Kategori: Rota/Doğa

  • FATİH GEZİ REHBERİ

    Fatih; başlı başına “İstanbul” denebilecek bir ilçe. Üzerine bir gezi rehberi oluşturmaya kalktığınızda ufak bir kitapçık hazırlamanızı gerektirecek kadar büyük ve çok yönlü bir yerleşim… Sadece aşağıda sıraladığımız yerler bile onun nasıl bir tarihi ve kültürü sırtladığını anlatmaya yeterli…  Olabilecek en hızlı Fatih turuyla karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fatih ilçesinin önemli bir kısmı kentte ilk yerleşimin olduğu bölgelere yani Eski İstanbul’a karşılık gelmekte. Burası Roma’nın, Bizans’ın ve elbette Osmanlı’nın izlerini sürebileceğiniz Tarihi Yarımada’dır ve bu coğrafyanın dünyaca ünlü mekânlarından biri Topkapı Sarayı’dır. Dolayısıyla Fatih’i gezmeye Tarihi Yarımada’dan, bilhassa 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun 400 yıl boyunca yönetim merkezi olmuş Topkapı Sarayı’ndan başlamak düşünülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Topkapı Sarayı’ndan geçiş yapılacak adres ise 10 dakika yürüyüş mesafesinde olan Gülhane Parkı olabilir. Osmanlı döneminde sarayın dış bahçesi olan, 1912 yılında park haline getirilerek halka açılan mekân, ağaçların arasından yürüyerek Boğaz’a kadar inmeye ve dünyanın en güzel manzaralarından biriyle buluşmaya fırsat verir. Ayrıca parkın içinde yer alan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi de mutlaka görülmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    17.yüzyıl Osmanlı’sından günümüze kalan, Batılıların Blue Mosque yani Mavi Camii olarak bildiği ve yine Tarihi Yarımada’da konumlanmış Sultanahmet Camii sadece Fatih’in değil İstanbul’un simge yapıları arasında yer alır. Sedefkâr Mehmed Ağa tarafından yapılan cami aslında bir külliyenin parçasıdır ve bu külliye, arastası, çeşmesi, sebili, türbesi, imarethanesi, hamamı ile şehrin en büyük tarihi yapılarından biridir. Adını camiden alan Sultanahmet Meydanı ve çevresi de gezi güzergâhı içine dâhil edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tarihi Yarımada’yı hakkıyla gezebilmek için birkaç günün bu geziye ayrılması yerinde olacaktır. Çünkü dünyanın göz bebeği Ayasofya bile tek başına birkaç saatinizi alabilir. Buraya kadar gelmişken güney batısındaki Bazilika Sarnıcı ya da bilinen adıyla Yerebatan Sarayı görülmeden geçilmemelidir. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılan yeraltı sarnıcı içindeki devasa sütunlar ve sütun başlıkları ile fantastik bir mekân görüntüsü çizmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tarihi Yarımada’nın içlerine doğru girildikçe Beyazıt semti ve bu semtte gezilebilecek pek çok nokta karşımıza çıkar.  Beyazıt Camii, Nuruosmaniye Camii, Beyazıt Kulesi, Sahaflar Çarşısı… Tabii ki bu semtin en ünlü yapısı dünyanın da en eski kapalı çarşısı olarak ün yapmış olan Kapalıçarşı’dır. Binlerce dükkân barındıran ve bu dükkânlarda satılan ürünlerle rengârenk bir dünya oluşturan Kapalıçarşı yerli ya da yabancı turistlerin tek bir tatilde birkaç kere uğradığı ender mekânlardandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İstanbul şehrinin siluetini çizen camilerin başında Süleymaniye gelir. 16. yüzyıl eseri olan bu cami hem şehre hâkim konumu hem de mimarisi ile göz kamaştırır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Camii dört başı mamur Süleymaniye Külliyesi’nin en nadide parçasıdır. Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” dediği yapı, usta mimarın kendi türbesi ile Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın türbelerine de ev sahipliği yapmaktadır. Fatih’teki Süleymaniye semti adını içinde yer alan bu eserden almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Kimse, Patrike tahakküm etmesin, kim olursa olsun hiçbir kimse kendine ilişmesin…” diye devam eden sözler Fatih Sultan Mehmet’in çıkardığı fermanda geçmekte ve fermana konu olan mekân İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne karşılık gelmektedir. Bir Fatih gezi rehberinde olması gereken yerler arasında hem bu kilise hem de içinde yer aldığı Fener semti mutlaka yer almalıdır. Fener’le iç içe geçmiş Balat semti de listede olması gereken diğer tarihi yerleşimlerden biridir.

