Kategori: Rota/Doğa

  • DOĞANIN GİZEMLİ SANATI: FARKLI ÜLKELERDEKİ ÜNLÜ PERİBACALARI

    Dünyanın farklı bölgelerinde göz kamaştırıcı güzellikleriyle dikkat çeken peribacaları, doğanın zamana meydan okuyan muazzam eserleridir. Oluşumları, milyonlarca yıl süren doğal süreçlerin bir ürünüdür. Lav, kumtaşı, kil ve diğer çeşitli kayaların rüzgâr ve su tarafından zamanla aşındırılması sonucunda ortaya çıkan bu heykelsi kayaçlar, benzersiz ve etkileyici bir manzara oluşturur. Bir dönem yer altı şehirleri olarak kullanılan bazı peribacaları, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Her biri kendine özgü nitelikleri ve manzarası ile doğanın ne kadar muazzam olduğunu hatırlatan, dünyanın dört bir yanındaki peribacalarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Davolja Varos, Sırbistan” title_font_size=”13″]

    Sırbistan’ın güneyinde yer alan Radan Dağı’ndaki Davolja Varos’ta, 202 adet peribacası bulunuyor. 2 ile 15 metre arasında değişen yüksekliklere sahip olan bu peribacaları, milyonlarca yıl önce yoğun volkanik aktiviteler sonucu toprakta meydana gelen erozyonlarla bugünkü şeklini almıştır. Davolja Varos peribacaları, dünya üzerinde eşine az rastlanır doğal oluşumlardır. Bölgedeki kayaçlar, sıra dışı toprak figürleri ve yüksek mineral içeriğine sahip son derece asidik iki kaynak suyu ile dikkat çeker. Yerel efsanelere göre, bu kayaçlar bir zamanlar bir araya gelip dans eden insanları temsil eder. Ayrıca, Orta Çağ döneminde Sırbistan Krallığı’na ait maden kuyularının bulunduğu bölgede, bir yerleşim yeri kalıntıları ve eski bir kilise de yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bryce Kanyonu Ulusal Parkı, ABD” title_font_size=”13″]

    ABD’nin Utah eyaletinde bulunan Bryce Kanyonu Ulusal Parkı’ndaki peribacaları, rüzgâr, su ve buzun aşındırması sonucu oluşmuştur. Tarihi, 800 yıl önce Paiute Kızılderilileri’nin bölgeyi keşfetmesine kadar uzanan bu kanyondaki turuncu, kırmızı ve beyaz renkli konik oluşumlar, 145 kilometrekarelik bir alanı kaplamaktadır. 1923’te ulusal anıt olarak ilan edilen Bryce Kanyonu’da, peribacalarının yanı sıra 144 milyon yıl öncesine ait antik kaya oluşumları da bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bisti Badlands Yaban Hayat Alanı, New Mexico, ABD” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar yemyeşil, tropikal bir orman ve bir iç deniz olan New Mexico Bisti Çorak Arazisi, bugün 70 milyon önceki halinden oldukça farklı bir manzaraya sahip. Bisti Badlands’taki kaya oluşumları, iki önemli olay hakkında bilgi verir: İlki, New Mexico’daki denizin son kez çekilmesiyle bu alanın çorak bir araziye dönüşmesi, ikincisi ise 252 ila 66 milyon yıl öncesine kadar uzanan Mezozoik dönemin sonunda dinozorların yok olmasıdır. Bu bölgede bulunan birçok fosil, dinozorlar çağının sonlanıp memeliler çağına geçişin izlerini görmemize olanak tanır. Bir zamanlar Kuzey Amerika’yı iki kara parçasına ayıran dar bir deniz şeridi olan bu çorak arazi, günümüzde heykellere benzeyen kaya oluşumlarıyla doludur. Bisti’deki peribacaları, alışageldiğimiz kumtaşı manzarasından oldukça farklıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yehliu Jeoparkı, Tayvan ” title_font_size=”13″]

    Tayvan’ın kuzey kıyısındaki Yehliu Jeoparkı, Taipei şehrinde yer alan ünlü bir jeolojik bölgedir. Yaklaşık 1 milyon 700 bin metrekarelik alanı kaplayan bu jeopark, milyonlarca yıl süren doğal süreçlerle şekillenmiş eşsiz kaya oluşumlarıyla popüler bir turizm merkezi haline gelmiştir. Parktaki peribacalarının en dikkat çeken özelliği, her birinin insan portresini andıran heykellere benzemesidir. Parkın ikonik simgelerinden biri olan ‘Kraliçe Başı’ kayası, bir kraliçe profilini andırırken; ‘Peri Ayakkabısı’, ‘Zencefil Kayaları’ ve ‘Mum Kayaları’ da parktaki en ünlü kaya oluşumlarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yuanmou Toprak Ormanı, Çin ” title_font_size=”13″]

    Çin’in güneybatısında yer alan Yunnan eyaletindeki Yuanmou Toprak Ormanı, bir ila iki milyon yıl önce tortul kayaçların, akarsu ve toprak erozyonu gibi jeolojik hareketlerle aşınması sonucunda oluşmuştur. En yükseği yaklaşık 40 metreye ulaşan alanda, insana ya da çeşitli hayvan ve kuş türlerine benzeyen çok sayıda konik toprak sütun bulunmaktadır. Yerel halkın “yerdeki ormanlar” olarak adlandırdığı bu peribacaları, Yunnan’ın ünlü “Dört Ormanı”ndan (Toprak Ormanı, Kum Ormanı, Taş Ormanı ve Tropikal Yağmur Ormanı) biridir. Yuanmou Toprak Ormanı, 50 kilometrekarelik bir alan üzerinde yer almakta; ayrıca içerisinde kılıç dişli filler, Çin gergedanları ve kılıç dişli kaplanlar gibi antik hayvanların fosilleri de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kapadokya, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en ünlü peribacalarından biri olan Kapadokya’daki “Peribacaları Milli Parkı”, 60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların, milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgâr tarafından aşındırılmasıyla meydana gelmiştir. Geçmişte bölgede yaşayan halk ve keşişler tarafından ev olarak kullanılan milli parkta birçok yer altı şehri bulunmaktadır. Bölgeye özgü tüflü yumuşak kayalar, yerin altına doğru genişleyen labirentler şeklinde oyularak bu yer altı şehirleri inşa edilmiştir. Bu yerleşimlerin hangi tarihte yapıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte, sabit barınaklar değil, tehlike anında kullanılacak sığınaklar olarak oluşturuldukları düşünülmektedir.

