Kategori: Rota/Doğa

  • Barış Manço ile Az Gittik Uz Gittik Dere Tepe Düz Gittik

    Barış Manço ile Az Gittik Uz Gittik Dere Tepe Düz Gittik

    Gerçekte gitmediğimiz yerlerden gidip görmüşçesine haberdar olduysak biraz da onun sayesinde. Onun öğrendiklerini paylaşmayı, gördüklerini anlatmayı seven, hevesli, heyecanlı tutumu sayesinde. 1980’lerin ortalarında başlayan televizyon programı Dönence Dünya Turu’nda kendisine bazen Barış Çelebi demesi boşuna değildi. Bizi NASA’dan tutun da Afrika ormanlarına kadar nerelere götürmedi ki… Hem o günleri yâd edelim, hem onun kendine özgü hal hareketlerini gözümüzde canlandıralım diye programlarından minik alıntılar yaptık. Haydi, buyurun tekrar Barış Abi’yle dünya turuna…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atsız kovboy olur mu?” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Masanın üstünde kovboy çizmeleri, kemeri, hemen yanındaki ayaklı vestiyerde asılı bir şerif kıyafeti. Barış Abi “Arife tarif ne gerek! Teksas’a gidelim ama sessiz sakin taraflarından, Dallas’tan başlayalım dedik” diye yapıyor anonsu ve hemen ekliyor: “Dallas’ın ne kadar sakin olduğunu da J.R.’a sormalı o da ayrı konu!”

    Bize Dallas’ı henüz 1988’de karış karış gezdirirken, Las Colinas’taki Koşan Atlar heykelinin önünde durup anlattıkları o güne kadar kanıksadığımız bir bilgiyi 30 saniye içinde ters yüz ediveriyor:

    “Amerika deyince, Teksas deyince, hele hele kovboy deyince aklımıza hemen onların ayrılmaz parçası at geliyor ve sanıyoruz ki at Teksas’ın bir simgesi. Büyük yanılgı çünkü Amerika’da at yok! At ilk defa İspanyol denizcileri tarafından Avrupa’dan Amerika’ya getirilmiş.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Japonya’daki kardeş kent…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Hep birlikte Barış Manço ile Japonya’nın Sagae kentine gittiğimizde yerli halk onu bir ağızdan söylediği Kara Sevda şarkısıyla karşılıyor. O dönem ekran başındaki bizler için bu görüntü gayet doğal çünkü biliyoruz ki Barış Abi Japonya’da çok seviliyor. Sagae’nın Giresun’la kardeş kentler olduğunu ve nedenini öğrenebileceğimiz yegâne insan olarak da başlıyor anlatmaya:

    “Sagae kirazlarıyla ünlü. Kiraz batı dillerinde cherry diye bilinir ve Latince cerasus (kerasus diye okunuyor) kökünden gelir. Kerasusun yetiştiği yere de kerasun denmiş. İşte o kerasun neye benziyor neye benziyor, tabii ki Giresun’a. Kiraz, kerasun, Giresun ve Sagae.”

    Bu bilgiyi Sagae Cherry Land’deki Türk Evi’nde verirken devam ediyor: “Sagae yetkilileri kirazın kendilerine ilk kez Giresun’dan geldiğini tarihi gerçeklere dayanarak tespit etmişler ve Türkiye’den ilgililere bildirmişler ‘Biz kirazı sizinle, özellikle Giresunlularla tanıdık’ diye. Ve o günden sonra aramızda güçlü bir dostluk başlamış.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karış karış Hollywood sokakları…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    “Dünyada on tane Hollywood yok, Hollywood’da da on tane Hollywood Bulvarı yok. İşte o dünyaca ünlü anlı şanlı Hollywood Bulvarı burası. Bu bulvarın özelliği ne? Bakın sağlı sollu her iki kaldırımda kilometreler boyu birer metre aralıklarla yere yıldız çakılmış. O yıldızın üzerinde ünlü bir sinema oyuncusunun bir yapımcının ya da bir müzik sanatçısının ismi kazılı.”

    Hollywood’u karış karış gezen Barış Abi ekran başındaki bizleri de bu gezintiden mahrum bırakmak istemez, görüp duyduklarını illa ki ekran başındaki bizlerle de paylaşmak isterdi. Ama bazen yorgunluktan sitem ettiği de olurdu:

    “Hollywood Bulvarı’nda şu an benim önünde durduğum binanın kapı numarası 6925. Yeter! Yeter şiştim. Yani tamam sizi çok seviyorum ama duydum ki bir bu kadar daha varmış, burada duralım dedim. 6925 kapı numaralı binanın özelliği de şu: Orası dünyaca ünlü Çin Tiyatrosu, Chinese Theatre. Burada daha da önemli bir detay var, ünlü yıldızların ayak izleri, el izleri ve imzaları yere kazınmış durumda. Şimdi önce Çin Tiyatrosu’nu göreceğiz sonra teker teker el izlerine, imzalarına bakacağız.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkmen telpağıyla İpek Yolu’nda…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Gittiği yerlerin yerel dilini konuşmaya yerel kıyafetlerini giymeye önem veren Barış Abi bir keresinde de Türkmenistan’ın Merv kentinde başına geçirdiği telpakla çıkmıştı karşımıza: “Evet şimdi de sizlere tarihi İpek Yolu’nun öyküsünü anlatacağım. Biraz da o yılların havasına girmek için gördüğünüz gibi bu telpağı giydim. Sakın ha Kafkas kalpağına benziyor demeyin kan çıkar. Kafkas kalpağı başka Türkmen telpağı başka.”

