Kategori: Rota/Doğa

  • SÜRÜDEN AYRILAN HAYVANLAR: BU PENGUEN BİZE NE ANLATIYOR?

    Film yapımcısı Werner Herzog’un 2007 yılında çektiği Encounters at the End of the World belgeselinde, Antarktika’nın beyaz boşluğunda kolonisinden ayrılarak denize değil, dağa doğru tek başına yürüyen bir penguen görülür. Herzog bu sahneyi, büyük olasılıkla geri dönmeyecek bir penguenin hikâyesi olarak yorumlar. Uzmanlara göre penguenin seçtiği rota, hayatta kalma ihtimalinin neredeyse olmadığı bir yolculuğa işaret eder. Ancak görüntüler yıllar sonra yeniden dolaşıma girdiğinde sahnenin okunuşu değişir. Bu kez penguen; tükenmişliğin, içsel kopuşun, her şeyi geride bırakma arzusunun simgesi olarak yorumlanır. Video bu nedenle “Nihilist Penguen” adıyla anılmaya başlar. Bu yeni okuma, penguenin davranışını biyolojik bağlamından koparmaz ama ona başka bir soru ekler: Hayvanlar neden sürüden ayrılır?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yön Bulma ve Fiziksel Sınırlar” title_font_size=”13″]

    Penguenin bu yürüyüşü, bilinçli bir tercih ya da sembolik bir “anlam arayışı” olarak değil; içgüdüler, çevresel koşullar ve fiziksel durumlarla şekillenen bir davranış olarak değerlendirilir. Yön bulma mekanizmalarındaki aksaklıklar, duyusal sorunlar ya da ciddi güç kaybı, nadiren de olsa alışılmış rotaların dışına çıkılmasına neden olabilir. Dışarıdan bakıldığında anlamsız gibi görünen bu hareket, çoğu zaman biyolojik sınırların bir sonucudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hastalık ve Zayıflık” title_font_size=”13″]

    Sürü hâlinde yaşayan hayvanlarda tempo hayati öneme sahiptir. Antiloplar, açık arazide yaşayan ve sürü hâlinde hareket ederek yırtıcı baskısını azaltan türlerdir. Sürünün birlikte ilerlemesi hem çevreyi daha iyi gözetlemeyi hem de ani kaçışlarda uyumu sağlar. Ancak hastalık, yaralanma ya da ciddi güç kaybı yaşayanlar bu tempoyu sürdüremeyebilir. Böyle durumlarda sürünün gerisinde kalmak ya da sürüden kopmak, bilinçli bir ayrılıktan çok fiziksel sınırların dayattığı bir sonuçtur. Doğada sürünün devamı, çoğu zaman en yavaş hıza göre değil, çoğunluğun sürdürebildiği hareket ritmine göre şekillenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşlanma” title_font_size=”13″]

    İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda da zamanla hareket kabiliyeti azalır. Filler son derece sosyal hayvanlardır ve karmaşık bir toplumsal yapıya sahiptir. Dişi filler, yaşlı ve deneyimli bir dişinin önderliğinde matriarkal sürüler hâlinde yaşar. Erkek filler ise belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra bu yapıdan ayrılır; yaşamlarını yalnız ya da küçük erkek grupları içinde sürdürür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Genetik Çeşitlilik” title_font_size=”13″]

    Aynı sürü içinde kalmak bazı türler için uzun vadede hayatta kalma riskini artırır. Kurtlarda yavrular belli bir olgunluğa ulaştığında doğdukları sürüyü geride bırakır. Bu kopuş, akrabalı üremenin önüne geçmek için gereklidir ve türün genetik sağlığını koruyan doğal bir mekanizma olarak işler. Sürüden ayrılan genç kurtlar, yeni bir eş ve yeni bir yaşam alanı arayışına girer. Bu ayrılık bir çatışmanın ya da başarısızlığın sonucu değil, türün devamlılığı için işleyen bir zorunluluktur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hiyerarşi ve Dışlanma” title_font_size=”13″]

    Her sürünün bir düzeni vardır. Mesela aslan sürüleri… Dişi aslanlar ve yavruların oluşturduğu güçlü sosyal bağların yanında erkeklerin yaşam döngüsüne göre şekillenen bir ayrışma sürecini de barındırır. Erkek aslanlar yaklaşık 26-35 ay sürüyle birlikte kalır; bu dönemde sürünün dişileri ve baskın erkekler hem akraba çiftleşmesini önlemek hem de sürünün genetik çeşitliliğini korumak için genç erkeklerin sürüden ayrılmasına neden olur; bazıları tüm hayatını göçebe ve yalnız bir yaşam tarzı sürerek geçirebilir.

