Kategori: Rota/Doğa

  • SİYAH BEYAZ RENKLERİ İLE HAVALI MI HAVALI GÖRÜNEN HAYVANLAR

    Doğanın çeşitliliğinden söz etmeye kalkışıldığında bunun ucu bucağı olmayan bir konu olduğunu anlamak çok da zaman gerektirmiyor. Gerçekten de göz kamaştıran bir dünyada yaşıyoruz… Hayat koşturmacasına kapılıp da bu güzellikleri es geçmek, fark etmemek veya ilham alıp beslenmemek kendimize yapabileceğimiz kötülüklerden biri olsa gerek. Tüm bu içerikler biraz da bunun için… Daha önce simsiyah ve bembeyaz hayvanları karşınıza getirmiştik, şimdi sıra siyah-beyaz renkleriyle gayet havalı görünen canlılarda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#1″ title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#2″ title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#3″ title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#4″ title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#5″ title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#6″ title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#7″ title_font_size=”13″]
  • Hikâyesi Bol Şehir

    Hikâyesi Bol Şehir

    Dağların çevrelediği bir vadiden, tam ortasından kıvrıla kıvrıla geçip giden nehire… Kayalara oyulmuş mezarlardan, taşların ince ince yontulduğu mimari harikası türbelere… Osmanlı şehzadelerinden Ferhat-Şirin aşkına… Kültür ve Yaşam bu sefer Amasya’da.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Harşena Dağı üstüne kurulmuş Amasya Kalesi görebileceğiniz en görkemli kalelerden biri olabilir. Tepeden baktığı Yeşilırmak’tan 300 metre yüksekteki kalenin ırmak seviyesine kadar 8 savunma kademesi bulunuyor. Eğer merdiven çıkmaktan gocunmayan biriyseniz şehrin vadiye kurulmuş halini mutlaka Amasya Kalesi’nden de görmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Amasya’daki saat kulesi, şehir merkezinde, Yeşilırmak üstündeki köprülerden Hükümet Konağı’na en yakın olanının kuzey ucunda bulunuyor. Mütevazı boyutlarıyla gelen geçeni selamlayan tarihi yapı, ilk olarak 1865 yılında yapılmışsa da aldığı hasarlar yüzünden 2002 yılında neredeyse yeniden inşa edilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kalker kayalara oyularak yapılan ve Helenistik dönemle tarihlenen Kral Kaya Mezarları’na yine kayalara oyulmuş yollar ve merdivenler aracılığı ile çıkılıyor. Bu ilginç yapılar tarihsel süreçte hapishane ve hatta inziva alanı olarak kullanılmış. En çok dikkat çeken bölümü ise mezarların arka taraflarına oyulmuş ve dilden dile geçen rivayetlerle daha da gizemli hale gelen geçitleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Burmalı Minare Camii, II. Bayezid Külliyesi, Hatuniye Camii gibi Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalma camilerin son derece estetik mimarileri Amasya’nın merkezini çok daha cazip bir hale getiriyor. Gökmedrese Camii de bunlardan biri. Aslında yanı başındaki medrese ve türbe ile kapalı bir külliye olan yapı, “Gök” adını mimarisinde kullanılan turkuaz renkli çinilerden almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeşilırmak kıyısında bitişik nizamda sıralanmış Amasya Evleri genellikle ahşap çatkı arası kerpiç dolgu tekniğiyle yapılmış. Yalıboyu Evleri ismiyle de bilinen yapılar Türk ahşap işçiliğinin geleneksel özelliklerini yansıtıyor ve ister nehir kıyısında yürüyüş yaparak uzaktan, isterseniz müze, restoran, kültür merkezi olarak hizmet veren yapılara giderek çok daha yakından inceleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezine 63 km. mesafede Taşova ilçesi sınırları içinde bulunan Borabay Gölü seyrine doyamayacağınız bir doğa harikası. Burası, etrafını 360 derece çevreleyen yürüyüş yolunda birkaç tur atmak, hemen kıyısındaki masalarda piknik yapmak ya da göl manzarasına bakan bungalov evlerde sakin bir hafta sonu geçirmek için eşsiz bir alternatif.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Amasya’nın özgün yemekleri nedir diye soracak olursanız, toyga çorbası, bamya yemeği, bakla dolması ve keşkek diye bir sıralama yapabiliriz. Ama hepsinden önce Amasya denince akla gelen lezzet hepimiz biliyoruz ki en sade haliyle elmadır. İncecik kabuğu, yeşil ve kırmızı tonlarındaki renkleri, sert ve dayanıklı haliyle Amasya elması dünyanın en güzel tatlarından biridir.

