Kategori: Rota/Doğa

  • EN UZUN GECEDE GECE MANZARALARI

    Güneş ışınlarının Oğlak dönencesine dik gelmesi sonucunda 21 Aralık’ta Kuzey Yarımküre’de en uzun gece yaşanıyor. Ülkemizde “zemheri” olarak adlandırılan çetin kış dönemi bu tarihten sonra hissedilecekse de bizleri en mutlu eden haber, bugünden itibaren artık gündüzlerin uzamaya başlayacak olması… Güney Yarımküre ise bu tarihte yaza merhaba diyecek. Tüm dünyanın mevsimsel değişiminin günü olan 21 Aralık’ta en güzel gece manzaralarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Listemizin başındaki ilk gece manzarası hem tarihi hem de doğal güzellikleriyle tüm dünyanın en güzel şehri diye nitelendirdiği harika İstanbul’umuzun Boğaz manzarası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Birbirinden kanallarla ayrılan ve köprülerle bağlanan 118 adanın üzerine kurulu Venedik’te gece, gündüzü kadar etkileyici.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Geçmişin ve geleceğin en güzel şekilde harmanlandığı teknoloji devi Japonya’nın başkentindeki gece manzarası bilim-kurgu filmlerinden aşina olduğumuz görüntüleri andırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yüksek modern binalara sahip olan Güney Kore başkenti Seul’un silüetini süsleyen gökdelenlerin yaydığı ışık, parlement mavisi geceyle uyum içerisinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en romantik kenti Paris’in tepeden çekilen fotoğrafında Zafer Takı’ndan yayılan ışıklar âdeta insan bedenindeki damarları anımsatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Norveç’in başkenti Oslo, tarihinde yaşadığı birçok işgal ve yangına rağmen dünyanın en özel şehirlerinden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güney Yarımküre’de bulunan Brezilya’nın başkenti Rio de Janeiro’da 21 Aralık günü, yazın başladığı gün. Heybetli “Kurtarıcı İsa Heykeli”nin de yer aldığı gece manzarasında kent ışıkları ve karanlık dağlar yaza merhaba demeye hazırlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Listemizin son gece fotoğrafı her yıl binlerce turistin görmek için can attığı ve binlerce yıllık medeniyete ev sahipliği yapan Nevşehir’den. Peribacaları, Samanyolu’nun altında nefes kesen bir görüntü oluşturuyor.

  • TÜRKİYE’NİN ÖZGÜN MİMARİ YAPILARI

    Ülkemizin birçok farklı şehrinde bulunan kimi mimari eserler kentlerin sembolü olmuş durumda. Sahip oldukları form herkesin beğenisini ve ilgisini çekmeyi başarıyor. Bu yapılar ülkemiz için oldukça önemli bir yere de sahip. Farklılıkların her daim dikkat çektiği dünyamızda, bu mimari tasarımlar ülkemizin oluşturduğu kent hafızasında önemli özgün ögeler olarak karşımıza çıkıyor. Yurt içi ve yurt dışından sadece bu yapıları ziyaret etmek için bile gelen birçok insan bulunuyor. Yazımızda ülkemizdeki en özgün mimari tasarımları okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin Türkiye’de eğitim görmüş ilk Türk mimarı Vedat Tek tarafından 20. yüzyılın başında inşa edilen Kastamonu Hükûmet Konağı’nın iki katlı ana yapısı Batı Klasizm’i tarzına sahip. Eklektik bir mimari tasarımı olan tarihi yapının dış duvar süslemeleri ve pencere şekilleri ise Osmanlı mimarisinin klasik izlerini taşıyor. Yapı, inşa edildiği günden itibaren hiç tadilat görmeden işlevini devam ettirmeyi sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1856’da Anadolu’nun ilk demir yolu hattı olan 130 kilometrelik İzmir-Aydın raylı sisteminin garı olarak inşa edilen Basmane Garı’nın mimarı, Eyfel Kulesi’nin de tasarımını gerçekleştiren Gustave Eiffel. Aynı mimari yapının bir diğer ikizi de Fransa’daki Lyon kentinde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tüm dünyada büyük ilgi çeken ters ev konsepti, Antalya’da hayat buldu. Dışarıdan tepetaklak olmuş bir ev görüntüsüne sahip yapının inşası iki sene sürerken, dünyanın 13. ters evi unvanına da sahip. İç mekânındaki mobilyaların da ters dönmüş durumda olduğu evde özellikle fotoğraf çekmek isteyenler bu eve büyük ilgi gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Selçuklular döneminden kalma bu sembolik yapı, Cemaleddin Ferruh Şifahanesi ve Darülhadisi olarak iki birleşik yapıdan oluşuyor. Günümüze ulaşan kitabelere göre 1235 yılında yaptırılan şifahanenin en önemli özelliği, üzerindeki taş kabartmalarda gövdeleri birbirine bağlı iki ejderhanın bulunuyor olması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin ilk modern mimari yapılarından olan AKM, 1969 yılından bu yana İstanbul’un önemli sembolik mekânlarından biri. Beyoğlu’nda bulunan mevcut yapının eskimesi ile eski binadan alınan parçalarla yeni bina inşa edildi. Birçok kültür ve sanat etkinliğine ev sahipliği yapan AKM, uluslararası sanatsal faaliyetlere de ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Artvin Çoruh şehir yerleşkesinde 4 bin 500 metrekare alan üzerine inşa edilen kütüphane, üç kitabın bir masa üzerine simetrik olarak konumlandırılmış görüntüsüyle ilgi çekiyor.

