Kategori: Rota/Doğa

  • Binlerce Yıldır Birlikte Yaşadığımız Kediler

    Binlerce Yıldır Birlikte Yaşadığımız Kediler

    Bir kedi hayatınızı değiştirebilir… Kedi-insan ilişkisiyle ilgili birçok araştırma evinizi bir kediyle paylaşmanın sizi, evinizi ve içinde yaşayanları değiştireceğini gösteriyor. Aşağıda kedilerle ilgili 10 madde bulacaksınız… Ama unutmayın ki insanlar gibi kedilerin de her biri farklı ve bu fark bizim parmak izimizde olduğu gibi onların da burun izlerinde saklı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Evcil kedinin kökenlerinin MÖ 9500 yılına dek uzandığı düşünülür fakat hayatımızda tartışılmaz bir yeri olan kedilerin Antik Mısırlılar tarafından evcilleştirildiğini, MÖ 1500 yılından beri kedilerle beraber yaşadığımızı gösteren bulgular da var. Kısacası, tam tarihini bilmiyor olsak da kedilerin çok uzun yıllardır insanlarla ortak bir hayatları olduğu kesin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Pek sevimli evcil kedilerimizin soyunun aslan, çita gibi vahşi kedilerle aynı kökene dayandığı hemen herkesin bildiği bir gerçek… Bu fotoğrafta gördüğünüz, vahşi kedilerle evcil kedilerin kırması Savannah gibi türler ise bize evimizdeki minnoşların atalarını hatırlatmakta birebir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kabul gören bir sava göre kedilerle evlerimizi paylaşmaya başlamamızın nedeni fareleri ve haşeratları yakalayan mükemmel avcılar olmaları… Ama günümüzde birçoğumuzun onlarsız bir hayat düşünememesinin nedeni ise çok daha duygusal…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyada 600 milyon kedinin yaşadığı düşünülüyor, bu sayıya evcil kediler ve sokak kedileri dâhil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sevimli kediler

    Varlığı ile huzur bulduğumuz evimizin neşesi kediler, günün %70’inde uyurlar ama eğer tatlı canları isterse boylarının 6 katı yüksekliğe bir çırpıda atlayabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Birçok evcil kedi cinsi olsa da ülkemizde en çok tekirler, sarmanlar hayatımıza eşlik ediyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ve diğer ülkelerden farklı olarak, ülkemizde sokak kedileri mahallelerin önemli şahsiyetleri arasında yer alıyor, seviliyor, besleniyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    komik kediler

    Kediler, biz insanlara çok iyi bakar… Kedi sahiplerinin üçte bir oranında daha az kalp krizi ve felç geçirdiği, kedilerin göğüs kanserini fark edebildiği, kedi mırıltısının kemik erimesine iyi geldiği gibi fikirler var…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    komik kediler

    Kediler çok sakin gözükseler de her an olmadık yaramazlıklar yaparak sizi hem şaşırtıp hem de gülümsetebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    sevimli kediler

    Eğer siz de hayatınızı bir kedi ile paylaşmak isterseniz, evinizin kıymetlisi olacak bu canı sokaktan ya da barınaktan sahiplenebilirsiniz.

