Kategori: Rota/Doğa

  • TÜRKİYE’NİN EN POPÜLER 6 YÜRÜYÜŞ ROTASI

    Havaların ısınmasıyla birlikte doğayla olan buluşmalar da arttı; kızgın kumlardan serin sulara geçmeyi tercih edenler, otel tatili yerine karavan ya da kamp tatilini seçenler, kalabalıktan uzak yalnızca kuş sesleriyle uyanmayı isteyenler… Liste uzayıp giderken, gözümüz tatil ve sporu bir arada yapmayı tercih edenlere ilişti. Hem tatil yapayım hem de sporumu aksatmayayım diyenlerdenseniz bu yazımız tam size göre. Türkiye’nin en popüler doğa yürüyüşü rotalarını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Muğla Fethiye ile Antalya Konyaaltı arasında uzanan dünyanın en uzun yürüyüş parkurlarından biri olan Likya yolu, 509 kilometrelik bir parkur. Türkiye’nin ilk uzun yürüyüş rotası olan Likya, eski göç yollarından oluşur. Yolun üzerinde pek çok doğal güzellikle karşı karşıya gelinir: Türkiye’nin en geniş kumsallarından Patara Plajı, Gelidonya Feneri, Kelebekler Vadisi bunlardan yalnızca birkaçı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in yemyeşil yaylalarında doğanın sesini duymak isteyenler için ideal yürüyüş rotalarından biri olan Kaçkar Dağları, yaklaşık 4 bin metre yüksekliğe uzanan bir parkur. Rize Çamlıhemşin’den başlayan rota; Başyayla, Haçivanak, Elevit, Tirovit, Palovit Yaylası gibi yerlerle devam ediyor ve Ardeşen’e kadar uzanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bolu Mudurnu’ya yakın olan Sülüklü Göl, 1200 metre yükseklikte bulunan doğal bir göldür. Yaklaşık 300 yıllık bir geçmişe sahip olduğu bilinen göle ulaşmak için küçük şelalelerin ve çayların yakınından geçmek gerekir ki bu bile başlı başına bir terapidir. Su sesleri eşliğinde doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için ideal parkurlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çorum’da bulunan Hattuşa, Alacahöyük gibi binlerce yıllık kentleri birbirine bağlayan Hitit Yolu, alternatif güzergâhlarıyla birlikte 385 kilometreyi bulur. Yürüyüş yolunun yanı sıra 406 kilometrelik bir de bisiklet rotası bulunan Hitit Yolu, doğa tutkunları için oldukça heyecan verici rotalardan. Parkurlar 7 ila 15 km arasında değişebilirken, uzun parkurlar 23 km’yi bulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeşil ormanları, mis gibi doğası, özgünlüğünü koruyan köyleriyle Kaz Dağları, ideal yürüyüş rotalarından biri. Edremit’ten Sarıkız’a kadar uzanan 21 bin hektarlık alana yayılan Kaz Dağları, pek çok yürüyüş parkurunu içinde barındıran doğal bir yaşam alanı. Özellikle Yayla – Ayı Deresi ve Şahindere parkurları dikkat çeken yürüyüş yollarından birkaçı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Melendiz Çayı’nın yüzyıllarca aşındırarak oluşturduğu Ihlara Vadisi, ülkemizin doğal güzelliklerinden biridir. Yeşil vadinin içinde ortalama 1 saat süren bir parkur bulunur. Panoramik manzaranın görsel bir şölene dönüştürdüğü yürüyüş parkurları günübirlik pek çok rota sunar. Özellikle Soğanlı, Güvercin, Âşıklar, Kızılçukur gibi vadilerde keyifli yürüyüşler yapabilir ve doğayla buluşabilirsiniz.

  • FOTOĞRAFLARA KAYDEDİLMİŞ ALACA KARANLIK MANZARALARI

    FOTOĞRAFLARA KAYDEDİLMİŞ ALACA KARANLIK MANZARALARI

    Alaca karanlık tamlamasının sözlükteki karşılığı şöyle: “Güneş doğmadan önceki veya battıktan hemen sonraki aydınlık, yarı karanlık.” Başka bir ifadeyle gün doğumu ve gün batımı vakitleri… Bu güzel zaman dilimlerini fotoğraflar eşliğinde ekranınıza taşıyoruz. Size tavsiyemiz günün hangi vaktinde olursanız olun güzel bir manzaranın tadını çıkarmayı ihmal etmemeniz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alaca karanlık manzaraları yaşama daha bir tutkuyla bağlar insanı…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu vakitler, şairler daha çok şiir yazsın diyedir sanki!” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Manzaraya karşı yazılsın ya da yazılmasın çok şiirde adı geçer.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Örneğin Ümit Yaşar’a göre gün batımı, “Yaklaşan ayak sesleridir akşamın”.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten/ Vapur düdükleri ötmededir,” Edip Cansever’e göre.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orhan Veli, “Gün doğuyor şehrin üzerine/ Mavi bir ışıkla ağararak,” diye yer verir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Can Yücel içinse, “Vakti gelince gitmenin adıdır gün batımı/ ömürden, gönülden, günden”.” title_font_size=”13″]
  • Masallarıyla Ünlü Romanya’dan 8 Masalsı Şehir

