Kategori: Rota/Doğa

  • YENİ ZELANDA HAKKINDA KISA KISA

    Büyük Okyanus’taki ada ülkesi Yeni Zelanda, 17. yüzyılda Hollandalılar tarafından keşfedilir. 1840’lı yıllarda İngiltere’nin hakimiyetine geçen ülkenin ilk yerleşimcileri ise izlerine 13. yüzyılda rastlanılan Maori halkıdır. Günümüzde okyanusu kucaklayan sahilleri, sörfçüleri, heybetli dağları, iki büyük ve 700’den fazla küçük adasıyla ün salan ülke, antik dönemlerde uzak mesafesinden dolayı dünyanın ucundaki yer olarak anılıyordu. %94’ü suyun altında olduğu için “görünmez kıta” olarak da adlandırılan Yeni Zelanda hakkındaki ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkenin üzerinde gezinen ama hiç gitmeyen uzun ve beyaz bulutların etkili olmasıyla Yeni Zelanda’nın yerli halkı olan Maoriler kendi dillerinde ülkelerine “Aotearoa” der ve Maorice bu kelime “uzun beyaz bulut” anlamına gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yeni Zelanda, kadınlara oy hakkı veren ilk ülkedir. 19 Eylül 1893’te Birleşik Krallık gibi birçok ülkeden çok daha önce kadınlara seçme hakkı vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Peter Jackson tarafından sinemaya uyarlanan “Yüzüklerin Efendisi” serisinin bir sahnesi hariç tüm sahneleri Yeni Zelanda’da çekilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yeni Zelanda 3 resmî dile sahiptir. Bu dillerden bir tanesi 2006’da ulusal dil ilan edilen işaret dilidir ve 20 binden fazla insan bu dile hâkimdir. Ülkede konuşulan diğer resmî diller İngilizce ve Maoricedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeni Zelanda’daki 305 metre yükseklikteki bir tepe dünyanın en uzun ismini taşır. 85 harften ve 49 heceden oluşan “TaumatawhakatangihangakoauauotamateaturipukakapikimaungahoronukupokaiWhenuakitanatahu”, Maori dilinde “dağlara tırmanan, büyük dizli adam Tamatea’nın aşkına flüt çaldığı yer” anlamına gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Vahşi bir doğaya, çeşitli hayvan ve endemik bitki türlerine hatta sadece bu ülkede yaşayan kivi kuşuna ev sahipliği yapsa da Yeni Zelanda’da yılan bulunmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yeni Zelanda, 130 milyona yaklaşan nüfusa sahip Japonya ile neredeyse aynı büyüklükte olmasına rağmen 5 milyon nüfusu ile dünyanın en az nüfusuna sahip ülkelerinden biridir.

  • 9 Harika Canlının 9 İlginç Özelliği

    9 Harika Canlının 9 İlginç Özelliği

    Yaşadığımız evreni ve içindeki canlıları keşif sürecinde zaman zaman hayret verici bilgilerle karşılaşılmış. Sizin de o bilgileri öğrendiğinizde bir süre şaşkın şaşkın baktığınız, ince düşüncelere daldığınız olmuştur mutlaka. Hayvanlar hakkındaki bu ilginç bilgilerle yaşadığımız evren hakkında biraz daha hayrete düşmeye ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Koalalar… Çoğunlukla okaliptüs yaprakları yiyerek ağaçlarda yaşayan Avustralyalı canlılar… Bu sevimli hayvanların sarmal biçimindeki parmak izlerinin insanların parmak izlerine çok fazla benzediğini söylesek ne düşünürsünüz? Konuyu daha da ilginç hale getiren ise maymunlar dâhil çoğu hayvanın parmak izinin bulunmaması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Genellikle böcek yiyerek beslenen ve böylece dünyanın dengesinin korunmasında büyük rolü olan yarasaların en sevdikleri konaklama yerleri biliyorsunuz ki mağaralar. İlginç olan, yarasaların süratli bir şekilde mağaradan çıkarken illa ki sola dönerek uçmaya devam etmeleri! Bunun nedeni ise bir muamma…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Büyük kedi ailesinin üyesi olan kaplanlar, üzerlerinde bir sanatçının çalıştığını düşündürecek kadar estetik canlılar. Onları ayrıcalıklı kılansa kürklerinin üstündeki çizgiler… Bu çizgilerin bütün kaplanlarda farklı oluşu, yani tıpkı insanların parmak izleri gibi kaplanlardaki çizgilerin de kesinlikle birbirine benzemeyişi işin ilginç boyutu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kunduzlar kemirgen canlılardır ve ağaçları kemirerek beslenirler. Bunu yaparak sadece beslenmekle kalmaz, dişlerini de törpülemiş olurlar. Çünkü onların dişleri bizim saçlarımız, tırnaklarımız gibi sürekli uzayan uzuvlardır ve bakım gerektirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şimdiki ilginç bilgiye çok da yabancı olduğunuzu sanmıyoruz çünkü bir dönemin ünlü filmi Jaws’da muhtemelen en çok heyecan duyduğunuz sahneydi, kan kokusunu alıp hızla hedefe yaklaşan köpek balığının görüntüsü. Film değil gerçek olan şu ki, bir köpek balığı yaklaşık 100 litre su içinde tek bir damla kanı 5 km. uzaktan hissedebilirmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Su aygırları her ne kadar otobur canlılar olsalar da oldukça yırtıcı dişlere sahipler ve gerektiğinde bunları kullanmaktan çekinmezler. Belgesellerde bu devasa hayvanın derisinin güneş kremi sürülmüşçesine parladığını fark etmişsinizdir. Gerçekten de salgıladığı kırmızımsı sıvı, onu UV ışınlarından koruyan anti bakteriyel bir özelliğe sahip!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yıllar boyunca insanlar tarafından avlandıkları için nesli tükenmek üzere olan Galapagos kaplumbağalarının memleketi Büyük Okyanus’un doğusunda bulunan Ekvador’a bağlı Galapagos Adaları. Ve biliyor musunuz ki bu sakin canlılar günde 16 saat uyuyup bir yıl boyunca hiçbir şey yiyip içmeden yaşayabiliyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bütün arı kolonilerinde bir tane kraliçe arı olduğunu biliyorsunuz. Genç işçi arılar tarafından arı sütüyle beslenen kraliçe, yumurtlayarak koloninin devamlılığını sağlamakla görevli. Peki ya o kraliçe ölürse ne olur? O zaman da işçi arılar bir dişi arıyı kraliçe arı olması için, yani daha verimli hale gelmesi için bol bol arı sütüyle besleyip yeni kraliçelerini ilan ederlermiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Karlar içinde yaşayan, diğer adı da “beyaz ayı” olan kutup ayılarının görebildiğimiz tek siyah yeri minik burunları ve gözleri. Oysa insanda sarılma hissi uyandıran o bembeyaz pofuduk tüylerinin altı simsiyah bir deriyle kaplı. Nedeni ise, yaşadıkları soğuk bölgelerde siyah renkli derileri sayesinde güneş ışınlarını daha iyi soğurmaları!