  • AKVARYUM DÜNYASININ İLGİNÇ BALIKLARI

    Hobiler gündelik yaşamdaki koşuşturmaların yarattığı stresten uzaklaşmak için insanoğlunun kendine araladığı keyifli bir pencere. Akvaryum hobiciliği ise tüm dünyada tutkunlarının olduğu bir alan… Sualtı dünyasına ait ilginç canlıların süslediği akvaryumların en özel ve farklı türlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Doğal yaşam alanı Güney Amerika’nın sığ suları olan Discus balığı için diske benzeyen ve çeşitli renklere sahip vücut yapısıyla su dünyasının en egzotik canlılarından biri diyebiliriz. Discusların erkekleri dişilerinden çok daha renkli olurken, bu türün üyeleri tek başlarına yaşamı sevmezler. Etçil bir balık türü olan Discusların bakımı çok da kolay değildir ve ısı değişimlerine karşı oldukça hassas balıklardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akvaryum tutkunları arasında popüler bir tür olan Zebra Vatoz balığının doğal yaşam alanı Amazon Nehri’nin Xingu koludur. Bu nehir alanı bol oksijenli, akıntılı ve kumluk olduğu için akvaryum düzenlemesinde de bu özelliklere dikkat edilmelidir. Çekingen bir karaktere sahip olan Zebra Vatozlar genellikle geceleri aktif olur. Vatozlu ağzının etrafında 4 adet bıyığı olan bu türün erkeklerinin kafası dişilerden daha büyüktür. 15 sene ömrü olan Zebra Vatozlar hem etçil hem de otçuldur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Diğer balıklarla birlikte beslenemeyecek kadar agresif olan Mbu Kirpi balıklarının aynı akvaryumu paylaştıkları birkaç tür bulunur. Mbu Kirpi balığı; dev kirpi balığı veya dev tatlı su kirpi balığı olarak da bilinir. Afrika’daki Kongo Nehri ve Malagarasi Nehri yakınlarındaki göller doğal yaşam alanlarıdır. Bu türün üyeleri 67 santimetreye kadar ulaşabilmektedir ve büyük bir akvaryum ile uygun ekipman gerekmektedir. Diğer akrabaları gibi stresli olduklarında veya korktuklarında kendilerini su ya da hava ile şişiren bu türler; daha küçük balıklar, kabuklular, yumuşakçalar, salyangoz ve solucan ile beslenirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hint ve Pasifik Okyanusu ile Büyük Bariyer Resifleri doğal alanı olan mavi cerrahbalığı, akvaryum yetiştiriciliğinde en popüler türlerin başında gelir. “Kayıp Balık Nemo” animasyon filmindeki Dora karakterinin de ta kendisi olur. 30 santimetreye kadar büyüyebilen tür, akvaryum balıkları arasında en hızlı yüzen balıklardan olduğu için geniş bir alana ihtiyaç duyar. Ayrıca su kapasitesi en az 300 litre olmalıdır. Bol oksijenli suda yaşayabilen mavi cerrahbalığı, diğer cerrahbalıklarıyla pek iyi anlaşamaz ve aynı akvaryumda bulunmaları tercih edilmez. Algler ile beslenen bu tür için yaşam alanında canlı kayalara ihtiyaç duyarlar ve canlı mavi renginin solmaması için akvaryumda deniz yosunu bulunması gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Akvaryum evreninin belki de en ilginç üyesi olan Flower Horn, bakımı oldukça zor olan bir türdür. Tek başına yaşayan ve başka balık türleri için tehlikeli olan Flower Hornların akvaryum ortamı doğal taşlarla ve yiyemeyeceği boyuttaki bitkiler ile dizayn edilmelidir. Olumsuz şartlarda renginin hızlıca solduğu bu narin tür, ortamına alıştığında oldukça yakın ilişki kurabilmektedir; kendini sevdirme ve insanı takip etme özelliğine sahip olmasının nedeni, saf bir tür olmaması, çeşitli türlerin melezlenmesiyle üretilmesidir. Özel yemlerle beslenirler ve boyutları 40 santimetreye kadar ulaşabilir. Günde iki kez karnı tam doymuş olacak şekilde beslenirler. Görkemli kafa hörgücü ve yüzgeçleri olan Flower Horn’un su değişiminde kafalarındaki hörgüç küçülebilir ancak bir iki güne eski haline dönmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Coğrafi kökeni Güney Amerika’daki göller ve nehirler olan hayalet balıkları, hızlı akan ve ince kum tabanlı ortamlarda yaşarlar. Etçil bir tür olan bu balıklar, kendisinden büyük, yutamayacağı balık türleri için tehlike oluşturmazlar. Boyları 50 santimetreye kadar ulaşan hayalet balıklarının akvaryum hacimleri en az 400 litre olmalıdır, dolayısıyla geniş bir alana ihtiyaç duyarlar. Sularının değişiminden pek hoşlanmayan bu tür fazla ışık sevmedikleri için loş bir ortama ihtiyaç duyarlar. Melek balığı ve Diskus gibi balıklarla sorunsuz yaşayan hayalet balıklarının ömrü ise ortalama 15 senedir. Suya düşen böcek ve kurtçuklarla beslendikleri için akvaryum ortamında da bu yemlerle beslenmeleri gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Doğal yaşam alanları Asya ülkeleri, Java ve Sumatra Adası olan dev guramilerin boyutları doğal alanlarında 70 santimetreye kadar ulaşırken, akvaryum ortamında daha küçük olurlar. Etçil ve otçul olan bu tür, barışçıl davranış özelliklerine sahiptir. Akvaryum hacmi olarak en az 750 litre suya ihtiyaç duyan dev guramiler, bitki ve ağaç kökü bulunmayan bir yüzeye yuva yaparlar ve su dünyasında pek de alışık olmadığımız bir durum dev guramilerin üreme rutinini oluşturur. Dişilerin aksine erkek guramilerin yumurtalarla ilgilendiği, bir ay boyunca yavrularına baktığı ve dişileri yumurtalara yaklaştırmadıkları için üreme döneminde dişi üyeleri ile ayrılması gerekmektedir. Bu sevecen ve cana yakın balığın tadı lezzetli olduğu için maalesef ki bulundukları bölgedeki yerliler tarafından sıkça tüketilmektedir. Ortalama ömürleri ise 20 senedir.