  • DÜNYAYA TEPEDEN BAKAN SEYİR TERASLARI

    Kimi yemyeşil doğanın kimi devasa bir buzulun tepesinde, kiminin manzarası insanın içini huzurla dolduruyor kimi ise yüksekliği nedeniyle heyecan yaratıyor. Daha önce ülkemizdeki seyir teraslarını karşınıza getirmiştik, şimdi de sıra dünyanın farklı köşelerindeki seyir teraslarında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın Güney Tirol bölgesinde birbirine eklenmiş büyük bir botanik bahçe üzerine kurulan bu seyir terası, tasarımcısı İtalyan mimar Matteo Thun’nun adını taşıyor. Terasın manzarasında ise çağdaş mimarisiyle sıra dağlara yaslanmış olan Merano bölgesi yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    ABD’nin Arizona eyaletindeki seyir terası Büyük Kanyon civarındaki bir zirveye konumlanmış ve aşağıda akmakta olan Kolorado Nehri’nden yüksekliği tam 350 metre. Skywalk isimli teras, at nalı şeklinde tasarlanmış ve zemini tamamen camla döşeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir ilginç seyir terası da Singapur’dan. Üç kuleyi birbirine bağlayacak biçimde inşa edilmiş olan SkyPark gemi biçiminde tasarlanmış ve ortasında bir de havuz bulunuyor. Özel alan üstüne inşa edilen terasın manzarası ise Singapur merkezi ile Marina koyundan oluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Avusturya Alpleri Dachstein buzulu üstünde inşa edilen yapının orijinal adı Stairway to Nothingness. Dilimize “Boşluğa Merdiven” olarak çevirebileceğimiz asma köprü bir tür seyir terası niteliğinde. Uçurumun üstünde kurulan ve zemini cam olan yapı 366 metre yükseklikte bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kanada’nın Alberta eyaletinde Jasper Ulusal Parkı içindeki Glacier Skywalk, uçurumun kenarından 35 metre dışarıya uzanan bir çeşit seyir terası.  Bilimsel gözlemlerin de yapıldığı bu terastan Kuzey Amerika’nın muhteşem doğası izlenebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çin’in en küçük eyaleti olan Hainan’da, Yalong Körfezi Tropikal Orman Parkı’nda inşa edilmiş Cam Köprü 400 metre uzunluğunda… Cam basamaklardan oluşan merdivenli yolun bir noktasında çember şeklinde seyir alanı bulunuyor ve buradan Güney Çin Denizi görülebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Norveç’in batı kıyısındaki Aurland isimli yerleşim bölgesinde inşa edilen ahşap yapının orijinal ismi Aurland Lookout. Ulusal bir yarışmada birincilik ödülü kazanan ve 2006’da yapımı tamamlanan bu tasarımın sahipleri Todd Saunders ve Tommie Wilhelmsen.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: PARİS

