Kategori: Rota/Doğa

  • Tüm Karakteristik Yönleriyle Anadolu’daki 8 Selçuklu Yapısı

    Tüm Karakteristik Yönleriyle Anadolu’daki 8 Selçuklu Yapısı

    1077-1308 yılları arasında hüküm süren Anadolu Selçukluları ülkemizin dört bir köşesine özgün eserler yaptırdılar. Camiler, hanlar, kervansaraylar, köprüler, çeşmeler, medreseler… Döneme ait birkaç tane yapının taş ya da ahşap işçiliğini, süsleme ve bezemelerini dikkatlice incelediğinizde Anadolu Selçukluları’na ait eserleri artık her yerde tanımanız mümkün olacaktır. İsterseniz bu çalışmaya listemizde yer verdiğimiz 8 Anadolu Selçuklu yapısından başlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sivas gök medrese

    Selçuklu büyük veziri Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılan eserin özellikle kapısı Anadolu Selçuklu mimarisindeki en gösterişli örneklerdendir. Kapı üzerindeki süslemelerde 12 tür hayvan başı, yıldız, ve hayat ağacı motifleri bulunur. Kapı üstündeki kitabede ise şöyle yazar: “Ulu sultan, yüce şahlar şahı, dünya ve dinin yardımcısı Kılıç Arslan oğlu Keyhüsrev’in devleti zamanında yapılmıştır. Allah devletini daim eylesin.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    anadolu selçuklu yapıları

    Selçuklu’dan günümüze ulaşan en eski ahşap direkli cami olan Afyon’daki Ulu Cami 13. yüzyılda Sahip Ata’nın oğlu Afyon Sancak Beyi Nasuriddin Hasan tarafından yaptırılmış. Tavanı 40 ahşap direk üzerinde yükselen yapı 40 Direkli Ahşap Cami olarak da biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    aksaray sultan han

    Anadolu Selçuklu sultanları için yapılan kervansaraylar Sultan Han ya da Han ismiyle adlandırılırdı. Sultan 1. Alâeddin Keykubat tarafından kervanların emniyetli bir şekilde konaklamasını sağlaması için 13. yüzyılda yaptırılan Han da, 116 metre boyu ve kapladığı 4800 m2’lik alanla Selçuklu kervansaraylarının en büyüğüdür. Öyle ki Moğol saldırıları sırasında kale olarak da kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sivas buruciye medresesi

    Pozitif ilimlerin okutulduğu bina olarak kullanılan ve 1271’de yaptırılan medrese 1960’lı yıllarda müze haline getirilmiştir. Dantel gibi işlenmiş taçkapısı Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    kayseri gevher nesibe şifahanesi

    Selçuklu Hükümdarlarından II. Kılıçaslan’ın verem hastalığı nedeniyle hayatını kaybeden kızı Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine 1204-1206 yıllarında inşa edilmiştir. Yapı, dünyada tıp eğitimi ve sağlık hizmetini birlikte veren ilk merkez olması bakımından da önem taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    konya karatay medresesi

    Karatay Medresesi 1251 yılında hadis ve tefsir okutulmak üzere inşa edilmiştir. Sille taşının kullanıldığı yapının iç kısmı mozaik ve plaka çinilerle kaplıdır ve 1955 yılında Çini Eserler Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bitlis emir bayındır mezarı

    Önemli şahsiyetlerden Emir Bayındır Bey’in ölümü üzerine eşi Şah Selime Hatun tarafından yaptırılan anıt mezar, mimarisi, taş işçiliği, yüzeyindeki bitkisel ve geometrik süslemelerle döneminin en güzel örneklerinden biridir. Hatta sanat tarihçileri bu kümbet için dünyada iki tane örnekten biri olduğunu ifade etmiştir. Benzer diğer yapı ise Azerbaycan’ın Gence kentindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    anadolu selçuklu yapıları

    Kapalı avlu medreseler grubuna giren medresenin genelinde mermer, kesme taş, moloz taş, sırlı tuğla kullanılmıştır ve en önemli mimari özelliklerinden biri yoğun biçimde kullanılan mozaik çinilerdir. Yapı 1278 yılında bir külliyenin parçası olarak inşa edilmiştir, bugün ise cami olarak kullanılmaktadır.