  • ÜLKEMİZİN MANZARALARINI KUŞ BAKIŞI GÖREBİLECEĞİNİZ SEYİR TERASLARI

    Çoğu derin kanyonlara, geniş vadilere kurulmuş seyir teraslarının bazıları da bir gölü ya da şehri seyredebilecek biçimde yapılmış. Bulunduğu bölgenin zirvesine inşa edilmiş olmaksa hepsinin ortak özelliği. Yükseklik korkusu olanlar ne düşünür bilinmez ama bu teraslar dağa, tepeye tırmanmaya gerek kalmadan manzaraları kuş bakışı seyretme imkânı sunan harika yapılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Valla Kanyonu, Karadeniz’in yemyeşil şehri Kastamonu’da Küre Dağları Millî Parkı içinde yer alıyor. Devrekâni Çayı’nın oluşturduğu ortalama 800 metre derinliğindeki kanyon, dünyanın en derin kanyonları arasında gösteriliyor. Zirveye kurulan üç katlı seyir terası ise bu derinliğin barındırdığı muhteşem manzarayı gözler önüne seriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Malatya’nın Akçadağ ilçesindeki Levent Vadisi, mağaraları, uçurumları, milyonlarca yıl öncesine ait kaya oluşumlarıyla etkileyici bir bölge. Normal şartlarda her yıl düzenlenen Uluslararası Doğa Sporları Festivali de bu vadide gerçekleşiyor. Yine her yıl on binlerce kişi, 104 metre yükseğe inşa edilen ve 8,5 metresi boşluğa uzanan Levent Vadisi Seyir Terası’na ayak basıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Artvin-Merkez ilçesindeki Hatila Vadisi, şehirde ulaşımın kolay sağlandığı doğal alanlardan biri. Vadideki yükseklikler 170 metreden başlayıp 3224 metreye kadar çıkabiliyor. 220 metre ile ülkemizin en yüksek cam seyir terası da Hatila Vadisi içinde yer alıyor. 2015 yılında yapılan teras, vadinin tüm güzelliklerini kuş bakışı seyretmeye olanak sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karabük’te doğanın tadının doyasıya çıkarılabileceği yerlerden biri Safranbolu ilçesindeki Tokatlı Kanyonu’dur. İçinde 9 kilometrelik yürüyüş parkuru da bulunan bu kanyonun manzarası ise en iyi 80 metre yüksekliğindeki seyir terasından görülebiliyor. Zemini cam olan teras 11 metre genişliğinde ve 75 ton yük taşıma kapasitesine sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gümüşhane’nin Torul ilçesinde yer alan seyir terası, ilk yapımı Orta Çağ’a kadar uzanan Torul Kalesi’nin yakınındaki zirveye inşa edilmiş. Bu teras konumu nedeniyle diğer örneklerinden farklı olarak hem kale hem de yerleşim yerleri manzarasını içine alıyor ve ziyaretçilerine bambaşka bir deneyim vaat ediyor. Aynı anda 50 kişinin kullanabileceği teras her yıl on binlerce turisti ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ulubey Kanyonu Seyir Terası Uşak ili Ulubey ilçesinde yer alıyor. Zemini cam olan teras 2015 yılında inşa edilerek ziyaretçilere açılmış. Yetkililer, kanyondan geçen Dokuzsele Deresi’nin temizlenme çalışmaları tamamlandıktan sonra bölgenin daha fazla rağbet göreceğini ve değerinin artacağını ifade ediyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tortum Çayı üstünde oluşan heyelan set gölü Tortum, Erzurum’un en güzel doğal manzaralarından birine sahiptir. Gölün üstüne inşa edilen cam zeminli teras da bu manzaranın güven içinde seyredilebileceği yerlerin başında geliyor. 12,3 metre uzunluğu ile oldukça geniş bir alanı olan terasın arka tarafında bir de kafesi bulunuyor.