  • ÇÖLÜN ORTASINDAKİ RENGÂRENK TİEBELE KÖYÜ

    Afrika’nın batısında bulunan Burkina Faso’nun güneybatı kesiminde Tiebele olarak adlandırılan yaklaşık 1,2 hektarlık küçük bir köy bulunuyor. Bu köyün özelliği ise tamamen doğal malzemelerden yapılan evlerin yine doğal boyalarla ve el işçiliği ile boyanıyor olması. Bin yıldır sürdürdükleri gelenekleri ile Tiebele köyünü yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kassena şehrinin kalbinde taht kurmuş olan Tiebele, “Sukhalalar” ile yani penceresi bulunmayan rengârenk desenlerle bezenmiş evlerden oluşuyor. Burkina Faso’da bilinen en eski etnik grup olan Kassenalılar, 15. yüzyıldan bu yana Tiebele köyünde yaşamlarını sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tropik ormanlık alanlarda bolca ağaç bulunmasından dolayı yapılar genelde ahşap olurken Afrika gibi çöl ya da yarı kurak iklimlerde evler kilden inşa ediliyor. Tiebele köyündeki evlerin malzemesi bu sebeple çöl toprağı olurken, bu evler son derece ince işçilik isteyen desenlere boyanıyor. Yerel motiflerin kullanıldığı köy evlerinin her biri farklı geometrik şekillere sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Duvarların boyanması Gurunsi kadınları tarafından yapılıyor. Gurunsi topluluğu M.S. 16. yüzyıldan kalma çok eski bir uygarlık. Boyama işleminde kil, kaolin ve kömür gibi yerel doğal malzemelerden elde edilen siyah, beyaz ve kırmızı renkler kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tiebele’deki evler gerek iklimi gerekse olası düşman saldırıları dikkate alınarak inşa ediliyor. Kapılar herhangi bir saldırı anı düşünülerek küçük inşa edilirken; evlerin hiçbirinde ise herhangi bir pencere bulunmuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tiebele’de bir ev inşa edildikten sonra içinde yaşayacak olan kişi iki gün bekliyor; eğer evin içinde bir kertenkele yürürse orası iyi bir ev sayılıyor ancak kertenkele yürümezse ev yıkılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 18 bin kişinin yaşadığı bu rengârenk ve eşsiz köyde yapay malzeme bulmak neredeyse imkânsız. Özenle boyanan duvarlar, koruyucu özelliği olan doğal bir vernik ile kaplanıyor. Eşsiz Tiebele köyünü koruma altına almak adına “Dünya Anıtlar Fonu” özel çalışmalar yürütüyor. Afrika’nın sıcak iklimi sebebiyle köyü her mevsim ziyaret etmek mümkün.

  • BİTKİ YETİŞTİRİCİLİĞİ İÇİN TOPRAĞINIZI TANIYIN

    Bahçenizde ya da saksıda bitki yetiştirmeyi planlıyorsanız, bu yazı tam size göre! Güneş, su ve bakım ne kadar önemliyse, toprak da bitki türüne göre en az onlar kadar belirleyicidir. Çünkü bitkiler, kökleri aracılığıyla ihtiyaç duydukları tüm besinleri toprağın derinliklerinden alır. Bu nedenle, bitkilerin sağlıklı gelişebilmesi ve verdiğiniz emeğin karşılığını alabilmeniz için toprak yapısını tanımak büyük önem taşır. Peki, killi toprak mı, tınlı toprak mı yoksa humuslu toprak mı daha uygun? Hangi bitkiyi ekeceğinizi belirlediyseniz, sırada o bitki için en doğru toprağı seçmek var. Bitki türlerine göre en uygun toprakları, sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Torf Toprak” title_font_size=”13″]

    Genellikle sarı, kahverengi ya da siyah renkte olan torf toprak, tamamen organik maddelerden oluşur. Yüksek su tutma kapasitesi sayesinde, bitkilerin ihtiyaç duyduğu nemi sağlar ve kök çürümelerini önler. Bu nedenle düzenli sulama aşırıya kaçmadan yapılmalıdır. Ortanca, açelya, kamelya gibi süs bitkileri; marul, ıspanak ve maydanoz gibi nem seven sebzeler ile yaban mersini, böğürtlen ve ahududu gibi meyveler, ayrıca yeni ekilmiş fideler ve tohumlar için idealdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kumlu Toprak” title_font_size=”13″]

    Hafif ve gevşek yapısıyla kolay işlenebilen kumlu toprak, yağışlı dönemlerde ya da kış mevsiminde sulama gerektirmez. İlkbaharda hızla ısındığı için erken ekim yapmak isteyenler açısından oldukça elverişlidir. Ancak suyu ve besin maddelerini çabuk kaybettiği için düzenli besin takviyesi gerekebilir. Bu toprak türü, özellikle derin köklü ve kuraklığa dayanıklı bitkiler için uygundur. Havuç, turp, yer fıstığı gibi kök sebzeler; kavun, karpuz, şeftali gibi meyveler; mısır ve darı gibi tahıllar ile lavanta ve ada çayı gibi aromatik bitkiler kumlu toprakta verimli şekilde yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tınlı Toprak” title_font_size=”13″]

