Kategori: Rota/Doğa

  • FLORANSA’NIN EŞSİZ MİMARİLERİNE BİR DE BU AÇIDAN BAKIN

    Romalılar tarafından M.S. 59’da kurulan ve 2000 yıldır medeniyete ev sahipliği yapan Floransa; mimarisi, kültürel yapısı, sanat ve düşünce alanında dünyaca ünlü eşsiz bir turizm kenti. Toskana bölgesinin başkenti, Rönesans’ın doğduğu topraklarda yer alan Floransa; İtalya’nın en önemli tarihi şehirlerinden bir tanesi. UNESCO tarafından birçok yapının koruma altına alındığı kentin en görkemli mimarilerine tepeden bakarak şehirde nasıl konumlandığını ve kent kimliğine nasıl bir bütünlük kazandırdığını fotoğrafları ile listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük beşinci Hristiyan kilisesi “Duomo” ya da “Santa Maria del Fiore” olarak da bilinen katedral, 1296-1436 arasında gotik tarzda inşa edilir. Renkli mermerler ile dış cephesi kaplanan yapının içerisindeki asansörle en üst kata çıkarak kentin manzarasını izlemek mümkün. Ayrıca katedralin en tepe noktasında Hz. İsa’nın annesi Meryem’in tamamen altından yapılan ünlü Madonna ve çocuğunun heykeli bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın en eski ve en ünlü köprüsü “Ponte Vecciho”, 32 metre genişliğe sahip ve üzerinde çoğunlukla kuyumcu dükkânları bulunur. 1345’te yaşanan sel baskınında zarar gören yapı onarıldıktan sonra bugünkü halini alarak günümüze ulaşır. II. Dünya Savaşı’nda Almanya, köprüler şehri olarak anılan Floransa’daki tüm köprüleri bombalasa da Ponte Vecciho’yu es geçer ve savaş sırasında Floransa’nın ayakta kalan tek köprüsü olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1059-1128 yılları arasında Romanesk tarzda inşa edilen vaftizhane, şehrin en eski yapılarından biri. 19. yüzyılın sonuna kadar bütün Floransalı Katoliklerin vaftiz edildiği mekânda pek çok sanatçı ve İlahi Komedya eseriyle ünlü İtalyan şair ve siyasetçi Dante Alighieri de vaftiz edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkçede Eski Saray olarak geçen Vecchio Sarayı, Rönesans döneminde idari bina olarak kullanılmıştır. İhtişamlı bir geçmişe sahip olan saray, günümüzde Floransa’nın geçirdiği dönemleri anlatan bir sanat ve tarih müzesine dönüşmüş durumda. Saray; biçimsel dengesi, çok sayıda heykeli, üç avlusu ve 1583’ten kalma bir astronomik saat içeren kulesiyle de ünlüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1294’te başka bir yapının üzerine inşa edilen Santa Croce Bazilikası; Michelangelo, Galileo, Machiavelli ve Marconi gibi isimlerin mezar yeri. Floransa’daki 16 şapel arasında en ünlüsü olan bazilika, 1442’de Papa tarafından kutsanır. 115 metre uzunluğundaki “Aziz Francis Haçı”, yapının en dikkat çeken detaylarından biri. Bazilikanın içerisinde Brunelleschi, Giotto ve Donatello gibi Rönesans döneminin önemli sanatçılarına ait freskler sergilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1458’de inşasına başlanan ve Floransa’nın en büyük Rönesans sarayı olan Palazzo Pitti, 1549’da Medici ailesi tarafından satın alındıktan sonra Toskana Büyük Dükalığı’na ait en önemli yönetim rezidansı haline gelir. 18. yüzyılda Napolyon tarafından devlet üssü olarak kullanılan yapı, 1919’da kral tarafından İtalyan halkına hediye edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en yüksek noktasında bulunan San Miniato al Monte yani Dağ’daki Aziz Minias Bazilikası, oldukça eski bir yapı. İnşasına 11. yüzyılda başlanan bazilikada, Pinokyo’nun yazarı Carlo Collodi ve İtalya’nın en önemli isimlerinin mezarları bulunur. Geometrik mermerle süslenen bazilikada bulunan Hz. İsa mozaiği, 1260’ta; 1499’da çöken çan kulesi 1535’te tamamlanır. 1923 yılında restorasyon çalışmaları yapılan bazilikanın kulesine kalıcı olarak 40 kilodan fazla dört çan yerleştirilerek bugünkü halini alır.