    Gittiği yerleri göstermekle kalmayıp bir öğretmen edasıyla tane tane anlatmayı görev bilirdi, daha doğrusu bu onun yapmayı bizim de izlemeyi en çok sevdiğimiz bölümdü:

    “Merv kenti aslında tarihi İpek Yolu’nun konak noktalarından bir tanesi. Tıpkı Buhara, Semerkant gibi. Tüccarlar burada konaklarlar, mallarını değiştirirler, satarlar, kârlarını yaparlar ve kendi ülkelerine dönerlerdi. Çünkü zannedildiği gibi bir mal örneğin ipek, örneğin vernik, örneğin boya Çin’den yola çıktıktan sonra tek bir seferde Avrupa’ya ulaşmazdı. Yolda durak yerlerinde el değiştirir, tüccarlar kârlarını yapar ve bir mal bazen Çin’den yola çıkıp Avrupa’ya ulaşıncaya kadar değerinin beş-altı katına ulaşırdı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geldim, gördüm, yendim demek için Bremen…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Bazen de gündemle bağlantılı olarak yapardı gezilerini… Yine o gezilerden birinin nedenini bakın nasıl anlatıyor açılış anonsunda: “Sırada dere tepe Türkiye ve komşu kapısı Avrupa var. Bu hafta görüntülerimiz hem yurt içinden hem yurt dışından, sebebi gayet basit. Son haftalarda Avrupa trafiği biraz hızlandı da ondan. İşte sebep burada. Çarşamba günü dananın kuyruğu kopuyor. Çarşamba günü Galatasaray Monaco ile Köln’de karşılaşırken Avrupa’nın üç kentinde üç büyük maç daha var. Onlardan bir tanesi Bremen-Milan maçı. Olur da Bremen galip gelirse ve günün birinde Galatasaray Bremen’le eşleşirse hani ola ki diyelim. Bremen’e gidecek sporseverler orada yabancılık çekmesin diye düşündük. Çünkü top yuvarlaktır, maç 90 dakikadır ve iki tane kural vardır. Bu kurallar gereği programın yarısını Bremen’e ayırdık.”

    Ve programın yarısında Türk izleyicisine Bremen’i gitse yabancılık çekmeyecek kadar anlattıktan sonra diğer yarısına, yani Adana’ya geçiyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ben de Elmas Tepesi’ne tırmandım!” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    “Honolulu’nun dünyaca ünlü bir Elmas Tepesi var orayı duymuş olabilirsiniz. Bir tepe ki oraya bir çıkan pişman bir de çıkmayan. Üstelik Elmas Tepesi’ne çıkanlara bir de tişört veriyorlar, ‘Ben Elmas Tepesi’ne tırmandım’ diye. Ben de tabii ki tırmandım ve bu tişörtü aldım. Şimdi de sizi Elmas Tepesi’ne tırmanmaya çağırıyorum, hadi bakalım tabana kuvvet.”

    İzleyicileri olarak o tişörtten birer tane alamadık belki ama evet, Hawaii adalarının başkenti Honululu’daki Elmas Tepesi’ne, orijinal adıyla Diamond Head’e Barış Manço’yla birlikte biz de tırmandık. Hatta onun yorgunluktan söylenen sesi hala kulaklarımızda:

    “Evet neymiş… Tabanvay, vay ki ne vay. Türküsü bile var… Emmim atlı/ Dayım yayan / Dayan dizlerim dayan. Ve şu anda gördüğünüz gibi keçi yollarından çıkarak tepeye ulaşıyorum.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Masai kabilesine selam olsun…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Kenya civarına gittiğimizde ise bizi bir sürpriz bekliyordu, en iyisi yine Barış Abi anlatsın: “Birazdan Klimanjaro eteklerinde bir safari yapacağız ve ünlü Masai kabilesine konuk olacağız. Biliyorsunuz Masaililerin değil filmleri bir tek kare fotoğraflarının çekilmesi bile mümkün değil. Sebebi gayet basit. Yıllar yılı film yapımcıları, reklamcılar, avcılar, turistler, safariye gelenler, ilgili ilgisiz herkes Masaililerin ananelerini, gelenek ve göreneklerine dönük yaşamlarını kendi ülkelerine gidince yanlış aksettirmişler. Ve bu gururlu insanlar da kapılarını yabancılara kapatmışlar. Ancak tatlı dilin açamayacağı kapı yok.”

    Barış Abi’nin insancıl ve doğal sunumu gittiği her yerde kendini gösterirdi ki burada da göstermiş, Masai kabilesi onu misafirperverlikle karşılamıştı. Yaptığı küçük çekim Kenya televizyonlarında yayınlanacağı için yerlilerin diliyle selam göndermeyi de ihmal etmemişti.

