Hayvanların tamamen siyah bir görünümde olmasının nedeni melanin depolanmasının yüksek seviyede seyretmesidir. Siyah pigmentlerin aşırı yoğunlukta olduğu bu duruma melanizm/siyah renklenme deniyor. Aşağıda bu türlerin birbirinden farklı ve sevimli örneklerini bulabilirsiniz.
Kategori: Rota/Doğa
-
SİMSİYAH RENKLERİYLE ÖNE ÇIKAN HAYVANLAR
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″] -
DÜNYANIN FARKLI NOKTALARINDAN TUZ GÖLLERİ
Tuz gölleri, yeraltı kaynaklarından gelen tuzlarla beslenen, benzersiz yapıları ve ekosistemleri ile ilgi çekici doğal alanlardır. Genellikle kurak iklim bölgelerinde bulunur ve bu bölgelerdeki suyun buharlaşmasıyla binlerce yıl sonunda tuz birikimi oluşur. Yeraltı kaynaklarının yüksek oranda mineral içermesi, tuz gölleri oluşumunda önemli rol oynar. Bitki ve hayvan türleri sayesinde eşsiz biyolojik çeşitliliğin oluştuğu tuz göllerini yazımızda listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Tuz Gölü, Türkiye ” title_font_size=”13″]Ankara, Konya ve Aksaray illeri sınırları içinde yer alan Tuz Gölü, Türkiye’nin Van Gölü’nden sonra ikinci büyük gölüdür ancak büyüklüğüne karşın ülkemizin en sığ göllerinden biridir. Derinliği birçok noktada yarım metreden azdır. Deniz seviyesinden 905 metre yükseklikte bulunan Tuz Gölü’nün bulunduğu nokta ülkemizin en az yağış alan yeri olduğu için akarsu sayısı azdır ve gölün dışarıya akıntısı yoktur. Çevre bölgelerden Tuz Gölü’nü besleyen akarsular yazın kuraklık nedeniyle kurur ve kuruyan bölgelerde 30 santimetreyi bulan tuz tabakası oluşur. Tuz Gölü sadece ülkemizin değil, dünyanın da en tuzlu göllerindendir; tuz oranı %32.4’tür. Gölde, tuz konsantrasyonunun yüksekliği nedeniyle sucul bitkilere rastlanmaz ancak akarsu etkisinde kalan geniş bölgelerde tuza dayanıklı, seyrek bitki örtüsü görülmektedir. Bitki yönünden cılız olsa da kuş varlığı yönünden Türkiye’nin en zengin göllerinden biridir. Kışın yükselen sularla su kuşları için önemli bir göç alanı oluşturmaktadır. Tuzlu ortamlara uyum sağlamış olan flamingo, kılıçgaga, angıt ve benzeri kuşların yanı sıra yağmurcunlar, turnalar, yaban kazları ve yaban ördekleri gölde büyük topluluklar halinde yaşamaktadır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Lut Gölü, Ürdün ” title_font_size=”13″]Ürdün’deki Lut Gölü, tuz oranının yüksekliğinden herhangi bir canlı yaşamına olanak tanımaz. Bu özelliğinden dolayı “Ölü Deniz” olarak da adlandırılan Lut Gölü’nün tuzluluk oranı ise yaklaşık %34’tür. Deniz seviyesinin 422 metre altında bulunan gölün yüzeyi ve kıyıları “dünyanın en alçak noktası” olarak kabul edilirken, 300 metre derinliğindeki göl kıyılarının büyük bölümü tuzdan oluşuyor. Magnezyum, kükürt, potasyum ve brom gibi çeşitli minerallerin bolca bulunduğu Lut Gölü’ndeki bu denli yüksek mineral oranı suyun kaldırma gücüne de etki ediyor. Ziyaretçiler hiçbir çaba harcamadan su yüzeyinde kalabiliyor. Gölden yayılan garip kokunun kaynağı olan bitüm maddesi geçmişte Mısırlıların mumyalama işleminde kullanıldığı için ülkeler arasında çokça ticareti yapılmış.