  • SADECE İRAN’IN DEĞİL, DÜNYANIN EN RENKLİ CAMİSİ

    Nasır el-Mülk Camii, İran’ın Fars bölgesindeki Şiraz kentinde bulunuyor. 1876’da yapımına başlanan caminin inşası tam 12 sene sürmüş ve 1888’de tamamlanmış. Kaçar Hanedanlığı döneminde Mirza Hasan Ali Nasırülmülk’ün isteği ile inşa edilen cami; iç mekân süslemeleri, vitrayları ve mimarisi ile diğer camilerden farklılaşıyor. Yapının eşsiz özelliklerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pembeye çalan duvarları sebebiyle Pembe Camii olarak da adlandırılan caminin içerisinde işlemeler, süslemeler ve rengârenk ışık oyunları ilk göze çarpan detaylar. Olağanüstü mimarisinin altında yatan özellikler arasında dış cepheye uygulanan fayans işçiliği de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Toplam alanı 2890 m2 olan caminin pencerelerindeki cam işçiliğini görmek için her yıl dünyanın farklı bölgelerinden binlerce insan ziyarete geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gün doğumu ile hayat bulan renkler, camiye vuran güneş ışığının açısına göre her saat diliminde farklı bir görüntü oluşturuyor. Zemin, duvarlar, kemerler ve yükselen kuleler; caminin mimarları Muhammed Hasan ve Muhammed Rıza Kaşi Pazi Şirazi’nin geniş renkli vitray camları içbükey uygulaması sayesinde yapının tamamı rengârenk görünüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Caminin tavan kısmında ise tezhip ile işlenmiş Kur’an’dan ayetler yer alıyor. İslami yapılarda ender olarak karşımıza çıkan renkliliği, Mescid-i Aksa ve Sultanahmet Camii’nde de görmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çok yönlü bir geometri ile sanat ve bilimin iç içe geçtiği caminin güney cephesinde yer alan küçük vitraylar, güneş ışığını âdeta bir resim gibi mekânın içine yansıtıyor ve bu ışıklar sadece sabah ezanı esnasında kendini gösteriyor. Öğleden sonra bu ışıkları görmek imkânsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Farklı vitray işlemeleri ve göz alıcı kusursuzluktaki mozaik motifleri ile cami, olağanüstü bir mekân algısı oluşturuyor. Bu renkli cam sanatının etkilerini Orta Doğu boyunca tüm Anadolu’da görebilmek mümkün. Bir zamanlar Osmanlı hâkimiyetinde olan İran’daki bu cam sanatını özellikle İznik çinileri ve Kütahya seramiklerinde de sıkça görüyoruz.

  • 8 Madde İle Perge Antik Kenti ve Antalya Müzesi

    8 Madde İle Perge Antik Kenti ve Antalya Müzesi

    ‘‘Hiç şüphesiz Antalya dünyanın en güzel şehridir’’ demişti Atatürk. Bu sözle şüphesiz sadece doğal güzelliklerine değil taşıdığı binlerce yıllık tarihe de vurgu yapmıştı. Bölgedeki Perge Antik Kenti geçmişin en görkemli şehirleri arasında sayılırken Antalya Müzesi de bu görkemli şehirden günümüze ulaşan eserleri muhafaza ediyor. Müzenin “Avrupa Konseyi Yılın Müzesi” ödülüne layık görülmesi ve 2018’in ‘‘Perge Yılı’’ ilan edilmesini 8 maddelik listemizde kutluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Antalya Müzesi dünyanın sayılı müzeleri arasında gösterilmektedir. Kuruluş hikâyesi ve gelişimi oldukça ilginçtir. Birinci Dünya Savaşı sırasında İtalyanların Antalya’yı işgal etmesi ve bölgede yağmaladıkları antik eserlerin tarih öğretmeni Süleyman Fikri Erten tarafından fark edilmesi bu eşsiz müzenin kuruluşunda baş etken olmuştur. Antalya Müzesi bu antik eserleri korumak amacıyla 1922 senesinde bir lise öğretmeni tarafından kurulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eserlerin güvende olması için ilk olarak Kaleiçi’ndeki Alaaddin Camii seçilmiş, daha sonra Yivli Camii’nde bu süreç devam etmiştir. Tarihi eserlerin günümüzdeki binasına taşınması ise ancak 1972 yılında mümkün olmuştur. Antalya Müzesi bir Arkeoloji ve Tarih Müzesi olup aynı zamanda Bölge Müzesi olarak da bilinir. Eserler kronolojik ve konularına göre sıralanmış, büyük bir kısmı özellikle Perge’de yapılan kazılardan elde edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    ‘‘Herakles Lahdi’’ Antalya Müzesi’nin en ilgi çekici eserlerinden biridir. 1960’lı yıllarda kaçırılan eser 2010’da İsviçre’nin Cenevre kentinde ele geçirilerek 7 yıl süren hukuki bir süreç yaşamış ardından da ait olduğu topraklara geri dönmüştür. Roma dönemine ait lahdin üzerinde mitolojik kahraman Herakles’in 12 görevini temsilen 12 figür bulunuyor. Yaklaşık 235 cm boyunda ve 112 cm genişliğinde olan bu görkemli eserin ağırlığı 3 tondur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Müzenin simgelerinden biri haline gelen bir diğer eser ise yine MS 2. yüzyıla ait siyah ve beyaz mermerin birlikte kullanılmasıyla yapılan ‘‘Dans Eden Kadın Heykeli’’dir. Eser, müzedeki 13 salondan biri olan İmparatorlar Salonu’nda sergilenmektedir. 1981’deki kazıda çıkarılmıştır ve Perge’nin ekolü olarak kabul edilmektedir. Belki de dünyada başka bir örneğinin olmadığı, iki mermer türünün tek bir heykel üzerinde kullanıldığı eserin boyu 2 metre 25 cm’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Antalya Müzesi, sahip olduğu heykel ve eserlerle dünyanın en zengin Roma Dönemi müzelerindendir. Anadolu’nun diğer kültür merkezleri gibi dünyanın birçok farklı noktasından gelen yabancı bilim adamları ve turistlerin uğrak noktasıdır. Sergilenen 5.000 kadar tarihi eserin yanı sıra 25.000 kadarı da koruma amacıyla sergilenmemektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Müzenin “Tanrılar Salonu”, “İmparatorlar Salonu” ve “Lahitler Salonu” da Perge kazılarında bulunan eserlerden oluşuyor. Perge’nin hayranlık uyandıran Helenistik, Roma ve Hristiyanlık dönemlerine ait mimarisi ise eşsiz bir görsel güzellik sunuyor. Yüksek kuleler, anıtsal çeşmeler, hamamlar ve sütunlar da caddeler boyunca devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Müzedeki Perge Tiyatrosu Salonu, görseldeki Perge Antik Tiyatrosu’nda yapılan arkeolojik kazılar sonucunda eserler kazanmıştır. Tiyatronun müzeye kazandırdığı çok sayıda heykel buluntusu ve süsleme 1990 senesinden bu yana Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir. Antik tiyatro; sahne, orkestra ve seyirci oturma alanı olmak üzere 3 ana bölümden oluşmuştur. Mekân, popüler olan birçok gladyatör ve vahşi hayvan dövüşlerine de şahit olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kentin dikkat çeken bir diğer yapısı ise anıtsal çeşme… Roma dönemindeki çeşme yapıları katlı ve geniş ön yüze sahip, sadelikten uzak, aksine gösterişli heykellerle süslü yapılardı. MS 2. yüzyıldan kalan çeşme yaklaşık 20 metre yüksekliğinde inşa edilmişti fakat meydana gelen depremler yüzünden günümüzde 12 metreye düştüğü belirtiliyor.