    Aşkın, sanatın, modanın ve romantizmin başkenti Paris; tarihi binaları, eşsiz bahçeleri, kendine has mimari dokusu ve dünyanın en fazla kütüphane bulunduran şehri olarak çekiciliğini koruyor. M.Ö. 3. yüzyılda yerleşim yeri olarak kullanılan şehrin eski ismi ise Lutetia. “Ville de Lumiére” (Işık Şehri) olarak anılan başkentin sahip olduğu yemek kültürü, sanat akımları, tarihi ve zengin kültürel ögeleri sadece Fransızlar için değil, tüm dünya açısından da önemli bir yere sahip. Fransa’nın başkenti ve dünyanın göz bebeği Paris’in en çok ziyaret edilen ikonik yerlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Paris denildiğinde ilk akla gelen sembollerden olan Eyfel Kulesi, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor. 324 metre yüksekliğe sahip kulenin tasarımı Gustave Eiffel’in sahibi olduğu firma tarafından Stephen Sauvestre’e yaptırılmış. 1889 yılında Eyfel Kulesi’nin inşası tamamlandığında yapının geçici olarak sergileneceği düşünülmüş… Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirilen 1889 Dünya Fuarı’nın girişi olarak yapılan kule için, ilk yıllar yerli halk tarafından şehrin manzarasını çirkinleştirdiği gerekçesiyle yönetime yazılan binlerce mektup bulunuyor. Şimdiyse kulenin olmadığı bir Paris düşünmek neredeyse imkânsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sadece Paris’in değil dünyanın en güzel mimari yapılarından bir tanesi olan Notre Dame Katedrali, gotik tarzdaki dini yapıların en ünlü örneği. Sen Nehri kıyısında bulunan ünlü katedral, 1163-1334 yılları arasında üzerine sürekli yeni yapılar inşa edilerek tamamlanmış ve bugünkü hâlini almıştır. Keltler ve Romalılar tarafından kutsal sayılan katedralde, Hz. İsa’nın tacı gibi, dini açıdan çok değerli olan nesnelerin de bulunması, bu heybetli mimariyi daha da eşsiz kılıyor. Yakın dönemde yaşanan yangın sonrasında ziyaretçilerine geçici süreyle kapılarını kapatan mekân, beş yıllık restorasyondan sonra yeniden açılacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adını Yunan mitolojisinde cennet olarak bilinen Elysion ovalarından alan Şanzelize Meydanı, Paris’in ışıltılı ve lüks yaşamının hayat bulduğu en önemli noktalardan bir tanesi. 1667’de Fransa Krallığı’nın en uzun süre tahtta kalan kralı XIV. Louis’in bahçıvanı Andre Le Notre tarafından peyzajı tasarlanan cadde, 17. yüzyılda çiçeklerle donatılmış sade bir gezinti yeriydi. Şimdiyse alışveriş tutkunlarının en çok sevdiği caddelerden biri olan Şanzelize’de dünyanın en lüks markalarının mağazaları bulunuyor. 1950 metre uzunluğundaki cadde, Fransa’nın en önemli etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sen Nehri kıyısında konumlanan ve dünyanın en büyük sanat müzesi olan Louvre Müzesi’nde 35 bine yakın sanat eseri sergileniyor. Mona Lisa, Milo Venüsü, Marly Atları gibi dünyanın en dikkat çeken eserlerinin bulunduğu müze yerleşkesi; Doğu Avrupa, Batı Avrupa, Mısır, Kraliyet Bahçeleri ve Cam Piramit olarak adlandırılan bölümlerden oluşuyor. 1204 yılında Viking saldırılarına karşı inşa edilen yapı, 14. yüzyılda kraliyet ailesinin sarayı olarak kullanılmış, 1934 yılında bugünkü hâlini alarak müzeye çevrilmiştir. Tüm eserlerin incelenmesinin haftalarca sürdüğü müze, belirli günlerde gece de ziyaretçilerine açılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Charles de Gaulle Meydanı’nda bulunan Zafer Takı, Fransa’nın en önemli sembollerinden biri. 1806 yılında Napolyon Bonapart’ın talimatıyla inşasına başlanan yapının tamamlanması 30 sene sürmüş. Meçhul Asker Mezarı Anıtı, I. Dünya Savaşı’nda ölenlerin anısını yaşatırken üst kısmındaki seyir terasından Paris’in hem modern hem tarihi dokusunu izlemek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kent merkezinden 20 km uzaklıkta bulunan saray, 17. yüzyılda XIII. Louis’in isteği üzerine av köşkü olarak inşa edilmiş. İlk zamanlar sade bir yapı iken, XIV. Louis’in tahtta geçmesiyle 20 bin konuk ağırlayabilecek şekilde genişletilmiş. Fransız barok ve klasik mimari tarzının muazzam bir örneği olan yapı, kralın kudretini göstermek amacıyla tasarlanırken, çevresindeki bahçelerde de gösterişli peyzaj çalışmaları bulunuyor.