  • Mimarisi Ülkesinin Coğrafyası ve İklimine Göre Şekillenmiş 8 Ev

    Mimarisi Ülkesinin Coğrafyası ve İklimine Göre Şekillenmiş 8 Ev

    Tarih boyunca insanlar gerek kullandıkları malzemeler gerekse mimari açıdan, yaşadıkları coğrafyanın iklimsel ya da fiziki şartlarına uyum sağlayacak barınaklar üretmiş. Ormanlık alanların fazla olduğu yerlerde ahşap evler inşa edilirken, sıcaklığın fazla yağışın az olduğu bölgelerde yazların serin geçmesini sağlayacak toprak evler inşa edilmiş. Yıllar ilerledikçe bölgeler için gelenekselleşen bu yapılar şimdi birbirinden güzel fotoğraflar veriyor. Farklı ülkelerin özgün evlerini 8 maddelik listemizde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tepesindeki kümbetlerle dikkat çeken Harran evleri, bindirme tekniği ile tuğla ve kerpiçten yapılmıştır ve bu hâliyle odaları, yazları serin, kışları sıcak olur. Urfa’daki bu 250 yıllık evlerin görüntüsü, ağaçlık alanı bulunmayan Harran coğrafyasıyla uyum içindedir. Günümüzde koruma altında olan evlerden birinin Harran Kültür Evi olarak hizmet verdiğini de belirtelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İzlanda’daki torf evler, tam 9. yüzyıldan beri uygulanagelen bir mimari anlayışı yansıtıyor. Yüzde 100 organik bir toprak türü olan torfun su tutma ve havalanma kapasitesi oldukça yüksek. Taş evler üstüne giydirilen ahşap iskeletler, işte bu toprakla ve çimle kaplanıyor. İzlandalılara soğuk günleri hissettirmeyen bu örtü haşere de taşımıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Topraklarının büyük bir bölümü deniz seviyesinin altında bir ülke olarak Hollanda, drenaj kanalları yoluyla suyu denize boşaltıyor. Ülkede, Venedik’tekinden daha fazla kanal bulunuyor. Kara alanı sınırlı olan bölgede her karış olabildiğince değerlendirilmeye çalışılmış ve ortaya yan yana sıralanmış, dar, rengârenk bu kanal evleri çıkmış. Suya bakan tarafta balkonu da olabilen evler şehrin simgesi durumunda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahşap malzemeden inşa edilen, tek katlı ve verandalı bungalov evler Tayland’ın geleneksel evlerine karşılık geliyor. Daha çok orman içinde ya da deniz kıyısında görülen evlerin inşasında saman da kullanılabiliyor. Termal özelliği olan bungalovlar iç mekânı kışın sıcak tutarken yazın serinletiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mazı dağının yamacına karşıdan bakınca üst üste bindirilmiş gibi duran taş evler, yakınına varınca mimari yapısıyla olduğu kadar inşasında kullanılan sarı kalker taşıyla, bezemeleri ve kabartmalarıyla da hayranlık uyandırır. Mardin’deki bu geleneksel yapıların neredeyse tamamında bulunan eyvan gibi açık alanlar güneş yükseldiğinde gölgede kalacak şekilde konumlandırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japonların geleneksel evlerini ifade eden minkalar, çatılarıyla ne kadar gösterişli görünseler de aslında oldukça sade bir mimariye sahipler. Japonya’da yetişen ağaç türlerinden yapılan bir minkada, iç mekân da ağaç direklerle desteklenir. Çatıların belirgin derecede eğimli olmasının nedeni ise kar yükünü hafifletmektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İzba, Rusya’ya özgü ve genellikle ülkenin çiftliklerinde görebileceğiniz geleneksel evlere deniyor. Odunların halatlarla birbirine bağlanmasıyla inşa edilen evlerin çatı yapısı Japon minkalarına benziyor. Mantıkları aynı; zorlu geçen kış günlerinde karın çatıda birikmesini engellemek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Farklı ülkelere özgü bütün bu evler içinde en ilginç bulacağınız Kuzey Kutbu’nun geleneksel yapısı igloo olsa gerek! Sıkıştırılmış kardan yapılan igloolar, bazı Eskimoların geçici süre barınmak için kullandığı evlere deniyor. Öğrendiğimize göre kar bıçağı olan deneyimli bir Eskimo bir saat içinde bir igloo yapabilirmiş.

