Kategori: Rota/Doğa

  • AYAKLARI YERDEN KESİLMEYEN CANLILAR: SÜRÜNGENLER

    AYAKLARI YERDEN KESİLMEYEN CANLILAR: SÜRÜNGENLER

    Sürüngenler için ayakları yerden kesilmeyen canlılar dedik ama bazı türlerinin ayakları bile bulunmuyor. Her ne kadar insanlar olarak “sürüngen” kelimesine olumsuz çağrışımlar yüklemiş olsak da, şüphesiz ki tüm sürüngenler dünyamızın en özel, özgün ve ilginç canlıları arasında yer almakta. Bakın bu familyada hangi tanıdıklar var. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kertenkeleler” title_font_size=”13″]

    Vücudu pullu ve tırtıklı minik kertenkeleleri bilirsiniz, dört ayaklı, iki ayaklı hatta ayaksız olabilen bu canlılar birer sürüngendir. Hatta aynı familyadan olan iguanalar, gekogiller de öyle. Kertenkele denince aklınıza 3000’den fazla tür gelmeli. Bir kertenkelenin avlanırken kullandığı aracı soracak olursanız, kas yardımıyla ileri doğru uzatabildiği dili cevabını verebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaplumbağalar” title_font_size=”13″]

    Sürüngenler sınıfında, yeryüzünde soyu tükenmemiş en eski hayvanlar olan dört ayaklı kaplumbağalar da yer alır. Kemiksi kabuğunun 260 milyon yıl önce oluşmaya başladığı düşünülen bu canlı ortalama 100-150 yıl gibi uzun bir yaşam süresine sahiptir. Ağır ağır yürüyen ama varmak istediği yere azimle yol alan kaplumbağalar bu sevimli halleriyle masal kahramanı bile olmuşlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bukalemunlar” title_font_size=”13″]

    Sürüngenler sınıfında, yeryüzünde soyu tükenmemiş en eski hayvanlar olan dört ayaklı kaplumbağalar da yer alır. Kemiksi kabuğunun 260 milyon yıl önce oluşmaya başladığı düşünülen bu canlı ortalama 100-150 yıl gibi uzun bir yaşam süresine sahiptir. Ağır ağır yürüyen ama varmak istediği yere azimle yol alan kaplumbağalar bu sevimli halleriyle masal kahramanı bile olmuşlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanlar” title_font_size=”13″]

    Sürüngen adı geçtiğinde aklınıza ilk gelen hayvanlar yılanlar oldu değil mi? Daracık vücutlarıyla kıvrıla kıvrıla yol alan canlıların böbrekler gibi çift organları ince vücutlarına sığabilmek için yan yana değil üst üste yer almışlardır. Yılanlar, pullarla örtülü muhteşem derileri esnemeyen bir yapıya sahip olduğu için büyümesine alan açacak şekilde deri değiştirip eski derilerini atabilirler. Tabii aynı zamanda, sürüngen olduğu için zamanla aşınan derisini bu şekilde yenilemiş de olurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Daha da büyük yılanlar” title_font_size=”13″]

    Sürüngenlerden söz ederken yılan diyerek geçip gitmek olmazdı çünkü bu canlıların 10 cm’den başlayıp yaklaşık 10 metre uzunluğa ulaşabilen türleri bulunuyor. 3000’e yakın türü olduğu bilinen yılanlar gezegenimizin her yerinde yaşayabiliyor, Antarktika hariç! Fotoğrafta gördüğünüz yılan ise bir anakonda, yani Güney Amerika’nın kimi yerlerinde görülebilen dünyanın en uzun, en büyük yılanı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Komodo Ejderleri” title_font_size=”13″]

    Aslında Komodo ejderi için de “büyük kertenkele” diyebiliriz, çünkü kendisi bir kertenkele çeşidi. Adını yaşadığı yerden alır, yani Endonezya’ya bağlı Komodo Adası’ndan. 3 m’yi bulan boylarına, 70 kg’dan 150 kg’a değişebilen ağırlıklarına bakıp da hareketsiz olduklarını sanmayın. Komodo ejderleri çok iyi birer yüzücü, iyi birer tırmanıcı, gün boyu hareket halinde olan oldukça aktif canlılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Timsah” title_font_size=”13″]

    İşte adını duyduğumuz vakit hafif bir ürpertiyle sarıldığımız o görkemli sürüngen, yani kemiksi pullarla örtülü kabuğu, peşi sıra sürüklediği kuyruğu ve filmlere isim babalığı bile yapan keskin bakışlarıyla güçlü bir portre çizen timsah. “Timsahın gözyaşları” deyiminin nasıl ortaya çıktığını biliyor musunuz? İnsanlar, yemek yerken gözlerinden yaş akan timsahlara bakıp, üzülmediği halde üzülmüş gibi yapma haline timsahın gözyaşları demişler… Oysa timsahtaki gözyaşlarının fizyolojik bir gereksinim nedeniyle gerçekleştiği sanılıyor.

