Kategori: Rota/Doğa

  • Üsküp Şehri Tanıdık Bir Yüz Gibi

    Üsküp Şehri Tanıdık Bir Yüz Gibi

    Üsküp, 1392 yılından 1913 yılına kadar Osmanlı toprağı olan hatta adını da bu dönemde alan bir şehir. Günümüzde ise Kuzey Makedonya’nın başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri. Yine de herhangi bir sokağında yürürken geçmişten kalan tanıdık izlere rastlamanız da fazlasıyla mümkün… Biz de eski ve yeni izlerle bu kez Üsküp’ün peşindeyiz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyük İskender Heykeli’ni çevreleyen devasa bir alan ve çevresinde kafeler, restoranlar, mağazalar… İşte burası Makedonya Meydanı. Şehir merkezindeki 18.500 metrekarelik bu geniş meydan, turistlerin alışveriş yapıp Vardar Nehri’ni seyrettikleri bir yer ve her türlü ulaşımın kesişme noktası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Makedonya Meydanı’nın hemen yanından akıp giden Vardar Nehri ve üstündeki Taş Köprü de Üsküp’ün simgeleri arasında. Osmanlı’dan yadigâr bu köprünün yapımına Sultan II. Murat zamanında başlanmış ve Fatih Sultan Mehmet döneminde bitirilmiş. Bu nedenle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü olarak da bilinmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sadece Vardar Nehri’ni değil şehrin büyük kısmını kuşbakışı seyretmek isteyenlerin adresi ise Üsküp Kalesi. Yüksek noktadaki konumuyla ilgi gören tarihi kale, Üsküp şehrinin arması ve bayrağında da yer almış fakat 1963 depremiyle büyük hasar gören yapıda daha sonra herhangi bir restorasyon çalışması yapılmamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Vardar Nehri’nin bir yakasında Makedonya Meydanı olduğunu söylemiştik. Köprünün üstünden geçerek diğer yakasına geçildiğinde ise Türk Çarşısı olarak da bilinen Eski Üsküp Çarşısı’na çıkılıyor. Bir fincan Türk kahvesi içmek, geleneksel ürünler satan küçük dükkânlardan alışveriş yapmak için burası en doğru adres.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Üsküp’teki Osmanlı izleri mimari yapılar üzerinden takip edilebilir. Kapan Han, Kurşunlu Han, Sulu Han, Sultan Murat Camii ya da Alaca İshak Bey Camii en başta sayabileceklerimiz. 15. yüzyılda Pena Nehri’ne yakın bir konumda barok Osmanlı tarzıyla inşa edilen Alaca İshak Bey Camii rengârenk görüntüsüyle görenleri hayran bırakıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rahibe Teresa’yı artık tüm dünya tanıyor. Peki, Arnavut kökenli rahibenin asıl adının Agnes Gonca Boyacı olduğunu biliyor muydunuz? 1979 yılının Nobel Barış Ödülü sahibi olan hayırsever rahibenin doğum yeri de Üsküp. 1910 yılında doğduğu o ev 2009 yılında müze olarak açılmış ve günümüzde de ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Neoklasik üslubuyla dikkat çeken Arkeoloji Müzesi binasının geçmişi yakın tarihe dayanıyor ve hizmete açılış tarihi de 2014. İçinde Antik ve Ortaçağ’dan eserlerin sergilendiği Arkeoloji Müzesi’nde Osmanlı dönemine ait eserler de bulunmakta. Müzede sergilenen İskender Lahdi ise orijinali İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan İskender Lahdi’nin bir replikası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Üsküp’te doya doya yiyebileceğiniz yemeklerin başında köfte geliyorsa tatlıların başında da trileçe geliyor. Trileçe, üç ve süt kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş İspanyolca bir kelime. Manda, inek ve keçi sütünden yapıldığı için bu adı almış. Ülkemizde de çok sevilen bu hafif ve leziz tatlıyı yerinde yemenin keyfi de tadı da bir başka olsa gerek.