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Don Juan Gölü, Antarktika” title_font_size=”13″]Antarktika’daki küçük ve sığ tuz gölü Don Juan, dünyanın en tuzlu gölü. Derinliği 10 ile 30 santim arasında değişiklik gösteriyor, tuzluluk oranı ise yaklaşık %44. Su, sıfır derecede donma noktasına ulaşır ancak Don Juan Gölü’nde -50 dereceye ulaşan hava koşullarına rağmen göldeki kalsiyum klorür tuzları sayesinde su donmuyor, sıvı halde kalıyor. Güney Yarım Küre’de bulunan Antarktika Kıtası’nın yaklaşık %90’dan fazlası buz örtüsüyle kaplı olsa da etrafı dağlarla çevrili olan Don Juan Gölü’nde konumundan dolayı kar yağışı gerçekleşmiyor. Gölün neden bu kadar tuzlu olduğu ile ilgili araştırmalar ise halen devam ediyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Salar de Uyuni Gölü, Bolivya ” title_font_size=”13″]Dünyanın en büyük tuz göllerinden biri olan Bolivya’daki Salar de Uyuni Gölü, deniz seviyesinden 3653 metre yükseklikte bulunuyor. Salar de Uyuni Gölü’nün tarih öncesi çağlarda kurumuş farklı göllerin tekrar suyla dolmasıyla oluştuğu düşünülüyor. Gölün yüzeyi tamamen altıgen şekle sahip tuz kristalleriyle kaplı ve yaklaşık 10 milyar ton tuzu barındırdığı düşünülüyor. Dünyadaki lityum ihtiyacının yarısını tek başına karşılayan göl, flamingo kuşlarının da doğal yaşam alanı ve her yıl binlerce turist Salar de Uyuni’yi görmek için Bolivya’yı ziyaret ediyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Asal Gölü, Cibuti” title_font_size=”13″]Don Juan’dan sonra dünyanın en tuzlu ikinci gölü olan Asal Gölü, deniz seviyesinden 156 metre altındaki konumuyla Afrika Kıtası’nın “en alçak noktası” olurken, bu rakamlar onu Teberiye Gölü ve Lut Gölü’nden sonra dünyanın üçüncü en alçak noktası yapıyor. Doğu Afrika’daki Cubiti Cumhuriyeti’nin sınırları içinde kalan gölün en derin noktası yaklaşık 7 metreyi bulurken; gölün yüzeyi beyaz, yeşil ve mavi renklerin buluştuğu güzel bir tabloyu andırıyor. Göl suyu mineraller açısından zengin olsa da bakteriler dışında yaşama pek de olanak tanımıyor. Bölgede antiloplar, develer, kuşlar, kertenkeleler ve böcekler gibi karasal hayvanları nadiren de olsa görmek mümkün.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Büyük Tuz Gölü, ABD” title_font_size=”13″]Utah’taki Büyük Tuz Gölü, yüz ölçümü bakımından Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük tuz gölüdür. Gölün iki tarafı arasındaki tuzluluk oranı farklı olduğu için göl iki farklı renge bürünür ve kuzeydeki bölümü pembe renklidir. Ortasından geçen demir yolu âdeta gölü ikiye ayırır gibi gözükse de aslında bu renk farkı tuz oranından kaynaklanır. Çevresindeki nehirlerden beslenen Büyük Tuz Gölü’nde dışarıya akan bir akarsuyu yoktur, kapalı göldür. Amerika’nın “Ölü Denizi” olarak adlandırılan gölde antiloplar, endemik ve göçmen kuşlar, tuzlu su karidesi gibi canlıları görmek mümkün.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Baskunchak Gölü, Rusya ” title_font_size=”13″]Hazar Denizi ve Volga Nehri’nin kuzeyinde bulunan Rusya’daki Baskunchak Gölü, deniz seviyesinin 21 metre altındadır ve derinliği de yaklaşık 30 metredir. Yüzeyindeki tuz kalınlığının 10-18 metreye ulaştığı gölden 8. yüzyıldan beri tuz çıkarılmış ve tarihî İpek Yolu boyunca ticareti yapılmış. Günümüzde de Rusya’nın tuz ihtiyacının %80’inini karşılamaktadır. Yerli halk tarafından “Gözyaşı Gölü” olarak anılan Baskunchak Gölü’nün kıyısında şifalı kil ve çamur birikintileri bulunuyor ve yaz sezonunda ziyaretçi akınına uğruyor.