    Masallarıyla Ünlü Romanya’dan 8 Masalsı Şehir

    Romanya’yı anlatan fotoğraflara bakınca gerçeküstü bir yer olduğunu düşünürsünüz… UNESCO’nun Dünya Tarihi Mirası listesine de girmiş çok sayıda yapısı ile gerçekten de masalsı bir ülkedir Romanya… Tuna nehrinin kollarıyla kucakladığı ülkeye eskiden vizesiz girmek mümkünken, Avrupa Birliği’ne üye olduğundan beri Schengen ya da Romanya vizesi gerektiriyor. Ortak bir tarihimiz olan ülkenin dili ile de ortak yönlerimiz var: Çorba, tavan, asfalt, aynı kelimeleri gibi… Ya da şaşırdıklarında verdikleri şu tepki: Vay vay vay… Gelin, Romanya’yı farklı bölgelerinden 8 popüler şehri ile biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Romanya’nın güney doğusunda bulunan başkent Bükreş, ülkenin en kalabalık ve Doğu Avrupa’nın en gelişmiş şehirlerindendir. Gezmek için bir günün yetmeyeceği kentin sokakları açık hava müzesini andırır… Parlamento Binası, Ulusal Tarih Müzesi, Dimitrie Gusti Ulusal Köy Müzesi, Zafer Takı gibi tarihi ve mimari özelliği olan yapılar ise mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dokuz bölgeden oluşan Romanya’nın en ünlü bölgesi, hepimizin en azından Drakula hikâyesinden bildiği Transilvanya’dır. Ortaçağ’dan kalma kalelere ev sahipliği yapan bölgede elbette en çok ziyaret edilen yer, Braşov şehrinde bulunan ve Kont Drakula’nın şatosu olarak bilinen Bran Kalesi’dir. Braşov şehri, tıpkı Bükreş gibi Romanya’nın kalbinin attığı yerlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Romanya’nın doğusunda Tuna Nehri üzerinde bir liman şehri olan Galati çok sayıda müzeye ev sahipliği yapar. Mimari açıdan sanatsal özellikler gösteren çok sayıda sinagog, manastır ve katedrali de bu şehirde görmek mümkün. Özellikle Archdiocesan Cathedral’i, daha bilinen adıyla Galati Katedrali en çok turist ağırlayan yerlerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    romanya

    Romanya’yı anlatan fotoğraflarda, geleneksel kıyafetler içindeki kadınlar, işlemeli gömleklerin daha da sevimli hale getirdiği küçük çocuklar, köy yaşamı içinden yansıyan canlı ve gülen yüzler dikkat çeker. İşte bu fotoğrafların izdüşümünü Maramureş bölgesindeki Baia Mare şehrinde görebilirsiniz. Şehrin köyleri, Romanya’nın masallar ülkesi gibi görünmesinde büyük bir role sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Köstence, Karadeniz’e kıyısı olan ve kilometrelerce uzunluktaki plajlarıyla büyük ilgi gören gelişmiş bir liman şehri… Şehrin meydanında Türkçe konuşan insanlara ve Türk lokantalarına sıkça denk gelmeniz mümkün, zaten Romanya mutfağı ile benzerliklerimiz de ülkenin hiçbir yerinde yabancılık çekmeyeceğiniz kadar yoğun… Osmanlı’dan izler de taşıyan Köstence şehrinde, Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Mecidiye Camisi, Hünkâr Camisi, hikâyesi Osmanlı ile ilişkilere dayanan Kral Camisi, II. Selim’in kızı adına yapılan Esmahan Sultan Camisi ise ziyaret edebileceğiniz yerler arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminden kalan adıyla Kaloşvar, orijinal adıyla Cluj-Napoca tarihi ve doğal güzellikleriyle ülkenin en popüler şehirlerinden biridir. Yerin 200 m. altındaki tuz madeni Salina Turda’dan Romanya Ulusal Operası’na, Mikail Kilisesi’nden Tarih Müzesi’ne kadar görülmesi gereken çok sayıda mekâna ev sahipliği yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ünlü bir dergi tarafından dünyanın en huzurlu 8. şehri seçilen Sibiu, Romanya’da kültür turu yapabileceğiniz yerlerden biridir. Avrupa’nın en eski müzelerinden Brukenthal Sanat Galerisi başta olmak üzere farklı temalardaki müzeleriyle dikkat çeken Sibiu’da günümüze kadar ulaşmayı başarmış onlarca kule görebilirsiniz. Orta Çağ Avrupa’sına yolculuk etmek isterseniz de Old Town sokaklarında yürümeniz yeterli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Romanya’nın kültür merkezlerinden bir diğeri de Yaş şehridir. Görkemli mimarisiyle dikkat çeken Kültür Sarayı kentin görülmesi gereken yapılarındandır. Ama bu şehir en çok, geçmişi yüzyıllara dayanan parkları ve botanik bahçeleriyle adından söz ettir.