  • DOĞANIN EN SÜSLÜ CANLILARI

    Pek çok canlı, hayatta kalma içgüdüsüyle zamanla farklı şekil ve desenler geliştirerek çevreleriyle mükemmel bir uyum içinde yaşamını sürdürür. Bu canlılar; renkli tüylerden parlak beneklere, karmaşık desenlerden etkileyici biçimlere kadar uzanan çeşitli görsel özelliklerle ya avcılardan korunur ya da üreme dönemlerinde eşlerinin ilgisini çeker. Sahip oldukları desenler, doğal ortamlarında kamufle olmalarını kolaylaştırırken; kimi zaman da rakipleri karşısında üstünlük kurmalarını sağlar. Bu adaptasyon sayesinde bazı canlılar, dış görünüşleriyle âdeta birer sanat eserini andırır. Renkli tüyleri, göz alıcı desenleri ve dikkat çekici yapılarıyla doğanın görsel zenginliğini yansıtan bu canlıları yazımızda keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavus Kuşu Örümceği” title_font_size=”13″]

    Avustralya’ya özgü, renkli ve etkileyici danslarıyla tanınan küçük ama benzersiz bir örümcek türü olan tavus kuşu örümceği, adını tavus kuşlarını andıran desenli ve renkli karın kısmından alır. Erkek örümcekler, bu göz alıcı desenleri dişilerini etkilemek için kullanır. Renkleri genellikle mavi, kırmızı, turuncu ve yeşil tonlarında canlıdır ve nano ölçekteki ışığı yansıtan yapılar sayesinde parlar. Erkek tavus kuşu örümceği, çiftleşme döneminde dişiyi etkilemek için karmaşık bir dans sergiler. Bu dans sırasında karnını yukarı kaldırarak renkli kısmını gösterir ve bacaklarını titreterek ritmik hareketler yapar. Yalnızca 3-5 milimetre boyutunda olmasına rağmen bu tür; gösterişli görünümü, zarif hareketleri ve simetrik desenleriyle doğanın estetik gücünü en etkileyici şekilde yansıtan canlılardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mandalina Balığı ” title_font_size=”13″]

    Güney Pasifik ve Hint Okyanusu’nun sıcak, sığ mercan resiflerinde yaşayan mandalina balığı, doğanın âdeta renkli bir fırça darbesi gibidir. Genellikle 6-8 santimetre arasında değişen boyuyla küçük yapısına rağmen, canlı mavi, turuncu ve yeşil tonlarıyla su altının en göz alıcı canlılarından biri olarak kabul edilir. Estetik görüntüsüyle mandalina balığı hem deniz biyologlarının hem de akvaryum meraklılarının ilgisini çeken büyüleyici bir türdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mücevher Yaban Arısı” title_font_size=”13″]

    Asya, Afrika ve Pasifik Adaları’nda yaşayan mücevher yaban arısı, parlak yeşil ve mavi metalik renkleri sayesinde bir mücevheri andırdığı için “mücevher” adını almıştır. Metalik parlaklığı ve ışığı yansıtan renkleri, doğal ortamdaki ışık oyunlarıyla birleşerek onları yırtıcılardan saklanmak için avantajlı hâle getirir. Genellikle ormanlık alanlar ve tropikal bölgelerde yaşayan bu tür, çevresiyle uyum sağlayarak ışık yansımalarını taklit eder. Ayrıca bazı yırtıcılar bu canlıların dikkat çekici renklerini, doğada zehirli ya da tehlikeli canlılara ait bir uyarı olarak algılar. Bu durum, “aposematizm” olarak bilinen savunma mekanizmasının bir parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cennet Kuşu ” title_font_size=”13″]