    Çiftçiler ve bahçıvanlar tarafından sıkça tercih edilen tınlı toprak; suyu iyi tutması, köklerin hava almasını sağlaması ve besin maddelerini koruması sayesinde oldukça verimli bir toprak türüdür. Bu özellikleriyle hem sebze-meyve tarımında hem de süs bitkisi yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılır. Elma, armut, kiraz ve şeftali gibi meyve ağaçları; buğday, arpa ve mısır gibi tahıllar ile gül, lavanta ve petunya gibi çiçekler tınlı toprakta sağlıklı şekilde yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kireçli Toprak” title_font_size=”13″]

    Besin tutma kapasitesi açısından dengesiz bir yapıya sahip olan kireçli toprak; içerisinde bol miktarda kil, kireç, taş, humus ve kum barındırır. Bu özellikleri nedeniyle işlenmesi en zor toprak türlerinden biridir. Verimli hâle gelmesi için genellikle ek gübreleme gerekebilir. Havuç, lahana, soğan, kuşkonmaz ve pancar gibi sebzeler; badem ve kayısı gibi meyve ağaçları, ada çayı ve menekşe gibi süs bitkileri ile yulaf gibi tahıllar, kireçli toprakta yetiştirilmeye uygundur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Humuslu Toprak” title_font_size=”13″]

    Bitkileriniz için humuslu toprak kullanıyorsanız, emeklerinizin karşılığını alacağınız kesin! Neredeyse tüm bitki türleri için uygun olan bu toprak, çürümüş bitki ve hayvan artıklarının uzun sürede ayrışmasıyla oluşur. Koyu kahverengi ya da siyaha yakın renkte olan humuslu toprak, yumuşak dokusuyla besin maddeleri bakımından oldukça zengindir. Sebzelerden meyve ağaçlarına, süs bitkilerinden tahıllara kadar pek çok farklı bitki türünün sağlıklı şekilde yetişmesine olanak tanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Killi Toprak” title_font_size=”13″]

    İlkbaharda ısınması uzun süren ve su tutma kapasitesi yüksek olan killi toprak, yoğun yapısı nedeniyle düzenli olarak işlenmeli ve havalandırılmalıdır. Fazla suyu kolayca tahliye edemediği için kök çürümesi gibi sorunlara yol açabilir. Bu özellikleri nedeniyle dikkatli kullanılmayı gerektiren bir toprak türüdür. Lahana, ıspanak ve pazı gibi yapraklı sebzeler; ayva ve erik gibi meyve ağaçları ile ayçiçeği gibi tarla bitkileri killi toprakta sağlıklı şekilde gelişebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çakıl Toprak” title_font_size=”13″]

    Yüksek oranda çakıl, taş ve kum içeren çakıl toprak; düşük su tutma kapasitesi sayesinde kök çürümesine yatkın, suya hassas bitkiler için uygun bir yetişme ortamı sunar. Bu toprak türü özellikle sukulentler, kaktüsler, lavanta ve kekik gibi suyu fazla sevmeyen bitkiler için idealdir. Ayrıca kaya bahçeleri ve dekoratif peyzaj uygulamalarında da yaygın olarak tercih edilir.

  • GEZEGENİN EN GÜÇLÜ YUMRUĞU: MANTİS KARİDESİ

    Literatürde “Peygamberdevesi karidesi” olarak da geçen mantis karidesi, genelde 10 cm boyutlarında olsa da bir Afrika aslanının çenesi kadar güçlü pençe ve yumruklara sahip olmasıyla gören herkesi şaşkına çeviriyor. Keşfedilen en büyük mantis karidesi, 46,1 cm ve bugüne kadar keşfedilmiş 450 kadar çeşidi bulunuyor. Minik cüssesine rağmen derin ve sığ suların en tehlikeli avcılarından olan mantis karidesleri hakkında ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mantis karidesi dünya çapında tropikal ve subtropikal sularda yaşar; çoğu tür Hint ve Pasifik Okyanusu sularında bulunur. Bazı türler ılıman deniz ortamlarında görülür. Mantis karidesleri yuvalarını refisler, kanallar ve bataklıklar dahil olmak üzere sığ sulara inşa eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güçlü yumruğu ile bilinen mantis karidesi, hayvanlar âleminin en güçlü canlılarından biri. Mantis karidesinin yumruğu saatte 80 km hızla hareket eder ve 150 kg kuvvete ulaşabilir. Bu kuvvet, 90 gr vücut ağırlığına sahip karidesin kendi vücut ağırlığının 2.500 katına denk gelmektedir. Sopa benzeri uzantıları ile yaptığı tek bir vuruş, bir yengecin kolunu koparabilir veya bir salyangozun kabuğunu parçalayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mantis karidesleri hayvanlar âlemindeki en karmaşık görme duyusuna sahip canlıdır. İnsanlarda üç, kelebekte beş tür fotoreseptör bulunurken mantis karidesinin gözünde 12 ila 16 tür fotoreseptör hücresi bulunur. İnsanlardaki üç renk reseptörü kırmızı, yeşil ve mavidir. Mantis karidesinde bulunan 12 ile 16 adet fotoreseptör tıpkı kelebeklerde olduğu gibi insan beyninin algılamadığı renkleri görmesini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Oldukça zeki bir tür olan mantis karidesleri birbirlerine ve bazen de başka türlere sinyal vermek için floresan desenlerini kullanırlar. Uzmanlar bu durumun mantis karideslerinin gizli bir iletişim diline sahip olduğunu gösterdiğini belirtiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mantis karidesleri ortalama 20 yıl yaşar. Dişi yumurtaları ya yuvaya bırakır ya da yanında taşır. Yumurtadan çıktıktan sonra yavrular, yetişkin formlarına erişmeden önce üç ay boyunca zooplankton olarak yaşar. Zooplankton tatlı veya tuzlu sularda yüzemeyen, akıntıya göre hareket eden canlıları tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mantis karidesinin yumurtadan yeni çıkmış zooplankton halini avlayan denizanası, balık ve balinalar dahil çeşitli hayvanlar var. Ancak yetişkin formuna erişen mantis karidesini avlayan bir avcı bulmak pek de mümkün değil.

