Kategori: Rota/Doğa

  • KUŞ KADAR DİYEMEYECEĞİNİZ BÜYÜKLÜKTEKİ KUŞLAR

    KUŞ KADAR DİYEMEYECEĞİNİZ BÜYÜKLÜKTEKİ KUŞLAR

    Kuş denince aklımıza hemen boyları santimlerle ifade edilen minik canlılar gelir ama kanatlarını açtığında karşısında duramayacağımız kuşlar da var yeryüzünde. Kuş dünyası o kadar büyük bir dünya ki içinde 10.000 kadar farklı tür bulunuyor, hatta bazı bilim insanları bu sayının 18.000’i bulabileceğini bile açıkladı. Her gün yakınımızdan onlarca küçük kuş uçar gider ama büyük kuşlarla hayatımız boyunca hiç karşılaşmayabiliriz de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güçlü gagaları ve büyük kursakları olan akbabaların kanat genişliği türlerine göre 1,5 ile 2,5 metre arasında değişebilir. Kanatları kapalı olduğunda oldukça fantastik bir görüntü veren yırtıcı kuşlar genellikle açık alanlarda iniş-kalkış yaparlar ve istisnaları saymazsak avlanmadan, ölen veya ölmek üzere olan hayvanları yiyerek beslenirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Boyu 1,5 metreye yaklaşabilen Japon turnaları Sibirya’da üreyen ve kış dönemlerinde Uzakdoğu ülkelerine giden göçmen kuşlardır. Japon kültüründe şansı, uzun ömrü ve sadakati temsil eden kuşların türüne göre renk detayları değişebilmektedir. Hayvanlar âlemi içinde en güzel dans eden canlılar olmaları da fazlasıyla mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Açık denizlerde yaşayan, su üstünde uyuyan, gıdasını deniz canlıları yiyerek karşılayan albatrosların kanat uzunluğu 4 metreye yaklaşmaktadır. Kanatlar dışında kalan tüylerinin tamamı beyazdır. Su üstünde saatlerce uçabilen kuşlar, kanat yapıları sayesinde neredeyse kas enerjisi harcamadan uzun süre havada süzülebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İri su kuşlarından olan pelikanların en belirgin özelliği uzun gagasının altında yer alan geniş keseleridir. Avlarını bu kesede toplar ve kese sayesinde suyunu süzerler. Kanat genişlikleri 1,8 ila 3,5 metre arasında değişebilen kuşlar kış aylarını sıcak yerlerde geçirmeyi tercih eden göçmen kuşlardır. Fosil kayıtlarına bakılırsa mavi gezegenin 30 milyon yıllık sakinleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İşte beyaz yaka tüyleri, omuzlarına tüylü bir pelerin atmış gibi duran halleriyle masallardan çıkıp gelmiş gibi görünen bir tür daha, And kondoru. Genellikle And Dağları ve Büyük Okyanus kıyılarında görülen kuşlar yuvalarını binlerce metre yükseğe yaparlar. Şili, Peru, Arjantin, Kolombiya gibi ülkelerin arma, posta pulu veya paralarında görebileceğiniz kuş da And kondorudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İnce yapıları, kanat ve boyun hareketlerindeki incelik, su üstünde sakince süzülen hâlleri kuğuları zarafetin simgesi hâline getirmiştir. Başlarını öne doğru uzatarak uçan bu zarif kuşların, uçarken kanatlarının aldığı şekil nedeniyle müzikal bir ses çıkardığı da söylenir. Kanat genişliği 2,8 metreyi bulabilen kuğular oldukça iri yapılı kuş türleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kori bustard en büyük kuş türlerinden biridir. Kanat genişliği yaklaşık 3 metreyi bulabilen kuşlar yaşamlarının büyük bir kısmını uçmadan, geniş savanlarda yürüyerek geçirirler. Afrika’da yaşayan ve avlanmalar nedeniyle soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kori bustardlar küçük sürüngen, böcek, küçük kemirgen ya da tohum ve ot yiyerek beslenirler.

  • VE İKİ DENİZE KIYISI OLAN BİR ŞEHİR DAHA: TEKİRDAĞ

    VE İKİ DENİZE KIYISI OLAN BİR ŞEHİR DAHA: TEKİRDAĞ

    Kültür ve Yaşam’da il il gezdiğimiz ülkemizin bazı şehirleri için bu başlığı kullanmıştık: İki Denize Kıyısı Olan Şehir. O şehirlerimiz İstanbul (Karadeniz- Marmara), Kocaeli (Karadeniz-Marmara), Balıkesir (Marmara-Ege), Çanakkale (Marmara-Ege), Muğla (Ege-Akdeniz). Ve bir tarafı küçük de olsa, işte iki denize kıyısı olan bir şehrimizle daha karşınızdayız: Tekirdağ (Karadeniz-Marmara).