  • DÜNYANIN EN SOĞUK YERLEŞİM YERİ: OYMYAKON KÖYÜ

    Sizin için en soğuk hava kaç derecedir? -10 mu, -20 mi? Bir de karın neredeyse hiç kalkmadığı, nefesin havada kristale dönüştüğü bir yer düşünün. İşte Oymyakon, tam olarak böyle bir köy: Dünyanın en soğuk yerleşim yeri. Yazımızda, bu köyün en dikkat çekici özelliklerini ve burada yaşayanların günlük yaşamını nasıl sürdürdüğünü derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rusya’nın Saha Cumhuriyeti’ne bağlı Oymyakon köyü, kalıcı yerleşimin sürdüğü en soğuk bölgelerden biridir. Kış aylarında sıcaklık genellikle -52 ila -71 derece arasında değişir; öyle ki kalemlerin mürekkebi donar, piller hızla güç kaybeder ve metaller kırılgan hâle gelir. Yaklaşık 500 kişinin yaşadığı köyde okul, banka, postane ve küçük bir uçak pisti bulunur; kış boyunca elektronik cihazlar çoğu zaman çalışmaz, otomobiller kullanılamaz hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Oymyakon’a ulaşım da iklim koşulları nedeniyle oldukça güçtür. Köye varmak için önce Yakutsk’tan yola çıkılır ve iki gün boyunca çorak, buzla kaplı ve zaman zaman kapanan bir güzergâh aşılır. Yol boyunca dondurucu hava, araçların özel önlemlerle kullanılmasını zorunlu kılar. Motorların donmaması için arabaların kontağı gece boyunca kapatılmaz ve benzin istasyonları 24 saat açık kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Coğrafyanın sertliğine rağmen köyde sıcak bir atmosfer hâkimdir. Oymyakon’da Yakut Türkleri başta olmak üzere yerel halk misafirperverliğiyle tanınır. Köy adını Yakutça “donmayan su” anlamına gelen Oymyakon Nehri’nden almıştır. Ancak yaşam koşulları zorludur: Toprak ve zemin sürekli donmuş olduğundan evlere boru hattıyla su taşımak mümkün değildir; bu nedenle tuvaletler dışarıda yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pazarlarda buzdolabı veya derin dondurucuya gerek yoktur, çünkü ürünlerin tamamı zaten dışarıda donmuş hâlde bulunur. Çamaşırlar yıkandıktan sonra dışarı asılır ve soğuk havadan dolayı kısa sürede kuruyup sertleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Köyde geçim büyük ölçüde donmuş nehirlerin altından çıkarılan balıklardan sağlanır. Toprak tarıma elverişli olmadığından tarımsal üretim yapılmaz; bu nedenle çoğu kişi hayvancılık veya ısıtma sistemi gibi belediye işlerinden geçimini sağlar. Beslenmede somon, alabalık ve at ciğeri öne çıkar. Tüketilen hayvanların yüksek oranda mikro besin içermesi, halkın ağır iklim koşullarında ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamasına yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yerleşimdeki binalar güçlü ısı yalıtımı sayesinde konforlu bir ortam sunar. Ocak ayında ortalama sıcaklık -50 °C civarındadır; kaydedilen en düşük değer ise -71 °C’dir. Kışın güneş günde yalnızca üç saat görünür. Tüm bu koşullara rağmen günlük yaşam devam eder; herkes işine gider, çocuklar okullarına devam eder. Sıcaklık -52 °C’nin altına düşerse okullar tatil edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bölgedeki hayvanlar da aşırı soğuğa özel olarak uyum sağlamıştır. Örneğin Yakutian (Yakut) atları, -70 °C’ye varan sıcaklıklarda barınaksız yaşayabilir ve kar tabakasının altındaki bitki örtüsünü kazarak yiyecek bulabilir. Bu atlar kalın bir kış kürkü, yüksek yağ rezervleri ve kan dolaşımını ayarlayarak soğuğa karşı biyolojik adaptasyonlar geliştirir. Ayrıca ren geyikleri de bu bölgede yaygındır ve soğuğa dayanıklı kürkleri sayesinde sert kış şartlarında hayatta kalabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Köyün girişine yakın Sovyet Dönemi’nden kalma bir anıt, 1924’te kaydedilen -71,2 °C değerini hatırlatır. Üzerinde “Soğuğun Kutbu Oymyakon” yazan bu anıt, bölgedeki sert koşulların tarihsel bir simgesidir. Günümüzde bazı gezi şirketleri, aşırı soğuğu deneyimlemek isteyen ziyaretçiler için Oymyakon’a turlar düzenler. Görselleri bile dondurucu bir etki bırakan bu yerleşimde, günlük yaşamın nasıl sürdüğü merak uyandırır. Ancak yerel bilgi birikimi, özel yapı teknikleri ve köklü alışkanlıklar sayesinde yaşam burada düzenli biçimde devam eder.