  • 9 Madde İle Çocuklara Doğayı Tanıtmanın En Eğlenceli Yolu Kampçılık

    9 Madde İle Çocuklara Doğayı Tanıtmanın En Eğlenceli Yolu Kampçılık

    Mis gibi doğanın ortasında bir çadırda uyumak, çadırınızın üzerine vuran ağaçların gölgesini seyretmek kadar huzur veren, dinlendiren çok az şey vardır. Bu güzel deneyimi çocuklarınızla beraber yaşayabilir, siz doğada huzur bulurken onların da yeni beceriler kazanmasını, doğayı tanımasını sağlayabilirsiniz. Eğlenceli bir çadır kampı serüveninin tüm yönlerini listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kamp Yeri Seçimi” title_font_size=”13″]
    çadır kampı

    Türkiye’deki kamp severler bu konuda özellikle şanslıdır çünkü güzel ülkemizde kamp yapıp doğanın tadını çıkarmak için birçok şahane mekân bulunur. Dört bir yanımızdaki denizlerin ve sahillerin tadını çıkarabileceğiniz, bir göl kenarında huzuru bulabileceğiniz ya da yemyeşil ormanlarda tertemiz havayı soluyabileceğiniz bir kamp yeri seçebilirsiniz. Kamp süresince deniz havası solumak istiyorsanız Muğla’daki Akyaka Orman Kampı, Fethiye Kabak Koyu, Bozcaada Kamp Alanları’nı; eğer dağ ve orman havası arıyorsanız Karabük’teki Yenice Ormanları, Bursa Uludağ Çobankaya Kamp Alanı’nı tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hummalı Bir Hazırlık” title_font_size=”13″]
    çadır kampı, doğal hayat

    Kamp yapacağınız yeri belirledikten sonra hazırlık süreci başlar. Kamp boyunca ihtiyacınız olacak her türlü malzemeyi özenle hazır etmeniz, kampta keyfinizin kaçmaması için hayati önem taşır. Kaliteli çadır, mat ve uyku tulumları tercih edin ya da var olan malzemelerinizi kullanacaksanız, yola çıkmadan önce tüm malzemelerinizi kontrol etmeyi unutmayın. Ayrıca ilkyardım çantası ve yemek pişirmek için gerekli eşyaları da özenle planlamalı ve gözden geçirmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yolculuk” title_font_size=”13″]
    bavul, bagaj, araba

    Çocuklarınızla beraber kampa gitmenin en eğlenceli kısımlarından biri ailecek yolculuk yapmaktır. Arabanızdaki yükleri ve eşyaları gerekli malzemeleri kullanarak güvenli bir şekilde yükleyip sabitledikten sonra yola çıkabilirsiniz. Eğer çok kalabalık bir aileyseniz ve çok eşyanız varsa bir karavan kiralamayı da tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El Birliği İle Kamp Alanı Kurulumu” title_font_size=”13″]
    doğa, çadır kampı, orman

    Kamp yerine vardıktan sonra, sıra çadırınızı kuracağınız yeri belirlemeye ve birkaç gün boyunca yuvanız olacak alanı hazırlamaya gelir. Tüm bu kurulumu ailecek yaparak hem çocuklarınıza yaşayacağınız yeri düzenleme zevkini tattırırsınız hem de yeni bir beceri kazanmalarını sağlarsınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Temiz Hava Bol Gıda” title_font_size=”13″]
    orman, doğa

    Kamp alanının kurulumunu tamamladıktan sonra sıra doğanın ve kampçılığın tadını çıkarmaya gelir, bol oksijenli havayı solumak sağlığınız ve çocuklarınızın bedensel gelişimi için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biridir. Karadeniz’in güzeller güzeli Rize Ayder Yaylası ve Artvin Kamp Alanları’nda Türkiye’nin belki de en temiz havasını solumanız mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kamp Yemekleri Ve Sohbetleri” title_font_size=”13″]
    tatil, yemek yapan çocuk