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz ve Marmara Denizi dışındaki komşuları İstanbul, Çanakkale, Edirne ve Kırklareli olan Tekirdağ ülkemizin büyükşehirlerinden biridir. 11 ilçesinden Çerkezköy, Marmaraereğlisi, Süleymanpaşa ve Şarköy yazlık yerleşimlerin çok bulunduğu, çevre illerin sayfiye bölgesi olarak ilgi gösterdiği yerlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tekirdağ’ın kıyı şeritleri yerli-yabancı turistler tarafından en çok rağbet edilen yerler iken, dağlık bölgelerde yamaç paraşütü sevenler ve off-road tutkunları yaz-kış keşfe çıkar. En yüksek noktası 945 m. rakımlı Ganos Dağları’dır fakat bu alanı saymazsak fotoğrafta gördüğünüz gibi şehir oldukça düz bir yapıya sahiptir. Şehrin düz ve dağlık bölgeleri birbirine alternatif doğa yürüyüşlerine de olanak sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    60 kilometre uzunluğunda bir sahil şeridine sahip olan Şarköy ilçesi mavi bayraklı deniziyle ülkemizin medarıiftiharları arasındadır. İlçe sınırları içinde bulunan Hoşköy de sunduğu sakin atmosfer ve eşsiz doğa manzaralarıyla ünlüdür. Eğer yolunuz buralara düşerse fotoğraf makinanızı mutlaka yanınıza almanızı öneririz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kumbağ, özellikle İstanbulluların günü birlik tatiller için tercih ettiği, Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesine bağlı beldesidir. Deniz turizminin çok hareketli olduğu bölgede orman içindeki tesisler de yaz aylarında ve hafta sonları dolup taşmaktadır. Bölge su sporları için elverişlidir, bu arada şehrin genelinde yelken sporunun son derece popüler olduğunu da bilgi olarak ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şarköy ilçesine bağlı olmakla birlikte ilçe merkezine 35 kilometre mesafede bulunan Uçmakdere aslında eski bir Rum köyüdür. Rumların “Avdimo” yani “hoş yer” dediği yere Yörükler ise “Avdin” der. Köy yaşamının, doğal ürünlerin peşinde olanlar için güzel bir alternatif olan Uçmakdere, yamaç paraşütüyle uçmak isteyenler için de harika bir lokasyon.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tarih meraklıları için önereceğimiz mekân ise özellikle Macar turistler için oldukça ilgi çekici olan Rakoczi Müzesi olacak. Burası, Macaristan’ın Avusturya’ya karşı mücadele etmiş bağımsızlık kahramanı Ferenc Rakoczi’nin Osmanlı’ya sığındığı dönemde kaldığı ve günümüzde müze olarak ziyaret edilebilen ev 17. yüzyıla ait bir Türk evi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kirazı, üzümü, zeytini, peyniri, zeytinyağı, manda yoğurdu, peynir helvası ile öne çıkan Tekirdağ’ın en ünlü lezzeti hiç şüphe yok ki köftesidir. Hatta sadece şehir sınırları içinde değil İstanbul başta olmak üzere diğer illerde de vazgeçilmez bir köfte çeşididir. Tekirdağ köftenin özelliği etin sinirlerinden iyice arındırılmış olması ve odun ateşinde pişmesidir. Servis sırasındaki eşlikçileri ise piyaz, acı sos ve ızgara edilmiş sivri biberdir.

