Kategori: Rota/Doğa

  • YAZ MEVSİMİNİN BİTİŞİNİ HAYVAN DOSTLARIMIZ NASIL DEĞERLENDİRİYOR?

    YAZ MEVSİMİNİN BİTİŞİNİ HAYVAN DOSTLARIMIZ NASIL DEĞERLENDİRİYOR?

    Deniz, kum, güneş üçlüsünü sevenler, doğanın renklenip yeşillenmesiyle içi kıpır kıpır edenler yazın bitmesine üzülüyor olabilirler! Ama şöyle düşünün… Dökülen yapraklar arasında romantik yürüyüşler yapmanın, çiseleyen yağmuru dumanı tüten kahve eşliğinde seyretmenin mevsimi başlıyor şimdi de! Her mevsimi gören bir coğrafyada yaşamanın güzel tarafı da bu işte… Bakalım hayvan dostlarımız yazın bitişini nasıl değerlendirmiş? 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: KADIKÖY

    Birkaç günlük geziyle keşfetmenin olanaksız olduğu, akla her düştüğünde mis gibi deniz kokusu, vapur ve martı sesleriyle anıları canlandıran büyük ilçemiz Kadıköy… Her semti ve sokağıyla büyüleyen bu yerleşim, “beni tanı” yerine “beni yaşa” diyen bir bölgedir ve geldim gördüm diyerek geçmeniz oldukça zordur. Yine de şu lokasyonlara vakıf olmak Kadıköy’ün havasını almanız için kâfi gelecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kadıköy İskelesi veya iskele meydanındaki Haldun Taner Tiyatrosu’nun önü Kadıköylüler için öteden beri nostaljik bir buluşma noktasıdır. Genellikle buluşan dostların devamındaki eylemi ise nostaljik tramvay güzergâhını takip ederek Boğa Heykeli’nin bulunduğu noktaya, oradan da Bahariye Caddesi’ne çıkmak şeklindedir. İkinci alternatif ise PTT’nin olduğu taraftan ara sokaklara saparak Bahariye Caddesi’ne ulaşmak olabilir. Tabii bu sırada sahafların da yer aldığı pasajları dolaşmak, birbirinden özgün üretimlerin yer aldığı dükkânlardan alışveriş yapmak kaçınılmazdır. Ve Bahariye Caddesi’ne çıkıldığında Süreyya Operası’ndaki bir etkinliği izlemek bu adreste yapılacak en güzel aktivitelerden biridir. 1924-1927 yılları arasında Süreyya İlmen Paşa tarafından yaptırılan Süreyya Operası, tarihi hikayesi ve nostaljik mimarisiyle de ilginizi çeken özel yapılardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu.” der Necip Fazıl, Canım İstanbul şiirinde… Şehre biraz yukarıdan baktığı doğrudur ama bir Modalı olmasanız bile sokaklarını birkaç saat arşınladığınızda sizi dışlamak bir tarafa evinize dostlar edindirerek uğurlar. Moda kafeleri zincir restoranların aksine, yan masadakiyle, işletme sahibiyle, garsonuyla selamlaşmadan girip çıkmanın yadırgandığı mekânlardır. Yemeğinizi yedikten sonra ise ünlü sahilinde uzun yürüyüşler yapmadan, çimenlere örtünüzü serip güneşe karşı uzanmadan dönmek olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avrupa yakasından Kadıköy’e vapurla geçerken ve iskeleye az bir mesafe kalmışken, tarihi tren istasyonu Haydarpaşa Garı tüm yolcuları taşıdığı zengin mirasla selamlar. Muhtemelen İstanbul’da yaşayan veya turist olarak gelmiş pek çok kişi bu anı deneyimlemiştir. Fakat sadece önünden gelip geçmekle yetinilmemelidir. Mutlaka, tarihi yapının içine girilmeli, mimarisi incelenmeli, denize bakan merdivenlerinden “Seni yeneceğim İstanbul!” diye seslenmelidir, zira Yeşilçam filmlerinin yüzümüzü güldüren bu repliğinin seti ya Boğaz gören bir lokasyon ya da Haydapaşa Garı’nın bu merdivenleri olagelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadece Kadıköy’ün değil İstanbul en meşhur adreslerinden Bağdat Caddesi boydan boya yürünmesi gereken bir rota. O bölgede oturanlar için caddenin geniş kaldırımlarında yürüyüşler yapmak klasik bir rutindir. Lüks mağazaların el işi ürünler yapıp satan küçük esnafla dip dibe yer aldığı, şaşırtıcı sürprizlerle karşılaşmanın çok olası olduğu bir yerdir burası. Caddenin üst tarafından ara sokaklara dalarsanız Şemsettin Günaltay Caddesi’ne, alt taraftaki sokaklardan Marmara sahiline çıkarsınız. Özellikle sahile açılan sokakları ağır adımlarla gezmek gerekir ki birbirinden zarif eski ahşap köşkler gözden kaçırılmasın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Anadolu yakasının Avrupa yakasına kıyasla daha sakin, daha dingin olduğu her zaman söylenir. Bunda iş merkezlerinin büyük bir kısmının Avrupa yakasında toplanmış olmasının ve Anadolu tarafındaki yerleşimlerin şehir merkezine daha sonradan katılmış olmalarının payı büyük elbette. Kadıköy ilçesinde doğayla baş başa kalabileceğiniz, denize yakın sakince vakit geçirebileceğiniz pek çok adres bulunmakta. Onlardan biri de Fenerbahçe Parkı. İster piknik alanlarında kendi yemeklerinizle bir doğa sofrası kurabilir, isterseniz park alanındaki restoranlarında vakit geçirebilirsiniz. Özellikle hafta sonu kahvaltısı için tercih edilen bir yer Fenerbahçe Parkı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Caddebostan’ın ve sahilinin sayfiye yeri olduğu dönemler eskide kaldı ama hâlâ yaz aylarında denizin tadını çıkarmak isteyenler için uğrak nokta Caddebostan sahilidir. Günümüzde genç, yaşlı herkesin rağbet gösterdiği sahilde denize girebilir, yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilirsiniz. Buraya kadar gelmişken uzaktan da olsa görmenizi istediğimiz yapı ise Ragıp Sarıca Köşkü olacak. Ragıp Sarıca Paşa tarafından 1906 yılında yaptırılan köşkün görkemi göz kamaştırıcı. Bugün atıl vaziyette olan yapı uzun süre sessizliğe terkedildiği için halk tarafından Perili Köşk adıyla anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu bölgeye bir gezi planlayın ya da planlamayın Kadıköy’de bir kere de olsa gidip görülmesi gereken müzeler bulunmaktadır. Örneğin İstanbul Oyuncak Müzesi. 1700’lü yıllardan günümüze kalan bir köşkte sergilenen, kimileri insanı hayretler içerisinde bırakan yüzlerce oyuncak Göztepe semtindeki bu müzede görülebilir. 1999 yılında kaybettiğimiz sanatçımız Barış Manço’nun, bir zamanlar yaşadığı Moda’daki evi de Barış Manço Müze Evi olarak ziyarete açık durumda. Sanatçının yaşam alanını ve özel eşyalarını görmek isteyenlerin bu mekâna güzel duygularla girip çıkacağına şüphe yok.