  • Uzak Ama Çok Yakın Bir Huzur 8 Maddede Bozcaada

    Uzak Ama Çok Yakın Bir Huzur 8 Maddede Bozcaada

    Çanakkale’den deniz otobüsü ya da arabalı vapurla gidilebilen Bozcaada, sokakları, plajları, denizi, rüzgârı, hatta kendinizi bir anda içinde bulabileceğiniz aktiviteleri ile insana o kadar iyi gelir ki dönüş yolunda düşündüğünüz tek şey yaşamınıza unutulmaz saatler eklediğiniz olur. Ve işte ön bilgi edinebileceğiniz listemizle Bozcada karşınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Karadeniz’in Başkenti

    Karadeniz’in Başkenti

    “Karadeniz’in Başkenti” hatta “Atatürk’ün Şehri” olarak nitelendirilen; bölgenin orta yerinde konumlanmış; Ordu, Tokat, Amasya, Çorum ve Sinop ile komşu; kalabalık bir nüfusa ve birbirinden güzel özelliklere sahip şehrimiz Samsun bu sayfada!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    onur anıtı

    Bildiğiniz gibi Samsun Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919 tarihinde şehre gelmesiyle Millî Mücadele’ye ve sonrasında Kurtuluş Savaşı’na giden sürecin başlangıç noktası oldu. Bu tarihî özellik şehrin her yanında gururla yaşatılıyor; kâh Bandırma Vapuru Müzesi ve Gazi Müzesinde, kâh Onur Anıtı ve İlkadım Anıtı’nda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Başta Yeşilırmak ve Kızılırmak olmak üzere çayların, derelerin suladığı Samsun’da tarihî Çarşamba Köprüsü Türkiye’nin en uzun köprüsü olarak öne çıkıyor. Yeşilırmak üstünde kurulu olduğu için bu isimle de anılan köprünün tarihi milattan önceki yıllara dayanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sosyal aktivitelerin yoğun olduğu plajlardan en sakinine, ince kumlusundan çakıl taşlısına, Çatalçam, İncesu, Dereköy, Taflan, Erenköy, Engiz plajlarından Atakum Halk Plajı’na… 17 ilçesinden 10 tanesi denizle sınır bir şehir olarak bu sahiller Samsun’un alametifarikaları arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Samsun’unda çok eski çağlara kadar uzanan yaşam izlerini hem antik kentlerde hem de müzelerde görmek mümkün. O dönemlerdeki adı Amisos olan şehirde bugün Amisos Antik Kenti, tümülüslerin bulunduğu Amisos Tepesi ve ele geçen kalıntıların sergilendiği Arkeoloji ve Etnografya Müzesi mutlaka ziyaret edilmeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    50 bin metrekarelik bir alanı kaplayan Amazon Adası ve burada kurulmuş Amazon Köyü Samsun’da görebileceğiniz en ilginç yerlerden biri. Günümüzde Terme olarak bildiğimiz Temiskira’da yaşadığı düşünülen Amazonlardan adını alan bölge, bu efsanevi savaşçı kadınların günlük yaşamlarına ait detaylar ve heykelleriyle oluşturulmuş turistik bir alan.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Denizin hemen kıyısında Karadeniz’in göbeğindeki konumuyla doğal güzelliklerin egemen olduğu bir şehir burası. 19 Mayıs ilçesindeki Kızılırmak Deltası’nda Galeriç Longozu; Kızılırmak üzerindeki en uzun ve en dar geçit olan Şahinkaya Kanyonu; trekking, dağcılık gibi aktiviteler için alabildiğine uygun Kabaceviz Şelalesi bir çırpıda sayabileceklerimiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    samsun

    Karadeniz şehrinden söz edip de mutfağından söz etmemek olmaz. Elbette sabah kahvaltısında bile yemek isteyeceğiniz kadar lezzetli balıkların memleketi Samsun’da günün her öğünü yiyebileceğiniz seçenekler arasında pide çeşitleri de büyük rağbet görüyor.