  • DENİZYILDIZLARININ GİZEMLİ DÜNYASINA YOLCULUK

    Denizlerin sığ sularından 6 bin metre derinliğe kadar olan bölgede yaşamaya adapte olan denizyıldızları bildiğimiz tüm yaşam formlarından farklı özellikleri ile su altı dünyasının gizemli canlıları arasında yer alıyor. Yaklaşık 2 bin türü bulunan denizyıldızları hakkındaki ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Denizyıldızları hakkında bulunan en eski fosil kayıtları yaklaşık 450 milyon yıl öncesine aittir. Sıcak denizlerden soğuk kutup denizine kadar yaşam alanına sahip olsalar da tatlı suda yaşayamayan denizyıldızlarının yaşam süresi 35 senedir. En büyük türünün çapı bir metre, ağırlığı da beş kilograma ulaşabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Denizyıldızının en etkileyici özelliği vücutlarının kopan kısımlarını yenileyebilmesidir. Bir avcı, denizyıldızının bir kısmını yediğinde kalan eksik kısım bir süre sonra eski haline geri gelir. Denizyıldızının bu becerisine “rejenerasyon” yani “yenilenme” özelliği denir ve bu süreç bir yıl kadar sürebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Denizyıldızları çoğunlukla salyangoz, küçük balık, istiridye ya da midye ile beslense de su yosunları ile yaşamını sürdüren otçul türleri de vardır. Midelerini dışarıya çıkartarak gövdelerinin dışında da sindirim yapabilir, bu sayede kendilerinden daha büyük canlılarla da beslenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Denizanası gibi denizyıldızlarının da ne kanı ne de beyni vardır. Beyinlerinin yerine sahip oldukları şey karmaşık bir sinir sistemidir. Nöronları sinir uçlarıyla mesaj iletimi yaparak sinir sistemlerinin devamlılığını sağlar. Bunun yanında tehlikeleri hissedebilen güçlü içgüdüleri vardır. Deniz suyu, bir denizyıldızı için gerekli olan tüm besini sağlar. Bu yüzden besinlerin dolaştığı bir kalp veya kanları olmadığı için dolaşım sistemi de yoktur. Sadece onları hayatta tutmak için dolaşım sistemini taklit eden su dolu vücutları bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Denizyıldızları boyut, şekil ve renk olarak birbirinden farklıdır. Bu canlıların en dikkat çekici özelliklerinden biri de kollarıdır. Birçok denizyıldızı türünde beş kol vardır ancak güneş yıldızı gibi bazı türlerde kol sayısı kırka kadar çıkabilir. Mesela; Avrupa denizyıldızında 12, Amerikan denizyıldızında 40 kol vardır. Kolların her biri midye, istiridye gibi hayvanların kabuğunu ayırabilecek kadar güçlüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir denizyıldızı, ayrıntıları fazla göremeyen ancak aydınlığı ve karanlığı fark edebilen göz noktalarına sahiptir; bu göz noktaları denizyıldızının her kolunun ucunda bulunur. Gözleri de sanılanın aksine vücutlarının orta kısmında değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuş ve balık gibi avcılardan korunmak için bazı denizyıldızı türünde dikenler vardır. Kimi türleri ise insan gibi avcılardan korunmak için tehlike anında kötü koku salgılama yeteneğine sahiptir.