  • İhtişamıyla İstanbul’un Gerdanını Süsleyen 10 Yalı

    İhtişamıyla İstanbul’un Gerdanını Süsleyen 10 Yalı

    İstanbul, dillere destan güzelliğinin önemli bir kısmını Avrupa ile Asya kıtalarını ayıran İstanbul Boğazı’na borçludur. Boğaz’ın iki yanında yer alan yalılar şehrin birçok dönemine şahitlik etmiş, birçok hikâyenin kahramanı olmuştur. Bu yalıların her biri farklı mimari özellikler taşır ve dönemlerinin karakterini yansıtır, onları izlemek sizi zamanda yolculuğa çıkarır, İstanbul’un masalsı geçmişine götürür. İstanbul’a başka bir gözle bakmak, şehir hakkında bilinmeyen hikâyeler öğrenmek için buyurun ihtişamıyla İstanbul’un gerdanını süsleyen 10 yalı listemize…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Emine Valide Paşa Yalısı ” title_font_size=”13″]
    istanbul yalıları

    İstanbul’un en ihtişamlı yalılarından biri olarak kabul edilen Emine Valide Paşa Yalısı 76 metre uzunluğundaki rıhtımıyla göz doldurur. Osmanlı Dönemi’nden günümüze kalan en dikkat çekici mimarilerinden biri olan yalı bugün Mısır Konsolosluğu olarak kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısırlı Yusuf Ziya Paşa Yalısı Nam-ı Diğer Perili Köşk” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    1900’lü yılların başında yapımına başlanan yalı, 2000 yılında tamamlanır. Uzun süre tamamlanamadığı ve boş kaldığı için, zamanla perili köşk olarak anılmaya başlar. Yusuf Ziya Paşa bu yalıyı güzeller güzeli eşi için yaptırmıştır bazı söylentilere göre, yalının içinde “peri kadar güzel bir kız” yaşadığı için yapının adı perili köşke çıkmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Esma Sultan Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğazın yalıları

    Yalıya adını veren Sultan I. Abdülhamid’in kızı, Esma Sultan’dır. Geleneksel yalı mimarisinden farklı bir tarzda 2 katlı olarak ve 2226 m² alan içine inşa edilmiştir. Dışı kargır ismini verdiğimiz özel bir tuğla, içi de bağdadi ahşaptır. 2001 yılında restore edilen Esma Sultan Yalısı hala tüm ihtişamıyla sosyal toplantılar ve sanat etkinlerine ev sahipliği yapmaya devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kıbrıslı Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Sahil uzunluğu 64 metre olan Kıbrıslı Yalısı alt katta on beş, üst katta altı olmak üzere toplam 21 odaya sahiptir. Tavanlarının tamamı alçıdan olan yalının duvarlarında sahibi Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa’nın da bir yağlı boya tablosu dahil olmak üzere çok sayıda eser bulunmaktadır. Ayrıca ünlü yazar Yahya Kemal’in en sevdiği toplantı yeri olarak da bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Fethi Paşa Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Ahmet Fethi Paşa Yalısı ya da diğer adıyla Pembe Yalı 18. yüzyılda geleneksel mimari üslupta yapılmış. 1911 ve 1948 senelerinde İstanbul’u ziyaret eden İsviçreli mimar Le Corbusier yapıya hayran kalmıştır. Üsküdar ile Kuzguncuk arasındaki Paşa limanı mevkiinde, Fethi Paşa Korusu’nun önünde bulunan yalı, besteci Franz Lizst gibi birçok ünlü misafiri ağırlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı” title_font_size=”13″]
    istanbul yalıları

    Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı dört katlı ve ahşap bir mimariye sahip olmasının yanında biri süit 64 odayla Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra boğazdaki en büyük yapı olma özelliğine de sahiptir. 60 metrelik rıhtıma sahip yalıda mavi çam, manolya, palmiye gibi ağaçlarla yeşillendirilmiş şahane bir bahçe de ziyaretçileri ağırlar. Varak süslemeler yalının hemen her köşesini zenginleştirir, ayrıca ihtişamlı yalıda pirinç ve kristalden gösterişli avizelerin yer aldığı bir balo salonu da bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Huber Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Boğazın en ilginç yalılarından biri olan Huber Yalısı Çin, İngiliz, Fransız, İtalyan, Acem, Arap ve Osmanlı mimarilerinin bir sentezi olarak görülmektedir. Soğan kubbeli kulesiyle dikkat çeken Huber Yalısı birbirine eklenen iki binadan oluşmaktadır. 34 hektarlık bahçesi boğazın en geniş yeşil alanıdır, burada sanatkârı bilinmeyen onlarca heykel bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yedi Sekiz Hasan Paşa Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Osmanlı Ordusu’nda asker olan Hasan Paşa’ya ait olan yalı, Beykoz Çubuklu kıyılarını süsler. İki normal kat ve çatı olmak üzere 3 katı bulunan yalı 80 santimlik bir taş zemin üzerine kurulmuştur. İkinci katta Osmanlı mimarisine ait bir özellik olan çıkma şeklinde denize doğru bir konsol bulunmaktadır. Aşı renginde olduğu için uzun süre Osmanlı’nın Gülü olarak anılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ethem Pertev Bey Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Süslü Yalı veya Saraylı Hanım Yalısı olarak da anılan Ethem Pertev Bey Yalısı, dış mimarisi ile bu sıfatın hakkını verir. Oryantalist balkonlarıyla ünlü olan yalının üst katında ikisi leb-i derya olmak üzere dört odası bulunmaktadır. Kanlıca’nın kıyısında kayıkhanenin üstüne kazıklarla inşa edilen yalı, misafirlerine denizin ortasında olma hissi yaşatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanlı Yalı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    İnşa edildiği sarp kayalıklar üzerinde çok sayıda yılanın bulmasından dolayı Yılanlı Yalı ismini alan ahşap yapı 1700’lerin sonunda inşa edilmiştir. 40 odası ve sofa ismini verdiğimiz geniş holleri bulunmaktadır. Meşkhanesi, Selsebili ve Türk Hamamıyla kendine has bir havası olan yalının bir de Sakal-ı Şerif odası bulunmaktadır. Oda Ramazan ayında, Kandil ve bayramlarda çok sayıda kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