  • 8 Madde İle Anadolu’nun En Eski Merkezlerinden Beypazarı

    8 Madde İle Anadolu’nun En Eski Merkezlerinden Beypazarı

    Ülkemizin önemli kültür turizmi merkezlerinden biri olan Beypazarı ününü, tarih boyunca canlı bir ekonomik hayata sahip olmasını sağlayan konumundan ve bu ticari merkezde yerleşim kuran birçok medeniyetten alır. Mimarisinden, kültürüne; mutfağından, el sanatlarına birçok kendine özgü zenginliğe ev sahipliği yapan ilçeyi 8 madde ile listemize konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Tarihimizde ve kültürümüzde önemli bir yeri bulunan Beypazarı, Ankara’nın 98 kilometre batısında yer alır. Ankara’yı İstanbul’a bağlayan yol üzerinde bulunması Beypazarı’nın tarih boyunca önemli bir merkez olmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Bağdat ile İstanbul arasındaki ticaret yollarının Beypazarı’ndan geçmesi sonucu, ticaret Roma döneminden itibaren bölge halkının hayatında başrolü oynamıştır. Beypazarı Osmanlı döneminde ise bir Tımarlı Sipahi merkezi olmuştur ve ilçenin ismi bu iki mirasın etkisiyle şekil almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Beypazarı kendine has mimarisiyle dikkat çeker. İlçenin geleneksel evleri, 2 ya da 3 katlı konak tarzında yapılardır. Bu evler, bölgenin kültürel ve sosyal yaşamı hakkında da fikir verir. Örneğin evlerin birbirine yakın konumlandırılması bölge halkının da sosyal açıdan birbirine bağlı bir topluluk olduğunu gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Beypazarı evlerinin mimarisi işlev açısından da farklılıklar taşır. Evin üst kısmında “guşgana” ya da “çantı” ismiyle bilinen bir bölüm bulunur. Evin bu bölümünün iki amacı vardır; biri, ev halkı genişlerse gerekli alanı sağlamak diğeri ise kış için saklanan yiyecekleri depolamaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    inözü çayı

    Beypazarı’nın tarihi bir öneme de sahip olan doğal bir zenginliği ise İnözü Vadisi’dir. İnözü Çayı’nın geçtiği vadideki kayalıklarda birçok mağara bulunur. Bu mağaralarda bir zamanlar yerleşik yaşam sürülmüş olduğu düşünülse de henüz bölgede bir arkeolojik kazı yapılmamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Bu kadar köklü bir geçmiş şüphesiz ki Beypazarı’na kültürel zenginlikler de katmıştır. Bunların başında bölgede uygulanan birçok el sanatı gelir. Telkâri, dövme bakırcılık, demircilik, yemenicilik, bindallı işlemeleri bölgede yüzyıllardır incelikle gerçekleştirilen el sanatları arasındadır. Bu el sanatları hakkında bilgi edinmek için Türkiye’nin ilk uygulamalı kültür müzesi olan Yaşayan Müze’yi ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    beypazarı, ankara

    Telkâri bölgede uygulanan el sanatlarının belki de en ünlüsüdür. Beypazarı’nda işlenen takılar hem ülkemizde hem de dünyanın diğer ülkelerinde büyük ilgi görür. Gümüşün ince teller haline getirilmesi ve işlenmesiyle birbirinden güzel kolyeler, kemerler, bilezikler, broşlar hayat bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    beypazarı yemekleri, ankara

    Beypazarı’nın yöresel mutfağı da birçok kendine has zenginlik barındırır ve bu lezzetlerin başında adını ilçeden alan Beypazarı güveci ve Beypazarı kurusu gelir. Her sene Haziran ayında düzenlenen Uluslararası Beypazarı ve Yöresi Festivali’ne katılarak bölgenin mutfağı da dâhil tüm zenginlikleriyle tanışmak mümkündür.

  • 8 Maddede Hayatın Temeli Su

    8 Maddede Hayatın Temeli Su

    Seyretmeye doyamadığımız deniz manzarası, sakin akan bir nehir, ağaçlar içinde bir göl… Tüm bu görüntülerin bize huzur vermesinin nedeni suyun yaşam için önemini bilmemiz olabilir mi? Bu listemizde, hayatın temeli suyu ve suyun bizim için önemini 8 maddede bir araya getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Su yaşam için vazgeçilmez olmasıyla tanımlanan bir madde. Öyle ki uzaydaki diğer gezegenlerde hayat olup olmadığını anlamak için bile suyun yani iki hidrojen bir oksijen molekülünün varlığı araştırılıyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Okulda ilk öğrendiğimiz konulardan biri suyun doğada üç farklı şekilde bulunduğudur. Gökyüzündeki bulutlardan, kutuplardaki buzullara, yapısıyla hayranlık veren kar tanelerine, metrelerce yukarıdan gürül gürül akan şelalelere doğanın birçok güzelliği suyun farklı hallerine örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeryüzünün büyük bir çoğunluğunu kaplayan tuzlu sular yani okyanus ve denizler ise sayısız canlının yuvası olduğu gibi ticaret, taşımacılık gibi konularda medeniyetimiz için önem taşır. Bir yandan manzarasıyla içimizi açar, bir yandan da en sevdiğimiz etkinliklerden biri olan yüzmeye ve su sporlarına ev sahipliği yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Su o kadar hayatımızın içindedir ki gündelik dilde kullandığımız ifadelerde, deyimlerde de sık sık karşımıza çıkar. Örneğin yola çıkana “Su gibi git, su gibi gel.” der yolculuğunun iyi geçmesini dileriz. İki kişinin birbirine ne kadar yakın olduğunu anlatmak için “İçtikleri su ayrı gitmez.” ifadesini kullanırız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aynı yeryüzü gibi bedenimizin de büyük bir kısmı sudan oluşur ve vücudumuzun su kaybetmesi bizim için çok tehlikeli olabilir. Su içmek hayatta kalmamız için şart olmasının yanında vücudumuzu toksinlerden arındırmanın da en iyi yoludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Faydalarının yanı sıra su manevi açıdan da bizi rahatlatan bir özelliğe sahiptir. Yağmur yağarken izlemeyi, damlaların sesini dinlerken kitap okumayı, hafif bir yağmurda toprağın kokusunu duyarak yürüyüş yapmayı herkes sever.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ama yağışların bizim için önemini yağmuru izlemeye indirgememek gerekir. Çünkü yağış berekettir, ekinlere can veren, ormanları büyüten, yokluğunda insanları yağmur duasına çıkaran da sudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik

