Kategori: Rota/Doğa

  • MUTLU EDECEK GÖL MANZARALARI

    MUTLU EDECEK GÖL MANZARALARI

    Mutlu etmeyen bir göl manzarası var mıdır ki? Mavinin yeşile çaldığı, bazen kıyılarını sazlıkların kaplayıp bazen flamingoların toplaştığı, çoğu ağaçlar tarafından kucaklanmış göl manzaraları insan ruhuna ancak ve ancak terapi sağlar. Ülkemiz bu konuda da cennet misali bir varlığa sahip. Ve her birinin fotoğrafına bakmak ayrı güzel, bir gün kıyısında olma hayali kurmak ayrı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Göller, içine girip yüzmekten çok çevresinde dolaşıp huzur bulmak içindir sanki… Abant Gölü’nün dibini gösteren berraklığı bile en iyi böyle anlaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Denizden bir parçayken, Büyük Menderes Irmağı’nın getirdiği alüvyonlarla Ege’den ayrılıp bir göle dönüştü. Ege’nin bir yanı Bafa’da kaldı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Göl kıyısından ev almak mı, göl kıyısında doğmak mı? Peki, Trabzon’daki Uzungöl’e bakarak yaş alan bir insan hiç ihtiyarlar mı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gölde yüzmek en çok kuğulara yakışır, bir de karabataklara… Sumrulara, balıkçıl kuşlarına, tepeli pelikanlara, saz bülbülleri ve daha nicelerine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Göl şiiri ile romantik edebiyatın en ünlü sanatçıları arasına girmiş bir edebiyatçı olan Alphonse Marie Louise Prat de Lamartine’den: “Çıt yoktu su üstünde, gök altında, uzakta / Suları usul usul yaran kürekçilerin / Gürültüsünden başka.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İnsanları deniz olduğuna inandıracak kadar heybetli, gerçekten gölmüş dedirtecek kadar samimidir Van Gölü… İçine kurulmuş adası, bakir kıyılarıyla eşsizdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi’de yazdığı gibidir: “Şimşeği çaktıran göktür. Ve göl ebedîdir. İşte budur beni teselli eden…”

  • Türkiye’nin Birbirinden Güzel 8 Hamamı

    Türkiye’nin Birbirinden Güzel 8 Hamamı

    Günümüzde hamama gidip banyosunu bir tellak ya da natır yardımıyla yapmak çoğumuzun âdeti değildir. Genellikle kırk yılda bir, onda da turist gibi gideriz. Hâlbuki kurnası, göbek taşı, takunyası, tası, peştamal ve kesesiyle Türk kültürünün simgelerinden biridir hamam… Bu mekânların kökleri Romalılara dayanıyor ama Türklerin elinde özgün, farklı boyutlar kazanmıştır. Onun için de bugün dünyada adıyla sanıyla “Türk hamamı” olarak bilinip ilgi görmektedir. Fakat faal durumda olan hamam sayısı eskisine oranla oldukça azalmış durumda… Biz de geleneksel ritüelleriyle halen hizmet veren ve tarihi ya da mimari açıdan güzellikleriyle öne geçen 8 hamamı listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    hamam, turkish bath

    Mimar Sinan’ın Nur Banu Sultan’ın isteği üzerine 16. yüzyılda, ustalık döneminin son yıllarında inşa ettiği çifte hamamdır Çemberlitaş. Çifte hamam ise kadın ve erkekler için ayrı bölümleri olan hamam demek. Bu tarihi yapı bir süre restoran, halı mağazası gibi farklı amaçlarla da kullanılmış ama 1988 yılında tekrar asıl işlevine kavuşmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    hamam, turkish bath

    Yine 16. yüzyılda ve yine Mimar Sinan tarafından yapılan bir hamam da Kılıç Ali Paşa’dır. Karaköy, Tophane’de bulunan ve adını ünlü denizcimizden alan yapının mimarisi özellikle yabancı turistler tarafından büyük ilgi görmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    hamam, turkish bath

    Trabzon’da şehir merkezinde bulunan hamam Selçuklular tarafından kenti alma girişimleri sırasında inşa edilmiş. Sekizgen kubbenin dayandığı sekiz direk nedeniyle Sekiz Direkli adını alan hamam bir oba çadırına benzetiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    hamam, turkish bath

    Edirne’deki hamam Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış. Türkiye’nin bu en büyük hamamı aynı zamanda kentte bulunan üç tarihi hamamdan biri ve mimari yapısı, barındırdığı ince işçilik ile adından söz ettiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    hamam, turkish bath

    Roma döneminden kalan Osmanlı döneminde restorasyon geçiren Bursa’daki tarihi kaplıcanın içinde yer alan Türk hamamında kadın ve erkek bölümleri ayrıdır. Burada küçük bir bilgi girelim; hamam sözcüğü Arapça ısıtmak/ısınmak anlamındaki “hama” fiil kökünden geçmiştir dilimize…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    hamam, turkish bath