  • HAYVANLAR ÂLEMİNİN MİNİ MİNİ ÜYELERİ

    HAYVANLAR ÂLEMİNİN MİNİ MİNİ ÜYELERİ

    Elbette aşağıda göreceğiniz canlılardan çok daha küçük olanları bulunuyor doğada… Hatta bazılarını çıplak gözle görmekte bile zorlanıyoruz ama böyle bir kıyas listedeki hayvanların da minicik olduğu gerçeğinin önüne geçmiyor. 🙂 İşte karşınızda birbirinden sevimli o küçük arkadaşlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bazı türleri 1.8 gram kadar hafif olan sinek kuşları dünyanın en küçük kuş türlerinden sayılıyor. Ne var ki bu minik canlı küçücük cüssesine bakmadan havada asılı biçimde kalarak kanatlarını saniyede 15-80 kez çırpabiliyor. Bu sırada kalp atışı dakikada 1200’lere çıkarken o tatlı tatlı şakımaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yumuşacık tüylerinden dolayı ipek maymun olarak da bilinen marmosetlerin bir diğer adı da parmak maymun. Cüce türleri gerçekten parmak kadar olan bu sevimli primatların ortalama boyu ise 20 santimetre. Marmosetlerin en ilginç taraflarından biri de boylarından büyük bir kuyruğa sahip olmaları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Su dünyasının en minik sakinleri arasında yaklaşık 2.4 santimetre olan boyları ile adına masallarda sıkça rastlanan denizatları da bulunuyor. Su altında biblo gibi görünen farklı desenlerdeki rengârenk bedenleri ortalama 4-5 yıl hayatta kalabiliyor ve ne yazık ki nesilleri tükenmek üzere.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Boyu 6 ila 9 santimetre ve ağırlığı 15 ile 40 gram arasında değişebilen canlılara fındıkla beslenmeyi sevdikleri için fındık faresi denmiş ama isimleri görüntüleriyle de bir hayli eşleşiyor. Hemen hemen fındık kadar minik olan bu canlının tüyleri fındık rengine benziyor ve kuyruğu da neredeyse boyu kadar uzun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kurbağaya dönüşen prens masalına bakınca bu minik yeşil canlıların çirkin olduğunu düşünürüz oysa yukarıdaki fotoğraf bunun tam aksini söylüyor. Boyları 3 ila 12 santimetre arasında değişen ve çok iyi birer tırmanıcı olan sevimli ağaç kurbağalarını dünyanın her yerinde görmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Uç uç böceğim, annen sana terlik pabuç alacak…” diye seslendiğimiz puantiyeli renkli hayvan hangisidir? Tabii ki 0,5 santimetre boyu ile gözümüzün görebildiği en minik canlılardan olan uğur böceği. Bu sevimliler minicik bedenlerine rağmen muhteşem kanat sistemleri sayesinde çok iyi uçabiliyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu mini minnacık köpeğin ağırlığı da 0.5 ila 2.7 kilogram arasında değişiyor. Adını Meksika eyaletlerinden Chihuahua’dan alan chihuahua, ya da bizdeki telaffuzuyla çivava o kadar küçük ki omuz yüksekliği bile sadece 10 santimetre civarında. Çivavaların tüyleri tamamen kahverengi de beyaz da alacalı da olabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bir at ırkı olan falabella, atların içinde en minyatürü, öyle ki boyu sadece 75-80 santimetre. Özellikle Avrupa ve Amerika’da yetiştirilen falabellayı ilk görüşte midilliye benzetebilirsiniz ama onlardan daha küçük ve farklı bir tür. Ve falabellalar da en az diğer atlar kadar insan canlısı ve zeki hayvanlar.

  • DÜNYANIN EN ÇOK ZİYARET EDİLEN İLK 5 ÜLKESİ

    Her yıl milyonlarca insan valizini toplayıp yola çıkıyor: Kimi yeni tatlar denemek, kimi tarihî sokaklarda dolaşmak, kimi de sadece denizin keyfini çıkarmak için… Bu hareketlilik, yalnızca gezginlerin hayallerini değil; şehirlerin ekonomisini, kültürlerin buluşmasını ve ülkelerin tanıtımını da şekillendiriyor. İşte bu yüzden Birleşmiş Milletler, 1979’da aldığı kararla 1980’den beri 27 Eylül’ü “Dünya Turizm Günü” olarak kutluyor. Ve gelelim en çok merak edilen kısma… BM Dünya Turizm Örgütünün (Mayıs 2025) verilerine göre Türkiye, 2024’te 56,7 milyon yabancı ziyaretçiyle dünyanın en çok turist çeken 4. ülkesi olarak karşımıza çıkıyor. Peki, diğer ülkeler hangileri? İşte ziyaretçi sayısıyla öne çıkan ilk 5 ülke…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fransa” title_font_size=”13″]

    BM Dünya Turizm Örgütünün verilerine göre 102 milyon ziyaretçiyle dünyanın en çok turist çeken ülkesi olan Fransa, Disneyland Paris ile öne çıkıyor; Avrupa’nın önde gelen eğlence merkezi, Val-d’Europe Bölgesi’nin ekonomik ve kentsel gelişimine katkı sağlıyor. Paris’teki Louvre Müzesi, paha biçilmez sanat eserlerini sergileyerek ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Versailles Sarayı, kraliyet ihtişamını yansıtarak tarih meraklılarının dikkatini çekerken Eiffel Kulesi, Paris’in ve Fransa’nın simgesi olarak dünya çapında tanınan en ikonik yapılar arasında yer alıyor. Modern sanat alanında Pompidou Merkezi, 20. ve 21. yüzyıl görsel sanatlarını sergiliyor; Provence’ın lavanta tarlaları ve Côte d’Azur sahilleri ise doğal güzellik ve deniz keyfi arayanları cezbediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İspanya” title_font_size=”13″]

    İspanya’da Katalonya öne çıkıyor ve Barselona’nın da bulunduğu bu bölge, turistlerin ilgisini çekiyor. Balear Adaları, doğal plajları ve berrak sularıyla tatilcileri ağırlıyor. Endülüs; Mağribi mirası, flamenko dansı ve Costa del Sol’un güneşli plajlarıyla seviliyor. Kanarya Adaları, sunduğu çeşitli doğal manzaralar ve plajlarla gezginleri etkiliyor. Festivalleri ve sahil cazibesiyle Valensiya Topluluğu da ziyaretçilerini karşılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amerika Birleşik Devletleri” title_font_size=”13″]