  • KUZEY MAKEDONYA CUMHURİYETİ’NDEN BALKAN ESİNTİLERİ

    KUZEY MAKEDONYA CUMHURİYETİ’NDEN BALKAN ESİNTİLERİ

    Gölleri, nehirleri, ormanları, farklı medeniyetleri anlatan tarihi yapıları, göz alıcı mutfağı ile Balkanların en güzel ülkelerinden Kuzey Makedonya Cumhuriyeti… Buraya giderseniz görmeden dönmemeniz gereken yerleri sizin için listeliyoruz. İlk sırada Yahya Kemal’den Mehmet Akif’e pek çok tanıdık iz taşıyan Üsküp var…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    makedonya

    Taşköprü, Üsküp’ün ortasından geçen Vardar nehrinin üstünde bir Osmanlı eseri ve şehrin en köklü simgesi durumunda… Köprünün bir yakasına geçerek Büyük İskender heykelinin de olduğu meydanı gezebilir, diğer yakasına geçerek Türk Çarşısı’nda Türkçe konuşan insanların elinden bir Türk kahvesi içebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin rüya gibi dedirten manzaralarından biri Avrupa’nın en eski göllerinden olan Ohrid’e ait… Göle kıyısı olan Ohrid şehri ise UNESCO koruması altında ve tarihi dar sokakları masalsı yürüyüşler yapabileceğiniz en özel yerler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Struga da Ohrid Gölü kıyısına kurulmuş bir şehir. Kara Drin Nehri ile ikiye bölünüyor ve kültürel, doğal güzellikleri ile turistik bölgelerin başında geliyor. Kenti ve ortasından geçen nehri kuşbakışı izlemek için paraşüt gezintileri bile yapılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ohrid Kiril alfabesinin çıktığı ve yayıldığı yer olarak da bilinir. Ohrid civarında mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri de Kiril alfabesinin yayılmasına öncülük eden Sveti (Aziz) Naum’un yaşadığı Sveti Naum Manastırı’dır. Yapı, Bizans mimarisinin en iyi örneklerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin ikinci büyük şehri olan ve Bitola bildiğimiz adıyla Manastır, caddelerinde Osmanlı imzasına sıkça rastlayabileceğiniz yerlerden biri… İshakpaşa Camii, Saat Kulesi bunların başında geliyor. Atatürk’ün eğitim aldığı Manastır Askeri İdadisi de burada yer alıyor ve günümüzde müze olarak kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    makedonya

    Ülkenin kuzeybatısındaki Tetova’da attığınız her adımla tarihe yolculuk yapacak ama Alaca Cami’yi gördüğünüzde büyüleneceksiniz. Buraya geldiğinizde mutlaka Mavrova Vadisi’ne de gitmenizi, yağmur sularının biriktirilmesiyle oluşturulan yapay Mavrova Gölü’nü görmenizi öneriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuzey kesiminde yer alan ve adı Osmanlılar zamanından kalan Kumanova şehrinin 31 km uzaklığında müthiş bir arkeolojik alanla karşılaşmanız mümkün. Burası, Ay ve Güneş hareketlerini izlemek için binlerce yıl önce kurulan Kokino Alanı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ohrid’den sonra ülkenin ikinci büyük gölü Büyük Prespa Gölü… Yüzlerce balık ve kuş türüne mesken olan göl, üstündeki Golem Grad adını taşıyan ada ile de turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerler arasında bulunuyor. Ada yerleşime açık değil ve bu durum doğasını, manzarasını, havasını daha da eşsiz kılıyor.

  • Baharda Açan Rengârenk 10 Çiçek

    Baharda Açan Rengârenk 10 Çiçek

    Fotoğraflarla da olsa çiçeklerin dünyasına girmek her zaman insan ruhuna iyi gelir. Kokuları, renkleri saniyeler içinde dünyamızı renklendirir. Kimileri gölgeli havaları kimi bol güneşi sever, biz bu listemize bahar aylarımızı renklendirenleri alıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Orijinal adı Narcissus olan nergis çiçeği, fulya, zerrin gibi çiçeklerin de ortak adıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Zambakgiller ailesinden olan sümbül, kokusu çok güçlü olan bir çiçektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Frezya sarı, pembe ve beyaz tonlarındaki çiçekleriyle tam bir bahar esintisi taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İris, Van Gogh’un resmini yapmayı en çok sevdiği çiçek olarak da bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Seviyor… Sevmiyor…” falı için en çok ilham veren çiçek papatya olsa gerek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Müge çiçeği özellikle Avrupa’da gelin çiçeği olarak tercih ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ortanca çiçeği toprağının pH derecesine göre renk değiştirebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çiçek motiflerine göre 15 gruba ayrılan laleler de zambakgiller ailesindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Çiğdem, geceleri ve kötü havalarda açmayan bir çiçektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Karlar arasından boynunu uzatan kardelen baharda da çiçeklenmeye devam eder.