  • 8 Madde ile Dayanıklı ve Enteresan Kaktüsler

    8 Madde ile Dayanıklı ve Enteresan Kaktüsler

    İlginç görüntüleri, renkleri, bazı türlerin zehirli olabilen dikenleri, zorlu iklim şartlarında yaşamaları kaktüsleri dünyanın en ilgi çekici bitkilerinden biri yapıyor. Bir yandan da bakımının kolay olması ve karakteristik görüntüsüyle evlerimizde, bahçelerimizde vazgeçilmez bir renk olarak hayatımıza dâhil oluyor. Bu ilginç bitki ve özellikleri 8 madde ile listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kaktüs dikenleriyle tanınır… Bu dikenler aslında başkalaşım geçirmiş yapraklardır ve bitkinin su kaybını azalttıkları için sıcağa ve susuzluğa dayanıklı olmasını sağlarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sevimli görüntüleri kadar radyasyon ışınlarını emdikleri iddiası yüzünden de kaktüsler evlerimizin en sevilen süs bitkilerindendir. Ama kaktüslerin bu olağanüstü meziyetinin bilimsel bir kanıt olmadığını da not düşelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kaktüslerin bir üst familyası, son zamanların huzur verici hobisi ve teraryumların değişmez yeşili sukulent…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kökünde, yapraklarında ve gövdelerinde su depolayabilen sukulentlerin aloe vera ve kaktüslerin de dâhil olduğu birçok alt türü bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kaktüsler de aynı sukulentler gibi suyu depolama özelliğine sahip olduğu için çöllerin ve tropik iklimlerin doğal bitki örtüsü arasında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kaktüsgillerin o kadar çok çeşidi var ki minicik saksılardaki sevimli kaktüsler ile boyu 15 metreye kadar varanların aynı bitki olduğuna inanmak neredeyse imkânsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sukulentler ve kaktüsleri birbirinden ayırt etmek pek kolay değil ama farklı renkleri ve formlarıyla hayatımıza renk kattıkları kesin…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sık sık karşımıza çıkan bu minik ve sevimli kaktüslerin üzerindeki çiçekler ise sanılanın aksine kaktüsün gerçek çiçeği değil sonradan yerleştirilmiş yapma çiçekler…

  • 7 Maddede Edebiyatçı Müzeleri ve Kütüphaneleri

    7 Maddede Edebiyatçı Müzeleri ve Kütüphaneleri

    Yazı dünyasının ülkemizdeki büyük isimlerinin müzeye dönüştürülen yaşam alanlarını ziyaret ettiniz mi hiç? Aslına bakarsanız bu ziyaretler edebiyatçının eserlerindeki satır aralarını okumanıza da yarayacak önemli yolculuklardır. Bir de ülkemizde yaygınlaşmaya başlayan edebiyat müze kütüphaneleri vardır ki adı üstünde hem müze hem de kütüphane işlevine sahiptir. Biz de bir derleme yaparak edebiyatçı müzeleri ve edebiyat kütüphanelerine bir yolculuğa çıkaralım istedik sizi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çayır Sokak No:15 Burgazada… Bu adres, Sait Faik’in uzun süre yaz aylarını ve son on yılını geçirdiği köşke ait… Yazarın annesiyle yaşadığı köşk vefatından sonra müzeye dönüştürülerek 1959’da ziyarete açıldı. Yukarıdaki fotoğraftan ise, Sait Faik’in çatı katındaki çalışma odasından her gün gördüğü manzara yansıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “…Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket… Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş!” cümlelerini kuran Rıfat Ilgaz’ın buradaki evi 2011 yılında sevenlerinin ziyaretine açıldı. Yazardan kalan fotoğraflar, eşyalar, el yazısıyla yazılmış notlar Kastamonu-Cide’deki kültür ve sanat evinde sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Aşiyan Müzesi” diye de bilinen Tevfik Fikret Müzesi, yazarın 1906-1945 yılları arasında yaşadığı evdi. Bahçesinde Fikret’in mezarının da bulunduğu müzede kendisine ve ailesine ait eşyalarla birlikte Abdülhak Hamit Tarhan’a, şair Nigar Hanım’a ait eşyalar da sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Raflarına dizilmiş tam 9000 kitapla Gülhane Parkı içindeki mekân gerçek anlamda bir edebiyat müze kütüphanesi… 33 yazara ait özel eşyanın da görülebileceği Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’nde süreli yayınlar da bulunuyor. Diyarbakır’da Ahmet Arif Edebiyat Müze Kütüphanesi, Erzurum’da Erzurumlu Emrah Edebiyat Müze Kütüphanesi, Adana’da Karacaoğlan Edebiyat Müze Kütüphanesi de ülkemizdeki diğer benzer mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    cahit sıtkı tarancı müzesi, diyarbakır