    Dünyadaki tüm canlılar için vazgeçilmez olan su sürdürülebilir bir hayat için korumamız gereken doğal kaynakların başında gelir. Dünyanın her yerinde bu konuda bilinçlendirme çalışmaları ve su kaynaklarını koruma kampanyaları devam ediyor. Uzmanlar, 4 kişilik bir ailenin yılda 140 ton su tasarrufu yapabileceğine dikkat çekiyor ve yediden yetmişe herkesi su kaynaklarımızı korumaya davet ediyor.

  • MİLLÎ AĞAÇLANDIRMA GÜNÜ VE ORMANLARIMIZ

    Oksijen deposu ormanlarımız sadece biz insanların nefes alıp vermesi açısından önemli değil elbette. İçerisinde yaşayan birçok farklı canlı çeşidinin sahip olduğu tek yuva olan ormanlık alanları korumak ve güçlendirmek sahip olduğumuz en değerli millî görevimiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ormansız ve ağaçsız toprak vatan değildir!” sözünde de belirttiği gibi ormanların önemini hatırlamak ve gelecek nesillerin çevre bilinciyle yetişmesini sağlamak amacıyla her sene 11 Kasım’da gerçekleşen Millî Ağaçlandırma Günü’nde ülkemizin farklı bölgelerinde bulunan ormanları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bursa’da bulunan Karacabey Longoz Ormanları, ülkemizdeki en büyük üç longoz ormanlarından bir tanesidir. Susurluk Irmağı’nın denize döküldüğü noktada deniz dalgalarının ve akarsuyun kavuşmasıyla oluşan kum seti alanında Kocaçay Deltası ve Karacabey Longozu meydana gelmektedir. Sularla çevrili bu ormanlarda 250 civarı kuş türü bulunur ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan; ak pelikan, kara leylek, flamingo ve kuğu gibi önemli 12 kuş türünün de üreme alanıdır. Eşsiz güzellikteki bu ormanlarda birçok farklı cinsin yaşam alanı vardır. Karaağaç, söğüt, dişbudak ve kızılağaçlarla çevrili ormanlık alanda bu ağaçları saran sarmaşıklar ve nilüfer çiçekleri ormanın görüntüsüne masalsı bir hava katmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2009’da tabiat parkı olarak tescil edilen Ulugöl, Ordu’nun Gölköy ilçesinde bulunmaktadır. Kayın ağacı, gürgen, kızılağaç, fındık ve meşe ağaçlarıyla çevrili ormanlık alan içerisinde bulunan Ulugöl ve Çepekli Gölü’ndeki nilüfer, su kamışı, su mercimeği ve sazlar; ormanda büyülü bir atmosfer oluşturmaktadır. Abant Alası balık türünün de doğal yaşam alanı olan Ulugöl Tabiat Parkı’nda özellikle sonbahar mevsiminde sararan yaprakların yarattığı atmosfer gerçekten görülmeye değer. Tabiat parkını ziyaret etmek isteyenler için oturma ve konaklama mekânları dışında yeme-içme alanları da bulunmakta ve bu doğal güzelliğin bozulmaması için ormanlık alan özel olarak korunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un en popüler ormanlarından biri olan Belgrad Ormanı, şehrin sınırları içerisinde olmasına rağmen çok iyi korunmaktadır. Avrupa Yakası’ndaki Çatalca Yarımadası’nda bulunan orman alanı, Bizans ve Osmanlı döneminde İstanbul’un içme suyunu sağlamıştır. İrili ufaklı pek çok akarsuyun bulunduğu alanda Bizans ve Osmanlı’dan kalan tarihi eserler günümüzde de ziyaretçilerine kentin atmosferinden uzak, doğal güzelliklerin göz doldurduğu bir seyir keyfi yaşatmaktadır. Farklı ağaç ve meşe türlerine ev sahipliği yapan Belgrad Ormanı’nda en baskın tür, sapsız meşe ağacıdır. Pek çok kuş, sürüngen ve memelinin doğal yaşam alanı olan ormanda av yasağı bulunmasından dolayı bu türler rahatça üreme olanağı bulabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin turizm başkenti Antalya’da bulunan Duacı Ormanı, kente yakın konumuyla Beydağları ile çevrili şehrin en önemli oksijen kaynağıdır. Kent merkezine sadece dokuz kilometre uzaklıkta bulunan ormanlık alanda vahşi yaşam türleri de bulunmaktadır. Akdeniz’in mavi sularının dağlara uzanan alanında bulunan kızılçam, sedir, fıstık çamı ve çınar ağaçlarıyla kaplı ormanlık alanın manzarası da muhteşem…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yüzölçümüne düşen ormanlık alan bakımından en büyük blok ormanı olan Karabük Blok Ormanları, ülkemizin en önemli oksijen kaynakları arasında yer almaktadır. Bu alanda bulunan tabiat parkları, göller, şelaleler, kanyonlar ve yaylalar tüm doğal güzelliğini korumayı başarmış şekilde; köknar, kayın, çam, ceviz, dişbudak, çınar, kızıl ağaç, şimşir, ahlat, meşe, söğüt, fındık, kiraz, ıhlamur gibi daha onlarca ağaç türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yeşilin tüm tonlarını bir arada görebileceğiniz bu ormanlık alanda solunan oksijenin tadı bile değişik… Adı Yenice Ormanları olarak da geçen alan, kendine has bir mikro klimaya ve dolayısıyla canlı çeşitliliğine de sahip.