  • KARAMAN’IN TARİHİ VE KÜLTÜREL BİRİKİMİNDEN DETAYLAR

    Burası topraklarında 8000 yıldır yerleşim bulunan, üstünde Hititlerden Romalılara izler taşıyan, adını Karamanoğulları’nın kurucusu Karaman Bey’den alan köklü bir şehir… Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Şeyh Edebali’yi, Gufrani’yi, Hottuoğlu’nu, Piri Reis’i, Kazım Karabekir’i buluşturan köklü bir coğrafya… Hakkıyla gezebilmek birkaç gün ister ama sayfamızda çıkılacak birkaç dakikalık turla ön bilgi edinilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu Bölgesi’nin güneyinde yer alan Karaman’ın komşuları Antalya, Mersin ve Konya’dır. Dağlık ve engebeli olan topraklarının büyük bölümünde Akdeniz iklimi görülür. Şehri gezmek için en ideal zamanlar ilkbahar sonu ile sonbahar başıdır. Ayrancı, Kazımkarabekir, Ermenek, Başyayla, Sarıveliler ve Merkez ilçelerinden oluşan şehre ancak karayolu ve demiryolu ile ulaşım sağlanabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Karaman doğa, tarih ve kültür eserleri açısından zengin bir yerleşimdir ve bu değerlerin büyük bir kısmını şehrin Merkez ilçesinde görmek mümkündür. Onlardan biri de taç kapısı, açık avlusu, revaklı eyvanı ve süslemeleriyle öne çıkan, 14. yüzyılda I. Murat’ın kızı ve Karamanoğlu Alâeddin Bey’in karısı olan Nefise Sultan’ın yaptırdığı Hatuniye Medresesi’dir. Bu yapının hemen yanında arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği Karaman Müzesi görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    40 metre yüksekliğindeki bir kaya kütlesine oyularak yapılmış tahıl ambarları Merkez ilçesine bağlı Taşkale kasabasında yer alır. 250’den fazla ambarın bulunduğu mekân, insanların tahıllarını yıllarca bozulmadan koruduğu depo olarak işlev görmüş. Eski zamanlarda ürünler, zincirli makara sistemiyle üst katlara taşınırken, insanlar kayalara oyulan nişleri basamak olarak kullanırmış. 800 yıllık Taşkale Tahıl Ambarları günümüzde yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Binbir Kilise aslında bazilika, anıt mezar, sarnıç, manastır gibi kalıntıların bulunduğu alana verilen isim. Merkez’e bağlı Madenşehri köyünde, sönmüş bir volkanik dağ olan Karadağ’ın eteklerinde yer alıyor. Tarihte, Avrupa’dan Kudüs’e giden hacıların ziyaret ettiği, önemli dini merkezlerden biri olduğu bilinmekte… Ne var ki 19. yüzyılda meydana gelen depremle yapıların birçoğu yıkılmış, günümüze ulaşmayı başaranlar gün boyu ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karaman’ın doğa ve tarih turizmi açısından önemli yerleşimlerinden biri Ermenek ilçesidir. Zorlayıcı güzergâhını doğa tutkunlarının aşabildiği Menan Kalesi, içinde Maraspoli Mağarası’nı barındıran Ermenek Kalesi, günümüzde müze olarak hizmet vermekte olan Tol Medrese, 14. yüzyıl başında inşa edilen Sipas Camii sahip olduğu eserlerden birkaçıdır. Göksu Nehri üstüne kurulu Ermenek Barajı ise sadece ülkemizin değil dünyanın en yüksek barajları arasında yer alır. Dalış, sörf, yelken, kano, su bisikleti gibi aktivitelerin yapılabildiği baraj, çevresinde piknik yapılabilecek yeşil alanlar da barındırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu!” deyişini bilirsiniz. Sözün kaynağı olan efsaneye göre, Karaman Kalesi kuşatma altındadır… Karamanoğulları Beyliği’nin askerleri ise başka bir sefere çıkmıştır ve savunma yapacak asker yoktur. Ahali, kaleyi savunmayı vazife bilir… Düşünüp taşınırlar… Bir çobanın önerisi üzerine Karaman’da ne kadar koyun, koç varsa boynuzlarına fenerler takıp bayır aşağı sürerler. Manzarayı gören düşman, büyük bir ordunun üzerine geldiğini sanarak kaçmaya başlar. Durumu anladıklarında ise iş işten geçmiş olur. Karaman koyununa gelince… Bilinenin aksine o, sadece bu şehirde değil İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da yetiştirilen koyun türlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karaman, büyük oranda tahıl ve et ürünlerinin yer aldığı bir mutfağa sahiptir. Bulgurla yapılan bıldırcın dolması, tavuk etiyle yapılan arabaşı çorbası, kuzu etiyle güveçte yapılan calla yemeği,  kıymayla yapılan çullama köftesi, büyükçe doğranmış koyun etinden yapılan çoban kavurma yöresel yemekler arasında bulunur. Hemen her gün tüketilen yemeklerin başında ise bulgur pilavı gelir. Öne çıkan tatlısı krema, süt ve unla yapılan kuymaktır.

  • 8 Madde İle Karbonat Minarellerinin Oluşturduğu Teraslar: Pamukkale Travertenleri

    8 Madde İle Karbonat Minarellerinin Oluşturduğu Teraslar: Pamukkale Travertenleri

    Travertenlerin bembeyaz dokusu ve tarihin izlerini taşıyan eşsiz Hierapolis Antik Kenti ile adından söz ettiren Pamukkale, dünyanın en büyük turizm merkezlerinden biri halini almış başlıca güzelliklerimizden… Hem kültürel hem doğal bir miras olan bölgenin merak edilenlerini ve keşfedilmesi gereken yerlerini sizler için 8 maddede derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pamukkale” title_font_size=”13″]

    Ege’nin beyaz masalı diye bahsedilen, barındırdığı tarihi dokuları ve antik kentleriyle şehrin en canlı, en merak uyandıran ilçesi diyebiliriz. Travertenlerin dünyada bir başka benzeri olmayışı burayı ‘turizmin kalbi’ haline getirmiştir. Yerli ve yabancı gözetmeksizin, her yıl sayısız turist tarafından sıkça ziyaret edilen Pamukkale, keşfedildikçe güzelliklerinin sınırı olmayan eşsiz bir yer konumundadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Travertenler Nasıl Oluştu?” title_font_size=”13″]

    Muhteşem görüntüsüyle büyüleyen bu kayalar, bölgedeki su akıntılarının 14 bin yıl öncesine kadar dayandığı yönünde. Pamukkale’de sıcak sular bu traverten yataklarına doğru akmış ve bu da kayaların çökmesine neden olmuştur. Suların içerisinde bolca kalsiyum ile karbonhidrat bulunur ve su her yeryüzüne çıktığında havayla temas ettiği için karbondioksit ve karbonmonoksit uçar. Bu uçan gazlar da travertenlerde birikerek, günümüzdeki eşsiz beyazlığına ve sertliğine kavuşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Traverten nedir?” title_font_size=”13″]

    Basınç altında bünyesinde erimiş karbondioksit bulunan yeraltı suları, geçtikleri alanlardaki kalsiyum karbonatı eriterek taşımaktadır. Suyun aniden basınçsız bir alana çıkması ve karbondioksitin uçması ile suda erimiş olan kalsiyum karbonat çok ince katmanlar halinde kayaların üzerine çökmektedir. Bu birikim de zamanla bir bulut gibi yumuşak hatları olan travertenleri meydana getirmektedir. Aynı zamanda mermerle birlikte de kullanabileceğimiz bir yapı malzemesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nelere İyi Gelir?” title_font_size=”13″]

    Pamukkale, şifalı suyu ve bu sayede oluşan travertenlerinin sunduğu güzellikle her gün binlerce turiste ev sahipliği yapıyor. Termal suyun birçok hastalığı tedavi edici olduğu o zamanlardan beri düşünülse de ancak yüzyıllar sonra bilimsel açıdan kanıtlanmıştır. Bu suyun her türlü tansiyona, romatizmal hastalığa, kas ve eklem ağrılarına, kalp damar hastalıklarına şifa olması gibi bir özelliği bulunuyor. Her yıl dünyanın dört bir yanında gelen ziyaretçiler de bu sularda şifa aramaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hierapolis Antik Kenti” title_font_size=”13″]