  • Filler: Duygusal Yardımsever ve Bilge Canlılar

    Filler: Duygusal Yardımsever ve Bilge Canlılar

    Hortumuyla, bir ağacın kökünü topraktan sökebilecek kadar güçlü bir canlıdır fil ama yardıma ihtiyacı olan başka bir fil gördüğünde bırakıp yoluna devam edemeyecek kadar da şefkatlidir. Büyük kulaklarını, koca ayaklarını, kalın derilerini, uzun dişlerini sevmekle kalmayıp saygı da duyduğumuz canlılardır onlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Biz insanlara göre devasa görünen bu canlıların yaklaşık ağırlığını tahmin edebilir misiniz? Siz bunu düşüne durun biz kayıtlara geçmiş en büyük filin ağırlığını şuraya not edelim: Tam 10.886 kg.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir günde ortalama 300 kg. yiyeceğe ihtiyaç duyan filler aynı gün yaklaşık 160 kg. da su tüketirler. Ve o kadar zeki hayvanlardır ki hafızaları sayesinde daha önce kullandıkları su kaynaklarının yerini rahatça hatırlayabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Söyler misiniz şu yeryüzünde yavru bir filin hareketlerini izlemekten daha keyifli ne olabilir ki? Böylesine sevimli bir yavrunun 22 ay süren hamileliğin ardından yaklaşık 100 kg. civarında dünyaya geldiğini biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fillerin insanlarla ortak özellikleri oldukça fazladır. Örneğin aileleri konusunda oldukça hassastırlar. Özellikle sürülerindeki yaşlı dişi filin bilgeliğine ve önderliğine ihtiyaç duyarlar. Tıpkı insanlar gibi üzülür, kızar ve mutlu olurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Size bir soru: Bu büyük cüsseli ve güçlü canlıların en çok korktuğu hayvanlar hangisidir? Aklınıza aynı oranda güçlü ve büyük canlıları getirmeyin. Filler minicik olsa da nereden çıkıp geleceği belli olmayan arılardan oldukça korkarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fillerin su ile araları çok iyidir. Suyun kokusunu 20 km. mesafeden alabilirler. Onların mutlu olmalarını istiyorsanız bırakın suda oynasınlar, yüzsünler, hortumlarıyla su püskürtsünler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ne yazık ki her gün yaklaşık 100 fil avcılar tarafından dişleri için öldürülmektedir. 16 yaşında yetişkinliğe adım atan fillerin insan müdahalesi olmayan doğada ise ortalama yaşam süresi 70 yıldır.

  • 8 Madde İle İnsanlığın Yaşam Sahnesi Urfa

    8 Madde İle İnsanlığın Yaşam Sahnesi Urfa

    Urfa, 12 bin yılı bulan geçmişiyle dünyanın en eski yerleşimlerinden biri… Tarihinde peygamberlerden amazonlara, insanlığa ait ilk oluşumlardan İstiklal Madalyası’na kadar çok sayıda bilgi, hikâye ve değer barındırır. Urfa’yı hakkıyla anlatabilmek için fasiküller gerekir ama biz şimdilik bir film şeridi misali 8 maddeyle gözlerinizin önüne getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    urfa

    Urfa’ya “peygamberler şehri” denmesinin nedeni bazı peygamberlerin burada yaşamış olmasından kaynaklanıyor. Şehirde ziyaretçi akınına uğrayan çok sayıda dini yapı var. En ilgi çekenler arasında Mevlid-i Halil Cami ile avlusunun güneyinde bulunan İbrahim Peygamber’in doğduğu mağara bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    urfa

    İbrahim Peygamber’in Nemrut tarafından ateşe atılmak istenmesi ve ateşin suya dönüşmesiyle oluşan Balıklı Göl için Urfa’nın sembol mekânı diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    şanlıurfa

    Urfa Göbeklitepe’de şimdiye kadar bildiklerimizi tersyüz eden kazılara 1995 yılında başlandı. Dünyanın ilk inanç merkezinin Urfa toprakları olabileceği gündeme gelirken, insanların tarım nedeniyle değil tapınakları nedeniyle yerleşik hayata geçmiş olabileceği tartışması doğdu. Bu olayla dünyanın gözü Urfa’daki Göbeklitepe’ye çevrilmiş oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    şanlıurfa

    Efsanevi kadın savaşçılar Amazonların yaşamlarının tasvir edildiği dünyanın en kıymetli mozaikleri Urfa’daki Mozaik Müzesi’nde sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    urfa