    1733 yılında inşa edilen ve tarihi Diyarbakır evlerinin en güzel örneklerinden olan evde Cahit Sıtkı Tarancı’nın çocukluğu ve gençliğinin bir bölümü geçmiş. Avluyu çevreleyen dört kanatlı bu geniş mekân, yazarın özel eşyaları ve kitaplarıyla birlikte Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi’ne dönüştürülmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde tipik Ankara evlerinden biri… Olağanüstü olansa bu evin İstiklal Marşımızın yazıldığı mekân olması… Mehmet Akif Ersoy’un Burdur mebusu iken bir süre yaşadığı bu ev, milli şairimizin kişisel eşyaları da muhafaza edilerek müzeye dönüştürülmüş ve hafta sonları ile resmi tatil günleri haricinde her gün ziyaret edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Necati Cumalı doğup büyüdüğü Urla’daki evde daha sonra eşiyle birlikte yaşamıştı. Şimdi Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi’ne dönüşen mekânın ikinci katında edebiyatçıya ait özel eşyalar ve eserleri sergilenirken, taş yapının zemin katı ilçe kütüphanesi olarak hizmet veriyor.

  • 9 Madde ile Şehrin İçinde Şehirden Uzak, İstanbul’un Prens Adaları

    9 Madde ile Şehrin İçinde Şehirden Uzak, İstanbul’un Prens Adaları

    İstanbul’un hem turistler hem de sakinleri için en çekici güzelliklerinden biri de Prens Adaları’dır. Şehrin Avrupa ve Anadolu Yakası’ndaki iskelelerden kolayca ulaşılabilen adalar, bir günlüğüne bile olsa şehrin karmaşasından uzaklaşmak için bir fırsat sunar, güzel doğası ve bir tablo gibi saatlerce izlemek isteyeceğiniz sokaklarıyla ruhunuzu dinlendirir. İşte karşınızda 9 madde ile Marmara Denizi’nin üzerine inci gibi sıralanmış Prens Adaları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Adaları olarak da anılan Prens Adaları, 9 ada ve 2 kayalıktan oluşur. Bu adaların sadece 5 tanesinde yerleşim vardır. Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Sedef Adası’nda yaz kış yaşayanlar bulunur. Sivriada, Yassıada, Tavşan Adası ve Kaşık Adası’nda ise düzenli yerleşim bulunmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Prens Adaları’nın hepsi bir arada İstanbul’un Adalar ilçesini oluştururlar, Adalar ilçesinde yaklaşık 16.000 kişi yaşar. Fakat Adalar özellikle ilkbahar ve yaz aylarında ziyaretçilerle dolar taşar ve yazlıklarına gelenleri de ekleyince nüfusu kat kat artar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adalarda motorlu taşıtların kullanımı yasaklanmıştır, ada sokaklarını en çekici yapan özelliklerden biri de trafiğin gürültüsünden eser olmamasıdır. Eskiden adanın alametifarikaları arasında bulunan faytonlar, hayvan hakları savunucularının itirazları sayesinde yerlerini yavaş yavaş elektrikli bisikletlere bırakmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Adaları ziyaret edenlerin en keyif aldığı aktivitelerden biri de birbirinden güzel köşkler ve villalar ile dolu, rengârenk çiçeklerin, yemyeşil ağaçların süslediği bahçeleri seyrederek ada sokaklarını arşınlamaktır. Bu sokakları ilk kez gezen herkes burada