  • Dünyanın En İyi Yürüyüş Rotalarından Likya Yolu İçin 8 Madde

    Dünyanın En İyi Yürüyüş Rotalarından Likya Yolu İçin 8 Madde

    Bir yürüyüş yolu düşünün ki rotasında denizler, dereler, şelaleler, yaylalar, ormanlar, antik kentler, dağ köyleri, sahiller olsun. İşte Likya Yolu neredeyse hayal etmenin bile güç olduğu böyle güzellikte bir yol… Ama bir o kadar da zor! Zaman zaman sizden kayalara tırmanmanızı, tepeler aşmanızı, dar geçitlerde yol almanızı da istiyor ve sonunda yanınıza eşsiz bir deneyim bırakıyor. Yürümek isteyenler, macera sevenler için 2000 yıllık antik Likya Yolu listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Teke Yarımadası’nın sahil şeridini kapsayan yolu, yazar Kate Clow 1999 yılında ortaya çıkarmıştı ve yürüyüş güzergâhına bölgenin antik dönemdeki adı verilerek turizme kazandırıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Likya Yolu Fethiye’den başlayıp, Ölüdeniz, Kalkan, Kaş, Demre, Finike, Çıralı, Kemer’i içine alarak Antalya’da sonlanan 535 kilometrekarelik bir yol… Bu uzun yol parkurlardan oluşuyor ve yürüyüşünüzü, coğrafi özelliklerini inceleyerek seçebileceğiniz bu parkurlar arasında yapabiliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    antalya, adrasan, karaöz

    Doğal ve tarihî güzellikleri birbirinden çekici parkurlardan hangilerini seçeceğiniz konusunda şaşırabilirsiniz, biz de size şöyle bir bilgi ile yardımcı olabiliriz: Adrasan ve Karaöz arasında kalan Gelidonya Feneri manzarası 2007 yılında Türkiye’nin en güzel manzarası seçilmişti!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Likya Yolu’nda yürüyüş yapmaya karar verdiğinizde öncelikle hava durumunu ve seçtiğiniz parkurların özelliklerini dikkate alarak bir sırt çantası hazırlamalısınız. Kısa parkurlar 4-5 saat sürebilirken uzun parkurlar 9-10 saat sürebiliyor. Yani çantanız ne kadar hafif olursa yol boyunca o kadar rahat edeceğinizi tahmin edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    En önemli malzemeniz rahat bir ayakkabı olacak ama emin olun yürüyüş batonları da o kadar gerekli… Harita, kurulumu kolay bir çadır, yolculuğunuzun gerektirdiğini düşündüğünüz giysiler, doktorunuzun önereceği önlem amaçlı ilaçlar da çantanıza ilk yerleştireceğiniz eşyalarınız olmalı. Köylerden geçerken yemek ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz için yanınıza sadece bir iki öğünlük hafif yiyecekler alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    19 antik kent kalıntısını, dağ ve ova köylerini içine alan Likya Yolu üstünde oteller, pansiyonlar, konaklama tesisleri de bulunuyor. Bu bilgi daha önce böyle bir aktivitede yer almamış kişiler için cesaret ve güven verici olsa da genellikle yürüyüşçüler etkinliklerini doğadan kopmadan çadırda konaklayarak tamamlamayı tercih ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yol boyunca tabelalarda, bir ağaç ya da kaya üzerinde yürüyüş yapanlara yol gösteren pek çok işaret bulunuyor. Likya Yolu’nu yürüyen doğa sevdalıları bu şekilde yollarını buluyor ve yeşillikler içindeki rotaların tadını çıkarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Her yıl 30.000 insanın yürüdüğü antik yolda yürümek için soğuk kış günlerini ya da yazın en sıcak günlerini tercih etmemelisiniz. Bahar ve sonbahar ayları yolun ve doğanın tadını doyasıya çıkarabilmeniz için en uygun zamanlar olacaktır.