    Urfa, havasıyla suyuyla yanık sesli türkücüler yetiştiren bir şehrimiz… Sıra geceleri, uzun havalar, türküler olmadan Urfa eksik kalır. “Urfalıyam ezelden bir kız sevdim güzelden…” diyerek başlanan türkü, istisnasız ülkedeki herkes tarafından devam ettirilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    şanlıurfa

    Urfa’da gezilecek yerlerin başında Harran gelir. Bölgedeki kümbet evler, antik şehirler, mağaralar, dünyada kurulan ilk üniversitenin kalıntıları ziyaretçilerine eski çağların kapılarını sonuna kadar açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kebap, urfa

    Sahip olduğu mutfak kültürü o kadar zengindir ki sonunda şehre bir “Mutfak Müzesi” bile kurulmuştur. Kebabıyla, lahmacunuyla, çiğ köftesiyle dünyaya nam salan Urfa’nın insanları da misafirperverlikleriyle bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    urfa

    Damak tadı mevzubahisse acısız bir Urfa düşünülemez. Bu yüzdendir ki ülkenin acı pul biber ihtiyacını karşılayan şehrin en sevilen sembollerinden biri isottur.

  • YAŞAYAN EN BÜYÜK YER SİNCABI: MARMOTLAR

    Avrasya ve Amerika’da yaşayan sevimli marmotlar, yaşayan en büyük yer sincabı türü. Kalabalık koloniler halinde yaşayan marmotların en yakın akrabası gelengiler; ancak marmotlar bu türden çok daha tombul. Ana besin maddesi çayır otları, böğürtlensi meyveler, kök, yosun ve çiçekler olan bu otçul ve sosyal türün ilginç özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dağ tepelerinde yaşayan ve soğuk ortamlara uyum sağlayan marmotlar, bilinen en büyük yer sincaplarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Soğuk ve sert geçen 7-8 ay boyunca yer altına kazdıkları yuvalarda kış uykusuna yatan marmotlar, bu süreçte vücut ağırlıklarının yüzde kırkını kaybeder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uyandıklarında ise yapmaları gereken çok iş var. Hızla üreyip yavrularını büyütmeli ve bir sonraki kış bastırmadan kaybettikleri kiloları tekrar kazanmalılar. Yani, senenin dörtte birinde kilo almak için çabalayıp dörtte üçünü uyuyarak geçiriyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kışların gittikçe kısalması sonucu marmotlar, kış uykusundan yaklaşık senede bir gün daha erken uyanıyor ve dolayısıyla daha erken yavruluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yavru erkekler birinci yaşlarını doldurdukları an, koloninin lideri baskın erkek tarafından pek de nazik olmayan bir şekilde koloniden kovulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Avrupa ve Asya’nın dağlık kesimlerinde yaşayan marmot türleri olmasına karşın ülkemizde yaşayan marmot bulunmaz. Boy olarak çok daha ufak bir yer sincabı olan gelengiler, marmotların Türkiye’deki en yakın akrabalarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Amerika’da yaşayan marmotlar, çayır köpeklerine çok benzemektedir.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: YENİ DELHİ