  • ÇANKIRI’DA GÖRÜN, GEZİN VE TADIN…

    ÇANKIRI’DA GÖRÜN, GEZİN VE TADIN…

    İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeyindeki şehrimizin aynı bölgedeki komşuları güneyinde kalan Ankara ve Kırklareli’dir. Şehrin Karadenizli komşuları ise Kastamonu, Karabük, Bolu ve Çorum’dur. Çankırı’ya uzak şehirlerden ulaşım sağlamanın en iyi alternatiflerinden biri havayoludur. Bunun için de önce Ankara Esenboğa Havalimanı’nın tercih edilmesi gerekir, oradan kara yoluyla Çankırı Otogarı’na ulaşmak mümkündür. Kente vardığınızda gezebileceğiniz yerlerden birkaçını da sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    12 ilçesi bulunan Çankırı’ya yaylalarında bisiklet turlarına katılmak için de gidebilirsiniz, kaplıcalarında şifa bulmak için de, tarihi yapılarını keşfetmek için de… Seyahat amacınız ne olursa olsun şehre gezi düzenlemek için en ideal dönemin bahar sonu ve yaz ayları olduğunu söylemeliyiz, zira soğuk ve yağışlı geçen kış ayları şehirde rahatça gezmenizi zorlaştırabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezinde Buğday Pazarı Camii avlusunda yer alan iki katlı yapıda Çankırı kültürünü daha yakından tanımanızı sağlayan etnografik eserler sergilenmekte. 18. yüzyıldan kalma bu yapı, şehrin önde gelen âlimlerinden Sofizade Mustafa Hazım Efendi tarafından öğrencilere din eğitimi vermek üzere yaptırılmış. Ve yine o dönemki adı da Hâzımiye Medresesi imiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Korgun ilçesindeki Alpsarı Göleti çevresiyle birlikte yaklaşık 227 bin m2’lik alana karşılık gelen huzur dolu bir doğa alanı. Günü birlik gezi için gidenlerin yanı sıra karavan ya da çadır kampı düşünenler için de ideal bir yer. Şehrin diğer gölleri ise Karaören Göleti, Balıklı Göl, Osman Gölü. Söylemeliyiz ki Çankırı, sahip olduğu parklar ve mesire yerleriyle de doğanın insana her an yakın olduğu bir şehir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Odaları, pencereleri, kemerleri ve sedirleri bulunan kaya mezarları Orta ilçesindeki Sakaeli köyünde yer almakta. Roma ve Bizans dönemlerinden kaldığı düşünülen Sakaeli Kaya Mezarları’nı görmek için köye gelen turistler sakin mi sakin bir köy havası ve güler yüzlü insanlarla karşılaşıyorlar. Köyün tam ortasından Devrez Çayı’nın geçtiğini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en eski tuz madenlerinden olduğu bilinen Tuz Mağarası şehrin merkezinde bulunuyor. 5 bin yıl öncesine kadar tuz çıkarıldığı düşünülen mağara kısmi aydınlatma yapılarak ziyarete açılmış. Mağaranın sağlık ve kültür turizmine fayda sağlayacak biçimde hizmete sunulması için proje çalışmaları da devam etmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tatar hamuru çorbası, sarımsaklı et yemeği, taze fasulye kavurması, keşkek ve hameyli tatlısı, işte Çankırı sofrasına oturduğunuzda önünüze gelebilecek harika bir yöresel menü. Bazlama, kül çöreği, yazma çöreği, ince ekmek muskası ve nokul ise sabah ya da akşam çay yanında afiyetle yiyebileceğiniz ekmek ve hamur işleri.