    Bizim ilk 8’e aldığımız tarihi Cağaloğlu Hamamı barok tarzındaki mimarisi ile New York Times gazetesi tarafından Ölmeden Önce Görülmesi Gereken 1000 Yer Listesi’ne alınmış. Belki de hamamların en popüleri olan mekânın Franz Liszt, Tony Curtis gibi ziyaretçileri olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    hamam, turkish bath

    Zeuksippos Banyoları Ayasofya’nın yakınlarında bulunan ama Ayasofya yapılmadan önce, 500’lü yıllarda yıkılmış bir yapıydı. Daha sonra buraya Hürrem Sultan tarafından Mimar Sinan’a bir Türk hamamı inşa ettirildi. 20. yüzyılın başlarından beri uzun yıllar farklı amaçlarla kullanıldı; depo, halı mağazası hatta hapishane olarak… Ama artık kültürünün tüm ögeleriyle hamam olarak hizmet veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    hamam, turkish bath

    Bektaşi dervişi Gül Baba’nın isteği üzerine 2. Bayezid tarafından yaptırılmış Galatasaray Hamamı zamanında devlet büyükleri tarafından kullanılırmış. Yakın geçmişte John Travolta’nın da merakını celp edip ziyaret ettiği hamam günümüzde halka açık durumda…

  • ZEKÂSI VE YETENEĞİ ŞAŞIRTIYOR

    Hayvanlar arasında alet kullanan nadir türler arasında yer alan su samurları, aynı zamanda bu yeteneklerini baraj yapmak için de kullanır. Besinleri olan midyeyi bir taş yardımıyla açmayı becerebilen bu sevimli canlıların bilinen 13 türü bulunuyor. Su samurları hakkında ilginç bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gelincikgiller familyasından olan su samurları küçük bir bedene ve su geçirmez kürke sahiptir. Su samurunun görme, koku alma ve duyma yeteneği çok hassastır. Kafasının üzerinde yer alan gözleri sayesinde vücudu su altındayken de görmeye devam edebilir. Çevik yüzücülerdir, bacakları kısa olsa da uzun kuyrukları suda hareket etmelerine yardımcı olur, hız kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Su samuru yalnız yaşar, erkek ve dişiler arasında kuvvetli bir bağ yoktur. Beraber oynayan ya da avlanan su samuru videoları aksini düşündürse de bu birliktelik geçici bir durumdur. Doğduklarında iki aylık olana kadar geçen süreçte annelerinin bakımına muhtaçtır. Bu süreçten sonra yetişkin olan su samuru kendi yoluna gider. Etçil olan su samurları doğaları gereği vahşi olsa da yavruyken insanlar tarafından korumaya alındıklarında âdeta bir kedi kadar evcil ve sevgi dolu olurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bangladeş’te yerel balıkçılar su samurlarını evcilleştirerek onları balık yakalamada yardımcı olarak kullanır. Su samurları, balıkları ağlara sürükleyerek işleri oldukça kolaylaştırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çoğu memelide olduğu gibi su samuru yavrularının da doğduklarında gözleri kapalıdır ve yaklaşık beşinci haftaya kadar gözleri açılmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özel anatomik yapıları sayesinde burun delikleri ve kulak kepçeleri suya daldıklarında otomatik olarak kapanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çoğu sucul memelide olduğu gibi su samurunun bedeninde kalın bir yağ tabakası yoktur. Su samurları, vücut ısılarını koruyabilmek için memeliler arasındaki en yoğun kürke sahiptir ve dinlenme halindeyken metabolik hızları, benzer boyutlardaki diğer memelilere oranla üç kat daha hızlıdır. Bu özellikleri onların soğuk sularda bile sıcak kalmasını ve ıslanmamasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Suyun içinde keyifle ve el ele uyumasıyla ünlü bu şirin hayvanlar, akıntıya kapılmamak için yosun çalılıklarına tırmanır ve etraflarına sarılır, yosunu bedenlerine dolarlar. Böylece yosunlar su samurları için doğal çapa görevi görür.

  • Ülke Ülke Gezen Nehirler

    Ülke Ülke Gezen Nehirler

    Şu hayatta en güzeli Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirindeki gibi olabilmektir; yani bir nehir olarak eninde sonunda denizine kavuşabilmek… Bu kavuşmalar insan hayatında her zaman mümkün olmaz ama yeryüzündeki akarsular mutlaka bir yerde denizle buluşur. Sınırlar aşması, farklı toplumlarla selamlaşması gerekse de illa ki kendini bırakacağı bir deniz bulur. Ve bunun en güzel örneklerini sayfamızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • İNCİLERİN EV SAHİBİ İSTİRİDYELER VE GİZEMLİ DÜNYALARI