    Pamukkale Travertenleri’yle iç içe olan kent, içindeki çeşitli tapınak ve dinsel yapılarının varlığından dolayı aynı zamanda Kutsal Kent olarak da bilinir. Denizli’nin hem doğa hem de kültürel mirasları arasında bulunan ve MÖ 2. Bergama kralı Eumenes tarafından kurulduğu, adını ise Bergama’nın kurucusu Telephos’un eşi Heira’dan geldiği düşünülmektedir. Roma İmparatoru Neron zamanında güçlü bir depremle hasar gören şehir aynı süreçte baştan aşağı yenilenmiştir. Tapınakları, antik tiyatrosu, tarihin izlerini taşıyan kapıları, surları, caddesi, kilisesi, gizemli mağarası ile dünyanın dört bir yanından ziyaretçi akınına uğramaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hierapolis Antik Havuz” title_font_size=”13″]

    Hierapolis Antik Havuz, bir diğer adıyla Kleopatra Havuzu olarak da bilinen, MÖ 7. yüzyılda gerçekleşen bir deprem sonrasında oluşmuştur. Şehrin göbeğinde bir göçüğün meydana gelmesi ve Agora meydanına ait yıkılmış sütunların bu göçüğün içerisindeyken termal suların alanı doldurmasıyla şu anki görkemli halini almıştır. Sıcaklığının 36 derece olması ve yaz-kış bu durumun hiç değişmemesi başlıca özelliklerindendir. Roma döneminde çok ünlü bir sağlık merkezi olarak da kullanıldığı düşünülen havuz, yapılan araştırmalar sonrasında içerisindeki suyun pek çok hastalığa şifa olduğu anlaşılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Plutonion Mağarası” title_font_size=”13″]

    Oldukça sıra dışı olan bu doğal mağara, fay kırığından çıkan termal suyu ve kendisine yaklaşan canlıların ölümüne yol açtığı düşünülen bol miktarda karbondioksit gazı bulunduruyor. Antik dönem zamanında, yer altı tanrısı Hades’e, tören eşliğinde kurban verilen bir yer olduğundan ‘ölüler ülkesine geçiş kapısı’ olarak düşünülmektedir. Bilinenlere göre bu doğal mağaraya Hades için bir boğa sokulur, boğa zehirli gazdan dolayı ölür ve böylelikle tanrıya kurban edilmiş olur. Yer altının tüm hazineleri Hades’e ait olduğundan Romalılar onun ismini varlıklı anlamına gelen Plüton olarak değiştirmiş ve günümüzde de Plutonium, yani “yer altı tanrısının ülkesine geçiş noktası” adını almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Antik Tiyatro” title_font_size=”13″]

    Hierapolis Antik Kenti içerisinde bulunan önemli yapılardan bir tanesi de 9.500 kişi kapasiteli antik tiyatrodur. MS 60 yılında gerçekleşen büyük deprem sonrası yapım planlanan Antik Tiyatro, MS 206 yılında tamamlanmıştır. Büyüklüğü ve tarih kokan duruşuyla ziyaretçilerin yoğun ilgisini kazanan Antik Tiyatro, tasarımından dolayı o dönemde büyük gladyatör savaşlarının da yapıldığı rivayet edilmiştir. Sütunların arasında o dönemin güzelliklerini yansıtan heykellerin bulunmasıyla beraber, tepede büyüleyici manzarasıyla izleyenlere unutulmayacak bir deneyim kazandırıyor.

  • 8 Madde İle Güney Avrupa’nın Tatil Cenneti Arnavutluk

    8 Madde İle Güney Avrupa’nın Tatil Cenneti Arnavutluk

    Hem Adriyatik hem de İyonya Denizi’ne sınırı bulunan Arnavutluk’un deniz tatili yapmak isteyenler için çekici bir merkez olması hiç de şaşırtıcı değil… Üstelik Batı Avrupa ülkelerine oranla daha hesaplı bir tatili mümkün kılması ve Türkiye vatandaşlarından bu güzel Güney Avrupa ülkesini ziyaret etmek için vize istenmemesi de Arnavutluk’u birçok tatilcinin ilk tercihi haline getiriyor. Buyurun, 8 madde ile hem doğasına hem de kültürel mirasına hayran kalacağınız ülkeyi listemizde keşfedin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkenin Dajiti Dağı’nın eteklerinde yer alan başkenti Tiran, özellikle tatiline kültürel deneyimler katmak isteyenlerin uğraması gereken bir durak. Ünlü Saat Kulesi, İskender Bey Heykeli, Ethem Bey Camisi şehrin görülmesi gereken yerleri arasında. Eğer Arnavutluk tarihi ve kültürünü daha yakından öğrenmek istiyorsanız Milli Tarih Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkenin iç kısımlarında bulunan bir diğer şehir ise Elbasan. 16. yüzyıldan kalma Osmanlı etkisi taşıyan Saat Kulesi, Namazgâh ve Kral Camisi gibi mimari yapıları ve elbette Elbasan Kalesi ile görülmeye değer. Bu şehir ülkemizde de çok sevilen Arnavutluk mutfağından bir lezzet, Elbasan Tava ile de tanınıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osumi Nehri’nin iki yanında yer alan Berat şehri, Müslüman ve Hıristiyan kültürlerini ve tabii ki mimarilerini bir arada barındıran bir merkez. Evliya Çelebi’nin de Seyahatname’de beyaz evleri ve pencerelerinden bahsettiği Berat, “bin pencereli beyaz şehir” olarak anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4# ” title_font_size=”13″]