    Papua Yeni Gine, Avustralya ve çevresindeki adalarda yaşayan cennet kuşları, göz alıcı renkleri ve etkileyici danslarıyla tanınır. Neon mavisi, yeşil, altın sarısı, kırmızı ve siyah gibi canlı renklere sahip bu kuşlar, doğanın en süslü canlıları arasında yer alır. Erkek cennet kuşları, dişileri etkilemek için olağanüstü danslar sergiler. Bu danslar; tüylerini kabartma, kanatlarını sallama ve belirli bir ritimde hareket etme gibi özel koreografiler içerir. Yaklaşık 42 türü bulunan cennet kuşlarının her biri, kendine özgü renkleri, desenleri ve davranışlarıyla dikkat çeker. Dişiler, en parlak tüylere ve en etkileyici danslara sahip erkekleri tercih ettiğinden erkek cennet kuşlarının renkleri zamanla daha karmaşık ve gösterişli hâle gelmiştir. Bu evrimsel süreç, onların doğadaki en göz kamaştırıcı kuşlardan biri olmasına neden olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılbaşı Ağacı Solucanı ” title_font_size=”13″]

    Denizlerde yaşayan ve adını yılbaşı ağacına benzeyen renkli, spiral şeklindeki görünümünden alan yılbaşı ağacı solucanı; sarı, mavi, kırmızı, beyaz ve turuncu gibi çeşitli renklerde olabilir. Mercan resiflerinin sakinleri arasında yer alan bu küçük ama dikkat çekici canlı, yaklaşık 3-4 santimetre uzunluğundadır. Ancak renkli dokunaçları, onu olduğundan daha büyük ve gösterişli gösterir. Solucanın gövdesi mercan yapısına gömülüdür; dışarıda yalnızca spiral biçimindeki dokunaçları görülür. Bu renkli dokunaçlar, aynı zamanda filtreleme sistemi gibi çalışarak sudaki küçük besin parçacıklarını yakalar. Canlı renkleri ise, rengârenk mercanlar arasında kamufle olmalarına, avcıları caydırmalarına ya da dikkatlerini dağıtmaya yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Semer Sırtı Tırtıl ” title_font_size=”13″]

    Semer sırtı tırtılının adı, sırt kısmındaki renkli “semer” (yani halat veya ip benzeri şekil) deseninden gelir. Tırtıl genellikle sarımsı, yeşilimsi ve beyaz renklerde desenlere sahiptir ve bu renkler tüylerinde yoğunlaşır. Göz alıcı görünümü, yırtıcılara karşı bir savunma mekanizması işlevi görür. Semer sırtı tırtılı aynı zamanda doğanın en etkileyici metamorfoz süreçlerinden birine sahiptir. Yumurtadan çıkan tırtıl, önce hızlıca büyür; ardından koza örerek pupa evresine geçer. Bu evrenin sonunda ise zarif ve renkli bir gece kelebeğine dönüşerek hayat döngüsünü tamamlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mavi Halkalı Ahtapot ” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en tehlikeli deniz canlılarından biri olarak bilinen mavi halkalı ahtapot, küçük boyutuna rağmen son derece güçlü bir zehre sahiptir. Kendini savunmak amacıyla salgıladığı bu zehir, insanlar için bile ölümcül olabilir. Genellikle 20 santimetreye kadar büyüyebilen bu türün en dikkat çekici özelliği, vücudundaki parlak mavi halkalar ya da dairelerdir. Bu halkalar, ahtapot stres altındayken veya tehdit hissettiğinde belirginleşir ve saldırıdan önce bir uyarı işareti niteliği taşır. Mavi halkalı ahtapot, Pasifik Okyanusu’nun tropikal ve subtropikal bölgelerinde; özellikle Avustralya, Filipinler ve Japonya kıyılarında yaşamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapraklı Deniz Ejderi ” title_font_size=”13″]

    Denizlerin en renkli ve etkileyici canlılarından biri olan yapraklı deniz ejderi, adını vücudunda bulunan yaprak benzeri uzantılardan alır. Bu çıkıntılar, deniz yosunlarına ve bitkilere benzemesini sağlayarak doğal ortamında mükemmel bir kamuflaj oluşturur. Yaklaşık 35 santimetreye kadar büyüyebilen yapraklı deniz ejderi, yalnızca Avustralya’nın güney kıyıları ve çevresindeki bazı deniz bölgelerinde görülür. Bu ilginç deniz canlısı genellikle çok yavaş hareket eder. Yapraklı yapıları sayesinde suyun akıntısıyla sürüklenebilir ya da deniz bitkilerine tutunarak hareketsiz kalabilir. Bu sayede hem avcılardan saklanır hem de çevresiyle neredeyse tamamen bütünleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Picasso Böceği” title_font_size=”13″]

    Picasso böceği, üzerindeki rengârenk ve soyut desenler nedeniyle, ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso’nun sanatına benzerlik gösterdiğinden bu ismi almıştır. Yeşil, sarı ve siyah tonlarındaki renkler, böceğin vücudunun farklı bölgelerinde bir araya gelerek soyut şekiller ve çizgilerle harmanlanmıştır. Bu dikkat çekici desenler, böceğin çevresindeki bitki örtüsüyle uyumlu hâle gelmesini sağlar ve bu sayede doğal bir kamuflaj işlevi görür.