    Çift kabuklu sınıfına ait istiridyeler, denizler, okyanuslar, nehirler ve göllerde yaşayan bir yumuşakçalar grubundandır. Adından da anlaşılacağı gibi, bu canlılar iki parça hâlindeki menteşe benzeri bir yapıyla birbirine bağlı sert bir kabuğa sahiptir. Sert kabuklarının altında vücutlarını saklayan istiridyelerin biyolojik yapısı, ilginç adaptasyon yetenekleri ve deniz ekosistemine katkılarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Denizlerin sakin canlıları istiridyelerin kabuğun iç kısmında bir manto zarı adı verilen bir yapı bulunur. Bu zar, kabuğun büyümesini sağlayan kalsiyum karbonat salgılar. Midyeler, deniz tarakları ve kum midyesi gibi canlılarla aynı aileden olan istiridyeleri yakın akrabalarından ayıran en büyük özelliği ise inci üretebilmesidir. İnci, bir yabancı madde (kum tanesi gibi) istiridyenin kabuğunun içine girdiğinde üretilir. İstiridye, bu yabancı maddeyi rahatsız edici bulur ve onu kaplamak için sedef adı verilen bir madde salgılar. Zamanla biriken sedef katmanları, doğal bir inciyi meydana getirir. Ancak her istiridye inci üretemez; bu yetenek yalnızca belirli türlere özgüdür. Günümüzde ticari olarak üretilen kültür incileri ise bu sürecin kontrollü bir şekilde uygulanmasıyla elde edilir. Kültür incisi üretiminde, bir yabancı madde bilinçli olarak istiridyenin içine yerleştirilir ve bu yöntem, inci üretimini ticari bir endüstri hâline getirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstiridyeler, hareket etmelerine yardımcı olan sahte bir uzuvla doğarlar, ancak bu uzuv yaklaşık 70 gün sonra körelir ve kaybolur. Bu süre zarfında istiridye, hayatta kalabilmek için kendisine uygun bir yaşam alanı seçmek zorundadır. Yaşam süreleri, türlere göre değişiklik gösterse de bazı istiridye türleri 20 yıl kadar yaşayabilir. İstiridyelerin en dikkat çekici özelliklerinden biri, eşsiz adaptasyon yetenekleridir. Çoğu istiridye, yaşamına erkek olarak başlar, ancak çevresel koşullar veya üreme ihtiyaçlarına göre cinsiyet değiştirerek dişi hâle gelebilir. Bu esneklik, soylarını sürdürebilmeleri için onlara önemli bir avantaj sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tıpkı ağaçlarda olduğu gibi, bir istiridyenin kabuğundan da yaşını belirlemek mümkündür. Kabuğun iç yüzeyinde her yıl bir katman daha oluşur ve bu katmanlar, istiridyenin büyüme halkalarını meydana getirir. Bu halkalar, bilim insanlarına yalnızca istiridyenin yaşını değil, aynı zamanda yaşam koşulları hakkında da değerli bilgiler sunar. Bu özellikleriyle istiridyeler, adeta denizlerin yaşlı ağaçları olarak görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstiridye resifleri, deniz ekosisteminin vazgeçilmez parçalarından biridir ve sayısız deniz canlısına güvenli bir sığınak sunar. Bu resifler, özellikle küçük balıklar, kabuklular ve diğer deniz canlıları için korunaklı bir yuva işlevi görür. İstiridyelerin bir araya gelerek oluşturduğu bu karmaşık yapılar, deniz dibinde doğal bir barınma ve beslenme alanı sağlar. Deniz yaşamı için adeta bir kale işlevi gören istiridyeler, biyolojik çeşitliliği artırarak okyanus sağlığının korunmasına önemli katkılarda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Resifler deniz suyunun filtrelenmesine de yardımcı olarak çevredeki su kalitesini artırırlar. Bir istiridye, saatte yaklaşık 5 litre suyu filtreleyerek çevresindeki suyun temizlenmesine katkıda bulunur. Filtrasyon sırasında planktonları, mikroskobik organizmaları ve organik maddeleri süzerek beslenir. Bu doğal filtrasyon sistemi, sudaki partikülleri azaltarak suyu berraklaştırır ve deniz ortamındaki su kalitesini gözle görülür şekilde iyileştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İstiridye resifleri kıyı ekosistemleri üzerinde kritik bir koruma işlevi görür. Resifler, dalgaların enerjisini emerek kıyı erozyonunu azaltır; böylece sahil şeritlerinin korunmasına yardımcı olurlar. Bu özellikleri sayesinde, fırtına ve güçlü dalga hareketlerinin zarar verme potansiyelini düşürür ve kıyıda barınan pek çok canlıya güvenli bir yaşam alanı sunar. Bunun yanı sıra, kıyılarda tarım ve yerleşim gibi insan faaliyetleri için doğal bir bariyer oluştururlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar Fransa kıyılarında, istiridyeler fakir halkın mutfağında kolayca erişilebilen ve besleyici bir deniz ürünü olarak tüketiliyordu. Ancak kıyılardaki popülasyonların azalmasıyla istiridyeler, lüks ve zarif sofraların vazgeçilmezi hâline gelerek soyluların gözde lezzetlerinden biri oldu. Bu değişim, istiridye tüketiminde önemli bir sosyal ve kültürel bir dönüşümü simgeler. Günümüzde Fransa, bu değerli deniz ürününün en büyük üreticisi olarak dünya pazarında lider konumda. Özellikle Bretagne bölgesi, istiridye yetiştiriciliği ve tüketimiyle ünlü olup, dünya çapında kalite ve lezzetiyle öne çıkan istiridyeleri üretmektedir. Fransa’nın yanı sıra, Japonya, Çin ve Amerika da istiridye üretiminde öne çıkan ülkeler arasında yer alır.