    ABD’de New York öne çıkıyor ve New York Newark-Jersey City Bölgesi uluslararası ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Florida, Miami-Fort Lauderdale-West Palm Beach Bölgesi’yle tatilcileri ağırlıyor. Kaliforniya, Los Angeles-Long Beach-Anaheim ve San Francisco-Oakland-Berkeley bölgeleriyle seviliyor. Nevada, Las Vegas’ıyla dikkat çekiyor; Teksas ise ziyaretçileri çeşitli kültürel ve şehir deneyimleriyle karşılıyor. Orlando-Kissimmee-Sanford Bölgesi ise tema parkları ve eğlence olanaklarıyla turistleri çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de İstanbul öne çıkıyor ve Ayasofya, Sultanahmet Camii ile Topkapı Sarayı gibi tarihî yapılarıyla ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Antalya; eski şehir merkezi, plajları ve tatil köyleriyle tatilcileri karşılıyor. Kapadokya; eşsiz kaya oluşumları, mağara evleri ve sıcak hava balonu turlarıyla göz alıyor. Efes, Celsus Kütüphanesi ve Büyük Tiyatro gibi kalıntılarıyla tarih meraklılarını etkiliyor. Pamukkale ise beyaz traverten terasları ve mineral bakımından zengin termal sularıyla doğal güzellik arayan ziyaretçileri cezbediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalya” title_font_size=”13″]

    İtalya’da Roma öne çıkıyor ve Kolezyum, Aziz Petrus Bazilikası ile Trevi Çeşmesi gibi tarihî yapılarıyla ziyaretçileri cezbediyor. Milano, katedrali ve küresel moda merkezi kimliğiyle ilgi topluyor. Venedik, kanalları ve eşsiz sanatsal mirasıyla romantik bir atmosfer sunuyor. Floransa, Rönesans’ın beşiği olarak sanat ve mimarisiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Rimini ise Adriyatik kıyılarındaki plajlarıyla deniz ve güneş keyfi arayanları etkiliyor.

  • BİLECİK’TEN YAYILAN DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRASLAR

    BİLECİK’TEN YAYILAN DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRASLAR

    “Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bana, uysallık sana. Gücenme bize, gönül alma sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hoş görmek sana. Anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana.” İşte, Bilecik denince akıllara hemen Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye vasiyet ettiği bu sözler gelir. Gelin, bu kadim şehrin günümüze kadar taşıdığı kültürel ve doğal mirasları tekrar hatırlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    600 yıl boyunca üç kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun doğduğu bölge tam da Bilecik sınırları içindeydi. Ertuğrul Gazi liderliğindeki Kayı Türkleri, Bilecik’in Söğüt ilçesinde kurdukları 400 çadırlık bir uç beyliğinden Osmanlı Devleti’ni çıkarmışlardı. Anlayacağınız, böylesi tarihi öneme sahip bir şehir Bilecik… Yukarıda gördüğünüz fotoğraf da şehrin 8 ilçesinden Gölpazarı’na ait.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Daha eskilere gidildiğinde Hititler’den Frigler’e Romalılar’dan Bizans’a onlarca medeniyeti ağırlamış bu kent tarih meraklıları için tam bir cazibe merkezi. Hem arkeolojik hem de etnografik incelemeler yapmak için Merkez ilçesinde bulunan Bilecik Müzesi en doğru adres. Osmanlı’dan kalan izler ise şehrin bir ucundan diğer ucuna uzanan her yerde görülebilir. II. Abdülhamid Dönemi’nden kalma tarihî saat kulesi de bunlardan sadece biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı Devleti’nin kurucu isimlerinden ve Osmanlı Hanedanı’nın ilk padişahı olan Osman Gazi de Bilecik, Söğüt doğumlu. Kendisinin ve hocası olan Şeyh Edebali’nin türbeleri şehirde en çok ilgi gören mekânlar arasında bulunuyor. Sonraki yıllarda yaptırılan Ertuğrul Gazi Camii, Orhan Gazi Camii, Hamidiye Camii gibi eserler de şehrin alametifarikalarından. Fotoğrafta gördüğünüz 16. yüzyılda yapılan Rüstem Paşa Camii ise mimarisindeki geometrik ve simetrik detaylarla ziyaretçilerini büyülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilecik’in zengin kültürel geçmişini farklı yapılar üzerinden görmek isterseniz Osmaneli ilçesinde bulunan Rum Ortodoks kilisesi Hagios Georgios ya da daha bilinen adıyla Aya Yorgi Kilisesi’ne bakabilirsiniz. Fakat bu eser sanıldığı gibi Bizans Dönemi’nde değil 19. yüzyıl Osmanlı’sında Macar bir mühendis tarafından inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bilecik’te tarih bir yana doğa bir yana, bazen de tarih ve doğa iç içedir. Cennet Vadisi gibi doğanın içinde vakit geçirip etkinlikler yapabileceğiniz mekânlar olduğu gibi Türbin Mesire Yeri gibi özgürce hareket edebileceğiniz alanlar da bulunuyor. Çiçekli, Kömürsu gibi alabildiğine uzanan yeşil alanlar da şehrin akciğerlerini her daim tertemiz tutan yaylalar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sakarya Nehri’nin sulayarak geçip gittiği Bilecik’te bir doğa harikası var ki “cennetten bir köşe” ifadesinin dünyamızda kullanılabileceği yerlerden birine karşılık geliyor diyebiliriz. Mütevazı boyutlardaki Bozcaarmut Göleti’nden söz ediyoruz. Ağaçların ve yaban hayatının çevrelediği oluşum biz insanlara doğanın en güzel fotoğraflarından birini veriyor. Gölet, şehrin Pazaryeri ilçesindeki Bozcaarmut köyünde yer almakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Biraz da Bilecik’in yemek kültüründen söz edin derseniz, klasik bir Anadolu mutfağının bütün özelliklerini barındırdığını ama kendi farkını eklemekten de geri durmayan bir şehir olduğunu söyleyebiliriz. Mesela mantı çok tüketilen bir yemek; ama özellikle nohutlu ya da mercimekli olanı. Biber dolması oldukça meşhur; ama özellikle erikli ekşili olanı. Anadolu’da sıklıkla gördüğümüz keşkek, kuru fasulye, kesme hamur, güveç gibi yemekler de şehrin mutfağında en çok pişenlerden.