bir evi olduğunun, bu güzel ve sakin sokaklarda yaşadığının hayalini kurar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Prens Adaları’nın en büyüğü olan Büyükada’nın en çok ilgi gören yapıları, Aya Yorgi Kilisesi ve şu anda boş olan Rum Yetimhanesi’dir. Aya Yorgi Kilisesi’ne çıkan zorlu yokuşu tırmanan ziyaretçiler burada dilek dileyip, ağaçlara dilek kurdelesi bağlar, kilisenin yanındaki restoranda dinlenip manzaranın tadını çıkarır. Rum Yetimhanesi ise dünyanın en büyük yekpare ahşap binası olarak bilinmektedir. Büyükada’daki Nizam Plajı ve Aşıklar Kır Gazinosu da ziyaretçilerin yoğun ilgisini çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adalar’ın tek Bizans Kilisesi olan Kamariotissa, ikinci büyük ada olan Heybeliada’da bulunur. Ünlü edebiyatçımız Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yaşadığı ev de müzeye çevrilmiş ve ziyaretçilere açılmıştır. Heybeliada’nın sahil kesiminde yer alan sıra sıra restoranlar, adanın arkasındaki Çam Limanı’nda bulunan sanatoryum adanın ilgi çeken yönleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Burgazada ise Sait Faik Abasıyanık ile tanınır. Ünlü hikâyecimiz burada yaşamıştır ve anısına kurulan Sait Faik Müzesi de burada bulunur. Kalpazankaya, güzel plajıyla Marta Koyu, sanatoryum Burgazada’ya has güzelliklerdir. Çam ormanları ve ahşap köşkler de Burgazada’nın en çok ilgi gören yönleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi ve Hristos Manastırı, Kınalıada’nın gezilecek yapıları arasındadır. Diğerlerinden daha küçük ve sakin bir ada olan Kınalıada’nın özellikle arka kısmında bulunan koylar denizin tadını çıkarmak için çok uygundur, burada hem özel hem de halk plajları bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sedef Adası’nın büyük bir kısmı özel mülk olduğu için bu adada yapılabilecekler sınırlı. Ama İstanbul’a en uzak ve sakin ada olan Sedef Adası’nda güzel bir doğa yürüyüşünün tadını çıkarabilir, daha sonra ister halk plajında ister özel plajda gün boyu güneşlenip denize girebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Güzel doğası ve şehre yakın ama uzak konumuyla adalar birçok sanatçıya ev sahipliği yapmıştır. Kültür ve sanat hayatımızı renklendiren birçok eser adalarda üretilmiştir. Mehmet Akif Ersoy, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, Reşat Nuri Güntekin, Yahya Kemal Beyatlı bu sanatçılar arasındadır. Adaların kültürel zenginliğini keşfetmek için, Büyükada Reşat Nuri Güntekin Evi, Heybeliada İnönü Müze Evi gibi merkezleri de ziyaret edebilirsiniz.

  • FLAMİNGOLAR NEDEN PEMBEDİR?

    Hiç flamingo gördünüz mü? Uzun bacakları, kıvrık gagaları, ince boyunları ve pembe tüyleriyle gerçekten çok güzeller, değil mi? Bu sevimli kuşlar genellikle göllerde ve tuzlu sularda yaşar. Türkiye’de ise en çok Tuz Gölü’nde görülür. Peki, bu güzel kuşlar neden pembedir, biliyor musunuz? Hadi birlikte keşfedelim!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pembe Rengin Peşinde” title_font_size=”13″]