  • Dünyamıza Nefes Aldıran Canlılar

    Dünyamıza Nefes Aldıran Canlılar

    Bazı iddialara göre ağaçlar, köklerindeki mantarlar sayesinde ya da hava yolu ile aralarında iletişim kuran bir ağa sahipmiş. Bir insan gibi büyüyen, serpilen, bazen coşan bazen sessizliğe gömülen bu güzel canlılar sizce de kendi aralarında konuşuyor olabilirler mi? Bu sorunun cevabını ilerleyen yıllarda bilim verecektir fakat biz bir ağacın rutin yaşamından rahatlıkla söz edebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Önce tohum vardı…” title_font_size=”13″]
    toprak, orman

    Uyku halinde bekleyen bir tohumun çimlenebilmesi için sıcaklığın, nemin ve oksijenin en uygun şartlarda olması gerekir. Bu şartlardan sadece bir tanesi eksik ya da yetersiz olursa filizlenme gerçekleşmez ve tohum uyumaya devam eder. Bir bitki tohumu doğanın en güzel varoluşlarından olsa gerek… Yeter ki yaşamını sürdürecek uygun ortamı bulabilsin…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fidan gibi olmak…” title_font_size=”13″]
    orman

    İnce ve uzun boylu insanlar için kullanırız “fidan gibi” deyimini ve aynı zamanda tazeliği, gençliği anlatır bize… Bir ağacın en genç dönemidir çünkü fidan. Su ve mineral ihtiyaçlarını topraktan sağlayıp havadan karbondioksit gazını temin ederken kökü toprağın içine doğru uzar… Bu sırada gövdesi ise ağaç olma yolunda göğe doğru ilerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir ağaç gibi tek ve hür…” title_font_size=”13″]
    toprak

    Büyüyüp serpilen ve yetişkin bir bitkiye dönüşen ağaçlar için artık ürün verme zamanıdır. Bazı ağaç türleri doğanın koruması altında rahatlıkla varlıklarını sürdürebilirken, meyve ağacı gibi bazı türler de özel bakıma ihtiyaç duyarlar. Ağaca zarar veren küçük, kuru, işe yaramayan yaprak ve dalların budanması bu bakımlardan en önemli olanıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçek açmış yaz mı gelecek…” title_font_size=”13″]

    Gün ışığındaki değişiklik önce onları etkisi altına alır… Dallar çiçek açmaya başladı mı anlarız ki memlekete bahar gelmiştir. Kimi ağaçlar doğanın uyanışıyla birlikte renklenmeye başlarken, kimi ağaçlar daha fazla güneş ışığına ihtiyaç duyarlar… Ve onlar da çiçeklerini havaların daha sıcak olduğu aylarda açmak için sıralarını beklerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Meyve veren ağaç sevilir…” title_font_size=”13″]

    Meyve ağaçlarının ürün verme yaşları birbirinden farklı olabildiği gibi, yıl içinde meyve verme zamanları da birbirinden farklı olabilir. Bu ağaçlardan bol ürün alabilmek yaz ve kış bakımlarını yapmayı gerektirir. Toprak işlemesi, yabancı ot temizliği, gübreleme, budama, ihtiyaç varsa ilaçlama… Bu işlemleri yaparak mutlu ettiğiniz bir meyve ağacı emin olun sizi fazlasıyla mutlu edecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaprak dökümü…” title_font_size=”13″]
    doğa

    Sonbaharla birlikte büyümesini ve karbondioksit özümlemesini durduran ağaçlar bir dahaki bahara kadar yaprak dökerler… Tabii öncesinde yeşil rengi veren klorofil pigmentleri geçirdikleri kimyevi olaylar neticesinde serbest kalarak yaprakların sarı, kızıl tonlarına bürünmesine neden olurlar. Ağaçların yaprak dökmesi onun tükenmesi değil sadece bir süreliğine inzivaya çekilmesi demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaçlar ayakta ölür…” title_font_size=”13″]
    fidan, ağaç, toprak

    Siz hiç, gövdesiyle, dallarıyla yüzyıllara meydan okuyan bir ağaç görmüş müydünüz? Eğer gördüyseniz, kabuğundaki yarıklarda büyük hikâyeler saklayan bu ağacın yaşlı bir bilgeye benzediğini de fark etmişsinizdir. Kısa ömürlü olabildiği gibi birkaç bin yıl da yaşayabilen ağaçlar kuruyup öldüklerinde de dimdik ayakta görünürler. Bu yüzden güçlü insanların kolay kolay yıkılmayacağını ifade etmek için şu söz kullanılır: Ağaçlar ayakta ölür.