    Kampçılığın en keyifli yanlarından biri ailecek kamp yemekleri pişirmek, el birliği ile pişirdiğiniz yemeklerin tadını çıkarmaktır. Minik patatesleri etraftan topladığınız taze kekik ve biberiyelerle tatlandırabilir, ateşin üzerinde sosis ve mısır pişirerek çocuklarınızın da çok seveceği bir öğün hazırlayabilirsiniz. Hele bir de dalından dağ çileği toplarsanız dört dörtlük bir yemek yiyebilirsiniz. Yemeğinizi yerken ailecek sohbet edebilir, çocuklarınıza masallar ve hikâyeler anlatarak onların hayal gücünün gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğaya Saygı Duymak” title_font_size=”13″]
    kamp

    Kampta geçirdiğiniz süreyi sadece doğanın içinde olup onun nimetlerinden faydalandığınız bir zaman dilimi olarak görmek yerine doğayı keşfedeceğiniz, onun güzelliklerini yakından tanıyacağınız ve çocuklarınıza doğaya saygı duymayı, ona zarar vermeden yaşamayı öğreteceğiniz bir fırsat olarak değerlendirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hareketli Bir Yaşama Doğru İlk Adımlar” title_font_size=”13″]
    aile tatili, kamp, kampçılık

    Kampçılık, hareketli bir yaşam tarzı için oldukça güzel bir ilk adımdır. Çocuklarınız küçük yaşta kampçılıkla beraber uzun yürüyüşlere, doğada zaman geçirmeye, kısacası hareketli bir hayata alışarak yaşamları boyunca sağlıklı olmalarına yardımcı olacak bir hobi edinebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Özgüvenli Çocuklar” title_font_size=”13″]
    kamp, doğa, köpek

    Kamp süresince çocuklarınıza ufak sorunlarla baş etmeyi, alet-edevat kullanmayı, çadır kurmayı öğretebilirsiniz. Arada ailecek kamp yaparak çocuklarınızın hayatta çözüm üretmeyi öğrenmek, kendi kendine yetmek ve özgüveni yüksek bir birey olmak adına güzel bir adım atmasını sağlarsınız.

  • ALI AL, MORU MOR ORMAN MEYVELERİ

    ALI AL, MORU MOR ORMAN MEYVELERİ

    Konuklarımız, tek tek de muhteşem görünen ama bir pastanın üstüne yan yana dizildiklerinde insanı kendinden geçirebilecek kadar etkileyen orman meyveleri. Kendiliğinden yetişen, yetiştikleri yerler sayesinde de katkısız ve alabildiğine organik olan bu ürünler hem faydaları hem de tatları nedeniyle çok kıymetliler. İçlerinden bazılarını tanıyalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Türkiye’nin 7 Bölgesinden 9 Baraj

    Türkiye’nin 7 Bölgesinden 9 Baraj

    Doğal zenginlikleri bol olan Türkiye’de elektrik ya da su sağlamak için kullanılan birçok barajımız bulunur. Ülke tarihinin farklı dilimlerinde inşa edilmiş ve 7 coğrafi bölgemize dağılmış 9 barajı listemizde bir araya getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’daki Riva deresi üzerine içme suyu temini amacıyla kurulan barajın yapımı 1973 senesinde tamamlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ege Bölgesi’nin güzel ilçesi Bergama yakınındaki baraj, adını üzerinde bulunduğu Kestel Çayı’ndan alır ve bölgenin sulanması için kaynak sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adını Elazığ’ın Keban ilçesinden alan baraj, ülkenin en büyük havzaya sahip nehri Fırat’ın üzerinde bulunur ve elektrik temini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fırat Nehri üzerinde bulunan bir diğer baraj ise son bölümü 2001 yılında tamamlanan Birecik’tir. Birecik Barajı hem elektrik hem de su sağlıyor ve Gaziantep ile Şanlıurfa arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    GAP kapsamında Fırat Nehri üzerine yapılan Atatürk Barajı’nın Türkiye için önemi bazı banknotların arka tarafında resminin bulunmasından bile anlaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ankara’ya bağlı Sarıyar Barajı, Sakarya Nehri üzerinde yer alır. Yapımı 1956 gibi erken bir tarihte tamamlanan baraj hidroelektrik temin eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Toros Dağları’ndan doğan Manavgat Nehri üzerinde yer alan Oymapınar Barajı, elektrik üretimi sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en yüksek, dünyanın ise 6. en yüksek barajı olan Deriner Barajı, Artvin’de Çoruh Nehri’nin üzerindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Adana’nın 15 km yukarısındaki Seyhan Barajı adını aldığı Seyhan Nehri üzerinde bulunur ve hem sulama hem de elektrik üretimi için kullanılır.