    Flamingoların tüylerinin pembe olmasının sebebi, yedikleri besinlerde bulunan karotenoid adlı bir maddedir. Karotenoid, doğada bazı yiyeceklere renk veren doğal bir pigmenttir. Mesela havuca turuncu, domatese kırmızı, mısıra sarı rengini bu madde verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ne Yiyor Bu Flamingo?” title_font_size=”13″]

    Flamingolar; yosun, küçük karidesler, böcek yavruları gibi minicik canlılarla beslenir. Bazen de salyangoz, midye ve küçük balıkları afiyetle yutarlar! Bu besinlerde bulunan karotenoid adlı madde, zamanla flamingoların bacaklarında, gagalarında ve tüylerinde birikir. Böylece renkleri yavaş yavaş değişir. Yani aslında flamingolar, yedikleri yiyecekler sayesinde o güzel pembe rengini alır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Senin Seçimin Hangisi?” title_font_size=”13″]

    Şimdi sıra sende: Senin en sevdiğin karotenoidli yiyecek nedir? Havuç mu, domates mi yoksa mısır mı? Ben domatesi seçtim çünkü rengini çok seviyorum. Peki, senin seçimin ne oldu?

  • PİZZANIN ANA VATANI NAPOLİ

    İtalya’nın başkenti Roma ve dünya modasının kalbinin attığı Milano’dan sonra ülkenin en büyük üçüncü şehri olan Napoli; tarih, sanat, kültür, mimari ve müzik alanında adından sıkça söz ettirir. Deniz kenarındaki muhteşem koyları ve eşsiz doğasıyla ünlü Napoli hakkında ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 7. yüzyılda Yunanlılar tarafından kurulan şehrin ismi “Yeni Şehir” anlamına gelen Neapolis’tir ancak zaman içinde Napoli halini almıştır. Napoli’nin eski tarihsel şehir merkezi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyanların ünlü lezzeti pizzanın ana vatanı olan Napoli, âdeta bir gastronomi şehridir. Deniz kenarında bulunmasından dolayı çeşitli deniz ürünlerini mutfağına taşıyan Napoli’nin makarna sosları da ünlüdür. Elverişli tarım alanları sayesinde lezzetli domateslerin yetiştirildiği şehirde dünyaca ünlü mozzarella peyniri de bu bölgedeki mandaların sütlerinden yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği Napoli’nin ünlü mekânlarından biri Seiano Mağarası’dır. Tünelden dağın diğer tarafına geçilebilen mağaranın bitiminde ziyaretçileri antik bir anfi tiyatro karşılarken; turkuaz rengi denizi ve muhteşem manzarası da gören herkesi kendine hayran bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Büyüleyici sokakları, tarihi yapıları, köklü kültürünün yanı sıra Napoli denince ilk akla gelen Vezüv ve Campi Flegrei Yanardağı’dır. Vezüv, 1281 metre yüksekliğinde aktif bir yanardağdır ve M.S. 79’daki püskürmesinde Pompeii, Herculaneum ve Stabia şehirlerini haritadan silmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Napoli’deki Ulusal Arkeoloji Müzesi, 1777’de inşa edilmiş ve ilk yıllarında savaş okulu olarak kullanılmış, daha sonra üniversiteye ardından da dünyanın en zengin arkeolojik koleksiyonun sergilendiği müzeye dönüştürülmüştür. Antik Yunan ve Roma dönemine ait eserler arasında heykeller, mozaikler, değerli taşlar ve gümüşler yer alır. Ayrıca Vezüv Yanardağı’nın ortadan kaldırdığı Pompeii şehrine ait tüm eserler bu müzede sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en gözde tatil mekânlarından olan Capri Adası, Napoli Körfezi’nin güneyinde yer alır. Antik Yunan mitolojisinde denizcilerin dikkatlerini tiz sesleriyle dağıtarak gemileri kayalıklara sürükleyen “Sirenler”in yaşadığı ada olarak geçer. Dünyanın önde gelen isimlerinin tatil rotasında olan ada, bir zamanlar Roma prenslerinin de gözdesiymiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Napoli, İtalya’nın dünyaca ünlü sinema yıldızı Sophia Loren’in de büyüdüğü yerdir. Dünyanın en güvenli şehirleri arasında yer alan Napoli’nin tarihi ve kültürel dokusu birçok ünlü yazarın eserine konu olmuş ve ilham vermiştir. Edebiyat festivalleri ve yazar buluşmaları gibi önemli etkinliklere ev sahipliği yapan kent, sağladığı katkılardan dolayı UNESCO tarafından “edebiyat şehri” ilan edilmiştir.