    Adriyatik ile İyonya Denizi’nin birleştiği bölgede bulunan kıyı kesimi, güzeller güzeli doğası ve plajları nedeniyle Arnavutluk Rivierası olarak anılıyor ve Fransız Rivierası’na alternatif olarak her yıl dünyanın dört bir köşesinden turist çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yunanistan’ın ünlü adası Korfu’nun tam karşısında yer alan Ksamil, yaklaşık olarak yılın 300 günü güneş görüyor ve bu sebeple Arnavutluk sahilinin en çok turist çeken bölgelerinden biri durumunda. Kumu sapsarı, denizi masmavi plajlarıyla ekonomik bir deniz tatili yapmak isteyenlerin ilk tercihi Ksamil’de, ülkenin en büyük açık hava müzesi Butrint’i ziyaret edebilir, yakındaki Ksamil Adaları’na da gidebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sahilindeki Brindisi ve Bari’nin karşısında bulunan Dıraç ya da Durres, ülkenin en büyük limanına sahip… UNESCO Kültürel Mirası listesinde yer alan Balkanlar’ın en büyük ikinci amfi tiyatrosu burada bulunuyor. Üstelik Dıraç Arkeoloji Müzesi’nde Osmanlı’dan kalma birçok eseri görmek de mümkün. Dıraç da ülkenin geri kalanı gibi birbirinden güzel plajlara sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz ve kültür turizmini bir arada yaşamak isteyenler için uygun bir Arnavutluk şehri olan Avlonya’nın (Vlore) tarihi MÖ 6. yüzyıla dayanıyor. Adriyatik ve İyonya Denizi’nin buluştuğu Avlonya Koyu’nda yer alan plajların tadını çıkarmak, aralarında bir Mimar Sinan eseri olan Muradiye Camii’nin de bulunduğu kültürel değerleri keşfetmek için Avlonya’yı ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8# ” title_font_size=”13″]

    Ergiri ya da Arnavutça Gjirokaster da derin bir tarihin yattığı Arnavut şehirleri arasında yer alıyor. Ergiri, damları taştan yapılmış evleriyle ünlü bir şehir, zaten Gjirokaster de “Gümüş Şehir” anlamına geliyor. Ergiri’yi ziyaret ederseniz, Balkanlar’ın en büyük ikinci kalesini de görme şansına sahip olabilirsiniz.

  • 7 Madde İle İlk Ticaret Borsasının Kurulduğu Aizanoi Antik Kenti

    7 Madde İle İlk Ticaret Borsasının Kurulduğu Aizanoi Antik Kenti

    Tarihte yaşanan bazı anlar, geçmişin bazı merkezleri insanlık için dönüm noktası olmuş, medeniyetin şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Türkiye sınırları içinde bulunan, kültürel mirasımızın önemli bir değeri olan antik kentlerden Aizanoi de insanlık için böyle bir önem taşır. Tarihi boyunca, ticari, sosyal ve coğrafi anlamda önemli bir merkez olan Aizanoi, dünyadaki ilk ticaret borsasına da ev sahipliği yapmıştır. Ticaret için önemiyle, barındırdığı mimari ayrıntılarla tüm dünyanın ilgisini toplayan Aizanoi Antik Kenti’ni, 7 maddeyle ayaklarınıza getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    aizanoi antik kenti

    Aizanoi Antik Kenti, Kütahya ilimizin 48 km güneybatısında Çavdarhisar’da bulunmaktadır. Antik Kentin çevresi Gediz, Porsuk ve Koca Su gibi akarsularla çevrilidir ve yaklaşık 1000 metre yüksekliğinde bir düzlük üzerine kurulmuştur. Kentin stratejik açıdan önemli konumu Pergamon ve Bithynia Krallıkları arasında yüzyıllarca süren mücadelelere sebep olmuş, iki krallık da bu önemli şehri elde etmek istemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    aizanoi antik kenti

    Aizanoi Antik Kenti ilk olarak 1824 yılında keşfedilmiştir ve 19. yüzyıl boyunca birçok Avrupalı arkeolog burayı ziyaret etmiştir. İlk Aizanoi kazısı 1926’da başlamış olsa da Aizanoi kazısının kaderini değiştiren olay 1970 yılında gerçekleşmiştir. Gediz depremi ile yıkılan bir caminin altından günümüz finans hayatının temeli sayılacak Macellum yani dünyanın ilk borsasının kalıntıları çıkmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    aizanoi antik kenti

    Macellum’un gün yüzüne çıkmasıyla tüm dünyanın dikkatini üzerine çeken Aizanoi Antik Kenti’ndeki kazılar 1970’ten sonra hız kazanır ve önce Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazılar yapılmış. 2011 yılından itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Bakanlar Kurulu kararı ile izin verilen ve Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü adına Prof. Dr. Elif ÖZER ve ekibi tarafından kazı ve araştırmalara yürütülmeye başlamıştır. 2012’de ise Aizanoi, UNESCO Dünya Kültürel Miras Aday Listesi’ne girer. Geçmişin geleceğe yol gösterdiği inancı ve kurumsal kültürüyle, tarihe ve kültürel değerlere sahip çıkmayı sosyal sorumluluk anlayışının önemli bir unsuru olarak gören Halk Yatırım kazının ana sponsorluk görevini üstlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    aizanoi antik kenti

    Macellum, yuvarlak bir alandır ve ortasında 2. yüzyılda yapılmış yine yuvarlak bir yapı bulunur. Yapının etrafında türlü lüks yiyecek ürünlerinin satıldığı bilinmektedir. Burayı alelade bir pazar yerinden ilk ticaret borsasına çeviren ise duvarlarda bulunan yazılardır. Bu yazılarda malların satılabileceği en üst değerler belirlenmiştir. Ayrıca Macellum’da İmparator Diocletian’ın enflasyonla mücadele için belirlediği ücret tespitleri de bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    aizanoi antik kenti

    Aizanoi sadece Macellum ile değil Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus tapınağı ile de bilinir. Bu tapınak M.S. 1. yy. ile 2. yüzyıl arasında yapılmıştır. 120 adet İon ve 4 adet Korint sütun ile inşa edilmiştir. Zeus tapınağının galeri duvarlarında İmparator Hadrianus’u öven yazılar bulunur. Tapınağın yanında bulunan ve M.Ö. 2000’li yıllardan kaldığı düşünülen seramikler ise Aizanoi’nin ne kadar eski bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    aizanoi antik kenti

    M.Ö. 1. yüzyıldan itibaren Roma kontrolünde büyük ilerlemeler kaydeden şehrin gelişmiş bir yol sistemi de bulunmaktaydı. Bu sistemin ana yolu ise zamanında 450 metre uzunluğa sahip olduğu düşünülen Sütunlu Cadde’ydi. Artemis Tapınağı’ndan alınan sütunlarla döşenen cadde, Macellum’a yani şehrin ticari merkezine açılıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Aizanoi Antik kenti’nde 15.000 kişilik bir tiyatro ve stadyum da bulunmaktaydı. Bu devasa yapıların bir kısmı günümüze dek gelmiş ve tüm depremlere rağmen ayakta kalmıştır. Şehrin sağlamlığı ve dayanıklılığı ile şaşırtan bir başka yapısı ise o zamanlar adı olan Penkalas olan Koca Çay üzerinde yer alan köprüdür. Bu Roma köprüsü günümüzde hâlâ kullanımdadır.