  • Yeşiller Maviler Beyazlar İçindeki Şehir

    Yeşiller Maviler Beyazlar İçindeki Şehir

    “Benden selâm olsun Bolu Beyi’ne” dizesiyle başlayan türkünün sahibi büyük halk ozanı Köroğlu’nun şehridir Bolu. Yüzölçümünün büyük bir bölümü ormanlarla kaplı bir Batı Karadeniz şehridir aynı zamanda. Kapısı ziyaretçilere yaz-kış açık olan, daha doğrusu yaz-kış yapılacak aktivitenin bol olduğu turistik şehirlerimizden biridir. Kısa bir Bolu turu için ilk durağımız Abant Gölü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Abant Gölü insanların tadını doyasıya çıkardığı şehrin doğal güzelliklerinden biri. Üstelik sadece Boluluların değil, çevre illerden günübirlik gelenlerin muhteşem manzarasıyla sakinleştiği, kamp kurup piknik yaptığı, göl çevresinde yürüyüp koştuğu devasa bir dinlenme alanı. Yazın yemyeşil görünen, soğuk kış aylarında ise tamamen donarak bembeyaz bir güzelliğe bürünen göl İstanbul ve Ankara’ya ikişer saat mesafede.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bolu’nun alametifarikaları arasında göller önemli bir yer tutuyor. Mudurnu ilçesine 50 km. mesafede bulunan ve eskiden içinde barındırdığı sülüklerden dolayı bu adı alan Sülüklü Göl, Göynük ilçesinde Çubuk Yaylası’na çıkıp doya doya izleyebileceğiniz Çubuk Gölü, yine Göynük’te bulunan ve biriktirdiğiniz stresi çevresinde turlayarak rahatlıkla atabileceğiniz Sünnet Gölü bunlardan birkaçı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ve tabii ki yukarıda saydığımız doğal göllerin yanı sıra bir de suni olarak yapılmış Gölcük var ki belki de Bolu ile ilgili olarak fotoğraf karelerine en çok giren manzara bu set göle ait. Hemen kıyısındaki Tarım ve Orman Bakanlığı’na ait Devlet Konukevi ile masalsı bir görüntü veren Gölcük, araç trafiğine kapalı olan Tabiat Parkı ile de bütün güzelliklerini insanlarla cömertçe paylaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bolu’nun özgün mimarisiyle öne çıkan evleriyle de ünlü olduğunu duymuş muydunuz? Örneğin Mudurnu’daki 207 konutun olduğu bölge yüzyıl önceye ait sivil mimarisi ile kentsel SİT alanı ilan edilmiş durumda. Çeşme, hamam, doğal anıt gibi diğer tarihi yapıların da görülebileceği alanda ahşap oymaları, tavan süslemeleri hatta kapı tokmakları ile dikkat çeken tarihi konaklar da bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yüzyıllık konutlarıyla ilgi gören şehrin diğer bir ilçesi de Göynük. 137 adet tarihi meskene diğer eski eserlerle birlikte tam 21 adet de cami eşlik ediyor. 1331-1335 tarihleri arasında Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılan ve aynı adı taşıyan cami de bunlardan biri. Kazanılan Sakarya Meydan Muharebesi’nin şerefine Cumhuriyet döneminin ilk kaymakamı Hurşit Bey tarafından 1923 yılında yaptırılan Zafer Kulesi de ilçenin en dikkat çeken yapılarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde traverten deyince hemen akıllara Pamukkale gelir ama Bolu’nun merkezine yakın konumdaki Akkaya Travertenleri de adından söz ettirecek kadar doğal yapısını korumuş güzelliktedir. Bölgeye yolunuz düşerse travertenlere yukarıdan bakan ahşap masalarda oturarak manzarayı seyredebilir ya da travertenleri aşağıdan gören ormanlık bölgede oksijeni bol yürüyüşler yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Köroğlu Dağları’nda çam ağaçlarıyla çevrili Kartalkaya Kayak Merkezi kış sporlarını sevenler için ülkemizdeki en ideal adreslerden biri. Sezonun aralık ayında başlayıp nisan ayına kadar devam ettiği merkeze amatör ya da profesyonel tüm kayakseverler yoğun bir ilgi gösteriyor. Gerekli ekipmanı olmayanlar için kayak, snowboard gibi spor malzemelerinin