  • Dünyanın Farklı Ülkelerindeki Balon Uçuş Sahaları

    Dünyanın Farklı Ülkelerindeki Balon Uçuş Sahaları

    Arada herhangi bir cam olmadan kuş gibi süzülerek yeryüzünü seyretmek, rüzgârın gücünü hissederek yol almak balon yolculuğunun eşsiz tarafları arasında bulunuyor. En güvenli yolculuk türü olarak gösterilse de, siz lisans sahibi güvenilir firmalarla hareket etmeyi, herhangi bir sağlık probleminiz var ise uçuşun zararlı olup olmadığı konusunda bilgi almayı sakın ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bazı manzaraları karşıdan izlemek yeterliyken bazılarının güzelliğine ve gizemine hâkim olmak için kuşbakışı görmek gerekir. İşte Kapadokya da onlardan biri… Peri bacalarının yoğunlukta olduğu volkanik oluşumları unutulmayacak bir deneyimle gözlemlemek sıcak hava balonlarıyla mümkün. Genelde gün doğumuyla havalanan balonlarda yaklaşık bir saat süren keyfi yaşayabilmek için rüzgârın elverişli olması yeterli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tanzanya’nın koruma altına alınmış milli parkı Serengeti’de bir saat süren balon yolculuğu yapmak günlerce devam eden bir rüya gibi. Burası 14.763 metrekarelik bir alan. Hızla bir tarafa koşan antilopları, çocuklarıyla ilgilenen zebraları, şaşkın gözlerle etrafa bakınan ceylanları bir arada görmeyi kim istemez ki? Tabii canlıları sürüler halinde görebilmek için hem göç dönemlerine denk gelmek hem de mevsim koşullarının uygun olması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hani balonların gökyüzünü kapladığı bazı fotoğraflar görürüz. İşte onlar genellikle festival dönemlerinde çekilmiş fotoğraflardır. Malezya’nın idari başkenti Putrajaya’daki festival zamanında o balonlardan birinde olmak herkes için mümkün. Putrajaya’nın İslam mimarisi ile yapılmış yapılarını ve doğasını görmek için balon yolculuğu yerinde bir tercih olacaktır. Bu arada hangi ülkede olursanız olun önemli olanın yolculuk edeceğiniz balon firmasının güvenilir olduğundan emin olmak olduğunu unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Myanmar’ın antik kenti Bagan, 9 ve 13. yüzyıllar arasında Pagan Krallığı’nın başkenti olmuş. Bölgede o dönem inşa edilmiş 10 bin Budist tapınağından yüzlercesi hala ayakta. Bagan ovasına yayılmış bu fantastik görünümlü antik yapıların üstünde süzülmek eşsiz bir deneyim olsa gerek. Yeri gelmişken belirtelim;  balon uçuşlarında yanınızda götürebileceğiniz eşyalar arasında genellikle su geçirmeyen ayakkabılar, şapka ve gözlük sıralanır, tabii yabancı bir ülkede iseniz bir de pasaportunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan balon yolculuklarında 3 ya da 6 kişi ile havalanan küçük balonlar olabildiği gibi 20 kişi kapasiteli büyük balonlar da bulunabiliyor. Bunların dışında evlenme teklifi, doğum günü, yıldönümü gibi özel günler için de kişiye özel balon uçuşları yapılabiliyor. Bu tür planlar için en çok tercih edilen yerlerden biri Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletindeki Napa Vadisi imiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Arap Yarımadası’ndaki Birleşik Arap Emirliği’ni oluşturan 7 emirlikten bir tanesi de Dubai.  Ve buradaki balon yolculukları insana bambaşka deneyimler vadediyor. Uçsuz bucaksız görünen çölü, kum tepelerini, ağır adımlarla yol alan deve konvoylarını gökyüzünden seyretmenin keyfini düşünebiliyor musunuz? Edindiğimiz bilgilere göre balon şirketleri de, konakladığınız yerden alıp uçuş yapılacak yere getirmeye, sunacağı çeşitli ikramlara kadar müşterilerine farklı seçenekler sunuyormuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Görkemli balon festivallerinin yapıldığı şehirlerden biri de İngiltere’deki Bristol şehri. Her yıl düzenlenen bu uluslararası festivalde aynı anda 100 kadar balon gökyüzünde süzülüyor. On binlerce kişinin de izleyici olarak akın ettiği festival ilk olarak 1979 yılında düzenlenmiş. Genellikle ağustos ayında yapılan ve birkaç gün süren etkinlik sırasında şehirde bazı noktalar trafiğe kapatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Balon uçuşları için hazırladığımız ideal listemizi elbette Türkiye ile başlattık Türkiye ile bitiriyoruz. Ülkemizin en ilginç doğal alanlarından olan Pamukkale travertenleri üstünde uçmak için, hani denir ya şu hayatta bir kez olsun yapılması gereken eylemlerden biri diyebiliriz. Listeyi kapatırken ifade edelim ki Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü çalışmalarını geçtiğimiz yıllarda tamamladı ve Samsun’dan Bitlis’e ülkemizde balon uçuşları yapılabilmesi için yepyeni alanlara uygunluk izni verdi.

  • İTALYA’DAKİ TÜRK KÖYÜ MOENA’NIN ARDINDAKİ HİKÂYE

    İtalya’nın kuzeyindeki Trentino-Alto Adige/Südtirol Özerk Bölgesi’nde bulunan Moena köyü, 17. yüzyıldan bu yana her yıl düzenli olarak Türk Festivali’ne (Festa di Turchia) ev sahipliği yapıyor. II. Viyana Kuşatması sırasında İtalya’daki küçük bir kırsal yerleşim yerinin kaderini değiştiren yeniçeri askerinin ve Avrupa’daki bu Türk köyünün hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her yıl adına festivaller düzenlenen, yerel halkın hayranlığını kazanan yeniçeri askerinin hikâyesi, 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması’na dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki genişleme politikasının önemli bir parçası olarak başlattığı Viyana kuşatması sırasında, yaralı bir Osmanlı askeri İtalya’da küçük bir kasabaya sığınır. Ölmek üzereyken köylüler tarafından tedavi edilen bu yeniçeri askeri, iyileştikten sonra köye yerleşir ve kasabadan bir kızla evlenir. Kasaba halkının “El Turco” adını verdiği bu asker, “Balaban” lakabıyla tanınan yeniçeri Hasan’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyanca dâhil olmak üzere birçok yabancı dil bilen Balaban Hasan, Moena halkına okçuluk ve ok yapımı gibi çeşitli beceriler öğretir. O dönemde derebeylerin Moena halkından aldığı ağır vergilere ve yaptıkları yağmalara karşı köylüleri örgütleyen Balaban Hasan, halkın ağır vergi yükünden kurtulmasını sağlayacak direnişin lideri olur. Bu olaydan sonra Balaban Hasan, küçük kasabanın kahramanı hâline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın Avrupa tarihi ve yerel halklar üzerindeki etkisini gözler önüne seren Balaban Hasan’ın hikâyesi, günümüzde Türk Festivali ile hafızalardaki yerini koruyor. Moena halkı, Balaban Hasan’ın kahramanlık hikâyesini yaşatmak amacıyla her yıl ağustos ayında iki gün süren bir “Türk Festivali” düzenliyor. Bu Osmanlı temalı kutlamalarda geleneksel Türk kıyafetleri giyiliyor, Türk mutfağından lezzetler ikram ediliyor. Festival boyunca Moena sokakları, ay-yıldızlı bayraklarımızla donatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın kuzeyinde, UNESCO Kültür Mirası Listesi’ndeki Dolomit Sıradağları’nda, Manzori Dağı eteklerinde yer alan Moena, aslında kış aylarında kayak tutkunlarının gözde adreslerinden. Ancak ağustos ayında düzenlenen Türk Festivali sayesinde Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya gibi komşu ülkelerden gelen Türk vatandaşları da dâhil olmak üzere pek çok ziyaretçiyi ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu şirin kasabayı ziyaret eden Türkler için en büyük sürpriz, “Türk Sokağı” adını taşıyan bir sokağa sahip olmasının yanı sıra, 1922 yılında dikilen ve üzerinde ay-yıldızımızın yer aldığı yeniçeri askeri Balaban Hasan’ın büstü oluyor.