  • İZMİR’İN BULUŞMA NOKTASI: TÜM İNCELİĞİ İLE İZMİR SAAT KULESİ

    İzmir Saat Kulesi’nin ülkemizdeki tüm saat kuleleri içinde en iyi fotoğraf verenlerden biri olduğunu söylersek abartmış olmayız. Duvarlarındaki ince işçilikle, estetik ve zarif görüntüsüyle dikkatleri çeken yapıyı biraz daha yakından tanımak için lütfen okumaya devam edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saat Kulesi, Konak Meydanı ile anılır.” title_font_size=”13″]

    İzmir Saat Kulesi’nin en kestirme tarifi için Konak Meydanı’ndaki kule demek yeterlidir. Bu tarihi meydan, adını,1869-72 yılları arasında az öteye inşa edilmiş olan Hükümet Konağı’ndan alır. Eskiden araç trafiğine de açık olan meydan günümüzde sadece insanları ve sokak hayvanlarını ağırlamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapıldığı yıl padişahın tahta çıkış yıl dönümüydü.” title_font_size=”13″]

    Osmanlı sultanı II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıldönümünü kutlamak için ülkenin farklı noktalarına birçok saat kulesi inşa edilmiştir. 1901 yılında İzmir’deki meydana 81 m2’lik bir alana dikilen söz konusu saat kulesi de onlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çeşmeli Saat Kulesi olarak da bilinir.” title_font_size=”13″]

    25 metre yüksekliğinde olan kulenin ayrıcalıklı taraflarından biri, şadırvana benzetilen ve çevresinde dört çeşme bulunan ilk katıdır. Bu özelliği nedeniyle Çeşmeli Saat Kulesi olarak da anılır. İkinci katında gövdenin etrafını çevreleyen küçük nişli, seyir balkonlarını andıran bölümler vardır. Gövdesine uzaktan bakıldığında dantel gibi duran kabartmalar, baklava dilimleri içindeki beş kollu yıldızlar dikkat çeken detaylardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuledeki Kuzey Afrika üslubu Fransız mimar tarafından seçilmiştir.” title_font_size=”13″]

    Genel havası ile Kuzey Afrika’dan esintiler taşıyan Saat Kulesi’nin mimarı, o dönem ülkemizin önemli tasarımcılarından olan Fransa doğumlu İzmirli mimar Raymond Charles Péré’dir. Kendisini böyle bir kulenin yapılması için görevlendiren kişi ise İzmir’e 1895 yılında vali olarak atanan Kamil Paşa’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kulenin saati Alman imparatorunun hediyesidir. ” title_font_size=”13″]

    Kule’nin dış yüzüne yerleştirilen 75 cm. çapındaki dört adet saatin,Alman imparatoru II. Wilhelm tarafından, hatta aynı günlerde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yine II. Abdülhamit onuruna yapılmakta olan bazı kulelerin saatinin de yine Alman imparator tarafından hediye edildiği rivayet edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kulenin saati tarihte sadece bir kere durmuştur.” title_font_size=”13″]

    Günümüzde tüm dakikliği ile işlemekte olan kule saatinin kurulduğu günden bu yana bir kere durduğu, onun da 1974’te 5.2 büyüklüğündeki İzmir depreminde olduğu söylenir. Bu durgunluk iki yıl sürmüş, yapılan onarım çalışmalarından sonra eski canlılığına kavuşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmir Saat Kulesi’ne nasıl gidilir?” title_font_size=”13″]

    Yazının başında adres için Konak Meydanı demenin yeterli olduğunu söylemiştik, bu arada halk arasında Konak Meydanı olarak bilinen yerin resmî adının Atatürk Meydanı olduğunu da ifade edelim. Konak ilçesindeki Konak Meydanı’na İzmir’in farklı noktalarından ulaşım metro, tramvay, otobüs gibi araçlarla sağlanabilir. Saat kulesinin hemen arka tarafında kalan Konak Vapur İskelesi de deniz ulaşımını tercih edenler içindir.