    Hindistan; görkemli sarayları, etkileyici yapıları, büyüleyici doğal güzellikleri, ünlü Bollywood filmleri ile meditasyon ve yoga kampüsleriyle ün salan dünyanın en renkli ülkesi. Sokaklarında her an vahşi hayvanların dolaştığı ve her yıl milyonlarca gezginin ziyaret ettiği zamansız bir ülke olan Hindistan’ın başkenti Delhi; eski ve yeni olarak iki farklı merkezden oluşuyor. Eski Delhi, Babürler tarafından kurulan şehrin tarihi merkezi olurken, Yeni Delhi ise İngilizler tarafından kurulan yeni bir bölge. Eski Delhi 12-19. yüzyıllar arasında Müslümanların hâkim olduğu dönemde devlet merkezi oldu. 1200’lerde Babürler tarafından ele geçirilerek, 1649-1857 yılları arasında da Babürler’e başkentlik yaptı. Sonraları Afgan egemenliğine geçen ve bu dönemde pek çok cami, medrese, kale ve anıtsal yapı inşa edilen Eski Delhi, tarihi bir merkez olurken; 1911’de İngilizler tarafından inşa edilen Yeni Delhi modern bir atmosfere sahip. Günümüzde bürokratlar Yeni Delhi’de yaşadığı için Hindistan’ın en şık bölgesi olduğunu söyleyebiliriz. İngilizler, başkenti Kalkuta’dan Delhi’ye taşımaya karar verdiklerinde İngiliz Mimar Edwin Lutyens ve Herbert Baker’ı İngiltere’nin kudretini yansıtacak bir başkent yapmakla görevlendirdi. Bu nedenle Yeni Delhi, Lutyens’ Delhi olarak da geçiyor. Şehrin eski ya da yeni olsun her noktası görülmeye değer. Yazımızda Delhi’nin en etkileyici ve en çok ilgi gören mekânlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kızıl Kale, 1639’da Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından Ahmed Üstad Lahori’ye inşa ettirilmiş, mimari açıdan etkileyici bir yapı. Zamanında Babür hanedanı imparatorlarının ikametgâhı için kullanılan ana yerlerden biri olan Kızıl Kale, günümüzde farklı müzelere ev sahipliği yapıyor. Kızıl Kale’nin önemli olmasının bir diğer nedeni 1947’de ülke, Hindistan bayrağı bu kaleye dikerek bağımsızlığını ilan etmiştir. 2007’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenen sarayın bir diğer önemi, devasa kalenin duvarlarındaki kırmızı kum taşından kaynaklanıyor. Red Fort olarak da anılan kalenin özel odaları, “Nahr-i-Behisht” olarak bilinen, bir su kanalıyla birbirine bağlı köşklerden oluşuyor. Sarayın planlanması İslam mimarisine dayansa da özel köşkler Pers ve Timurlu mimarisinin sentezini yansıtıyor. Kızıl Kale, Eski Delhi bölgesinde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1. Dünya Savaşı’nda Fransa, İran, Doğu Afrika, Gelibolu ve başka ülkelerde ölen İngiliz Hint ordusundaki 84 bin askerinin anısına dikilen anıtsal yapı, 42 metre yüksekliğe sahip. Roma’daki Konstantin Kemeri’nden esintiler taşıyan yapının sütunlarında savaşlarda ölen 13.300 askerin ismi yazılıdır. Her sene resmî bayramda ülkenin yönetimi saygılarını sunmak için tarihi kapıyı ziyaret eder, ardından geçit töreni ve gösteriler başlar. Sir Edwin Lutyens tarafından tasarlanan kapının dünyadaki diğer benzerleri ise Paris’teki Zafer Takı ile Mumbai’deki Hindistan Geçidi’dir. Hindistan Kapısı, Yeni Delhi’nin ikonik mekânlarından biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeni Delhi’deki ruhani ve kültürel bir Hindu tapınağı merkezi olan Akshardham Tapınağı, binlerce yıllık geleneksel ve modern Hindu kültürünü, maneviyatını ve mimarisini sergiliyor. 2005’te törenle açılan tapınak, Hindistan’daki en büyük Hindu tapınağı ve tıpkı Kızıl Kale’de olduğu gibi kırmızı kum taşından oyularak yapıldı. 8 bin kişinin inşasında gönüllü olarak çalıştığı 43 metre yüksekliğe sahip tapınağın kapısı herkese açık olsa da içeriye telefon ve fotoğraf makinesi gibi elektronik cihazlarla girmek yasak. Dokuz kubbeyi 234 sütunun desteklediği yapıda, panteonlarına ait 20 bin kadar rölyef eser sergileniyor. Tapınağın tam merkezinde üç metre yüksekliğinde Hint Tanrısı Krishna’nın tezahürü olduğuna inandıkları altından yapılmış dev Swaminarayan heykeli bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    108 basamaklı, 60 metre uzunluğu ve 15 metre genişliği olan tarihi merdivenin 14. yüzyılda kesin olmamakla birlikte Kral Agrasen tarafından inşa edildiği düşünülüyor. Eski çağlarda su tapınağı olarak kullanılan yapının etkileyici bir panoramik manzarası bulunuyor. Üç seviyeden oluşan yapı; her katındaki nişli kubbe kemerler ve batısında bulunan küçük cami ile İslam mimarisinden izler taşıyor. Bollywood filmlerinde de sıkça karşımıza çıkan mekânı, Aamir Khan’ın PK ve Salman Khan’ın Sultan filmlerinde de görmek mümkün. Agrasen ki Baoli, Eski Delhi’de yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Delhi’nin güneyinde merkezi bir konuma sahip olan Hauz Khas, 13. yüzyıldan kalma Delhi Sultanlığı’ndan izler taşıyan, turistlerin uğrak yeri şirin ve lüks bir köydür. Hauz Khas’ta bir kraliyet su deposu, İslami bir ilahiyat okulu, eski bir cami, Firuz Şah Tuğluk’un mezarı ve köşkler bulunmaktadır. Hindistan’ın çok kültürlü geçmişinin özünü yansıtan Hauz Khas’ta, önde gelen çağdaş ve lüks moda tasarımcılarının mağazaları bulunuyor. Köyde bakımlı yeşil parklar, süs ağaçlarıyla çevrili yürüyüş yolları, modern pazar ve konut kompleksleri, albenisini ve gizemini koruyan eski dünya ile modern dünya ile çevrili yürüyüş yolları bulunuyor. Günümüzde modern binalar, bu asırlık binalara ve çevredeki alana benzersiz bir görünüm kazandırmıştır. Hauz Khas, Yeni Delhi’de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Lotus Tapınağı, 1986’da üç küme ve 27 bağımsız mermer bölümden oluşacak şekilde Yeni Delhi’de inşa edildi. Nilüfer çiçeğinin taç yapraklarından esinlenerek yapılan ibadet merkezi; 34 metreden fazla yüksekliğe sahip bir merkez alana sahip ve tapınağın 40 metreden fazla uzunluğundaki dokuz kapısı, 2.500 kişi kapasiteli bu merkeze açılıyor. İnancın, ölümsüzlüğün ve saflığın sembolü olan lotus çiçeğinin yaşam alanı sulak yerler olduğu için tapınağın kapılarına da dokuz havuz inşa edilerek özel bir mimari tasarım elde edildi. İranlı Mimar Fariborz Sahba’nın inşa ettiği, 27 yaprakla çevrili bu modern tapınağın her taç yaprağı, Yunanistan’daki Pentelicus Dağı’ndan getirilen mermerle kaplandı. Lotus Tapınağı, Hint geleneklerine göre inşa edilmiş, oldukça sade ve ihtişamlı, bir o kadar da parlak ve yalın bir yapı. Lotus Tapınağı’nın en önemli özelliklerinden bir tanesi de çevreci oluşu. Yeni Delhi’de güneş enerjisi kullanan ilk tapınak olan yapı, toplam 500 kW olan elektrik kullanımının 120 kW’sini güneş enerjisi ile üretiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’da inşa edilen ilk bahçeli türbe olan Hümayun Türbesi, Babür İmparatoru Hümayun Şah’ın ölümden sonra eşi Bega Begüm’ün ölen kocasının anısına yaptırdığı, tıpkı Tac Mahal gibi; iki insan arasındaki sonsuz sevgiyi sembolize eden, etkileyici bir yapı. Kemerli duvarları, kırmızı kum taşı ve beyaz mermerlerden oluşan 47 metre yüksekliğindeki yapı, aynı zamanda Tac Mahal’e de ilham kaynağı olmuş. Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hümayun Türbesi’nin yemyeşil bahçesi cenneti tasvir ederken; eğimli olan bahçedeki geometrik şekildeki su kanalları alanın kendine has bir iklim oluşturması için tasarlanmış. 16. yüzyılda İranlı Mimar Mirek Mirza Giraz tarafından inşa edilen yapı ve bahçesi, turistlerin en çok ziyaret ettiği mekânlardan biri.