  • Kaş’ta Gezip Görebileceğiniz 8 Yer

    Kaş’ta Gezip Görebileceğiniz 8 Yer

    Türkiye’nin güneyinde, Antalya’nın en batısında yer alan Kaş’ın, özellikle dalgıçlar için cennetten bir farkı yoktur. Elbette sadece dalgıçlar için değil; denizi, güneşi, uzak tarihi sevenler ve merak edenler için de cennetten bir köşe gibidir bu ilçe. Gelin güneyin bu gözde adresinin farklı noktalarını birlikte gezelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kaş

    Türkiye’nin en uzun kumsalına sahip olan Patara Plajı tam 18 kilometre… “Caretta caretta” deniz kaplumbağalarının ülkemizdeki önemli üreme alanlarından biri olan plajın kumu da incecik… Patara Antik Kenti’nin yakınlarında olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kaş

    Dünyanın en güzel plajları arasında yer alan Kaputaş Plajı Kaş’ın en popüler yerlerinden. Mavinin her tonunu görebileceğiniz suyuyla mavi yolculuk teknelerinin de gözde mekânlarından biri. Kanyon Ağzı Plajı adıyla da bilinen plaj eşsiz manzarası ve doğallığıyla mutlaka ziyaret etmeniz gereken adresler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kaş

    Yerli-yabancı turistlerin uğrak noktalarından olan Kekova, yalnızca tekne yoluyla ulaşabileceğiniz, Kekova Adası’nı da içine alan bir koy… Dalış ve su sporu yapabilecek adresler arasında gösterilen yer aynı zamanda batık bir şehre de ev sahipliği yapıyor. Bu civarlara geldiğinizde Antik çağa ait kalıntıların da bulunduğu Kekova‘yı seyahat etmeden geçmeyin deriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kaş

    Kaş’ın çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış olması burayı antik kentler bakımından da oldukça zengin yapıyor. Antiphellos Antik Kenti’nde bulunan tiyatro özellikle tarih meraklıları için vazgeçilmez adresler arasında. Anadolu’da denize cephesi olan bu tek tiyatro 4 bin kişilik seyirci kapasitesinde. Tiyatronun üst oturma alanından muhteşem Kaş şehrini, Meis Adası’nı ve eğer vaktiniz kalırsa gün batımını seyredebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    kaş

    Eşen Çayı’nın bir parçası olan bu doğa harikası kanyonun uzunluğu yaklaşık 18 km. Şiddetli akan suyu ve dik yamaçları ile yazın sıcak havalarından bunalanlar, serin sularda yüzüp, keyifli bir doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için ideal bir yer… Kanyona, 100 metre uzunluğunda ahşap bir köprüden geçerek ulaşılıyor. Çevrede alabalık çiftlikleri ve bir lokanta da bulunuyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kaş

    Antalya’nın batısında bulunan Kalkan, çevresini saran ormanları ve masmavi denizi, eski Rum evleri, sokakları ve ünlü yat limanıyla ziyaretçilerin beğenisini topluyor. Tarihçi Heredot da burası için, ‘‘Dünyada yıldızlara en yakın yer.’‘ ifadesini kullanmış. Kalkan’da tekne turu yapabilir, mavi bayraklı Akvaryum Koyu dâhil birçok koyda yüzebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kaş

    Patara Antik Kenti, dünyanın en eski antik şehirlerinden biridir ve Kaş’a yaklaşık 40 km uzaklıktadır. Kent, oldukça geniş bir alana sahip olduğu için yürüyüş yapmaya hazırlıklı olmalısınız. Dünyada bulunan en eski deniz fenerini de Patara’da görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    kaş

    Kaş’ın en büyük antik kenti olma özelliğini taşıyan Xanthos Antik Kenti, Likya ve Pers uygarlıklarının en eski yerleşim bölgesidir. Bu değerli bölgenin bazı eserleri İngiltere British Museum’da sergileniyor. Yaz turizmi açısından önemli bir konumda bulunan bu antik kent deniz, kum, güneş üçlüsünün yanı sıra yeni yerler keşfetmek için tercih edilebilecek seçenekler arasında.