  • Evliya Çelebi’nin Küçük İstanbul’u

    Evliya Çelebi’nin Küçük İstanbul’u

    Yüzyıllar önce yapmış Evliya Çelebi bu benzetmeyi… Büyük seyyah, Trabzon için aynen şu cümleyi kullanmış: “Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası…” 2010 yılında büyükşehir statüsü alınan Trabzon, Karadeniz’in ikinci büyük şehri olduğu gibi Türkiye’nin de en kalabalık şehirlerinden biridir. Düzenlediğimiz kısa turla sizi bu kez Trabzon’a götürüyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Trabzon’un Karadeniz coğrafyasını yansıtan kalelerine fotoğraftan bakmak bile insanı başka dünyalara götürmeye yetiyor. Fırtına Vadisi’nde, üç yanı uçurum bir kayalığın üstüne kurulmuş Zil Kale de bunlardan biri… Evliya Çelebi bu kaleden de söz etmiş: “Dağ tarafında cehennem kuyusuna benzer bir derin hendeği vardır ki yetmiş yedi adam girer. Safi kesme kayadır. İçinde camii, muhafazacı evleri, mahzenleri, cebehâneleri vardır.” Kale günümüze kadar tamamı ulaşmamışsa da büyük oranda korunmuş bir yapıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Maçka’da, Altındere köyünde, Altındere Vadisi’ne hâkim konumda Hz. Meryem adına kurulmuş Sümela Manastırı dünya çapında bilinen bir yapı… Sümela, “siyah” demek… Aslında M.Ö. 300’lü yıllarda kilise olarak inşa edilmiş ve bin yıllık bir süreçten sonra manastıra dönüştürülmüş. Hz. Meryem’in yaşamının fresklerle anlatıldığı manastırda şapelleri, gizli geçitle ulaşılan çile odalarını görmek mümkün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz demek büyük oranda yaylalar demektir. Yayla demek de bol oksijene ve saf doğaya karşılık geliyor. Maçka’daki, Akçaabat’taki, Tonya ve Araklı’daki yaylalarıyla Trabzon, yeryüzünün en yeşil ve havası en temiz bölgelerinden biri… Hele bir de temmuz aylarında gerçekleşen şenliklere denk gelirseniz, işte o zaman bölgenin müziğiyle doğasının, horonuyla insanının oluşturduğu renkliliğe tanıklık edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fotoğraftan yansıyan görüntü bir masal diyarını andırıyor ve insana Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği “süs”lerden biri de Çaykara ilçesindeki bu Uzungöl olmalı dedirtiyor. Burası yaşlı ormanlarla çevrili bir göle, sayısı 60’ı geçen endemik bitkinin ve 250 kuş türünün barındığı bir doğaya sahip. Doğal Sit Alanı ve Tabiat Parkı ilan edilmesi de elbette kaçınılmaz olmuş. Turistik bir yer olan Uzungöl’de konaklama tesislerinin bulunduğunu da belirtelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bunun kısa bir tur olacağını yazının başında söylemiştik. Kaldı ki Trabzon’u anlatmak için sayfalar da yetmeyecektir. 18 tane ilçesi bulunan ve denizi ayrı karası ayrı bir dünya olan şehri gezmek için bir haftanızı ayırmanız gerekebilir. Yine de kentin genel görüntüsünü zihninize kazımak ve güneşi batırmak için sadece Boztepe’ye gitmek bile sizi fazlasıyla mutlu etmeye yetecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin merkezinde bulunan Taşhan, 16. yüzyılda yapılmış iki katlı avlulu bir yapı… Bu tarihi ve turistik han Trabzon’un genelindeki hanlardan, bedestenlerden sadece bir tanesi… 18. yüzyılla tarihlenmiş Vakıf Han ve Alaca Hanı görmenizi de özellikle tavsiye ediyoruz. Yüzyıllar önce hamam olarak inşa edilmiş ve şehrin farklı noktalarına dağılmış eski yapılar da ziyaretçi ağırlamaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dokumacılığın oldukça gelişmiş olduğu bu şehre yolunuz düşerse el tezgâhlarında üretilen, kadınların başlarına ya da bellerine bağladıkları keşan ve peştamallardan, saf yünden örülmüş çoraplardan, pamuk ipliğiyle yapılmış şallardan almayı düşünebilirsiniz. Bunlar dışında adına “hasır bilezik” de denen ve 31-32 mikron inceliğindeki altın veya gümüş tellerin örülmesiyle yapılan Trabzon bileziği de yörenin en meşhur kültürel ögeleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Etten daha fazla sebzenin, çeşitli otların hüküm sürdüğü bir mutfak kültürü var Trabzon’un ve Karadeniz denince akla ilk gelen lezzetleri barındırıyor. Çay, fındık, mısır… Mısır unundan yapılmış kuymak, turşu kavurması, hamsi buğulama, karalahana ile yapılan her şey… Ama illa ki taş fırında pişirilen ve uzun süre taze kalabilen şişman bir Trabzon ekmeği…