  • YÜZ ÖLÇÜMÜ AÇISINDAN KÜÇÜK ÜLKELER

    Dünya haritasına bakınca yüz ölçümü büyük ülkeler hemen dikkat çeker. Orta büyüklükteki ülkeler için haritaya biraz daha yaklaşmak gerekirken yüz ölçümü küçük ülkeler için neredeyse büyüteç gerekir. Dünya yüzeyinde oldukça az yer kaplayan bu ülkelerden bazılarını aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir prenslik olan Monako, Avrupa’nın ikinci en küçük ülkesidir, ilk sırada ise Vatikan yer alır. Aynı zamanda tek bir şehir ve ona bağlı bölgelerden oluşan bir şehir devletidir. Komşusu Fransa olan bu mikrodevlet Akdeniz ile de kıyıdır. En çok bilinen ve turist çeken semti ise Monte Carlo’dur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    San Marino, Alpler’in kollarından biri olan Apenin Dağları’nda sadece 62 km2’lik yer kaplayan bir ülkedir. İtalya Yarımadası’nın kuzeyinde kalan ve tek komşusu İtalya olan bu ülkeye sadece kara yolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Avrupa’nın en eski ülkesi olarak kabul edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Nauru Büyük Okyanus’ta, Marshall Adaları’nın güneyinde, Avustralya’nın ise kuzeydoğusunda yer almaktadır. 21 km2’lik yüz ölçümü ile dünyanın en küçük ada ülkesidir. Tropikal iklimin egemen olduğu bu küçük ülke sahip olduğu fosfat yatakları ile ünlüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Büyük Okyanus’ta üç büyük ada kümesi bulunur: Melanezya, Mikronezya ve Polinezya. Yukarıda söz ettiğimiz Nauru Mikronezya ülkesi iken 26 km2’lik yüz ölçümüne sahip Tuvalu, Polinezya kümesi içinde yer alır. Deniz seviyesinden sadece 5 metre yüksekte olup küresel ısınma yüzünden sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Beyaz kumsallarıyla ünlü Maldivler irili ufaklı yüzlerce mercan adasından oluşur ve yüz ölçümü yaklaşık 300 km2’dir. Adaların 300 kadarında yerleşim bulunmaktadır. Bunların üçte ikisinde Maldivliler yaşarken üçte biri otel ada olarak ülke turizmine hizmet eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Atlas Okyanusu’nun batısında, Venezuela’nın kuzeyinde, Karayipler bölgesinde yer alan St. Kitts ve Nevis ülkesi iki adadan meydana gelmektedir. St. Kitts 168 km2, Nevis 93 km2 olmak üzere toplam yüz ölçümü 261 km2’dir. Başkenti ise St. Kitts adasındaki Basseterre şehridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hint Okyanusu’nda, Afrika’nın doğusunda yer alan ve bu kıtaya bağlı olan Seyşeller, yaklaşık 460 km2 yüz ölçümüne sahip, irili ufaklı 115 adacıktan oluşan bir ülkedir. Başkenti Victoria’nın da bulunduğu Mahe en büyük adasıdır ve ülke nüfusunun büyük bir kısmı burada yaşamaktadır.

  • EGE BÖLGESİ’NDEN ZAMANA MEYDAN OKUYAN KALELER

    Kimi sosyal yaşamın göbeğinde kimi atıl durumda… Hangi durumda olurlarsa olsunlar… Asırlar geçmiş, devirler açılıp kapanmış ama bu kaleler ayakta kalmayı başarmışlar. Tıpkı inşa edildikleri dönemde olduğu gibi heybetleriyle göz kamaştırmayı, saygı uyandırmayı sürdürüyorlar. Tarihin güçlü bekçileri, günümüzün ise kültür abideleri olan kaleleri bölge bölge karşınıza getirmeye devam ediyoruz; şimdi sıra Ege Bölgemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Denizin kilidi” anlamına gelen Kilitbahir Kalesi, Çanakkale Boğazı’nın Avrupa Kıtası’ndaki kıyısına, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında, yani İstanbul kuşatması sırasında inşa ettirilmiş kaledir. Tepeden bakıldığında üç yapraklı yoncaya benzeyen kalenin bazı kısımları Kilitbahir Kale Müzesi adı altında ziyarete açıktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bozcaada’da denizle burun buruna bir kale… Ne zaman, kim tarafından inşa ettirildiği bilinmiyor ama Fenikelilerin, Cenevizlilerin, Venediklilerin kaleyi kullandıkları, tarihindeki en önemli onarımların ise Osmanlılar devrinde yapıldığı biliniyor. İçinde yer alan etnografik temalı müze ziyaret edilerek, kalenin mimari yapısı da çok daha yakından incelenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ne zaman inşa edildiği bilinmeyen Çandarlı Kalesi’nin bazı duvar taşları incelendiğinde farklı dönemlere ait olduğu görülmüş, hatta içlerinde MÖ 2. yüzyıla kadar gidenler bile bulunuyor. Bugünkü mimarisinin büyük bir bölümü ise 15. yüzyılda Osmanlı devlet adamı Çandarlı Halil Paşa tarafından yaptırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İzmir’de, dünyanın göz bebeği bölgelerinden biri olan Selçuk’ta, Ayasuluk Ören Yeri’nin tepesinde bir taç gibi yükselen bu tarihi kalenin iç duvarları, Selçuklu ve Osmanlı izleri taşımaktadır. Yapılan kazı çalışmalarıyla tarihe ışık tutması beklenen kalenin sınırları içinde bir cami, hamam ve sarnıçlar yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İzmir’in Seferihisar ilçesinde, Sığacık Limanı’na oldukça yakın bir konumda bulunan kalenin, Selçuklular tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Sığacık Kalesi, içinde yaşam bulunan ve kapısından girildiğinde rengârenk bir dünyayla karşılaşacağınız nadir kalelerden biridir. Hatta kale içi, daracık sokaklarında beyaz boyalı kutu gibi ev ve kafelerin sıralandığı en popüler turistik bölgelerimizdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ege Bölgesi’nin en ünlü kalelerinden olan Bodrum Kalesi, St. Jean Şövalyeleri tarafından Osmanlılardan korunmak için 1402 yılında inşa edilmiş, 1523 yılında ise Osmanlıların egemenliği altına girmiştir. Kale; Fransız Kulesi, İtalyan Kulesi, Alman Kulesi ve İngiliz Kulesi gibi farklı ülke isimleri taşıyan öğeleriyle de dikkat çeken bir yapıdır. 1960 yılından beri ise Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kalenin ilk temelleri MÖ 2000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Büyük İskender tarafından Marmaris’in fethedilmesinin ardından inşa edildiği de günümüze ulaşan bilgiler arasındadır. Görüntüsü kadar tarihi de ihtişamlı olan Marmaris Kalesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından da yeniden inşa ettirilmiştir. Kale, içindeki Marmaris Arkeoloji Müzesi ile ziyarete açık durumdadır.