-

BİRBİRİNDEN KARİZMATİK KEDİ TÜRLERİ
Uçsuz bucaksız bir konu kedi dünyası… Ne okumakla ne de anlatmakla bitiremeyiz. Üstelik her geçen gün var olanların üstüne yeni keşif ve bilgiler eklenmekte. Herkesin bildiği ise sevgiyi asla karşılıksız bırakmadıkları. Hatta biz insanlar dünyadaki sevgi alışverişine sundukları katkıdan dolayı kedi dostlarımıza müteşekkir olmalıyız. 🙂 Gelin bu kez de farklı görüntü ve karakterdeki kedi türleriyle tanışalım.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Anavatanı Yunan adaları olan Ege kedisi en eski evcil ırklar arasındadır. Atletik bir vücuda sahip olan bu sevimliler oldukça zeki, sosyal ve oyuncu canlılardır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Anavatanı, eski adı Siyam olan Tayland’dır. Tüyleri krem rengi ve kahverengi karışımı olan canlıların deniz mavisi gözleri vardır. Çok inatçı olmalarına karşın oldukça sevecen ve cana yakındırlar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Anavatanı İran coğrafyası olan İran kedisinin diğer adı da Fars kedisidir. Basık burnu ve yuvarlak yüzüyle dikkat çeker. Uzun pofuduk tüylere sahip olan bu kediler sakin yapılarıyla bilinirler.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Anavatanı, eski adı Birmanya olan Myanmar’dır. Kulak, burun, ayak ve kuyruk tüyleri koyu renklidir. Safir mavisi gözleriyle tanınan Birman kedileri konuşkan, meraklı ama sakin yapıdadırlar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Anavatanı Kuzey Avrupa olan bu gösterişli kedinin uzun ve sık tüyleri vardır. Yaz aylarında ise tüylerini dökerler. Farklı farklı renklerde olabilen canlılar oldukça zeki ve duygusaldır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Kökeni Eski Mısır’a kadar gitmektedir. Habeş kedisi avcı, zeki ve çok hareketli yapıdadır. Evcilleştirilip, eğitilebilirler. Kısa, ipeksi tüylere ve keskin bakışlara sahiptirler.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Anavatanı Türkiye’nin Van şehridir. Gözleri mavi-kehribar olarak çift renkli, gövde tüyleri beyazdır. Pek çok kedi türünün aksine Van kedileri yüzmeyi ve suyla oynamayı çok severler.
-

9 Ülke İsmi ve Anlamları
Kültürüne dair çok şey bildiğimiz, hatta gidip gördüğümüz ülkelerin isimleri konusunda ne kadar bilgi sahibiyiz? Makedonya adının 2018 Haziran’ında Kuzey Makedonya olarak değişmesiyle gündem açıldı ve biz de isimlerinin nereden geldiğini merak ettiğimiz 9 ülkeyi listemize taşıdık!
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Uzakdoğu ülkesi Japonya’nın adı aslında Çinceden yayılmış. Çincedeki “Japuen” kelimesinin karşılığı Japoncada “Nippon” ve bu iki kelime “güneşin doğduğu ülke” anlamına geliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
“Bağımsızlık” anlamına gelen ve kökeni Türk dillerine dayanan “kazak” kelimesinden, “Kazakların ülkesi” anlamına gelen “Kazakistan” türetilmiş.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Dünyada “El Libertador” yani “Kurtarıcı” namıyla tanınan Simon Bolívar, Güney Amerika’nın birlik olması hayaliyle yaşamış bir özgürlük savaşçısıydı. Bolivya da adını, aynı zamanda ülkenin ilk devlet başkanı da olan işte o Simon Bolivar’dan aldı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Lübnan’dan Suriye sınırına kadar uzanan Lübnan Dağları, yaz günlerinde bile erimeyip eteklerini bir örtü gibi kaplayan karlarıyla ünlenmiş. Kökü İbraniceye dayanan “Lübnan” kelimesi de “beyaz dağlar” anlamına geliyor ve hem dağlara hem ülkeye adını veriyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Hint Okyanusu kıyısındaki Umman, Arapçada “engin denizler” anlamına gelen kelimeden almış adını…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
İngiltere’nin adı “Anglo” ve “terra” sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuş ve bu bileşim “Anglo toprakları” anlamına geliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Kuzey Avrupa’daki ülke Norveç ise tam da “kuzey ülkesi” demek.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Eski toplumlar tarafından efsanevi bir yer olarak görülen, Hindistan’ın güneyindeki ada Sri Lanka bu ismi 1972 yılında almış. Bazı kaynaklarda “debdebeli, şaşaalı ada” anlamına geldiği ifade edilen ülkenin adı “büyük ülke” ya da “güzel ülke” olarak da tercüme edilebiliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
“Bungalov” kelimesinin Bangladeş ülkesinden geldiğini biliyor muydunuz? Nedeni bu evlerin Bangladeş evlerine benzemesi… Bangladeş adı ise Bengal dilinde “Bengal ülkesi” demek oluyor.