  • ANTALYA’NIN SEMBOLÜ: ASPENDOS ANTİK KENTİ

    Antalya’nın Serik ilçesinde yer alan Aspendos, günümüze kadar ulaşan görkemli bir antik kenttir. Antik tiyatrosuyla meşhur olan kent, Akalar tarafından inşa edilen bir yerleşim yeridir. Biri büyük, biri küçük iki tepenin üzerine konumlanan, her yıl binlerce turistin akın ettiği Aspendos’un eski zamanlarda en zengin şehirlerden biri olduğu rivayet edilir.

    Bu yazımızda efsanelere konu olan hikâyesiyle Aspendos’ta tarihi bir yolculuğa çıkıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bronz Çağı’na tanıklık etmiş antik kentin tarihi milattan öncesine dayanmakta olup Köprüçay bölgesinde M. Ö. 10. yüzyılda kurulur. Tarihi tiyatro ise 2. yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilir. Kentin ekonomi kaynağı yıllarca Kapria Gölü’nden çıkarılan tuz olur; o dönemler tuz oldukça kıymetli olduğu için kentin değeri daha da artar. Ticari yolların da gelişmesiyle âdeta dönemin altın kentlerinden biri hâline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Aspendos; şarapçılık, zeytin ve zeytinyağı ile tahıl ürünleri ve yaş meyve ihracatı bakımından oldukça önemli bir konumdadır. Sadece yiyecek ürün değil, kilim ve mobilyaları ile de meşhurdur; özellikle limon ağacından yapılan mobilyalar, ekonomiyi ayakta tutan ögelerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Antik yerleşimde kentin su ihtiyacını karşılayan Aspendos Su Kemeri, bugün günümüze kadar ulaşan en önemli yapılardan biridir. Bir mühendislik harikası olarak tanımlanan Aspendos Su Kemeri’nin Tiberius Claudius Italicus tarafından yaptırıldığı ve hizmete sunulduğu bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Aspendos denince akla ilk gelenlerden biri, günümüze kadar ulaşan tarihi tiyatrosudur. Tiyatronun bu kadar önemli olmasının sebebi hem Anadolu Roma Tiyatroları arasında günümüze kadar ulaşabilen en eski tiyatro olma özelliği taşıması hem de yapısının sağlam inşa edilmesidir. Binlerce kişilik bu açık hava tiyatrosunun mimarı, kentin aynı zamanda yerlisi olan Theodorus’un oğlu Zenon’dur. Tiyatro, günümüzde aktif olarak konserlerin verildiği, tiyatro oyunlarının sergilendiği bir mekândır. Aynı zamanda kültür ve sanatın yaygın olduğu kentin diğer adının Belkıs olarak anılmasının nedeni, tiyatronun Belkıs köyünde konumlanmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tiyatro, bazı efsanelere de ev sahipliği yapmıştır. Rivayete göre Aspendos kralının dillere destan güzellikte bir kızı vardır. Kızıyla pek çok kişi evlenmek ister ancak kral kızını kime vereceğini bilemez. Bu konuda bir karara varabilmek için yarışma düzenler; şehre faydalı bir şey yapacak olan kişi ile kızını evlendireceğini duyurur. Kızına âşık iki mimardan biri şehre su kemerleri getirirken diğeri tiyatroyu inşa eder. Kral, damadını seçmekte bir an için zorlansa da tiyatronun akustik yapısından çok etkilenir ve kızını Mimar Zenon’a verir.