  • Çanakkale’de Gidebileceğiniz 7 Koy ve Sahil

    Çanakkale’de Gidebileceğiniz 7 Koy ve Sahil

    Türkiye’nin hangi köşesine baksanız doğayı ve tarihi harmanlamış bir güzellik görürsünüz. Ama bu güzelliklerin her biri kendine hastır. Çanakkale de bütün özgünlüğüyle harmanlar doğayı ve tarihi… Gidenler bilir, sanki deniz en çok Çanakkale’den bakınca öyle büyük bir huzur verir. Söylemek istediğimizi daha iyi anlatabilmek için sizi şehrin koy ve sahilleriyle baş başa bırakıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Assos yakınlarındaki uzun ve taşlık plajıyla ilgi gören, Osmanlı zamanında kadırgaların çekildiği, şehirden uzak Kadırga Koyu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Su sporu yapmak isteyenler için plaj alternatifleri olan Ayvacık’a bağlı Küçükkuyu sahili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Suyun getirdiği huzurun ve berraklığın Bozcaada’daki adresi Akvaryum Koyu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Deniz sevdalıları kadar şifa arayanların uğrak yeri Lapseki’deki Çardak Kum Adası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    El değmemiş görüntüsüyle hayran bırakan Karabiga’ya 1 km. mesafedeki Kocakum Koyu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Zeytin bahçelerinin kokusunu alarak denize girebileceğiniz Geyikli sahili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gün batımını izlemek için en güzel yer, kalesiyle, limanıyla eski bir yerleşim olan Gökçeada’daki Kaleköy…