  • SEYRİNE DOYUM OLMAZ DEDİRTEN MANZARA FOTOĞRAFLARI

    SEYRİNE DOYUM OLMAZ DEDİRTEN MANZARA FOTOĞRAFLARI

    “Neyleyim seni kartpostal manzara / Rüzgârın yok o yerin havasından / Uğuldamak yaraşır ormanlara / Denizin güzelliği dalgasından / Geyik dağdan dağa atlarken güzel / Nar dalında diş diş çatlarken güzel…” diye devam eder Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiiri. Doğru da söyler, güzel bir manzaranın içinde olmanın, kokusunu alıp sesini duymanın yerini hangi fotoğraf karesi tutabilir ki? Ama kabul edelim böyle fotoğraflara bakmak yine de ruhlarımıza iyi gelir. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Göl dediğin bir su masalı… Aynı suyun anlattığı masallar dünyanın her yerinde farklı farklı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çiçekleri yapraklarından önce açar erguvanın… Çiçekleri dünyayı kuşatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Orhan Veli’ye kulak vermeli şimdi: “Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol / Git gidebildiğin yere.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Siz gölge edin, bütün ihsanlar bizim olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yüzmekten yorulan genç sevgilisine son kez seslendi: “Ah Tamar!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gerçeği ayrı sureti ayrı güzel… Gerçeği ve sureti aynı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bulutlar mı, palmiye yaprakları mı, kumsal mı yoksa hepsinin birden kucakladığı mavi sular mı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Şairin dediği gibi, “Öyle bir yazdı ki, sanki gökyüzünde oturuyorduk…”

  • NEVŞEHİR’İN KEŞFEDİLECEK NE ÇOK YERİ VAR!

    NEVŞEHİR’İN KEŞFEDİLECEK NE ÇOK YERİ VAR!