  • Karadeniz’de Dünü Bugüne Bağlayan Müzeler

    Karadeniz’de Dünü Bugüne Bağlayan Müzeler

    Karadeniz Bölgesi’ndeki müzelere geldi sıra… Bilgilendiren, hayrete düşüren, yüzümüzü güldüren, bazen de hüzünlendiren o kadar çok müze var ki size önerebileceğimiz… Örneğin Artvin’in ilk ve tek müzesi “Dikyamaç Köyü Yaşam Tarzı Müzesi”ni daha önce duymuş muydunuz? Ya da maden ve madencilerimizle ünlü Zonguldak’taki Maden Müzesi’ni? Bakın yeşille mavinin harman olduğu bu güzel coğrafyada başka hangi müzeler var…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnşası 1238 yılına kadar giden, Geç Bizans kilise mimarisinin en güzel örneği olan Azize Sofya Kilisesi günümüzde Ayasofya Müzesi olarak ziyarete açık durumda. Duvarlarında, kubbesinde hatta pencerelerindeki tasvirlerle Trabzon’da görülmesi gereken bir yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Milli Mücadele tarihinde önemli bir yere sahip olan Samsun’da, Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile şehre gelişini anlatan farklı müzeler bulunuyor. 1968 yılında açılan ve Gazi’ye ait 114 eserin sergilendiği Atatürk Müzesi ise şehirde en çok ilgi gören müzelerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Boğazköy Müzesi, Hititlerin başkenti olan Hattuşaş’tan çıkarılan kalıntıların sergilenebilmesi amacıyla 1966 yılında Çorum’un Boğazköy ilçesinde kurulmuş. Hitit medeniyetine ait onlarca eserin görülebileceği müze antik döneme ilgi duyanlar için büyük önem arz ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Hababam Sınıfı’nın yaratıcısı, Cide doğumlu yazar Rıfat Ilgaz’ın doğduğu ev günümüzde müze olarak ziyarete açık durumda. Yazara ait eşyalar, el yazısıyla yazılmış notlar ve hayatından geriye kalan fotoğraf kareleri Rıfat Ilgaz Müzesi’nde görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Dört bin yıllık kale surlarının ardındaki yapı 14. yüzyıldan 1999 yılına kadar hapishane olarak kullanılmış ve bu tarihten sonra da içinde yaşanan hikâyelerle müze olarak hizmet vermeye başlamış. Artık gönüllü ziyaretçilerini bekleyen müze Sinop’ta denizin hemen kıyısında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    14. yüzyıl Amasya’sında psikolojik hastalıkları tedavi etmek için açılan şifahane binası, 20. yüzyılda, eski tıp bilgini Sabuncuoğlu Şerefeddin adına müze olarak yeniden düzenlenmiş. Dedesi ve babası da kendisi gibi tıpçı olan Sabuncuoğlu’nun sağlık alanına sunduğu katkılar bu müzede görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Giresun’da Gogora Mahallesi’nde yer alan Aziz Nikola Kilisesi günümüzde Giresun Müzesi olarak hizmet veriyor. Mekânsal olarak sanatsal bir değere sahip olan yapıda Eski Tunç Çağı, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan eserler sergileniyor.

  • Güzel Ülkemizin Keşfedilmeyi Bekleyen 9 Doğal Güzelliği

    Güzel Ülkemizin Keşfedilmeyi Bekleyen 9 Doğal Güzelliği

    Elbette listemizdeki yerler bazılarımız tarafından gidilmiş görülmüş, bazılarımız tarafından daha önce okunmuş biliniyor olacak. Ama birçoğumuz da bu yerlerden ilk defa listemizle haberdar olacak. Bekletmeden, memleketimizin keşfedilmeyi bekleyen 9 doğal güzelliğini sıralayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Adını 15. yüzyıl Rodos şövalyelerinden alan Muğla Fethiye’deki ada, tarihi dokusu, plajı, piknik alanları ve sakinliğiyle dikkat çekiyor. Üzerinde yerleşim de bulunan Şövalye Adası’na günümüzde daha çok yabancı turistler ilgi gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Erzurum’un Uzundere ilçesindeki Balıklı Köy, Tortum Gölü manzarasıyla saklı kalmış bir güzelliği barındırıyor. Köyde pansiyonda konaklamak ve kayıkla çıkılabilen göl gezisinde Tortum çevresindeki bütün doğal güzellikleri görmek mümkün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sadece Kemer’den ya da Adrasan’dan deniz yolu ile ulaşabileceğiniz Porto Ceneviz Koyu el değmemiş koylardan biri… Keşif için yaz aylarını tercih edebileceğiniz koyda gönlünüzce yüzüp güneşlenebilirsiniz de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Trabzon-Çaykara ilçesindeki Uzungöl’e gittiğinizde Haldizen Yaylası’na ulaşmak bir hayli kolay… Orman yolundan ulaşılabilen yayla üç mahalleden oluşuyor ve havasıyla, doğasıyla bütün Karadeniz yaylaları gibi canlandırıcı bir etkiye sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kastamonu-Pınarbaşı’na 5 km mesafedeki Horma Kanyonu unutulmaz bir doğa deneyimi vadediyor ama bir rehberle birlikte yol alınması yetkililer tarafından özellikle tavsiye ediliyor. Bu yürüyüşte 3 km’lik ahşap yol boyunca eşsiz manzaralar görüp sonunda Ilıca Şelalesi’ne ulaşıyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    120 m’den dökülen ve çevresi kestane, ıhlamur, kayın, gürgen, köknar ağaçlarıyla sarılmış Güzeldere Şelalesi Düzce-Gölyaka’daki Tabiat Parkı içinde bulunuyor ve merdiven sistemiyle gezilebiliyor. Doğa örtüsü, yürüyüş yolları, dinlenme yerleriyle oldukça davetkâr olan parkı da gezi listenize almanızı tavsiye ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Göller Bölgesi’nde yer alan ve Eğirdir Gölü’nün doğal bir uzantısı olan Kovada Gölü, çevresiyle birlikte muhteşem bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. 153 tür su kuşu bulunan gölün içinde bulunduğu milli park da kendinizi dinleyebileceğiniz eşsiz bir ortam sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Manisa’yı yukarıdan bir bakışla görebileceğiniz Spil Dağı’nı yaz ya da kış keşfe çıkabilirsiniz ve bu keşfi orman içinde bungalovlarda konaklayarak ya da kendi çadırınızı götürüp kamp kurarak yapabilirsiniz. Ağlayan Kaya, Sabuncubeli Geçidi, Tantal Kalesi kalıntıları gibi tarihi alanlar da barındıran bu dağ 1969’da milli park ilan edilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Halfeti mecazi değil gerçek anlamıyla bir “saklı kent”… Fırat’ın suları altında kalmış olan yapılarıyla ve yüzeydeki taş mimarisiyle bilinen bölge “cittaslow” yani sakin şehir unvanı da almış bulunuyor. Burası tarihi kalesi, köprüsü, kiliseleri, mistik havası ile Güneydoğu’nun mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri.