  • 9 Madde İle Türkiye’mizin Kalbi Başkent Ankara

    9 Madde İle Türkiye’mizin Kalbi Başkent Ankara

    13 Ekim 1923 tarihinden bu yana ülkemizin başkenti olan Ankara sahip olduğu farklı kültürel değerleriyle rengârenk bir şehirdir. Antik çağlara uzanan geçmişinden geniş caddelerine, parklarını dolduran yüzlere, taşıdığı tarihsel mirastan mimari çeşitliliğe anlatacak çok şeyi vardır. Biz de listemizde Ankara’ya seyahat edecekler için görmeleri ve bilmeleri gerekenleri anlattık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı olan anıtı ilk kez ziyarete gidenlerin genellikle gözden kaçırdığı çok fazla detay bulunur. Oysa 750 bin metrekarelik alan; Aslanlı Yol, Tören Meydanı ve Mozole dışında Gazi’ye ait eşyaların sergilendiği müzeden Kurtuluş Savaşı’nın ve gösterilen kahramanlıkların anlatıldığı bölüme, özlü sözlerin işlendiği kulelerden Barış Parkı’na kendi içinde tek tek özel detaylar barındırır. Anıtkabir’i rehber kitapçık yardımıyla gezmek detayları yakalamak konusunda büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Günümüz Ankara’sının en az kendisi kadar meşhur tarafı caddeleridir. Örneğin şehre daha önce gitmemiş olanlarımızın bile duyup bildiği, her gün sayısız hikâyenin gelip geçtiği Tunalı Hilmi Caddesi… Ya da gençlerin buluşma noktası, hayatın geç saatlere kadar aktığı 7. Cadde… Hatta Sakarya veya Arjantin Caddesi… Size tavsiyemiz bu caddeleri boydan boya aracınızla değil yürüyerek keşfetmeniz olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın tıpkı caddeleri gibi simgeleşen diğer alanları da parklarıdır. Trafiğin, insan hareketliliğinin yoğun olduğu, şehir merkezine nefes olan yemyeşil parkları… En meşhuru da Kuğulu Park’tır. 1950’lerden beri var olan parkın içindeki minik gölette gerçekten de kuğular vardır. Gençlik Parkı, Güvenpark, Seğmenler Parkı, Kurtuluş Parkı, Mogan Park da başkentlilerin en rağbet ettiği yeşil alanlar arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ünlü Ankara Marşı’nın dizeleridir: “Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin, / Var olsun toprağın, taşın Ankara.” Milli Mücadele döneminde yönetim merkezi iken Cumhuriyet’ten sonra başkent olmuş, hemen ardından pek çok açıdan büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık etmiş yapıların başında ise şüphesiz ki aynı cadde üstünde 200 metre mesafe ile konumlanmış I. ve II. TBMM gelir. Günümüzde müze olarak ziyaretçilere açık olan bu yapılar başkente adım atıldığında görülmesi gereken ilk yerler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ankara’yı panoramik biçimde görebileceğiniz en iyi yer 2200 yıllık Ankara Kalesi’dir. Bir zamanlar banknotlar üzerinde resmi bulunan Altındağ ilçesindeki kale zaman zaman festivallere de ev sahipliği yapmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin siluetini belirleyen yapılardan bir tanesi de Ankara’nın en büyük camisi Kocatepe’dir. Türk Diyanet Vakfı tarafından yaptırılan caminin inşasına 1967 yılında başlanmış 1987’de tamamlanmıştır.  Otoparkıyla, avlusuyla geniş bir alana kurulan ibadethanenin içi yoğun estetik detaylarla dikkat çeker. Pencerelerini kaplayan vitraylarla, güneş sistemine vurgu yapan 9.5 tonluk büyük avize ve etrafını saran küçük avizelerle Kocatepe Camii gerçekten görülmeye değerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çankaya ilçesinde bulunan 87 metre uzunluğundaki Atakule de Ankara’nın sembolü gibidir. Açıldığı ilk yıllarda, şehri kuşbakışı gören restoranıyla, dolup taşan kafeleriyle Ankara’nın en renkli mekânlarındandı. Ardından uzun bir yenilenme sürecine girdi… Toplamda 50.000 m2’lik alanıyla 2018 yılında tekrar açılan kule şehre rengârenk görüntüler katmayı sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Başkent Ankara 50’nin üzerinde müzeye ev sahipliği yapar ve bu açıdan müzeler şehri olarak da isimlendirilebilir. 1997’de “Avrupa’da Yılın Müzesi” seçilen ve ülkede en çok ziyaretçi ağırlayan müzelerin başında gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi büyük bir öneme sahiptir. Sadece Ankara’nın değil Anadolu’nun arkeolojik zenginliği bu müzeyi gezerek anlaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın en çok turist çeken yerlerinden biri de 19. yüzyıldan kalma yarı kerpiç, yarı ahşap iki katlı tarihi evlerden ve Arnavut kaldırımlı taş sokaklardan oluşan Hamamönü’dür. Restorasyon çalışmalarının ardından kimi turistik işletmeye çevrilmiş evler, konaklar, camiler arasında gezinirken büyükşehir atmosferinden çıkmanız kaçınılmaz olacaktır. Mehmet Akif Ersoy’un evinin de bu tarihi alanda olduğunu belirtelim.

  • ORTA ÇAĞ’DAN GÜNÜMÜZE UZANAN EN GÜZEL KÖPRÜ MALABADİ

    ORTA ÇAĞ’DAN GÜNÜMÜZE UZANAN EN GÜZEL KÖPRÜ MALABADİ

    Bu sayfayı heybeti, güzelliği ve zamana yenilmeyen direnciyle ülkemizin önemli değerlerinden olan Malabadi Köprüsü’ne ayırdık. Aslında tüm bu özelliklerini kavrayabilmek için onu okumaktan çok gidip görmek gerekiyor. Aramızda gidenler illa ki var ama biz henüz gitmemiş olanların Diyarbakır’da yer alan Malabadi’den bir kez olsun geçmelerini diliyor, sizi konuyla baş başa bırakıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bin yıldır ayakta ” title_font_size=”13″]

    Öyle lafın gelişi bin yıldır demiyoruz çünkü bu gösterişli eser neredeyse 900 yaşında. Artuklu Beyliği’nin kurucusu Artuk Bey’in oğlu İlgazi Bey, Malabadi Köprüsü’nü 1147 yılında yaptırmış. Rivayete göre köprü bugünkü ismini, daha önce aynı bölgede yaşamış olan Mervanilerin kurucusu Bâd’dan almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Batman Çayı’nın iki yakasını bağlıyor” title_font_size=”13″]

    Silvan ilçesinin sınırları dâhilinde olan köprünün konumu için “Diyarbakır-Batman yolu üzerinde” desek daha açıklayıcı olabilir. Silvan’ın merkezine 23 km. mesafede bulunan eser, Diyarbakır ile Batman arasında doğal bir sınır oluşturan Batman Çayı’nın üstüne kurulmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın en geniş kemerli taş köprüsü” title_font_size=”13″]

    Malabadi Köprüsü 150 metre uzunluğunda, 7 metre eninde büyük bir köprü. Yüksekliği ise 19 metre civarında. Toplam 5 gözü bulunuyor fakat hepsi aynı büyüklükte değil. Orta yerindeki en büyük gözün kemer açıklığı tam 40.86 metre ve bu haliyle kendisi dünyanın en geniş taş köprü kemeri oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayasofya’nın kubbesine şemsiye olabilecek kadar büyük” title_font_size=”13″]