  • Ülkemizin Doğasının 8 İlginç Özelliği

    Ülkemizin Doğasının 8 İlginç Özelliği

    Doğası güzel, çok güzel bir coğrafyada yaşıyoruz ama güzelliği kadar başka özellikleriyle dikkat çeken doğa oluşumlarına da sahibiz. Güzel olduğu kadar “tek”, güzel olduğu kadar “farklı”, güzel olduğu kadar “şaşırtıcı” ve daha nicesi… Ülkemiz doğasının 8 ilginç özelliğini listemize alıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ulubey Kanyonu, Uşak” title_font_size=”13″]

    ABD’nin Arizona Eyaleti’ndeki dünyanın en büyük kanyonu Büyük Kanyon’dan sonra ikinci büyük kanyon Türkiye’de, Uşak sınırları içindeki Ulubey’de bulunuyor. Keşfi yakın tarihlere dayanan kanyon Ulubey ve Banaz Çayları boyunca devam eden bir ana kanyon ile bu dev kanyona bağlı onlarca kanyondan oluşuyor. Kelime anlamı olarak kanyon, “Bir akarsuyun oyarak oluşturduğu, duvar gibi dik yamaçları olan dar ve uzun yüzey” demek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Obruk Gölü, Konya” title_font_size=”13″]

    Obruk, “İçinde su biriken çukur yer” anlamına geliyor. Yer altı suyu ile karbondioksit birleşmesinden oluşan karbonik asit, kireçtaşı yoğunluğu bulunan toprağı çökerterek mağaralar oluşmasına neden oluyor. Zamanla mağaraların üstündeki toprak da çökünce obruk oluşuyor. Konya coğrafyasında 20’nin üzerinde obruk gölü bulunuyor. Bunlardan bir tanesinin adı da Obruk Gölü… Konya’da bu doğal oluşum hakkında dededen toruna geçen efsaneler ise en az göl kadar fantastik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gilindire Mağarası, Mersin” title_font_size=”13″]

    Bir kirpi ve peşine düşen çoban sayesinde 1999 yılında keşfedilen bir mağara Gilindire Mağarası… Kirpinin bir oyuğa girmesi ve bunu çobanın görmesi ile bu doğa harikası gün yüzüne çıkmış. Mağarayı keşif sırasında da içindeki gölle karşılaşılmış. Bir kısmı tatlı bir kısmı tuzlu suya sahip bu göl ayna gibi parladığı için Aynalıgöl, mağaraya da Aynalıgöl Mağarası deniyor. Denizden ve karadan gidilebilen bir alan burası. 555 metre uzunluğundaki mağaranın hem tavan kısmı hem de su içinde kalan kısmında dikitler bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tuz Gölü” title_font_size=”13″]

    Üç ilin, Ankara, Konya ve Aksaray’ın sınırlarının kesiştiği bölgede bulunan Tuz Gölü Türkiye’nin ikinci büyük gölüdür ve olağanüstü bir doğa oluşumudur. Gölde tuz birikmesine neden olan birkaç etken bulunur, fakat kısaca, meteorolojik suların yer altına süzülerek daha önce oluşmuş tuz kubbelerini eritmesi ve tektonik hatlar boyunca yüzeye taşımasıyla oluştuğu ifade edilir. Ülkemizin tuz ihtiyacının %40’ını karşılayan göl aynı zamanda ülkenin derinliği en az olan gölüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelin Tülü Şelalesi, Rize” title_font_size=”13″]

    Rize’de Ayder Yaylası’ndaki Gelin Tülü Şelalesi’nden daha yüksek ya da daha uzun şelaleler var olsa da şelalenin ilginç biçimiyle uyandırdığı his ve bu sebeple kendisine uygun görülen ismi başlı başına farklı olmasını sağlıyor. Yaklaşık 1500 metrelik dik bir akışla inen şelale son noktada kendini 23 metredeki kayalardan boşluğa bırakırken görüntüsü uzun bir gelin duvağını andırıyor. Bu görüntünün tamamı en iyi Ayder’in üst kısmında yer alan Huser Yaylası’ndan görülebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cilo Dağı, Hakkari” title_font_size=”13″]