  • HAYVANLAR LİGİNDEKİ BÜYÜKLER

    HAYVANLAR LİGİNDEKİ BÜYÜKLER

    Karşı karşıya kalsak nutkumuzun tutulacağı canlıları fotoğraflardan gördüğümüzde, hayvanların insanlarda uyandırdığı şefkat duygularından olsa gerek dudaklarımızdan dökülenler sadece “seni sevimli şey” oluveriyor. İşte bu sayfanın konukları, karşımıza dikilse ne düşüneceğimizi kestiremediğimiz o büyük sevimliler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    30 metreyi bulabilen boyu, 250 tona erişebilen ağırlığı ile hayvanlar âleminde ondan daha büyüğü çıkmadı! Şu ilginç bilgileri verirsek sanıyoruz durum daha iyi anlaşılır: Belgesellere bile konu olan o bilgilere göre 800 dişi bulunan mavi balinanın dilinin üstünde yaklaşık 50 insan aynı anda kendine yer bulabilir! Ve bu dev canlının sadece kalbinin büyüklüğü bile küçük bir araba kadar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu devasa canlının ağırlığının 7 tonu bulabildiğini düşünürsek zıplayamadığına da şaşırmamamız gerek. Kulakları, hortumu, dişleri ve hatta derisi ile olağanüstü görüntü veren fillerin kalp ağırlığı ortalama 20 kilogramken, beyin ağırlıkları 5 kilograma karşılık geliyor. Bu büyük cüsselerinin onlara sağladığı avantajlardan biri ise birkaç güne kadar uyanık kalabilmeleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Narin yapısına karşılık ortalama 5 metreyi bulan uzun boyu ile büyük hayvanlar sınıfına alabileceğimiz zürafanın, yeni doğan yavrusu bile yetişkin bir insandan daha uzun. Sadece dili 45 cm. uzunluğunda olan zürafanın beslenmesi bu sayede daha da kolaylaşıyormuş. Bu uzun boylu sevimli canlılar ayakta yemek yiyor, ayakta uyuyor ve çocuklarını ayakta iken dünyaya getiriyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ayılar, boylarından ziyade iri cüsseleri ve kendinden emin o ağır hareketleriyle büyük hayvanlar sıralamamıza dahil oluyorlar. Farklı boyutlarda farklı türleri olmakla birlikte kutup ayıları ve Alaska boz ayıları söz konusu ise bizi zaten her koşulda büyük hayvanlar sınıfından selamlayacaklardır. Arka ayakları üzerine kalkmış bir boz ayının boyunun 3 metreyi, omuz genişliğinin 1.5 metreyi bulabildiğini söylemeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ağırlıkları 1 ile 4.5 ton arasında değişen, kafa ağırlıkları 450 kg’ı bulabilen, 4.5 metre uzunluğunda bir vücuda sahip olan, köpek dişlerinin uzunluğu 50 cm’yi geçen su aygırları elbette büyük hayvanlar listemize girmeliydi. Peki siz su altında 7 dakika nefes almadan kalabilen ve yavrusunu bile suda doğuran su aygırlarının aslında yüzemediğini, sadece su içindeki kum üstünde vakit geçirdiğini biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sürüngenler dünyasının en büyük hayvanı timsahlar. Fakat söz konusu olan Nil timsahı ise o zaman bütün hayvanların dahil olduğu bir kıyaslamada da büyük hayvanlar sınıfına girebilirler. Uzunluğu 6 metreyi bulabilen bu canlıların ağırlıkları erkeklerde 900 kg’a kadar ulaşabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Küçücük kafasına, incecik boyun ve bacaklarına bakıp da “büyük hayvan mı?” demeyin. Deve kuşları, yeryüzündeki en, en büyük kuş türüdür. Ağırlıkları 60 ile 150 kg. arasında değişen, boyları 3 metreyi bulabilen deve kuşu neden başını kuma gömer bilir misiniz? Cevabı ise deve kuşlarının başlarını aslında hiçbir zaman toprağa gömmediğidir. Ya kum içindeki yumurtalarıyla ilgilenirler ya tehlike sezdiklerinde ortalığı kolaçan etmek için kafalarını yere yaklaştırırlar…