  • SIRA DIŞI GÜZELLİKTEKİ DOĞA MANZARALARI

    Gitmesek de gelmesek de fotoğrafını gördüğümüz an şarj olduğumuz doğa manzaralarını sıklıkla paylaşmaya çalışıyoruz. Bu kez karşınıza getireceklerimiz biraz daha sıra dışı özelliklere sahip. Hatta bir tanesi, manzarasıyla ilgi görmeyi sürdürse de hikâyesiyle hüzünlendiriyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kutuplarda denizin ortasında dev bir buz dağı görmek başlı başına muhteşem bir olayken yeşil, mavi, kahverengi çizgilerle kaplı buz dağları görmek çok daha olağanüstü bir duruma denk geliyor. Aslında bu görüntülerin nedeni oldukça basit. Buzuldaki çatlakların arasına kabarcık oluşturmadan dolan ve kısa sürede donan deniz suyu mavi çizgileri, yosun ağırlıklı su yeşil çizgileri oluşturuyor. Buzul tabandaki toprağı aşındırdığında çatlaklara dolan toprak ise siyah, kahverengi gibi çizgilere neden oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orta Amerika ülkelerinden Belize’de koyu mavi rengi ve dairesel görüntüsüyle ilgi çeken Büyük Mavi Delik veya Mavi Çukur, 300 metre çapı 124 metre derinliği bulunan bir su obruğu. Belize Ulusal Anıtı ve UNESCO Dünya Mirası olan Mavi Delik aslında Buz Çağı’nda deniz seviyesi daha aşağılarda iken bir mağara imiş ve su seviyesi yükseldikçe sular altında kalmış, basınca dayanamadığı için mağaranın çatısı çökünce de ortaya böyle bir görüntü çıkmış. Şimdilik bilim dünyası tarafından kabul gören iddia bu şekilde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güney Amerika ülkelerinden Bolivya’daki Salar de Uyuni Gölü kapladığı 10.582 km2’lik alanla dünyanın en büyük tuz gölü. Deniz seviyesinden 3.653 metre yüksekte bulunan göl tam bir doğa harikası. Aynı zamanda tuz kristallerinden yansıyan güneş ışınları veya tamamen tuzdan oluşan ama buz tabakasını andıran uçsuz bucaksız yüzeyi sayesinde oldukça ilginç fotoğraflar veren bir oluşum. Salar de Uyuni’de 10 milyar ton tuz bulunduğu düşünülüyor ve yılda 25 bin tonu çıkarılarak dağıtımı yapılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Afrika kıtasının doğusunda bir ada ülkesi olan Mauritius Cumhuriyeti (Morityus şeklinde okunuyor), coğrafi olarak volkanik bir yapıya sahip. Chamarel köyünde yer alan ve Yedi Renkli Toprak adıyla bilinen ilginç tepeler de volkanik kayaların farklı tabakalarının soğumasıyla meydana gelmiş. Kırmızı, kahverengi, eflatun, yeşil, mavi, mor, sarı renkleriyle kaplı bu tepeler, dünyanın on yıllardır ilgi gösterdiği turistik bir bölge.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Namibya’da bulunan Ölü Vadi, orijinal adıyla Deadvlei, insanı hem şaşırtan hem de düşündüren bir bölge.  Hikâyesi, bir zamanların görkemli Tsauchab Nehri’nin suları sayesinde kilden bir zemin oluştuğu, bu sırada akasya ağaçlarının büyüyüp serpildiği, daha sonra gelen iklim değişikliği ile kuraklığın yaşandığı, ağaçların öldüğü, kil zeminin büyük oranda kum tepeleriyle dolduğu şeklinde… Yani Ölü Vadi, küresel ısınmanın etkilerinin çıplak gözle görülebileceği bir yer. Kuruyarak siyaha dönmüş ağaçları, 300-400 metrelik turuncu kum tepeleri ile ilgi görmeyi sürdüren, hatta film senaryolarına set olan tuhaf bir doğa alanı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en özel doğa manzaralarından birinin adresi de Türkiye’deki Kapadokya Bölgesi. Ülkemizin medarıiftiharı olan bölgenin oluşumu 60 milyon yıl önceye giden doğa olaylarına dayanıyor. Bölgedeki dağların püskürttüğü lav ve küllerle ortaya çıkan bu fantastik dünyada vadiler, peri bacaları başlı başına ilgi sebebiyken, yumuşak kayalara oyulmuş kiliseler, evler bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor. Kapadokya bölgesi birkaç ili kapsayan çok geniş bir alanı ifade ediyor fakat özellikle Nevşehir oluşumun yoğunlaştığı yer olarak bir adım öne geçiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Alabildiğine doğal ve alabildiğine canlı göller topluluğuna ev sahipliği yapan yer Hırvatistan. Bu bölge başkent Zagreb’e tam olarak iki saat mesafede. Yaklaşık 300 km2’lik Milli Park içindeki Plitvice Gölleri UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki yerini 1979 yılında almış. İçinde tam 16 adet göl barınıyor, siz yürüdükçe karşınıza bambaşka bir göl daha çıkıyor ve bu durum insanda sanki hiç bitmeyecek bir döngü hissi uyandırıyor. Hepsinin farklı boyutları, farklı birer doğası ve farklı isimleri bulunuyor. “Sığ” kelimesi ise Pilitvice’nin Türkçedeki karşılığı.