  • 6 MADDEYLE MACAW PAPAĞANI

    Etkileyici tüy yapısı, şaşırtıcı özellikleri ve canlı renkleriyle Macaw papağanları, tropikal hayvanlar içinde en dikkat çekenlerdendir. Bu sosyal kuşların en ilginç özelliklerinden biri eğer doğru bir eğitim verilirse adeta dile gelmesidir. Birkaç kelimeden çok daha fazlasını konuşabilen Macaw papağanları keskin zekâları ve öğrenme kapasiteleriyle diğer kuş türlerinden çok daha öndedir. Uzun ömürlü oluşuyla şaşırtan, Macaw ya da Sümbül papağanı olarak da bilinen bu tropikal kuşlar hakkında bilgileri sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • Kendi Ekosistemini Yaratan 10 Toprak Akvaryum

    Kendi Ekosistemini Yaratan 10 Toprak Akvaryum

    Toprak akvaryumlar bir diğer adıyla teraryumlar son yıllarda evleri, dükkânları, bahçeleri, balkonları süslüyor, yarattığı minik dünyalarla her göreni hayran bırakıyor. Çeşit çeşit fanuslarda, kavanozlarda hayata gelen bu minyatür yeşil dünyaları yakından tanımak, ilginç hikâyelerini öğrenmek için buyurun listemize bir göz atın…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    akvaryum, aquarium, terrarium

    Teraryum, yani akvaryumun içine toprak koyup içine bitki dikmek, ilk kez Londra’da botanikçi Nathaniel Ward tarafından uygulanan bir teknik. Tropik bitkilerle ilgilenen bu bilim adamı, günümüzde sık sık karşımıza çıkan toprak akvaryumların babası sayılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    akvaryum, aquarium, terrarium

    Dr. Ward, Londra’da yetişmesi mümkün olmayan tropik bitkileri kavanozların içinde yetiştirmeye başlıyor ve bitkilerin ihtiyacı olan tropik ekosistemi bu kavanozlarda oluşturabildiğini görüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    akvaryum, aquarium, terrarium

    Hatta toprak akvaryumları bir gemiye koyarak dünyanın diğer ucuna, Avustralya’ya yolluyor ve bitkilerin bu 6 aylık zorlu yolculuktan hiç etkilenmediğini çünkü akvaryumların içinde ayrı bir ekosistem oluştuğunu kanıtlamış oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    akvaryum, aquarium, terrarium

    Toprak akvaryumlar, aynı tropik sistemlerde olduğu gibi devamlı nemli olan bir doğal alan oluşturuyor ve böylece içindeki bitkiler gereken besinleri ediniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    aquarium, terrarium, akvaryum

    Teraryumu ilk yaptığınızda verdiğiniz can suyu akvaryumun yapımı tamamlanıp da ağzı kapatılınca buharlaşıyor ve adeta yağmur gibi bitkilerin üzerine yağıyor, toprağa düşüyor ve sonra tekrar buharlaşarak ekosistemin dönüşümünü tamamlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    aquarium, terrarium, akvaryum

    Oluşan bu ekosistem sayesinde bitkileri sulamanız gerekmiyor, akvaryumun içi her zaman nemli kalıyor. Ama bu sebeple teraryum için seçeceğiniz bitkilerin de bu nemli sisteme uyum sağlayabilecek türler olması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    aquarium, terrarium, akvaryum

    Toprak akvaryumların bir başka güzelliği evinizde sizin de kolayca yapabilecek olmanız. Uygun bir fanus ya da kavanoz, çakıl taşları, torf, aktif kömür kullanarak teraryumunuzu kendiniz yapabilirsiniz. Eğer tüm adımları doğru uygularsanız ve doğru malzemeler kullanırsanız, su vermeseniz bile bitkileriniz büyümeye ve yeşil kalmaya devam edecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    aquarium, terrarium, akvaryum

    Toprak akvaryumu hazırlamak için uygun bir fanus ya da kavanoza, çakıl taşlarına, aktif kömüre, torfa ve tabii ki uygun bitkilere ihtiyacınız var. Ayrıca, bitkilerinizin altına yosun yerleştirerek hoş bir görüntü yaratabilirsiniz. Minyatür dünyanızı süslemek için dekoratif taşlar ve figürler de kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    aquarium, terrarium, akvaryum

    Teraryumu hazırlamak için ilk olarak, çakıl taşlarını daha sonra aktif kömür parçalarını ve en son olarak torfu yerleştirin daha sonra tropik mevsime uygun minyatür bitkileri ve dekoratif figürleri arzu ettiğiniz şekilde bir araya getirerek kendi dünyanızı yaratabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    akvaryum, aquarium, terrarium

    Kendi yarattığınız bu minyatür ekosistemi evinizde, balkonunuzda, bahçenizde dekorasyon amaçlı kullanabilirsiniz. Üstelik kendi ellerinizle yaptığınız toprak akvaryum, sevdiklerinize verebileceğiniz çok güzel bir hediye olacaktır.