    Ağrı Dağı’ndan sonra Türkiye’nin ikinci en yüksek dağı Cilo Dağı’dır. Tepesi yaz kış erimeyen karlar ve buz örtüsüyle kaplıdır. Sahip olduğu zirveler ve buzullarla en ilginç dağ görüntülerinden birini yansıtan Cilo, Güneydoğu Torosların en doğu uzantısını oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yanartaş, Çıralı Antalya” title_font_size=”13″]

    Denizi, yeşili, doğası ile insana burası cennet dedirten Çıralı, sahilinin bir ucunda caretta caretta kaplumbağaların yavrulama alanı ve aynı zamanda antik bir yerleşim yeri Olimpos, diğer ucunda Yanartaş ile mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Yanartaş, kayalıklar arasından sızan gazın sürekli olarak yanmasından dolayı bu adı almış. Bu ilginç yer, ağzından alevler saçan üç başlı canavar efsanesiyle birlikte yerli yabancı turistlerin ilgi odağında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Van Gölü” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en büyük gölü ve dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü’nün tarihinde bir canavar hikâyesi de bulunuyor. Canavarı gördüğünü iddia edenler, üzerine yapılan haberler, tartışmalar araştırmalarla özellikle 90’lı yıllarda adından çok söz ettirmişti. Bu yerli canavar hikâyesi gündemi etkilemede ve Van Gölü’nün adını duyurmada o kadar etkili olmuştu ki en sonunda Gevaş’ta anısına 4 metre yüksekliğinde bir heykel bile dikildi.

  • AVRUPA’NIN LİMAN KENTLERİ

    Liman kentlerinin ülkelerin ekonomisi için önemine hepimiz okul yıllarından aşikarız ama unutulmamalı ki bu kentler aynı zamanda kültürel alışveriş için de birer merkez… Hem ekonomik hem kültürel açıdan zengin olan liman kentlerinin bağlı oldukları ülkeler için değeri de buradan geliyor. Öyle ki çoğu liman kenti, ülkesindeki en büyük ve nüfusu en yoğun şehirler arasında yer alıyor. Dörtte üçü sularla kaplı gezegenimizin farklı yerlerinde kurulmuş çok sayıda liman kenti bulunuyor, bu listede Avrupa’daki liman kentlerinden bazılarını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hollanda’nın nüfusu en yoğun kentlerinden biri olan Rotterdam, sınırları içinde Avrupa’nın en büyük limanını barındırmaktadır. Hatta Avrupa’daki ülkelere dünyanın farklı yerlerinden gelen kargoların kuzeyden giriş noktası Rotterdam Limanı’dır. Sanayi bölgesiyle birlikte 10 bin hektarlık alanı kaplayan ve yaklaşık 35 bin gemiyi barındırabilen limanıyla bu şehir, Hollanda’nın en önemli finans merkezi durumundadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Anvers veya Antwerpen isimleriyle de anılan Antwerp şehri, Belçika’nın en eski şehirlerindendir. 16 ve 17. yüzyıllarda kıtanın ticaret merkezi konumunda olan şehir, günümüzde liman kapasitesi bakımından ikincilik için Hamburg’la yarışır haldedir. Ülke ekonomisine yüzde 5 civarında katkı sağlayabilen ve çevreci yaklaşımlarıyla bilinen limanıyla Antwerp, Avrupa’nın önemli liman kentlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en işlek limanlarından birine sahip olan Hamburg, Almanya’nın en büyük ikinci şehridir. II. Dünya Savaşı’nda limanıyla birlikte yerle bir edilen kent, yıldızını daha parlatarak ayağa kalkmayı ve Avrupa’nın görkemli liman kentlerinden biri olmayı başarmıştır. Almanya’nın ürettiği pek çok ürünün ihracatının yapıldığı limanıyla Hamburg, Almanya’yı Atlas Okyanusu’yla bağlayan bir köprü konumundadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Marsilya denince akıllara denizcilik gelir. MÖ 6. yüzyılda denizciler tarafından kurulan ve Akdeniz’e kıyısı olan bir şehirdir. Tarihi limanıyla Kuzey Afrika ve Güney Avrupa arasında geçit görevi gören, Fransa’nın güneydoğusundaki Marsilya, Akdeniz’deki en büyük ticari limana sahiptir ve bu liman Avrupa’da ilk beş içinde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Romalılar tarafından kurulan ve günümüzde nüfus bakımından İspanya’nın önde gelen şehirlerinden olan Valensiya, Akdeniz kıyısında bulunan bir liman kentidir. Tarihçesi 15. yüzyıla kadar uzanır ve günümüzde Akdeniz’in en işlek limanıdır. Valensiya Limanı, bugün İspanya ekonomisi için oldukça önemli bir konumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın kısmi özerklik verilmiş Ligurya bölgesinde bulunan La Spezia şehri, Akdeniz’in bir kolu olan Ligurya Denizi kıyısında yer alır. Denize bakan ve sırtını dağlara yaslayan La Spezia’nın kendisinin doğal bir liman olmasının yanında, ticari, sivil ve askeri niteliklere sahip önemli bir limanı da sınırları içinde bulundurmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Finlandiya’nın başkenti ve en büyük, kalabalık ve popüler şehri olan Helsinki, Baltık Denizi’nin kollarından olan Finlandiya Körfezi’nin kıyısında yer almaktadır. Teknelerle gezilebilecek kadar su ile iç içe olan şehir, yük taşımacılığı da yapılan Avrupa’nın en işlek yolcu limanını barındırmaktadır.