    “Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya’nın kubbesi köprünün altına rahatlıkla girer. Balkanlarda, Türkiye’de, Orta Doğu’da bu açıklıkta, bu yaşta köprü yoktur.” Bu sözlerin sahibi Fransız mimar ve sanat tarihçisi Albert Gabriel.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evliya Çelebi’nin gözlemleriyle Malabadi Köprüsü:” title_font_size=”13″]

    Malabadi Köprüsü’nün 17. yüzyıla ait tasvirini ise Evliya Çelebi Seyahatname’sinde şöyle yapıyor:

     

    “Köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapıları vardır. Bu kapıların içinde, sağ ve solda köprünün temeli beraberliğinde, kemerin altında hanlar vardır ki gelip geçen, sağdan ve soldan geldikleri vakit misafir olurlar. Köprünün kemeri altında birçok odalar vardır. Demir pencereler şahnişinlerine misafirler oturup, kemerin karşı tarafındaki adamlarla kimi sohbet eder, kimi ağ ve oltalarla balık avlarlar. Bu köprünün sağ ve solunda da nice pencereli odalar vardır. Köprünün sağ ve solundaki bütün korkuluklar Nehcivan çeliğindendir. Ama demirci ustası da var kudretini sarf ederek bir türlü sanatlı kafesli korkuluklar yapmış ve doğrusu elinin ustalığını göstermiştir. Doğrusu, üstat mühendis var kuvvetini sarf ederek bu köprüde öyle sanatlar göstermiştir ki, bu işçiliği geçmiş mimarlardan hiç birisi göstermemiştir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hem mimari hem kültürel açıdan önemli” title_font_size=”13″]

    Mimari açıdan önemini Evliya Çelebi’nin yukarıdaki satırlarından okumak fazlasıyla mümkün. Köprünün ayaklarında yer alan odalar sayesinde gelip geçilen bir yoldan öte adeta bir kervansaray özelliği gösterdiğini anlıyoruz. Eserin üstündeki aslan, güneş gibi figürlerinin yer aldığı kabartmalar da onu diğer köprülerden ayrıştıran önemli sanatsal birer nitelik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonu hazin biten aşk hikâyesinin de son durağı” title_font_size=”13″]

    Malabadi Köprüsü, Anadolu’da efsanesiyle yaşayan eserlerden biridir aynı zamanda… Ve neredeyse her efsane gibi burada da birbirine kavuşamayan iki gencin aşkından söz edilir. Dilden dile nesilden nesile aktarılarak günümüze ulaşan hikâye sonunda hepimizin bildiği bir türküde ölümsüzleşmiştir: “Malabadi köprüsü/  Malabadi Köprüsü/ Orda başladı bitti/ Şu garibin öyküsü…”

  • ÇOCUKLARA AĞAÇ VE ORMANLARIN ÖNEMİ NASIL ANLATILIR?

    Çocuklara ağaçlandırmanın önemini anlatmak, onların doğaya olan sevgisini ve sorumluluk duygusunu geliştirmeleri açısından harika bir adımdır. Ağaçlandırmanın anlamını daha eğlenceli ve anlaşılır bir şekilde aktarmak için aşağıdaki yöntemleri deneyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fidan Dikim Etkinlikleri Düzenleyin” title_font_size=”13″]

    Çocuklar, toprağa fidan dikerken bu sürece doğrudan katkıda bulunduklarını hissederler. Fidanın büyüme sürecini izlemek, onların sorumluluk duygusunu güçlendirir. Fidanlara isim vermek ise çocukların ağaçlarla kişisel bir bağ kurmasına yardımcı olur. Zamanla fidanlar büyüdükçe onları ‘kendi ağaçları’ olarak görmeye başlamaları, bu bağı daha da derinleştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyunlar ve Etkileşimli Hikâyeler Anlatın” title_font_size=”13″]

    Ağaçların uzun ömürlü ve doğayı korumalarını anlatan hikâyeler anlatabilirsiniz. Örneğin, bir ağacın fidan olarak filizlenip devasa bir orman ağacına dönüşme yolculuğunu, doğaya katkılarını ve ekosistemdeki önemini çocuklara gösterebilirsiniz. Ağaçlandırma günü için tasarlanmış eğlenceli oyunlar organize edebilirsiniz. Örneğin, çocuklar ağaç dalları ve yapraklardan yapboz yapabilir ya da ağaç dikmeyi konu alan bir hazine avı düzenlenebilir. Yapraklar, dallar ve köklerle basit el işleri yaparak ağaçların büyüme süreçlerini ve çevreye olan katkılarını daha somut bir şekilde görmelerini sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eğitici Videolar ve Animasyonlar İzletin” title_font_size=”13″]