civardan kiralanabildiğini de belirtmeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Birçoğumuz Bolu’daki tarihi ve doğal güzelliklerin adından haberdar olmayabiliriz ama çoğumuz Bolu’nun aşçılarıyla ünlü olduğunu biliriz, özellikle Mengenli aşçılarıyla. Dolayısıyla Bolu mutfağı için hamarat ellere sahip zengin bir mutfak da diyebiliriz. Ovmaç çorbasından yayla çorbasına, orman kebabından Mengen pilavına türlü türlü yemeklere sahip mutfak kültüründe özellikle taş fırında pişen patatesli köy ekmeği önemli bir yer tutar.

  • ADANA’NIN VİRAJLI KÖPRÜSÜ: VARDA

    ADANA’NIN VİRAJLI KÖPRÜSÜ: VARDA

    Gerek Roma ve Bizans gerekse Osmanlı döneminden kalan onlarca taş köprü günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş. Şimdi her biri ülkemizin kültürel mirası olarak arzıendam ediyor ve özellikle turistlerin görülecekler listesinde yer alıyorlar. O miraslardan biri olan Varda Köprüsü de yapılış hikâyesiyle, mimarisiyle dikkat çekiyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    James Bond serisinin Skyfall filminde, bir tren vagonunun üstünde Daniel Craig’in takım elbisesiyle başka takım elbiseli bir adamla dövüştüğü sahneyi hatırlarsınız. Tren uzun ayaklı bir köprü üstünde hareket etmekteyken James Bond vurulur ve vagon üstünden metrelerce aşağıdaki suya düşer. İşte o sahnelerin yaşandığı köprü Türkiye’deki Varda Köprüsü’nün ta kendisidir. Görsel açıdan dünyadaki taş köprülerle benzerlik gösteren Varda Köprüsü, Adana’nın batı tarafındaki Karaisalı ilçesinde kızılçam ağaçlarının yeşillendirdiği Hacıkırı veya diğer adıyla Kıralan mahallesinde Gâvurderesi üstünde yer almaktadır ve kara yolu ile şehir merkezine uzaklığı 70 km. civarındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Taş ve çelik içeren köprünün mimarı Almanlardır. II.Abdülhamit ile Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm tarafından imzalanan sözleşme ile İstanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu hattını tamamlamak üzere inşa edilmiştir. Köprünün yapım hazırlıklarına 1905’te başlanmış 1907’de kaba inşaatı bitirilmiş, 1912’de ise yapımı tamamlanmıştır. Almanların ilk kez 9 Ekim 1918’de köprüyü kullandıkları, köprü üstünden trenle geçen ilk Osmanlı yöneticisinin ise Enver Paşa olduğu (18 Şubat 1917) günümüze ulaşan bilgiler arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Varda Köprüsü isim çeşitliliği açısından da zengin bir yapı. Yer aldığı mahalleden dolayı Hacıkırı Demiryolu Köprüsü sahip olduğu isimlerden biri. Almanlar tarafından yapıldığı için halk arasında Alman Köprüsü dendiği de oluyor. Yine halkın uygun gördüğü bir isim Koca Köprü… Varda adının nereden geldiği ise rivayetlere dayanıyor… Buna göre, köprü inşa edilirken yukarıdaki işçiler yükseklik mesafesini ölçebilmek için aşağıya taş atarlarmış, aşağıdaki işçiler de “var daha, var daha, vardaaa’’ diye bağırırlarmış. Zamanla bu sesleniş “varda” sözcüğünü doğurmuş ve o sözcük köprüye isim olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yapım sürecinde 21 işçinin ve bir de Alman mühendisin hayatını kaybettiği köprü üç ana açıklık ve dört ana ayak üstüne kurulmuştur.  Ortadaki ayağın yerden yüksekliği, başka bir ifadeyle James Bond’un vagon üstünden film icabı suya düştüğü yükseklik 99 m’dir. Köprü ayakları çelik, üst kaplaması ise taştır. Bu ayakların bakım ve tamir işlerinin yapılabilmesi için, içine merdivenler de inşa edilmiştir. Tarihi ve görsel açıdan dikkat çeken Varda Köprüsü’nün uzunluğu ise 172 m’dir. Pek çok köprünün aksine düz değil virajlı bir yapıya sahip olması onu ayrıcalıklı kılan başka bir özelliğidir.