    Aksaray, Niğde, Kayseri, Yozgat ve Kırşehir’in komşuluk ettiği Nevşehir oldukça eski bir yerleşim… Günümüzde de Merkez, Acıgöl, Derinkuyu, Ürgüp, Avanos, Gülşehir, Hacıbektaş ve Kozaklı ilçelerinin eşsiz doğasında trekkingden dağ bisikletine, atlı safariden balon seyahatine yapılacak çok sayıda aktivite bulunuyor. Kentin öne çıkan değerlerinden birkaç tanesini bu sayfada bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Nevşehir denince akla ilk gelen yer şüphesiz ki Kapadokya’dır. Yanardağların püskürttüğü lav ve küllerin milyonlarca yıl içinde yaşadığı dönüşüm sonucunda ortaya çıkan manzara tüm dünyanın gözbebeği. UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan Göreme Açıkhava Müzesi yaz-kış turistik ilgi görmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Nevşehir’in alametifarikalarından bir diğeri de hiçbir teknolojinin olmadığı dönemlerde kayaların aşağı doğru delinmesiyle oluşturulan yer altı şehirleridir. Kentin farklı bölgelerinde bulunan ve erzak deposundan havalandırma sistemine, yaşam alanlarından su kuyularına ince ince dizayn edilen bu mekânların nasıl yapıldığı hala bir muamma.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sivas’ta doğarak Karadeniz’e dökülen Kızılırmak’ın kıvrıla kıvrıla kat ettiği 10 şehrimizden biri de Nevşehir. Şehri ortadan ikiye bölen nehir Gülşehir, Avanos ve Ürgüp ilçelerinden geçerken geride doyum olmayan manzaralar bırakıyor. Özellikle Avanos’ta nehir kıyısına sıralanmış kafelere oturup Türk kahvesi eşliğinde Kızılırmak’ı ve üstüne kurulmuş tarihî Asma Köprü’yü seyretmek çoktan gelenek halini almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Adını, 1209-1271 yılları arasında yaşamış mutasavvıf ve filozof Hacı Bektâş-ı Veli’den alan Hacıbektaş ilçesinde büyük âlimin izlerini görebileceğiniz birçok mekân bulunuyor. Özellikle Hacı Bektâş-ı Veli tarafından 13. yüzyılda temelleri atılan, UNESCO tarafından 2012’de Dünya Mirası Listesi’ne alınan ve 1964’ten bu yana müze olarak ziyaret edilebilen Hacı Bektâş-ı Veli Türbesi şehrin en çok ilgi gören merkezlerinden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Adını doğu tarafında bulunan güvercinliklerden alan Güvercinlik Vadisi 4100 metre uzunluğu ile Kapadokya’nın da en uzun vadilerinden biri. Merkeze bağlı Uçhisar beldesindeki vadide bir de ağaç var ki yerli-yabancı turistlerin nazar boncuğu bağlayarak dilek dilediği ve fotoğraf çektirmeden dönmediği turistik bir noktaya dönüşmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Avanos ilçesi aynı zamanda Hititlerden bu yana süre gelen seramik yapımıyla da ünlü. Avanos’taki dağlardan ve Kızılırmak’ın eski yataklarından elde edilen kil topraklar, önce çamura, sonra ayakla döndürülen ve çark adı verilen tezgâhlarda elle şekillendirilerek çanak, çömlek, testi gibi objelere dönüştürülüyor. Güneş ve gölgede kurutulup fırında pişirilen bu ürünler Avanos’taki atölye ve dükkânlarda satışa sunuluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çanak-çömlek demişken, Nevşehir mutfağının en güzel ve ünlü yemeklerinden biri olan testi kebabı da adı üstünde şehirde üretilen bu testilerde pişiyor. Kuşbaşı etin soğan, sarımsak, domates, biber ve karabiberle buluştuğu kebap, testiye doldurularak tereyağı ekleniyor; ağzı ekmek hamuruyla kapatılarak odun ateşinde iki saat boyunca pişiriliyor ve bir süre dinlendirilen yemek testi kırılarak servis ediliyor.

