaç olursa olsun, hissedilen yaş genç oldukça adrenalin doruklarda olmaya devam edecek! İmkânların ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte adrenalin tutkunları için ekstrem spor seçenekleri de artıyor. Bu yazımızda en popüler ekstrem sporlardan birkaçını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Wingsuit adı verilen özel bir tulum ile hava akımının insan bedenini kaldırmasıyla yapılan, oldukça adrenalin yüklü bir spor olan kanatlı tulum uçuşu en tehlikeli sporlardan biri. Fiziksel hareketleri ve paraşüt hâkimiyetini kısıtlaması bakımından tehlikeli olan bu spor kanatlı elbise uçuşu ya da yarasa adam atlayışı olarak da bilinir. İsviçre Alpleri popüler kanatlı tulum uçuşu rotalarından.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Zorlu doğa koşullarında yapılan en iddialı sporlardan biri olan buz tırmanışı için dağcılık faaliyetlerinin en üst noktasıdır demek mümkündür. Spor, ilk olarak 1908 yılında Oscar Eckenstein isimli bir dağcının, krampon tasarlamasıyla başladı. Bu kramponlar, dağcının kaygan buz üzerinde rahatlıkla tırmanmasına olanak sağladı ve buz tırmanışı daha kolay bir hale geldi. Erzurum’da bulunan Uzundere’de yazın kaya, kışın buz tırmanışı yapılabilir. Dünyada ise popüler buz tırmanışı rotalarının başında Finlandiya’da bulunan Kitsiputous Şelaleleri gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de son yıllarda popülaritesi artmaya başlayan bir spor olan uçurtma sörfü, adrenalin tutkunlarının vazgeçilmezleri arasında. Uçurtma uçurmanın nostaljisini sörfle buluşturan bu ekstrem spor temelde rüzgâr sörfüyle aynı prensibe sahiptir; rüzgâr sörfü için kısaca paraşütle yapılan rüzgâr sörfü demek mümkündür. Rüzgârın havalandırdığı dev bir uçurtmanın gücünü kullanarak denizin üzerinde çeşitli akrobasi hareketlerini yapılmasıyla gerçekleşir. Uçurtma sörfü için ideal rotalardan birkaçı; Alaçatı, Ayvalık, Gökçeada, Didim ve Çanakkale gibi destinasyonlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En heyecanlı ve maceraperest doğa sporlarından biri olan helikopterli kayak, sıra dışı bir spor deneyimi sunar. Bu spor türünde, kayakçılar helikopterle tepelere bırakılır ve oradan kaymaları sağlanır; ardından yine helikopterlerle bulundukları yerden alınırlar. Sporculara kendi aralarında iletişim kurabilecekleri telsizler, uydu telefonları, GPRS vericileri verilir bu sayede olası bir kaybolma durumunda güvenlik sağlanmış olur. Ülkemizde bu spor özellikle Kaçkar Dağları’nın Rize sınırları içinde kalan Çamlıhemşin’de yapılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gelmiş geçmiş en tehlikeli sporlardan biri olan yanardağ sörfü, volkan kayağı olarak da bilinir. Nikaragua’da bulunan Cerro Negro adlı aktif yanardağda yapılan bu çılgın spor, adından da anlaşılacağı üzere yanardağın tepesinde sörf yapmaktır. Sporcular, aktif bir yanardağdan yaklaşık 70-80 km hızla, ortalama 700 metre aşağı sörf yapar. Bu tehlikeli spor için koruyucu kıyafet, dizlik ve başlık gerekir.