  • DALGALARIYLA İLHAM VEREN KARADENİZ

    DALGALARIYLA İLHAM VEREN KARADENİZ

    “Şimdi Kırat’ıma biner aşarım / Karadeniz gibi kaynar coşarım” diyen büyük ozan Köroğlu gibi ya da “Karadeniz gibi kükrer coşarsa / Dalgası gelince yaman âşıklar” diyen Âşık Veysel gibi hepimiz Karadeniz sularının hırçınlığında hem fikiriz. Zaten onu bu kadar özgün, özel yapan da bu hali değil mi? Bir deniz düşünün ki hikâyesini sürekli hareket halinde olan dalgalarıyla anlatsın, sadece dalgalarıyla ressamlara, şairlere, yazarlara ilhamlar versin… O Karadeniz’i şimdi en somut haliyle biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in adı farklı dönem ve topluluklarda farklı isimlerle anılmıştır. Örneğin eski Yunan halkı deniz tanrısı Pontus’un adını da kullanarak “Pontus Euxinus” demiş, Araplar Orta Çağ’da Bizans Denizi ya da Trabzon Denizi gibi isimlerle anmıştır. Karadeniz isminin ise daha eski tarihlerde İskitler tarafından verildiği araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Bu isim 14. yüzyıldan sonra Batı’da da kabul edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir iç deniz olan Karadeniz’in okyanusla buluşmasına giden yolda ilk bağlantısı İstanbul Boğazı’dır. Bu boğaz aracılığıyla önce Marmara Denizi’ne, sonra Ege ve Akdeniz’e bağlanarak oradan Atlas Okyanusu’yla birleşir. Boğaz ile Karadeniz’in birleştiği alanın manzarası, karada en güzel Anadolu ve Rumeli Kavağı tepelerinden seyredilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz, güneybatısında İstanbul Boğazı ile okyanusa doğru yolculuğa çıkarken, kuzeyde Kerç Boğazı ile Azak Denizi’ne bağlanır. Başka bir ifadeyle, Rusya ve Ukrayna arasındaki bir iç deniz olan Azak Denizi’ni okyanusa bağlayan boğazdır Kerç Boğazı. Üzerine yapılan 19 km’lik karayolu ve demiryolu köprüsünün, bilinen adıyla Kırım Köprüsü’nün otoyol kısmının açılışı 2018 yılında yapılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    460 bin km2’lik bir alanı kaplayan Karadeniz’in üstünde çok sayıda ada bulunur, fakat birçoğu boyutlarından dolayı adacık olarak nitelenir. Yılan Adası, Berezan Adası, St. Ivan Adası, St. Cyricus Adası, St. Peter Adası bunlardan bazılarıdır. Karadeniz üstünde ülkemize bağlı iki adadan biri Giresun Adası diğeri ise Kefken Adası’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in Türkiye sınırlarına sokularak oluşturduğu koylar da güzellikleriyle göz kamaştırır. Kastamonu-Cide’de bulunan Gideros Koyu ziyaretçilerini saklı kalmış bir hazineyle karşılaşmışçasına şaşırtmaya devam etmektedir. Yine Kastamonu’ya bağlı Ginolu Koyu, Kocaeli’ye bağlı Sardala Koyu, Sinop’a bağlı Hamsilos Koyu bölgedeki koylar arasında en bilinenleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in soğuk suyu ve hırçın dalgaları yaz aylarında Akdeniz ve Ege sahilleri gibi tercih edilmesini engeller belki ama bu karakterdeki bir denizin ve sunduğu eşsiz manzaraların müdavimleri de az değildir. Bölge, en doğu ucunda yani Artvin-Hopa’da Kemalpaşa Plajı, batıya doğru Ordu-Fatsa’da Belice Plajı, Bartın-Amasra’da Çakraz Plajı gibi keşfedilmeyi bekleyen sahillerle kaplıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    8.350 km kıyı şeridine sahip olan Karadeniz’in ülkemizle kıyı uzunluğu yaklaşık olarak 1.700 km’dir. Ve bu kıyıyla az ya da çok temas eden şanslı şehirlerimiz batıdan doğuya doğru Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Türkiye dışında bu büyük iç denizle kıyısı olan diğer ülkeler ise Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ve Rusya’dır. Ve tıpkı ülkemizden doğup da Karadeniz’e dökülen Yeşilırmak, Kızılırmak, Çoruh ve Sakarya nehirleri gibi bu ülkelerden doğan Dinyester, Dinyeper, Rioni, Don ve Tuna nehirleri de Karadeniz’e dökülerek su kaynağını beslerler.