  • 8 Madde İle Homeros’un İlyada ve Odysseia Destanlarının Anayurdu Troya Antik Kenti

    8 Madde İle Homeros’un İlyada ve Odysseia Destanlarının Anayurdu Troya Antik Kenti

    Mitolojide önemli bir yeri bulunan Troya, Çanakkale’de Kaz Dağları’nın eteklerinde yer alır. Troya, ülkemizin en önemli kültürel zenginliklerinden biridir. Truva savaşına da sahne olan antik kent 8 madde ile huzurlarınızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mitolojinin en büyük hikâyelerinden biri olan Truva Savaşı, aşk yüzünden çıkmıştır. Bu savaşın sebebi, dünyanın en güzel kadını Helen’in kaçırılmasıdır. Agamemnon önderliğindeki ordular Helen’in kendilerine iade edilmesini ister ama bu isteklerine olumlu yanıt alamazlar ve böylece uzun ve kanlı bir savaş başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yıllar boyunca mitolojinin bu büyük hikâyesinin hayali bir mekânda geçtiği düşünülür fakat arkeoloji dünyasını sarsacak bir gelişme yaşanır ve amatör bir arkeolog olan Heinrich Schliemann 1871 yılında Troya’yı keşfeder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Troya kazısı bu değerli hazinenin keşfedilmesinden hemen sonra 1871’de başlar, bu uzun soluklu ve şaşırtıcı bulgularla dolu kazı günümüzde de devam etmektedir. İlk kazı aslında bir arkeolog olmayan Heinrich Schliemann önderliğinde harekete geçer ve 1893 yılında Wilhelm Dörpfeld onun yerine geçene dek Schliemann bu heyecanlı göreve devam eder. Troya’nın çok katmanlı yapısını ortaya çıkaran ise Dörpfeld olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Troya’nın katmanlarının keşfedilmesinin birçok sonucu olur. Bunların belki de en önemlilerinden biri kentin Tunç Çağı’ndan itibaren bir yerleşim merkezi olduğunun gözler önüne serilmesidir. Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan ticaret yollarının üzerinde bulunması Troya’yı çağlar boyunca vazgeçilmez bir yerleşim merkezi haline getirmiştir ve şehir defalarca yıkılsa da aynı yerde tekrar tekrar inşa edilmiş ve tarihin birçok önemli uygarlığı için bir kale olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5# ” title_font_size=”13″]

    Bu katmanların ilki MÖ 3000 yılına yani Tunç Çağı’na aittir. Troya, Asurlular’dan Hititler’e, Urartular’dan Roma İmparatorluğu’na birçok büyük medeniyete şahitlik etmiştir ve tüm bu tanıklıklar arkeoloji dünyasının soluğunu tutarak izlediği Troya Antik Kenti katmanlarında muhafaza edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Truva Savaşı’nın yaşandığı düşünülen dönem antik kentin Troya VIIa ismi verilen katmanına denk gelmektedir ve bu dönemin kalıntıları 1930’lu yıllarda Amerikalı Carl W. Blenegen’in yönettiği kazılarda çıkarılmıştır. Hollywood yapımlarına bile konu olan Truva Savaşı ile ilgili birçok bilgiye ulaşılan kazılar tüm dünyanın ilgisini çekmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük yazarlarından Homeros’un İlyada ve Odysseia kitaplarına konu olan Truva Savaşı ile ilgili en ünlü efsanelerden biri, bir hediye olduğu bahanesiyle şehrin içine sokulan Truva Atı ve içine saklanan askerlerin gecenin karanlığında taarruza geçmesidir. Bu saldırı sonucunda Truva Atı bir deyim haline gelmiş ve gündelik hayatta kullanılmaya başlamıştır. Hatta bilgisayarların yönetimini kullanıcılar fark edemeden ele geçiren Truva Atı Virüsü’ nün de adı buradan gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde Troya kazısını Ernst Pernicka yönetir ve şimdiye dek buradan çıkarılan eserler Almanya, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde çeşitli müzelerde sergilenmektedir. 2011 yılında açılan mimari bir yarışma sonucu, Troya Müzesi için çalışmalar başlamıştır, böylece önümüzdeki yıllarda bu önemli kazıdan çıkarılan eserleri kendi topraklarımızda da görebileceğiz.