  • Yeşilin Mavinin Beyazın Şehri Bursa

    Yeşilin Mavinin Beyazın Şehri Bursa

    Her şeyden önce Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olması sebebiyle önemli bir tarih taşıyıcısıdır. Bununla birlikte büyük bir sanayi kenti ve aynı oranda turizm şehridir. Yeşili de boldur mavisi de… Kültür ve Yaşam’ın Bursa sayfasına hoş geldiniz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    17 ilçeye sahip Bursa’nın denize kıyı ilçeleri Gemlik, Nilüfer, Mudanya ve Karacabey’dir. Deniz taşımacılığı, tarım, zeytincilik, at yetiştiriciliği gibi konularda ülke ekonomisine büyük katkıları olan bu ilçeler yüzyıllara uzanan tarihsel kimlikleri, mis kokulu ormanları, pırıl pırıl denizleri ve sahilleriyle de ziyaretçileri kendilerine çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun ticaret yolları üzerinde bulunan Bursa’da Osmanlı döneminde yapılan hanlar ve çarşılar bugün de ilgi odağı olan alışveriş mekânlarıdır. Şahane ipek ürünlere ve aksesuarlara ulaşmak isterseniz Hanlar bölgesine, özellikle 15’inci yüzyıl sonlarında II. Beyazıt tarafından yaptırılan Koza Han’a uğramayı ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Külliyeler, türbeler ve camiler Bursa’yı diğer şehirlerden farklı kılan önemli değerlerdir. Yıldırım Beyazıt zamanında yaptırılan ve çok kubbeli Osmanlı camilerinin ilki olan Ulu Camii, Türkiye’nin büyük ilgi gören anıtsal yapılarından biridir. Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri, Muradiye Külliyesi, Yeşil Camii ve Yeşil Türbe de şehrin diğer önemli tarihsel ve kültürel yapılarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlıların ilk yerleştikleri bölgelerden biri olan ve tarihi dokusunu günümüze kadar koruyan Cumalıkızık sizi adeta bir zaman yolculuğuna çıkaracak. Sarı, beyaz, mor ve mavinin tonlarıyla badana edilen tarihi evleri -ki evlerin bir kısmı yöresel lezzetlerle karnınızı doyurabileceğiniz restoranlara dönüştürülmüş durumda, suyollarının süslediği daracık sokaklarıyla Cumalıkızık tam bir görsel şölen.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İznik denince akla, tarihi Karahanlılara kadar uzanan sanatımız çini gelir. Cami, medrese, türbe, saray gibi yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılan çiniler, motifleri, desenleri ve çarpıcı renkleriyle bütün dünyada ün yapmıştır. Çini sanatı konusunda bir marka olan İznik, aynı zamanda tarihi alanlarıyla doğal bir açık hava müzesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bursa, doğa harikalarıyla da dikkat çeken bir ilimizdir. Özellikle de şelaleler ve çevrelerindeki mesire alanları ziyaretçilerin ve doğa sporu tutkunlarının çok rağbet ettiği yerlerdir. Uludağ’ın eteklerinde Kestel ilçesinde yer alan, kar ve kaynak sularının oluşturduğu kanyondan dökülen Saitabat Şelalesi’ni ve Mustafakemalpaşa ilçesinin su ihtiyacını karşılayan Suuçtu Şelalesi’ni rotanıza kesinlikle eklemenizi öneriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yeşili en yeşil, mavisi en mavi olan Bursa, 2500 metre yükseklikten bembeyaz bir gülümsemeyle bakar. Bursa’nın beyazı Uludağ’dır ve bu bölgenin kış kayak sporları için bir merkez haline gelmesi 1930’lara uzanır. İklimi, bitki örtüsü, gölleri, faunası ile Uludağ sadece Bursa’nın değil tüm ülkenin çekim merkezlerinden biridir. Marmara Bölgesi’nin bu en yüksek dağını yaz aylarında ise kamp alanlarında konaklamak ve yaylalarında oksijen depolamak için gezi listenize ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Şüphesiz Bursa’ya özgü lezzetlerden en meşhuru dünyaya bile nam salan İskender kebaptır. Sosuyla, sunumuyla öne çıkan İskender’i cantık, İnegöl köfte, ciğer kebabı, Kemalpaşa tatlısı takip eder. Seyahatinizden döndüğünüzde sevdiklerinize ikram edebileceğiniz Gemlik zeytini ve kestane şekerini eklemeyi biz de unutmayalım siz de.