  • Vahşi Doğanın En Sevimli Halleri

    Vahşi Doğanın En Sevimli Halleri

    Timsahlar, aslanlar, kaplanlar, sırtlanlar, tilkiler… Evet, onlarla ayrı dünyaların canlılarıyız ama aslında bir o kadar da yakınız… Kimi en az bizim kadar üşengeç, kimi bizim gibi çalışkan, kimi çocuklarına karşı öğretici, kimi kindar, kimi sadık, kimi eğlenmeyi seviyor hatta kimi bizler gibi kayıplarının ardından yas tutuyor. Kim demiş vahşiler diye!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Toprağından Havasından Suyundan Hayat Fışkıran Şehir

    Toprağından Havasından Suyundan Hayat Fışkıran Şehir

    Tarihi kadar gösterişli bir doğası var Çanakkale’nin… Turistik ama aynı zamanda dinginliğini de koruyabilmiş bir şehir. Birbirinden güzel fotoğraflarla şimdi Kültür ve Yaşam’ın sayfasını renklendiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Asya’da ve Avrupa’da toprakları bulunan Çanakkale adını Marmara Denizi ve Ege Denizi’ni birbirine bağlayan Çanakkale Boğazı’ndan alır. Bu açıdan bakınca İstanbul ve İstanbul Boğazı ile benzer bir şehirdir ama Çanakkale Boğazı’nın bir köprüsü yoktur, ulaşım feribotla sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1915-1916 yıllarında Çanakkale’nin denizinde/karasında büyük bir bağımsızlık direnişi sergilendi. Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybeden binlerce insan, nesillerle gelecek milyonlarca insana bağımsız bir hayat hediye etti. Gelibolu bu açıdan çok özel bir yere sahip ve en çok ziyaret edilen ilçeler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    truva atı

    Çanakkale’nin yakın tarihi kadar antik dönemlere uzanan tarihi de farklı hikâyelerle dolu. Şehrin merkezinde bulunan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 1998 yılında girmiş Troya Antik Kenti bu hikâyeleri günümüze taşımaya devam ediyor. Antik kentin içindeki Truva Atı ise en çok fotoğrafı çekilen sembol yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Eceabat ilçesindeki Kilitbahir Köyü’nde yer alan Kilitbahir Kalesi 1462-63 yıllarında Fatih Sultan Mehmet tarafından stratejik amaçlı inşa ettirilmiş. Günümüzde surları ve kuleleriyle şehrin en çok ilgi gören tarihi yapılarının başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    tatil, yaz

    Çanakkale’nin en güzel yerlerinden biri Bozcaada’dır. Arabalı vapur ile ulaşım sağlanan ada köyü bulunmayan tek ilçe… Koyları ve plajları mavinin farklı tonlarını şaşkınlıkla izleyeceğiniz güzellikte… Su sporlarını sevenler için de Bozcaada en doğru adreslerden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gökçeada ise Çanakkale’de güneşi batırabileceğiniz en güzel yerlerden biridir. Rum köyleriyle güzelleşen bu adada Marmaros Şelalesi’ne gidebilir, Yıldız Koyu’nda kumtaşlarından oluşan doğal heykelleri görebilir, binlerce yıl önceden günümüze ulaşan höyükleri gezebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    assos

    Şehrin Ayvacık ilçesine bağlı Assos tarihi dokusu kadar yaşattığı sessizlikle adından söz ettirir. Gün içinde Antik Çağ’dan kalan kalıntıları görmek, akşamları deniz kıyısında Midilli Adası’nın ışıklarını izlemek Çanakkale’de yapabileceğiniz onlarca eşsiz aktiviteden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çanakkale mutfağının köklü bir geçmişi bulunuyor. İçinde sebzenin ve balığın bolca bulunduğu bir kültür bu… Börülce köftesinden ıspanakla yapılan çırpmaya, patlıcan kapamadan mantarla yapılan melkiye zengin bir kültür. Ama Çanakkale’ye gittiğinizde tatmadan dönmemeniz gereken yemek tabii ki sardalya başta olmak üzere bütün balık türleri…