  • Türkiye Limanlarından Fotoğraflar

    Türkiye Limanlarından Fotoğraflar

    Limanın sözlükteki karşılığı şöyle: Gemilerin barınmalarına, yük alıp boşaltmalarına, yolcu indirip bindirmelerine yarayan doğal veya yapay sığınak. Ülkemiz 8.333 kilometrelik bir kıyı şeridine, 200’e yakın iskele ve limana sahip. Uluslararası ticarette ve denizyolu taşımacılığında önemli yeri olan büyük limanlarımızın sayısı ise 22. Aşağıdaki fotoğraflarda denizlerle çevrili ülkemizin limanlarından 7 tanesini konumlarıyla birlikte görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türkiye limanları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türkiye limanları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türkiye limanları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türkiye limanları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türkiye limanları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türkiye limanları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türkiye limanları
  • Bahçenize Balkonunuza Renk Katacak 8 Yaz Çiçeği

    Bahçenize Balkonunuza Renk Katacak 8 Yaz Çiçeği

    Evlerimize renk ve neşe katan çiçekler ne yazık ki her iklimin hava koşullarına dayanıklı olmuyorlar. Bazı çiçek türleri bol nem ve ışığa ihtiyaç duyarken bazıları sıcak havalarda solabiliyor. Bu listemizde ülkemizde yetiştirebileceğiniz, yaz aylarına kolaylıkla uyum sağlayan, sıcak havaları seven çiçek türlerini derliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
  • BEYOĞLU GEZİ REHBERİ