  • 10 Madde İle Adrenalin Sporlarının Favori Adresi Babadağ

    10 Madde İle Adrenalin Sporlarının Favori Adresi Babadağ

    Babadağ’ın tepesinden bakıldığında, Ölüdeniz’in tüm dünyadan turist çeken güzel plajları, yeşilin ve mavinin büyülü birlikteliği ve Rodos Adası’na dek Akdeniz manzarası ayaklarınızın altına serilir. Babadağ ve çevresi adrenalin sporları için oluşturulmuş birçok rotaya ev sahipliği yapar, bu sebeple macera meraklılarının Türkiye’de en çok tercih ettiği adreslerden biridir. Eğlence, tatil, macera ve sporu bir arada sunan Babadağ’ı yakından tanımak isterseniz sizi listemize alalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toroslar’ın En Batı Noktası” title_font_size=”13″]
    spor, yamaç paraşütü

    Antik dönemde ismi Kragos Dağı olan Babadağ, dünyanın en eski sıradağları arasında bulunan Toroslar’ın Batı uzantısıdır. Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı olan Babadağ’ın denizin ve doğanın güzelliklerini bir arada tatmanıza olanak veren konumu bu kadar popüler olmasında büyük önem taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kalkerden Zirvelere Tırmanın ” title_font_size=”13″]
    spor, yamaç paraşütü

    Babadağ’ın ilginç özelliklerinden biri iki tane zirvesi olmasıdır. 2000 metre yükseklikteki Karatepe zirvesi dağın en yüksek noktasıdır. Kalker taşından iki zirvenin arasında yeşilliği ile göz kamaştıran bir sel vadisi bulunur. Bu zirveler, dağcılık meraklıları için çekici bir noktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşlı Ormanları Keşfedin” title_font_size=”13″]
    orman, doğa

    Babadağ, birçok adrenalin sporu için uygun bir merkez olmasıyla tanınsa da bitki örtüsü açısından da çok zengindir. Yamaçları Kızılçam ormanlarıyla örtülüdür ve dağın üzerinde çok eski çağlardan beri yaşadığı düşünülen selvi ormanları bulunur. Bu zenginlikler, dağın bir yürüyüş rotası olarak da popülerleşmesine sebep olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Likya Yolu’nu Yürüyen Şanslı Kişilerden Olun” title_font_size=”13″]
    spor, doğa yürüyüşü, likya yolu

    Bir zamanlar Antik Likya’nın sınırları içinde bulunan site devletlerini birbirine bağlayan patikaların oluşturduğu Fethiye – Antalya arasındaki 500 kilometrelik Likya Yolu’nun rotası Babadağ’ın zirvesinden geçer. Her yıl birçok trekking tutkunu bu yolu sabırla yürür ve doğanın sunduğu güzelliklere şahit olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yamaç Paraşütü İçin En İyi Adres” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla

    Babadağ, dünya genelinde yamaç paraşütü için en iyi adreslerden biri olarak kabul görür. Dağ üzerinde atlayış yapılabilecek 3 zirve bulunur. Eğer tek başınıza atlayış yapabilecek bir profesyonel değilseniz eğitmen eşliğinde atlayarak bu adrenalin dolu macerayı deneyimleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dağın Tepesinden Plaja Dek Yeşillikler Üzerinde Bir Yolculuk” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla

    Babadağ’ı bu kadar özel bir yamaç paraşütü merkezi yapan etkenlerden biri atlayış sırasında şahit olduğunuz doğal güzelliklerdir. Uçuş boyunca Babadağ’ın dünyalar güzeli ormanlarını yukarıdan izleyebilir ve atlayışın sonunda Belcekız Plajı’na iniş yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Sörfünü Deneyin” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla, sörf

    Babadağ’da yamaç paraşütü deneyimi yaşadıktan sonra Çalış Plajı’na giderek burada rüzgâr sörfü yapabilir, eğer bu konuda deneyiminiz yoksa eğitmenlerden ders alabilirsiniz. Üstelik Çalış Plajı mart ayından ekim ayına kadar sörf için yeterli rüzgârı almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cip Safari Turlarıyla Fethiye’yi Keşfedin” title_font_size=”13″]
    babadağ, fethiye, denizli, muğla