  • DÜNYANIN EN BÜYÜK İKİNCİ MOZAİK MÜZESİ: ZEUGMA

    DÜNYANIN EN BÜYÜK İKİNCİ MOZAİK MÜZESİ: ZEUGMA

    Daha açılmadan tüm dünyanın arkeoloji gündemini değiştiren Zeugma Mozaik Müzesi, Türkiye’nin en çok gezilen, en önemli müzeleri arasında yer alıyor. Gaziantep’i ziyaret edenlerin, tarihi Zeugma kentini ve dönemin yaşamını gerçeğe en yakın biçimde tanıması amacıyla, özel sergileme teknikleri kullanılarak düzenlenen Zeugma Mozaik Müzesi, modern Türk müzeciliği için bir gurur kaynağı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın En Büyük İkinci Mozaik Müzesi” title_font_size=”13″]
    mozaik

    2010 yılında açılan Zeugma Mozaik Müzesi, Hatay Arkeoloji Müzesi açılana dek dünyanın en büyük mozaik müzesiydi. Gaziantep’te Eski Tekel Fabrikası alanı üzerine kurulan müze tam 30.000 metrekarelik bir alanda görkemli bir şekilde yükseliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fırat Nehri’nin En Stratejik Noktası: Zeugma” title_font_size=”13″]
    mozaik

    Zeugma Mozaik Müzesi’nde, Zeugma Antik Kenti’nden çıkarılan buluntular sergilenmektedir. Zeugma’nın kökleri M.Ö. 300 yılına dayanır. Büyük İskender’in generali olan Euphrates, Fırat Nehri’nin en stratejik noktasına kendi adını verdiği Seleukeia Euphrates şehrini kurar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dönemin Büyük Şehri: Zeugma” title_font_size=”13″]
    mozaik

    Ticarete elverişli stratejik konumu sayesinde zamanla büyüyen ve gelişen şehir, 80.000 kişilik bir nüfusa ulaşır ve Roma İmparatorluğu’na dahil edilir, ismi de köprü ya da geçiş noktası anlamına gelen Zeugma olarak değiştirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tüm Dünyanın İzlediği Kazı” title_font_size=”13″]
    mozaik müzesi

    Zeugma Antik Kenti’nde 1987 yılından beri devam eden kazılar, 2000 yılında ortaya çıkarılan eserlerle dünya çapında duyulmuştur. Bu haklı şöhretin sebebi, 2000 yılında Zeugma kazılarında çıkarılan ikiz Poseidon ve Euphrates villaları ve bu villaların içinde bulunan yüzlerce küçük eserdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baraj Sayesinde Kurtarılan Eserler” title_font_size=”13″]
    mozaik müzesi

    2000 yılında Birecik Barajı’nın tamamlanmasıyla daha geniş bir alanda kazı yapılması mümkün olmuştur. Böylece bu alanlarda bulunan mozaikler, sütunlar, çeşmeler gibi mimari elemanlar da kurtarılarak müzede sergilenebilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her Yönüyle Tekrar Canlandırılan Şehir” title_font_size=”13″]
    mozaik müzesi

    Zeugma Mozaik Müzesi’nin en önemli özelliği, eserlerin sergilenişinde izlenilen tutumdur. Şehirde yaşayan insanların inançları, kültürel – sosyal hayatları ve gündelik hayatla ilgili ayrıntıların ziyaretçiye sunulması sayesinde tam bir kültürel deneyim yaşamak mümkün olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Athena’nın Kayıp Parçası ” title_font_size=”13″]
    mozaik müzesi

    Müzede sergilenen başlıca eserlerden biri, Athena Tapınağı’nın bir parçası olan Athena heykelidir. Atina şehrinin tanrıçası ve baş koruyucusu olan Athena’nın heykelinin eksik parçası kazı alanında bulunduktan sonra, Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde sergilenen gövde ile birleştirilerek Zeugma Müzesi’nin girişine yerleştirilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fırat Nehri Kıyılarından Eserler” title_font_size=”13″]
    mozaik müzesi

    Müzenin içi iki bölüme ayrılmıştır, ilk bölümde Zeugma’dan çıkarılan eserler sergilenirken, ikinci bölümde Gaziantep çevresinden çıkarılarak müzeye taşınan eserler sergilenir. Müzenin ilk bölümü yani Zeugma bölümünde, Hamam Mozaikleri, Fırat Nehri kenarında bulunan mozaikler ve kurtarma kazıları sonucunda çıkarılan mozaikler yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sergileme Taktikleri” title_font_size=”13″]
    mozaik müzesi

    Müzenin ikinci bölümünde ise Gaziantep yöresinden ve etrafından çıkarılan Doğu Roma – Bizans Dönemi kilise mozaiklerini görmek mümkündür. Eserler yerleştirilirken kronolojik bir sıralama gözetildiği kadar, eserlerin bulunduğu coğrafi yerlere göre bir dizilim yapılması da gözetilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Büyük Savaşçı Mars Heykeli” title_font_size=”13″]
    mozaik müzesi

    Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenen göz alıcı eserler arasında Savaş Tanrısı Mars Heykeli ve Dionysos’un Düğünü Mozaiği de bulunmaktadır. Dionysos’un Düğünü Mozaiği’nin eksik olan bölümleri, görüntünün yansıtılmasıyla canlandırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çingene Kızı’nın Bakışları ” title_font_size=”13″]

    Zeugma Mozaik Müzesi’ndeki belki de en önemli, en meşhur eser Çingene Kızı adıyla da bilinen Mainad Mozaiği’dir. Bu eser özel bir odada tek başına sergilenir, bu odanın özel tasarımının amacı Çingene Kızı’nın buğulu bakışlarını ortaya çıkarmaktır.