-
NATIONAL GEOGRAPHIC’TEN 2024’ÜN GÖZDE SEYAHAT ROTALARI
National Geographic, her sene dünyanın farklı noktalarındaki en iyi seyahat rotalarını açıklıyor. Gezginlerin yorum ve değerlendirmelerinden yola çıkan dergi ekibi, 2024 için en heyecan verici 30 gezilecek yeri bulmak için tüm dünyayı dolaştı ve doğal güzellikleri, konaklama seçenekleri, tarihi ve kültürel mirası kapsayan geniş bir değerlendirmenin ardından gözde seyahat rotalarını belirledi. Yedi kıtadan farklı şehir ve bölgedeki en dikkat çeken yedi rotayı yazımızda listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Vahşi Atlantik Yolu, İrlanda ” title_font_size=”13″]İrlanda’nın el değmemiş yeşil doğasının mavi denizle birleştiği Vahşi Atlantik Yolu, doğal megalit kayaların oluşturduğu uçurumların muhteşem koy manzaraları ile kesiştiği ünlü bir sahil rotası. Dünyadaki en uzun sahil yollarından biri olan Vahşi Atlantik Yolu, İrlanda’nın kuzeybatısındaki Inishowen Yarımadası’ndan başlıyor ve güneydeki tarihî County Cork’ta son buluyor. Rotayı tamamlamak isteyenler ya araba kiralıyor ya da kamp ekipmanları ile binlerce kilometrelik okyanus manzaralı yolu yürüyor. Bu rota boyunca; koyları, dağları, kıyı köyleri, kayalık burunları, uçurumları, fenerleri, adaları, millî parkları, plajları ve yemyeşil ormanları görmek mümkün. Konaklama seçeneklerini ise otellere dönüştürülmüş görkemli tarihî şatolar oluşturuyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Şian, Çin” title_font_size=”13″]Şian (Xi’an), Çin’in dört büyük başkentinden biri ve 3000 yıldan uzun bir tarihe sahip. Tarihî İpek Yolu’nun doğu topraklarındaki başlangıç noktası olan Şian, sayısız kültürel mirasıyla dikkat çekiyor. 14. yüzyılda inşa edilen 12 metre yükseklikteki duvar, şehri korumaya devam ediyor. Şian’daki diğer önemli sembolik yapı ise İslam dünyasına ait. Çin ve İslam mimarisinin en eşsiz örneği sayılan Xi’an Ulu Camii, 742’de inşa edilmiş. Ayrıca bu şehir, Çin İmparatoru Qin Shi Huang’ın ünlü Terracotta ordusuna da ev sahipliği yapıyor. İmparator mezarının yapımı M.Ö. 246’da başlamış ve 30 senede tamamlanmış. Ölümden sonra imparatoru koruması için yapılan toprak askerlerin bulunduğu mezar, 76 metre yükseklikte piramit bir yapıdan oluşuyor ve boyları 183-195 santim arasında değişiyor. 1987’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren kazı alanında, çoğu toprak altında 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin ediliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Yucatán Yarımadası, Meksika” title_font_size=”13″]Kayıp bir şehrin gün yüzüne çıkarılması kadar hayal gücünü harekete geçiren çok az arkeolojik keşif var ve Yucatán Yarımadası’nın ormanlarla kaplı derinlikleri tam olarak bu heyecanı yaşatıyor. Maya uygarlığının merkezi olan Yucatán Yarımadası, Meksika Körfezi ile Karayip Denizi’nin kesiştiği noktada yer alıyor. Meksika, Guatemala ile Kuzey Belize’ye yayılan ve M.S. 900’lü yıllarda yok olan Maya medeniyetinden geriye artık sadece büyük taş binalar ve devasa piramit tapınaklar kalsa da bölgede yaklaşık altı milyon insan hâlâ Maya dilini konuşuyor. Eskiden Mayaların adaklarını kurban ettiği bölge olan “Ik Kil” ise her yanından sarmaşıkların sallandığı ve içinde yüzülebilen doğal havuzuyla turist akınına uğruyor. Ünlü tatil şehri Cancun’un güneyindeki Riviera Maya’da yer alan oteller, Maya medeniyetinin mimari tasarımına sahip. Hem yürüyüş hem dağ bisikleti yolunda olan yarımada, aynı zamanda dinozorların dönemine son veren gök taşının düştüğü bölge olduğu için de ünlü.