    BEYOĞLU GEZİ REHBERİ

    İstanbul büyük bir şehir, Beyoğlu ise şehrin en büyük ilçelerinden ve en kozmopolit yerleşimlerinden biri. 45 mahalleden oluşan bu ilçeyi bir günde gezmek, tanımak imkânsız. En azından iki günlük ve iyi planlanmış bir turla, onda da ancak belli başlı yerler gezilebilir.  Peki bu gezide nereler es geçilmemeli?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstiklal Caddesi’nin Tünel ucunda yer alan Galata Mevlevihanesi bir Beyoğlu gezisinde mutlaka listenin ilk sıralarında olmalıdır. 1491 yılında kurulmuş mekân gerek hikâyesi gerek görsel malzemesi ile şehrin değerli kültürel miraslarından biridir. Semahane binasındaki müze sergisi, derviş odaları, hat koleksiyonu mutlaka görülmeli ve yemyeşil bahçesinde derin nefesler alıp verilmelidir. Ziyaret saatleri yaz-kış dönemlerinde değişmektedir, giriş ücretli ve Müze Kart geçerlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Elbette Beyoğlu’na gelip de Tünel’den Taksim Meydanı’na uzanan İstiklal Caddesi boyunca yürümemek mantıklı olmaz. Bu yürüyüş sırasında zaman zaman duraksamanız gereken adresler vardır. Örneğin görkemli mimarisiyle dikkat çeken St. Antuan Kilisesi… İstanbul’un en büyük Katolik kilisesi olan yapının cephe genişliği 38 metredir. İtalyan rahipler tarafından yönetilen kilise gün içinde ziyarete açık durumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu, bilhassa İstiklal Caddesi pasajlarıyla ünlüdür. Tarihi Ses Tiyatrosu’nu barındıran Halep Pasajı, Atlas Sineması’na ev sahipliği yapan Atlas Pasajı gibi niceleriyle… 18 daire 24 dükkânıyla 1875’te inşa edilen Çiçek Pasajı da onlardan biridir. 1930’larda çiçekçilerle dolan pasajın adı da o günkü çiçeklerden gelir. İster kapısından içeri bir göz atıp çıkın ister uzun saatler geçirin ama Beyoğlu’na geldiğinizde Çiçek Pasajı’nı görmeden dönmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nda yerleşimin en eski izlerini sürebileceğiniz Galata’yı adım adım gezmenin keyfi başkadır. İlla bir adrese yönelmeniz gerekmez, sokak aralarında karşılaşacağınız sürprizler sizi fazlasıyla keyiflendirecektir. Galata Kulesi’ni işaret etmemize gerek var mı bilmiyoruz. Bu simgesel yapının seyir kısmına çıkmadan, İstanbul’a kuşbakışı bakılmadan yapılan bir Beyoğlu gezisi yarım kalmış demektir. Hatta gezinizi buradan başlatıp Galip Dede Caddesi’ni takip ederek Galata Mevlevihanesi ve oradan da İstiklal Caddesi’ne geçebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk zamanlar Tarihi Yarımada’nın karşısında gelişen Beyoğlu’nun Bizans dönemindeki adı, karşı yaka, öte anlamına gelen Pera idi. Şimdilerde Pera’nın adı özellikle iki mekânda yaşıyor ve bu mekânlar Beyoğlu gezisinin içinde yer alması gereken adresler. Bir tanesi ünlü Şark Ekspresi yolcularını ağırlamak için 1895’te açılan Pera Palas. Bu otel Kraliçe II. Elizabeth’ten Alfred Hitchcock’a kimleri ağırlamamış ki. En değerli misafirlerinden Atatürk’ün ve Agatha Christie’nin müze olarak düzenlenen odaları ziyarete açık durumda. Pera isimli ikinci mekân da çeşitli sergilere ev sahipliği yaparak kültür-sanat hizmeti veren Pera Müzesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nun Haliç’e yakın kıyılarında tersanenin inşa edildiği Hasköy büyük bir korulukmuş ve burası Tersane Bahçesi olarak anılmaktaymış. Bu bahçe içine 17. yüzyıl başlarında bugün Aynalıkavak Kasrı olarak bildiğimiz ve o zaman Tersane Sarayı diye isimlendirilen yapı yapılmış. Venedik Muharebesi’nden sonra Venediklilerin III. Ahmet’e hediye ettiği değerli büyük aynalar da sarayın odalarında yerlerini almışlar. İsminde geçen “aynalı” ifadesi buradan geliyor. Osmanlı döneminden kalan bu tarihi mekânın değeri okumaktan ziyade görmekle anlaşılacaktır. Bir Beyoğlu gezisinde hem Aynalıkavak Kasrı hem de Haliç kıyıları ihmal edilmemelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Haliç kıyıları demişken listeye ekleyebileceğiniz bir adres de Sütlüce semtindeki Miniatürk olmalı. Burada Türkiye’nin dört bir yanındaki önemli yapı ve oluşumların minyatürleri görülebilir. İzmir Saat Kulesi’nden Aspendos’a Pamukkale’den Peri Bacaları’na onlarca maket… Toplamda 60.000 m2 olan alanın 15.000 m2’sinde bu maketler sergilenirken, diğer tarafta kafe ve restoran gibi dinlenme alanları, Türkiye-İstanbul Simülasyon Helikopter turu gibi aktivite alanları yer alıyor. Miniatürk her gün 9.00-19.00 saatleri arasında açık durumda.

  • YAZ SICAKLARINDA SERİNLEMENİZİ SAĞLAYACAK KUTUP MANZARALARI

    YAZ SICAKLARINDA SERİNLEMENİZİ SAĞLAYACAK KUTUP MANZARALARI

    Şu sıcak yaz günlerinde serinlemek için soğuk bir şeyler içmek, dondurma yemek, duş almak veya balıklama suya atlamak gibi seçenekleriniz olsa da aşağıdaki seçeneğe de sırt çevirmeyin deriz. Buzla, karla kaplı kutupların, bakanı üşüten manzaralarıyla içinizi serinletmeye ne dersiniz?  Bu arada kutuplar hakkında derlediğimiz özet bilgileri de okumayı ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Kutbu’na Arktika adı verilmiştir ve Eski Yunancada “ayı” anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güney Kutbu’nun adı ise anti-Arktika anlamına gelen Antarktika’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Kutbu karayla çevrili deniz iken Güney Kutbu denizle çevrili kara parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Başka bir ifadeyle Kuzey Kutbu donmuş bir okyanusken, Güney Kutbu başlı başına bir kıtadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güney Kutbu, dünya üstünde hiçbir devlete ait olmayan tek yerdir ve üstünde yerleşim bulunmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Kutbu’nda ise düşük de olsa bir yerleşim mevcuttur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güney Kutbu’nun sadece %1’i buzsuzdur ve Kuzey Kutbu’ndan çok daha soğuktur.