    Babadağ ve çevresini farklı bir şekilde keşfetmek isterseniz cip safari turlarını tercih edebilirsiniz. Safari macerası için gözde tatil beldeleri Kayaköy, Kabak, Kelebekler Vadisi rotasını ya da Tlos, Yakapark, Saklıkent, Patara hattını seçebilirsiniz. Eğer tarih ile ilgiliyseniz Letoon, Pınara, Sidyma, Ksanthos antik kalıntılarını cip ile gezebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Su Sporunun Her Çeşidinin Tadını Çıkarın” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla, spor

    Dalaman Çayı üzerinde her mevsim açık olan rafting parkurunda maceraya doyabilir ya da Eşen Çayı üzerindeki 18 kilometrelik kano gezisine katılabilirsiniz. Patara’ya kadar uzanan gezi sırasında çamur banyosu dahi yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sualtı Zenginliklerine Şahit Olun” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla, spor, diving

    Babadağ semalarında macera ve adrenaline doyduktan sonra Fethiye’nin pırıl pırıl sularına dalarak su altı zenginliklerini keşfedebilirsiniz. Etkileyici atmosferiyle dalgıçları bölgeye çeken su altı mağara ve tünellerinde gezinebilir, MS 300’lü yıllardan kalma amforaları görebilirsiniz.

  • Eşsiz Mimarisiyle Büyüleyen 8 Minare

    Eşsiz Mimarisiyle Büyüleyen 8 Minare

    Coğrafyamızın toprakları birçok güzelliği üzerinde barındırdığı gibi hem maneviyatı hem de görüntüsü ile büyüleyen camilere de ev sahipliği yapıyor. İzlemeye doyamayacağınız, birbirinden etkileyici 8 minare…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şehzadebaşı Camii Minaresi ” title_font_size=”13″]
    minareler, türk mimarisi

    İstanbul’un Fatih ilçesinde yer alan Şehzadebaşı Camii, Mimar Sinan’ın muhteşem eserlerinden biridir, mimarlığın büyük ustası bu cami için “çıraklık eserim” demiştir. Caminin iki minaresinde bulunan kabartma örgü şekilleri türünün tek örneği olarak ziyaretçileri büyülemektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokullu Mehmet Paşa Camii Minaresi” title_font_size=”13″]
    osmanlı mimarisi

    İstanbul Büyükçekmece’de bulunan Sokullu Mehmet Camii 1567 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Bu caminin minaresi mimari açıdan büyük bir önem taşır, tüm minare yekpare bir taştan yapılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Timurtaş Paşa Camii Minaresi” title_font_size=”13″]
    osmanlı mimarisi

    Kütahya Küçük Bedesten’de bulunan Timurtaş Camisini ziyaret eden Evliya Çelebi, burasının sözlerle anlatılamayacak kadar güzel olduğunu yazmıştır. 1761 yılında camiyi tamir ettiren Silahdar Mehmed Paşa şu andaki minarenin yapılmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Semiz Ali Paşa Mescidi Minaresi” title_font_size=”13″]
    osmanlı mimarisi

    Eyüp’te bulunan Semiz Ali Paşa Mescidi’nin minaresi yapının solunda yer alır ki bu çok ender görülen bir mimari özelliktir. Kesme taştan yapılmış bu minarenin şerefesi fenerlidir ve bu da minarenin nadide özelliklerinden biri olarak büyük ilgi görmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İznik Yeşil Camii Minaresi” title_font_size=”13″]

    İznik’te bulunan Yeşil Camii, Osmanlı Mimarisi’nin ilk örneklerinden biri olarak kabul edilse de minaresinde Selçuklu dönemi izleri görülür. Minaresinde kullanılan zikzak şeklindeki turkuaz, yeşil ve mor çiniler camiye ismini vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Erzurum Çifte Minareli Medrese” title_font_size=”13″]

    Erzurum’da bulunan ve Selçuklular döneminden kalan Çifte Minerali Medrese, Hatuniye Medresesi olarak da bilinir. Şehrin sembolü haline geline medresenin çinilerle süslü minarelerine “Allah”, “Muhammed” ve ilk dört büyük halifenin isimleri de işlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yivli Minare” title_font_size=”13″]
    osmanlı mimarisi

    Antalya’nın sembolü haline gelen Yivli Minare 13.yüzyıldan kalma, Selçuklu dönemine ait bir yapıdır. Minarenin bir kısmı tuğla ve firuze renginde çinilerden oluşur. 38 metre yüksekliğindeki minare adını üzerindeki yivlerden alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sivas Divriği Ulu Camii Minaresi” title_font_size=”13″]
    osmanlı mimarisi

    Sivas’ın Divriği ilçesinde bulunan tarihi cami UNESCO Dünya Mirası’na dâhil edilen bir kültürel zenginliğimizdir. Caminin özelliği farklı mimari üslupların bir arada kullanılmasıdır ve bu yaklaşım minare süslemelerinde de görülür. Minare ve özellikle mihrapta barok karakterli süslemeler göze çarpar.