  • Ayçiçeklerinin Güneşe Poz Verdiği Manzaralar

    Ayçiçeklerinin Güneşe Poz Verdiği Manzaralar

    Çekirdeklerini yerken böyle düşünmeyiz belki ama ayçiçeklerinin o kadar güzel ve gösterişli çiçekleri vardır ki Vincent van Gogh bile defalarca resmetmekten kendini alamamıştır. Ressamın natürmort serisini oluşturan 11 resim bugün Almanya, Hollanda, İngiltere başta olmak üzere farklı ülkelerdeki müzelerde sergilenmekte… Listemizde, ayçiçeklerinin güneşe bakan hâlleriyle ancak tarlalarda, dağ eteklerinde görülebileceğiniz 8 fotoğrafına yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Ayçiçeklerinin çiçekleri gün içinde Güneş’i takip eder ve batıdan doğuya dönerler, geceleri ise batıya doğru dönerek o sabahki ilk hâllerini alırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Yüzlerini güneşe dönen çiçekler için farklı dillerde, “sunflower”, ”sonnenblume” gibi içinde “güneş” geçen isimler kullanılırken sadece Türkçede “ayçiçeği” denmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Ülkemizde halk arasında ayçiçeğine günebakan, günçiçeği, gündöndü, günâşığı gibi isimler de verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Ayçiçekleri iklimi ılıman olan pek çok yerde yetişse de anavatanı Meksika’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Türkiye’de en çok Marmara Bölgesi’nde, özellikle Trakya’da yetiştirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Bu güzel çiçeklerin çekirdekleri fabrikalarda işlenerek önümüze gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Tohumları, yağ bakımından zengin olan kabuklu ve kuru bir meyvedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sunflower

    Ayçiçekleri özellikle Türkiye, Mısır ve Hindistan’da yağı için yetiştirilir.

  • SÖMESTİRDE AİLECEK VAKİT GEÇİREBİLECEĞİNİZ TATİL ROTALARI

    Yoğun geçen bir eğitim döneminin ardından sömestir tatili, ailecek vakit geçirmek ve güzel anılar biriktirmek için harika bir fırsat sunuyor. Şehir hayatının koşuşturmasından uzaklaşıp, doğayla ve tarihle iç içe vakit geçirmek isteyen aileler için birçok farklı seçeneğe ev sahipliği yapan ülkemizin her bölgesinde kışın tadını çıkarmak mümkün. Hem doğanın tam kalbinde huzurlu bir tatil hem de ülkemizin birçok bölgesinin geçmişine ve kültürüne dair keyifli bir keşif yolculuğu yapabileceğiniz rotaları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güneydoğu’da Tarihin Kalbine Yolculuk” title_font_size=”13″]

    Sömestirde çocuklara tarihi kitaplardan anlatmak yerine, o hikâyelerin bizzat içinde yürümeye ne dersiniz? Gaziantep’in baharat kokulu çarşıları, Şanlıurfa’nın mistik atmosferi ve Mardin’in dantel gibi işlenmiş taş evleri kalabalıklardan uzak, her köşe başında yeni şeyler öğreneceğiniz bir rota sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Marmara’da Şehrin Sessiz Zarafeti” title_font_size=”13″]

    Büyükşehirler kış aylarında daha sade bir güzelliğe bürünür. İstanbul’un vapur yolculukları, Bursa’nın lezzetleri, Edirne’nin tarih kokan sokakları, Çanakkale’nin sahili sömestirde harika birer seçenek olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İç Anadolu’da Masalsı Bir Sömestir Rotası” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu, sömestir tatilinde uzun mesafeler katetmeden tarih, kültür ve doğayla baş başa bir tatil sunar. Kapadokya ve çevresindeki yer altı şehirleri kışın o beyaz örtüsüne büründüğünde çocukların hayal gücünü harekete geçiren gerçek bir masal diyarına dönüşür. Konya’da Mevlâna Müzesi, Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Sivas ve çevresindeki tarihî yapılar, daha sakin bir tempo arayan aileler için alternatif bir durak olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ege’nin Kış Rotaları” title_font_size=”13″]

    Yazın kalabalık olan Ege Bölgesi, kış aylarında daha dingin bir atmosfere bürünür. İzmir ve çevresi, Ayvalık, Bergama ve çevredeki tarihî yerleşimler; antik kent gezileri, müze ziyaretleri ve kısa doğa yürüyüşleriyle ailelere tempoyu yükselten bir tatil sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karadeniz Kıyılarında Şehir ve Doğanın Uyumu” title_font_size=”13″]