  • Kutup Ayıları Hakkında İlginç Bilgiler

    Kutup Ayıları Hakkında İlginç Bilgiler

    Kuzey Kutup bölgesindeki kar ve buzlarla çevrili bir doğada yaşayan kutup ayılarının ilginç ve hayret verici özelliklerini sizin için listeledik. Ne yazık ki bu bembeyaz sevimli canlı hakkında bir de olumsuz haber var ki, o da şu: 2006 yılında “Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler” arasında sayılarak kırmızı listeye alınmış!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her yer karla örtülüyken dışarıdaki bembeyaz görüntü gözlerimizi kamaştırır ve göz kapaklarımızı birkaç kez sıkıca açıp kapama ihtiyacı duyarız. Neyse ki sürekli bu beyazlığa bakan kutup ayılarını UV ışınlarının yoğunluğunu azaltarak kar körlüğünden koruyan üçüncü bir göz kapakları bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Onların da birbirlerinden ayrı olduklarında kullandıkları bir iletişim araçları var. Şaşıracaksınız ama bu araç karda bıraktıkları ayak izlerinden başka bir şey değil. Bastıkları yere her adımda kokularını bırakan kutup ayıları geride kalanlara “bir süre önce buralardaydım” mesajı iletebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hüzünlü ama bir o kadar da olağanüstü bir bilgi ise hamile kutup ayılarıyla ilgili. Bir kutup ayısı hamileliği boyunca ağırlığını ortalama 200 kilodan fazla artırmak zorundadır. Bunu başarabilenler karın içine bir yuva kazarak orada bir süre bir çeşit uykuya yatarlar, hatta doğum da bu sırada gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Konunun hüzünlü tarafı ise şudur: zaten ortalama 200 kg. olan hamile kutup ayısı iki katı kadar kilo alamadıysa vücudu hamileliği kendiliğinden sonlandırır. Kutup ayılarının karada, suda, karda, buzda avlanarak beslenebildiklerini hatırlatalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı biçimde dünyaya gelen kutup ayılarının ise ilk anda hiç tüyleri yoktur, bu da onları soğuğa karşı savunmasız yapar. Ama neyse ki anne kutup ayının kazdığı yuvanın içinde doğdukları için üşümezler. O sırada dışarının sıcaklığı -40 iken yuva 2-3 derecedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yeni doğan kutup ayıları tüysüz oldukları gibi dişsiz ve kördürler. Doğumdan sonra uyanan anne ayı iki buçuk yıl boyunca muhtaç yavrusunu emzirir, bu süre yavrunun çocukluk ve ergenliği atlatması için yeterlidir, zaten hemen sonrasında da hayatına tek başına devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karla kaplı bir ortamda su sıkıntısı yaşanmayacağını düşünmeyin zira olan suyun büyük kısmı donmuş durumda bulunur. Ama bu durum kutup ayıları için sorun teşkil etmez, çünkü onlar su içmezler! Bedenleri yağ yıkımı sırasında gerekli olan su bileşenini yani H₂O’yu üreterek su ihtiyacı duymalarını engeller.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Rekortmen bir kutup ayısından haber verelim şimdi de… O şampiyon aralıksız olarak tam dokuz gün yüzmüş ve suda 687 km. yol almış. Anladığınız üzere kutup ayılarının her biri çok iyi yüzücüdür ve bu konuda onlarla yarışabilecek kara canlısı çok azdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    İşin ilginç yanı kutup ayıları yüzerken hiç üşümez ve ıslanmazlar! Doğaya karşı oldukça donanımlı olan kalın yağ tabakaları onları sıcacık tutarken, iki katmanlı olan kürklerinin dışta olanı içteki kürkü ıslanmaktan korur.