  • YOZGAT: ANADOLU’NUN EN ESKİ YERLEŞİMLERİNDEN BİRİ

    Siz, Ankara’ya 217 km. mesafede bulunan ve Türkiye’nin orta noktasında kalan Yozgat’ın, ülkenin başkentini Anadolu’ya taşımayı düşündüğü sıralarda Atatürk’ün aklından geçen şehirler arasında yer aldığını biliyor muydunuz? Hatta Yozgat için ilklerin şehri dersek abartmış olmayız. Çünkü bu kent, ilk milli parkın yer aldığı, ilk özel gazetenin çıkarılıp, ilk posta pulunun da basıldığı yer…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Komşu il sayısı da sınırları içindeki ilçe sayısı da bol olan bir şehir Yozgat. Kısa ya da uzun sınırı olan komşuları Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale. Merkez ilçesiyle birlikte 14 tane ilçesi bulunmakta. Şehirdeki yerleşim tarihi için ise Anadolu’daki en eski yerleşimlerden biri diyebiliriz, öyle ki yapılan kazı çalışmalarında MÖ 3000’li yıllara tarihlenen eserler bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin Sarıkaya ilçesinde yer alan, Kral Kızı Hamamı adıyla da bilinen Sarıkaya Roma Hamamı’nın büyük bir kısmı yıkılmış olsa da 10 gözlü, 2 katlı, kemerli duvarı; antik dönemden günümüze ulaşan özel yapılardan biri olarak ayakta. Duvarın kuzey ve güney uçlarında 30 metre kadar uzunluğunda dairesel havuz bölümleri bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çapanoğlu Camii, mimari detaylarıyla şehirde mutlaka görülmesi gereken eserler arasındadır. İki ayrı tarihte inşa edildiği için ilk inşa edilen bölüme, içeri cami, sonradan inşa edilen bölüme ise dışarı cami deniyor. İçeri cami, 1779’da Bozok sancağı valisi Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından, dışarı cami ise 1793-94’te Mustafa Bey’in kardeşi Süleyman Bey tarafından yaptırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1958 yılında milli park ilan edilen Yozgat’ın Merkez ilçesindeki Çamlık Milli Parkı, Türkiye’nin ilk milli parkıdır. 264 hektarlık alanına sahip parkta 30 kadarı endemik olmak üzere 212 bitki türü yer almaktadır. Ayrıca yaşı 500 yılı bulabilen karaçam ağaçları da sadece Çamlık Milli Parkı’nda görülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Merkez ilçesindeki diğer önemli bir mekân da 1871 yılında inşa edilen Nizamoğlu Konağı’nın, 1985 yılında müzeye dönüştürülmesi ile ziyarete açılan Yozgat Müzesi’dir. Müzenin bir katında 2802 adet etnografik eser, bir katında 1648 adet arkeolojik eser ve bir katında 19. yüzyıl resim sanatından eserler sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu mutfağından önemli izler taşıyan Yozgat mutfağında yarma buğday, bulgur, erişte ile yapılan yemeklere bolca rastlanır. Mantısı, mayalı veya mayasız çöreği, bazlaması ile de bölgeden seslenen bir mutfaktır. Özgün yemeklerinin başında ise arabaşı adı verilen, çorbası ayrı hamuru ayrı hazırlanan yemek akıllara gelmelidir. Arabaşı yemeğinin usulü, baklava dilimleri şeklinde kesilen hamurun çorba ile birlikte yenmesi şeklindedir.