  • Türkiye’nin Nadide 9 Endemik Bitkisi

    Türkiye’nin Nadide 9 Endemik Bitkisi

    Endemik “sadece bir bölgede yetişen” anlamına geliyor. Bu bölge koca bir ülkeyi kapsayabileceği gibi görüş sınırları içinde kalan küçücük bir alan da olabiliyor. Endemik kelimesi dilimize “yerli” anlamına gelen Latince “endemus” kelimesinden geçmiş. Ülkemiz “yerli” bitki konusunda oldukça zengin bir ülke… Bu listemizde sadece topraklarımızda yetişen birbirinden güzel 9 endemik bitkiyi görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Lale der ki: “Ey Allah’ım benim boynum neden eğri? Yardan ayrı düştüm gayrı benden ala çiçek var mı?” dizelerini Âşık Veysel’e yazdıran çiçektir ters lale… Hakkâri’de Adıyaman’da yoğun olmak üzere Tunceli, Şırnak, Erzurum, Malatya, Elazığ’da yetişir. Ters büyüyen çiçekler tohumlarını toprağa gözyaşı döker gibi döktüğü için “ağlayan gelin” ismiyle de bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kırmızı, mor, pembe arasında gidip gelen rengi nedeniyle “yanardöner” de denilen çiçeğin yaygın adı “sevgi”dir. Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Hacı Hasan Köyü yakınında yetişen sevgi çiçeği, tarım ilaçları nedeniyle neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış ve korunma altına alınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Antalya’da yetişen asuman çiğdemi adını botanikçi ve bitki toplayıcısı Prof. Dr. Asuman Baytop’tan almış. Farklı renklerde açabilen, yumrulu ve kırılgan görüntüsüne karşılık yıllarca yaşamını sürdürebilen bir bitki çeşididir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Piyan çiçeği ne yazık ki kısa sürede yok olacak bitki türleri arasında yer alıyor. Yaşam alanı Akşehir ve Eber göllerinin güney yatakları… Sarı renkteki çiçekleri nedeniyle Eber sarısı da deniyor, piyan adı ise yöre halkının “meyan” kelimesini dönüştürmesi sonucu ortaya çıkmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bütün çiçekler güzeldir ama gerçekten bazı çiçekler insanda “nazlı, zarif bir canlı” duygusu uyandırır. İstanbul nazendesi de uzun yıllar canlı kalabilen, hatta yol kenarlarında yaşayabilen bir bitki olmasına karşılık oldukça zarif bir görüntü verir. Çoğunlukla Kuzeybatı Anadolu’da yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adından anlaşılacağı gibi taşlık, kayalık kesimlerde yetişen bitki Güney ve Batı Anadolu’da bulunuyor, ocak ve mart aylarında çiçek açıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Süs bitkisi olarak da yetiştirilen siklamen bir kış çiçeğidir. Yetiştirmeyi düşünürseniz, açık havada yaşamasının kapalı alana göre daha mümkün olduğunu ve özel bir bakıma ihtiyaç duyduğunu unutmayın. Dünyadaki siklamenlerden yaklaşık 10 tür ülkemizde bulunuyor, bunlardan 6 tanesi endemik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çiçekleri çan şeklinde olan bitkinin Latincesi de küçük çan anlamına geliyor. Beyaz, eflatun, mavi, pembe renkleri yaygın olan çiçeğin 300 kadar farklı türü bulunuyor. Çoğu kişinin balkonlarda, pencere kenarlarında saksı içinde yetiştirdiği minik yapraklı çan çiçeği güneşi seviyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Glayöllerin yüzlerce farklı cinsi bulunuyor. Sadece Anadolu’da görülen ensiz, sivri yapraklı glayöl ise gübreli toprak ve güneşli havaları seven, yoğunlukla Ege ve Akdeniz kesimlerinde yetişen bir bitki…