  • Barış Manço ile Az Gittik Uz Gittik Dere Tepe Düz Gittik

    Barış Manço ile Az Gittik Uz Gittik Dere Tepe Düz Gittik

    Gerçekte gitmediğimiz yerlerden gidip görmüşçesine haberdar olduysak biraz da onun sayesinde. Onun öğrendiklerini paylaşmayı, gördüklerini anlatmayı seven, hevesli, heyecanlı tutumu sayesinde. 1980’lerin ortalarında başlayan televizyon programı Dönence Dünya Turu’nda kendisine bazen Barış Çelebi demesi boşuna değildi. Bizi NASA’dan tutun da Afrika ormanlarına kadar nerelere götürmedi ki… Hem o günleri yâd edelim, hem onun kendine özgü hal hareketlerini gözümüzde canlandıralım diye programlarından minik alıntılar yaptık. Haydi, buyurun tekrar Barış Abi’yle dünya turuna…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atsız kovboy olur mu?” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Masanın üstünde kovboy çizmeleri, kemeri, hemen yanındaki ayaklı vestiyerde asılı bir şerif kıyafeti. Barış Abi “Arife tarif ne gerek! Teksas’a gidelim ama sessiz sakin taraflarından, Dallas’tan başlayalım dedik” diye yapıyor anonsu ve hemen ekliyor: “Dallas’ın ne kadar sakin olduğunu da J.R.’a sormalı o da ayrı konu!”

    Bize Dallas’ı henüz 1988’de karış karış gezdirirken, Las Colinas’taki Koşan Atlar heykelinin önünde durup anlattıkları o güne kadar kanıksadığımız bir bilgiyi 30 saniye içinde ters yüz ediveriyor:

    “Amerika deyince, Teksas deyince, hele hele kovboy deyince aklımıza hemen onların ayrılmaz parçası at geliyor ve sanıyoruz ki at Teksas’ın bir simgesi. Büyük yanılgı çünkü Amerika’da at yok! At ilk defa İspanyol denizcileri tarafından Avrupa’dan Amerika’ya getirilmiş.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Japonya’daki kardeş kent…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Hep birlikte Barış Manço ile Japonya’nın Sagae kentine gittiğimizde yerli halk onu bir ağızdan söylediği Kara Sevda şarkısıyla karşılıyor. O dönem ekran başındaki bizler için bu görüntü gayet doğal çünkü biliyoruz ki Barış Abi Japonya’da çok seviliyor. Sagae’nın Giresun’la kardeş kentler olduğunu ve nedenini öğrenebileceğimiz yegâne insan olarak da başlıyor anlatmaya:

    “Sagae kirazlarıyla ünlü. Kiraz batı dillerinde cherry diye bilinir ve Latince cerasus (kerasus diye okunuyor) kökünden gelir. Kerasusun yetiştiği yere de kerasun denmiş. İşte o kerasun neye benziyor neye benziyor, tabii ki Giresun’a. Kiraz, kerasun, Giresun ve Sagae.”

    Bu bilgiyi Sagae Cherry Land’deki Türk Evi’nde verirken devam ediyor: “Sagae yetkilileri kirazın kendilerine ilk kez Giresun’dan geldiğini tarihi gerçeklere dayanarak tespit etmişler ve Türkiye’den ilgililere bildirmişler ‘Biz kirazı sizinle, özellikle Giresunlularla tanıdık’ diye. Ve o günden sonra aramızda güçlü bir dostluk başlamış.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karış karış Hollywood sokakları…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    “Dünyada on tane Hollywood yok, Hollywood’da da on tane Hollywood Bulvarı yok. İşte o dünyaca ünlü anlı şanlı Hollywood Bulvarı burası. Bu bulvarın özelliği ne? Bakın sağlı sollu her iki kaldırımda kilometreler boyu birer metre aralıklarla yere yıldız çakılmış. O yıldızın üzerinde ünlü bir sinema oyuncusunun bir yapımcının ya da bir müzik sanatçısının ismi kazılı.”

    Hollywood’u karış karış gezen Barış Abi ekran başındaki bizleri de bu gezintiden mahrum bırakmak istemez, görüp duyduklarını illa ki ekran başındaki bizlerle de paylaşmak isterdi. Ama bazen yorgunluktan sitem ettiği de olurdu:

    “Hollywood Bulvarı’nda şu an benim önünde durduğum binanın kapı numarası 6925. Yeter! Yeter şiştim. Yani tamam sizi çok seviyorum ama duydum ki bir bu kadar daha varmış, burada duralım dedim. 6925 kapı numaralı binanın özelliği de şu: Orası dünyaca ünlü Çin Tiyatrosu, Chinese Theatre. Burada daha da önemli bir detay var, ünlü yıldızların ayak izleri, el izleri ve imzaları yere kazınmış durumda. Şimdi önce Çin Tiyatrosu’nu göreceğiz sonra teker teker el izlerine, imzalarına bakacağız.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkmen telpağıyla İpek Yolu’nda…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Gittiği yerlerin yerel dilini konuşmaya yerel kıyafetlerini giymeye önem veren Barış Abi bir keresinde de Türkmenistan’ın Merv kentinde başına geçirdiği telpakla çıkmıştı karşımıza: “Evet şimdi de sizlere tarihi İpek Yolu’nun öyküsünü anlatacağım. Biraz da o yılların havasına girmek için gördüğünüz gibi bu telpağı giydim. Sakın ha Kafkas kalpağına benziyor demeyin kan çıkar. Kafkas kalpağı başka Türkmen telpağı başka.”