  • DEV PANDALAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Kocaman cüsselerine rağmen dünyadaki en sevimli canlılardan olan pandaların bilimsel adı “Ailuropoda Melanoleuca” olsa da bizler onları dev panda olarak biliyoruz. Ayıgiller familyasından olan pandaları diğer bir panda türü olan küçük (kızıl) pandadan ayırt edilebilmek için ana besin kaynağı olan bambudan ilhamla bambu pandası olarak da anılmaktadır. Ne yazık ki bu türün nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır ve Çin hükümeti tarafından özel yasalarla uzun zamandır koruma altındadır. Videolarını izlerken kahkahalara boğulduğumuz sevimli dev pandaların ilginç özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pandaların cüssesi çok büyük olsa da yeni doğan bir panda yavrusu sadece 100 gr olarak dünyaya gelir. Başka hiçbir memelinin yavrusu yetişkinlerinden bu derece küçük değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir panda yavrusu, 1 buçuk yaşına geldiğinde ortalama 55 kg ağırlığa ulaşır ve annesinin koruma ve bakımına ihtiyaç duymaz. Artık bambu yiyebilecek kadar güçlü ve sert dişleri vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pandalar günün 14 saatini bambu yiyerek geçirir. Bambu filizi ve bambu yaprakları ile beslenen pandaların diyetinin %99’unu bambu oluştururken, nadiren de olsa balık tükettikleri görülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Vahşi yaşamda maalesef ki sadece 2 bin tane panda bireyi vardır. 240 birey ise koruma altına alınmıştır ve bakımları özel olarak yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Doğada yaşayan vahşi pandaların ömrü yaklaşık 20 yıl, koruma altına alınan pandaların ömrü ise 30 yıldır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çin’de panda öldürmenin ağır cezası vardır. 1960’larda panda avcılığı yasaklanmıştır. 1987’de idam ve ömür boyu hapis ile cezalandırılırken, günümüzde ise 10 ile 20 yıl arasında hapis cezası uygulanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Fosil kayıtları pandaların 2-3 milyon yıl önce ortaya çıktığını göstermektedir.

  • HANGİ HAYVAN NEREDE YAŞIYOR?

    HANGİ HAYVAN NEREDE YAŞIYOR?

    Her canlının evim evim güzel evim dediği bir güvenlik alanı illa ki var… Bu alanların kimi özenle inşa edilmiş bir yapı, kimi özellikle tercih edilmiş bir doğa parçası, kimi gelip geçici, kimi ömürlük… Bazı canlılar da var ki ev yapımındaki gayretleri ve mühendislik zekâları insanı hayretten hayrete sürükleyebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Koala, ağaç dalında” title_font_size=”13″]

    Anavatanı Avustralya olan bu sevimli otoburlar ağaç dalında yaşarlar, özellikle de okaliptüs ağacında… 85 cm’i bulan boyları 4 ile 15 kg arasında değişen ağırlıklarıyla ağaç dalında yaşayan en büyük memeliler de koalalardır. Onlar kıvrık ve güçlü pençeleri sayesinde ağaçlara kolayca tırmanabilir, ağacın gövdesine ve dalına sarılıp tutunabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kunduz, göl veya nehir üstüne inşa ettiği evde ” title_font_size=”13″]
    kunduz barajı

    Kemirerek kestiği ağaç ve dalları devirerek suyun akışını kesen kunduz, önce o ağaç parçalarını taş ve çamurla birbirine sabitleyerek baraj oluşturur. Yuvasını bu baraja yapan canlı, çatlaklar oluştukça yaptığı kil ve yaprak karışımıyla da sıva yaparak evini sürekli güçlendirir. Karaya yakın inşa ettiği yuvası genellikle iki katlı olur ve girişi suyun altındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Örümcek, ördüğü ağda” title_font_size=”13″]
    örümcek

    Aslında örümcekler ağlarını avlarını yakalamak için örerler. Dünyadaki 30.000 türün hepsi ağ örmez, kimi ağ örmeden tuzak kurar ya da avının peşine düşerek kovalar. Kimi türler de iki bölümden oluşan bir ağ örerler: Bir kısmı yuvaları olan ipeksi bir ağdır, diğer kısmı da böcek avlamaya yarayan ikinci bir ağdır. Bu örümcekler gündüz yuvalarında kalırken geceyi kurdukları ağda geçirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Leylek, çatı ya da elektrik direği tepesine yaptığı yuvada” title_font_size=”13″]
    leylek

    Bir evin çatısı veya bacası, elektrik direğinin tepesi, yüksek bir duvarın üstü… Leylekler yuvalarını etrafı rahatça gözleyebilecekleri yerlere yapmayı seçerler. İlginç bilgilerden biri de göç eden leyleklerin her yıl üremek için aynı yuvaya, hiç değilse yakınlarında bir yere gelmeye çalışmalarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Köstebek, toprağın altına kazdığı tünelde” title_font_size=”13″]

    Köstebekler, güçlü ve keskin tırnakları sayesinde toprak altında bir saatte 10 metre kadar tünel kazabilirler. Sivri burunları sayesinde kazdıkları toprağı iterek kendilerine yol açarlar. Ve oluşturdukları evlerinin içinde saatte 4 km. yol alabilen köstebekler, istedikleri zaman kulaklarını kapatarak içine toprak girmesini önlerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayı, doğada olan ya da kendi yaptığı mağaracıkta” title_font_size=”13″]
    ayı