  • DENİZİN ALTINDAN BUZLARIN İÇİNE DÜNYANIN EN SIRA DIŞI RESTORANLARI

    Yemek deneyimi sadece damakta kalan bir lezzet mi yoksa zihne kazınan unutulmaz bir anı mı? Dünya genelinde öyle restoranlar var ki yemek masası sadece bir tabakla değil; şaşkınlık, hayranlık ve bazen de buz gibi bir sürprizle doluyor. Bazıları denizin beş metre altında, bazıları bir cezaevinin duvarları içinde, bazıları ise sabah kahvenizi bir zürafayla paylaşmanıza olanak tanıyor. Klasik restoran anlayışını altüst eden, sadece lezzet değil aynı zamanda benzersiz bir deneyim sunan bu sıra dışı mekânları yazımızda keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fortezza Medicea, Volterra, İtalya ” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın Volterra kentindeki Fortezza Medicea, 16. yüzyıldan kalma etkileyici bir Rönesans kalesidir. Medici ailesinin 14. ve 17. yüzyıllar arasında Floransa’daki hükümdarlığı döneminde sanat, siyaset ve mimariye yaptığı katkılarla şekillenen bu yapı, bugün orta güvenlikli bir cezaevi olarak kullanılıyor. Kalenin içinde ise dünyada eşi benzeri az bulunan özel bir restoran yer alıyor: “Cene Galeotte”. Restoranın mutfağında ve servisinde, 7 yıldan fazla hapis cezası almış mahkûmlar çalışıyor. Menüde, profesyonel şefler tarafından eğitilen mahkûmların hazırladığı seçkin İtalyan yemekleri servis ediliyor. Restoranın temel amacı, mahkûmların topluma yeniden kazandırılmasına yardımcı olmak ve onlara yeni beceriler kazandırmak. Sadece belirli günlerde ve sınırlı sayıda konuk kabul eden bu restoranda fotoğraf çekmek ise kesinlikle yasak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dinner In The Sky ” title_font_size=”13″]

    “Dinner in the Sky”, adından da anlaşıldığı gibi, misafirlerini gökyüzünde ağırlayan sıra dışı bir restoran konseptidir. Özel bir vinç yardımıyla yerden yaklaşık 50 metre yüksekliğe kaldırılan masada, konuklar özel güvenlikli koltuklara bağlanıyor. Masanın ortasındaki alanda ise şefler yemekleri hazırlıyor. Bu deneyime katılmak için yükseklik korkunuzu bir kenara bırakmanız gerekiyor. Güvenlik önlemleri en üst düzeyde olsa da rüzgârla hafifçe sallanan masa ve ayaklarınızın altındaki manzara, adrenalin seviyesini yükseltiyor. Paris, Dubai, Brüksel ve Las Vegas gibi birçok şehirde kurulan bu restoranın menüsü, bulunduğu şehre ve etkinliğe göre değişiklik gösterse de genellikle gurme lezzetlerden oluşuyor. Katılımcılar bu deneyimi sadece lezzet açısından değil, manzara ve heyecan dolu anlar yaşattığı için de unutulmaz olarak tanımlıyor. Elbette bu gökyüzü restoranında da güvenlik kuralları oldukça sıkı; yemek boyunca yerinizden kalkmak veya ekipmandan ayrılmak kesinlikle yasak!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El Diablo, Lanzarote, İspanya” title_font_size=”13″]

    İspanya’nın Kanarya Adaları’nda bulunan Lanzarote Adası’nda yer alan “El Diablo”, kelimenin tam anlamıyla volkanik bir restoran. Timanfaya Millî Parkı’nın içinde konumlanan bu eşsiz mekân, yemeklerini mutfak ocağı yerine aktif volkanın doğal ısısıyla pişiriyor. Restoranın altındaki lav katmanları hâlâ sıcaklığını koruduğu için, etler, tavuklar ve sebzeler bu doğal ısıyla çalışan özel bir ızgarada hazırlanıyor. Yerin sadece birkaç metre altında, sıcaklığı 400 ila 600 derece arasında değişen volkanik ısı, bu sıra dışı pişirme yöntemini mümkün kılıyor. Şefler, volkanik ateşin hassasiyetiyle çalışarak menüdeki her yemeğe bu özel lezzeti katıyor. Restoranın konumu ve panoramik manzarası da oldukça etkileyici. Ziyaretçiler, yemek yerken lav tarlalarını, kraterleri ve âdeta başka bir gezegendeymiş gibi hissettiren manzarayı izleyebiliyor. El Diablo, sadece lezzet sunmakla kalmıyor, aynı zamanda coğrafya ve doğayla iç içe, unutulmaz bir deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”The Snowcastle of Kemi, Kemi, Finlandiya” title_font_size=”13″]

    Kuzey Kutup Dairesi yakınlarındaki Kemi kentinde, her kış yeniden inşa edilen “The Snowcastle of Kemi”, dünyanın en soğuk ama en etkileyici restoranlarından birine ev sahipliği yapıyor. Bu devasa buz kalesinin içindeki restoran, -5 derece sıcaklıkta hizmet veriyor. Restoranın duvarları, masaları, sandalyeleri ve hatta bardakları bile tamamen buzdan yapılmış. Misafirler, kürklerle kaplı oturma alanlarında ağırlanırken, yemek boyunca sıcak içeceklerle üşümemeleri sağlanıyor. Menüde genellikle İskandinav mutfağına ait deniz ürünleri, Ren geyiği eti ve yöresel lezzetler bulunuyor. Restoran sezonluk olarak, yalnızca kış aylarında ve sınırlı bir süre için hizmet veriyor. Buzdan oyulmuş dev heykeller, renkli ışıklandırmalar ve sessizliğin içinde yankılanan hafif müziklerin eşlik ettiği restoranda düğünler, sergiler ve konserlere de düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Under, Lindesnes, Norveç” title_font_size=”13″]