  • AKSARAY: KAPADOKYA’NIN SAKLI GÜZELLİĞİ

    Konya, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Ankara ve Tuz Gölü ile çevrili olan Aksaray pek çoğumuz için gerçekten de saklı bir güzellik… Gidip görmeyenler, yolu düşmeyenler için kısa bir Aksaray turu hazırladık. Eğer keşfetmeyi seven biriyseniz, doğal ve tarihi güzelliklerini yerinde yaşamak üzere mutlaka Aksaray’ı da gezi planınıza dâhil etmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sarıyahşi, Ağaçören, Ortaköy, Güzelağaç, Güzelyurt ve Merkez ilçelerinden müteşekkil Aksaray, İç Anadolu Bölgesi’nde birkaç ili kapsayan ve Kapadokya olarak isimlendirilen bölgede yer almaktadır. 1989 yılına kadar Niğde’nin bir ilçesi olan kent, bu tarihten sonra il statüsü kazanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eteklerinde Nora Antik Kenti’ni barındıran, büyük bir bölümü meşe ağaçlarıyla kaplı olan ve dağcılık sporuyla ilgilenenler için cazibe merkezine dönüşen 3268 rakımlı Hasan Dağı, İç Anadolu Bölgesi’nde Erciyes’ten sonraki ikinci büyük dağdır ve Aksaray sınırları içinde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1.Alaeddin Keykubad tarafından 1299 yılında yaptırılan, II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından genişletilen ve günümüzde yaklaşık 5 bin metrekarelik bir alanı kaplayan Sultanhanı, Selçuklu mimarisinin en naif örneklerinden biri olarak şehrin Merkez ilçesinde konumlanmış durumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en küçük ilçelerinden olan Güzelyurt, turistik gezilerin odak noktasıdır. Yüksek kayaların üstünde yer alan ve taşların oyulmasıyla yapılmış Yüksek Kilise’den Hasan Dağı’nı seyretmek, yine taştan oluşan tarihi Güzelyurt Evleri’ni gezip görmek, ilçede yapılacaklar listesinin başında gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güzelyurt’a yakın mesafedeki Ihlara Vadisi ise Aksaray’daki tüm doğa harikalarının başında gelir. 120 metre yüksekliğindeki ve 14 km uzunluğundaki vadiye 382 basamaklı merdivenden inilerek, içinde eşsiz doğa yürüyüşleri yapabilir, bu sırada kayalara oyulmuş onlarca kiliseyi gezip görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İsteğe göre iri ya da küçük doğranmış etlere domates, biber, sarımsak ve baharatların eşlik ettiği, üstüne kuyruk yağının serildiği ve genellikle fırında pişirilen kiremit tava, kent mutfağında öne çıkan yemeklerdendir, Aksaray tava ya da et tava olarak da bilinir.