  • Sizi Pazartesi Sendromundan Kurtaracak 8 Sevimli Dostumuz

    Sizi Pazartesi Sendromundan Kurtaracak 8 Sevimli Dostumuz

    Tatil sonrası yeni haftaya adapte olmakta zorlananlar için Pazartesi Sendromu neredeyse her hafta yaşanan bir durumdur. Buna karşılık, gözünüzde büyüdükçe büyüyen bu endişe halini bir o kadar küçük motivasyon araçlarıyla alt edebilmek de mümkündür. Öncelikle uzmanlara kulak vermeli ve pazar günü çok kafein almamaya, erken yatıp haftaya yeterli uykuyla başlamaya, haftalık planınızı pazar akşamından yapmaya, daima pozitif olaylara odaklanmaya dikkat etmelisiniz. Hepsini denediniz ama yine de işe yaramadıysa listemize bakarak motivasyonunuzu artırmayı deneyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#3″ title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • 8 Maddede Mavi, Yeşil, Lavanta Rengiyle Burdur

    8 Maddede Mavi, Yeşil, Lavanta Rengiyle Burdur

    Burdur’u bilmeyenler sahip olduğu çeşitlilikle karşılaştığında şaşkınlığını gizleyemez. Batı Akdeniz’de yer alan bu şehre yolunuzu düşürmeniz için o kadar çok neden var ki… Doğanın lütfu, tarihin kalıntıları, insanların var ettiği kültürel değerler… Ama gitmeden önce mutlaka listemizi okumalı, bu rengârenk şehri biraz daha yakından tanımalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Burdur’un merkezine girdiğinizde sizi Osmanlı sivil mimarisinin örneği olan çok sayıda tarihi konak karşılayacak. Bunlar, farklı yüzyıllarda yapılmış ve içlerinden tarihi kişiliklerin de gelip geçtiği konaklar… Zaten şehir merkezinin genel havası Osmanlı’dan kalan yapılarla şekillenmiş. Cami, medrese, kervansaray, hamam hepsi turistler için ayrı ayrı gezilip görülesi yerler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezine oldukça yakın olan Burdur Gölü, Türkiye’nin yedinci büyük gölü… Dağlarla çevrili bu doğa alanı binlerce su kuşunun da yuvası ama son yıllarda kuruma tehlikesiyle karşı karşıya ve bunun için kurtarma projeleri geliştiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin en derin göllerinden olan Salda Gölü’nün sunduğu manzarayla karşı karşıya kaldığınızda fantastik bir dünyaya dalıp gitmeniz kaçınılmaz. Yaz aylarında kamp alanında binlerce kişiyi ağırlayan, günübirlik ziyaretler için de birçok aktivite imkânı sunan göl, mavinin olağanüstü farklı tonlarını yansıtmasıyla turistlerin büyük ilgisini çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Burdur’da Karadeniz’deki kadar olmasa da çok sayıda yayla var ve şehir yayla turizmi açısından önemli merkezlerden biri. Yörüklerin yaşadığı bölgede yayla geleneği devam ettiriliyor ve farklı mevsimlerde çok sayıda festival düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Peki ya siz Burdur’un Türkiye’nin en büyük lavanta tarlasına sahip olduğunu biliyor muydunuz? Yıldan yıla büyüyen lavanta üretimiyle dikkat çeken şehre yaz aylarındaki hasat zamanı gitmenizi tavsiye ediyoruz ki mis gibi kokuyu içinize çekip bayram şenliği havasında yapılan hasada eşlik edebilesiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Torosların eteklerinde Ağlasun ilçesinde Helenistik dönemin izlerini günümüze taşıyan bir antik kent Sagalassos… Oldukça iyi korunmuş kalıntılar ve devam eden kazılarda çıkarılan eserler dünya çapında ilgi görüyor, bölge salt bu nedenle her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Bölgede ilk yerleşim izlerinin 12 bin yıl önceye kadar uzandığını ve 1000 yıl seramik üreten bir merkez olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    597 metre boyunca uzanan İnsuyu Mağarası adını 1965 yılında keşfedildiğinde içinde görülen irili ufaklı gölcüklerden almış. Burası  turizme açılan ilk mağaralardan… Bugün de sarkıtları, dikitleri, dehlizleri ile Burdur’un en turistik yerlerinden.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Burdur’a özgü tatlıların başında cevizli sucuk ve ceviz ezmesi geliyor. Ana yemekte ise Burdur şiş şehrin en meşhur lezzeti. Çok önceleri keçi etinden yapılan şişin günümüzde dana etinden yapıldığını öğreniyoruz. Gidip de görenlerin yorumları ise şöyle: Neden bu yiyecek ülke genelinde adını duyuramadı? Yolu düşüp de bu kebap çeşidinden tadan herkesin aynı cümleyi kurduğu söyleniyor.