    Norveç’in güney kıyısındaki Lindesnes kasabasında yer alan “Under”, Avrupa’nın ilk su altı restoranı olma özelliğini taşıyor. İsmi hem İngilizce “altında” hem de Norveççe “mucize” anlamına geliyor; bu da hem mimarisini hem de sunduğu deneyimi mükemmel şekilde tanımlıyor. Restoranın yarısı, Kuzey Denizi’nin 5 metre altına batırılmış durumda. Devasa bir cam duvarla çevrili yemek salonu, misafirlere denizin altındaki yaşamı gözlemleme imkânı sunuyor. Burada yemek yerken çevrede yüzen balıkları ve su altı dünyasının büyüleyici atmosferi izlenebiliyor. Under, sadece bir restoran değil, aynı zamanda deniz biyolojisi araştırmaları için de kullanılan bir yapı. Mimari tasarımıyla birçok ödül kazanan bu mekân, doğa ve mimarinin mükemmel uyumunu sergiliyor. Menüde, Norveç’in yerel ve mevsimlik malzemeleriyle hazırlanan, ağırlıklı olarak deniz ürünlerinden oluşan lezzetler sunuluyor. Yemekler, Michelin yıldızlı şefler tarafından hazırlanıyor. Sürdürülebilirlik anlayışıyla da dikkat çeken bu restoranda rezervasyonlar aylar öncesinden doluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Giraffe Manor, Nairobi, Kenya ” title_font_size=”13″]

    Kenya’nın başkenti Nairobi’de bulunan “Giraffe Manor” yalnızca bir restoran değil, aynı zamanda zürafaların da ev sahibi olduğu eşsiz bir butik otel. 1930’larda inşa edilmiş, İngiliz tarzı bu tarihî malikânede zürafalar özgürce dolaşıyor. Uzun boyunlarını pencerelerden uzatarak kahvaltı masasına konuk oluyor ve konukların ellerinden nazikçe yem alıyorlar. Hatta bazen fotoğraf çekmek için poz bile veriyorlar! Menü, Kenya mutfağından esinlenilen lezzetlerle hazırlanıyor ve genellikle otelde konaklayan misafirlere özel olarak sunuluyor. Zürafalarla paylaşılan bu sıra dışı ortam, yemek deneyimini çok daha unutulmaz kılıyor. Giraffe Manor’ın asıl amacı sadece eşsiz bir deneyim sunmak değil, aynı zamanda Rothschild zürafalarının korunmasına katkıda bulunmak. Buradaki her konaklama, nesli tükenme tehlikesi altındaki bu türün yaşamını destekleyen anlamlı bir adıma dönüşüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Chillout Ice Lounge, Dubai ” title_font_size=”13″]

    Dubai’nin kavurucu sıcaklığında bambaşka bir iklime kapı aralayan “Chillout Ice Lounge”, Orta Doğu’nun ilk buzdan restoranı olarak öne çıkıyor. İçerideki sıcaklık sabit olarak -6 derece civarında tutuluyor. İçeriye adım atan misafirler, kalın montlar, eldivenler ve yünlü şapkalarla donatılıyor; çünkü masa, sandalye, duvar ve dekorasyonun tamamı buzdan yapılmış. Hatta tavandaki avizeler bile buzdan oyulmuş! Renkli ışıklandırmalar ise ortama masalsı bir atmosfer katıyor. Menüde, soğuk ortamda içinizi ısıtacak sıcak içecekler, özel tatlılar ve hafif atıştırmalıklar sunuluyor. Buzdan bir masada, sıcak bir içecekle oturmak, tam anlamıyla zıtların ahengini yaşatıyor ve hem bedeninizi hem de algınızı şaşırtıyor. Chillout Ice Lounge, Dubai’nin lüks ve ekstrem deneyimlere olan düşkünlüğünü yansıtan en özgün mekânlardan biri. Çölün ortasında kar kristalleri arasında oturup buzdan bir sarayda çay içmek, bu şehirde mümkün!

  • TEMBEL HAYVANLAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Latincede ve Yunancada ismi “yaprak seven” anlamına gelen tembel hayvanlar, tüm memeliler arasında en yavaş hareket eden hayvan olarak ün salmıştır. Dakikada en fazla yarım metre hareket eden tembel hayvanlar, günde 15 ila 18 saat arasında uyku ortalaması ile en uykucu hayvanların da başında gelir. İki ve üç parmaklı olmak üzere ikiye ayrılan bu sevimli hayvanlar hakkında öğrendiğimiz çoğu şey oldukça şaşırtıcı. Tüylerinin bile ters yönde uzadığı tembel hayvanların özelliklerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Boyları ortalama olarak 60 cm olan tembel hayvanlar, Orta ve Güney Amerika’daki tropikal ormanlarda yaşar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tembel hayvanlar günde, ortalama, 35-40 cm mesafe yol kateder. Bu bilgiyle neden bu hayvanlara “tembel” dendiğini de anlamış oluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yırtıcılara yem olmamak için gece hareket eden tembel hayvanlar, gündüzleri vakitlerini uyuyarak geçirirler. Ancak üç parmaklı tembel hayvan türleri günün her saati hareket edebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ağaç yaprakları ve böceklerle beslenen tembel hayvanların aldıkları besin miktarı ve enerji, aynı boyuttaki diğer türlerle kıyaslandığında yetersiz görünse de çok az hareket edip çok az enerji harcadıkları ve vücut ısıları 32 derece olduğu için hayatta kalmakta zorlanmazlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kürklerinde yer alan algler ve mantarlar yeşilimsi bir renk verdiği için üzerinde yaşadıkları ağaçlarda çok iyi kamufle olan tembel hayvanların yırtıcılara av olma riski de azalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kürek kemikleri kısa, kolları uzun olduğu için ağaçlarda kolaylıkla baş aşağı durabilen tembel hayvanlar, bu sayede çok az hareket ederek sağa sola dönebilirler.