  • DAĞLARIN ZİRVELERİNE YOLCULUK

    Dünyanın dört bir yanında yükselen dağlar, yalnızca doğa harikaları değil; farklı coğrafyaları, iklimleri ve zorluklarıyla tırmanış tutkunları için benzersiz macera noktalarıdır. 18. ve 19. yüzyıllarda dağ zirvelerinin keşfine olan ilgi artmış; coğrafi keşifler ve dağcılık sporunun yükselmesiyle de ivme kazanmıştır. Bu dönemle birlikte dağ zirveleri artık yalnızca uzak ve ulaşılmaz yerler değil, aynı zamanda keşfedilmeyi bekleyen hedefler olarak görülmeye başlanmıştır. Yazımızda, gökyüzüne uzanan görkemli ve nefes kesici zirveleri sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaçkar Dağları Millî Parkı, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin kuzeydoğusunda yer alan ve Karadeniz Bölgesi’nin en yüksek sıradağlarını oluşturan Kaçkar Dağları, deniz seviyesinden 3.937 metre yüksekliğe ulaşır. Türkiye’nin en yüksek dördüncü dağı olan Kaçkar Dağları, 1994 yılında millî park ilan edilmiştir. 52.970 hektarlık geniş bir alanı kaplayan Kaçkar Dağları Millî Parkı, çok sayıda endemik bitki ve hayvan türüne de ev sahipliği yapar. Yüksek rakımlarda yer alan Büyük Deniz Gölü ve Dibektaş Gölü, bölgenin ünlü buzul göllerindendir. Ayder, Pokut, Elevit yaylalarının da bulunduğu parkta rafting, yamaç paraşütü, dağ bisikleti ve kış sporları gibi çeşitli doğa aktiviteleri yapılabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denali, Alaska” title_font_size=”13″]

    Alaska’da bulunan ve Kuzey Amerika’nın en yüksek noktası olan Denali Millî Parkı’ndaki bu görkemli dağ, deniz seviyesinden 6.190 metre yükseklikte yer alıyor. Hem Kuzey Amerika’nın hem de kutup bölgesinin en yüksek zirvesi olan Denali’ye tırmanmak; sert hava koşulları ve zorlu arazi yapısı nedeniyle son derece güçtür. Kış aylarında hava sıcaklığı -60 dereceye kadar düşebilir. Zirveye ulaşmak, dağcılar için büyük bir başarı kabul edilir ve her yıl birçok maceraperest bu zorluğu göze alarak Alaska’ya gelir. Tırmanışın güçlüğü nedeniyle başarı oranı düşük olan zirveye çıkmadan önce, dağcılar, yüksekliğe uyum (aklimatizasyon) sürecini dikkatlice planlamak zorundadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Matterhorn, İsviçre/İtalya” title_font_size=”13″]

    İsviçre ile İtalya sınırında yer alan Matterhorn Dağı, Avrupa’nın en tanınmış zirvelerinden biridir ve simetrik koni biçimindeki yapısıyla ünlüdür. Deniz seviyesinden 4.478 metreye kadar yükselen bu dağ, Alpler’in oluşumu sırasında iki tektonik plakanın çarpışmasıyla meydana gelmiş; zirvesinin bazı bölümleri Afrika levhasından koparak bu noktaya taşınmıştır. 14 Temmuz 1865’te İngiliz dağcı Edward Whymper ve ekibi Matterhorn’a ilk başarılı tırmanışı gerçekleştirmiştir. Ancak bu tırmanış sırasında ekipten dört kişi düşerek hayatını kaybetmiş ve olay, dağcılık tarihinin en bilinen trajedilerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Matterhorn, günümüzde İsviçre’nin simgelerinden biri olarak kabul edilir ve özellikle çikolata başta olmak üzere birçok İsviçre ürününün tanıtımında sıkça kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gökkuşağı Dağları, Çin ” title_font_size=”13″]

    Özenle işlenmiş bir sanat eserini andıran Zhāngyè Danxia Jeoloji Parkı’ndaki rengârenk sıra sıra dağlar, 2010 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir. Zhāngyè Danxia, dünya üzerindeki en çarpıcı “danxia” jeolojik oluşumlarından biri olarak kabul edilir. “Danxia”, kırmızı renkli kum taşı ve kayaların oluşturduğu özel bir yüzey tipidir. Dağlardaki parlak kırmızı, turuncu, sarı ve mavi tonlar; kum taşı ve diğer mineral yataklarının milyonlarca yıl süren tortulaşma ve oksidasyon süreçleriyle oluşmuştur. Her bir renkli katman, farklı dönemlerde biriken mineral tortularından meydana gelir. Kırmızı tonların kaynağı ise topraktaki demir oksittir. Gökkuşağı Dağları olarak da bilinen bu oluşumun en yüksek noktası, deniz seviyesinden yaklaşık 3.800 metre yüksekliğe kadar ulaşır. Bölgeyi ziyaret etmek için en uygun dönem, mayıs ile eylül ayları arasıdır. Bu aylar, güneş ışığının kayaların rengini daha canlı hâle getirdiği ve manzaranın en güzel şekilde görülebileceği zamanlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kinabalu Dağı, Borneo Adası” title_font_size=”13″]