    Çocuklara ağaçlandırmanın önemini anlatmak için kısa animasyonlar ve eğlenceli çizgi filmler izletmek, çevre bilinci kazanmalarına katkı sağlar. Ağaçların oksijen üretmesi, toprak erozyonunu önlemesi gibi temel bilgileri öğrenmeleri, doğaya olan ilgilerini artırır. Renkli ve hareketli görseller, çocukların dikkatini çekerken konuyu kolayca kavramalarına yardımcı olur. Küçük yaşlarda doğaya dair sorumluluk duygusu kazanmaları, hem çevreyi koruyan bilinçli bireyler olarak yetişmeleri hem de doğayla güçlü bir bağ kurmaları açısından son derece etkilidir. Ayrıca, animasyonlarla sunulan hikâyeler ağaç dikmenin ve doğayı korumanın nasıl bir fark yarattığını onlara somut bir şekilde gösterme imkânı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğada Keşif Gezileri Yapın” title_font_size=”13″]

    Çocuklarla birlikte ağaçlarla çevrili bir park veya ormanlık alana keşif gezisi düzenlemek, onların doğaya olan merakını canlı tutar. Bu gezilerde, farklı ağaç türleri ve bitki çeşitliliğini gözlemleyerek doğanın zengin yapısını tanımalarını sağlayabilirsiniz. Ağaç kabuklarının dokusu, yaprakların şekilleri ve renkleri gibi ayrıntılar üzerinden doğanın çeşitliliği hakkında bilgi verebilir, çocukların bu detayları incelemesine imkân tanıyabilirsiniz. Ağaçları dokunarak, koklayarak ve gözlemleyerek tanımak, çocukların doğayla güçlü bir bağ kurmasına katkıda bulunur. Bu tür geziler hem eğitici hem de keyifli bir deneyim sunarak çocuklarda çevre bilincini erken yaşlarda pekiştirir. Ayrıca, ormandaki hayvan yuvalarını, çiçeklerin farklı renklerini ve ağaçların çeşitli büyüme şekillerini gözlemlemek, onların doğaya dair sorular sormasına ve çevreyle ilgili farkındalık kazanmasına destek olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fotoğraf ve Çizim Günlüğü Tutmalarını Sağlayın” title_font_size=”13″]

    Çocukları, kendi elleriyle diktikleri fidanların büyüme sürecini takip etmeleri için bir günlük tutmaya teşvik edin; bu süreçte fidanların fotoğraflarını çekebilir veya çizimlerini yapabilirler. Günlüğü incelerken, ağaçların büyümesi ve doğada oluşturduğu olumlu değişimler üzerine sohbetler edebilir, böylece çocuklarda çevreye olan ilgiyi ve sorumluluk duygusunu pekiştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaçların Çevreye Etkisini Basit Kavramlarla Anlatın” title_font_size=”13″]

    Ağaçların havayı temizlemesi, yağışa katkıda bulunması ve hayvanlara yuva sağlaması gibi işlevlerini basit ve anlaşılır bir dille açıklayabilirsiniz. Örneğin, ‘Ağaçlar nefes almamıza yardımcı olur’ veya ‘Kuşlar ve sincaplar ağaçlarda yaşar’ gibi ifadelerle ağaçların hayatımızdaki önemini çocuklara kolayca anlatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evdeki Bitkiler ile Sorumluluk Duygusunu Geliştirin” title_font_size=”13″]

    Evinizde veya okulda bir saksı bitkisini çocuğa emanet etmek, onun doğayla bağ kurması için değerli bir adım olabilir. Bitkinin sulanması, yapraklarının temizlenmesi ve gelişiminin gözlemlenmesi gibi basit görevler, çocuğun sorumluluk bilincini artırırken bitkilerle daha güçlü bir bağ kurmasını sağlar. Böylece çocuk, bir canlının büyümesine katkıda bulunmanın mutluluğunu yaşarken doğaya olan sevgisini de derinleştirir. Bitki bakımını üstlenmek, çocukların çevreye duyarlılığını artırarak onları daha bilinçli ve doğaya saygılı bireyler olmaya teşvik eder. Ayrıca, bitkinin gelişimini izlemek, çocukta sabrı, özeni ve empatiyi pekiştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaç Dostu Şarkılar, Şiirler Öğretin” title_font_size=”13″]

    Çocuklara ağaç dostu şarkılar ve şiirler öğretmek, doğaya olan sevgilerini sanat yoluyla ifade etmeleri için harika bir fırsat sunar. Doğa sevgisiyle yazılmış neşeli şarkılar ve ağaçların önemini anlatan şiirler, onların hafızasında kalıcı izler bırakır. Şarkı söyleyerek veya şiir okuyarak, ağaçların sağladığı oksijenin, sunduğu yaşam alanlarının ve doğadaki güzelliklerin farkına daha içten bir şekilde varırlar. Bu tür sanatsal etkinlikler, çocukların doğaya dair duygusal bir bağ kurmasına ve çevre bilincini daha eğlenceli ve etkili bir yolla pekiştirmesine katkı sağlar. Ağaçlandırma sevgisi çocuk yaşta kazanıldığında, doğa bilinci de kalıcı hale gelir.