  • RUSYA’NIN AVRUPA’YA AÇILAN KAPISI: ST. PETERSBURG

    Tarihin, kültürün ve görkemli mimarilerin birleştiği; Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın en büyük dördüncü şehri olan St. Petersburg; Rus Çarı I. Petro tarafından 16 Mayıs 1703’te kurulmuştur. 1918’de Moskova başkent ilan edilene dek, 200 yıl boyunca Rus Çarlığı’na başkentlik yapmıştır. 5 milyona ulaşan nüfusu ile Rusya’nın en kalabalık ve en gözde şehri olan St. Petersburg ile ilgili bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, 16 Mayıs 1703’te Büyük Petro’nun İsveç ile uzun süren bir savaşı kazanması sonrasında Neva Nehri’ni ele geçirmesiyle kurulur. Rusya’nın güneybatısında, Baltık Denizi’nin kıyısındaki bu şehrin tamamı UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir. Neva Nehri’nde 42 adadan oluşan, 55 nehir ve 500’ü aşkın köprüsü ile St. Petersburg, Kuzeyin Venedik’i olarak anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Stalin’in yönetimindeyken Rusya tarafından kaderine terk edilen şehir, Eylül 1941 ile Ocak 1944 yılları arasında yaklaşık 900 gün boyunca Alman kuvvetleri tarafından kuşatılmıştır. Bu süreçte 800.000 civarı kayıp vermiş, birçok kişinin soğuk ve açlıktan ölmüş olmasına karşın şehir ele geçirilememiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Peter ve Paul Kalesi, İtalyan kökenli İsviçreli Mimar Domenico Trezzini tarafından şehrin kuruluşundan sonra özel olarak tasarlanır. 2003 yılında 300. yıl dönümü için St. Petersburg’da birçok köşk ve saray restore edilir. 4000 heykel, 36 tarihi ve görkemli yapı, 221 müze, 2000 kütüphane, 45 sanat galerisi, 80 tiyatro ve 62 sinema salonu ile şehir, âdeta Rusya’nın kültür başkentidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, Helsinki ve Finlandiya’ya başkent Moskova’dan daha yakındır. Batı Avrupa şehirleri örnek alınarak inşa edildiğinden Rusların geleneksel soğan biçimli kubbeli mimarilerine nadir rastlanır. Fakat “Voskresenia Khristova Kilisesi” buna uymayan nadir yapılardan biridir. Kilise, Moskova’da bulunan Kızıl Meydan’daki “Basil Katedrali” örnek alınarak inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, Dostoyevski ve Puşkin’in de şehridir. İki yazar farklı dönemlerde esir düştükten sonra St. Petersburg’da yaşamayı tercih etmiştir. Dostoyevski, Beyaz Geceler kitabını burada kaleme almış, Puşkin’in ölümüne neden olan düello yine bu şehirde gerçekleşmiştir. 1836 kışında, Puşkin’i karalamak amacıyla eşi Natalya ile ilgili iftirada bulunan ve karısının Çar ile ilişkisi olduğu haberini yayan Dantes’i düelloya çağıran Puşkin, karnından yaralanmış ve iki gün sonra da vefat etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en işlek noktası Nevsky, gösterişli sokakları ve büyüleyici mimarisinin yanı sıra “beyaz geceleri” ile ünlüdür. Coğrafi konumundan dolayı mayıstan temmuz sonuna kadar 18 saat gündüzün yaşandığı şehir, bu özelliği nedeniyle “beyaz geceler” olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tarihi ve sanatsal yapıları ile St. Petersburg, 3 milyondan fazla eser bulunan dünyanın en büyük ikinci sanat müzesi olan Hermitage’e de ev sahipliği yapmaktadır. “Saray Meydanı” ve alanın ortasındaki “Alexander Sütunu” da turistlerin ilgisini çeken önemli yapılardandır.

  • Kolları Tarihi Kucaklayan 8 Köprü

    Kolları Tarihi Kucaklayan 8 Köprü

    Dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın köprülerin tek bir misyonu vardır, o da iki tarafı birbirine bağlamak… Kurulan her köprü kollarıyla aralarında engel bulunan yakaları birleştirirken aslında sadece kuru kara parçalarını değil insanla insanı birleştirir, tarihin akışına hizmet eder. Ülkemiz de yüzlerce yıl içinde farklı toplumlar tarafından yapılmış birbirinden güzel, heybetli, estetik taş köprülerle örülü ve şimdi bu köprülerin 8 tanesi huzurlarınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Malabadi Köprüsü, Diyarbakır” title_font_size=”13″]

    Evliya Çelebi’nin onca yer gezdikten sonra “Anadolu’da inşa edilen köprüler arasında en üstünü” dediği Malabadi Köprüsü, Silvan’da Batman Çayı üstünde kurulmuş. Artuklu eseri bu köprünün heybetini ise en iyi Fransız mimar Albert Gabriel’in “Ayasofya’nın kubbesi köprünün altına rahatlıkla girer.” cümlesi özetliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çifte Köprü, Artvin” title_font_size=”13″]
    tarihi köprüler

    Arhavi’de iki derenin Ortacalar ve Küçük Köy altındaki birleşim yerinde birbirine dik açı oluşturacak şekilde kurulmuş iki köprü… İkisi de tek gözlü olan köprüler 18. yüzyılda yapılmış. Zarif mimarisi ve karaya doğru uzanan kollarıyla doğanın doğal bir parçası izlenimi uyandırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun Köprü, Edirne” title_font_size=”13″]
    tarihi köprüler

    Dünyanın en uzun taş köprüsü 174 kemerle Ergene Nehri üstüne kurulmuş Uzun Köprü’dür. 18 yıl süren inşası 1443 yılında tamamlanmış ve Osmanlı döneminde sıklıkla ordunun Avrupa’ya geçiş güzergâhı olarak kullanılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Büyükçekmece Köprüsü, İstanbul” title_font_size=”13″]
    tarihi köprüler

    Mimar Sinan, en sevdiği eserlerinden olan Büyükçekmece Köprüsü’nü bakın nasıl anlatmış: “Gece gündüz sebep oldu duaya, / Geçit oldu hep zengine fukaraya. / Şaşılası, hoş bir köprüdür, eşsizdir. /Uzun boylu, hilal kaşlı bir güzeldir.” Geçmişte Büyükçekmece ile Mimar Sinan arasında karayolu bağlantısı olan köprüyü bugün sadece yayalar kullanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Irgandi Köprüsü, Bursa” title_font_size=”13″]
    tarihi köprüler