  • 8 Madde ile Kültürleri Bir araya Getiren Şehrimiz Hatay

    8 Madde ile Kültürleri Bir araya Getiren Şehrimiz Hatay

    Hatay deyince hepimizin aklına ilk önce “bir arada yaşama kültürü” düşer… Sınırlarından içeri girdiğiniz an tarihinde, doğasında, eserlerinde ve hatta yemeklerindeki çeşitliliği fark etmemeniz mümkün olmaz ve bu kadar farklı rengin oluşturduğu birliktelik sizi büyüler. Biz de Hatay’ın en büyüleyici yönlerini 8 maddede sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    hatay

    Hristiyanlığın ilk kilisesi olarak kabul edilen St. Pierre Kilisesi… İsa Peygamber’in havarilerinden olan Aziz Pierre’nin Antakya’ya gelip Hristiyanlığı anlattığı, cemaatin ilk kez Hristiyan adını aldığı yer… Mağara iken gotik tarzda eklemelerle kiliseye çevrilen, 1963’te Papa IV. Paul tarafından Hac yeri olarak ilan edilen bu yapı Hatay’da… Bu eski kilise gibi Türkiye sınırları içindeki en eski camii Habib-i Neccar Camii de aynı şehirde… Hatay’daki en doğal görüntülerden biri farklı inançların ibadet yerlerini yan yana görmektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    hatay

    Dünyanın en büyük arkeoloji müzesi Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen ve mitolojik efsanelerin tasvir edildiği, dönemlere ait inanç ve günlük yaşamın aktarıldığı eşsiz mozaikler tüm dünyada ün salmış durumdadır. Hâlâ yapılan kazılar sonucunda hatta kimi zaman tesadüfen olağanüstü mozaiklere ulaşılmakta ve insanlığın ilgisine sunulmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hatay mozaiklerle, tarihi yapılarla döşeli olduğu kadar, ova, yayla, nehir ve dağlarla da döşelidir. Farklılıkların ahenkle var olması biraz da bu coğrafyasından gelir. Amik Ovası ya da şehrin yüksekliğini belirleyen Amanos Dağı eteklerindeki şelaleleri ziyaret ettiğinizde zıtlıkların birliğini Hatay’da deneyimleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en uzun sahili olan Samandağ 14 kilometreye yaklaşan uzunluğu ile dünyanın da en uzun 15 kumsalı içinde sayılıyor. Sahilin ince kumlarında yürürken caretta caretta deniz kaplumbağaları ile karşılaşırsanız şaşırmayın, çünkü burası minik canlıların Türkiye’deki sadece üç üreme merkezinden bir tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde bulunan 10 bin bitki türünün 3 bin 300 kadarının endemik yani tek bir yere özgü olduğunu ve Hatay’da bulunan 2 binden fazla bitki türünün 300 tanesinin endemik olduğunu biliyor muydunuz? Ama Hatay’a gidenlerin çantasına koymadan dönmediği bir ürün varsa o da defneyaprağı ve defne sabunudur. Çünkü “defne ağacı” Hatay’a özgü yüzlerce bitkinin arasından hikâyesi ile ayrılır. Apollon heykellerinin başındaki tacın bile defne yapraklarından oluşması içinde aşk geçen bir efsaneye dayanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    hatay