  • BEREKETİN TEMSİLCİSİ ANAHİTA’DAN NİĞDE’YE

    BEREKETİN TEMSİLCİSİ ANAHİTA’DAN NİĞDE’YE

    Kapadokya denince akıllara ilk önce Nevşehir gelir ama biliyorsunuz ki bu bölge farklı illeri içine alan geniş bir coğrafyaya verilen isimdir. Ve Niğde de bu coğrafyada konumlanmıştır. Antik dönemlerdeki adının Nakita veya Nahita olduğu bilinen şehrin ismi, kimilerine göre de Doğu mitolojisinde bereketin sembolü olan Anahita’dan gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu Bölgesi şehirlerimizden Niğde’nin komşuları Mersin, Adana, Kayseri, Nevşehir, Aksaray ile Konya’dır. Karasal iklimin hâkim olduğu kent Merkez, Çiftlik, Altunhisar, Bor, Çamardı ve Ulukışla ilçelerinden müteşekkildir. Kaplıcalarıyla öne çıkan şehrimiz son yıllarda termal turizm ile de gündeme gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Görkemli Anadolu medeniyetleri, coğrafyanın tam göbeğindeki bu şehirden de gelip geçmiş ve arkalarında çok sayıda izler bırakmıştır. Kültürel değeri yüksek o izlerden biri de Merkez ilçesi Gümüşler beldesindeki Roma döneminden kalma Gümüşler Manastırı’dır. Kayaya oyularak inşa edilen manastır bazı bölümlerindeki duvar resimleriyle göze çarpar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Roma İmparatoru Konstantin’in annesi Helena adına yaptırdığı bilinen ve günümüzde şehir merkezinde yer alan Andaval Kilisesi ise 20 yıldan fazla süren restorasyon sürecinin ardından 2019 yılında ziyarete açılmıştı. Bu ve daha eski medeniyetlerden elde edilen kalıntıları/objeleri görmek için de yine merkezde yer alan Niğde Müzesi ziyaret edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karacaoğlan’ın, “Yörü, behey Bulgar Dağı! / Senden yüce dağ olma mı? / Sende yaylayan güzelin, / Yanakları ağ olma mı?” şiirini yaktığı sıra dağlardır Bolkar Dağları… Niğde, Konya ve Mersin’de uzanır. Bolkarlar’ın 3.524 rakımlı Medetsiz Zirvesi de Niğde’nin Ulukışla sınırları içinde yer almaktadır. Yaz aylarında profesyonel dağcıların ziyaret ettiği Bolkar Dağları Niğde’nin güney siluetini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şehir hem güneyinde uzanan Bolkar Dağları hem de batısında uzanan Aladağlar sayesinde eşsiz bir doğal güzellikle çevrelenmiştir. Gerek Bolkarlar’daki Karagöl ve çevresi gerek Aladağlar Milli Parkı civarında onlarca endemik bitki türü yetişmektedir. Hatta uzmanların ifadelerine göre Türkiye genelindeki endemik bitkilerin %10 kadarı Niğde sınırları içindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Genel olarak İç Anadolu Bölgesi mutfağında yer alan arabaşı çorbası, cevizli erişte, söğürme gibi yemekler Niğde mutfağında da görülebilir. Etli bamya yemeği, pirinç ve kıyma harcıyla doldurulan elma dolması, özel bir harçla hazırlanan mazaklı köftesi de şehrin özgün lezzetleri arasındadır. Çay veya taze meyvelerden yapılan hoşafın yanında tüketilen tahinli ekmek veya tahinli pide ise Niğde’nin en ünlü tatlarından biridir.