    Her ne kadar evleri arasında ormanların kuytu yerlerindeki ağaç ve kaya oyukları olsa da özdeşleştikleri yer mağara ve inlerdir. Mağaralar doğal oluşumlarken inler kendi pençeleriyle kazarak oluşturdukları oyuklardır. Kış uykusuna geçecek bir ayı bu evinde toprağı iyice ezerek kendine güzel bir de yatak hazırlamayı ihmal etmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Termitler, topraktan yaptıkları kulede” title_font_size=”13″]

    Gözleri görmeyen termitlerin konaklamak için yaptıkları yuvalar birer mühendislik harikasıdır. Kral, kraliçe, kral ve kraliçe adayları ile askerlerden oluşan termitler toprak üstünde 7 metreyi bulan, toprak altında da 2 metre çapına ulaşan yuva inşa edebilirler. Bu yuvalar havalandırma sistemi, tarım alanı, larva bölümleri, geçit ve tüneller içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokak kedisi, güvende hissettiği herhangi bir yerde” title_font_size=”13″]

    Sokak kedilerinin yuvası ise adı üstünde sokaklardır. İnsanların hâkimiyeti altında olan sokaklarda, gece-gündüz zorlu şartlarla baş etmeye çalışan dostlarımız kendilerini güvende hissettikleri çevreyi yaşam alanı olarak belirlerler. İşin doğrusu, evlerinin neresi olacağını verdiğimiz güven ya da güvensizlikle biz insanlar belirleriz.

  • DÜNYANIN EN İHTİŞAMLI ŞELALELERİ

    Nehir veya akarsu gibi su kütlelerinin yüksekten belirli bir yönde akmasıyla oluşan şelaleler, yeryüzü şekillerinin biçimlenmesinde büyük rol oynuyor. Çağlayan olarak da bildiğimiz şelaleler muhteşem manzarasıyla doğanın tüm ihtişamını gözler önüne seriyor. Dünyanın farklı noktalarında bulunan etkileyici şelaleleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Venezuela’da bulunan Angel Şelalesi’nin, yerel dildeki ismi “Kerepakupai Merú”dur ve “En Derin Yerden Düşen Su” anlamına gelir. Dünyanın en yüksek şelalesi, National Geographic ekibi tarafından 1949’da yapılan resmî ölçüme göre 979 metre yüksekliğindedir. Şelale, 1933 yılında Amerikalı havacı Jimmie Angel tarafından altın arayışı sırasında keşfedilmiştir. Angel, şelalenin tepesine iniş yapmış ve uçağını orada bırakmak zorunda kalmıştır. Şelalenin suları, en uç noktadan tabana doğru düşerken 807 metre boyunca hiçbir engele çarpmadan ilerler. Şelaleye ulaşmak oldukça zordur, küçük uçaklarla bir köye uçtuktan sonra kano veya uzun bir yürüyüşten sonra ulaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki Royal Natal Ulusal Parkı’ndaki yer alan Tugela Şelalesi, 948 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek ikinci şelalesidir ve beş ayrı şelale katmanından oluşur. Bazı bölümleri kışın donar ve etkileyici manzaralar oluşturur. 15 metre genişliğindeki şelaleye özel donanımlara sahip uzun yürüyüş rotaları ile ulaşılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Peru’daki Otishi Ulusal Parkı’nda bulunan Tres Hermanas Şelalesi, yaklaşık 914 metre yüksekliğindedir. Bu yüksekliğiyle dünyanın en yüksek üçüncü şelalesidir. Bulunduğu bölge, Amazon yağmur ormanlarının bir parçası olan And Dağları’nın eteklerinde yer alır. Şelale, çevresindeki yoğun orman örtüsüyle sarılmış dik bir kayalıktan aşağı dökülür. Bu alan, erişim açısından zorlu, el değmemiş bir doğaya sahiptir. Üç ana kademeli düşüşten oluştuğundan İspanyolcada “Üç Kardeş” anlamına gelen “Tres Hermanas” ismini almıştır. Bu kademeli yapı, şelaleye çarpıcı bir manzara katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    ABD’nin Hawaii eyaletindeki Molokai Adası’nda yer alan Olo’upena Şelalesi 900 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek dördüncü şelalesidir. Yağmur sularının beslediği şelalenin suları dört farklı koldan denize ulaşır. Olo’upena Şelalesi volkanik adadaki sıradağların arasında kaldığı için uzun süre gizli kalmıştır. Konumundan dolayı sadece havadan veya denizden görülebilir çünkü şelale çevresinde ulaşımı sağlayacak karayolu yoktur. Zirvesine sadece helikopter ile ulaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Doğal güzellikleriyle bilinen Peru’da bulunan Yumbilla Şelalesi, 896 metre yüksekliğiyle dünyanın en yüksek beşinci şelalesidir. 2007 yılında bir araştırma sırasında keşfedilen şelale, birkaç ayrı basamaktan oluşur. Yani su, aşağıya doğru akarken birden fazla kademeden geçer. Şelalenin zirvesine 6 kilometrelik orman yolundan sonra ulaşılabilir ve bu esnada Yağmur Ormanları’nda yaşayan bitki ve hayvanlar da yakından görülebilir. Şelalenin suyu, çevresindeki yoğun ormanlar sayesinde oldukça saf ve temizdir. Bölgedeki köylüler tarafından içme suyu olarak da kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    860 metre yüksekliğindeki Vinnufossen Şelalesi, Norveç’in batısında bulunan Møre og Romsdal eyaletinde yer alıyor. Bu şelale dünyanın altıncı, Avrupa’nın ise en yüksek şelalesi olma özelliğine sahip. Vinnufossen Şelalesi, Vinnubreen adlı bir buzuldan beslenir. Buzuldan eriyen su, dik kayalıklar boyunca aşağı doğru akar ve büyük bir su düşüşü oluşturur. Birkaç katmandan oluşan şelalenin suları, kayalıklardan aşağı inerken farklı seviyelerde duraklayarak ve genişleyerek akışını sürdürür. İlkbahar ve yaz aylarında, buzul erimesi nedeniyle maksimum su akışına ulaşır. Kış aylarında ise su miktarı azalabilir ancak çevresindeki kar ve buz, şelaleye farklı bir güzellik katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1821’e kadar sadece yerel halkın bildiği Voringfossen Şelalesi, Norveç’in en ünlü şelalesidir. 163 metre yüksekliğindeki şelale elektrik üretimi için de kullanılıyor ve sularının bir kısmı, hidroelektrik santrallerinin olduğu bir sisteme yönlendiriliyor. Norveç mitolojisinde ve halk hikâyelerinde de kendine yer bulan bu şelalenin konumlandığı dağın tepesinde art nouveau (yeni sanat) tarzında bir otel, 1500 basamaklı ahşap merdivenler ve vadinin karşısına geçmek için bir yaya köprüsü bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Artvin’in Murgul ilçesinde yer alan Delikli Kaya Şelalesi, bir kayanın içinde, 4 metre çapındaki bir oyuktan akıyor. Aktığı oyuğun şekli yüzüğe benzediği için halk arasında “ormanın yüzüğü” de denilen şelalenin etkileyici görüntüsü ise tortul kayaç üzerindeki halkadan kaynaklanıyor. Kayaçtaki bu delik; akan sudaki kireç ve killerin kayacı aşındırması sonucu uzun bir sürede oluşmuş. Bu doğa harikası oluşum, şelaleye özgün bir görünüm kazandırıyor ve adeta doğal bir tünel oluşturuyor.