  • DOĞU ANADOLU’NUN GÜZEL ŞEHRİ: BİNGÖL

    Delilo, Çaçan, Çatal Ağaç, Göven, Kartal veya Horani gibi halayları, oyunlarıyla ünlü Bingöl… Doğu Anadolu Bölgemizin göbeğine kurulmuş, tarihçesi Asurlulara kadar uzanan, merkezinin denizden yüksekliği 1159 metre olan, güzeller güzeli şehrin öne çıkan özelliklerini sayfamızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Muş, Erzincan, Erzurum, Elazığ, Tunceli ve Diyarbakır illeri Bingöl’ün komşularıdır. Şehrin Adaklı, Kiğı, Yayladere, Genç, Karlıova, Solhan, Yedisu ve Merkez ilçeleri bulunmaktadır. Nasıl bir coğrafyası olduğunu soracak olursanız dağları kadar gölleri, yaylaları, ovaları, akarsuları da bol olan, doğasıyla adından söz ettiren bir şehir olduğunu söyleyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Göynük Çayı, Peri Çayı, Murat Nehri şehrin topraklarını serinleten akarsularken, Gölbahri, Karlı Göl, Zırlır Gölü, Sar Gölü, İçme Gölü ve daha nicesi Bingöl’ün genel manzarasını şenlendirir. Solhan ilçesine bağlı Hazarşah köyü Aksakal Göl Mezrası’nda yer alan ve ağır ağır hareket eden Yüzen Adalar ise bambaşka bir doğa ürünüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1992-2000 yılları arasında inşa edilen Özlüce Barajı, Erzurum’dan doğan, Fırat Nehri’nin en önemli kollarından olup Keban Barajı’na dökülen Peri Çayı üstüne kurulmuştur. Yayladere ilçesindeki baraj çevresinde alabalık tesisleri de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde orman yaygınlığı açısından 33. sırada yer alan Bingöl’ün baharı ayrı kışı ayrı güzeldir. 100 metre yüksekten akan Çır Şelalesi, dağcıların gözdesi Sülbüs Dağı, yaz mevsiminde besicileri ağırlayan Şerafettin Yaylası, 80 km2 genişliğindeki Bingöl Ovası şehirde bilhassa sıcak aylarda görülebilecek yerlerden sadece birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yazları sıcak geçen Bingöl’ün kışları da hatırı sayılır derecede soğuk geçmektedir. Kış aylarına keyif getirecek aktivite alanlarının başında ise Hesarek Kayak Merkezi ile Yolçatı Kurucadağ Kayak Merkezi gelmektedir. Buban Bacaları, Kös Kaplıcaları, Kiğı Kalesi, Zağ Mağarası gibi bazı adresler de var ki yaz-kış ziyaret etmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bingöl mutfağı çevre şehirlerin yemek kültürleriyle etkileşimde olduğu gibi birbirinden özgün yemeklerin de sahibidir. Tutmaç çorbası, yufkayla yapılan sorina pel, yoğurtlu pilav da denilen mastuva ve kuru dolma şehirde rahatlıkla bulabileceğiniz yemekler iken kabak tatlısı, kadayıf ve baklava yerli halk tarafından da en sevilen tatlılardır. Tandır fırınlarında pişen ve tandır olarak bilinen ekmek ise Bingöl’de hâlâ yaşatılan, sofralardan eksik olmayan geleneklerden biridir.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: BAKIRKÖY

    Bizans döneminde kralların taç giyme törenlerine sahne olan Bakırköy; Osmanlı döneminde ise ordunun savaşa çıkmadan önce limanda toplanmasına tanıklık etmiştir. İsmi Hebdomon, Jeptimun, Makrohori, Makriköy derken, Cumhuriyet’le beraber Bakırköy’e dönüşmüş. Nostaljik hikâyesinde, bahçelerinde begonviller açan cumbalı ahşap evler, yaz aylarında yaşanan deniz sefaları, kış olunca uskumruların, palamutların kıyıya vurması, çoluk çocuk yaşanan balık tutma keyfi gibi sayfiye yerine has detaylar yer alır. Günümüzde Bakırköy’de nereleri gezip görebilirim diyenler için ise hemen listemize geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un muteber semtlerinden Bakırköy’de merkezi bir lokasyon olan ve Atatürk Anıtı ile ünlü Cumhuriyet Meydanı için pek çok adresin kesişim noktası diyebiliriz. Örneğin buradan, köklü bir mahalle olarak bilinen Zuhuratbaba’ya geçmek oldukça kolay. Zuhuratbaba demişken de adını aldığı Zuhuratbaba Türbesi’nden bahsetmeden olmaz. Büyük bir park içinde yer alan türbe, kutsallık atfedilen niteliğinden dolayı yaz-kış ziyaretçi ağırlayan bir mekân.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün en ünlü caddelerinden olan ve sahile dikine uzanan Ebuzziya Caddesi oldukça işlek bir lokasyon. Vitrinlere bakmak, alışveriş yapmak için ideal bir adres. Tabii bu cadde asıl 1800’lerden kalan Dzınunt Surp Asdvadzadzni Ermeni Kilisesi’nin mimarisiyle dikkat çeken çan kulesini görmek için tercih edilmeli… Hemen karşısında daha sade görünümlü bir Rum kilisesi, onun arka sokağında Çarşı Camii, onun arkasındaki sokakta ise bir İtalyan kilisesi olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün denizle haşır neşir mahallelerinden olan Florya deyince akıllara Atatürk’ün bu bölgeyi ziyareti ve denizde çekilen fotoğrafları gelir. Şimdilerde geniş bahçeli, havuzlu villa ve sitelerin konumlandığı yerde sahil boyunca yürüyüşler yapabilir, sahil parkında uzun saatler kafanızı dinleyebilirsiniz. Buraya geldiğinizde sahil kıyısında bulunan ve günümüzde müze olarak hizmet veren Atatürk Deniz Köşkü’nü de ziyaret etmeyi ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün en büyük mahallesi olan Yeşilköy’ün adını, burada yaşamış olan edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil’in teklif ettiği ve bu şekilde isimlendirildiği rivayet edilir. Yeşilköy’de görülmesi gereken yerlerin başında ise 3 bin metrekaresi kapalı, 12 bin metrekaresi açık olmak üzere yaklaşık 15 bin metrekarelik bir alana kurulmuş olan İstanbul Havacılık Müzesi gelir. Uçaklardan çeşitli araç gereçlere Türk Hava Kuvvetleri’nin kullandığı pek çok özel parça bu önemli müzede görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün özel adreslerinden biri de Veliefendi Hipodromu’dur. Bu arazi III. Mustafa tarafından, daha önce sürgün ettiği Şeyhülislam Veliyüddin Efendi’ye özür yerine geçmesi umularak hediye edilmiş. Veliyüddin Efendi de burada bakımlar yaptırarak araziyi vakfetmiş. Uzun yıllar Veliefendi Çayırı olarak bilinen alanda günümüzde at yarışları düzenleniyor. Yeri gelmişken, Hipodrom’un kuzeyinde İstanbul’un en büyük eski su depolarından olan Fildamı Sarnıcı’nın bulunduğu bilgisini de söylemeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’den gelip geçen o kadar çok ünlü isim var ki, Toto Karaca, Münir Özkul, Cem Karaca, Tarık Akan burada doğmuş mesela… Cenap Şahabettin, Ahmet Rasim, Ziya Uşaklıgil burada yaşamış… Ne var ki semtin yaşam alanları kadar mezarlığı da etkileyici. Bakırköy Mezarlığı semte gelen yerli turistlerin özellikle ziyaret ettiği mekânlar arasında. Mezar taşları edebi cümlelerle bezeli bu alanda, “Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş / Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma” dizelerini yazan Cenap Şahabettin’in mezarı da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’e gitmenin en güzel yollarından biri deniz otobüsünü kullanmaktır. Araçtan indiğinizde sahil caddesine onlarca teknenin dinlendiği Ataköy Marina’nın içinden geçerek ulaşırsınız. Bu tercih gezinizden daha fazla keyif almanızı sağlayacak güzel bir başlangıç olabilir. Marinanın parkı, spor, yeme-içme, konaklama hizmetleri alabileceğiniz geniş bir bölgeye sahip, belki bir süre burada vakit geçirmeyi de düşünebilirsiniz.