  • HAYVAN İSİMLERİYLE ANILAN BİTKİLER

    HAYVAN İSİMLERİYLE ANILAN BİTKİLER

    Siz daha önce çoban çantası, adam otu, havacıva otu, sarısabır gibi bitki isimleri duymuş muydunuz?  Bitkilere, çağrışım yaptığı herhangi bir şeyin ismini vermek sık başvurulan bir yöntemdir, özellikle de Anadolu’da. Biz de bir şekilde hayvan ismiyle anılan bitkileri derleyelim dedik, sayılarının hayret uyandıracak kadar fazla olduğunu söyleyebiliriz, bir kısmını aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kurutulup genellikle çayı yapılan bitki gerçekten de atın kuyruğuna benzemiyor mu?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kükreyen bir aslana benzetilen çiçeklerin şu tatlı hallerine bakınca, insan bu benzetmeye şaşırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tam da minik, tatlı bir kuzunun kulağı gibi… Kuzukulağı bitkisi çok faydalı bir salata malzemesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dalını sakince donatmış bu mor meyveye çakal eriği denmesinin nedeni tahminlere dayalı… Çakalların bu eriği yemeyi sevmesi de o tahminler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu mor zarafete aldanmayın, alt tarafında büyük dikenli yaprakları bulunuyor. Develerin diken yemeyi sevdiği de malum, anlayacağınız adı oradan geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şu keçiboynuzu bitkisine bakıp da bir keçinin boynuzlarını anımsamamak mümkün değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çayı yapılarak tüketilebilen koyun otunun isim kökeni bir muamma. Belki yaprakları hafif tüylü olduğu için, belki koyunlar yemeyi seviyor da ondan… Ya sizce?

  • MAVİLİKLERİN AKCİĞERLERİ: DENİZ ÇAYIRLARI

    Deniz çayırları, deniz ekosisteminin sağlığı ve biyolojik çeşitliliğin korunması için hayati öneme sahip bitkilerdir. Sadece deniz yaşamına değil, aynı zamanda küresel ölçekte çevre sağlığına da etki ederler. Deniz yosunlarından farklı olarak köklere, saplara, yapraklara ve çiçeklere sahip bitkiler olan deniz çayırları hakkındaki bilgiler yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, deniz tabanında kök salarak büyüyen bitkilerdir. Tatlı su bitkilerinin tuzlu suya uyum sağlamasıyla günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Genellikle, denizlerin sığ kısımlarında ve güneş ışığının erişebildiği kıyı bölgelerinde bulunurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünya genelinde yaklaşık 60 farklı deniz çayırı türü bulunmaktadır. En yaygın türler arasında Posidonia oceanica (deniz eriştesi), Zostera marina (denizotu) ve Cymodocea nodosa (sudüğümü) yer alır. Bu bitkiler, kıyı bölgelerin zemininde geniş yataklar oluşturur. Genellikle kum gibi yumuşak yüzeylerde, bazen çamurlu alanlarda ve hatta kayalık deniz tabanlarında görülebilirler. Kuvvetli ışığa ihtiyaç duydukları için suyun berraklığı ve derinliği, büyümelerini etkileyen faktörler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Deniz eriştesi olarak da bilinen deniz çayırları, Karadeniz hariç ülkemizdeki tüm denizlerde bulunur. Marmara Denizi’nde Marmara Adaları civarında sınırlı bir bölgede, Ege Denizi kıyılarında ve Akdeniz’de İskenderun’a kadar olan bölgelerde yaşamaktadırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, kara bitkileri gibi fotosentez yaparak enerji üretir. Bu süreçte karbondioksit tüketerek oksijene dönüştürler, bu da su altındaki canlılar için hayati önem taşır. Genellikle 30-35 metre derinliklere kadar yayılan bu bitkiler, suyun berraklığı arttığında 40 metreye kadar ulaşabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, deniz ekosistemlerindeki biyolojik çeşitliliğin korunmasında kritik bir rol oynar. Balıklar, kabuklular, yumuşakçalar, deniz kuşları ve diğer birçok deniz canlısı için üreme ve barınma alanı sağlar. Ayrıca balıkların ve eklem bacaklıların yumurtlama ve üremesi için doğal bir habitat işlevi görürler. Barınak görevi üstlenmeleri sayesinde sürdürülebilir balıkçılık faaliyetlerine de katkı sağlarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, birçok deniz canlısı için doğrudan veya dolaylı olarak besin kaynağıdır. Bazı deniz kaplumbağaları ve balık türleri deniz çayırlarını doğrudan tüketirken, diğer deniz canlıları bu bitkilerin üzerinde yaşayan küçük organizmalarla beslenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırlarının kök sistemi, deniz tabanını sabitleyerek erozyonu önler ve bu sayede kıyıların ve deniz tabanı yapısının korunmasına yardımcı olur. Ayrıca, deniz çayırları güçlü akıntı ve dalgaların şiddetini azaltır, böylece kıyı şeridinin ve bu alanlarda yaşayanların korunmasına katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Deniz çayırları, önemli miktarda karbondioksiti emerek karbon depolar. Bu, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynar. “Mavi karbon” olarak adlandırılan bu depolama, iklim değişikliğinin deniz ekosistemleri üzerindeki etkilerini azaltmaya yardımcı olur.