    Antakya’nın son iki yüz yılına tanıklık etmiş iki katlı eski Antakya evleri de bu şehrin kültürel zenginliğini görebileceğiniz diğer yapılardır. Eski Antakya evleri Habib-i Neccar Dağları ile Asi Nehri arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Musa Ağacı’nın 3000 yıllık yaşı ve bütün bilgeliği ile kurulduğu Hıdır Bey köyü Hatay’da en çok ziyaret edilen yerlerin başında geliyor. Musa Peygamber ve asası ile özdeşleştirilen hikâyesi özellikle yerli halkın bu görkemli ağaca sevgisini doruğa ulaştırmış durumda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çok kültürlü bu coğrafya her dinden ve milletten insanın getirdiği lezzetlerle zengin bir mutfağa da sahip olabilmiş, öyle ki Hatay mutfağı UNESCO tarafından gastronomi alanında “Yaratıcı Şehirler Ağı”na dâhil edilmiş. Bu şehre ait kafanızı karıştıracak tek şey belki de onca çeşit arasından hangi lezzeti tercih edeceğiniz olabilir. Ana yemekte seçim sizin olsun ama sakın ola Hatay’a gidip de künefe yemeden dönmeyin deriz.

  • Doğu Anadolu’nun Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Şehri

    Doğu Anadolu’nun Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Şehri

    Girlevik Şelalesi’nden Ekşisu Sazlığı’na, Keşiş dağları zirvesindeki Yedi Göller’den Acemoğlu Boğazı’na bir doğa harikası Erzincan. Bunlara sahip olduğu tarihi mekânları da eklediğimizde ölmeden önce mutlaka görmelisiniz demek kaçınılmaz oluyor. Şehirden birkaç adresi keyifle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Erzincan’ın en turistik yerleşimlerinden biri olarak, yazın ayrı kışın ayrı güzellikler vaat eden köyleriyle Refahiye’yi gösterebiliriz. O da tıpkı şehrin küçük bir versiyonu gibi dağlar ve platolarla kaplı. İlçenin adı ise “bolluk” anlamına geliyor ve dönemin Erzincan Mutasarrıfı Şefik Paşa tarafından verilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz ve mimari açıdan bir hayli dikkat çeken türbe aslında kervansaray, hamam ve caminin de olduğu bir külliyenin içinde. Erzurum ve çevresinde hüküm sürmüş Saltuklu Devleti hükümdarlarından II. İzzeddin Saltuk’un kızı için yapılmış… 13. yüzyıldan kalan bu yapı Tercan ilçesinde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’daki önemli Urartu merkezlerinden biri Erzincan’da yer almakta. Burası, merkeze 20 km. uzaklıktaki Altıntepe Ören Yeri. 30 yıl arayla devam ettirilen bölgedeki kazılarda Anadolu’nun geçmişine dair çok önemli tarihi kalıntılara ulaşılmış. Ziyaretçilere açık olan ören yeri Üzümlü sınırları içinde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kemah Kalesi’nin karşısında, Fırat’ın kollarından olan Karasu’nun kıyısında, Kemah Köprüsü’nün hemen ucunda yer alan kümbet Melik Şah’a ait… Fotoğraflara oldukça estetik ve hatta fantastik biçimde yansıyan kümbetin bulunduğu bölge Erzincan’ın en çok turist ağırlayan yerlerinin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karanlık Kanyon, 500 metrelik dik yamaçlar ile dünyanın en büyük kanyonlarından biri. Macera severler bu doğa harikasına geldikleri zaman 7 km’lik yol boyunca 30’un üstünde tünel, zorlu virajlar ve heyecan verici uçurumlar görüyorlar. Karanlık Kanyon, Kemaliye ilçesinde ve tam da Doğu Ekspresi güzergâhı üzerinde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1939 ve 1992 yılında yaşadığı depremlerle büyük hasar alan ama yeniden yapılanmayı başaran Erzincan’ın doğal güzellikleri saklı kalmış ve keşfedilmeyi bekliyor. Ama Erzincan havalimanından gelen veriler oldukça iç açıcı… Çünkü sadece 2018 senesinde 500 bine yakın yolcu geçiş yapmış ve bu da turizmin şehrin yeni gelir kaynaklarından biri olabileceğini gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Erzincan mutfağından da birkaç isim sayalım, bakalım daha önce herhangi birini duymuş muydunuz? Gendirme, ayva kalyesi, kelecoş ve tatlı olarak gasefe. Bu arada dünyanın ilk ve tek patentli üzümü de Erzincan’ın Üzümlü ilçesine ait. Mayhoş tadı, sıfıra yakın şeker oranı ve saymakla bitmeyecek faydaları ile denk gelirseniz “cimin üzümü”nü tatmayı sakın ihmal etmeyin.