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Nordland, Norveç ” title_font_size=”13″]Buzulların, yükselen zirvelerin, küçük balıkçı kasabalarının ve uzak dağ köylerinin bulunduğu Nordland, “kuzey ışıkları”nın süslediği bir şehir. Yaz aylarında dağ bisikleti ile gezilebilecek birçok rotanın olduğu bu balıkçı şehrinin kış misafirleri ise köpek kızağıyla karlar altında kalan bölgeyi keşfe çıkan maceracı gezginler oluyor. Dağları, temiz denizi, korunaklı koyları ve doğal plajları ile kendine özgü bir manzaraya sahip Lofoten Adaları sadece göz alıcı manzaralarıyla değil, Kuzey Kutup Dairesi’ne yakın olması nedeniyle oluşan gece yarısı güneşiyle de ünlü. Bölgeye ilk yerleşen Viking zanaatkârlarının ellerinden çıkan birçok eser, Norveç’in geleneksel mimarisine sahip köy evleri, yüzlerce yıllık balıkçılık kültürüyle Nordland, gözde tatil rotalarından biri.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Emilia-Romagna, İtalya” title_font_size=”13″]İtalya’nın 1948 Anayasası ile kısmi bölgesel özerklik verilmiş 20 bölgesinden biri olan Emilia-Romagna, ülkenin en verimli topraklarına sahip ve sadece manzarası ile değil, yeme-içme kültürü, tarihî dokusuyla da ön plana çıkıyor. Orta Çağ mimarisinden izler taşıyan etkileyici şatoların süslediği Emilia-Romagna, dünyanın en eski üniversitesini barındıran Bologna’nın yanı sıra Modena, Parma ve Ferrara gibi Rönesans şehirleri; Cervia, Cesenatico, Rimini ve Riccione gibi plajları ile kültür ve turizm açısından önemli bir merkez. Ünlü İtalyan spor otomobil markalarının da üretim yeri olan bölgede birçok araba müzesi de bulunuyor. Balzamik sirkenin, bolonez sosun, parmesan peynirinin ve ünlü İtalyan jambonunun ana vatanı olan Emilia-Romagna, sunduğu gastronomik çeşitlilik ile ünlü.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Andrefana Kuru Ormanları, Madagaskar” title_font_size=”13″]Andrefana Kuru Ormanları, yarı kurak ekolojik bir bölge ve tamamen farklı biyolojik çeşitliliği ile vahşi yaşama sahip. Madagaskar’ın batı yamaçlarında kalan jilet gibi keskin kayalar sadece bu bölgede yaşayan ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan lemur türü sifakaların (küçük başı, büyük gözü ile bir maymun türü) doğal yaşam alanı. Madagaskar’ın doğu kıyısındaki yağmur ormanlarına göre daha az türe ev sahipliği yapsa da endemik türlerin fazla olduğu Andrefana Kuru Ormanları’nda heykelleri anımsatan kalın gövdeli baobab ağaçlarında her an bir sifaka görmek mümkün. İlk kez 1990’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bölgenin genişletilmesi ile Andrefana Kuru Ormanları da listeye eklendi. Kireç taşıyla bezeli yaylaları ve bozulmamış ormanlarının etkileyici manzarasına eşlik eden Manambolo Nehri’ndeki kanyonun nefes kesen inişli çıkışlı rotası ve yüksek zirvesi ile Andrefana Kuru Ormanları vahşi yaşam severler için cazibe merkezi.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Atacama Çölü, Şili ” title_font_size=”13″]Şili’nin kuzeyindeki Atamaca Çölü’nde nadiren görülen muhteşem bir doğa olayı var. Üç ila 10 yılda bir, ilkbahar aylarında birkaç hafta boyunca çöle yağmur yağıyor ve çölün kurak zemininden çıkan kır çiçekleri birkaç hafta boyunca dünyanın en güzel manzarasını oluşturuyor. Atamaca Çölü’nde yaşanan bu durum, Şili hükümetine de ilham vermiş ve 141.000 dönümlük Desierto Florido Ulusal Parkı’na “çöl çiçekleri” dikilmiş. Çoğu Atacama’ya özgü olan bölgenin bitki örtüsünü korumak için oluşturulan park, aynı zamanda bilim insanlarının sarı ebegümeci ve kedi pençesi gibi 200’den fazla bitki türünün gezegenin en zorlu koşullarında nasıl hayatta kaldığını yakından incelemeye olanak tanıyor. Kuraklığa dayanıklı bitki örtüsünün iklim değişikliğinin neden olduğu zorluklara çözüm sunması açısından oldukça önemli olan proje sayesinde uçsuz bucaksız kurak kızıl toprakların rengârenk bir manzaraya dönüştüğü park, gezginlerin akınına uğruyor.