    Dünyada üstünde çarşı olan dört köprüden bir tanesi Irgandi Köprüsü… Geçmişte sıra sıra dizilmiş dükkânlarıyla kalabalıkları ağırlayan çarşı, sel, deprem, Kurtuluş Savaşı sırasında düşman kuvvetlerce dinamitlenme dâhil büyük badireler atlamış. Yapılan restorasyonlarda biraz şekil değiştirdiyse de günümüze kadar ulaşmayı başarmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Belkıs (Taşköprü) Köprüsü, Antalya” title_font_size=”13″]
    belkıs köprüsü

    Manavgat ve Serik ilçelerini birleştiren eserin tarihi 4. yüzyıla dayanıyor.  Şiddetli yağışlarla bir ayağı yıkılma tehlikesi geçiren Köprüçay üzerindeki yedi kemerli köprüde geçtiğimiz yıllarda güçlendirme çalışmaları yapıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Varda Köprüsü, Adana” title_font_size=”13″]
    tarihi köprüler

    Varda Köprüsü 2.Abdülhamit döneminde, Bağdat Demiryolu projesi kapsamında, Osmanlı-Alman işbirliği ile 19. yüzyıl başlarında inşa edilmiş, bu yüzden Alman Köprüsü olarak da biliniyor. Coğrafyanın zorlu koşullarına rağmen 200 metre uzunluğunda 99 metre yüksekliğinde yapılan bu devasa yapıtın uluslararası haklı bir ünü de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çobandede Köprüsü, Erzurum” title_font_size=”13″]
    tarihi köprüler

    Aras Nehri üzerinde, farklı renklerde taşlarla 130 metre uzunluğunda yedi gözlü estetik harikası bir köprü… 13.yüzyılda inşa edilen eser adını yakınlarda mezarı bulunan Çoban Abdal isimli bir dervişten alıyor.

  • AFRİKA’NIN CENNET ADASI

    Afrika Kıtası’nın doğusunda Tanzanya’ya bağlı iki adadan oluşan Zanzibar’ın ekonomisi baharat üretimi ve turizme dayalı. Buram buram tarih kokan dar sokakları, turkuaz rengi muhteşem denizi ile her yıl ziyaretçi akınına uğrayan ada, balayı adası olarak da biliniyor. Zanzibar hakkında ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Zanzibar hakkındaki en yaygın yanlış bilgi, Zanzibar’ın tek bir ada olduğudur. Hint Okyanusu’nda bulunan bir takımada olan Zanzibar, iki büyük ada (Unguja ve Pemba) başta olmak üzere toplamda 54 adadan oluşmaktadır. Zanzibar’ın toplam nüfusu yaklaşık 1,5 milyondur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Adanın güney kısmında yer alan Dimbani köyündeki Kizimkazi Mescidi, Doğu Afrika’daki ilk mescit olup; 1107’de Şeyh Said bin Abi Amran tarafından Şirazlı yerleşimcilere yaptırılmıştır. Doğu Afrika’nın bu en eski mescidin çevresinde cihat için gelmiş seyyidlerin kabirleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Zanzibar’ın insanlığa bıraktığı en önemli kültürel miraslardan biri “Swahili” dilidir. Tanzanya, Kenya, Uganda ve Afrika Birliği’nin millî dili olan Swahiliyi, ilk kez adaya gelen Afrikalılar ada yerlileri ile iletişim kurmak için kullanmışlardır. Swahili dili, Bantu dilleri ile Arapçanın karışımından oluşmakta ve “sahil halkının konuştuğu dil” anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ekvator çevresinde yer alan çoğu Doğu Afrika ülkesi gibi Zanzibar’da da 12 saatlik eşit gün ve gece yaşanır. Tropikal iklim kuşağında bulunduğu için sıcak bir havaya sahip olan Zanzibar’da yılın sadece belirli dönemlerinde yağmur yağar. Yağmurlu geçen ayları kısa yağmurlar ve uzun yağmurlar olarak ikiye ayrılır. Uzun yağmurlar mart, nisan ve mayıs aylarında şiddetli bir şekilde yağarken; kısa yağmur mevsimi olan kasım ve aralık aylarında ise hafif şiddetli ve kısa süreli yağışlar gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zanzibar; kırmızı kolobus maymunu, servalin geneti ve Zanzibar leoparına ev sahipliği yapmaktadır. Kırmızı kolobus maymunu, Zanzibar’daki nesli tükenmekte olan hayvanlar listesindedir ve diğer hayvanlardan farklı olarak Jozani Ormanı’nda yaşamaktadır. Nesli tükendiği düşünülen Zanzibar leoparının adada yaşayıp yaşamadığı kesin olarak bilinmese de son yıllarda ada halkı tarafından görüldüğü iddiaları Zanzibar leoparının nüfusunun tükenmediğine dair umutları yeşertmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adanın merkezi Stone Town’ın labirenti andıran ara sokaklarında gezinirken en dikkat çeken detaylardan biri evlerin kapısıdır. “Zanzibar kapısı” olarak ün salan bu işlemeli kapılar, eskiden evlerin inşasından önce seçilirmiş. Çoğu Hint kültürünün birer parçası olsa da bazı kapıların üzerine bereket getirsin diye Kur’an-ı Kerim’den ayetler işlenmiş. Ayetlerin etrafı denizin yükselen dalgaları gibi desenlerle zenginleştirilirken, varlıklı ailelerin kapılarına sığla ağacı ya da hurma palmiyesi gibi figürlerin eklenmesi eski bir gelenek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Zanzibar, Afrika’da renkli televizyon ile tanışan ilk yerdir. Diğer ilginç bilgi ise; dünyanın en kısa süren savaşının burada gerçekleşmesidir. Bu savaş, İngilizlerin Beit al Hukum Sarayı’nı bombaladığı ve 40 dakika sonra ateşkes ilan ettiği Anglo-Zanzibar Savaşı’dır.