  • CADI MAKİ HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Cadı maki, bir diğer adıyla tarsiyer, Güneydoğu Asya’daki sayılı adalarda yaşayan en küçük boyutlara sahip primat türüdür. Gür bitki örtüsüne sahip ormanlarda yaşayan bu minik primatların fosillerine Kuzey Amerika, Avrupa ve Afrika’da rastlansa da tarsiyerler günümüzde sadece Malezya, Endonezya ve Güney Filipinler’deki birkaç adada yaşamını sürdürmektedir. Oldukça utangaç olan ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu sevimli canlıların en ilginç özelliklerini sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarsiyerler oldukça küçüktür ancak gözleri ve beyinleri sebebiyle ağır bir kafaları vardır. Güçlü bacakları ağaçlarda tırmanırken dengede durmalarını sağlar. 25 santime varabilen silindir kuyrukları bulunur. Parmakları uzundur ve çoğunda tırnak bulunur, tırnak olmayan ayak parmaklarında temizlenmeye yarayan pençeler vardır. Kürkleri yumuşak ve kadife benzeridir ve bej, krem, gri veya kahverengi olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tarsiyerler, primatlar arasında sadece etle beslenen tek türdür. Ana yiyecek kaynakları böceklerdir ancak küçük kertenkeleler, yılanlar hatta yarasalar ve kuşlarla da beslenebilirler. Avlanma yöntemleri avın üstüne sıçrayıp elleriyle kavramaktır, bu sayede uçan avları yakalamak da mümkün olmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bu primatların gözleri, memeliler arasında karşılaştırma yapıldığında vücut boyuna oranla en büyük organlarıdır. Bu canlılar, insan boyutlarına yükseltildiğinde gözleri bir greyfurt boyutuna denk gelmektedir. İri gözler, bu gece avlanan canlıların az ışıkta dahi keskin bir görüşü olmasını sağlar. Ancak göz yuvaları çok büyük olduğundan kafatasındaki göz, çukurlarına sabitlenmiş durumdadır: Bu sebeple çevrilemezler. Bunun yerine boyunlarını 180 derece çevirerek çevrelerini inceleyebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Boyları 10 ila 15 cm arasında değişen tarsiyerlerin günümüzde kabul edilen 13 türü vardır. Tarsiyer kelimesi “tarsus” kelimesinden türetilmiştir. Tarsus, bir maymunda özellikle uzamış ayak kemiklerine verilen yedi eklem kemiğinin ismidir. Bu kemikler sayesinde büyük ellere ve ayaklara sahip olan tarsiyerler, özellikle bacaklarının da neredeyse vücut boyu kadar olması sayesinde dik tırmanma ve 5 metreyi bulan uzun sıçramaları başarıyla gerçekleştirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tarsiyerlerin yarasa benzeri büyük kulakları olağanüstü duymalarını sağlar. Bazı türler 90 kHz’e çıkan frekansları işitebilir. Çoğunlukla 70 kHz civarında iletişim kurarlar. Bu değer insan duyma kapasitesinin çok üzerindedir. Türleri ayırt etmek için çağrı ritimleri ve frekansları kullanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gece faal hayvanlardır. Gündüzleri bitkilerin sık olduğu yerlere girip saklanırlar. Gece yiyecek arayışında fazla yükseklere çıkmaz, daima yerden 2 metre yüksekliğin altında hareket ederler. Dik duran ince dallara tutunarak durmayı tercih ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yakın döneme kadar cadı makilerin yalnız yaşadığı düşünülüyordu. Ancak Sunda ve Filipin cadı makisi türleri yalnız yaşarken, Sulawesi cadı makisi dört ile sekiz bireyden oluşan aile grupları içinde yaşar. Dişilerin hamilelik dönemi yaklaşık 6 ay sürer ve çoğunlukla tek bir bebek doğar, bu bebek tamamen kürklüdür ve gözleri açıktır, aynı gün içerisinde de ağaçlara tırmanabilir hâle gelir.