-
KOSTA RİKA HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER
Bir Orta Amerika ülkesi olan ve İspanyolca “Zengin Sahil” anlamına gelen Kosta Rika, muhteşem doğası ve sürdürdüğü politikalar ile dünyanın en mutlu ülkeleri arasında yer alır. Doğal güzelliklerinin yanı sıra uzun yaşam süresi ve sosyal devlet politikaları ile Birleşmiş Milletler’in örnek gösterdiği ülkelerden biri olan Kosta Rika, beş milyon nüfusa sahiptir. Birçok alanda gerçekleştirdiği cesur reformlarla dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alan Kosta Rika hakkındaki ilginç bilgileri listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]19. yüzyılda İspanya’dan bağımsızlığını kazanan Kosta Rika, dış dünyaya kapalı ve fakir bir ülke olmasına rağmen günümüzde Latin Amerika’nın en istikrarlı, refah ve gelişmiş ülkelerinden biridir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Kosta Rika, ordusu bulunmayan sayılı ülkelerdendir. 1949’da kabul edilen yasa ile ülkede ordu tamamen kaldırılır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Kosta Rika, 51000 km2 yüz ölçümü ile Konya’dan (40800 km2) yalnızca biraz daha büyüktür.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Kosta Rika’da yedi tanesi aktif olmak üzere 121’den fazla volkanik dağ bulunur. Ülkedeki “Poás Volcano”, dünyanın en geniş ikinci kraterine sahipken; “Arenal”, dünyadaki en aktif 10 volkandan bir tanesidir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Dünyadaki kelebeklerin %10’undan fazlası Kosta Rika’dadır. Aynı zamanda Kosta Rika’da yaklaşık 750.000 böcek, 20.000 örümcek türü yaşar. Ki Kosta Rika için dünyanın sinek kuşu başkenti demek yanlış olmaz çünkü ülke 52’nin üzerinde sinek kuşu türüne ev sahipliği yapar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Kosta Rika topraklarının dörtte birinden fazlası millî park statüsündedir. Ziyaret edilecek 100’den fazla koruma alanı olan ülkenin %25’i orman ve doğa rezervleri olarak koruma altındadır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]2012 yılında ülkede avcılık, yabani hayvanları yaşam alanlarından çıkarmak veya evcil hâle getirmek yasaklanır ve tam da bu tutum için hayvanat bahçeleri de bulunmaz. Ormanlarının yok olma hızı 1970’lerde dünyanın en yüksek oranlı ülkelerinden biriyken, 2000’li yıllarda bu oran sıfıra inmiş durumdadır.
-

Morun En Huzurlu Hali 11 Fotoğraf İle Lavanta
Dünyanın en güzel görüntülerinden biri ufuk çizgisine doğru uzanan lavanta tarlalarıdır. Rengiyle, kokusuyla, aromasıyla hayran bırakan lavantanın birçok kullanım alanı bulunur. Yemeklerden kozmetiğe, dekorasyondan temizliğe her alanda vazgeçilmez bir nimet olan lavantanın 11 halini bir araya getirdik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Lavanta Yağı ile Eviniz Mis Gibi Koksun” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Lavantalı Minik Keklerle Hem Mideye Hem Göze Hitap Edin” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”En Güzel Kokan Temizlik: Lavantalı Sabun” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Lavantalı Latte ile Kahvenizde Çiçekler Açıyor” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Bulması Zor, Tadı Unutulmaz Lavanta Balı” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Parfümlerin Atası Lavanta Esansı” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Hafif ve Aromatik Bir Tatlı: Lavantalı Dondurma” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Rahatlatıcı Etkisiyle Lavantalı Mum” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Güzel Bir Uykudan Önce Lavantalı Çay” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Limonatanızda Yepyeni Bir Tat: Lavanta ” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolabınızı Tertemiz Kokutan Lavanta Torbaları ” title_font_size=”13″]