  • 8 Madde İle Zeus’un Göklerdeki Tahtına En Yakın Yer: Nemrut Dağı

    8 Madde İle Zeus’un Göklerdeki Tahtına En Yakın Yer: Nemrut Dağı

    Her yıl dünyanın dört bir yanından turistler Nemrut Dağı’ndan güneşin batışını ve doğuşunu izlemek üzere bu efsanevi dağa akın ederler. Nemrut’un devasa teraslarındaki Tanrı heykellerinin yarattığı büyülü atmosferde Fırat Vadisi üzerinden güneşi izlemek birçok kişinin ölmeden önce yapılacaklar listesinin üst sıralarındadır. Gizemlerle dolu Nemrut Dağı’nı 8 maddelik listemizle ekranlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    nemrut dağı

    Doğu ve Batı medeniyetlerinin kesişme noktası, Tanrıların göklerdeki tahtı gibi unvanları olan Nemrut Dağı, Adıyaman’ın Kahta ilçesinde yer alır ve 2150 metre yüksekliğe sahiptir. Ülkemizde iki tane Nemrut Dağı bulunur ve Bitlis’te bulunan diğer Nemrut Dağı şu anda faal olmasa da volkanik bir dağdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    nemrut dağı, fırat vadisi

    Nemrut Milli Parkı’nın içinde, Eskikale, Yenikale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü bulunmaktadır. Milli parkın içinde bulunan en değerli eserler ise Antiochos Tümülüsü ve dağın üzerindeki 10 metreye yakın yükseklikteki dev heykellerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    nemrut dağı, nemrut heykelleri

    Nemrut Dağı’nın üzerinde Kommagene Kralı I. Antiochos’un antik mezarı bulunmaktadır ve mezarın çevresinde teraslar şeklinde oluşturulmuş kutsal alanlar, bu alanlarda da çeşitli farklı anlamlar içeren gizemli heykeller bulunur. Dağın üzerindeki tümülüsü ve etrafındaki terasları inceleyen Otto Punchstein ve ekibinin çalışmaları Kommagene Uygarlığı’na ışık tutmuş, Nemrut Dağı mirasının önemini ortaya koymuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    nemrut dağı, fırat vadisi

    Dağın üzerindeki son derece değerli arkeoloji kalıntılardan biri de burada bulunan metreler uzunluğundaki bir kitabedir. Punchstein zorlu çalışmalar sonucunda burada bulunan Grek dilinde yazılmış kitabeyi çözmüş ve bu kitabenin I. Antiochos’un ağzından yazıldığını, Kommagene Uygarlığı ve Nemrut Dağı ile ilgili bilgiler içerdiğini ortaya çıkarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fırat vadisi, nemrut dağı, nemrut heykelleri

    Dağın üzerinde konik bir tümülüs bulunur. MÖ I. yüzyıla tarihlenen tümülüsün yapıldığı zaman 55 metre yüksekliğinde olduğu düşünülmektedir, günümüzdeki yüksekliği ise 50, çapı ise 150 metredir. I. Antiochos’un mezarı üzerinde kırma taşlardan oluşturulan tümülüsün üç tarafında kral için yapılan törenlerde kullanılmak üzere yapılmış teraslar bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    fırat vadisi, nemrut dağı, nemrut heykelleri

    Tümülüsün etrafındaki Doğu ve Batı teraslarında yan yana dizilmiş 8 yontma taş üzerinde heykeller, kabartmalar ve yazıtlar bulunur. Bu heykel serisi aslan ve kartal heykelleriyle başlar ve yine aynı sıralamayla sona erer. Ormanların kralı aslan yeryüzündeki gücü, Tanrıların habercisi kartal ise göklerin gücünü temsil eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    fırat vadisi, nemrut dağı, nemrut heykelleri