    Karadeniz denince akla hemen yaylalar gelse de kıyı şehirlerinin kışın sunduğu o dingin ritmi mutlaka denemelisiniz. Samsun’da denize karşı uzun bir sahil yürüyüşü yapmak, Trabzon ve Ordu’nun tarihî dokusunu ve doğal güzelliklerini kalabalıksız keşfetmek çocuklu aileler için çok konforlu bir seçenek. Serin ama tertemiz bir hava eşliğinde, şehirden kopmadan doğayla iç içe olabileceğiniz dengeli bir tatil sizi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğu Anadolu’da Sessiz Bir Kış Rotası” title_font_size=”13″]

    Doğu Anadolu Bölgesi, kış aylarında daha sert ama bir o kadar da etkileyici bir atmosfere bürünür. Kars, Ani Antik Kenti ve tarihî yapılarıyla çocuklara geçmişi açık havada anlatma imkânı sunarken; Van Gölü ve çevresi, kışın dinginliği içinde doğayla baş başa kalmak isteyen aileler için sakin yürüyüşler ve şehir içi gezilerle tamamlanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kış Güneşiyle Akdeniz” title_font_size=”13″]

    Akdeniz Bölgesi, kış aylarında sömestir tatili için rahat bir tempo vadeder. Antalya ve çevresi, antik kent gezileri, müzeler ve sahil yürüyüşleriyle; Adana, zengin mutfağı ve şehir kültürüyle; Mersin, sahil şeridi ve tarihî duraklarıyla çocuklu aileler için keyifli anlar yaşamanızı sağlar. Ayrıca, Antalya şehir merkezine yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta bulunan kayak merkezi ve yakınında bulunan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi, gökyüzü meraklıları için eşsiz bir deneyim sunar.

  • JAPON BALIKLARININ AZ BİLİNEN İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ

    Akvaryum sevdalılarının en çok beslediği türlerin başında gelen Japon balığı, sazan balığının alt türlerinden biridir ve genlerinin çaprazlanması sonucunda elde edilmiştir. Yaşam süresi ortalama 30 sene olan ve hafıza konusunda oldukça şaşırtıcı özellikleri bulunan Japon balıklarının kaydedilmiş en uzun ömre sahip olanı 40’lı yaşlarındadır. Farklı cinsteki balıklarla pek de iyi geçinemeyen Japon balıkları maalesef ki fanus ya da akvaryumlarda ortalama 5 sene yaşayabiliyor. Turuncu rengi ve oyuncu kişiliği ile tanınan Japon balıkları hakkındaki ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Balon göz Japon balığı, klasik kuyruklu Japon balığı, düz kuyruklu Japon balığı, sazan kuyruklu Japon balığı gibi çok sayıda alt türe sahip olan Japon balığı türleri arasında en yaygın olanı Suriye Japon balığıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Asıl adı goldfish (altınbalığı) olan Japon balığı, Uzak Doğu ülkelerine Japonya’dan dağıldığı düşünüldüğü için bu ismi almıştır ve ülkemizde genel olarak bu isimle anılır. Diğer balık cinslerine göre oldukça iyi hafızaları vardır. Hafızaları bilinenin aksine 3 saniye değil, 5-6 aydır. Birçok şeyi unutmazlar ve kendilerini besleyen kişiyi tanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her yıl dünya çapında 480 milyondan fazla Japon balığının satışı yapılmaktadır. Bu sayı, kedi ve köpek satışlarının toplamından daha fazladır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Japon balığının pullarına bakarak kaç yaşında olduğunu anlayabilirsiniz. Her yıl pullarının üzerinde tıpkı bir ağaç gibi halka çıkaran Japon balıklarının halkalarını gözlemlemek için mikroskop gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İnsan gözü, 3 ana renk kombinasyonu olan kırmızı, sarı ve mavi renklerini görebilirken; Japon balıkları bunlara ek olarak bir de ultraviyole ışığını görebilmektedir. Bu özellikleri onlara sudaki hareketleri algılama ve yemek bulma konusunda fayda sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japon balıkları karanlıkta kaldıklarında bir süre sonra renkleri beyaza döner. Bunun nedeni, ışığın derilerindeki pigment üretimine yardımcı olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Japon balıkları göz kırpamaz ve mideleri yoktur; ancak farklı alanlarda sindirim işi yapan bir bağırsağa sahiptirler.