    Deniz seviyesinden 4.095 metre yüksekliğe ulaşan Kinabalu Dağı, Güneydoğu Asya’nın en yüksek zirvelerinden biridir. Borneo Adası’nın Malezya’ya ait bölümünde, Sabah eyaletinde yer alır ve 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilen Kinabalu Millî Parkı’nın bir parçasıdır. Dağ, yaklaşık 10 milyon yıl önce oluşmuş bir granodiyorit plutonudur; yani yer kabuğunun derinliklerinde magmanın yavaşça soğuyup kristalleşmesiyle oluşan büyük bir kaya kütlesidir. Bu süreç sonunda ortaya çıkan granodiyorit oldukça dayanıklı bir magmatik kayaçtır. Zamanla çevresindeki daha yumuşak kayaçlar erozyonla aşınmış, geriye bu sert ve çıplak pluton zirvesi kalmıştır. Kinabalu’nun zirvesi bugün çıplak kayalıklarla kaplıdır ve yıl boyunca yoğun bulut örtüsüyle çevrilidir. “Sabah Alpleri” olarak da anılan bu etkileyici dağ, dünyanın en popüler tırmanış rotalarından biridir. Her yıl 40.000’den fazla kişi zirveye ulaşmak için bu doğa harikasını ziyaret eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cerro Torre, Patagonya ” title_font_size=”13″]

    Cerro Torre, Arjantin ve Şili sınırındaki Patagonya bölgesinde yer alan, dik yamaçlarıyla ünlü bir zirvedir. Yaklaşık 3.130 metre yüksekliğiyle dünyanın en zorlu tırmanış rotalarından biri olarak kabul edilir. Sert rüzgârlar, dik buz duvarları ve ani hava değişimleri zirveye ulaşmayı son derece güçleştirir. Özellikle dağın tepesindeki büyük buz mantosu, tırmanışın önündeki en büyük doğal engeldir. Cerro Torre’nin ilk başarılı tırmanışı ise uzun yıllar tartışmalara konu olmuştur. 1959’da iki dağcı zirveye ulaştıklarını iddia etmiş ancak iniş sırasında birinin hayatını kaybetmesi ve yeterli kanıt sunulamaması nedeniyle bu tırmanış resmî olarak tanınmamıştır. Bu nedenle, 1974 yılında İtalyan bir ekip tarafından gerçekleştirilen tırmanış, dağın ilk doğrulanmış zirve çıkışı olarak kabul edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vinson Dağı, Antarktika” title_font_size=”13″]

    Antarktika’nın en batısında yer alan Ellsworth Dağları’nın bir parçası olan ve “Vinson Massif” olarak adlandırılan bu büyük dağ silsilesi, 21 kilometre uzunluğunda, 13 kilometre genişliğinde ve 4.892 metre yüksekliğindedir. Kış aylarında sıcaklık -40 dereceyi aşarken, yaz aylarında -20 dereceye kadar yükselir. Dağın zirvesi genellikle sakin rüzgârlara sahip olsa da ani hava değişiklikleri ve Antarktika’nın sert soğuğu, bu noktaya ulaşmayı oldukça zorlu hâle getirir. Dağ, 1958 yılında keşfedilmiş; zirveye ilk tırmanış ise 1966 yılında Amerikalı bir ekip tarafından gerçekleştirilmiştir. Tırmanışlar genellikle aralık ve ocak aylarında Antarktika’nın yaz mevsiminde yapılır. Bu dönemde Vinson Dağı’nda 24 saat boyunca gün ışığı görülür.