  • Bu Şehir Büyük Mirasların Sahibi

    Bu Şehir Büyük Mirasların Sahibi

    Rotamızı bu kez de Yozgat-Sivas-Kahramanmaraş-Adana-Niğde-Nevşehir ile çevrili, İç Anadolu’nun en büyük illerinden Kayseri’ye çevirdik. Ve Kayseri adının, Latince “caesarea” kelimesinin Arapçadaki karşılığı olan “kayser”den geldiğini öğrendik. Bizimle birlikte şehri biraz daha yakından tanımaya ne edersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Deniz seviyesinden 3.917 metre yükseklikteki kar beyazı başıyla sadece Kayseri’yi değil tüm dünyayı selamlayan bir doğa harikası Erciyes Dağı. İç Anadolu’nun bu en yüksek dağı, 30 milyon yıl önceki patlamalarla Kapadokya gibi başka bir doğa harikasının oluşmasını sağlayan da bir hikâyeye sahip. Aynı zamanda, şehrin güneyine yerleşmiş devasa cüssesi ile macera ve spor tutkunlarının ülkemizdeki en önemli adresi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Altı yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 2019’un Ekim ayında ziyarete açılan Kayseri Kalesi ilk olarak 3. yüzyıl Roma devrinde inşa edilmişse de bugün gördüğümüz hali I. Alâeddin Keykubat zamanında yapılandırılmış. Şehir merkezindeki düz bir alanda iç ve dış surlarıyla arzı endam eden kale en güzel Orta Çağ yapılarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yine şehir merkezinden ve yine tarihi bir yapı… Kayseri Saat Kulesi, II. Abdülhamit’in isteği ile Tavlusunlu Salih Usta’ya 1906 yılında yaptırılmış. 15 metre yüksekliğindeki kuleye içeriden kıvrımlı merdivenlerle çıkılırken, kulenin üstündeki piramit yapı saat çanını olabilecek en estetik haliyle muhafaza ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın baş mimarı Koca Sinan’ın doğum yeri Kayseri’nin Ağırnas mahallesidir. Hatta dünyaya geldiği üç katlı ev şehirde en yoğun ilgiyi gören yerler arasında bulunuyor. Mimar Sinan’ın gözlerini açtığı şehre hediyesi ise Kurşunlu Camii olmuş. 1576 yılında Ahmet Paşa tarafında inşa ettirilen tek kubbeli cami şehrin ünlü yapılarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kayseri, Selçuklu döneminden kalma yapıların en mühim adreslerindendir. Lala Paşa Camii, Alaca Kümbet, Sahabiye Medresesi ve sair. Hunat Hatun Külliyesi de bunlardan biridir ve kim tarafından ne için yaptırıldığı bakın kitabesinde nasıl yer almıştır:

    ”Bu mübarek mescidin yapılmasını, fetihler babası, dünya ve dinin yardımı ve emanı, Keykubad’ın oğlu Keyhüsrev zamanında, yüksek mertebe sahibi zahide, saliha, dünya ve dini safvet, hayırların öncüsü, büyük valide emretmiştir. Allah onun yüceliğinin gölgesini daim ve iktidarını kat kat eylesin. Bu yapı 635 yılında şevval ayında inşa edilmiştir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kayseri’ye gidenlerin yolunu düşürmesi gereken adresler arasında tarihi ev ve sokakların yaşamaya devam ettiği mahalleler de vardır. Örneğin Talas Mahallesi… Taş kaldırımlı sokakları, ahşap evleri, değirmeni, sarnıcı, çeşmesi ve bütün bunların yanında yemyeşil doğasıyla şehrin saklı kalmış güzelliklerinden olan Talas aynı zamanda farklı etnik kökenlerin yaşadığı özel bir coğrafyadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kapalı Çarşı, Kazancılar Çarşısı, Hunat Çarşı, Yeraltı Çarşısı… Kayseri’ye özgü ürünleri almak için gidilebilecek çok fazla çarşı bulunuyor. Bir zamanlar kumaşçıların, çuhacıların, abacıların dükkân açtığı Kayseri Bedesteni ise 15. yüzyıl mimarisiyle ayrı bir yere sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kayseri mutfağı dendi mi aklınıza gelen yiyecekler hangileri? Mutlaka pastırma ilk sıralardadır. Peki, çemen? Yağlama? Ya kabak çiçeği dolması? Ama biliyorsunuz hepsinden önce Uzakdoğu ve Orta Asya’nın vazgeçilmez yemeği mantı ülkemizde Kayseri ve Kayserililerden sorulur.