  • BALIKESİR’DE ZENGİN BİR UYGARLIK: ANTANDROS

    Antandros Antik Kenti, Balıkesir’in Edremit ilçesi sınırlarında yer alan önemli bir Troas kentidir. Çanakkale Boğazı’nın kuzeyinde Gelibolu Yarımadası, güneyinde ise Biga Yarımadası yer alır. Biga Yarımadası’nın antik ismi ise Troas’tır. Antandros’un kuruluşu, bazı araştırmacılara göre Troia Savaşı’nın öncesine kadar uzanmaktadır. M.Ö. 7. ile 8. yüzyılda kurulduğu düşünülen kentle ilgili bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Antik kaynaklarda Antandros ile ilgili bilgilere çok sık rastlanılmasa da kentin adı Atina ile Sparta arasında M.Ö. 431 yılında başlayan ve M.Ö. 404 yılında sona eren Peloponnessos Savaşları’nda sıkça geçer. PeloponnessosSavaşları’nda bu iki uygarlığın da Antandros’un ürettiği gemilere ihtiyacı vardır. Bu durum Antandros’u tarihinde hiç olmadığı kadar önemli hâle getirir çünkü Kaz Dağı’nın bereketli ormanından elde ettikleri keresteler ile gemi yapımında ünlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Antandros Antik Kenti’nin kazı çalışmaları ilk olarak 1842’de Alman arkeolog Heinrich Kiepert’in bölgedeki bir caminin duvarında Antandros isminin (Αντάνδρiων) geçtiği bir yazıtı keşfetmesiyle başlar. Antandros’taki arkeolojik kazılarda öne çıkan en önemli buluntu “Yamaç Ev” olarak adlandırılan Roma villasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Toplamda 1100 m2’lik bir alanı kaplayan villa, özellikle taban mozaikleri ve freskoları ile dikkat çeker. İki kuşun Yunan kupasından su içerken betimlendiği zemin mozaiği günümüze ulaşmayı başarmıştır. Yazlık ve kışlık olmak üzere büyük iki alan dışında mutfak, tuvalet, sundurma, teras ve oldukça görkemli bir hamam; Yamaç Ev’i oluşturan diğer önemli mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yapılan kazı çalışmalarında villanın M.S. 3. yüzyılın sonlarında inşa edildiği ve M.S. 7. yüzyıllara kadar kullanıldığı belirlenmiştir. Yamaç Ev’deki hamamın mozaik zemini günümüze ulaşırken, arkeologları şaşırtan bir başka buluntu da kanalizasyon sistemi olmuştur. Kazı ekibi tuvaletten kuzeye doğru giden bir hat keşfetmiş, gereğinden büyük ve sağlam olan bu hattın bölgede bu tarz başka evlerin varlığına işaret ettiğini belirtmiştir. Ayrıca M.S. 1. yüzyıla ait, aynı şekilde taban mozaikleri ile fresklerle süslenmiş başka varlıklı bir aileye ait olduğu düşünülen ev de önemli buluntular arasındadır ve bu tezi güçlendirir. Mitolojik metinlerde geçen dünyanın ilk güzellik yarışması yine bu topraklarda gerçekleşmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tarihçi Herodot’un anlatımına göre Pers Kralı Xerxes, Yunanistan’a düzenlediği bir sefer sırasında konakladığı İda Dağı yani Kaz Dağı’nın eteklerinde üzerlerine düşen yıldırımlar ve şiddetli bora nedeniyle ordusunda ciddi kayıplar verir. Bu bölge Antandros’un ta kendisidir. Ayrıca M.Ö. 7 ile 2. yüzyılları arasında nekropol yani mezarlık olarak kullanılan arazide üst üste iki ve üç katlı lahit mezarlar bulunmuştur. Bu lahitlerden çıkarılan objeler Balıkesir Müzesinde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Antandros, antik çağlarda özellikle Kaz Dağı’ndan elde edilen kereste sayesinde gemi yapımında başarı elde etmiş ve zenginleşmiş bir uygarlıktır. Kendi adına sikkesi bile bulunan kent, bu zenginlikleri elde etmek isteyen Atina, Sparta ve Pers İmparatorluğunun sıkça akınına uğramıştır. Orta Çağ’da, 5. yüzyıl ile 15. yüzyılı kapsayan dönemde, yerel halk bu akınlardan kaçmak için Antandros’u terk etmek zorunda kalmış; günümüzde Şahinkalesi olarak adlandırılan, oldukça korunaklı doğal bir kale görünümündeki tepeye göç ederek Antandros keşfedilene kadar, yani binlerce yıl, unutturmayı başarmıştır.