  • BİRBİRİNDEN İLGİNÇ KARINCA TÜRLERİ

    Doğanın en çalışkan ve en organize canlılarından olan karıncaların dünyadaki toplam sayısının 20 katrilyon olduğu tahmin ediliyor. Yapılan hesaplara göre karıncaların toplam ağırlığı yaşayan tüm insanların ağırlığının beşte birine denk düşüyor. Toprağın hava almasını, taşıdıkları tohumlarla bitki çeşitliliğini sağlaması gibi ekosisteme birçok hayati katkısı bulunan karıncaların pek çok farklı türü ve davranış özelliği bulunuyor. Yazımızda ilginç özellikleri ile şaşırtan başlıca karınca türlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bal Karıncası ” title_font_size=”13″]

    Bal arıları gibi bal depolayan bu karıncalar, depoladıkları balı aç kaldıkları zaman tüketebilir ve hatta aç kalan başka karıncalarla da paylaşabilirler. Bal karıncalarının oluşturduğu kolonilerde bazı karıncalar işçi, bazıları ise depo görevindedir. İşçi karıncalar akasya ağaçlarından bal özü toplar ve arılar gibi kovana götürmek yerine depo görevi gören karıncalara yedirirler. Depo karıncaları o kadar çok nektarla beslenir ki karınları nohut tanesi kadar şişer. Bal deposu görevindeki karıncalar neredeyse hiç hareket etmez, az enerji harcar. Karıncaların bal depolama ya da depodan bal aktarma işlemi mide kapağı ile gerçekleşir. İleri ya da geri yönde hareket edebilen mide kapağı ile karıncalar bal depolayıp, depodan bal aktarabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaprak Kesen Karınca” title_font_size=”13″]

    Yaprak parçalarını yuvalarına taşıdıkları için yaprak kesen karınca ismini alan bu tür, topladıkları yaprakları beslenmek için kullanmaz. Vücutlarında bitkilerde bulunan selülozu sindirebilecek enzimler bulunmadığı için protein oranı yüksek bir mantar türü ile beslenen bu karıncalar; yaprakları mantar üretmek için yuvalarına taşır. Karıncalar âleminin çiftçileri olan bu türün kolonilerinde bedenen daha küçük olan işçi karıncalar yaprakları küçük parçalara ayırır. Diğer grup, bu parçaları çiğneyerek lapa haline getirir ve lapayı mantar üretecekleri yuvanın odacıklarındaki zemine yayar. Bir başka grup mantar parçalarını sürükleyerek lapanın üzerine serer ve üzerine yeni yaprak lapası eklenir. Mantar, muntazam bir iş birliği ile hazırlanan bu alanda yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Asfalt Karıncası ” title_font_size=”13″]

    Genellikle koyu kahverengi ya da siyaha yakın renkte olan asfalt karıncaları kent yaşamına adapte olmuş bir türdür. Kraliçe karıncalar işçilerin yaklaşık iki katı büyüklüğündedir ve sadece kraliçenin üzerinde diken benzeri yapılar bulunur. İnsanların tükettiği her şey ile beslenebilen bu tür, yuvalarını genellikle su kaynaklarının yakınına yapar. İşçi karıncalar özellikle şekerli besinleri toplar; şekerli gıdalar, meyve nektarları, bitki tohumları olmak üzere geniş bir yelpazede beslenirler. Altı bacaklı olan asfalt karıncaları en sık bahar ve yaz aylarında görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Marangoz Karınca” title_font_size=”13″]

    En büyük karınca türü arasında yer alan marangoz karınca, siyah ve kızıl tonlarındadır ve karıncalar âleminin en sosyal türlerinden biridir. Özellikle nemli alanlarda; tahta veya ahşap içerisindeki boşluklarda yaşar. Ancak odun ve talaş ile değil; bitki özsuyu, meyveler ve evlerde tüketilen hemen hemen her şey ile beslenirler. Marangoz karıncalar büyük koloniler halinde yaşayan karınca türlerindendir. Sadece marangoz karıncalar arasında bile 1.000’den fazla tür bulunmaktadır ve bir marangoz karınca kolonisinde 100 bine kadar karınca olabilir. Odunları kazımak için güçlü bir çeneye sahip bu karıncaların kolonisinde tek kraliçe karınca bulunur ve ortalama 30 yıla yakın yaşam ömrü vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ateş Karıncası ” title_font_size=”13″]