-
TEK BİR KAYA PARÇASINDAN OYULARAK İNŞA EDİLEN KAİLASA TAPINAĞI
Kailasanatha ya da Kailash olarak da bilinen Kailasa Tapınağı, Batı Hindistan’ın Maharaştra eyaletindeki Ellora Mağaraları’nda bulunuyor. Tek bir kaya parçasından oyularak inşa edilen bu başyapıt, UNESCO tarafından 1983’te Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir. Mimari yönü, ince işçiliği ve heykelleri ile antik tapınak hakkında ilginç detaylar yazımızda.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]“16 Numaralı Mağara” olarak adlandırılan tapınak, Rashtrakuta kralı I. Krishna tarafından M.S. 756-773 yılları arasında yaptırılıyor ve adını Hint Tanrısı Şiva’nın Himalayalar’daki yerleşim yeri olan Kailasa Dağı’ndan alıyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Ellora Mağaraları toplam 34 mağaradan oluşuyor ve bu mağaralar Budist, Hindu ve Güney Asya kökenli Jain inançlarının tapınaklarına ev sahipliği yapıyor. Kailasa Tapınağı ise bu mağaraların en büyük ve en görkemli olanı. Sadece Hindistan’ın değil, dünyanın en büyük monolitik sanat eseri olarak kabul ediliyor. Monolitik, mimaride birbiriyle bağlantılı olan tek parça yapılar için kullanılan bir terim.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Dış cephesinde çeşitli Hindu mitolojisine ait görsellerin bulunduğu tapınak sadece keski ve çekiç ile yukarıdan aşağıya doğru oyularak inşa ediliyor. İnşası için yüz binlerce ton taşın nasıl çıkarıldığı bugün bile çözülememiş bir gizem ve tartışma konusu olarak bilinmezliğini koruyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Üç katlı Kailasa Tapınağı, Atina’daki ünlü Athena Parthenos Tapınağı’ndan 1,5 kat daha yüksek ve iki katı büyüklükte bir alanı kaplıyor; bu rakam, Kailasa’yı dünyanın en büyük antik tapınağı yapıyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Kailasa Tapınağı, heykelleriyle de dikkat çekiyor. Bahçenin tam ortasında Hindu dinince kutsal sayılan Şiva’nın ineği “Nandi”nin bir heykeli bulunuyor. Tapınağın zeminindeki fil heykelleri ise öyle bir alana oyulmuş ki tapınak sanki bu hayvanların sırtından yükseliyormuş izlenimi veriyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Kailasa’nın eşsiz yapısıyla ilgili bir başka ilginç bilgi, tapınaktaki bazı tören salonlarının tavanındaki tersten yontulan lotus çiçekleri… Ayrıca, tapınakta bulunan bazı deliklerin ve dar geçitlerin varlığı da oldukça ilginç. Bu alanları inşa etmek için o dönemde boylarının yaklaşık 1 metre olduğu düşünülen zanaatkârların çalıştırıldığı tahmin ediliyor çünkü dar geçitlere ancak bu boydaki insanların sığabileceği belirtiliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]Usta ellerden çıkan yapının inşasında hata yapma olasılığı yok çünkü kaya parçaları kesildikten veya oyulduktan sonra ekstra taş veya kaya parçası ekleyerek değiştirme olanağı bulunmuyor. Çok dikkatli ve özenli bir şekilde yapıldığı her halinden belli olan tapınağın iç mekânlardaki karanlık bölgelerinde çalışabilmek için karmaşık ayna sistemleriyle güneş ışınları içeriye yansıtılmış. Çok derinlerde olup da ışığın hiç ulaşamadığı yerlerde içgörü sahibi ustaların çalıştırıldığı belirtiliyor.