    I. Antiochos’un anne tarafı Yunan – Makedonya, baba tarafı ise Pers kökenlidir. Antiochos her iki etnik kökenine de sahip çıkması ve bu çeşitliliği kültürel zenginliğe çevirmesiyle bilinir. Dağın tepesinde yer alan heykellerin bir kısmının yüzü Doğu’ya bir kısmının ise Batı’ya dönük olmasının sebebinin de bu kültürel zenginliği taçlandırmak olduğu düşünülür ve heykellere hem Grek hem de Pers dilinde isimler verilmiş olması da bu düşünceyi destekler niteliktedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    fırat vadisi, nemrut dağı, nemrut heykelleri, tümülüs

    Dünyadaki en eski horoskop olduğu düşünülen Aslanlı Horoskop, Nemrut Dağı’nın batı terasında yer alır. Horoskopun üzerinde her biri 16 ışından oluşan 3 adet yıldız bulunur ve bu yıldızlar Mars, Merkür ve Jüpiter gezegenlerini belirler.

  • KEŞİF DOLU BİR YOLCULUK: MADAGASKAR

    Afrika’nın güneydoğu kıyısında yer alan Madagaskar, dünyanın dördüncü büyük adasıdır. Müziği, mimarisi ve geleneksel el sanatlarının yanı sıra muhteşem doğası ve zengin biyoçeşitliliği ile her yıl yerli ve yabancı binlerce turist ağırlamaktadır. 1896-1958 yılları arasında Fransa boyunduruğunda yaşayan, 1960’ta bağımsızlığını ilan Madagaskarhakkındaki bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Afrika kıyılarında yer alsa da Afrika’dan değil, Hindistan’dan ayrılarak oluşan Madagaskar, milyonlarca yıl önce süper kıta olarak bilinen Gondvana’dan ayrılmasıyla ortaya çıkar. Tek başına bir ada olması sebebi ile oluşan coğrafik izolasyon, üzerindeki bitki örtüsü ve hayvanların tamamen dış dünyadan bağımsız bir şekilde gelişmesine yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Madagaskar’ın en önemli özelliği barındırdığı canlıların %99’unun sadece burada bulunmasıdır. Ülke, tropik ormanlarda hiç görmediğimiz böcek türlerinden birçok sıra dışı canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Sadece bu adaya özgü olan 100’e yakın lemur türü, 200’ün üzerinde kuş türü ve %90’ı endemik olan 13000 dolayında bitki türü bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Madagaskar’da kültürel öneme sahip baobab ağacı, içinde bulunan su miktarından dolayı Afrika’daki yerel halk tarafından ‘’yaşam ağacı’’ olarak adlandırılır ve şişkin gövdesinde binlerce litreye kadar su bulundurur. Dünya üzerindeki en yaşlı ağaçlardan olan baobab ağaçlarından bazılarının 2500-3000 yıl yaşında olduğu tahmin edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın dördüncü büyük adası Madagaskar, demir oksit açısından zengin toprağı, adada kırmızıya çalan pas rengine sebep olduğu için “Büyük Kızıl Ada” ülkesi olarak da anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Madagaskar’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş üç yer bulunur. Bunlar; Tsingy de Bemaraha Millî Parkı, Ambohimanga Kraliyet Tepesi ve Atsinanana Yağmur Ormanları’dır. Tsingy de Bemaraha Millî Parkı, 1575 kilometrekarelik oldukça geniş bir alandaki yoğun ve sivri kireçtaşı kayalıklar ile mağaralardan oluşur. Ambohimanga Kraliyet Tepesi, Madagaskar halkının ibadet merkezi olarak kabul edilir. Yerli halk, dini ritüellerini gerçekleştirmek için sık sık tepeyi ziyaret ederek mezarların ve çeşitli dini yapıların olduğu tepede kralları ile atalarını anar. Atsinanana Yağmur Ormanları, adanın doğu kesimi boyunca muhteşem doğaya sahip altı millî parkta yer alan 13 özel bölgeden oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fossa, Madagaskar’daki en büyük memeli etoburdur. Ağırlığı 5.5 ile 8.6 kilogram arasındadır. Madagaskar’ın zengin canlı çeşitliliği arasında uzunluğu yedi metreye, ağırlıkları 1500 kilograma kadar ulaşabilen timsahlar da bulunur. Bu timsahlara ait fosillerden birinin yaklaşık 15 metre uzunluğunda ve 4000 kilogram ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Adanın başkenti Antananarivo’da 19. yüzyılın ortalarından itibaren taş binalar inşa etmek yasaktır. Bu nedenle şehrin tepesinde konumlanan kraliyet sarayı yıllarca ülkenin tek taş binası olarak kalır.