  • ZAMANIN SAATSİZ AKTIĞI YER: SOMMARØY

    Güneş 22 Eylül’de ekvatorun tam üzerinden geçecek. Gece ve gündüz eşitlenecek. Doğa, kusursuz dengesini bir kez daha hatırlatacak, bizse hâlâ saatlerin peşinde koşturacağız. Peki, zamanın baskısından arınmış bir yaşam bulmak gerçekten mümkün mü? Norveç’in kuzeyindeki Sommarøy Adası bu soruya “Evet!” diyor. Burada yaz aylarında haftalarca güneş batmazken, kışın gökyüzü uzun süre karanlığa bürünüyor. Işığa göre zamanı ayarlayan bu adada insanlar saate ihtiyaç duymadan yaşıyor. Çünkü burada zaman, gökyüzünün ritmine göre akıyor. Şimdi, zamanı unutan bu kuzey adasına biraz daha yakından bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Norveççede “sommarøy”, kelime anlamıyla “yaz adası” demektir. Kuzey Kutup Dairesi’nin üzerindeki konumuna rağmen Sommarøy, ılıman bir iklime sahiptir. Bunun nedeni, Atlantik’ten gelen Körfez Akıntısı’nın etkisidir. Bu sıcak su akıntısı, adanın yaz aylarını bölgedeki diğer kutup yerleşimlerine kıyasla daha ılıman ve yaşanabilir kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen kuzeyinde bulunan, yaklaşık 300 kişilik nüfusa sahip Sommarøy, Norveç’in Tromsø şehrine bağlı en işlek balıkçı köylerinden biridir. Her yıl 18 Mayıs’tan 26 Temmuz’a kadar, tam 69 gün boyunca güneş hiç batmaz; sabah mı, akşam mı yoksa gece mi olduğu belirsizdir. Kasım ayından ocak ayına kadar ise “kutup gecesi” dönemi yaşanır ve günler büyük ölçüde karanlıktır. Ancak bu karanlık tamamen sürekli değildir; özellikle öğle saatlerinde hafif alacakaranlık yaşanır. Hem uzun karanlık dönemi hem uzun aydınlık dönemi yaşayan adalılar, saat kullanımının gereksiz olduğuna karar verir ve yaşamlarını ihtiyaçlarına göre düzenler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gündelik yaşamda ışığın sürekliliği ya da yokluğu, 2019 yılında, ada halkını harekete geçirdi ve Norveç hükûmetine başvurarak dünyada bir ilke imza attılar. Amaçları netti: Saatin hayatı sınırlayan yapay bir çerçeve olduğunu savunarak, dünyanın ilk “zamansız” yeri olma isteğini resmî olarak dile getirdiler. Taleplerini şu sözlerle açıkladılar: “Zaman baskısı stresi artırıyor. Biz, hayatı gerçekten yaşamak istiyoruz. Zamanla yarışmak değil, yaşamı hissetmek istiyoruz.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın farklı köşelerinde “slow living” (yavaş yaşam) bir yaşam felsefesi olarak öne çıkar ancak Sommarøy’de bu, bir pazarlama terimi değil, günlük yaşamın kendisidir. Bu adada bir çocuğun top oynaması, kano ya da tekneye binmesi ya da birinin denize girmesi için saate bakmasına gerek yoktur. Ticaret bile saate göre işlemez; dükkânlar sabah 9’da değil, işletmecinin hazır olduğu anda açılır. Bir bakkal gece boyunca açık kalabilir, bir kafe ise ancak öğleden sonra hizmet vermeye başlayabilir. Tatil günleri, hafta sonları gibi zaman dilimleri burada silinmiştir. Ada, modern dünyanın ritmine değil, kendi doğal döngüsüne kulak verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Henüz resmî bir karar çıkmamış olsa da ada halkı saatsiz yaşamı çoktan benimsemiştir. Sommarøy’de nesillerdir bu şekilde yaşayanlar için mesele sadece bir formalitedir. Bu düzenleme, adadaki işletme sahiplerine dükkânlarını istedikleri saatte açıp kapama özgürlüğü tanıyacak; okul ve çalışma saatleri de esnetilebilecektir. Adada yaşayanlar bu anlayışı simgelemek için kol saatlerini adanın girişindeki köprüye asarlar. Bu uygulamayla ün kazanan ada, her yıl birçok turisti kendine çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sommarøy’un doğal güzelliği, yaşam felsefesi kadar etkileyicidir. Güneşin 69 gün boyunca batmadığı yaz mevsiminde ada, altın tonlarına bürünerek ziyaretçilere arktik manzarayı kesintisiz keşfetme imkânı sunar. Eylülden nisana kadar ise bölge kış mevsimine girer; bu dönemde güneş uzun süre ufkun altında kalır ve bu soğuk havada gökyüzünü büyüleyici kuzey ışıkları (aurora borealis) aydınlatır. Yeşil, mor ve kırmızının dansı, fotoğrafçılar, doğaseverler ve macera tutkunları için unutulmaz bir deneyim oluşturur. Yalnızca bu iki doğa olayı bile, zamansız Sommarøy’u uluslararası turizm haritasında özel bir yere taşımaya yeterlidir.

  • KARADENİZ’İN GÜMÜŞ GİBİ PARLAYAN ŞEHRİ

    KARADENİZ’İN GÜMÜŞ GİBİ PARLAYAN ŞEHRİ

    Adını gümüş madenlerinden alan Gümüşhane, Karadeniz’in saklı kalmış hazinelerinden biri. Karadenizli olmanın gerektirdiği gibi engebeli olan toprakları dağlarla çevrili ve bunların başında Zigana geliyor. Denize kıyısı yok ama dağlarını kayınların, meşelerin, ladinlerin, köknarların kapladığı yemyeşil bir örtüye sahip. Ve bakın daha neler neler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Merkez, Köse, Şiran, Tortul, Kürtün ve Kelkit, dağlarla çevrili bir vadiye kurulan Gümüşhane’nin ilçeleri. Şehrin içinden geçen ve fotoğrafta da gördüğünüz nehir ise Yeşilırmak’ın kollarından olan Kelkit Çayı. Bu gümüş kentin en yakın komşuları ise Trabzon, Giresun, Bayburt ve Erzincan.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezinde en çok dikkat çeken yapılar arasında geniş bahçeler içinde taş, kerpiç, ahşap kullanılarak yapılmış eski konaklar bulunuyor. Ayrıca, merkezdeki Sarıçiçek köyünde bulunan 150 yıllık iki mekân var ki turistik olarak epey rağbet görüyor. Birbirine 50 metre mesafede bulunan ve bir usta ile çırağının yaptığı bu iki mekân Sarıçiçek Köy Odaları adıyla biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gümüşhane, tarihî İpek Yolu güzergâhında bulunduğu için gözde ticaret merkezlerinden ve önemli kesişim noktalarından biri olmuş. Bu önemli kentin sınırları içine stratejik amaçlı veya yaşam alanı olarak kullanılan birçok da kale inşa edilmiş. Kov Kalesi, Akçakale Kalesi, Kalecik Kalesi, Krom Kalesi, Kürtün Kalesi, Keçi Kalesi, Canca Kalesi bunlardan bazıları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Oldukça eski bir yapı olan ve tarihte iki kez onarım gördüğü bilinen Hagios Georgios Kilisesi şehrin merkezindeki Süleymaniye Mahallesi’nde yer alıyor. Bu mahalle Eski Gümüşhane olarak da bilinmekte ve barındırdığı cami, köprü, kilise gibi 37 tescilli tarihî yapı nedeniyle şehir gezisi rotalarının başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gümüşhane tıpkı dağları gibi yaylaları da bol bir şehir. Kazıkbeli Yaylası, Erikbeli Yaylası, Güvende Yaylası, Kadırga Yaylası derken liste uzayıp gidiyor. Torul ilçesindeki Zigana köyünde yer alan Saronay Yaylası ise sahip olduğu Limni Gölü’yle bir adım daha öne çıkıyor. 1700 rakımlı yayladaki göl, ilham veren güzelliği ile şehrin alametifarikalarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehirdeki başka bir doğa harikası da Torul ilçesi Cebeli köyündeki Karaca Mağarası… Uzunluğu 150 metre, ortalama tavan yüksekliği 18 metre olan mağaranın 1500 metrekareyi kaplayan alanında milyonlarca yıl içinde oluşmuş sarkıtlar, dikitler, sütunlar, damlataşlar, traverten basamaklar gibi doğal oluşumlar görenleri büyülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sayfanın en başında Gümüşhane için saklı kalmış kent demiştik, bu tanımı özgün ve bol çeşitli Gümüşhane mutfağı için de kullanmamız şart. Gümüşhaneliler un herlesi çorbasından mantı çorbasına, gendime pilavından evelik dolmasına, erişte tatlısından fışkıl tatlısına uzun bir yemek listesine sahipler. Şehrin en çok bilinen ve fark yaratan lezzeti ise köme pestil olarak da bilinen cevizli sucuk.