  • Karla İlgili Üşütmeyen Bilgiler

    Karla İlgili Üşütmeyen Bilgiler

    Kar, gökyüzünden tane tane düştüğünde de yeryüzüne bir örtü gibi serildiğinde de büyüleyici görünür. Onu bu kadar çekici kılan karanlığın tozun toprağın çamurun karşısında verdiği bembeyaz fotoğraftır. Doğanın bu çekici mucizesiyle üşümeden yakınlaşmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayallerimizde Bile Beyaz Olsa da, Kar Aslında Yarı Saydamdır.” title_font_size=”13″]

    Yukarıda söylediğimizi çürütüyor gibi olacağız ama gerçek şu ki kar kristalleri aslında beyaz değil yarı saydamdır. Beyaz görünmesinin nedeni ise kar kristallerine çarpan farklı dalga boylarındaki ışınların eşit derecede yansımasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ne Kadar Birbirlerine Benziyorlar, Oysa Birbirlerinden Ne Kadar da Farklılar.” title_font_size=”13″]

    Kar kristallerini ilk kez fotoğraflayan kişi Amerikalı fotoğrafçı Wilson Alwyn Bentley olmuştur. 50 yıl süren çalışması, her biri altıgen de olsa hiçbir kar tanesinin ne biçim ne boyut olarak birbirine benzemediğini ortaya koydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İçlerinden Biri Öne Çıkmayı Başardı, Guinness Rekorlar Kitabında Bir Kar Tanesi.” title_font_size=”13″]

    Çapı 2-4 mm olan bir kar tanesi ortalama büyüklükte bir tanedir. 1887 yılında Guinness rekorlar kitabına giren kar tanesinin çapı ise 38 cm olarak ölçülmüştür. Bu görkemli kar, ABD’nin eyaleti Montana’da yeryüzüne düşmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kar Kara Dedi ki: Hepimiz Birimiz Birimiz Hepimiz İçin.” title_font_size=”13″]

    Bakmayın bizim sürekli “kar tanesi” dediğimize, kar, sulu sepken yani yağmurla karışık da yağar, bulgurcuklar halinde de. Ama yeryüzüne düştüğünde hepsi birleşip büyük beyaz örtüyü oluşturur, o zaman biz de “kar taneleri yağmış” değil “kar yağmış” deriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her Yerde Kar Varsa, Ortama Sessizlik Hâkim Demektir.” title_font_size=”13″]

    Bu sessizliğin nedeni karın gözenekli yapısıdır. Bu yapı ses dalgalarını soğurur ve molekülden moleküle çarparak ilerlemesine engel olur. Buna karşılık kar donarak buz haline geldiğinde ses dalgalarını tamamen yansıtır ve daha da uzaklara gitmesini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kardan Evler Canlılar İçindir, Kardan Adamlar Giremez.” title_font_size=”13″]

    Eskimoların kullandığı “iglo”ları yani evleri bilirsiniz… Sıkıştırılmış kardan yapılan bu evlerin duvarı, sesi ve soğuğu içeri geçirmeyen oldukça iyi bir yalıtkandır. Vücut ısısı da ortamı ısıtarak “iglo”nun dışarıdan çok daha sıcak, hatta ev sıcaklığında olmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocukluk Arkadaşımız Kardan Adam, Ne Zaman Dünyaya Geldi?” title_font_size=”13″]

    Kış aylarının en güzel tarafı kara istediğimiz gibi şekil vererek yaptığımız kardan adamlardır. Bu beyaz adamların ortaya çıkış tarihinin Orta Çağ’a kadar uzandığı, insanların vermek istedikleri herhangi bir mesajı kardan adamlara verdikleri şekillerle ilettiği biliniyor.