  • VOLKANİK PATLAMALARLA OLUŞAN NEMRUT KRATER GÖLÜ

    Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Bitlis’in Tatvan ilçesinde yer alan Nemrut Krater Gölü, sönmüş bir yanardağ olan Nemrut Dağı’nın tepesindeki kaldera içerisinde bulunur. Ülkemizin en özgün volkanik yapılarından biri olan bu dağ, gölleri ve büyüleyici manzarasıyla doğaseverleri kendine hayran bırakır. Bu benzersiz oluşumun kalbinde yer alan Nemrut Krater Gölü ile ilgili ilginç bilgilere yazımızdan ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Nemrut Krater Gölü’nün büyüklüğünü ve önemini kavrayabilmek için öncelikle bu tür coğrafi yapıların ne anlama geldiğini ve nasıl oluştuğunu bilmek gerekir. Bir yanardağın büyük bir püskürme yaşamasıyla magma odası boşalır ve üzerindeki kara tabakası çöker. Bu çökme sonucunda, volkanın tepe kısmında geniş bir çukur oluşur. İşte bu büyük çöküntü alanına kaldera denir. Zamanla yağmur suları, yer altı kaynakları veya eriyen buzul suları bu çukuru doldurarak göl hâline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Nemrut Krater Gölü, volkanik bir dağ olan Nemrut Dağı’nın patlaması sonucu oluşan kalderanın bir parçasıdır. Her ne kadar son hareketliliğin üzerinden neredeyse 600 yıl geçmiş olsa da kaldera görünümünü yaklaşık 100.000 yıl önce gerçekleşen büyük patlama sonucu aldığı düşünülmektedir. Bu patlama sırasında, dağın en yüksek noktası olan Sivritepe’nin yaklaşık 4.000 metre olan yüksekliğinin 3.000 metre seviyelerine düştüğü, yapılan topoğrafik analizlerle ortaya konmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Doğu Anadolu’da yer alan ve ülkemizin en yüksek dağlarından biri olan Nemrut Dağı’ndaki kaldera, büyüklük bakımından Türkiye’de birinci, Avrupa’da dördüncü ve dünyada on altıncı sırada yer almaktadır. Ayrıca, içinde göl bulunan kalderalar arasında, dünyanın ikinci en büyük kalderası olma ünvanına da sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nemrut Krater Gölü, Nemrut Dağı’nın kaldera yapısı içerisinde yer alan ve doğal güzelliğiyle büyüleyen en büyük gölüdür. Bu eşsiz doğa harikası, Avrupalı Seçkin Destinasyonlar Projesi (EDEN) kapsamında “Mükemmeliyet Ödülü”ne layık görülmüştür. Yaklaşık 15 kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip hilal şeklindeki bu gölün en derin noktası 155 metreye kadar ulaşır. Nemrut Kalderası’nda sıcaklık değerleri, en düşük ocak ayında -5,9 °C, en yüksek ise temmuz ayında 18,5 °C olarak ölçülmüştür. Göl, sıcak su kaynaklarıyla beslendiği için alt katmanları yüzeye göre daha sıcaktır; bu da kış aylarında gölün donmasını engeller.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çarpıcı renklerin gözlemlendiği ve ışık oyunlarının büyüleyici manzaralar oluşturduğu gölün suları, yağmur ve sıcak su kaynaklarıyla beslendiği için tatlı su özelliği taşır. Gölün taban yapısı kil, silt ve kum karışımından oluşmaktadır. Gölde yapılan analizlerde; okyanus, deniz ile tatlı su ekosistemlerinin yaşam kaynaklarından olan fitoplanktonların (denizlerde ve iç sularda asılı hâlde yaşayan, çoğu mikroskobik, tek hücreli bitkisel organizmalar) varlığı tespit edilmiştir. Dünyadaki oksijenin büyük bir kısmı, bu canlılar tarafından üretilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Serin ve nemli bir iklime sahip olan bölgede kekik, mavi koyun yumağı, şalba (çalba), Tire lalesi ve tarla üçgülü gibi bitkiler yetişmektedir; her ne kadar Nemrut Krater Gölü, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alsa da buradaki bitki örtüsünün %4,6’sını Akdeniz Bölgesi’ne özgü türler oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bitki çeşitliliği bakımından oldukça zengin olan göl, aynı zamanda çeşitli hayvan türlerine de yaşam alanı sunmaktadır; kızıl akbaba, kadife ördek, kaya kartalı, arı kuşu, doğu martısı, küçük alamecek, yabani tavşan, tilki ve bozayı burada yaşayan başlıca canlılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Nemrut Krater Gölü ve çevresi, volkanik aktiviteler ve kaldera oluşumu açısından önemli bir araştırma alanı niteliğindedir; kalderanın içerisinde göller, çok sayıda lav çıkış merkezi, lav hunisi, sıçratma konisi, sıcak su kaynakları ve altı adet mağara bulunmaktadır. Bu nedenle volkan bilimciler ve jeologlar bölgeyi düzenli olarak incelemekte ve bilimsel araştırmalarını sürdürmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Nemrut Krater Gölü, çevresi yüksek dağlar ve sarp kayalarla çevrili olduğu için doğaseverler ve maceraperestler için gözde bir kamp alanıdır. Yaz ve sonbahar aylarında göl kenarında çadır kuran ziyaretçiler olduğu gibi, tepelerin ve göl çevresinin karla kaplandığı kış aylarında da bu manzarayı deneyimleyenlere rastlamak mümkündür. Yılın her mevsiminde farklı bir yüzünü gösteren Nemrut’un sunduğu manzaralar, göl çevresinde ve yürüyüş parkurlarında seyredilebilmektedir.