  • GÖZ KAPAKLARI OLMADAN YAŞAYAN HAYVANLAR

    Göz kapaklarımız, gözlerimizi koruyan doğal bir kalkan gibidir. Yüksek ses, ani ışık ya da hızlı bir hareket karşısında refleksle kapanarak gözlerimizi savunur. Kapalı bir göz su ve hava geçirmez, ayrıca gözlerimizin nemli kalmasını sağlar. Her birkaç saniyede bir göz kırptığımızda göz kapaklarımız gözlerimizi gözyaşlarıyla siler. Gözyaşları yalnızca gözü nemlendirmekle kalmaz; toz parçacıklarını temizler ve antibakteriyel özellikleri sayesinde mikroplara karşı da koruma sağlar. Fazla gözyaşı ise burun boşluğuna akar, bu yüzden ağladığımızda burnumuzdan sıvı gelir. Peki göz kapakları olmadan yaşayan canlıları duymuş muydunuz? İşte bazı örnekler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Balıklar” title_font_size=”13″]

    Balıkların göz kapakları yoktur, çünkü balıklar gözlerini su altında nemlendirmeye ihtiyaç duymaz. Gözleri genellikle saydam bir tabaka veya koruyucu zarla kaplıdır; bu yapı, gözleri dış etkenlerden korur ve her zaman açık kalmalarını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanlar” title_font_size=”13″]

    Yılanların göz kapakları yoktur; gözleri brille (ocular scale) adı verilen şeffaf bir tabaka ile korunur. Deri değişiminde bu tabaka da atılır, böylece gözler her zaman açık kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geckolar” title_font_size=”13″]

    Geckolar, Gekkonidae familyasına ait sürüngenlerdir ve tropikal ile subtropikal bölgelerde yaygın olarak bulunur. Yapışkan ayakları, iri gözleri ve çeşitli renkleriyle tanınır. Eublepharidae dışındaki gecko türlerinde göz kapakları bulunmaz; gözleri şeffaf bir kornea ile korunur ve sabit mercekleri sayesinde karanlıkta ışığı daha iyi algılar. Gözlerini temiz ve nemli tutmak için ise dillerini kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aksolotllar” title_font_size=”13″]

    Aksolotllar (Ambystoma mexicanum), “kaplan semenderi” ya da “yürüyen balık” olarak bilinir. Ancak isimlerinde “balık” geçse de aslında balık değil, bir amfibi, yani hem karada hem de suda yaşayabilen bir canlıdır. Gözleri dış etkenlere karşı saydam bir zarla korunur. Göz kapaklarının bulunmaması ise su altında gözlerinin sürekli açık kalmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olmlar” title_font_size=”13″]

    Olm (Proteus anguinus), Avrupa’da yalnızca mağaralarda yaşayan “Proteidae” familyasından bir su semenderidir. Olmların gözleri vardır ancak gelişmemiş ve genellikle deriyle kaplıdır. Bu nedenle göz kapakları yoktur ve görme yetileri de oldukça sınırlıdır. Biyolojik yapıları gereği göz kapaklarına ihtiyaç duymazlar.