-
SADELİK İLE HUZURUN UYUMU
Kendine has birçok kültürel ögeye sahip Japonya’nın mütevazı bahçeleri her göreni kendine hayran bırakıyor. Dışarıdan bakıldığında kendiliğinden oluşmuş sandığımız Japon bahçelerinin arkasındaki derin felsefeyi ve bahçe süsleme çeşitlerini yazımızda okuyabilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Japon bahçeleri uzun yıllar süren emeğin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu bahçeler zenginlik ve lüks göstergesi değil, tam tersine doğa ile bütünleşme, sadelik ve tabiat sevgisini ifade eder.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Japon bahçelerinin altında yatan temel ilkelerden biri de insanın ruhundaki güzellikleri doğanın eşsiz güzellikleri ile yansıtmaktır. Günlük hayatın rutinlerinden kaçmak amacıyla değil; dağların, derelerin, bitkilerin, kayaların ve ağaçların içindeki hoşluğu ortaya çıkarmak, birlikten doğan ahengi yakalamak ve doğaya karşı duyulan hayranlığı göstermek içindir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Japon bahçeleri insan eli değmeden, kendiliğinden oluşmuş gibi gözükse de aslında bu bahçelerde insan eli değmemiş ve tasarlanmamış tek bir alan yoktur. Biçim, renk ve duygu bütünlüğü bu sanatın ardındaki estetiktir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Japon mimarisi minimalizm üzerine kuruludur. Basitlik ve sadelik ön plana çıkarılırken, gösterişten mümkün olduğunca uzak durulur. Bu özellikler ülkenin kültürel kimliğine dayanıp Japon estetiğini oluşturur ve bahçeler de bu ilkeler üzerine inşa edilir. Japon bahçelerinin dizaynında üç temel stil vardır. Farklılıkları ise bu stillerin altındaki ince detaylarda gizlidir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Sansui Stili: Göletler, çağlayanlar, köprüler ve adalar gibi peyzajın elemanları ile tepecikler üzerine odaklanmaktadır. Bu stilin vazgeçilmez elemanı sudur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Shakkei Stili: “Ödünç manzara” olarak da geçen bu stil, uzak bir manzaranın bahçe kompozisyonuna dahil edilme yöntemidir. Bir göl, okyanus, orman, büyük ağaçlar ve hatta bir mimari yapı bile “shakkei”yi oluşturan ögeler arasındadır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]Kare-Sansui Stili: Daha çok “kuru manzara bahçesi” olarak bilinir. Temel olarak Sansui stiliyle benzerdir ancak bu stilde en önemli unsur, suyun tasvir edilmesidir. Susuz bölgelerde su etkisi oluşturmak için çakıl, küçük taşlar, kum ya da kırık taş parçaları kullanılmaktadır. Suyun hareketinden kaynaklanan dalgacık ve girdaplar için tırmıkla şekil verilir, ada ve köprü gibi ögelerde su varmış gibi planlanır.
-
YAĞMUR ORMANLARININ DEV KUŞU: HARPİA KARTALI
Harpia kartalı (Harpy eagle), yağmur ormanlarında yaşayan en büyük ve en güçlü kartal türüdür. Bacağındaki siyah noktalı tüyler haricinde geriye kalan bölgeleri beyaz renkli olan Harpia kartallarının en karakteristik özelliği ise, başının arkasındaki taca benzeyen iki tüyüdür. Göz renkleri gri, kırmızı veya kahverengi olan ve sıra dışı bedeni ile ilginç türler arasında yer alan Harpia kartalları hakkındaki bilgileri listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Yetişkin bir Harpia kartalının kanat uzunluğu 2 metre, ağırlığı ise 10 kiloya kadar ulaşabiliyor. 13 ile 15 santim arasında değişiklik gösteren bu kuş türünün pençesi ise yetişkin bir boz ayının pençesinden daha büyük boyutlardadır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Türün bilimsel adı Antik Yunan mitolojisine dayanıyor. Mitolojideki Harpilere atıfta bulunan ismi, akbaba gibi bir vücuda ve bir kadının yüzüne sahip olduğuna inanılan rüzgâr ruhları Harpilerden geliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]İri cüssesi ile şaşırtan Harpia kartallarının bir diğer ilginç özelliği ise avlanırken gösterdikleri sabır. Avlanırken bir ağaçta 23 saate kadar tüneyebilirler.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Harpia kartalları yuvalarını Güney Amerika’nın en uzun ağaçlarından biri olarak bilinen kapok ağacının tepesine kurar. Bundan dolayı birçok Güney Amerika medeniyetinde kapok ağacı kesmenin “kötü şans getirdiğine” inanılır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Ağaçta yaşayan memelilerle beslenen Harpia kartalları; tembel hayvanlar, maymunlar, sincaplar, kuşlar, iguanalar ve yılanlarla beslenir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Çift halinde yaşamayı tercih eden Harpia kartalları, Brezilya’da “kraliyet şahini” olarak da bilinir. Diğer kuş türlerinin çoğunda olduğu gibi Harpia kartalları da tek eşlidir ve eşleriyle olan bağları ömür boyu sürer.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]Yaşam alanı Orta Amerika olan Harpia kartalının dünya üzerinde 50 binden az sayıda kaldığı tahmin ediliyor. Geçmişte Harpia kartallarının yaşam alanı Arjantin’den Meksika’nın güneyine; Orta Amerika’dan Güney Amerika’ya kadar uzanırken ne yazık ki orman alanlarının yok olması ve insanların av merakı sonucu yaşam alanları giderek daralıyor. Günümüzde en büyük üreme alanı Panama’da bulunuyor. El Salvador’da nesli tamamen tükenen Harpia kartallarının, Belize’de ise sadece bir yuvasının kaldığı gözlemlenmiştir.