    Gittiği yerleri göstermekle kalmayıp bir öğretmen edasıyla tane tane anlatmayı görev bilirdi, daha doğrusu bu onun yapmayı bizim de izlemeyi en çok sevdiğimiz bölümdü:

    “Merv kenti aslında tarihi İpek Yolu’nun konak noktalarından bir tanesi. Tıpkı Buhara, Semerkant gibi. Tüccarlar burada konaklarlar, mallarını değiştirirler, satarlar, kârlarını yaparlar ve kendi ülkelerine dönerlerdi. Çünkü zannedildiği gibi bir mal örneğin ipek, örneğin vernik, örneğin boya Çin’den yola çıktıktan sonra tek bir seferde Avrupa’ya ulaşmazdı. Yolda durak yerlerinde el değiştirir, tüccarlar kârlarını yapar ve bir mal bazen Çin’den yola çıkıp Avrupa’ya ulaşıncaya kadar değerinin beş-altı katına ulaşırdı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geldim, gördüm, yendim demek için Bremen…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Bazen de gündemle bağlantılı olarak yapardı gezilerini… Yine o gezilerden birinin nedenini bakın nasıl anlatıyor açılış anonsunda: “Sırada dere tepe Türkiye ve komşu kapısı Avrupa var. Bu hafta görüntülerimiz hem yurt içinden hem yurt dışından, sebebi gayet basit. Son haftalarda Avrupa trafiği biraz hızlandı da ondan. İşte sebep burada. Çarşamba günü dananın kuyruğu kopuyor. Çarşamba günü Galatasaray Monaco ile Köln’de karşılaşırken Avrupa’nın üç kentinde üç büyük maç daha var. Onlardan bir tanesi Bremen-Milan maçı. Olur da Bremen galip gelirse ve günün birinde Galatasaray Bremen’le eşleşirse hani ola ki diyelim. Bremen’e gidecek sporseverler orada yabancılık çekmesin diye düşündük. Çünkü top yuvarlaktır, maç 90 dakikadır ve iki tane kural vardır. Bu kurallar gereği programın yarısını Bremen’e ayırdık.”

    Ve programın yarısında Türk izleyicisine Bremen’i gitse yabancılık çekmeyecek kadar anlattıktan sonra diğer yarısına, yani Adana’ya geçiyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ben de Elmas Tepesi’ne tırmandım!” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    “Honolulu’nun dünyaca ünlü bir Elmas Tepesi var orayı duymuş olabilirsiniz. Bir tepe ki oraya bir çıkan pişman bir de çıkmayan. Üstelik Elmas Tepesi’ne çıkanlara bir de tişört veriyorlar, ‘Ben Elmas Tepesi’ne tırmandım’ diye. Ben de tabii ki tırmandım ve bu tişörtü aldım. Şimdi de sizi Elmas Tepesi’ne tırmanmaya çağırıyorum, hadi bakalım tabana kuvvet.”

    İzleyicileri olarak o tişörtten birer tane alamadık belki ama evet, Hawaii adalarının başkenti Honululu’daki Elmas Tepesi’ne, orijinal adıyla Diamond Head’e Barış Manço’yla birlikte biz de tırmandık. Hatta onun yorgunluktan söylenen sesi hala kulaklarımızda:

    “Evet neymiş… Tabanvay, vay ki ne vay. Türküsü bile var… Emmim atlı/ Dayım yayan / Dayan dizlerim dayan. Ve şu anda gördüğünüz gibi keçi yollarından çıkarak tepeye ulaşıyorum.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Masai kabilesine selam olsun…” title_font_size=”13″]
    dünya turu

    Kenya civarına gittiğimizde ise bizi bir sürpriz bekliyordu, en iyisi yine Barış Abi anlatsın: “Birazdan Klimanjaro eteklerinde bir safari yapacağız ve ünlü Masai kabilesine konuk olacağız. Biliyorsunuz Masaililerin değil filmleri bir tek kare fotoğraflarının çekilmesi bile mümkün değil. Sebebi gayet basit. Yıllar yılı film yapımcıları, reklamcılar, avcılar, turistler, safariye gelenler, ilgili ilgisiz herkes Masaililerin ananelerini, gelenek ve göreneklerine dönük yaşamlarını kendi ülkelerine gidince yanlış aksettirmişler. Ve bu gururlu insanlar da kapılarını yabancılara kapatmışlar. Ancak tatlı dilin açamayacağı kapı yok.”

    Barış Abi’nin insancıl ve doğal sunumu gittiği her yerde kendini gösterirdi ki burada da göstermiş, Masai kabilesi onu misafirperverlikle karşılamıştı. Yaptığı küçük çekim Kenya televizyonlarında yayınlanacağı için yerlilerin diliyle selam göndermeyi de ihmal etmemişti.