  • İKİ ÜLKE SINIRINDA BİR DOĞA HARİKASI: IGUAZÚ ŞELALELERİ

    Arjantin ile Brezilya sınırında yer alan Iguazú Nehri üzerindeki Iguazú Şelaleleri, Güney Amerika’nın kuzeydoğusunda, Paraná Ormanları’nın tam kalbinde yer alıyor. Yüzlerce şelaleden oluşan bu doğa harikası, 80 metre yükseklikten derin bir vadiye dökülerek dünyanın en etkileyici manzaralarından birini sunuyor. Yeryüzünde derin bir çatlak oluşmasına neden olan volkanik bir patlama sonucu meydana gelen Iguazú Şelaleleri hakkında ilginç bilgileri yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şelale denince akla genellikle görkemiyle ün salmış Niagara ya da Victoria Şelalesi gelse de Güney Amerika’nın tam ortasında, Arjantin ile Brezilya’nın kesişim noktasında yer alan Iguazú Şelaleleri dikkat çekici bir doğal güzellik olarak öne çıkıyor. Genişliğiyle Afrika’daki Zambiya-Zimbabve sınırında bulunan Victoria Şelalesi’ni; uzunluğuyla ise ABD-Kanada sınırındaki Niagara Şelalesi’ni geride bırakıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Iguazú Şelaleleri, toplamda 275 ayrı şelaleden oluşuyor. 3 kilometre uzunluğa erişen şelalelerin %20’si Brezilya’da, %80’i ise Arjantin’de yer alıyor. Her iki ülkede de şelaleler millî park statüsünde korunmuş ve 1984 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Etrafını saran yağmur ormanları, şelalelerin çevresinde zengin bir bitki ve hayvan çeşitliliği oluşmasını sağlamış. Arjantin tarafındaki Iguazú Millî Parkı’nda; maymunlar, tukan kuşları, timsahlar ve rakunlar gibi birçok farklı vahşi hayvan türünü gözlemlemek mümkün. Şelalelerin görkemli sularını izlemek için en uygun dönem ise ilkbahar ve sonbahar aylarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Brezilya, şelalelerin daha azına ev sahipliği yapıyor olsa da en etkileyici manzaralar bu ülkeden izlenebiliyor. Devasa boyutlardaki şelaleleri ve yağmur ormanlarının nefes kesen manzarasını geniş açıyla ve uzaktan seyretme imkânı sunan Brezilya tarafı, ziyaretçilerine daha çok görsel odaklı bir deneyim yaşatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şelalelerin %80’ine ev sahipliği yapan Arjantin tarafında ise şelaleleri doğrudan deneyimlemek, yanından geçmek ve yakınına kadar ulaşmak mümkün. Manzaradan çok adrenalin arayanların tercihi olan Arjantin’deki şelaleleri özel bir trenle gezme fırsatı da sunuluyor. Şelalelerin hem üzerinden hem de altından geçen bu tren, onlarca metre yükseklikten dökülen suların zemine ulaştığı noktaya kadar ziyaretçileri götürerek ortaya çıkan muazzam enerjiyi birebir hissettiriyor. Farklı güzergâhlara sahip tren rotaları sayesinde, millî park içinde yağmur ormanlarının derinliklerindeki vahşi yaşamı da gözlemlemek mümkün oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 80 metreden daha yüksek bir noktadan 14 şelalenin birlikte aktığı “Devil’s Throat” (Şeytan Boğazı), Iguazú Şelaleleri’nin en etkileyici bölümünü oluşturuyor. İzleme terasından yaklaşık 270 derecelik geniş bir açıyla görülebilen bu U şeklindeki şelale birleşimi, büyüleyici bir manzara sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Doğa harikası Iguazú Şelaleleri, 1541 yılında İspanyol kâşif Álvar Núñez Cabeza de Vaca tarafından keşfedildi. ABD’nin 32. Başkanı Franklin D. Roosevelt’in eşi Eleanor Roosevelt, şelaleleri ilk kez gördüğünde hayranlığını “Poor Niagara!” (Zavallı Niagara) sözleriyle dile getirdi. Öte yandan, Amerikalı usta yönetmen Steven Spielberg de “Indiana Jones” film serisinin bir bölümünü bu etkileyici şelalelerde çekmiştir.

  • GÜNEŞ DOĞMAYAN ŞEHİRLER

    Kış aylarında Kuzey Kutup Dairesi ve çevresindeki bazı şehirlerde “kutup gecesi” olarak adlandırılan etkileyici bir doğa olayı yaşanır. Bu durum, Dünya’nın eksen eğikliği nedeniyle Güneş ışıklarının belirli bölgelere birkaç gün ila birkaç ay boyunca ulaşamamasından kaynaklanır. Güneş’in doğmadığı bu dönem, şehirler doğal güzellikleri ve eşsiz atmosferleriyle ön plana çıkar. Büyüleyici manzaraları ve kuzey ışıkları gibi eşsiz görsel şölenleriyle bu şehirler, her yıl dünyanın dört bir yanından ziyaretçi çeker. İşte, kış aylarında Güneş’in doğmadığı ve kuzey ışıklarına ev sahipliği yapan bazı şehirler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Longyearbyen, Norveç” title_font_size=”13″]

    Ekim ayının ortasından şubat ayının ortasına kadar, yaklaşık dört ay boyunca Güneş’in doğmadığı Longyearbyen, Norveç’in Svalbard takımadalarının başkentidir. Kutup gecesinin en uzun sürdüğü yerlerden biri olan Longyearbyen, Dünya’nın Kuzey Kutbu’nu çevreleyen Arktik bölgesinde yer alır ve buzul çölü ile vahşi doğasıyla tanınır. Kuzey Işıkları’nın büyüleyici manzaraları altında dört ay karanlıkta kalan Longyearbyen, yaklaşık iki buçuk ay boyunca gece ve gündüz arasında hiçbir fark olmadan tamamen karanlıktır. “Mavi saat” olarak adlandırılan bu dönemdeki kutup geceleri tüm gün süren muhteşem bir “alacakaranlık” ile başlar ve sona erer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Qaanaaq, Grönland” title_font_size=”13″]