  • KARANLIK VE GİZEMLİ DÜNYALAR

    Gezegenimiz büyük sürprizlerle dolu… Dünyanın farklı coğrafyalarında bulunan ve büyük ilgi uyandıran mağaralar, gerçeküstü görüntülerinin yanı sıra, gezegenimizin oluşumuna dair önemli bilgileri de barındırıyor. Dünyamızın en ilginç jeolojik özelliklerine sahip mağaralarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Listemizin ilk sırasında Vietnam’daki millî parkın sınırları içerisinde yer alan ve şimdilik dünyanın en büyük mağarası olarak kabul edilen Son Doong Mağarası var. 1991’de keşfedilen bu dev mağara, 7,2 km uzunluğa, 200 metre yüksekliğe ve 150 metre genişliğe sahip. Bu mağara öylesine büyük ki kendine ait bir yağmur ormanı, büyük bir nehri ve küçük dağları bile var. Kendine özgü bu mağara için başka bir ekosisteme sahip demek yanlış olmaz. Hatta uzmanların incelemelerine göre bu mağaranın büyük bir bölümü henüz keşfedilemedi. Birbirinden değişik canlı organizmaların yaşadığı düşünülen Son Doong Mağarası’ndan gelen gürültü ve rüzgâr uğultusu yüzünden bu mağaraya girmeye cesaret edemeyen insanlar var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın güneyindeki Capri Adası’nda bulunan The Blue Grotto Mağarası, turkuaz rengi suyu ve bembeyaz kumlarla çevrili tabanı ile dikkat çekiyor. 60 metre uzunluğa ve 25 metre derinliğe sahip bu deniz mağarasına ulaşmak için bir sualtı boşluğundan geçmek gerekiyor. Mağarayı aydınlatan turkuaz mavisi renk ise güneş ışığının yansımasından kaynaklanıyor. Mağaraya güvenli bir şekilde erişim yalnızca gelgit zamanında sular çekildiğinde ve deniz sakinken mümkün oluyor. Bu büyüleyici mağaraya girmek için ziyaretçilerin dört kişilik küçük bir kayığın içinde düz bir şekilde yatması gerekiyor. Antik Roma döneminde mağara, İmparator Tiberius’un kişisel yüzme havuzu ve deniz tapınağı olarak kullanılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yerleşim bulunmayan Staffa Adası’nda yer alan Fingal Mağarası, daha giriş kapısından herkesi büyülemeye başlıyor. İki tarafı altıgen sütunlarla sarılı olan mağaranın içi de neredeyse mükemmel derecede orantılanmış altıgen bazalt sütunlarla kaplı. Bu sütunlar ise yaklaşık 60 milyon yıl önce aktif olan volkanik lavlar tarafından şekillendirilmiş. Fingal Mağarası, 22 metre yüksekliğe ve 83 metre derinliğe sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1888’de Yeni Zelanda yerli kabilesi olan Maori halkının lideri tarafından keşfedilen Waitomo Glowworm Mağaraları büyüleyici bir atmosfere sahip. Tonoz biçimli yapısında tüm alanı kaplayan ateş böcekleri, mağara karanlığa büründüğünde parlayarak içeride inanılması güç bir görsel şölen sunuyor. Böylece binlerce ateş böceğinin aynı anda ışık yaymasıyla duvarlar âdeta bir sanat eserine dönüşüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük ikinci sualtı nehri olan Puerto Princesa Yeraltı Nehri, yaklaşık 8 km uzunluğa sahip bir kireçtaşı mağarası. Yerin yüzeyinde değil, yer altındaki mağaranın içinden akıp giden ve sonunda Güney Çin Denizi ile birleşen Puerto Princesa Yeraltı Nehri; 23 milyon yılda şekillenmiş kireçtaşı kayalıkları, sarkıt ve dikitlerden oluşuyor. Yeraltı nehrinin içerisi başlı başına bambaşka bir dünya; aynı zamanda farklılığıyla görenlere zengin bir coğrafya hissi yaşatıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Filipinler’de bulunan Puerto Princesa Yeraltı Nehri’nin 2010’da ikinci bir katı olduğu keşfedildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Listemizdeki son madde, ülkemizdeki en etkileyici mağaralardan olan Mersin Silifke’deki Aynalıgöl Mağarası… Bir çoban tarafından keşfedilen Aynalıgöl Mağarası, bir diğer adıyla Gilindire, 555 m uzunluğa, 46 m derinliğe ve 22 m yüksekliğe sahip. Her türden damlataşına rastlayabildiğimiz bu mağarada aynı zamanda büyük bir göl de bulunmaktadır. Mağaradaki sarkıt ve dikit oluşumları uzunca süre sualtında kaldığı için günümüze bozulmadan ulaşmayı başarmış durumda. Son buzul çağına ait önemli bilgileri bünyesinde barındıran mağara, 2013’te tabiat anıtı, 2021’de de tabiat parkı ilan edildi. Mağaranın girişi dar ve basık olduğu için dışarısı ile doğrudan hava hareketi bulunmuyor ve ortalama sıcaklık 25 °C, mutlak nem ise %80 olarak pek de değişkenlik göstermiyor.