  • Hafta Sonu Şehirden Uzaklaşmak İsteyenler İçin 7 Saklı Kalmış İstanbul Köyü

    Hafta Sonu Şehirden Uzaklaşmak İsteyenler İçin 7 Saklı Kalmış İstanbul Köyü

    Herkesin bazen küçük tatillere, kısa süre için de olsa, farklı bir yere gitmeye, kafasını dinlemeye ihtiyacı olur. Bu küçük molalar enerjinizi tazelemenizi, dinlenmenizi sağlar en önemlisi de moral kaynağı olur. Kendinize küçük bir hafta sonu tatili yaratmak, hafta içi yaşadığınız gerginliklerden, yorgunluklardan uzaklaşmak isterseniz, listemize buyurun. Sizin için, her mevsim ziyaret edebileceğiniz, ister ailecek ister tek başınıza kafanızı dinleyebileceğiniz İstanbul köylerini derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”18. Yüzyıldan Beri Ayakta Olan Kalesi ve Meşhur Kahvaltısıyla Garipçe Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgârıyla Deniziyle Karadeniz’i İstanbul’da Yaşamak İçin Karaburun Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Binlerce Yıllık Ceneviz Mağaralarını Keşfetmek İçin İnceğiz Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ailecek Kamp Yapıp, Şelale Manzarasına Doymak İçin Hacıllı Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saklı Göl Kenarında Huzur Dolu Uzun Yürüyüşler İçin Karamandere Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun Kumsalın Ve Birbirinden Güzel Koyların Tadını Çıkarmak İçin Akçakese Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğayla Baş Başa Zaman Geçirmek, Hobi Bahçesini Ziyaret Edip Sebze Meyve Nasıl Yetiştirilir Öğrenmek İçin Reşadiye Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
  • SONSUZ AŞKIN SEMBOLÜ TAC MAHAL

    Bir insanın eşine olan aşkını ve hasretini anlattığı en güzel eser ne bir şiir ne de bir şarkı… Dünyanın en görkemli yapılarından biri olan Tac Mahal ebedi sevgi ve özlemin cisimleşmiş en güzel örneklerin bir tanesi. Hindistan’ın kuzeyindeki Agra şehrinde bulunan Tac Mahal, Babür hükümdarı Şah Cihan tarafından, 1631 yılında 14. çocuğunu doğururken ölen eşi Mümtaz Mahal’e olan sonsuz aşkını dile getirmek için dönemin en ünlü mimarları, nakışçıları, hattatları ve sanatçılarına yaptırıldı. 1632 yılında yapımına başlanan ve 22 sene süren bu şaheser, aynı zamanda İslam sanatının en seçkin örneklerinden biri. Aşk ve hüzün dolu Tac Mahal’in inşasındaki şaşkınlık yaratan detayları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dönemin en zengin imparatorlarından biri olan Şah Cihan, büyük aşk beslediği karısına güvenini göstermek için en yüksek mevki sahibinin kullandığı şah mührünü kullanma yetkisini bile vermiş aşık bir imparator. Öyle ki bu hüzünlü hikâye birlikte gittikleri bir seferde karısının doğum sırasında ölmesiyle başlıyor. Daha 40’ına bile gelmemiş olan Mümtaz Begüm Mahal’in ölmesiyle derin bir yas dönemine gömülen Şah Cihan, eşinin ölümünden 1 sene sonra bu anıt mezarı yaptırmaya karar vererek odasından çıkmış ve tekrar devlet işlerinin başına dönmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İnşa edildiği dönemde 1 milyar dolar karşılığına denk düşen 32 milyon Hindistan rupisine mal olan Tac Mahal’in yapımında değerli taşların ve mermerlerin taşınması için 1000’den fazla fil, 22 bin tane de işçi çalıştırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tac Mahal’in mermer yapısının üzerinde 30’a yakın kıymetli ve yarı kıymetli taş kullanılmış. Bu taşlardan turkuaz olan Tibet’ten, yeşim olan Çin’den, binanın asıl malzemesi olan mermer ise Rajasthan’dan getirilmiş. Yüz binlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında, ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet oldukça iri inci süslemeleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sonsuz aşkı betimlemek için yapılan bu eşsiz yapının her biri 82 metre uzunluğunda olan dört minaresi, olur da depremde hasar görüp yapının üstüne düşmesin diye hafif dışarıya doğru eğilimli olarak tasarlanmış ve inşa edilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yapının baş mimarı Ustad-Ahmad Lahauri olsa da, Mimar Sinan’ın iki öğrencisi Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi Tac Mahal’in yapımında önemli görevlerde bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tac Mahal’in yapımında kullanılan beyaz mermerler günün farklı saatlerinde farklı renkleri yansıtıyor. Beyaz mermerler sabahları pembe, gündüzleri beyaz, geceleri ise altın rengine bürünüyor. Bu eşsiz manzaranın bozulmaması, hava kirliliğinin bembeyaz mermeri etkilememesi için yapının 4 kilometre çevresinde motorlu taşıt kullanmak yasak.