  • KARADENİZ BÖLGESİ’NDEN TARİHİ KALELER

    Ülkemizde yeşil ve mavinin buluştuğu çok sayıda yer vardır, Karadeniz Bölgesi ise yeşilin bütün tonlarını en dalgalı maviyle buluşturan nefis bir coğrafyadır. Bu coğrafyaya doğanın bir parçası gibi tutunmuş, oysa insan elinin ürünü olan, öyle kaleler var ki hepsi birer tarihi eser…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dış surları ancak 18. yüzyıla kadar dayanabilmişse de iç surları günümüze kadar ulaşmayı başaran Kastamonu Kalesi, şehirden 120 metre yüksekte bulunan bir Orta Çağ eseridir. Kastamonu’nun merkezinde bulunan bu yapıya yürüyerek çıkılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezinde denizle burun buruna bir yapıdır Sinop Kalesi. Kalınlığı 3-8 metre arasında değişen, yüksekliği 30 metreyi bulan ve toplamda 2973 metre boyunca uzanan surları, büyük ölçüde korunarak günümüze ulaşmıştır. Kalenin, MÖ 7. ve 8. yüzyıllarda yapıldığı bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sinop’un güney ilçelerinde olan Boyabat’ta MÖ 7. yüzyılda inşa edilmiş kale günümüze kadar ulaşmayı başaran görkemli yapılardan biridir. 135 metre yüksekliğindeki sarp bir kayanın üstüne yapılan Boyabat Kalesi, konumu ve mimarisiyle görenleri hayran bırakmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    14. ve 15 yüzyılda inşa edilmiş, Rize Çamlıhemşin’de yer alan Zilkale’nin mimari yapısı, kendisini çevreleyen doğa ile bütünleşerek eşsiz güzellikte bir görüntü oluşturur. Fırtına Vadisi üstündeki kale, dış surlar, orta surlar ve gözetleme kulesi olan iç kaleden meydana gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çoruh Nehri’nin kıyısında konumlanan, 70 metre yükseklikteki bir kaya üzerine inşa edilmiş Artvin Kalesi, 10. yüzyılla tarihlenmektedir. Eski adı Livana olan kalenin içinde şapel ve sarnıç kalıntıları bulunmaktadır. Şehrin merkezindeki kale günümüzde askeri bölge içindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ordu şehrinin merkezinde, Bayadı Köyü sınırları içindeki Kurul Kalesi, 2300 yıllık bir yapıdır. 2010 yılında arkeolojik kazıların başlatıldığı kaleden bugüne kadar çok sayıda tarihi eser çıkarılmıştır, onlardan en önemlisi ise 110 cm boyunda 200 kg ağırlığındaki Ana Tanrıça Kibele Heykeli’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kayalık bir zemin üzerine inşa edilmiş, karayla bağlantısı olmayan, fakat hemen karanın yakınında yer alan Kız Kalesi, Rize’nin Pazar ilçesinde yer almaktadır. İnşa tarihi net olarak bilinmemekle birlikte 13. ve 14. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.