    Dünya çapında 200’ü aşkın türü bulunan ateş karıncaları ısırdığında yanmaya benzer bir acıya neden olur. Isırdıklarında verdikleri yakıcı acıdan dolayı bu ismi almıştır. İstilacı bir türdür. Genellikle kuru kalmış topraklarda, az sulanan tarlalarda ve kuru çimenlik alanlarda kolonilerini kuran ateş karıncaları, çoğu karınca türünün aksine ev içlerine girmeyi çok sevmez. Ateş karıncalarının en sevdiği yiyecekler; bahçede veya evin çevresinde ölmüş arı, böcek, kertenkele ve sağlam sebzeler, şekerli gıda maddeleri ile çim tohumlarıdır. Doğada susuz bir toprakta kızıl bir kum tepesi ile karşılaşırsanız muhtemelen bu bir ateş karıncasının kolonisidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hırsız Karınca” title_font_size=”13″]

    Küçük boyutlardaki hırsız karıncalar diğer karınca kolonilerinin yakınlarına yuva yapar ve bu kolonilerin besinlerini, larvalarını ve yumurtalarını çalar. İsimleri de buradan gelmektedir. Hırsız karıncaların besinleri oldukça geniştir, hemen hemen her gıdayı ve mantarı besin olarak tüketebilir. Küçük boyutlarından dolayı kapalı bir kavanoza bile girebilen bu tür, nemli ve rutubetli yerleri sever. Çok hızlı üreme kapasitesine sahip olan altın sarısı rengindeki hırsız karıncaların diğer karıncalar gibi tatlı besinlerle pek arası yoktur.

  • DÜNYANIN EN GÜZEL ŞELALE MANZARALARI

    Akarsu yatağının dike yakın bir biçimde yüksekten dökülmesine şelale ismi verilmekte. Daha doğrusu bu doğal güzelliklere su miktarı az ise çağlayan, daha geniş ve görkemli ise şelale veya çavlan deniyor. Şelalelerin atkuyruğu, yelpaze, katmanlı, kokteyl, dilimli, ikiz, oluklu, tül gibi isimlerle adlandırılan farklı çeşitleri bulunuyor. İşte karşınızda farklı biçimlerde akan dünyanın farklı ülkelerinden birbirinden güzel şelale manzaraları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1962 yılında Tayland’ın ilk milli parkı olarak kurulan ve 2005 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak ilan edilen alanda sadece fotoğrafta gördüğünüz şelale değil, başka göz alıcı şelaleler de yer almakta…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güney Afrika’da küçük bir ülke olan Lesotho’da, Semonkong kasabası yakınlarında bulunan ve derin bir kanyondan, 192 metre yüksekten aynı isimli nehre dikey olarak dökülen, dalma (plunge) türündeki Maletsunyane Şelalesi ülkenin en uzun şelalesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Niagara Şelaleleri, ABD ile Kanada sınırı arasında, Niagara Nehri’nin üzerinde bulunan üç büyük şelaleden oluşur. En büyüğü Horseshoe iken, diğer iki tanesi American Falls ve Bridal Veils Fall isimli şelalelerdir. Niagara Şelaleleri, akarsuyun geniş bir eğim kırıklığından, kırık alanın tamamını kullanarak aktığı blok (block) türünde şelalelerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çin ve Vietnam arasında bulunan, hatta iki ülkenin sınırını belirleyen ve Quây Sơn Nehri üzerinde yer alan göz alıcı güzellikteki üç basamaklı şelaleye Vietnamlılar Ban Gioc derken, Çinliler Detian olarak adlandırıyor. Ban Gioc-Detian, en az iki kanaldan akarak dökülen dilimli (segmented) bir şelale türüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Multi-step yani çok adımlı türüne dâhil olan Selfoss Şelalesi, İzlanda’nın en uzun ikinci nehri Jökulsá á Fjöllum üzerindedir. Ülkede onlarca şelale bulunur ve bunların en güçlüsü Dettifoss isimli şelaledir. Bu arada “foss” sözcüğünün İzlanda dilinde “şelale” anlamına geldiğini ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ın güneyinde Hint Okyanusu’nda bulunan ada ülkesi Sri Lanka’daki Ramboda Şelalesi ülkedeki çok sayıdaki şelaleden sadece biri. Suyun en az iki basamaktan aktığı ve açıların belli bir açıdan bakınca fark edildiği katmanlı (tiered) bir şelale türüdür. Bu şelale aynı zamanda Sri Lanka’ya gelen turistlerin önünde en çok fotoğraf çektirdiği adreslerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin Antalya ilinde Kepez ilçesi sınırlarında yer alan ve etrafı Antik kaya mezarları ve özel mağara alanlarıyla çevrili olan Düden Şelalesi, bölgeyi ziyarete gelenleri hemen etkisi altına alan bir görkeme ve güzelliğe sahiptir. Düden, en az iki kanaldan akarak dökülen şelalelerin dâhil edildiği dilimli (segmented) türünde bir oluşumdur.