  • Doğu Ekspresi ile Kars’a Yolculuk

    Doğu Ekspresi ile Kars’a Yolculuk

    Doğu Ekspresi ile yolculuk başlı başına bir seyahat, gitmek istediğiniz yere hemen varmak istemeyeceğiniz bir seyir halidir. Daha önceleri başlangıç noktası İstanbul olan tren seferleri artık Ankara’dan başlayıp Kars’a kadar uzanıyor. 24 saat 30 dakika süren bu yolculuk gezginler için de harika bir deneyim alanı. Şimdi, burada, Doğu Ekspresi ile 8 duraklık bir yolculuğa çıkmaya ve biraz da Kars havası almaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk soru şu; Doğu Ekspresi’nin hangi kompartımanından bilet alacaksınız? 4 kişinin yatabilmesini mümkün kılan kuşetli vagonlar, yatarak seyahat edebileceğiniz 2 kişilik yataklı vagonlar ya da koltuk düzenine sahip pulman vagonlar arasından hangisini seçeceğinize yolculuğunuzun uzunluğuna göre karar vermelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yataklı vagonlarda çalışma masası, mini buzdolabı, elektrik prizi, ısıtma-soğutma sistemi gibi seyahati konforlu hale getiren detaylar bulunuyor. Koltuğunuzu açtığınızda çarşaf, battaniye ve yastığı ile yatmaya hazır halde bir yatak buluyorsunuz karşınızda. Yataklı ve kuşetli yolcular trende birbirleriyle iletişim halinde. Oyun oynayanlar, şarkı söyleyenler, çay-kahve ikramları; hepsi yeni dostluklara zemin hazırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tren içinde Restoran Vagonu olsa da yolculuğunuzun 1 gün süreceğini düşünerek yanınıza atıştırmalık yiyecek alabilirsiniz. 50 istasyon geçeceğiniz yolculuk için rahat kıyafetler, yürüyüş ayakkabıları, gecelerin soğuk olacağı ihtimaline karşı bere, eldiven ya da polar almanızı öneririz. Fotoğraf makinanızı unutmadığınızı varsayıyoruz elbette…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Doğu Ekspresi yaklaşık 2000 km’lik yolculuğunda Kırıkkale-Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars rotasını izliyor. Eğer baharda yolculuk yapıyorsanız 24 saat içinde karlı dağları, çorak toprakları, yeni filizlenmiş ağaçları, güneşi ve yağmuru görmeniz mümkün. Kış aylarındaysanız da beyaz örtünün dağa, taşa, ağaçlara ne kadar yakıştığını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Doğu Ekspresi ana duraklarda 15’er dakika duraksıyor. Bu sırada dışarı çıkıp istasyonda satış yapan tezgâhlardan yiyecek bir şeyler alabilir hatta Erzurum’a varmadan siparişini verdiğiniz cağ kebabını istasyonda sizi beklerken bulabilirsiniz. Kimi ara duraklarda yolcu almak için 1-2 dakika beklerken kimini transit geçiyorsunuz. 1-2 dakika aralıklarda trenden inerek küçük köylerin mis gibi havasını içinize çekebilir nefes egzersizi yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    24 saat süren tren yolculuğunuz Kars’la sonlanacak…  Şehir merkezine adım attığınızda Rus işgali döneminden kalma ve içinde yaşam olan yapılarla karşılaşmak ilginizi çekecektir. Uzun bir kara yolculuğundan sonra şehri kuşbakışı izlemek de iyi gelebilir. Bunun için önerebileceğimiz en iyi nokta tabii ki Kars Kalesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir Kars gezisinde listenizde mutlaka olması gereken yerlerden biri Ani Harabeleri… UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu çok kültürlü şehir caminin, kilisenin, katedralin, Ermeni, Bizans, Gürcü, Selçuklu ve Osmanlı’dan kalan tarihi yapıların bir arada bulunduğu hayranlık ve saygı uyandıran bir yeryüzü parçası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    “Çıldır Gölü’nde buzda balık avlandı.” haberlerine illa ki siz de rastlamışsınızdır… Ama bu manzaraya tanık olmak, gölün üstünde yürümek hatta faytona binmek için gezinizi Aralık-Ocak aylarına denk getirmeniz gerekiyor. Bahar ve yaz aylarında yapacağınız gezilerde ise muhteşem manzarası ile karşılaşabilir gölde yüzebilir, jet-ski bile yapabilirsiniz. Dönüş yolunda ise Kars’a özgü yerel tatları, örneğin Kars kaşarı, gravyeri, balı ya da kaz etini çoktan almış olmanız gerekiyor.

  • 12 Fotoğraf ile Şeytan Kalesi’ne Ev Sahipliği Yapan Ardahan’ın Muhteşem Doğası

    12 Fotoğraf ile Şeytan Kalesi’ne Ev Sahipliği Yapan Ardahan’ın Muhteşem Doğası

    “Bu ülkenin doğal ya da tarihi güzellikleri saymakla bitmez…” cümlesi inanın ki klişe bir cümle değil! Yine de biz cümleyi şöyle kuralım: Bu ülke uçtan uca saymakla mükellef olduğumuz güzelliklerle dolu… İşte, Türkiye’mizin kuzey doğu ucundaki Ardahan… Gölleri, havzaları, dağları, göl üstündeki adaları, kaleleri ile sınırına dayandığınızda bile bu toprakların capcanlı, taptaze olduğunu anlatıyor bize… Ardahan’ın en çok ilgi gören tarihi güzelliklerinden biri ise üç tarafı uçurumla çevrili Şeytan Kalesi… İçinde kendinizi Orta Çağ filmlerinin birinde hissedebileceğiniz gizemli, alışılmadık bir yapı… Adı, neden yapıldığı, hatta yapıldığı tarih bile gizemini koruyorsa da Urartular tarafından 1000’li yıllarda yapıldığı düşünülüyor. Diğer kaleler gibi bir yamacın tepesine değil, yüksek tepelerin yamacına yapılmış ve Osmanlılar da dâhil coğrafyada hüküm sürmüş bütün uygarlıklar tarafından bilfiil kullanılmış. Ardahan merkezine 45, Çıldır’a 15 km uzaklıktaki bu fantastik yapı ve şehrin davetkâr doğası 12 fotoğraf ile karşınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    çıldır, ardahan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]