  • NESLİ TÜKENEN İLGİNÇ CANLILAR

    Dünya, oluştuğu ilk günden bu yana milyonlarca türe ev sahipliği yapmıştır. 665 milyon yıl önce yaşamış ilk hayvan fosilleri dünyamızın yaşam çeşitliliği ile ilgili bilgiler verirken, gezegenimiz geçmiş zamanda devasa canlıların yaşadığı bir yerdir. Gezegenimizi hangi hayvan türleri ile paylaştığımızı fosil kalıntılar sayesinde öğrenirken, en dikkat çeken türleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Nesli tükenen en popüler canlılardan olan dinozorlar, günümüzden 232 milyon yıl önce gezegenimizde yaşayan egemen bir türdür. O dönemde dünya, bildiğimiz hâlinden çok daha farklıdır. 150 milyon yıl boyunca gezegenimizde yaşayan dinozorların türü, Dünya’ya çarpan devasa bir göktaşı sebebiyle tükenir. Büyük cüsseli dinozorlar göktaşının sebep olduğu etkilerle yok olurken, mağara ve yeraltında yaşayabilen ufak türleri günümüze kadar varlıklarını sürdürmeyi başarır. Bugün bilinen tüm kuş ve tavuk türleri dinozorların soyundandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Devasa cüssesine rağmen aslında güvercingillerden olan Dodo kuşu, 17. yüzyılda soyları tükenen canlılardandır. Yaklaşık bir metre uzunluğunda ve ortalama 20 kilogram ağırlığında olan Dodo kuşu, aynı zamanda uçamayan kuş türlerinin bir üyesidir. Kaynaklara göre bu kuş türünün en son görüldüğü yer, Hint Okyanusu’nda bulunan Mauritius açıklarındaki küçük bir adadır. 2007 yılında iyi korunmuş DNA örnekleri bulunan iskeleti, bu uysal mizaçlı kuş türünün bilim insanları tarafından yeniden hayata döndürülmesi için de umut olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarında geniş bir alana yayılan mamutlar, son Buzul Çağı’nda, 3 milyon yıl boyunca gezegenimizde yaşamış filgillere mensup bir memeli türüdür. 4 bin yıl önce nesli tükenen mamutlar; 4 buçuk metreyi bulan boyu ve sekiz tona ulaşan ağırlıkları ile gezegenimizde yaşayan en büyük memeli türlerinden olurken, soylarının tükenmesinde Buzul Çağı’nın sona ermesi en güçlü etken olarak belirtilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzun ve sivri dişleriyle kılıç dişli kedi olarak da anılan Smilodon, kedigillere ait bir türdür. 2 milyon yıl boyunca varlıklarını sürdüren bu türün yetişkinleri ortalama olarak üç metre boya ve 600 kilogram ağırlığa sahiptir. Yaşam alanı Amerika kıtası olan bu vahşi kedi türünün dişleri ise 20 cm’ye ulaşabilmektedir. 10 bin yıl önce nesli tükenen Smilodonlar, Buzul Çağı’nın sona ermesiyle yeni iklim koşullarına adapte olamayarak tarih arenasından silinen türlerden olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yaşamış en büyük etçil olan megalodonlar, köpek balığına ait bir türdür. 20 metreyi geçen boyları ve 60 tona ulaşan ağırlığıyla dev bir köpek balığı olan bu tür, yoğunlukla Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusu’nda yaşamış ancak fosillerine tüm okyanuslarda rastlanmıştır. Okyanusun derinliklerinde yaşadığı düşünülen bu dev balığın balinalarla beslendiği bilinir. Elde edilen fosiller sadece dişi balıklara ait olurken, erkek megalodonların çok daha iri cüsseye sahip olabileceği düşünülür. 2.6 milyon yıl önce dünyanın yaşadığı ani iklim değişikliğinden sonra besinleri olan balıkların başka bölgelere göç etmesiyle neslinin tükendiği tahmin edilen cinsin hâlen derin sularda yaşadığını düşünen araştırmacılar da bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tuhaf bir şekle sahip fosil kalıntısı yakın zamanda keşfedilen hallucigenia, nesli tükenen bir solucan türüdür. Yaklaşık 505 milyon yıl önce yaşayan bu türün fosilleri Kanada’daki Rocky Dağları’nda bulunur. İlk keşfedildiği 70’li yıllarda canlının sırtındaki dikenler bacakları sanılsa da son dönem yapılan çalışmalarla hallucigeniaların anatomik yapısı net bir şekilde ortaya konulur. Fantastik bir evrene aitmiş gibi gözüken bu solucan türünün beş ile otuz beş milimetre uzunluğundaki bedeninde yedi veya sekiz çift pençe bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Günümüzden ortalama olarak 60 milyon yıl önce yaşamış olan titanoboa, piton ve boa yılanının atası olan bir yılan türüdür. Kolombiya’daki bir maden ocağında, 2009’da bulunan 29 farklı titanoboa bireyine ait fosiller, tür hakkında pek çok bilgi edinmemizi sağlamıştır. Ortalama boyu 14 metreden fazla olan titanoboalar, yaşamış en büyük yılan türüdür. Vücudunun en geniş bölgesi bir metreye ulaşan bu cinse ait fosil kalıntıların bulunduğu bölgenin, 2002’de yapılan çalışmalarda en eski tropik yağmur ormanlarından biri olduğu belirtilmiştir. Bilinen en büyük yılanın burada yaşamış olmasına şaşırmamak gerekir.