  • DOĞANIN EN GÜZEL HALLERİNDEN BİRİ: LONGOZ ORMANLARI

    Derinliklerinde yüzlerce kuş çeşidini, yabani canlıyı, endemik bitkiyi hatta göl, kumul gibi farklı oluşumları barındıran longoz ormanları nasıl oluşur? Sorunun cevabını aşağıda bulabilirsiniz ama önce fotoğraflara uzun uzun bakmanızı ve longozların fotoğraflardan bile yansıtabildiği dinlendirici gücünden faydalanmanızı öneriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BAYBURT: DOĞU KARADENİZ’İN KÜLTÜR DURAĞI

    Ulusal ve uluslararası sanat arenasında ilgiyle karşılanan Baksı Müzesi ile bölgenin kültürel dokusuna yepyeni heyecanlar katıyor Bayburt. 80 bin civarında nüfusa sahip olan şehir, Dede Korkut Kültür ve Sanat Şölenleri, Geleneksel Tuzlu Su Festivali ve Karaçayır Şenlikleri ile de kültürel yaşamı canlı tutmayı ihmal etmiyor. Bayburt’un en güzel zamanları bahar sonu ve yaz ayları. Yani şehri tanımanın da tam vakti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bayburt doğuda Erzurum, güneyde Erzincan, batıda Gümüşhane, kuzeyde Trabzon ve Rize ile komşudur. Doğu Anadolu ile Karadeniz arasında geçiş noktası olan şehir coğrafi olarak Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alır. Bayburt aynı zamanda şehrin merkez ilçesinin adıdır ve Aydıntepe ile Demirözü olmak üzere iki ilçesi daha bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir manzarasının önemli elemanlarından biri 2 km’den uzun ve 30 m yüksekliğinde surlara sahip olan Bayburt Kalesi’dir. Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde onarım gördüğü bilinen kaleyle ilgili en önemli tarihi bilgiyi Evliya Çelebi verir. 1647 yılındaki ziyaretinde yaptığı gözlemlere göre kale içinde camisi de bulunan 300 hanelik bir mahalleyi çevrelemekteydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mescit Dağı’ndan doğup Gürcistan’a geçerek, Batum üzerinden Karadeniz’e dökülen Çoruh Nehri’nin, sınırlarımızdan çıkmadan önce geçtiği şehirlerden biri de Bayburt’tur. Coşkusuyla ünlü Çoruh’a yaslanan şehirde rafting, turistlerin rağbet ettiği etkinliklerden biridir. Turistler için doğanın tadını doyasıya çıkarmanın bir yolu da rafting alanında kamp kurmaktan geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bayburt’un Trabzon’la arasında uzanan bir yol var ki fotoğrafı bile insanı tedirgin etmeye yetiyor. İki şehri en kısa mesafe olan 3 bin 500 metre yükseklikteki Soğanlı Dağı üzerinden birbirine bağlayan Derebaşı Virajları’ndan söz ediyoruz. “Zor Yol” adıyla da bilinen ve 13 virajı bulunan yol, yürekleri ağızlara getirdiği anlara muhteşem doğa manzaraları eklemeyi de ihmal etmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Prof. Dr. Hüseyin Koçan tarafından 2010 yılında Bayraktar köyünde doğanın göbeğinde açılan ve 2014 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü’ne layık görülen Baksı Müzesi Bayburt’u ziyaret etmek için tek başına bir neden. Sergilere, çağdaş sanat atölyelerine, konferanslara, sanat şenliklerine mekân olan müze, çağdaş ve geleneksel sanatları aynı çatı altında toplamayı ustalıkla başarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgeleri arasında kalan şehirde iki kültüre ait yemek çeşitleri de görülebilmekte. Burada karalahana yemeği, lor dolması da yiyebilirsiniz, içli kete veya tandır ekmeği de. Bayburt aynı zamanda börek ve tatlıların da bol olduğu bir mutfağa sahip. Tel helva, süt böreği en bilinen lezzetleri. Ülkemizin farklı şehirlerinde sahiplenilen, komşusu Erzurum tarafından coğrafi işaret alınan su böreği de Bayburt sofralarında sık rastlanan bir tat.

  • İNSANLIĞIN ESTETİK ALGISINI YÜKSELTEN KUŞ TÜRLERİ

    İNSANLIĞIN ESTETİK ALGISINI YÜKSELTEN KUŞ TÜRLERİ

    Onlar renkleri, tüyleri, ötüşleri, gökyüzünde süzülüşleri ile insanlığın ilham kaynakları… Düşünebiliyor musunuz kuşların yaklaşık 10 bin türü bulunuyor. İçlerinde 5 cm. ve birkaç gram olan mini miniler de var, boyu 2 buçuk metreyi bulan kocaman sevimliler de… Fosil kayıtlarına bakılırsa dünyanın yerlisi onlar, çünkü 150 milyon yıl önceden bu yana varlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyük gagalı kısa kanatlı ibibik kuşu tepesinde taşıdığı tüylerle olabilecek en estetik görüntüye sahip. Eşine duyduğu sadakat, anne-babasına gösterdiği hürmetle tanınan ibibik kuşu hüthüt ya da hüdhüd olarak da biliniyor ve insanlara yakınlaşmakta hiç zorluk çekmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Renkli gagaları ve göz alıcı parlaklıktaki siyah tüyleriyle tukan kuşları biz insanları büyülemeye devam ediyor. Çoğunlukla tropikal bölgeler ve balta girmemiş ormanlarda yaşayan tukanlar sürüler halinde yaşayan sosyal kuşlar ve en çok meyve yiyerek beslenmeyi seviyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gövdesinin alt kısmı beyaz üst tarafı başından kuyruğuna kadar mavinin tonlarını barındıran bu zarif görünümlü kuş kargagillerden… Zarif görüntüsü sizi aldatmasın çünkü esaret altına alınmaya kalkışıldığında hemen diğer mavi alakarga arkadaşlarını da çağırıyor ve oldukça saldırganlaşabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Horoz gibi tepeliği bulunan kaya horozu kuşları mavi ve kırmızı renkleriyle bakmaktan zevk alacağınız güzellikte bir canlı. Fakat bu renkler genellikle erkek kaya horozlarına ait, dişilerin renkleri ise kahverengiye daha yakın oluyor. And Dağları’nın sakini kaya horozları Peru’nun da ulusal sembolü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fotoğraftaki altın sülüne bakmaktan kendinizi alamadınız değil mi? Bu rengârenk görüntü genellikle erkek altın sülünlere ait, türün dişileri nispeten daha sade… Erkeklerin boyu kuyruklarıyla birlikte bir metreyi biraz aşabiliyor. Anavatanı ise Çin’in orta bölümlerindeki dağlık bölgeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Asıl yerleşim yeri Avustralya olan gökkuşağı ispinozunu muhteşem görüntüsü nedeniyle evlerinde besleyenler de bulunuyor fakat bilinmeli ki suyu, güneş ışığını, açık ve temiz havayı çok seven, besinleri dönemsel olarak değişebilen bu kuşların bakımında oldukça hassas olunması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gözlerine papatya benzeri bir çiçek monte edilmiş gibi duran bu minik kuş, cüssesi ile çelişen çok güçlü ötüşüyle tanınıyor. Küçük gruplar halinde yaşayan beyaz tepeliler için bu ötüş harika bir iletişim aracı… Afrika’nın batısında yaşayan kuş adını zaman zaman yukarı doğru diktiği beyaz tepesinden alıyor ama bu tüylü tepeyi görmek ne yazık ki her zaman mümkün değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Japon turnaları dünyanın en nadir bulunan turna türlerinden… Günümüzde sadece 1500 Japon turnasının kaldığı bilinmekte… Boyları 1,5 metre civarında olup kanat açıklığı 2,5 metreyi bulabilen Japon turnaları Uzak Doğu felsefesinde şansı, uzun ömrü ve aşkı temsil ediyor.