    Kasım ayının sonlarından şubat ayının ortasına kadar yaklaşık üç ay boyunca gece karanlığında kalan Qaanaaq, Grönland’ın kuzeybatısında, Dünya’nın en uzak yerleşim yerlerinden biri olarak bilinir. Kutup ayılarının doğal yaşam alanlarına oldukça yakın olan Qaanaaq, yaz aylarında Güneş’in beş ay boyunca batmadığı, kış aylarında ise hiç doğmadığı eşsiz bir coğrafyaya sahiptir. Kutup gecesi, kasaba halkı için önemli bir dönemi temsil eder. Güneş’in geri dönüşü olan 17 Şubat, yerel halk tarafından “Kaperlak” adıyla büyük bir coşkuyla kutlanır. Kasım ve şubat arasındaki bu karanlık dönem, aynı zamanda Kuzey Işıkları’nı izlemek için en uygun zamanlardan biridir. Qaanaaq, bu eşsiz doğa olaylarına tanıklık etmek isteyen ziyaretçiler için de büyüleyici bir destinasyondur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Utqiaġvik, Alaska, ABD” title_font_size=”13″]

    Alaska’nın ve Dünya’nın en kuzeyindeki yerleşim yeri olan Utqiaġvik (eski adıyla Barrow), kutup gecesinin en uzun yaşandığı bölgelerden biridir. Kış boyunca karanlık hâkim olurken, yaz aylarında “gece yarısı güneşi” adı verilen doğa olayı gözlemlenir. Utqiaġvik’te, 18 Kasım’dan 23 Ocak’a kadar Güneş hiç doğmaz. İki aydan uzun süren bu kutup geceleri, aynı zamanda Kuzey Işıkları’nı izlemek için eşsiz bir fırsat sunar. Alaska’nın diğer şehirleriyle karayolu bağlantısı olmayan Utqiaġvik, denize yakın konumu sayesinde balina, kutup ayısı ve fok gibi hayvanların doğal yaşam alanı olarak dikkat çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ivalo, Finlandiya” title_font_size=”13″]

    Finlandiya’da, Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen kuzeyinde yer alan Ivalo, kasım ayının sonundan ocak ayının ortasına kadar yaklaşık 50 gün süren kutup gecesi dönemine ev sahipliği yapar. Sakin atmosferi ve Kuzey Işıkları ile tanınan Ivalo, bu eşsiz doğa olayını izlemek için Dünya’nın en iyi konumlarından biri olarak kabul edilir. Kutup gecesi döneminde sıklıkla görülen Kuzey Işıkları, özel olarak tasarlanmış cam iglolarda ya da açık gökyüzü altında yapılan safari turlarıyla izlenebilir. Ayrıca, bu dönemde beyaz kar örtüsü, karanlık günleri aydınlatarak bölgeye büyüleyici bir atmosfer kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Murmansk, Rusya” title_font_size=”13″]

    Rusya’nın kuzeybatısında, Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen kuzeyinde yer alan Murmansk, Dünya’nın en büyük kutup şehri olarak bilinir. II. Dünya Savaşı sırasında stratejik bir liman olarak büyük önem kazanan şehir, sert kış iklimine rağmen etkileyici bir doğaya sahiptir. Murmansk’ta kutup gecesi dönemi genellikle 2 Aralık’tan 11 Ocak’a kadar sürer ve yaklaşık 40 gün boyunca devam eder. Ancak bu süre boyunca hava tamamen karanlık değildir; özellikle öğle saatlerinde kısa bir alacakaranlık yaşanır. Bu esnada gökyüzü mavi ve kırmızı tonlarda büyüleyici renklere bürünerek doğanın adeta bir sanat eseri sunmasını sağlar. Murmansk, kış aylarında sunduğu çeşitli aktivitelerle de dikkat çeker. Husky köpekleriyle kızak turları, Khibiny Dağları’nda kar motosikleti gezileri gibi etkinlikler turistlere unutulmaz deneyimler sunar. Ayrıca, Kuzey Işıkları’nı izlemek için de ideal bir lokasyon olarak öne çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kiruna, İsveç” title_font_size=”13″]

    İsveç’in kuzeyinde, madenleriyle ünlü Kiruna’da kutup gecesi dönemi yaklaşık bir ay sürer. Aralık ayında başlayıp ocak ayında sona eren bu dönemde, turistler Kuzey Işıkları’nı izlemek ve buz otellerde konaklamak için bölgeyi ziyaret eder. Ayrıca, Kiruna’nın Dünya’nın en büyük yeraltı demir madeni olan LKAB ile olan bağlantısı, şehri endüstriyel ve turistik açıdan da özel kılar. Şehir aynı zamanda 40 yıldır düzenlenen Kiruna Kar Festivali’ne ev sahipliği yapar. Bu festival kapsamında kar heykel yarışmaları, kızak yarışları ve yerel kültürü tanıtan eğlenceler düzenlenir. Doğa ve kültürle harmanlanan bu etkinlikler, ziyaretçilere Arktik kuşak yaşam tarzını yakından tanıma fırsatı sunar.