  • ANADOLU’DA KURULAN İLK ŞEHİR DEVLETİ

    Arslantepe Höyüğü veya diğer adıyla Melid, Malatya’nın 7 km kuzeydoğusunda bulunuyor. M.Ö. 5000 yıllarından M.S. 11. yüzyıla kadar yerleşim yeri olan bölge; M.S. 5. ve 6. yüzyıllar arasında bir Roma köyü, ardından da Bizans nekropolü yani mezarlık olarak yüzyıllarca kullanılmış. Anadolu’nun en eski şehir devletinin kurulduğu Arslantepe Höyüğü hakkında detaylar yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Arslantepe’de ilk kazılar 1930’larda Louis Delaporte başkanlığında Fransız ekip tarafından gerçekleştirilir. Kazılarda taş üzerine alçak kabartma ile dekore edilmiş avlu ve avlunun giriş kapısının yanında iki aslan heykeli bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kazı ekibini daha da heyecanlandıran ise aslan heykellerinin karşısında buldukları devrilmiş halde duran, Hitit inancında bereket ve fırtına tanrısı olan, Tarhunza’nın heykelidir. Kazılara göre bu alan, M.Ö. 1200’lerde inşa edilmiş “Geç Hitit Sarayı”dır. Saray duvarlarının üzerinde Hitit sanatını, kültürünü ve dinini yansıtan çok sayıda taş levha bulunur. Bu eserler o tarihlerde Malatya’da müze bulunmadığı için Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesine götürülür. Halen bu müzede sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Höyükte yapılan kazılar sonucunda; M.Ö. 3600-3500’lere ait tapınak, M.Ö. 3300-3000 yıllarına ait bir kerpiç saray, iki bini aşkın mühür baskı, taş kabartmalar ve çeşitli metal ile seramik eserler bulunur. Arkeologlar elde ettikleri bilgilerden Arslantepe’nin o dönemde aristokrasinin doğduğu ve ilk devlet şeklinin ortaya çıktığı resmî, dini ve kültürel bir merkez olduğunu açıklar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kazılar devam ettikçe tüm insanlığı heyecanlandıran bilgiler ve bulgular elde edilir. Sarayın olduğu alanda arsenikli, bakır alaşımlı, gümüş kakmalı kılıçlar bulunur. Bu kılıçlar şimdiye kadar bulunabilen ilk kılıçlardır. Sarayın hemen yanında M.Ö. 2900 yılına tarihlenen ve önemli bir kişiye ait olduğu düşünülen bir mezar ortaya çıkarılır. Ayrıca M.Ö. 5000 yılından M.S. 11. yüzyıla kadar uzanan katmanlara ve kalıntılara rastlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2014’te UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne geçici olarak alınan Arslantepe Höyüğü, 2021’de Çin’in ev sahipliğinde yapılan UNESCO 44. Dünya Miras Komitesi toplantısında listeye kalıcı olarak eklenir. Dünya üzerinde insanların bir devlet biçiminde organize oldukları ilk günlere ışık tutan ve önemli bilgiler edinmemizi sağlayan bu antik alan sadece ülkemiz için değil, tüm dünya için oldukça değerlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2011’de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunan eserlerden; kral, iki aslan ve 12 duvar kabartmasının bire bir kopyaları Malatya Valiliği tarafından Heykeltıraş Cengiz Göğebakan’a yaptırılarak Arslantepe Höyüğü ören yeri girişine yerleştirilir. Ziyaretçiler bu sayede kazı alanından çıkarılan eserleri yerinde görme şansı bulur. Arslantepe Höyüğü’nde bulunan ancak açık havada sergilenmesi riskli olan pek çok eser ise Malatya Arkeoloji Müzesindedir. Antik dönemlerde Malitiya olarak geçen ve beş bin yıllık bir geçmişi olan Malatya; muhteşem doğası, verimli tarım toprakları ve Anadolu’nun en eski şehir devletine ev sahipliği yapması açısından görülmeye değer şehirlerimizin başında gelmektedir.

  • ARILAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Dünya üzerinde yaklaşık yirmi bin, Türkiye’de ise yaklaşık olarak iki bin türü bulunan arılar mükemmel bir tozlayıcı olarak gezegenimizdeki yaşamın çeşitliliğini ve devamını sağlar. Koloni kurarak yaşayan arıların kurdukları yuvaya “kovan” denilir. Bir kovanda işçi ve erkek arılarla birlikte bir adet kraliçe arı bulunur. Bal arılarından tutun yaban arılarına kadar eko-sistemde oldukça önemli görevleri bulunan arılar hakkında ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bütün hayatı boyunca bir tane arının ürettiği bal miktarı, ortalama olarak bir çay kaşığının 12’de 1’i kadardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çalışkanlıkları ile bilinen arılar aslında sürekli çalışmazlar. Sadece yaz aylarında çalışan arılar kış döneminde kovanlarından çıkmadan uzun bir dinlenme süreci geçirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bilinen ilk arı fosili yüz milyon yıl, ilk insan fosili ise üç yüz bin yıl öncesine aittir. Yani biz yokken arılar vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilim insanlarının uzunca bir süre anlamlandıramadıkları arı dansının aslında bir yön gösterme hareketi olduğu anlaşılmıştır. Bal arıları bulduğu yemek kaynağının konumunu ve kovana mesafesini yaptığı özel dans ile diğer arılara anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Arılardan duyduğumuz “vızzz” sesinin kaynağı, saniyede iki yüz otuz kez kanat çırpma sesidir. Bedenlerine oranla küçük kanatları olan arılar, bedenlerini taşıyabilmek için dakikada ortalama olarak on üç bin kere kanat sallarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bal arılarının yüz yetmiş koku alıcısı bulunur. Bu sayede bizlerin kokusunu dahi alamadığımız çiçeklerin izini sürebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bal arılarının altı bacağı, beş gözü, iki çift kanadı bulunur ancak aslında bir böcek türü olan arıların sahip olduğu beş gözün bileşik yapısı vardır. Bileşik gözler binlerce gözden oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Arılar petekleri altıgen şekilde yapar. Bu sayede arılar mümkün olduğunca az balmumu kullanırken, bal ürettikleri alanın da daha verimli kullanılmasını sağlarlar. Yani arıların matematik bildiklerini söylemek yanlış olmayacaktır.