  • BİTLİS: PADİŞAHLARIN ATA ŞEHRİ DİYEREK ZİYARET ETTİĞİ KADİM KENT

    Rivayet o ki Rus işgali sırasında şehirden uzaklaşan ve savaş sonrası şehre dönmek üzere yola çıkan baba, ortalığı kolaçan etmesi için oğlunu şehre gönderir. Şehrin harabeye döndüğünü gören oğul babasına uzaktan seslenerek durumu anlatır ve ekler: “Sadece beş tane minare ayakta kalmış.” Üzüntüsünden yere çöken baba oracıkta bir ağıt yakıverir: “Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel/ Yüreğim dolu yare, beri gel oğlan beri gel.” Çoğumuzun aşina olduğu türkünün hikâyesi işte böyle.  Ama gelin biz tarihi ve kültürel değerleriyle dimdik ayakta duran Bitlis’e gidelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bitlis’in ilçeleri şöyledir: “Kubbet-ül İslam” yani İslam’ın Kubbesi şeklinde tanımlanan Ahlat, Van Gölü kıyısında konumlanan Tatvan ve Adilcevaz, yüzde 40’ı ormanlarla kaplı Mutki, tarihi İpek Yolu güzergahında bulunan Güroymak, dağların arasına gizlenmiş Hizan ve Merkez. Bitlis, büyük bölümü dağlar ve platolarla kaplı olduğu için tarıma oranla hayvancılığın daha fazla yapıldığı bir şehirdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sarp kayalıklar üstüne inşa edilmiş Merkez ilçesindeki Bitlis Kalesi 2800 metreyi bulan uzunluğu ile dikkat çeker. MÖ 312 ile tarihlenen Bitlis Kalesi’ni yaptıran kişinin Büyük İskender’in komutanlarından Leys Bedlis olduğu ve şehrin adının da kendisinden geldiği düşünülmektedir. Eskiden kale surlarının han sarayı, evler, cami, çarşı gibi geniş bir yaşam alanını çevrelediği biliniyor, günümüzde içi toprakla dolu olduğu için ziyaret edilememekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Selçukluların İslam’ın kubbesi dediği Ahlat, tarihte, “Oğuz taifesi şehri” veya “Ata şehri” olarak da anılmış. Türklerin Anadolu’ya giriş kapılarından olan bu eski yerleşimde şimdi birbirinden değerli kalıntılar konuşuyor, bilhassa Selçuklu kalıntıları… Bunların başında da kümbetler gelmekte. Ne var ki 100’den fazla kümbetten yaklaşık 15’i günümüze ulaşabilmiş ki bu da hatırı sayılır bir rakam. Erzen Hatun Kümbeti, Usta Şagirt Kümbeti, Emir Bayındır Kümbeti ise onlardan birkaçı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahlat’ın Osmanlı padişahları tarafından “ata şehri” denilerek ziyaret edilmesinin en önemli nedenlerinden biri Türk büyüklerinin mezarlarının da burada yer almasıydı. Ahlat Selçuklu Mezarlığı günümüzde de açık hava müzesi niteliğinde en görkemli Türk-İslam mezarlığıdır. İlçede binlerce mezar bulunmakla birlikte, 3.5 metreye ulaşan mezar taşlarıyla 118 tanesi anıt niteliğindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Nemrut Dağı’nın patlamaları sonucu oluşan doğa harikası Nemrut Krater Gölü de Bitlis’te, Tatvan, Ahlat ve Güroymak ilçelerinin kesişim noktasındadır. Ağız genişliği 48 km2 olan göl Türkiye’nin en büyük krater gölüdür. Yurt içi ve yurt dışından doğa meraklılarının akın ettiği gölün UNESCO Küresel Jeopark Ağı’na dâhil edilmesi için çalışmalar sürüyor. Bu arada önemli bir not geçelim, sözünü ettiğimiz Nemrut Dağı ve Krater Gölü muhteşem heykelleriyle ünlü Adıyaman’daki Nemrut Dağı ile karıştırılmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tarihi ve kültürel açıdan zengin bir şehir olan Bitlis’in mutfağı da bir o kadar bereketlidir. Tandırda pişen et yemeklerinin, kemikli etle lezzetlendirilmiş baklagillerin, buğdayın, bulgurun baş tacı edildiği bir mutfağa sahiptir. Diğer taraftan hem Bitlis’te tadılabilecek hem de ülkenin diğer ucunda olsanız da sipariş verdiğinizde evinize kadar gönderilecek lezzetleri var bu şehrin. Karadeniz’den sonra en çok fındık üretilen yer Hizan’da fındık, fıstık ve en organik haliyle kara kovan balı, 30 binden fazla uluslararası kalitede ceviz ağacı barındıran Adilcevaz’da ceviz, ceviz reçeli bu hususta önde gelenler.