  • Türkiye’nin 7 Çağdaş Mimari Yapısı

    Türkiye’nin 7 Çağdaş Mimari Yapısı

    Ülkemizde dünyanın hayranlığını kazanmış pek çok tarihi yapı bulunmakta. Bulunduğu dönemin özelliklerini yansıtan, toplumsal yapısını ele alan, bilim ve sanatın gelişen yöntemleriyle tasarlanmış, günümüze kadar da ulaşmayı başarmış yapılar… Bizler de bu seride ülkemizde bulunan 7 çağdaş mimari örneğini araştırdık ve bir liste hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    büyük postane

    Büyük Postane, İstanbul’un Fatih ilçesindeki Sirkeci semtinde bulunmaktadır. İnşaasına 1905 yılında başlanmış, 1909’da da tamamlanmıştır. Süslemelerinde ağırlıklı 16. yüzyıl Osmanlı mimarisi hâkimdir. Binanın inşaasında kullanılan tuğlaları Mimar Vedat Tek’in özel olarak tasarladığı iddialar arasında. Büyük Postane, 1927 – 1936 yıllarında İstanbul Radyoevi olarak hizmet vermiş, 1958 yılından sonra posta ve telgraf işlerinde kullanılmaya başlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Her yıl yaklaşık 8 milyon ziyaretçiyi ağırlayan, Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşının yer aldığı yapının inşaatına 1943’te başlanmış ve 1953 senesinde törenle açılmıştır. Yapıldığı dönemde daha çok simetrinin öne çıktığı, kesme taş malzemelerinin kullanıldığı, anıtsal yönü ağır basan binalar tasarlanmıştır. Anıtkabir, Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerini taşımasının yanı sıra döneminin özelliklerini en güzel yansıtan bir yapıttır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ankara

    TBMM günümüze kadar 3 farklı bina kullanmıştır. 1915 yılında inşaatına başlanan ilk TBMM binası ise Kurtuluş Şavaşı sürecinde son bulmuştur. Binanın planı evkaf mimarı Salim Bey tarafından yapılmış, inşaatını askeri mimar Hasip Bey üstlenmiştir. Türk mimari stilinde tasarlanmış binanın en göze çarpan özelliği duvarlarında Ankara Taşı’nın (Andezit) kullanılmış olmasıdır. Bina günümüzde müze olarak kullanılıyor ve Ankara’nın Ulus meydanında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4# ” title_font_size=”13″]

    Geçmişe ait bir dokusu olan yapı, 1902 yılında mimar Vedat Tek tarafından yapılmıştır. Zemin ve iki kat olarak yapılan bina, Batı klasizmi ile Osmanlı oryantalizminin bir eklektizmini taşımaktadır. Arap mimari tarzında ve kargir bir bina olan yapı günümüze kadar ciddi bir restorasyon da geçirmemiştir. Alt katında bir de Kent Tarihi Müzesi de bulunmakta. Kastamonu ile özdeşleşen semboller arasında yer alan yapı, bu sene 116. yaşını tamamladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    TCDD’nin Ankara merkez tren istasyonudur. Yapının ana gar binasının inşaatı 1935 tarihinde başlamış 1937’ye kadar sürmüştür. Cumhuriyet’in erken yıllarına ait yapılardan bir tanesidir. Art Deco tarzındaki yapının mimarı ise Şekip Akalın’dır. Ankara’nın önemli tarihi simgeleri arasında yer alan yapı, günümüzde eskisi kadar rağbet görmese de buradan Türkiye’nin her yerine bilet alabilmeniz mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Basmane Garı, İzmir’in Konak ilçesinde, Basmane semtinde bulunmaktadır. Bina, ünlü Fransız mimar Eiffel tarafından klasik tarzda tasarlanmıştır. İnşaatı ise Fransız bir firma aracılığıyla 1876 yılında yapılmıştır. Fransa’da bulunan Lyon Gar binasının bir benzeri olma özelliğine sahip olan yapının üzerinde kırma çatı, iki kenarının ortasında da düz cephe görünümüne hareketlilik katan üçgen alınlıklar bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    1914 – 1983 tarihleri arasında Osmanlı Devleti’nin kent ölçekli ilk elektrik santrali olan yapı, 2004 senesinde Enerji Müzesi’ne dönüştürülmüştür. Oldukça etkileyici yapılardan biri olan bu eski bina, içerisindeki mekanik ekipmanlarıyla yapay peyzajı olan bir müze. Binanın dönüşümüne yönelik mimari çalışmaları Han Tümertekin tasarlamıştır. Son derece modern tasarlanmış müze yapısı eski mimari özelliklerini korumayı da başarmıştır.